• Arşivler

  • Diğer 531 aboneye katılın
  • Mart 2013 den beri

    • 381.950 ziyaretçi
  • Şubat 2026
    P S Ç P C C P
     1
    2345678
    9101112131415
    16171819202122
    232425262728  

Etiyopya Gezi Anıları-3. Gün Langano Gölünden Arba Minch’e

IMG_2344

Sabah kahvaltıya gittiğimizde benim dün geceden yaşadıklarımın benzerlerini hemen herkesin yaşadığını anladım. Ancak bir gezgin arkadaşımızın çözümü hepimizde tebessüm yarattı. Kendisi tesiste çalışan birisini, kapısının önünde nöbete dikmiş, adam da elinde mızrakla sabaha kadar nöbet tutmuştu. Bunun karşılığı olarak da 10 Amerikan doları kazanmıştı.

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Kahvaltı sonrasında bu güzel tesiste son fotoğraflarımızı çekip Arba Minch’e doğru yola çıktık. Bugünkü 250 km’lik yolculuğumuzun ilk durağı Shashemene adlı bir yer olacak. Burada Rastafarizm hareketinin takipçileri olan ve Jamaika’dan Haile Sellassie’nin daveti ve onlara toprak bağışlaması üzerine 1960’larda gelerek buraya yerleşen insanlar oturuyor.

Bob-Marley-13Musevilik ile Hıristiyanlığın karışımı olan bu dini inanış hareketine göre, Hazreti Musa aslında zencilere liderlik etmiş ve Zion denen kutsal toprakları, cenneti, onlara vaat etmiştir. 1900’lü yılların başında, zamanında Afrika’dan götürülen köleleri tekrar Afrika’ya döndürme misyonunu üstlenen Marcus Garvey, gittiği yerlere bu dini yaymıştır ve bir gün bir mesihin Afrika’da ortaya çıkarak, siyah ırkı birleştireceği kehanetinde bulunmuştur. Kimi yere göre sayıları 180000, kimine göre de 1000000 civarında olan bu inanışa sahip olanlara göre  Hazreti İsa’da zencidir. Bu dine ait ilahiler, özellikle Bob Marley’in öncülük ettiği Reggae müziğine kaynaklık etmiştir. Bob Marley bu hareketi Reggae müziği ile dünyaya tanıttı.

Haile Sellassie çok ilginç bir kişilik olarak biliniyor. Onun Haile Sellassie olan ismi, kraliyet tacını giymesi sonrasında verilmiş. Öncesinde olan ismi ise Ras Tafari. Ras, Amharik dilinde şef anlamına geliyor. Haile Sellassie’nin, Süleyman Peygamber soyundan gelen ve hiç kesilmeden devam ettirilen Etiyopya Kraliyet ailesinin 225’inci üyesi olduğuna inanılıyor.  Haile Sellassie’nin bu dinle bağlantısına gelince; rehberin anlatımına göre, Haile Sellassie bir ziyaret sırasında uzun süredir yağmayan yağmurun yağmasına neden olmuş ve Jamaika’lı insanlarda bu hikmeti ona bağlamışlar ve onun Marcus Garvey’in kehanette bulunduğu mesih olduğuna inanmışlar. O da bu sıfat karşısında Jamaika’dan insanlara Shashemene’de toprak bağışlamış ve buraya yerleşmelerine izin vermiş.  Rastafarizm inanışına göre Haile 1975’lerde ölmesine rağmen, aslında ölmemiş ve hala yaşamaktadır.  Esrar içmeyi bu din içinde ruhani bir olay olarak kabul eden bu insanlar, Haile Sellassie sonrası ülke için sorun olmuşlar.

İşte biz bugün Shashemene’ye uğrayarak bu insanların yaşamlarına şahit olacağız. Ancak bir sorun var; bugün Pazar ve Cumartesi gecesinden çoğunlukla dumanlı olan kafalar nedeni ile geç uyanacakları gibi bir düşüncemiz var. Maalesef bu doğru çıktı ve daha evvelden bilinen tüm evlere gidildiği halde hepsi de sıkı sıkıya kapalıydı. Tüm gezi boyunca gerçekleşmeyen tek aktivite bu oldu.

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Bu gezinin ana konusu Etiyopya’nın kabileleri ve bizde Güneye doğru yol alarak bu kabilelerin bir kısmını tanıyacağız. Bugün yol üzerindeki ilk kabilemizi, Alaba’ları, ziyaret ettik. Shalla Gölü civarlarında yerleşik olan bu insanlar 250000’e yakın nüfusa sahipler. Bende bu kabilenin bıraktığı en önemli özellik evlerinin dışına yaptıkları desenli boyamalar. Bu evlerden bir tanesinin içine girip bilgi aldık. Evin içinde, kerpiç duvarlarda da hayvan figürleri çizilmişti. Daha sonra da hemen her evde gördüğümüz gibi ev içinde pek eşya yok.

Alabalar, Etiyopya’da bulunan ve bazılarına göre 84, bazılarına göre 77 etnik gruptan bir tanesi. Bu ülkede çoğu Asya-Afrika (Sami, Kuşitik, Omotik diller) ve daha azı da Nilo-Sahara grubuna dahil olan çok sayıda dil konuşuluyor. Ancak devletin resmi dili, Amharik dili.

