• Arşivler

  • Diğer 531 aboneye katılın
  • Mart 2013 den beri

    • 381.732 ziyaretçi
  • Şubat 2026
    P S Ç P C C P
     1
    2345678
    9101112131415
    16171819202122
    232425262728  

Baharı İtalya’da Tarihin İzlerinde Yaşamak-Sorrento-Pompeii

IMG_2247

Gezi üstüne gezi olunca bizim İtalya yazımızın devamı bir türlü gelmedi..

Neyse! Dönelim konumuza..

Positano’da son kahvaltımızı aldıktan sonra Sorrento’ya doğru yola çıktık. Günün gezilecek yarısını Sorrento’da, sonraki yarısını da Pompeii’de geçireceğiz. Saat 20:30’da Napoli’den Palermo’ya uçup, gezinin Sicilya Adası’ndaki bölümüne başlayacağız.

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Sorrento İtalya’nın en şirin şehirlerinden bir tanesi olsa gerek. Burası zamanında surlarla çevrili ve doğal korunaklı bir şehirmiş. Bir dönem Turgut Reis bu kıyılarda boy göstermiş ve 3000’e yakın esir almış.

IMG_2049

Otobüsümüz bizi otoparkta bıraktıktan sonra şehri gezmek üzere merkeze doğru yürüyüşe geçtik. Önce Napoli Körfezi, Vezüv Yanardağı ve liman manzarasını görebileceğimiz bir yere gittik.

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Sonra şehrin ana meydanlarından olan Piazza St Antonino’ya döndük. Bu meydanda şehrin koruyucu azizi olan Antonino’nun bir heykeli var . Bu meydandan eski şehrin önemli bölümlerini gezdiren moto trene binmeniz çok akıllıca olacaktır. Bizim gibi bu güzel şehirde kısa zamanı olanların yapması gereken bir olay bu.

IMG_2186

Biz önce şehir de kısa bir tur attık, sonra da yaklaşık 45 dakika süren ve 10 EUR bedeli olan moto tren turunu aldık.

Bu turu yaptıktan sonra rehberimiz Anıl’ın tavsiyesi ile Corso Italia Caddesi üzerinde bulunan ve Franco adlı (Pizzeria Da Franco) pizzacıya gittik. Bu şehre gelmişsseniz bu pizzacıda pizza yemeyi asla unutmamalısınız. İtalya’da yediğimiz en güzel pizzaydı. Bu pizzacı karşısında limon bahçesi var. Bu şehir Limonçellası ile meşhur.

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Pizza sonrasında Pompeii’ye doğru yola düştük.

Sorrento-Pompeii arası 30 km kadar sürüyor. Burada bir yerel rehber aldık ve yüzyıllar boyunca küller altında kalmış olan Pompeii açık hava müzesini gezmeye başladık.

Önce bu kent ve tarihin en korkunç olaylarından bir tanesi olan 79 yılındaki Vezüv Yanardağı patlaması hakkında bazı tarihi bilgiler verelim;

Vezüv Yanardağı 79 yılında patladığı zaman Doğu tarafında kalan 4 şehre ağır zararlar vermiştir. Özellikle Pompeii ve Herculaneum adlı şehirler yeryüzünden silindiler ve 15 metreyi bulan lav ve kül tabakası altına kaldılar. O anda insanlar ne yapıyorlarsa o halde kaldılar. Vezüv yanardağındaki püskürme tam iki gün sürdü. 24 Ağustosta sabah erken saatlerde başlayan patlamalarla volkanın üstü bir şemsiye gibi kara bulutlarla kaplandı. Sonrasında ise bu bulut kül ve ufak volkanik taş olarak şehre düşmeye başladı. İnsanlar korksalarda, çok azının şehri terk ettiğini biliyoruz. Nereden mi biliyoruz? Şair Romalı Pliny’nin o gün   Pompeii’deki trajedi ile ilgili olarak ayrıntıları ile yazdığı notlardan biliyoruz. Aslında bu büyük patlamanın öncesinde bölgede çok sayıda yaşanan depremler bir uyarıydı. O dönemde bu uyarıların önemini vurgulayan da olmamıştı. Hoş! Vurgulayan olsa da pek dikkate alınmazdı herhalde. Bölge de zaten her zaman küçük sarsıntılara rastlanıyordu. Yani küçük depremleri pek önemsemezlerdi. Bölgenin verimli toprakları sayesinde yeşillikler, ağaçlıklar içinde bir cennet düşünün. Vezüv Dağının eteklerinden başlayan yerleşim yerleri yukarılara kadar uzanıyordu. Zenginlerin villaları pek ünlüydü ve bölge bir tatil yeri, Pompeii ise bir zevk şehriydi. Bir iki sarsıntı için bölge terk edilir miydi?

Şehire gökten saatlerce kül ve küçük taşlar yağdı. Patlamaların şiddeti gece yarısı arttı. Yoğun bir şekilde öldürücü gaz solundu. Sonunda  sıcaklığı 200 C’leri geçen öldürücü lavlar saatte 100 km hızı aşan bir şekilde şehire aktı. Bu iki gün sonunda Pompeii 6-7 metre, Herculaneum ise 18 mt derine gömülmüştü. Dönemin en güzel evlerini, eşyalarını ve sanat eserlerini bünyesinde barındıran Pompeii yerle bir olmuştu.

