• Arşivler

  • Diğer 531 aboneye katılın
  • Mart 2013 den beri

    • 381.775 ziyaretçi
  • Şubat 2026
    P S Ç P C C P
     1
    2345678
    9101112131415
    16171819202122
    232425262728  

HİNDİSTAN GEZİ YAZISI-Giriş

IMG_0787

Okuyucuya Önemli Not: RAJASTAN-ALTIN ÜÇGEN-VARANASİ gezi yazım 2009 yılında yapılan gezimin yeniden gözden geçirilmiş son halidir. Tüm gezi yazılarımı tek blogda toplama amaçlı olarak yeniden yazılmıştır. Notlarda geçen bilgiler okuyucu için yeniden güncellenmiştir. İlginize teşekkür ederim.

Ümit Kuru-2014

IMG_1395Hindistan hakkında çok şey duymuş olabilirsiniz ve eminim bunların büyük çoğunluğu da olumsuzdur. Ancak inkar edilemez bir  gerçek olarak, her gezginin rüyasında mutlaka Hindistan’ı ziyaret etmek vardır. 2009 Yılında bayram tatili ile birlikte senelik tatili birleştirip Hindistan’a 12 günlük bir gezi yaptık. Hindistan 3,287,590 km² ‘lik yüz ölçümü ile kocaman bir ülke olunca bizim gibi günü sayılı gezginler için tamamını gezmek imkansız. Bu nedenle seçme yapmak gerekti. Türkiye’den turların büyük çoğunluğu genellikle “Altın Üçgen “ dedikleri Delhi, Jaipur ve Agra şehirlerini içine alan turu veya Altın Üçgen’e ilave olarak Nepal-Katmandu’yu kapsayan turlar yapıyorlar. Ancak Hindistan’ı araştırınca buraların bizi tatmin etmeyeceğine inancım gelişti. İyi de bizi tatmin edecek tur programı yok; o zaman iş başa düştü, turu biz kendimiz düzenleyecektik.

IMG_1311

SONY DSCDüşündüğüm yerler Rajastan, Altın Üçgen ve kutsal şehir Varanasi’ydi. Hindistan’dan lokal bir acente için araştırmalara giriştik. İnternetten arama motorlarına  Hindistan turlarını İngilizce yazınca karşınıza çok sayıda tur şirketi çıkıyor.  Zor olan aldatılmadan, istediğiniz yerleri size tanıtacak ve bunu da en ucuza yapacak tur hangisidir onu bulmak. Kendi seçtiğim tur şirketlerine ve bir de daha önce Hindistan’a lokal bir acenteden hizmet satın alarak gitmiş olan bir arkadaşımın tavsiye ettiği tur şirketine gitmek istediğim yerleri yazıp fiyat teklifi istedim. Üç aylık bir yazışma sonunda bir tanesine karar verdik. Şirketin adı Travel With Us. Şirketin ismindeki çağrıya (ve tabii ki daha önceki geziden arkadaşımın onayından geçmiş olmasına) uyarak bu şirketle anlaştım. Bizim grubun bir kısmı daha önce Hindistan’ı görünce, bir kısmı adı gezilecek yerin adı Hindistan olunca, bir kısmı da maceraya atılmayı uygun görmeyince, koca gezgin grubumdan kala kala 3 kişi geziyi yaptık; Ben, eşim ve Ankara’dan bir gezgin arkadaşımız. Tur programımız hayli yoğun. Önce İstanbul’dan Delhi’ye uçuyoruz ve hiç beklemeden iç uçuşla Jodhpur şehrine gideceğiz. Jodhpur, Fransa büyüklüğünde bir eyalet olan Rajastan’ın bir şehri. Burada 1 gece kalıp sonra iç uçuşla Udaipur’a gideceğiz. Burada 2 gece geçirip sonra Jaipur’a uçacağız. Jaipur, Rajastan Eyaletinin başkenti ama ilk gün burada kalmayıp özel aramamız ve yanımızda rehberimiz eşliğinde Mandawa denen bir şehre ve Haveli ‘leri (köşk) ile meşhur Shekhawati bölgesine gideceğiz. Burada 1 gece geçirip sonra tekrar Jaipur’a dönüp burayı gezip bir gece geçireceğiz. Jaipur sonrası ünlü Taj Mahal’e ev sahipliği yapan Agra’ya gideceğiz. Buradan devamla Orca ve  sonrasında erotik figürleri ile meşhur Kajuraho şehrine geçip burada bir gece kalacağız. Sonrasında ise Hinduizmin kutsal şehri olan Varanasi’ye uçakla gideceğiz. Geceyi burada geçirip sonra son durak olan Delhi’ye uçacağız. Turun tamamı 11 gece, 12 gün. Biz bu program için 4 yıldız otellerde oda-kahvaltı, havaalanlarında karşılama ve transferler, İngilizce rehberlik hizmeti, 3 kişi için Toyota innova araba ve şoförü, Agra-Jhansi arası turistik trende seyahat, müze giriş ücretleri, Varanasi de  Ganj nehrinde sabah bot turu dahil 1150 USD adam başı ücret verdik. İç hat uçuşlarına 570 USD (5 iç hat uçuşu) ayrıca verdik. Bir de iki özel gösteri içinde lokal acenteyi kullandık; Chokhi Dani’ de akşam yemeği ve Varanasi’de Aarti Ganga akşam töreni içinde adam başı 32  USD ödedik. Kağıt başı her şey güzel görünüyor ama konu Hindistan olunca doğrusu biraz ürküyorum. Haydi hayırlısı.