Yolda durakladığımız yerlerden birisi de Awasa Gölü kenarı oldu. Aslında ayaklarımızı açma ve kısa bir soluklanma için durduğumuz göl kenarında, yıkanan insanlara şahit olduk. Mayo giymemiş halleri ile bizleri pek de umursamadan yıkanan bu insanlara Güneye indikçe daha çok rastladık. Bir yanda erkeklerin, hemen diğer yanda da, göz mesafesinde kadınların yıkanır halde görülmesi çok normal bir olay onlar için. Zamanla alıştım onların bu hallerine ve hatta Addis Ababa’ya dönüş yolunda insanların giyinik halde olmalarını yadırgar hale geldim diyebilirim. Beyaz adam, bu insanların doğal hallerine uymayan bir giysi giydirmiş, ama bu giysi onlarda eğreti duruyor.

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Sonradan Sodo şehrine gidip, öğle yemeğini yedik. Yol boyunca hemen her yerde ellerinde sarı bidonlarla insanları gördük. Bu kadar göl ve nehir olsun ve bu insanlar hala ellerinde bidonlarla su almaya gitsinler! Hala şaşırıyorum

Hemen tüm gezi boyunca yemekte bize sunulan alternatifler, makarna, çorba ve balık, bazen de et oldu. İnjera adlı yemekleri başından beri damak tadımıza  hiç uymadı.

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Sonunda Arba Minch adlı şehre vardık. Burası Omo Vadisindeki gezimizde, son modern sayılabilecek şehir. Burada başka bir Eco Lodge da ama ilkine göre daha iyi şartlar altında olan bir yerde (Swaynes Eco Lodge) kalacağız. Burası hem Chamo ve hem de Abaya Gölleri ile bu ikisini ayıran Nechisar Ulusal parkına yukarıdan bakan bir konumda. Etrafta babunlar, maraboular, renk renk kuşlar dolaşıyor, uçuşuyor. Hey Yarabbim! sevdim ben bu ülkeyi.

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Yemek sonrası dışarıda bahçede oturup iyice alışkanlık haline getirdiğim yerel birayı içiyorum. Bu seferkinin adı Harar. Bu da güzel çıktı. Bugün 30’lu dereceleri gördük ama İstanbul’da şiddetli soğuk varmış. Artık iyice kararmış olan havaya rağmen bol yıldızlı bir gökyüzü nedeni ile seçebildiğimiz dağ siluetine bakıp, soğuk biradan bir yudum daha aldım…

Günün sonu artık, yarın büyük macera var; Dorze köyünü gezip, Chamo gölünde tekne turu yapacağız. Gezmek güzel şey. Bir de gece uyanmadan, deliksiz uyuyabilirsem değmeyin keyfime..

Gezekalın

Dr Ümit Kuru

İlk yayım tarihi

17.03.2011 saat 01:09

Gözden geçirilmiş son hali

21.09.2014 Saat 17:42

Etiyopya Gezi Anıları-2. Gün Addis Ababa’dan Langano Gölüne

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Benim için bugün gezinin en güzel günlerinden birisi. Rift Vadisi boyunca hareket edip, Langano gölünde konaklayacağız. Bu arada Abiyatta ve Shalla Ulusal Parklarını gezip, pembe flamingo dahil, kuşları ve diğer hayvanları doğal ortamlarında görüp fotoğraflayacağız.

rift valley mapRift Vadisi’ne ismini, 19. yüzyılda İngiliz Kaşif John Walter Gregory vermiş. Burası Suriye’den Mozambik’e kadar uzanan 6000 km uzunluğunda olan bir yarık. Aslında birbirleri ile bağlantılı olan çok sayıda yarıktan oluşmasına rağmen, tek parça olarak kabul ediliyor. Afrika kıtasında bulunan tüm büyük göller bu yarık boyunca ortaya çıkıyor. İki yüz kilometreyi bulacak olan ve her arabada 4 kişinin bulunduğu 4*4 araçlarla başladığımız seyahatimiz boyunca sırasıyla Koka Gölü (alanı 250 km2, rakım 1590 mt), Ziway Gölü (485 km2, rakım 1636 mt), Abiyatta Gölü (205 km2, rakım 1573 mt) ve Langano Gölü (230 km2, rakım 1585 mt) geçilecek. En sondaki gölün kenarında bir Ekolojik kulübe de konaklama yapacağız. Bir ülkede bu kadar göl olsun ve o ülke insanları susuzluk çeksin. Ne yazık! IMG_1200

Addis Ababa’ya veda edip 4 çekerlerimizle yola düştük. Dört çeker araçlar olmadan bu turun asla yapılamayacağını zamanla öğreneceğiz. Hele ki yağmur mevsiminde bu turu unutun. Mart sonu-Nisan ayı gibi yağmurlar başlıyormuş ama en yoğun yağış Haziran-Ekim ayları arasında oluyormuş. Tam teşekküllü fotoğrafçı olarak bizim arabadaki arkadaşlardan izin alıp ön koltukta yerimi aldım ve tüm gezi boyunca da aynı anlayışı gösterdiler. Bu arada teşekkürümü hemen buradan bir kez daha kendilerine ileteyim.

Yol boyunca yalancı biber ağaçlarını, Afrika Akasyalarını görüyoruz. Etiyopya’nın tüm yollarını sanki Zebu denen sığırlar için yapmışlar. Ana yolda gidiyorken, birden tüm yolu kaplayan Zebular ve yüklü eşekler karşımıza çıktı, durdu.