Yüzyıllarca yıl bu kentlerin varlığı da unutulmuştu. Batık kent diğer bölgeye bir su kanalı yapmak üzere gelen mimar Bomenico Fontana tarafından keşfedildi. İlk kazılar 1709’da Herculaneum’da başladı. Uzun çalışmalar sonucunda, kentin yedi kapısı, güneydoğu- kuzeybatı yönündeki ana caddesi ve diğer önemli caddeleri, çok sayıda ev ve casalar (yüksek sınıf evleri), kent duvarları ortaya çıkarıldı.

Size iki adet konu ile ilgili belgesel linki veriyorum. İkisi de müthiş. Özellikle BBC’nin belgeseli sanki bir sinema filmi tadında..

 1860’da İtalyan bilim adamı Giuseppe Fiovelli taşlaşan küllerin arasında bir boşluğa tesadüf edince buraya açılan delikten sıvı alçı döktürerek içerideki boşluğun kalıbını çıkardı. 19 yy’ın ikinci yarısında Giuseppe Fiovelli’nin başkanlığında yapılan kazılarda ilk kez ilmi yöntemler uygulandı. Bununla beraber Pompei’de çalışan arkeologlar lavlar altında kalan insan ve hayvan vücutlarını ortaya çıkarmak için ilginç bir yöntem geliştirmişler. Buna göre; Sert bir cisimle, taşlamış lavla kaplı kabarık yerlere vuruyorlar. Altta boşluk olduğu zaman duyulan ses değişik olduğundan böyle bir yere rastlandığında küçük bir delik açıyorlar ve bu delikten içeriye sıvı alçı döküp donmasını bekliyorlar. Daha sonra üstteki taşlaşmış lav kaldırılıyor ve alçıyla biçimlenen vücut ortaya çıkmış oluyor. Böylece, Vezüv’ün lavlarından kurtulamayan soylular, köleler, çocuğuna sarılmış anneler, yaşlılar, gençler, köpekler ve atlar oldukları gibi meydana çıkmışlar. Yani aslında taşlamış kelimesi bildiğimiz anlamda taşlaşmayı kastetmiyor. Bu cesetlere verilen özel bir madde (silikon) sayesinde cesetler bozulmadan korunabiliyor.

Taşlaşmış insan vucutları, duvar resimleri, mozaikler, mobilyalar ve mutfak eşyaları Napoli’nin ünlü müzesinde şu anda sergileniyor. Biz Napoli’de bu müzeyi gezmeye zaman bulamadık ama Pompeii’yi daha iyi anlamak için bu müze mutlaka gezilmeliymiş.

Bu patlama Vezüv Yanardağının ilk sabıkası da değil. Yine 472 yılında Vezüv’de büyük bir patlama olmuş. Kraterden saçılan kül ve dumanların rüzgarların yardımı ile İstanbul’a kadar geldiği yazılıyor. Yanardağ bundan sonra sıra ile 1631’de (18.000 kişi öldü), 1794’de (5.700 kişi öldü), 1822, 1855, 1872, 1880, 1895, 1906, 1929 ve 1944 yıllarında patlayarak can ve mal kaybına sebep olmuş. 1906’da ki patlamada birçok kasaba ve köy lavlar ve küller altında kalıp harap olmuş.

IMG_2208

IMG_2195Dönelim gezimize; Burasını gezmek için değil birkaç saat aslında günler harcayabilirsiniz. Caddeler, evler, tapınaklar sanki hala kullanılabilecek haldeler. Bazı evler ve villalar üzerlerinde hala sahiplerinin isimlerini taşıyorlar. Pompeii gezi alanı arkeologlarca 9 bölgeye bölünmüş. Biz 1. bölgede tiyatro ve civarı ile geziye başladık. Tiyatro milattan önce 200-150 yılları arasında inşa edilmiş ve 5000 kişilik.

Daha sonra ise araba tekerlekleri ile aşınmış ama hala belirgin ve kullanılabilecek haldeki caddeler boyu yürüdük.

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Bu caddelerde kanalizasyon mazgallarını, şiddetli yağan yağmurlardan ıslanmadan yürüyebilmek için yapılan yükseltileri görüp zamanın alt yapısının inceliğine hayran oluyorsunuz. Ama ben en çok da yol boyu yapılmış olan çeşmelere hayran kaldım.

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Sonrasında bazı özel villa evlerle, Pompeii’nin genelevini (Lapunare) gezdik. Pompeii aslında zevk ve eğlencesi ile ünlenmiş bir şehirmiş. Hala ayakta olan bir tanesini gezmek çok ilginçti. İki katlı olan bu evin üst tarafı hali vakti iyi olanlar için hizmet vermiş ve girişi ayrı yerden. Alt kısım ise avam takımına hizmet etmiş. Burada duvarlarda çeşitli erotik resimler var. Bu resimler aslında bir fiyat listesi. Müşteri istediği alem biçimine göre fiyat ödüyormuş. Yatakların bazaları taştan. Bu evlerden bu şehirde çok sayıda bulunuyormuş. Sokaklarda bulunan penis kabartmaları müşterilere bu evlerin yönünü gösteriyormuş. Bunlar da hala taşlar üzerinde duruyor.

