Afrika Cömerttir: Namibya (Swakopmund)

IMG_3998-001.JPG

Sabah erkenden Swakopmund’dan Walvis Bay’da (Türkçe karşılığı Balina Körfezi) Sandwich Limanı’na  doğru hareket ettik. Bugün tekne ile körfez turu yapacağız. Swakopmund’da kaldığımız otel ile teknelerin kalktığı liman arası 45 km kadar. 

IMG_3935-001IMG_3943-001OLYMPUS DIGITAL CAMERA

Sabah liman, bizim gibi tura çıkmak için bekleyen ziyaretçilerle doluydu. Bu turda sabah saat 09/10 arası tüm tekneler limandan ayrılıyor. Yaklaşık olarak 4 saat süren bir tur bu. Grup büyüklüğüne göre değişiyor ama teknelerin çoğu katamaran. Daha tekne hareket bile etmeden ve biz ne olduğunu anlamadan teknenin ilk körfez misafiri geldi. Biz fok göreceğiz diye onlar için tekne turu almışken, aniden denizden teknemize zıplayan bir fok hepimizi başta ürküttü. Meğerse burada bazı foklar, sanki teknenin kadrolu elemanı gibiymişler. Epeyce iri bir fok teknemize çıkıp, personelin kendisine sunduğu balıkları bir güzel midesine götürdü. 

P7250021.JPG

Aynı arsızlığı pelikanlarda gösteriyorlar. Pelikanları bu kadar yakından, hemen yanı başımızda ve detayları ile görmemiştik.

IMG_3969.JPG

Gezi boyunca foklar başta olmak üzere, beyaz pelikan ve Heaviside (Benguela) yunuslarını görüyorsunuz. Zamanına denk gelirseniz balina da görülüyormuş. 

IMG_4400

Körfez gezisi en uzak olarak fok kolonisinin bulunduğu bir kumsala gidiyor. Buraya kara yoluyla da gidiliyor. Foklar sahili sese boğmuşlar, bağırışıp duruyorlar.

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Biz bunun üstüne bir de Güneş (Ay) Balığı gördük. Aslında bu balık orada olduğumuz dönemde görülmezmiş.

IMG_4507.JPG

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Asıl görmek istediğimiz yunuslar ise artık dönüş yolundayken kendilerini gösterdiler. “Biz bu tekneyi denizde geçeriz” edasında bizimle biraz yarışıp mavi derinlerde kayboldular. 

IMG_4544.JPG

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Teknede sizlere, istiridyenin de içinde bulunduğu, açık büfe yemek de ikram olarak sunuluyor.

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Tekneden indikten sonra bir lagüne gidip Pembe-beyaz renkli tüyleri ile Küçük Flamingoları da gördük. Kuşlara pembe rengini veren beslenme alışkanlıkları ile yedikleri besinler içinde bulunan fotosentetik pigmentler. 

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Tekne gezisi sonrasında Swakopmund’un teneke evlerini gezmeye gittik. Swakopmund Şehri sahilindeki evler şehir popülasyonu hakkında doğru bilgi vermiyor. Buralarda beyaz insanlar çoğunlukta. Yani eski/yeni sömürgeciler şehrin bu lüks kısmında oturuyorlar.

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Aslında yerli halkın çoğu tenekeden yaptıkları derme çatma evlerin oluşturduğu Mondesa ve toplu konutlara yerleştirilmek için geçici evlerde bekletilen insanların oluşturduğu DRC dedikleri (açılımı Democratic Resettlement Community) semtlerde oturuyorlar. Biz bu mahalleleri gezip halkın yaşam koşulları hakkında bir fikir edineceğiz.

OLYMPUS DIGITAL CAMERA

Bu mahallelerde yaşayan yerel bir rehber alarak gezimize başladık. Swakopmund’ta kaldığımız otel ve çevresi mahallerde ne kadar lüks bir yaşam ve temizlik varsa buralarda bir o kadar fakirlik ve yoksunluk var. Evlerin çoğu tenekelerden yapılma.