IMG_1210

Bir köprüyü geçtikten sonra tarla süren insanları ve bir su kenarında dinlenen flamingoları, Marabuo denen leylek türü kuşları ve balıkçılları görünce mola verdik. Bol bol fotoğraf aldık. Tarlalarda hala bizim karasaban kullanılıyor. Tüm gezi boyunca bir tane bile traktör ile tarla sürüldüğünü görmedik.

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Daha sonra bir süre daha yol yapıp önce bir kahve molası sonra da yemek molası verdik. Her iki yerde de daha önce görmediğim, bilmediğim rengârenk kuşlar gördüm. Bol bol fotoğraf çekildi tabii ki.

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Önce Koka gölü sonra da Ziway gölünü geçtik. Daha sonra da Abiyata-Shalla Ulusal Parklarını gezdik. Önce devekuşları, antilopları ve renklerinden, güzelliklerinden başımın döndüğünü hissettiğim kuşları fotoğrafladım.

Sonra da Shalla Gölü’ne, pembe flamingoları görmeye gittik. Önce etrafta flamingo görmeyince rehberimiz Mehmet beyin ağzından “galiba göremeyeceğiz” sözleri çıktı. Bizden ise şaka ile karışık “olmaz Mehmet bey tur programında yazmışsınız (sanki flamingolarla da anlaşılmış gibi) , bize sözünüz var, biz de fotoğraflamaya söz verdik” itirazları çıkmıştı ki yerel rehber Miki eliyle ufukta bir yeri göstererek müjdeyi verdi. Ufukta bir takım gölgeler seçiliyor ama flamingolar mı emin de değiliz.

IMG_1909-001

Yaklaşık 15-20 dakikalık bir yürüyüş sonrasında onların varlığından emin olduk. Harika gözüküyorlar. Ama yanlarına yaklaştıkça huzursuz oluyorlar. Yeni aldığım zoom lens iyi ama bu mesafeden de mucize beklemek olmaz, biraz daha yaklaşmalıyız. Bulunduğumuz yerden fotoğraf aldık ama biraz daha yaklaşalım derken birden havalanmaya başladılar. Bu görüntü ise ayrı bir güzellikti. Artık elimi deklanşörden hiç kaldırmadan basmaya başladım. İşte oldu, işlem tamam, mutluyum…

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Sonraki durak ise Langano Gölü kenarında olan Wenney adlı Eco Lodge. Buraya varmadan hemen önce bir köprüden geçerken, bu insanların imkânsızlıklar içinde nasıl yaratıcı olabildiklerine bir kez daha şahit olduk. Köprü olarak bir konteynır kullanmışlardı.

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Tesise vardığımızda bir cennete geldiğimize inandım. Langano Gölünün hemen kıyısında birbirinden ayrık halde yerleştirilmiş ama kesinlikle doğaya uyumlu konuk evleri ile adına yakışır bir tesise gelmiştik. Elektrikler saat 19-22:00 arasında jeneratörle sağlanıyor, su deseniz göl suyu. Çeşmeleri açınca çamurlu su akıyor. Burada önemli bir ayrıntı, bu göl, diğer göllerin aksine paraziter enfeksiyonlar açısından en güvenilir olanıymış. Yani yıkanmakta bir sakınca yok dediler ama ben yine de pek ikna olmadım. Bizim hanım ise şifa niyetine duşunu aldı..

Tesise erken gelince çevreyi gezdik. Göl kenarına gittik ve daha ilk dakikadan bir hipopotamın su üstünde olduğunu gördük. Civarda Afrika balık kartalı, Colombus maymunu, en küçük antiloplardan Dik-dik, Guguk kuşları, İbis kuşları, Starling ve Super Starlingler kol geziyor. Burası bana bir cennet, harika.

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Bir de ileride, ellerinde tuttukları ilkel oltalarla nasıl başardıklarını hala anlayamadığım bir şekilde balık tutan 3 tane çocuğu görünce iyice mest olduk. Çocukları sahile, yakına çağırıyoruz ama bekçiden korkuyorlar, ondan gelemiyorlar diye düşünmüştük. Ama anladık ki onlar sadece bekçiden korkmuyorlar aynı zamanda çıplak olduklarından yanımıza gelemiyorlardı. Sonunda bekçi de gelmelerine izin verince, bahşiş kapma umudu ile ellerinde tuttukları balıklarla önümüzden resmigeçit yaptılar. IMG_6893

Harikaydı; güneş en güzel ışınlarını yolluyor, ortam güzel ve her şey mükemmeldi. İşte o an, ilerleyen günlerde daha çok hissedeceğim bir duyguya kapıldım; biz elimizde makinelerle, giysilerimizle, sırtlarımızda çantalarımız, ayaklarımızda en rahat ayakkabılarımızla o ortama hiçbir şekilde ait değildik, olamayacaktıkda. Neden ve neyin fotoğrafını, videosunu çektiğimizi hiç anlamıyorlardı. Hiç itiraz etmeden bahşişlerini aldılar. Önceleri işin bu kısmı biraz rahatsız edici olsa da, sonradan alıştık. Alan da ve veren de memnundu..

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Akşam yemeğimizi yerken, günün muhasebesini yaptık. Çok ama çok güzel bir gündü. Bugün, geriye dönüp notlarıma ve fotolara bakarak o günü yazarken, yüzümden gülücükler hiç eksik olmadı. İnsan yaşamında bugünler çok olmalı..