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Daha sonra forum alanı ve civarını gezdik. Burada Macellum adı verilen ve zamanın gıda pazarı olan bir yeri gezdik. Burada ayrıca iki adet kazılardan çıkarılan taşlaşmış insan da sergileniyor. Ayrıca civarda çeşitli tapınaklarda varmış.

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

 Burada bulunan villaların tümünü gezme şansımız yoktu. Biz Faun Evi’ni gezdik. Bu evin ismi avlusunda bulunan ve aslı Napoli müzesine taşınan Faun (yarı insan yarı keçi) adlı mitolojik bir tanrının heykelinden geliyor. Buradaki diğer önemli bir eserde İskender ile Pers Kralı Darius’un savaşını gösteren ve aslı Napoli Müzesinde bulunan mozaik.

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Bir diğer ev orta halli bir Romalı eviydi. Hüzünlü Şaiirin Evi diye bilinen bu evin özelliği köpek mozaiği. O zamanlar evlerin ön kısmı ticarethane oluyormuş.

IMG_2364İlk defa bir antik şehrin dükkanlarını işlevleri ile Pompeii’de gördüm. Gezdiğimiz bir yer yemek satılan bir dikkandı. Burada taşlaraIMG_2360 oyulmuş kaplar içine konan yemekler satılıyormuş.

Daha sonra yavaş adımlarla bu güzelim şehirden çıktık. Ne yalan söyleyeyim bu şehirde en az bir tam gün geçirebilirdim.

Bu gezi sonrasında Napoli Havaalanına gidip akşam uçağı ile Sicilya Adasındaki ilk gezi yerimiz olan Palermo’ya uçtuk. Palermo’da bizi almaya gelecek olan servis aracı 1 saat kadar gecikince gezimizin en kötü aksaklığını yaşadık.

Bu bölümü yazarken bile yoruldum ve 2 günümü aldı.

Ama ne güzel gezmişiz değil mi Sanal Gezginler?

Gezekalın

Dr Ümit Kuru

26.05.2015 Saat 23:45

IMG_2271

Baharı İtalya’da Tarihin İzlerinde Yaşamak-Capri/Positano

IMG_1411-001

Capri Adası aktivitesi bol olan bir ada. Yazın deniz için kalabalıklaşan adanın aslında keşfedilmesi gereken çok yeri var. Kaldığımız otelin lobisinden aldığımız Capri Haritasında 4 tane rota işaretlenmiş ve gayet güzel bir şekilde güzergah tarif edilmiş. Bunlardan bir tanesi Anacapri ki biz buraya zaten bugün tur programı içinde gideceğiz. Bir diğer güzergah adada yazlık villaları bulunan Roma İmparatoru Tiberius’un en büyük ve en muhteşem villası olan Villa Jovis’e ve Tiberius Dağına giden rota. İmparator Tiberius burayı MÖ 1. yüzyılda yaptırmış. Üçüncüsü dün yapmaya çalıştığımız ama yolu kapalı olduğu için Krupp Merdivenlerini takip ederek Marina Piccola’ya (Küçük Liman) ulaşamadığımız rota. Sonucu olan ise bir doğa harikası olan Arco Naturale, Pizzolungo, Tragara’ya giden rota ki en uzun olanı bu. Bizim bugün yapacağımız Anacapri turu saat 10 civarı başlayacak. Bu nedenle biz erken kalkıp gidiş dönüş 1 saat kadar sürecek olan Arco Naturale‘ye kadar bir yürüyüş yapalım istedik.

IMG_1285

Sabah kahvaltı sonrası Umberto 1 meydanını ve dün gece yemek yediğimiz lokantanın önünden geçerek Arco Naturale’ye doğru yürüdük. Bu kısımlar adanın daha sakin olan kısımları. Yaklaşık yarım saatlik bir yürüyüş sonrası hedefe vardık. Bence bu rotayı, en azından bu kısmını yapmalısınız.

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Bu yürüyüş sonrasında Anacapri’ye gitmek için grupla bir araya geldik. Buradan Anacapri’ye gidiş için ya minibüs ya da taksi kullanmanız gerekiyor. Biz bir grup arkadaş taksi ile çıktık. Taksi 20 EUR’ya gidiyor.

IMG_1313

“Ana” ön eki antik Yunanca’da “yukarı” anlamına geliyor. “Anacapri” (Yukarı Capri), Capri’den 150 metre daha yüksekte. Anacapri’de önce Villa San Michele’in önünden geçerek adayı yukarıdan gören bir seyir terasına gittik. Buradan baktığınızda  karşıda Ischia Adası, Vezüv Yanardağı, Capri Büyük Liman ve tabii ki Capri’nin muhteşem manzarası insanı büyülüyor.

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

IMG_1396-002

Grupla bu toplu kısa gezi sonrasında 2 saate yakın serbest zaman verildi. Biz bir grup arkadaşla teleferikle Anacapri’nin de tepesine, Monte Solaro (Solaro Dağı)’ya çıktık. Teleferik dediğimiz tek kişilik ve açık bir teleferik. Gidiş-dönüş 10 EUR vermeniz gerekiyor. Anacapri’den de 590 mt daha yükseğe çıkıyorsunuz. Yaklaşık 15 dakika sürüyor. Buraya çıkarken üstünüze sıcak tutacak bir şeyler alsanız iyi olur. Teleferikle çıkarken ve tepe serin olabiliyor. Tepeye çıkmayı sakın ihmal etmeyin. Buradan adanın iki tarafının manzarası da muhteşem. Tepede bir de kafeterya var.