SONY DSC

Her gezi sonrası yaptığım gibi sizlerle Hindistan gezi notlarımı ve fotoğraflarımı paylaşmak istiyorum. Her zaman ki gibi yediğim içtiğim bana kalmak şartıyla buyurun bakalım Hindistan gezi anılarıma..

Gezekalın

Dr Ümit Kuru

İlk yazım tarihi 05.12.2009

Gözden geçirilmiş son basım tarihi 25.12.2014

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Dünya Kültür Mirası Listesinde Kamboçya

SONY DSC

Kamboçya’nın Dünya Kültür Mirası Listesi içinde 2 adet yeri bulunmaktadır;

  • Angkor (1992)
  • Preah Vihear Tapınağı (2008)

Bizim kısacık Kamboçya gezimizde bu yerlerden sadece Angkor’u gezme şansımız oldu. Preah Vihear Tapınağı ülkenin diğer ucunda Tayland sınırına yakın bir bölgedeydi ve gitme şansımız yoktu.

Angkor

SONY DSC

Angkor Güney-Doğu Asya’nın en önemli arkeolojik yerlerinden bir tanesidir.  Dört yüz km²’nin üstünde  ormanlık alan dahil Angkor Arkeolojik Parkı, Khmer İmparatorluğunun 9-15 yüzyıllar arasındaki önemli kalıntılarını barındırmaktadır. Bu alanda meşhur Angkor Wat, Angkor Thom ve Bayon Tapınakları vardır. UNESCO bu sembolik alan ve çevresini korumak için özel bir program yürütmektedir.

Görme hayalim olan bu yeri gezme şansını yakalamaktan son derece mutlu olduğumu hatırlıyorum.

Gezekalın..

Dr Ümit Kuru

25.12.2014 saat 22.06

https://gezekalin.com/2014/12/17/vietnam-laos-kambocya-gezi-anilarikambocya-kimerlerin-ulkesi-siem-reap/

Dünya Mirası Listesinde Laos

Laos’un UNESCO Dünya Mirası Listesi içinde yer alan iki yeri bulunmaktadır;

Kültürel Miras

  • Luang Prabang Şehri (1995)
  • Vat Phou ve Champasak Kültürel Alanı içindeki eski yerleşim birimleri (2001)

Bizim gezi programımız içinde sadece Luang Prabang Şehri vardı.