IMG_2201

Bir gecelik küçük evlerimize doğru giderken ne kadar yorulduğumu hissettim. Üçüncü gündür toplam 5-6 saat uyumamıştım. Arabada bir ara dalmış ve kendi horultumun sesi ile uyanıp Müslüman şoförümüz Muhammed’in hafif tebessüm eden yüzü ile karşılaşınca çok utanmıştım. Artık bu gece uyurum herhalde derken, yastığa başımı koyar koymaz uyumuşum. Ama hey hat, bu sefer de evin dışından gelen ve maymunlara mı, dolaşan bekçilere mi yoksa dışarıdan gelen yabancı insanlara mı ait olduğunu anlamaya çalıştığım gürültüler ve gölgeler gelince, uyu bakalım uyuyabilirsen! Hanımı da huzursuz etmemeye çalışarak yatağın ortasında bağdaşı kurdum, elde fener beklemeye ve anlamaya çalıştım. Yeniden fikir uçuşmaları, düşüncelerde gelmeler ve gitmeler. Sonunda elde fener, uyumuş kalmışım. Sabaha arsız ve çirkin sesli İbis kuşlarının sesleri ile uyandım.

Yarına Güneye doğru yola devam…

Gezekalın

Ümit Kuru.

İlk Yazım tarihi

15.03.2011 Saat 21:38

Güncelleme tarihi

21.09.2014 Saat 01:04

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Etiyopya Gezi Anıları-1. Gün Addis Ababa

IMG_1071

Bir gün Etiyopya Kralı Menelik II, sevgili karısı Tauti ile kraliyet sarayının bulunduğu 3200 rakımlı Entoto tepesinden, aşağılarda, bugünkü Addis Ababa şehrinin bulunduğu yeşillikler içerisinde ovaya doğru bakıp Tej adlı baldan yapılma içkilerini yudumlarken aralarında şöyle bir konuşma geçmiş olabilir;

Kraliçe Tauti: “Sevgili Kralım, bu tepede iliğim kemiğim dondu. Yazın neyse de, kışın hiç oturulmuyor! Bak aşağıda yeşillikler içinde güzel bir  yer var. Oraya yeni bir saray yaptırsan da kaplıcalara girsek, iliğimiz kemiğimiz de bir güzel ısınsa!”

Kral Menelik II:”Doğru dersin hanım, yaşlandık ve benim de halim yok artık. Düşman neyin de kalmadı. Dur! Ben şuraya bir güzel saray yaptırayım!”
IMG_0977Kral ve Kraliçe arasında böyle bir konuşma oldu mu olmadı mı bilmiyorum. Ama Kral Menelik II gerçekten de tepede olan sarayını 1896 yılından itibaren bugünkü yerinde inşa etmeye başlamış. Kitabın yazdığı rivayete göre ikisi de aşağılara doğru bakarlarken bir dumanın çıktığını ve buraya gittiklerinde de bir sıcak su kaynağı ve çevresinde güzel çiçeklerin varlığını görmüşler. Amharik dilinde “yeni çiçek” anlamında gelen Addis Ababa ismini verdikleri bu şehri inşa ettirmişler.

Anlamı “Yanık tenli insanların yurdu” olan Etiyopya, 1100000 km2 ve 85 (2012 de 92) milyona yakın nüfusa sahip bir ülke. Fakirlikte dünyanın sondan ilk 10 ülkesi içinde. Etiyopya’nın başkenti olan Addis Ababa’ya THY’na ait bir uçakla doğrudan uçabiliyorsunuz. Uçuş mesafesi 3900 km ve yaklaşık beş saat sürüyor. Addis Ababa’ya varınca bizi yerel rehber karşıladı ve tura katılan diğer 4 kişi ile birlikte otele götürüldük. Yol boyu bir hareketlilik yok. Gecenin karanlığında şehrin dışında bir otele gittiğimizi ve şehir merkezinden uzakta olduğumuzu düşündüm. Ancak sabahleyin aslında bu şehrin klasik anlamda bir şehir merkezine sahip olmadığını öğrenecektim.

Üç binlere yakın rakım yanında, ev dışında herhangi bir yerde ve kendi yastığım dışında herhangi bir yastıkta uyuyamama adetim bu gece de kendini gösterdi. Sağa dön, sola dön sabahı ettim.

Saat 09:30 da kahvaltı sonrası Addis Ababa içindeki ilk turumuza başladık.Yerel Rehberimiz, benim hanım dahil, bayanların ilgisini çekti; Bob Marley mübarek..

IMG_6716

İlk durak Ulusal Müze. Müzeye girişte bir güzel aranıyorsunuz. Diğer arkadaşları aramadan geçiren bayan polisin fotoğrafını çekme amacıyla fotoğraf makinemi doğrulttuğum da bir güzel fırçayı yedim. Aklınızda olsun, bu ülkede adının önünde “resmi” sıfatını taşıyan ne varsa fotoğrafını çekmek yasak. Ciddi anlamda sıkıntı yaşayabilirsiniz.