IMG_4803IMG_4860IMG_4861

İnsanlar evlerin dışında ikili üçlü gruplar halinde muhabbetteler. Varlığımız onları rahatsız etmiyor ve hatta pek umursadıklarını da söyleyemem. Şahit olduğumuz fakirlikten ziyade, şehrin iki yakası arasındaki uçurum rahatsız edici.

Buralarda bazı okullarda yabancılar, teneke evlerden daha hallice yapılarda çocuklara eğitim veriyorlar. Bu okullardan bir tanesini gezdik. Yirmili yaşlarına henüz varmış 2 Alman kızcağızım Namibya’nın bu fakir köşesinde çocukların eğitimine gönüllü olarak katkıda bulunuyordu. Yaklaşık 1 yıldır buradalarmış. Onlar gibi buralara gönüllü hizmet vermeye gelmiş bir Türk gencinden de bahsettiler. Kimimiz masa başında sosyalist, bu gençler gibi kimileri de pratikte ve gerçek uygulamadalar! Bilgilerini, dağarcıklarındaki paylaşıyorlar.

IMG_4902

Namibya çocukları ise, dünyanın zengin fakir her köşesinde olduğu gibi, ellerinde ne varsa onu oyuncağa çevirmiş, çocukluğunu yaşıyordu. 

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Rehber bizi yerel sanatçı dediği bazı insanların mekanlarına da götürdü. Bu kişilerin yapıtlarının sanat eseri olduğu çok tartışılabilir ama biz bu ortamda işin pek sanat tarafında filan değiliz. Kendimizce, bize satın alabileceğimiz ne sunulursa, pazarlık filan etmeden alışveriş yaparak katkıda bulunmaya çalışıyoruz. Herhalde Namibya’da satın aldıklarımızdan benzerleri içinde en pahalılarını burada almışızdır. 

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Teneke Mahaller gezimiz bizi Afrika’nın genelindeki acı gerçekler ile tanıştırdı. Araca atlayıp, yemek yiyeceğimiz modern ve lüks semte geri döndük.

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Sahilde yürürken düşünceler biraz karışık olsa da midemizin “acıktım” sesi artık düşüncelerimizi bastırmaya başlayınca Light House adlı bir restorana yerleştik.

Hepimiz bir ana öğün istemekle yetindik ama önümüze gelen öğünlerin büyüklüğü ile  gezdiğimiz okulun çocukları doyardı eminim. Bu dünya böyle bir dünya işte. Afrika’da da nimet bol ve Afrika’da cömert.. Ama her yerde olduğu gibi parası olana.

P7250323.JPG

Ne mesajı vermek mi istedim? Valla ben de bilemedim 🙂

Ulusumuzun en önemli bayramı, 30 Ağustos Zafer Bayramı, hepimize kutlu olsun..

Gezekalın…

Dr Ümit Kuru

31.08.2018 Saat 00:35

 

Arnavutluk Rivierası

Aslında haberim de yoktu, bu seneki gezi planlarım arasında da yer almıyordu. Bazen gezilerinizin hayalleri, planları ve gerçekleşmesi için gördüğünüz tek fotoğraf yeterli olur ya, işte Arnavutluk Riviera‘sı gezimiz böyle başladı. Sevgili eşim tam bir deniz kuşudur. Bendeniz için ise deniz demek, su altının renkli dünyasını gözleyebilmek  ve yapabildiğim kadarı ile fotoğraflayabilmek demek. Fotoğraflarını tesadüfen gördüğüm Arnavutluk plajlarından olan Ksamil sahilinin berrak suları ve Ksamil Adalarını içine alan panoramik fotoğraf her şeyin başlangıcı oldu. Tiran’dan başlayan ve amacı sadece denize girmek olan bir Arnavutluk gezisi yaptık. Bugün sizinle o geziyi paylaşacağım. Eh! Daha mevsimi de geçmedi, belki bu yazı da sizin Arnavutluk Rivierası gezinizin başlangıcı olur. Arnavutluk’a daha önce yaptığımız kültür gezisine ait yazıları http://www.gezekalin.com da bulabilirsiniz (https://gezekalin.com/2014/10/22/balkanlarda-atalarin-ve-baharin-izlerinde-6-gun-arnavutluk-elbasan-berat/ ve https://gezekalin.com/2014/10/26/balkanlarda-atalarin-ve-baharin-izlerinde-7-gun-arnavutluk-durres-kruja-tiran/ )