Luang Prabang Şehri

SONY DSC

Luang Prabang hem geleneksel ve hem de 19-20 yüzyıllarda Avrupalı Kolonyal otoritelerin eserlerinin bir arada olduğu iyi bir örnek şehir. İki kültürün iyi örneklerinin güzel korunduğu benzersiz bir şehir olarak anlatılıyor. Biz de gezimizde bu şehri çok sevdik.

Vat Phou ve Champasak Kültürel Alanı içindeki eski yerleşim birimleri

Laos’un Dünya Kültür Mirası listesindeki diğer yeri olan Vat Phou ve Champasak Kültürel Alanı Güney-Doğu Laos’da bulunan Khimer-Hindu tapınak kompleksidir. Phu Kao Dağının eteklerinde Champasak eyaletinde, Mekong Nehri kıyısından 6 km uzaktadır. Bu alanda 5. yüzyıldan gelen tapınak kalıntıları olsa da ayakta kalan yapılar 11*13. yüzyıllara aittir. Bu alan daha sonra Theravada Budistleri için bir ibadet yeri olmuş ve bugün de o şekilde devam etmektedir. Bu güzel alanı göremediğimize çok üzüldüm doğrusu. Laos’a yolunuz düşerse mutlaka gitmeye çalışın derim.

Gezekalın

Dr Ümit Kuru

24.12.2014 Saat 00:13

Dünya Mirası Listesinde Vietnam

Vietnam’ın UNESCO Dünya Mirası Listesine giren 8 adet eseri var;

Kültürel Miras

  • Thang Long İmparatorluk Kalesi Merkez Bölgesi-Hanoi (2010)
  • Ho Hanedanlığı Kalesi (2011)
  • Hue Anıtları Kompleksi (1993)
  • Hoi An Eski Şehir (1999)
  • My Son Tapınağı (1999)

Doğa Mirası

  • Ha Long Körfezi (1994)
  • Phong nha-Ke Bang Ulusal Parkı (2003)

Hem doğa ve hem de Kültür Mirası

  • Trang An Manzara Kompleksi (2014)

Vietnam gezimizde bu eserlerden 3 tanesini görebildik.

 Thang Long İmparatorluk Kalesi Merkez Bölgesi-Hanoi

Bu yazıyı hazırlarken Hanoi’ye gidip de UNESCO listesi içinde olan bu yeri ziyaret etmedik diye kızdım durdum kendime. Ama sonradan araştırdığımda öğrendim ki burası ancak 2010 yılında halka açılmış. Bu tarihten önce ise askeri tesis olarak kullanıldığından zaten ziyarete kapalıymış. Yani bizim Vietnamı gezdiğimiz 2008 yılında burayı gezme şansımız zaten yokmuş. Ama yeni gidecekler burayı ziyaret etmeyi unutmayacaklar tabii ki.

Burası 11. yüzyılda, 1000 yıllık  Çin işgaline son veren Ly Thai To tarafından başkent olarak kurulmuş. Bu hanedanlık zamanından kalma Edebiyat Tapınağı ve Tek Kolonlu Pagoda gibi eserleri gezdik. Gezemediğimiz bu kale ise 7. yüzyıldan kalma bir Çin kalesi üstüne inşa edilmiş. Kalenin UNESCO Kültür Mirası Listesi içine girmesindeki en önemli etken kalenin kuzey kısmında Çin mimari tarzı ve güney kısmındaki Champa Krallığı mimarı tarzlarını birlikte barındırması ve kültürler arası sentezlerin iyi bir örneği olmasıdır.

Ho Hanedanlığı Kalesi

14. Yüzyıl Ho Hanedanlığı kalesi feng shui prensiplerine göre inşa edilmiş olması ile önemli. 14. Yüzyıl sonlarında filizlenen yeni Konfüçyanizme ve buradan Doğu Asya’nın diğer bölümlerine yayılmasına tanıklık etmiştir.