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Teleferikle Anacapri’ye tekrar döndük. Bir sonraki hedefimiz Villa San Michele’i gezmek. Bu villa İsveçli doktor ve yazar  Axel Munthe’ye aitmiş ve sonradan müzeye çevrilmiş. Bahçesi çok güzel. Hem ev ve hem de bahçe çok sayıda antikaya ev sahipliği yapıyor. Bahçenin uç kısmında antik Mısır’dan küçük bir sfenks de var.

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Anacapri’de,belki de yaşantım boyunca yediğim ve yiyebileceğim en kötü pizzayı öğle yemeğinde yedikten sonra Positano’ya gitmek için feribota bineceğimiz limana geldik.

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Anacapri NA - Google Haritalar - Google Chrome 12.05.2015 232728

Capri Adası’ndan gece konaklayacağımız Positano’ya feribotla geçiş 40 dakika sürüyor. Bu yolculukta kaçırmamanız gereken Galli Adaları. Sirenusas olarak da bilinen bu küçük adacıklarda, güzel sesleri ile denizcileri etkileyen ve kayalıklara çarpıp kaza yapmalarına neden olan Siren adı verilen, gövdesi kuş başı insan olan yaratıklar yaşarmışlar. Mitolojik kahramanların bir tanesi lir, bir tanesi flüt çalar ve sonuncusu da şarkı söylermiş. Hikaye bu tabii ki. Bir dönem bu adaların sahibi Rus balet Nurayev imiş.

IMG_1573

Bu güzel yolculuk sonrasında Positano kıyılarına ayak bastık. Positano 1950’lere kadar küçücük bir balıkçı köyü iken John Steinbeck tarafından yazılan bir yazı ile meşhur olmuş. Çok sayıda turist alan bir yere dönüşmüş. Burası evlerinin tepelere doğru yerleşimi ile karakterize olduğundan vertikal şehir de deniyor.

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Positano gezimize Santa Maria Assunta Kilisesi ile başladık. Kubbesi Majolika denen İtalyan çinisi ile kaplı bu kilisenin içinde siyah Madonna ikonu var. Bizans döneminden kalma bu ikonu görmek şansımız olmadı. Kilisenin içine girdiğimiz halde ikonun ön tarafı örtülmüştü, göremedik. Bu ikonun bir de hikayesi var. Bu hikayeye göre Bizans’tan bu ikonu çalan korsanlar Akdeniz’de seyahat ederlerken, Positano açıklarında korkunç bir fırtınaya yakalanırlar. Ölümü bekleyen korsanlar gökten bir ses duyarlar; “Posa, Posa ! (Bırak, bırak!). Onlarda ikonu denize bırakırlar ve ikon Positano sahiline sürüklenir. Fırtına aniden durur. Bu da başka bir hikaye işte.

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Burada dolaşırken ilk dikkatimi çeken, Capri Adası’nda olduğu gibi her yerin limon ağaçları ile dolu olmasıydı. Hele bir de  Sfusato denen bir limon çeşidi var ki  kocaman görünümde.

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Positano içinde kısa bir yürüyüş sonrası otelimize gittik. Positano’da kaldığımız otelin ismi Hotel Royal Domina Viale Pasitea. Burası tepede bir hotel. Merkeze inmeniz için minibüse binmeniz ya da 400 merdiveni inmeniz gerekiyor.

Akşam yemeği için şehre inmeye üşendik ve otel yakınında bir yer aradık. Saraceno d’oro adlı bir restoranda yemek yedik. Burada yediğimiz limonlu makarna muhteşemdi.

Bu gecelik bu kadar..

Yarın Amalfi Kıyıları gezimize devam…

Gezekalın

Dr Ümit Kuru

13.05.2015 Saat 00:50

Baharı İtalya’da Tarihin İzlerinde Yaşamak-Napoli-Capri

IMG_1240

Napoli’de kaldığımız otel, şehrin merkezinde sayılabilecek bir konumda olan Renaissance Naples Hotel Mediterraneo’ydu. Kahvaltı otelin,  bir tarafı Vezüv Yanardağı ve deniz diğer tarafı ise Castel Sant’Elmo manzaralı terasında yapıldı.1280 metre yüksekliğinde  ve Avrupa ana karasındaki son yüz yıl içinde aktivite gösteren tek aktif yanardağ olan Vezüv, düne göre daha berrak bir görüntü veriyor.

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

IMG_1422 (1)

(Not:Yukarıdaki fotoğraf pilot olan arkadaşım Elbruz Çoşkun tarafından çekilmiştir. Vezüv’ün haşmetini çok güzel gösteren bu fotoğrafı yazımda kullanmam için veren güzel kardeşime teşekkür ederim)

Gezi ekibimiz istenen saatte kahvaltısını bitirmiş olarak otel lobisinde buluştu. Sabah erken saatte başlayacak ve 2 saat kadar sürecek olan Napoli eski şehir merkezi turumuz olacak. Bu gezi bizim programdaki ilk Dünya Kültür Mirası Listesi ziyaret yeri olacağından heyecanım bir başka.