Ulusal müze üç katlı bir bina. En alt katında Etiyopya bölgesinde bulunan insan öncesi ve insanlığın evrimsel olarak en ilkel formlarına ait buluntuları sergileniyor. Bu bölge bu türden buluntular anlamında çok zengin ve hatta Etiyopyalılar, “tarihin bilinen en eski insan formları bölgemizden başlayıp, diğer alanları yayıldı” diye övünüyorlar. Gerçekten de en eski insan öncesi buluntu 4.4 milyon yıl öncesine ait iken, 3.2 milyon yıl öncesine ait olan ve ilk kez iki ayak üstünde yürüyen insan fosili burada bulunmuş. Bu fosil çok meşhur ve bir değil tam iki adı var; Lucy ve Dankinesh. Sonuncusu Etiyopya halkının verdiği isim. Neden Lucy derseniz, onu bulan arkeolog o anda radyodan müzik dinlerken, radyoda çalan parçanın ismi Lucy imiş de ondan! Rehberimiz bize Lucy ye ait imitasyon iskeletin başında bilgi verirken, Lucy’nin de geziye çıktığını söyledi. Bizim küçük hanım Amerika Birleşik Devletlerinde imiş. Rehberin söylediği bir cümle biraz bizi üzdü;”Lucy bir yıldan fazladır ülke dışında ve ne zaman geleceğini de kimse bilmiyor”. İnşallah Lucy hanım bir an evvel ait olduğu yere sağ salim döner (Bu yazıyı güncellerken öğrendim ki 3.2 milyon yaşındaki Lucy Etiyopya’ya Addis Ababa’daki Ulusal Müzeye ancak 7 Mayıs 2013’de dönebilmiş) 
IMG_6719

Müzenin giriş katı ise Etiyopya da hüküm sürmüş devletlere ve özellikle Aksum Krallığına ait eserlerle dolu. Aksum Krallığı bugünkü Etiyopya ve civar ülkelerden bazı toprakları da içine alan ve MÖ 4 yüzyıldan, MS 10 yüzyıla kadar hüküm sürmüş ve Roma ile Hindistan arasındaki ticarete ara buluculuk ettiği günlerde en parlak zamanlarını yaşamış bir krallık. Kral Ezana zamanında Hristiyanlık kabul ediliyor (MS 356) ve Etiyopyalıların başka bir övünç kaynağı olan resmi olarak Hristiyanlığı kabul eden ilk imparatorluk olarak tarihe geçiyor. Bu topraklar Kureyşlilerin baskısından kaçan Müslümanların hicret ettikleri yerler. Musevilik açısından da bu toprakların önemi varmış. Rivayete göre Saba Melikesi Belkıs, (Habeş dilinde Nigist Saba), günümüz Etiyopya veya Yemen’inin olduğu topraklarda hüküm sürdüğü farz edilen, tarih öncesi Saba hükümdarıdır. İsrail Kralı Süleyman Peygambere hediyelerle himaye istemek için giderse de, Süleyman onu baştan çıkarır ve bu aşktan Etiyopya’nın ilk kralı olan 1. Menelik doğar. Bu oğul babasını merak edip İsrail gider. Dönüşte de beraberinde Eski Ahit’in bulunduğu sandıkla döner. Bu sandık hala Etiyopya’da bulunuyor deseler de, ülkeden gören yokmuş. Hikaye bu. Her ne olursa olsun bu topraklar üç din açısından da önemli olmuş.

IMG_0943Müzenin giriş katında bulunan bir diğer bölüm ise Haile Selassie (önceki adı Ras Tafari)’ye ait tahtın ve ona ait olan eserlerin bulunduğu bölüm. Haile Selassie Etiyopya’nın son kralı ve 1892 de doğup 1930-1974 yılları arasında kral olarak ülkeyi yönetiyor. Daha sonra bir darbe ile devriliyor ve 1975 yılında da şüpheli bir şekilde ölüyor. Bugün bile Etiyopya halkı bu kralı seviyor. Bu küçük adam kendinden büyük aslanları ile de meşhur. IMG_0950

Müzenin en üst katında ise etnografik bazı eserler ve keçi derisi üzerine yapılmış resimlerin sergilendiği bir bölüm var.

Müze gezisi sonrası yemek zamanı ancak daha acıkmadık. Şöyle bir yürüyelim, bu arada da sokaktaki Etiyopyalı hakkında bilgi sahibi oluruz dedik. Kısa yürüyüş sırasında sokaklardaki yoksulluk dikkatimizi çekiyor.

Lokanta, hemen müze yanında bulunan Lucy adlı bir lokanta. İçerisi turist dolu. Yemekleri ısmarladık ve tabii ki yerel yemekleri tatmak istiyoruz. Siparişler verildi, bu arada da grubumuzun diğer üyelerinin bulunduğu 3 arkadaşımız ve grup liderimiz Mehmet beyle buluşuyoruz. Onlar bizden önce gelip Kuzey Etiyopya gezisi yaptılar. Bizde katılmak isterdik, böylece kuzeyden güneye tüm ülkeyi tanıyabilecektik ama heyhat! Ne az para ve ne az zamanımız var…