“Rüzgâr” ve “su” anlamına gelen feng shui, doğada var olan yaşam enerjisini, yaşanılan mekânlarda harekete geçirme yöntemlerini gösteren eski bir Çin öğretisidir. Feng şui, eski bir Çin yerleşim uygulaması olup, çevreyle uyumunu sağlamaya yönelik, uzayda mekânın ayarını yapmaya yönelik bir uygulamadır. Bu prensiplerle kale Ma ve Buoi Nehirleri arasındaki ovada, Tuong Son ve Don Son dağlarının eşsiz manzarasını bir aks üstüne yerleştirecek şekilde yapılmıştır. Büyük taş duvarları ile bu kale yeni stil Güney-Doğu Asya imparatorluk şehirlerinin iyi bir örneğidir. Gezimizde bu kale rotamızda değildi.

Hue Anıtları Kompleksi

SONY DSC

Vietnam’ın 1802-1945 yılları arasında hüküm sürmüş son hanedanı olan Nguyen Hanedanlığının başkenti olan bu şehirdeki anıtlar, feodal doğunun benzersiz bir güzelliğini oluşturmuş. Bence bu unvanı en çok hak eden yerdi.

Hoi An Eski Şehir

SONY DSC

15. Yüzyıldan, 19 yüzyıla kadar Güney-Doğu Asya’nın ticaret limanı olarak korunmuş en iyi eski şehirlerindendir Hoi An. Şehrin eski evleri ve sokak planı hem yerli halkın ve hem de yabancıların etkileşimlerini göstermektedir.

My Son Tapınağı

4-13 Yüzyıllar arasında Vietnam  halkı ile eş zamanlı olarak sahil kısmında gelişen ve manevi orijinini Hindistan Hinduizm’inden alan bir uygarlık ortaya çıktı. Champa Krallığının dini ve politik başkenti olan bu alanda bir dizi kule tapınaklar Vietnam’ın Dünya Kültür Mirası listesi arasına girmiştir. Ne yazık ki burayı görme şansımız olmadı. Göremediklerimiz içinde en çok buraya görememek üzdü beni.

Ha Long Körfezi

SONY DSC

Tonkin Körfezindeki Ha Long Bay, 1600 civarındaki kireçtaşından sütunlardan oluşmuş ada ve adacık ile eşsiz bir doğa harikası görünümündedir. Ada ve adacıkların bu dik yapısı nedeni ile de insan yerleşimi hiçbir zaman olamamıştr ve bu da insan kaynaklı bozulmanın olmamasına neden olmuştur. Muhteşem bir manzara ve biyolojik çeşitliliğe sahip bu güzel yeri görme şansımız oldu.

Vietnam-Laos-Kamboçya Gezi Anıları:Kamboçya;Phnom Pehn/Ölüm Tarlaları

Gezinin başında, programı elime aldığımda, acaba Phnom Pehn’i boşverip, Siem Reap’da bir gün daha mı geçirseydik diye düşünmedim değil. Ancak bugün, bunun yanlış bir hareket olacağını rahatlıkla söyleyebilirim. Siz de Phnom Pehn’i atlamayın derim.

SONY DSC

SONY DSCGeziye Kraliyet Sarayı ile başladık. Ufacık Phnom Pehn şehrinin, büyükçe, şatafatlı, her yanı pırıl pırıl parlayan, klasik Kimer damlı yapısı olan Kraliyet Sarayının her yanı gezilemiyor. Kral Shimoni’nin yaşadığı yer ve geziye kapalı olan kısımda hala yaşam var. Sadece Taht Salonu ve Gümüş Pagoda geziliyor ancak burada da fotoğraf çekilemiyor. Saray malumunuz üzere yüksek duvarlarla çevrili. İçeride karşınıza çıkan yüksek bina Taht Salonu. Burada Kralın kabulleri ve seremoniler yapılıyormuş. İçeri de fotoğraf çekimi yasak, bu nedenle sadece dışarıdan fotoğrafı var. Bu binanın yanında Fransa Kralı 3. Napolyon’un Kamboçya Kralına hediyesi olan Avrupai tarzda bir bina yapılmış . Avrupalı devletler adama bedava bir şey vermezler, karşılığında ülkenin öz kaynakları gitmiş tabii ki. SONY DSC