IMG_1009

Vakit kazanmak ve daha az yorulmak amacı ile otelimize yakın Toledo metro durağına kadar yürüyüp oradan Napoli eski şehir merkezine gitmeyi daha uygun gören Anıl hanımın önderliğinde yürüyüşe başladık. Metroya binip bir durak sonra Dante İstasyonunda indik. Bu arada hemen söylemeliyim ki metronun içi çok güzel ziyaret etmenizi tavsiye ederim.

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Napoli eski şehir merkezi dünyadaki en büyük eski tarihi şehir merkezlerinden kabul ediliyor. Bu şehrin insanları 448 adet tarihi ve anıtsal kiliseye sahip olmaları ile övünç duyuyorlar. Bu sayı dünyanın en yüksek sayısı olarak biliniyor. MÖ 470 yılında bu bölgeye gelen Yunanlılar kurdukları bu şehire Neapolis (Yeni Şehir) adını vermişler. Neapolis zamanla Napoli olmuş.

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Piazza Dante’den geçip Via Port’Alba kapısından eski şehire girdik. Via Tribunali yolunu takip ederek şehrin en önemli yerlerinden olan Duomo’ya doğru yürüyüşe başladık. Sabahın erken sayılabilecek bir saatinde sokaklar boş sayılır ve bizden başka turist pek gözükmüyor. Yani şanslıyız. Aslında kalabalık zamanda bu dar sokaklarda gezmek insana eziyet olabilir.

IMG_1023

1995 Yılında UNESCO Dünya Kültür Mirası listesine giren Napoli Tarihi Şehir Merkezi’nde sokaklar hala ilk kurulduğu günkü gibi birbirini dik kesen, daracık sokaklar şeklinde duruyorlar. Tabii ki Yunan hakimiyetinde olduğu günlerden pek bir şey yok. Roma dönemine ait ise biraz daha fazla sayıda eser görebiliyorsunuz.

taralli-ricettaSağa sola baka baka San Lorenzo Maggiore ve hemen karşısındaki San Paolo Maggiore Kiliselerinin bulunduğu meydana geldik. Bu arada, Anıl’ın uyarması ile, yolda bir pastaneden Taralli adlı bir yiyeceklerinden de aldık ve denedik. İlginç bir kurabiye idi. İnsanı bayağı tok tutuyor. Sonradan öğrendiğime göre yapım aşamasında un içine beyaz şarap da katılıyormuş

San Lorenzo Maggiore Kilisesi’nin bulunduğu meydana daha sonra geri dönmek üzere Duomo’ya, Ana Katadrele, doğru yürümeye devam ettik.

IMG_1084

Napoli Duomo’su Saint Januarius ya da İtalyanların söylediği şekli ile San Gennaro’ya adanmış bir roman Katolik Katedrali. Aziz Gennaro aynı zamanda Napoli şehrinin koruyucu azizi. Bu Azize ait olduğu kabul edilen ve bir ampul içinde korunan kan pıhtısının, senenin belli günlerinde çıkartılıp sıvı hale gelmesine şahit olunurmuş. Biz bunu göremedik tabii ki.

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

13. Yüzyılda yapımına başlanan Katedral sonradan bitirilmiş. İçeride bir bölüm tadilatdaydı. Tavan işciliği çok etkileyiciydi.

Daha sonra tekrar San Lorenzo Maggiore Kilisesi’nin bulunduğu meydana geldik. Burada yarım saatlik serbest zaman verdik. İsteyen San Lorenzo Maggiore Kilisesi’ni, isteyen bu kilisenin altında bulunan Roma kalıntılarının çok güzel restore edildiği arkeolojik alanı ve isteyen de Via San Gregorio Armeno sokağında, Pastore adlı küçük heykelciklerin satıldığı dükkanları gezdi. Tabii ki yürümek istemeyenlerimiz içinde meydandaki kafe dükkanlarından birinde kahve içmek alternatifi vardı. Bendeniz bu aktivitelerin tümünü, bir grup arkadaşla birlikte yaptı.

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

San Lorenzo Maggiore Kilisesi altındaki Roma kalıntıları çok ilginçti. İçeri girişi 5 EUR karşılığında yapabiliyorsunuz ve bir avluyu takip ederek, merdivenlerle aşağıya iniyorsunuz. Şehrin altında bir başka canlı şehir duruyor hissini yaşayacaksınız. Bu aktiviteyi mutlaka yapın derim. Küçük bir tur olsa bile o dönem Napoli’deki Roma yaşamı hakkında bilgi veriyor.

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

San Lorenzo Maggiore Kilisesi içine de bir baktım ama Duomo’dan sonra pek bir yavan geldi. Bunun yerine hemen karşıdaki San Paolo Maggiore Kilisesi ve  küçük heykelcikler satan dükkanların bulunduğu sokaktaki San Gregorio Armeno Kilisesi daha güzel geldi bana. Sonuncu kilise aslında Roma tapınağı üzerine inşa edilmiş ve içi çok güzel olan bir kiliseydi. Bu küçük kilisede ayin vardı, fotoğraf çekemedim ama buraya yolu düşen içini bir gezsin derim. San Paolo Maggiore Kilisesi’de aslında bir tapınak üzerine 8. yüzyılda inşa edilmiş. Onun içi daha sadeydi.