IMG_1010İnjera, teff isimli bir tahıldan üretiliyor. Bizim tadına bakıp yemekte zorlandığımız bu gri renkli, ekşimsi ekmek, içine sebze ve et yemekleri öbek öbek konularak servis ediliyor. Yerel halk yemeğin ekmek kısmından sağ eli kullanarak bir kısım kopartıyor, sonra içine bir parça sebze veya et alıp öyle yiyor. İkinci eli kullanmak ve parmakları yalamak ayıp kaçıyormuş. Doğrusu bu ya biz bu tadı pek sevmedik. Ama hanım avaze adlı acılarını pek sevdi. Benim denemeye niyetim bile yok. Hanım bir acıyı sevdi ise benden dumanlar çıkar… Ama orada içtiğim St George (daha sonradan içeceğim Harar) adlı birayı sevdim. Fiyatlar ucuz. Etiyopya’nın para birimi Birr ve 1 USD=16,6 Birr (2014 Eylül ayında bu oran 20 Birr). Bir bira için lokantalarda, yerine göre, 15-24 Birr ödedik. Ama paraları çok kirli, her dokunmamız sonrasında elimizi dezenfekte etmek zorunda kaldık. Bir ayrıntı daha; eğer bizim gibi güneye doğru gidip de Omo kabilelerini ziyaret edecekseniz, Addis Ababa’da paranızı bozdurup, 1, 5 ve 10 Birr gibi küçük para birimlerinden stoklamanız gerekir. Bir diğer önemli ayrıntı ise bu kabilelerin insanları için fotoğraf çektirmek bir kazanç kapısı ve duruma göre 1-5 Birr arası para vermeniz gerekiyor. Bu parada eğer yeni olmazsa almıyorlar.  Yani fotoğraf paranız daha Addis Ababa’dan hazır edilmeli.

Daha sonra Entoto dağına gitmek için yola çıktık. Burada iki önemli yer var; bir tanesi Kral Menelik II’ye ait olan eski saray ve diğeri ise St Mary Ortodoks kilisesi ve müzesi. Entoto tepesi 3200 mt rakımlı bir yer. Buraya çıkarken yol boyunca sırtlarında yakacak olarak kullanacakları okaliptüs dalları ile yüklü kadınları aşağıya inerken görüyoruz. Sırtlarında o yüklerle ne kadar kötü gözüküyorlar. Tepeden şehre kilometrelerce yürüyorlar, inanılır gibi değil… IMG_1048

Tepeye çıkar çıkmaz hemen çevremiz çocuklarca sarılıyor. Kral Menelik II’in taç giydiği 19. Yüzyıl tarihli bu Kiliseyi gezme şansımız olmadı. Çünkü biz Etiyopya’yı gezerken orada 46 gün sürecek olan oruç zamanına denk geldik. Bu dönemde hayvansal ürünler tüketilmiyor ve saat 12-15 arasında kiliselerde ayin yapılıyor. Etiyopya da Hristiyanlık olsun, Müslümanlık olsun hemen hemen ilk halleri ile yaşanıyor. Örneğin kiliseler içinde oturma yerleri yok, insanlar ayakta T harfi şeklinde uzun sopalara dayanarak ayin dinliyorlar. Büyük bir günah işlediğine inanan Hristiyanlar kilise içinde girmeden ayini hoparlörlerden dinliyorlar, öyle papaz önünde günah çıkartmak yok. Onun için kilise önünde bir sürü insan vardı, bazıları ise trans halinde bağırıyorlardı.Gerçi buraya bazı mental veya bedensel özürlü insanlarda şifa bulmaya geldikleri için bağırmalar özürden mi yoksa trans haline geçmeden mi anlamadık..

Daha sonra kilise yanında bulunan küçük müzeyi gezdik. Burada daha çok Kral Menelik ve eşine ait eşyalar var. İçeride foto çekmek yasak, artık nedense? İçeri de pek bir şey yok ki..

Kilise de ayin olduğundan arkadan dolaşıp, eski saraya girdik. Saray dediysem büyükçe bir ev düşünün. Pek bir özelliği yoktu.

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Çocukların “Money, Money” bağrışları arasında küçük otobüsümüze atlayıp, Haile Selassie’nin yaşadığı yeni saraya gittik. Burası aynı zamanda Sosyal Bilimler ve Hukuk Fakültesi olarak da iş görüyor. Bugünkü hali 1890 da Kral Makonnen ve Tafari tarafından yaptırılıyor. Saray içinde Haile Selassie’nin ve karısının odalarını gezdik. Ancak en ilginç olan olay, saray içinde Haile Selassie’ye hizmet eden ve son anlarına tanıklık etmiş olan bir adamla tanışmaktı. Saray içindeki Etnografya Müzesi küçük ama değerli eserlerle ve bilgilendirici yazılarla dolu. Burada anlatılan kabilelerin bir kısmını ziyaret edeceğiz. Yukarıda müzik aletlerinin sergilendiği bölüm çok hoşuma gitti. Ayrıca 1896 da kral Menelik II nin, Adua (Adwa) savaşı sırasında İtalyan kuvvetlerine ağır bir yenilgi tattırmasının resmedildiği yağlı boya tablo beni etkiledi. Bu tabloda iyiler yani Etiyopya güçlerinin yüzleri cepheden resmedilirken, düşman askerlerin, yani İtalyan askerlerin, yüzü ise profilden resmedilmiş. İlginç değil mi? Tabloya bakıp, kim düşman, kim değil anlayabiliyorsunuz. İçeride fotoğraf çekmek yasaktı.. IMG_6770

Sonra ise şehir içinde küçük bir tur atarak kahve içmek ve almak için Caffe Tomaco adlı bir yere gittik. Etiyopya kahvenin önemli bir üretim yeri. Yani aslında kahve Yemen’den değil, Etiyopya’dan bize gelmiş. Yemen ise bu yolculuğa aracılık etmiş.