Gümüş Pagoda’nın adı, yerde serili olan ve her biri 1 kg ağırlığındaki gümüş plakaların yer döşemesi olarak kullanılmasından geliyor. Burası bir zamanlar Emerald (Zümrüt) Buda’ya ev sahipliği yapmış ve bir diğer adı da Wat Preah Keo. Burada üzerinde çok sayıda mücevherin (9000’nin üzerinde) bulunduğu bir Buda heykeli var. Bir başka Buda heykeli ise 90 kg altından.

Bahçe içinde diğer yapılar kralın heykeli, kraliyetin gündelik eşyalarının sergilendiği bölüm.

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Çıkışa doğru kraliyet ailesinin fil sırtında iken kullandıkları eyerlerin sergilendiği bir başka bölüm de var.

SONY DSC

Phnom Pehn’deki Ulusal Müze çok kıymetli Kimer eserleri içeriyor. Burasını hakkını vererek gezemedik. Halbuki içeride bize bilgi vermek için can atan müze görevlileri vardı. Gruptan birkaç kişi, yarım saatte de olsa bu heyecanlı ve yaptığı işten zevk alan müze görevlisi bayandan erken ve son dönem Kimer eserleri hakkında bilgi aldık. Buraya mutlaka zaman ayırın derim.

P1080402-001

Şehirde Wat Phnom tapınağıda sık ziyaret edilen yerlerden ama bize artık tapınaklar fazla gelmeye başladı, burayı bireysel olarak gezdik ve çabuk geçtik. Şehrin en eski tapınaklarından, iyi şans getirmesi için dua ediliyor, gerçekleşirse, hediye ile geri dönüyorsunuz. İçeride duvarda Ramayana efsanesi resimleri var.

Ölüm Tarlaları

Phnom Pehn gezimizin bu kadar üzücü olacağını hiçbirimiz tahmin edemezdik. Buralara gelmeden önce kötü olaylar yaşandığını biliyorduk ama bu kadar da etkileneceğimizi bilmiyorduk.

most-cruel-leader-in-the-world-pol-potÖnce Pol Pot ve Kızıl Kimerlerin tarihsel gelişimi hakkında bilgi vermek isterim (bu kısım uzun gelebilirse de, okumanızı tavsiye ederim. Ülkemiz topraklarında bir dönem gerçekleşmiş ve olaylara şahit olan anneannemden sağken dinlediğim kötü ama asla soykırım denemeyecek olayları karşılaştırabilmeniz açısından faydalı olacaktır.

19 Mayıs 1928 (bazı yerlerde 1925) doğumlu Saloth Sar ya da daha iyi bilinen ismi ile Pol Pot, Kızıl Kimerler olarak bilinen Kamboçya Komünist Partisinin bir zamanlar lideriydi. En güçlü zamanlarında ise (1976-1979) Demokratik Kamboçya’nın Başbakanlığını yaptı.