IMG_1118

imagesSan Gregorio Armeno sokağındaki dükkanları da hızlıca gezip, meydandaki toplanma yerimizde buluştuk. Dönüş yolunda da pis boğazlığımız tuttu ve bu sefer de Sfogliatelle adlı tatlı bir hamur işi yedik. İçinde ricotta peyniri var ve limonumsu bir tat da alıyorsunuz. Tavsiye ederim.

Napoli Tarihi Merkez kısmı çok güzeldi. Keşke daha uzun gezebilseydik ancak program yoğun, yollar bizi bekliyor. Kalabalıklaşmaya başlayan dar sokaklardan geçip Dante Meydanına geri döndük. Buradan da kaldığımız otele doğru yürüdük

IMG_1128

Napoli’ye veda ederek Capri Adası’na geçmek için limana geldik. Napoli-Capri Adası hızlı feribotlarla 45-50 dakika kadar sürüyor. 
IMG_1132
Capri Adası çok güzel bir görüntü ile karşılıyor insanı. Küçük Limanda valizlerimizi otele çıkaracak taşıyıcılara teslim edip kısa bir tur attık. Burası aslında mevsim dışı olmasına rağmen kalabalık. Mevsiminde yaşanan kalabalığı düşünemiyorum bile.

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

 Daha sonra fünikülere binip otelimizin bulunduğu Capri merkeze çıktık. Hemen otelimize yerleşip şehir turuna başladık. Bu arada karında ziller çalmaya başlayınca şarküterimsi bir dükkana girip kendimize bir sandviç hazırlattık. Aklınızda olsun şarküterilerin hemen hepsinde bu türden fastfood türü yiyecekler hazırlatabilirsiniz. Doymanın en ucuz yolu bu İtalya’da. Daha sonra daracık sokaklar arasında Capri turumuza başladık.
720px-Capri_sights

Capri, Sorrentine Yarımadası açıklarında, Napoli körfezinin güneyinde kalan İtalyan adası. Roma Cumhuriyeti döneminden beri sayfiye yeri olarak kullanılmış. Marina Piccola ve Marina Grande (adanın ana limanı) adında bitişik iki limanı var. Bizim kaldığımız yer dışında araçla ulaşabileceğiniz Anacapri diğer önemli ziyaret yerlerinden.

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Capri’nin tertemiz ve daracık sokaklarından ve Cartusian Manastırı önünden geçip Giardini di Augusto (Augustus Bahçeleri)’ne ulaştık. Burada manzara müthişti.

IMG_1198

Bulunduğumuz mekandan seyrine daldığımız Akdenizin mavi sularının  güzelliğinden midir, yorgunluktan mıdır bilemem ama burada uzunca bir süre zaman geçirdik.

Bu bahçenin içinden başlayan ve küçük limana kadar giden çok güzel bir yol gözüküyor buradan. Burası Krupp yolu. Bu yolu inerek, küçük limana gitmeyi aklıma koymuştum ama bu mevsimde taş kopmaları olabildiğinden yol kapalıymış. Gidemedik.

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Daha sonra ise Capri meydana dönüp oradaki kafelerden birinde bir şeyler içip otele döndük.

Akşam ise yemek için tekrar çıktık ve Damore Capri Restorant adlı bir yerde yemek yedik. Burada yediğimiz limonlu makarnayı herkes çok beğendi. Bir de 27 EUR’ya bir şarap açtırdık. Gece ışığında Capri sokaklarını arşınlayıp otelde odalarımıza çekildik.

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Evet Sanal Gezgin arkadaşlarım..

Uzun bir gezi gününü anlatması da uzun sürüyor. Sabrınıza sığınıyorum

Gezekalın..

Dr Ümit Kuru

07.05.2015 Saat 01:35

 

Baharı İtalya’da Tarihin İzlerinde Yaşamak-Napoli

IMG_0874

İtalya gezginleri olarak sabahın erken bir saatinde havaalanında buluştuk. Uçak zamanında körükten ayrılsa da havalanmak için 40 dakika geçmesi gerekti. İstanbul-Napoli arası THY ile doğrudan uçuluyor. Kuş uçuşu 1220 km ve uçuş süresi ise 2 saat 10 dakika kadar tutuyor.

Napoli havalimanından çıkışımız sonrasında bizi çıkışta bekleyen rehberimiz sevgili Anıl Ergün’le buluştuk. Otobüsümüzle Napoli şehir turuna başladık.

İtalya’nın Roma ve Milano’dan sonra bir milyon civarı nüfusu ile 3. büyük kenti olan Napoli, Campania Eyaleti başkenti. 2800 Yıllık geçmişi ile sadece İtalya’nın değil ama Avrupa’nın da en eski şehirlerinden bir tanesi. 1285–1816 tarihleri arasında özerk bir devlet olan Napoli Krallığı’nın başkentliğini de yapmış. 720 hektarlık Napoli eski tarihsel şehir merkezi UNESCO Dünya Kültür Mirası listesinde bulunmakta. Sizin anlayacağınız geziye çok önemli kentten başlıyoruz.