En son ziyaret yeri ise alışveriş yeri olan Pazar (Marketo) ama orada inmeden sadece araçla geçeceğiz. Çünkü burada 17.000 civarı işyeri var ve sanki tüm Addis Ababa orada. Tabii her türlü çalma ve çırpma olayları da orada cereyan ediyor. Bu nedenle hiç inmeden içinden geçip otelimize varıyoruz.

Bugün epey yorulduk biraz ayakları uzatmak ve duş almak iyi geldi. Ancak yine uyku yok, gözler kapanıyor ama beynim uykuya karşı. Dön dur, düşün dur..

Sabaha Etiyopya’nın güneyine doğru hareket var. Haydi hayırlısı, esas gezi şimdi başlıyor.

Gezekalın

Dr Ümit Kuru

İlk yazı tarihi

15.03.2011 Saat 10:20

Gözden geçirilmiş yazı tarihi

19.09.2014 Saat 23:04

IMG_1177-001

Etiyopya Gezi Anıları: “Hello Foreynk”

IMG_3653

Sevgili Sanal Gezginler,

Bir kısım takipçim belki biliyordur. Ancak çoğunluğun bilmediğini düşündüğüm bir konuyu sizlerle paylaşmak ve bir açıklama yapmak isterim.

Gezi yazılarımın, tarafımdan, sanal ortamda gezginlerle paylaşılması aslında bu sayfalardan öncesinden başlamıştır.  İlk gezi yazımı 2009 yılı Haziran ayında http://www.gezekalin.blogcu.com adresinde yazmaya başlamışım. Gezilerimin öncesi de var tabii ki, ancak sanal ortamda amatörce yazılarımı ilk kez Balkan Ülkelerine yaptığım gezi sonrasında ve yukarıda belirttiğim adrese yazmıştım. Gezi yazılarıma başlama nedenim, özellikle o zamanlar, gezi anılarını sanal alemde ortak kullanıma sunan gezginlerin ve türkçe gezi yazılarının azlığıydı. Son zamanlarda bu yönde çok değerli bloklar görüyorum ve mutlu oluyorum.

Geçen sene kendi adıma internet ortamında alan ve isim alıp yazılarımı http://www.gezekalin.com adresinde paylaşmaya başladım. Dün yaşadığım bir olay daha önce yazdığım gezi yazılarını, belki biraz güncelleyerek, bu sayfalara taşımamın uygun olabileceğini düşündürdü. Arkadaşım Etiyopya’ya gezi planlıyor ve benden Etiyopya gezisi ile ilgili “neler söyleyebileceğimi, hangi ipuçlarını verebileceğimi” sordu.  Ben de kendisini eski blog yazılarıma yönlendirdim ama tüm yazılarımı derli toplu ve daha görsel içerikli bir sayfada toplamanın doğru olacağını da düşünmeye başladım. Bu nedenle bir süre bu sayfalarda eski gezilerimden anı yazılarını bulacaksınız. Bu yazıların altında gezi yazısının ilk yayınlanma tarihi vardır. Dolayısıyla geziyi o tarih itibari ile değerlendirmenizi rica ediyorum.

Eski gezi yazılarımın bu sayfalarda yayınlanması fikrini doğuran gezi olan Etiyopya gezisi, bu yazıların ilki olacaktır. Ben tekrar okurken çok zevk aldım, umarım sizlerde aynı düşüncelere sahip olursunuz.

Gezekalın..

Dr Ümit Kuru

19.09.2014

IMG_4050

OKUYUCUNUN DİKKATİNE: ETİYOPYA GEZİSİ MART 2011 TARİHİNDE YAPILMIŞTIR. GÜNCELLENMİŞ ESKİ GEZİ YAZISIDIR…

IMG_3384Hello foreynk”; Bu kelimeleri bazen “Hello forank”, bazen “Hello forink ve bazen de “Hello farenç” olarak duyduk. Bölgesine göre, çocuğuna göre söylem değişti. Ama en sık duyduğumuz, biraz da uzatılarak söylenen, “Hello Foreynk”’di.

Bunlar, yol kenarında sıra sıra dizilen, her biri kendi hünerlerini sergileyerek bazen bize sadece el sallayan, bazen “Hello foreynk”’in hemen arkasından gelen “Hay Lend” (High Land-Bu bir pet şişe içinde satılan su markası. Boş su şişelerini istemek amacıyla söylüyorlar) kelimeleri ile arabalarımızın arkasından delicesine koşan çocuklardan, Etiyopya gezimiz boyunca duyduğumuz kelimelerdi. “Merhaba Yabancı” (Hello Foreign) demek istediklerini, sevgili rehberimiz Mehmet açıklayana kadar anlamadık. Gezi yazımın giriş başlığının “Hello foreynk” olması gerektiğini, daha orada iken ve bu kelimeyi ve anlamını öğrendikten sonra kararlaştırmıştım. Salya-sümük, çoğunlukla çıplak ayak ve parçalanmış giysiler içinde olsalar da dünya güzeli halleri ile o minik ellerini açarak, artık sadece adı kalmış ama fabrikası çoktan kapanmış ve her su şişesi için kullandıkları“high lend” kelimeleri ile bağırarak arabaları takip etmeleri benim için unutulacak bir olay değildi. Aklıma ne zaman Etiyopya gelse, onların bu hallerini hatırlayacağıma eminim. IMG_2720