Kendisi Çin-Kimer kökenli bir aileden geliyor. Kız kardeşi, Kamboçya kralı Sisowath Monivong’un saraydaki odalık cariyelerinden olduğundan, sık sık saraya girip çıkma durumları da oluyormuş. Meslek Lisesinden Radyo teknikeri olarak mezun olunca, Fransa’ya teknik bilgilerini geliştirmek için gönderiliyor. 1949-1953 yılları arasında bu eğitim çalışmalarına katılıyor. Ama burada okumaktan çok, Fransa Komünist Partisi ile ilgileniyor ve imtihanlarda da başarısız olunca 1954 de ülkesine gönderiliyor. Kamboçya’ya dönünce henüz bağımsız olmamış Kamboçya’daki isyancıların örgütlenmesinde görev alıyor. 1954 Yılında Cenova’da bağımsızlığı verilen Kamboçya’da, seçimlerin yapılması istenildiği halde, Kral Norodom Sihanouk sayesinde seçimlerin yapılamayıp asker ve polis marifetiyle halka ve partilere baskı uygulanınca Komünist Partisi silahlı mücadeleye karar veriyor. Pol Pot da bu sırada mezun olduğu okula öğretmen olarak dönüyor ve 1962’ye kadar da bir önemi olmayan üye olarak kalıyor. Ancak 1962 yılında Kamboçya hükümeti seçimler öncesinde aşırı uçlardaki sol partilerin liderlerini tutuklayıp, seçime katılmalarını engelleyince, Kamboçya Komünist partisinin legal faaliyetleri de kesilmiş oluyor. Buna bir de komünist hareketin o anda ki liderinin polis nezaretinde ölümü eklenip, kalan önderlerin tutuklanması sırayı takip edince, adam yokluğundan, Saloth Sar ya da Pol Pot denen yüzyılın soy kırımcısına “yürü ya kulum” oluyor. Komünist hareketin başında artık Pol Pot vardır. Arananlar listesinde olunca, Pol Pot da Vietnam sınırına kaçıp, Güney Vietnam’la iç savaş yapan Kuzey Vietnam’lı komünist gerillalarla temasa geçiyor. Bu sırada Pol Pot çiftçilerin yapacağı devrim üzerine teoriler geliştirip, Theravada Budizminin kendi Komünist anlayışlarına uymayan elementlerini bile sistemlerine adapte ediyor. Hibrid bir komünizm geliştiriyor diyebiliriz. Bu arada kralın kendisinden ve uygulamalarından memnun olmayan çiftçiler de dahil, çok insan harekete katılıyor ve 1960’lı yılların sonundan itibaren hükümete karşı küçük ayaklanmalar başlıyor.

v-nhat-water-tortureKralın aslında kendisinin hazırladığı ve ülke dışında iken gerçekleşen Vietnam karşıtı hareketlerde iş çığırından çıkınca, Kral, Kamboçya hükümetince azledilir. Askeri yönetim ülkenin başına geçer. Ülkede yönetim değişince Kral ve Pol Pot, Vietnam komünistlerince, Kamboçya hükümetine karşı aynı safta bir araya getirilir. Uzatmayalım; tarihin en gaddar adamı 1970 yılında Başbakan olarak, tüm ülkeyi idare edecek gücü eline geçirir. İktidar da kaldığı 5 yıl boyunca da, bir kaynağa göre 1.7 milyon, bir diğerine göre 3.5 milyon insanın en kötü işkencelere uğratılarak ölmesine neden olur. Tarihte bir insanın, kendi insanına böyle bir soykırım uygulamasına şahit olunmamıştır herhalde.

Önceleri Kral Sihanouk’a karşı olan düşünceleri, daha sonra Kamboçya sağcı partilerine ve onların Amerikan yanlısı düşüncelerine karşı olmak şeklinde değişiyor. Ne ilginçtir ki ileri yıllarda sıkışan Pol Pot’un destekçisi Amerika olacaktır. Krala karşı halkın ayaklanması gibi gözüken Kızıl Kimer hareketi, zaman gelecek kralla birlikte halka karşı hale gelecekti. Kendilerini askeri yönetimden kurtaran Kızıl Kimerleri karşılayan halk, herhalde neler yaşayacağını bilse, onları bu şekilde karşılamazdı.

Tarihin cilveleri bu patolojik insana inanılmaz roller vermiştir. Gelişen bazı olaylar aslında küçük bir harekete, çok sayıda insanın katılmasına neden olmuştur. Örneğin Vietnam’da komünist gerillalara lojistik destek verildiğini iddia eden ABD, Kamboçya köylerine B-52 bombardıman uçaklarından bomba yağdırıyordu. Bu köylüler krala, askeri rejime, ABD’ye karşı duran tek hareket olarak Kızıl Kimerleri ve Pol Pot’u görüyordu ve bu harekete katılıyor veya destek veriyorlardı. Kral Sihanouk eğer sol partilerin liderlerinin tümünü ortadan kaldırmasa, bu adama liderlik sırası gelemeyecekti.