IMG_0774

IMG_0780Napoli’ye girmeden hemen önce şehrin panoramik görüntüsünü alacağımız bir tepede durduk. Durduğumuz yerden Vezüv Dağını, Ischia ve Procida Adalarını görecek şekilde tüm Napoli Körfezi ve şehrini görmemiz gerekirdi. Ancak havanın puslu olması özellikle Pompei Şehri katili Vezüv Yanardağını görmemizi engelledi. Yine de tüm körfez ve şehrin bir kısmı iyi görüntü verdi ve “Ben güzel bir şehrim” dedi bize.  IMG_0783

Daha sonra şehrin ana meydanlarından olan Piazza del Plebiscito‘ya gittik. Buradaki meydanda hemen arkamızda tadilat gören Kraliyet Sarayı ve karşımızda ise  San Francesco di Paola Kilisesi var

IMG_0796-001

Plebiscito “referandum” anlamına geliyor. Plebiscito Meydanı, 1863 yılında Napoli Krallığının Birleşik İtalya’ya katılma kararının burada alınmasına izafen verilmiş bir isim. 19. Yüzyılın başlarında Bourbon Hanedanlığı tarafından yönetilen ülkeyi Napolyon ele geçirmiş. Napolyan’da yönetimi akrabası olan Joachim Murat’a teslim etmiş. O da Napolyon’a hediye olarak bugünkü San Francesco di Paola Kilisesi’ni sarayın devamı olan bir kompleks olarak inşa ettirmiş. Ancak Napolyon daha bu sarayı göremeden yönetim tekrar Bourbon’lara geçmiş. Onlarda yeni yapılan saray kısmını kiliseye çevirip bir dönem bu civarda yaşamış olan Aziz Francesco’ya adamışlar (San Francesco di Paola Kilisesi). Bu kilise Roma’daki Pantheon’a benziyor.

IMG_0801

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Yüzünüzü San Francesco di Paola Kilisesine verdiğinizde sağınızda kalan bina Palazzo della Prefettura. Bir dönem Kraliyet Sarayı bahçesinde misafirleri ağırlamak için Kral 1. Ferdinand tarafından yapılan bu küçük sarayın alana girerken ki ilk katı Caffe Gambrinus adlı bir kafeye dönüştürülmüş. 1860’lı yıllardan beri kafe olarak hizmet vermiş olan bu tarihi mekanın içi çeşitli sanatçılartarafından dekore edilmiş. Napoli’ye gelip de burada bir tatlı-dondurma yemeden ve bu güzel mekanın kahvelerinden içmeden ama daha önemlisi içini bir müze gezermiş gibi gezmeden sakın gelmeyin derim.

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

 Bu alanı gezdikten sonra açlığımızın artık tavan yaptığını anladık. Hele bir de Caffe Gambrinus’daki tatlıları gördükten sonra bizi tutabilene aşk olsun! Hemen yakındaki ayak üstü pizza yapan bir dükkana girdik. Girdik ama gel de bizim ülkenin eli tez satıcılarını arama burada! Adamlar hiç bir şekilde sıkıntıya gelemiyorlar. Bir bağırış, bir çağırış arasında kaptık bir dilim pizzayı, köşede yedik. Sonradan başka bir italyan şehrinde gördüğüm bir yazı aslında buradaki beklentilerimize ince ayar veriyordu “Keep calm. You are in Italy” “Sakin olun, İtalya’dasınız”

Bu arada bazı ipuçları vermem lazım sizlere. Özellikle Napoli ve Amalfi Kıyılarında gezdiğimiz her yerde, yemek yediğimiz her kafe ve restoranda oturma parası denen bir parayı vermek zorunda kalıyorsunuz. Bu paranın miktarı genellikle 2 Euro olsa da 4 Euro olduğu yerler de oldu. Otellerin tamamında sizden aldıkları 2-3 Euro şehir vergisi de söz konusu tabii ki. Sizin anlayacağınız İtalyanlar turisti affetmiyorlar.

IMG_0819

Sonra Galleria Umberto 1‘in içini gezdik. Burası her zaman halka açık bir alışveriş merkezi olmuş. 1887-1891 Yılları arasında inşa edilmiş olan bu bina San Carlo Opera binasının  çapraz karşısında bulunuyor. Binanın içinde alışveriş için dükkanlar ve kafeler var. Bina, Milano’daki Galleria Vittorio Emanuele II örnek alınarak yapılmış ve binanın yapıldığı dönemdeki İtalyan kralın ismini taşıyor. Bu arada San Carlo Opera binasını ancak dışarıdan görebildiğimizi söylemem lazım. Avrupanın en iyi akustiğine sahip binalarından bir tanesinin içini gezmeye zaman olmadı.

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

IMG_0839

Bir sonraki hedefimiz, denize doğru yürüyüp Castel dell’Ovo‘yu ziyaret etmek. Napoli içindeki 3 kaleden biri olan bu kale aslında Megaride adli bir ada üstünde kurulmuş ve kalelerin en eski olanıymış. Milattan önce 6. yüzyılda Yunanlılar ilk olarak buraya yerleşip bu kaleyi kurmuşlar. Milattan  sonra 5 yüzyıl ortalarında Romalılar buraya bugünkü kaleyi inşa etmişler. Romanın son imparatoru Romulus Augustulus bu kaleye sürgüne gönderilmiş. Bu kaleye yumurta kalesi anlamında  Castel dell’Ovo denmesinin nedeni bir efsane. Büyü ve kehanetleri ile meşhur Romalı ozan Virgil, bu kalenin inşası sırasında sihirli bir yumurtayı kalenin temellerine yerleştirmiş ve eğer bu yumurta kırılırsa Napoli’nin başına felaketler geleceğinden bahsetmiş.