Etiyopya gezisinden döner dönmez fotoğrafları sınıfladım, bilgileri ve izlenimlerimi not ettiğim deftere göz attım. Bilgiler taze iken, sıcağı sıcağına gezi anılarımı yazmaya başladım. Bu gezinin programını okuduğum zaman iyi bir gezi olacağına inanmıştım. Etiyopya’nın başkenti olan Addis Ababa’dan başlayarak güneyinde yer alan Omo vadisi kabilelerine doğru 10 gün sürecek olan bir gezi yaptık. Bu bölgeler oldukça zor olan bölgeler. Ancak turizm yönünden bir o kadar da bakir olan yerler. Öyle lüks arayan, her dakika elektrik ve sıcak su arayan, her istediği yemeği bulacağını düşünen oralara gitmesin. Hayal kırıklığı yaşayacaklardır. Ama orada yaşayabilecekleri deneyimleri de kaçıracaklardır. Sonda söyleyeceğimi başta söyleyeyim; bu gezi benim  yaptığım en muhteşem gezilerden birisi oldu.

Evet, sanal gezgin arkadaşlarım; elde anılar, bol bol fotoğraf var, video var, belge var.. Anlatacak adam olarak bendeniz de var… Daha ne bekliyorsunuz, buyurun Etiyopya gezi anılarıma..

Gezekalın..

İlk yazım tarihi:

13.03.2011, saat 19:16

Yeniden gözden geçirme

19.09.2014, Saat 02:27

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Dünya Kültür Mirası Listesi-Venezuela

IMG_7919

Venezuela’nın Dünya Kültür ve Doğa Mirası Listesi içinde 3 yere sahip. Bunların adları ve kabul tarihi sırası ile şu şekildedir (Bu yerleri gezmediğimden UNESCO World Heritage Convention resmi sayfasından link verdim. İlgilenen oradan bilgilenebilir. ÜK);

        Küitürel Miras
       Doğal Miras
  • Canaima Ulusal Parkı (1994)

IMG_7856

         CANAİMA ULUSAL PARKI

Biz Venezuela’da Dünya Kültür Mirası listesi içindeki yerlerden sadece Canaima Ulusal Parkını gezebildik. Aslında listede bulunan Caracas’daki Üniversiteyi gezme şansımızda olabilirdi ama güvenlik sorununu o kadar ön plana çıkarttılar ki yapamadan geldik.

      Canaima’da geçirdiğimiz zaman unutulur gibi değildi. Buraya defalarca gitsem doyamam. Bazen fotoğraflara baktığımda Canaima Lagününde yüzmenin, Tepuileri uçakla tepeden görmenin y ada Angel Şelalesinin o muhteşem görüntüsüne şahit olmanın mutluluğunu içimde yeniden hissedebiliyorum.  OLYMPUS DIGITAL CAMERA

       IMG_7889 1962’de Ulusal Park olarak ilan edilen Canaima ülkenin ikinci, dünyanın ise 6.büyük parkı olma özelliğini taşıyor. Canaima Ulusal Parkı en iyi Masa Dağları (Tepui) ve Angel Şelalesi ile tanınmaktadır. Bu parkın Dünya Doğa Mirası listesine girmesinde en önemli neden olan Tepuilerin üstü tamamen kendisine has bir biolojik çeşitlilik gösterir. Bu park tüm Venezuela’nın enerji ihtiyacının %60’ına denk gelen enerjiyi sağlayan Guri Hidroelektrik Santralinin su kaynağı Caroni Nehrini beslemektedir. Parkın düzlüklerinde, savanada, Pemon adlı halk yaşamaktadır. Bu parka en yakın şehir 600 km ötedeki Ciudad Bolivar’dır. Buradan başlayan ve parkın doğdu sınırı boyunca ilerleyip, parkın güney-doğu köşesine ulaşan yol, bu parkın tek karayoludur. Bunun dışında parkın batısına ulaşım sadece hava yolu ile olabilir. Ulaşımın güçlüğü benzersiz kalmasının devamını da sağlıyor gözükmektedir.

IMG_7744

       Afrika ve Güney Amerika bir zamanlar tek kıta olduğundan, Roraima Tepui örneğinde olduğu gibi, Canaima’daki kumtaşından düz tepe ve yarıklar şeklindeki yeryüzü şekilleri Batı Sahara’dakilere benzerler. Yani burası Batı Afrika ile jeolojik benzerlikler gösterir.

Canaima’nın faunası, sayıca çok fazla olmamasına rağmen, çeşitlilik arz eder. Buranın tek endemik memelisi Podoxymys roraimae adlı bir kemirgen hayvandır. Burada 30’un üzerinde bu bölgeye özel endemik kuş türü vardır. 9000 yıldır yaşamın olduğu anlaşılmıştır.   IMG_7495

     Bu parka gidecekseniz en az 3 gece kalmalısınız. Angel şelalesi mevsimsel olarak suyu azaltarak veya çoğaltarak size görsel bir şölen sunacaktır. Onu tam karşıdan görebileceğiniz noktaya kadar üşenmeden yürüyün derim. Şelalelerin gücü ve insan oğlunun bu güç karşısında zavallı olduğu hissi sizi hiç rahatsız etmeeyecek, bilakis doğaya olan saygınızın arttığını hissedeceksiniz (https://gezekalin.com/2014/09/02/ekvador-kolombiya-venezuela-gezi-yazisi-angel-selalesi-venezuela/).

IMG_7650

       GEZEKALIN

      Dr Ümit Kuru

      11.09.2014 Saat 15:00

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.