Pol Pot iktidara geldiği güçlü yıllarında “Sıfır Yılı” adını verdiği dehşet verici bir temizlik operasyonuyla, “emperyalizmin uşakları” olarak nitelediği iyi eğitim görmüş bütün yurttaşlarına karşı amansız bir savaş başlatmıştır. Şehirde yaşayan herkesi pirinç tarlalarında çalışmaya zorlayan Pol Pot, bütün okulları kapattı. Yaşlı-genç-çocuk-kadın-erkek ayırımı yapmaksızın yüz binlerce insanı işkence hanelere dönüştürülen okullarda, komünist idareye karşı olduklarını itiraf ettirdikten sonra ölüm tarlalarına sürdü.

Üniversiteyi bitirmek, ellerinde nasır bulunmamak, herhangi bir konuda uzman olmak, yabancı dil bilmek, hatta ve hatta gözlük kullanmak dahi, bu insanların ölüme gönderilmeleri için yeterli birer gerekçeydi. Çünkü her fırsatta eğitimli insanlardan tiksindiğini vurgulayan Pol Pot, Kamboçya’nın gerçek kurtuluşunun herkesin “kara cahil” kalması ve kırsal bölgelerde kurulan toplama kamplarında yalnızca bir tabak pirinç için çalışılmasıyla sağlanacağına inanmaktaydı. Kurduğu rejime de âdeta ironi yaparcasına “Demokratik Kamboçya Cumhuriyeti” adını vermişti.

Pol Pot 15 Nisan 1998’de bambudan yapılma köy evinde özgür bir insan olarak “kalp krizi”nden öldü. Tek bir soruşturma bile geçirmeden, tek bir gün bile gözaltına alınmadan…

Gerçekte Amerika Birleşik Devletleri, İngiltere, Çin ve Tayland hükümetleri Pol Pot ve Kızıl Kimerlere iktidarı ele geçirmede ve korumada yardım etmemiş olsalardı, onu yasal lider olarak tanımasalardı, tarihte bir hiç olarak kalacaktı ve bir çok insan da bugün hayatta olacaktı.

SONY DSC

Pol Pot ve Kızıl Kimerleri, kendileri dışındaki tüm insanları şüpheli görüp, ona göre davranmışlar. Bu işlerde de 13-17 yaşları arasındaki çocukların kullanılması işin bir diğer trajik yanı. Beyinleri yıkanmış Çocuklar, anne ve babalarına  işkence hanelerde işkence etmişler. Bu nasıl bir beyin yıkamanın eseri olabilir?

SONY DSCSorgulama işleri için okullar kullanılmış. Şüpheli görülen insanlar burada maddi ve manevi işkenceler görmüşler. Buraya gelen insanlar işkenceden kurtulmak için suçlamaları kabul etmişler ölüm tarlalarına sürülmüşler, suçu kabul etmemişler işkenceden ölmüşler. Sonuç hep ölüm olmuş.

SONY DSCTuol Sleng Müzesi, bir soykırım müzesi olarak korunmuş olan bir yer. Burası aslında bir liseymiş. Pol Pot ve Kızıl Kimerler burayı 1975’de hapishane haline getirmişler. Burası 21 numaralı (S-21) hapishane olarak adlandırılmış, kısa zamanda da şehrin en beter işkence hanesi olmuş. Burada 17000 den fazla insan işkence görüp, ölüm tarlalarına gönderilmiş. Vietnam’lılar Pol Pot rejimini yendikleri zaman, içeride sadece 7 tane canlı insan bulabilmişler. Şehri ele geçirmeden hemen önce işkence görmüş 14 tane mahkumun cansız bedenlerini bulmuşlar. Bunların mezarları bahçede görülüyor. Sağ kalan bu 7 insanda işkencenin fotoğrafını, resmini yaparak sağ kalmışlar. İyi mi, kötü mü? Yargılayamadım. İnsan yaşamak için ne gerekiyorsa yapıyor. Bu ressamlardan bir tanesinin resimleri burada sergileniyor. Hapishaneye girince sol tarafta tek kişilik odalar sergileniyor.