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Bu kale ile işimizi bitirdikten sonra bir diğer kale olan Castel Sant’Elmo’ya  gittik. Buraya gitmek için önce Toledo Caddesi üzerindeki Central foniküler durağına kadar gitmeniz gerekiyor. Napoli’deki foniküler sistemin geçmişi 1889’lara kadar gidiyor ve dünyanın en eskilerinden sayılıyor. Yaklaşık 5 dakika süren bir yoculuk sonrasında diğer istasyonda inip Castel Sant’Elmo’ya doğru yürüdük. Yolda bir İtalyan grubun söylediği Santa Lucia adlı şarkıya eşlik edenlerimiz bile oldu.

IMG_0889

IMG_0892-001Castel Sant’Elmo’ya surlarına vardığımızda kale ziyareti yapmak hiç içimizden gelmedi. Bunun yerine hemen karşıda bulunan ve sabah bize yüzünü göstermeyen Vezüv Yanardağı manzaralı bir kafede oturmak daha cazip duruyordu. Biz de tercihimizi bu yönde kullandık. İyi de ettik. Hem Napoli’nin panoroması ve hem de Vezüv Yanardağına karşı kahvelerimizi yudumlamak iyi geldi doğrusu.

Castel Sant’Elmo ortaçağ kalelerinden ve yapımı 1275 yıllarına kadar gidiyor. Eskiden kalenin kuruluduğu yerde bir kilise varmış. Napoli’deki diğer kale ise Castel Nuovo.

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

IMG_0884Bu gezi sonrasında akşam yemeğini yemeyi planladığımız Santa Lucia’ya doğru sahilden yürüyüşe geçtik. Ama yol üzerinde Galleria Umberto 1 içindeki Mary adlı bir pastaneden Baba tatlısı yemeyi de ihmal etmedik. Bu alkol katkılı tatlının içinde farklı şeyler olabiliyor. Beğendim. Tavsiye ederim.

Yol boyu yavaş bir tempoda yürüyerek şarkılara konu olmuş Santa Lucia bölgesine ulaştık. Castel Nuovo bir yanda, limana demirli yatlar bir yanda bir güzel akşam yemeği yedik. Yemek sonrası şehir merkezinde bulunan otelimize yürüken yolda Caffe Gambrinus’a uğrayıp kahvelermizi yudumlayarak günün muhasebesini yaptık. Otele vardığımızda ise ayaklarda tatlı bir sızı vardı.

Ne dersiniz? Gezi güzel başladı değil mi?

Gezekalın…

Dr Ümit Kuru

02.05.2015 Saat 01:03

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

http://www.mappery.com/naples-tourist-map

Baharı İtalya’da Tarihin İzlerinde Yaşamak-Giriş

IMG_3502

Baharları severim.

Hem ilkbaharı, hem de sonbaharı..Baharlardan ilkinin doğaya verdiği yeşil rengi ve renk renk kır çiçeklerini, sonuncusunun ise yaprakları sarıya kızıla boyamış halini severim.

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Her sene Nisan-Mayıs aylarında yurt içi bahar gezisi yapmayı, yani ilkbaharı karşılamayı, adet haline getirmiştik. Bu adeti ilk defa bozduk ve baharı yurt dışında karşıladık. Senenin ilk yurt dışı gezisini gezi grubumuzla beraber İtalya’nın Güney Kıyılarına ve Sicilya’ya yaptık. 18-26 Nisan tarihleri arasında toplam 23 kişi, her zamanki gibi özel bir programla geziyi tamamladık.

IMG_2886

Geziye Napoli’den başlayıp, Capri Adası ve devamında Amalfi Kıyılarını gezip, Sicilya Adasında, Catania Şehrinden İstanbul’a döndük. Dolu dolu sekiz gece 9 günlük tur, doğa ve tarih içerikli yoğun bir programdı. Her sene yaptığımız 5-6 günlük yurt içi bahar gezisini (çoğunlukla da İsparta ve civarı Göller bölgesi turu yaparız)  İtalya’da harcadık. Gezi ve gezi de arkadaşlarla birlikteliğimiz çok güzeldi. Ama ne yalan söyleyeyim, baharı yurt içinde, kendi dağlarımda, kendi kır-dağ eteklerinde ve yöre insanımla geçirmek daha güzel oluyormuş.  Seneye geleneğe devam edeceğiz artık.

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Evet Sanal Gezginler..Bir başka gelenek de gezi sonrası anıları sizlerle paylaşmak ve onları ölümsüzleştirmek olduğuna göre, buyrun bakalım “Baharı İtalya’da Tarihin İzlerinde Yaşamak” başlıklı gezi yazımıza…

Gezekalın

Dr Ümit Kuru

29.04.2015 Saat 23:19

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.