SONY DSC

Tek kişilik oda deyince bir somya, insanlara dışkılama kabı olarak verilen boş bir mermi kutusu ve zincirleri düşünün. Yerlerdeki kan izleri, yaşananların korkunçluğu hakkında fikir veriyor. Bazılarımız daha ilk bir iki odadan sonra ziyaretten vazgeçiyor ve bahçedeki güzel kokulu plumeria ağacının altına oturuyorlar. Sonraki büyükçe bir odadan, alanı 1 metre kare bile olmayan çok sayıda küçük odacık yaratılmış. Bu odalara, yan yana girmek mümkün değil. Yerlerde zincirler ve tuvalet ihtiyacı için boş teneke kutular var.

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

SONY DSCBen en çok ama en çok neden mi etkilendim? Gözlerden. Bir odada, buraya gelen ve hemen hepsi de ölmüş olan mahkumların fotoğrafları sergileniyordu. Hemen hepsinin gözlerinde ölümün korkusu vardı. Bazısı işkence sonrası fotoğraf vermiş, gözler ve yüzler şiş ve morarmış. Bir tanesi, ama sadece bir tanesinin yüzünde bir gülücük vardı. İnadına gülüyordu.

Sonraki odalarda işkence aletleri vardı. İnsan zekasının bu aletleri yaratmak için verdiği çaba ne trajik.. Kelimelerin yeteceğini sanmam. Sonunda ben de çıktım bahçeye.. Güzelim plumeria ağacının altına gittim, eğilip yere düşmüş bir çiçek aldım, kokladım, kokladım.

Otobüse binip, Phnom Pehn’den 15 km sonra, S-21 den getirilen mahkumların son durakları olan Choeung Ek’e geldik. Burası ilk bakışta yeşillik bir alan gibi gözüküyor. Ama bu alanda tam 129 tane toplu mezar tespit edilmiş. Bunlardan sadece 43 tanesi açılmış. Buradan 8000 üzerinde ceset çıkmış. Bunların kafatasları camdan bir kule içinde saklanıyor. Cinsiyete, yaşa göre sınıflama yapmışlar. Çoğunun kafatasında kırık gözüküyor. Daha fazla bakamıyoruz. Ortada çok sayıda çukur var. Bunlar toplu mezarlar. Bir ağaç kenarında duruyoruz. Rehber bu ağacı anlatıyor; bu ağacın bir bölümünün rengi değişik. Nedenini anlatınca donuyoruz. Bu ağacın dallarına baş aşağıda bağlanan çocuklar hızla ağaca vurularak öldürülürmüş. Yazıklar olsun yapana, yaptırana ve gören gözlerine, duyan kulaklarına inat göz yumanlara, kulak tıkayanlara. Bir ağaç ölüm makinesine dönüştürülmüş.

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Gezi bitip, otobüse doğru dönerken kelebekler dikkatimi çekti. Ortalıkta onlarca güzel kelebek uçuşup duruyor. Sanki burasının adı ölüm tarlası değil, ortalıkta çiçekler, çiçekler üzerinde kelebekler. İnadına yaşam var.

Son nokta ölüm olmamalı diyorum; o güzelim kelebeğin peşinde koşuyorum, belki birkaç kare alırım.

SONY DSC

Evet Sanal gezgin arkadaşlarım.. Bu son ama güzel gezinin en iç karartıcı yazısı ile Vietnam-Laos-Kamboçya gezi yazı dizimin sonuna geldim. Sabırla okuyanlara teşekkür ederim. Bir gün bir yerde, bir güzel gezi de karşılaşmak umuduyla..

GEZEKALIN

Dr Ümit KURU

19.12.2014 Saat 23:44