P8230610-001.JPG

Hemen başlarda bazı önemli ipuçları vereyim; Bir kere Arnavutluk sahilleri, hemen karşısında bulunan Korfu Adası sahillerine göre daha ucuz. Arnavutluk’ta kalacağınız otellere, aynı denizi paylaşan Korfu Adası sahilleri otellerine göre 3-4 kat daha az para ödeyeceksiniz. Çoğunda oda kahvaltı şeklinde kiralama var. Otelleri Booking.com dan kiraladık. Bizim gittiğimiz zaman Arnavutluk Riviera’sının yüksek sezonuydu. Hem iç turizm ve hem de dış turizm nedeni ile kalabalık ve yüksek fiyatlarla karşılaştık. Bir daha gidersem, gitme zamanım ya Haziran ya da Eylül ayı olacaktır. Otellerin oda fiyatları gecelik, yerine göre değişmekle birlikte, 36-95 Euro oldu. Kaldığımız otellerin hemen hepsinden memnun kaldık. Ben sizlere yeri geldikçe otellerin ismini yazacağım. Belki kolay yoldan denenmişi seçip ve doğrudan otele ulaşıp daha ucuza kalabilirsiniz. Hizmet kalitesi ise Arnavutluk’ta, Yunanistan sahilleri otellerine göre daha düşük. Bir de çoğu otel kredi kartı kabul etmiyor. Yani demem o ki otellere ödeyeceğiniz para nakit olarak cebinizde bulunsun. Kendinizi şımartın ve otellerin deniz manzaralı odalarından seçin. Çok keyifli oluyor. Otel odalarının çoğunda su ısıtıcıları var ama bizim gibi çay meraklıları yanlarında bol miktarda çay götürsünler. Çünkü siyah çay bulabilmek, bulursanız da içtiğinizden zevk alabilmek neredeyse imkansız. Bu arada nefis bir “dağ çayı” dedikleri çayları var (bizim ada çayı dediğimiz) ama bizim için illa da siyah çay olmalı. 

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

IMG_9095Arnavutluk sahillerinin tadını çıkartmak için araba kiralamanız gerekiyor. Size de aynısını yapmanızı tavsiye ederim. Çünkü öyle güzel sessiz sedasız sahiller var ki durup yüzmezseniz ayıp edersiniz. Arabayı Rentalcar.com’dan kiraladık. Arnavutluk’ta ise bize hizmet veren Surprice adlı bir şirketti. Arabayı siz de bilgisayarınızdan ve aynı veya benzerleri firmalardan kiralayabilirsiniz. Arnavutluk’ta araba kiralama firmaları Tiran Havaalanı içinde ve karşısındaki caddede bolca var. Ama risk istemiyorsanız bilinen firmalardan ve internetten kiralama yapabilirsiniz ve bence öyle de yapın. Ama arabanın kaskosunu Arnavutluk’ta arabayı kiraladığınız şirketten yapmanızı tavsiye ederim. Çünkü Rental.com’dan tam kasko yaptığınız zaman, arabayı teslim alırken size zorluk çıkartıyorlar ve hatta mümkünse bir kaza izi bulmak için aşırı bir çaba gösteriyorlar. Uğraşmaya ve asabınızı bozmaya değmez! Kaskonuzu Arnavutluk’ta araba kiraladığınız firmadan yaptırın. Yedi gün için 90 Euro karşılığı tam kasko yapıyorlar. THY’nın Tiran’a akşam uçuşuna bilet aldım ve bir gün için daha araba kiralama parası vermek istemedim. Havaalanından Tiran merkezdeki otelimize gidişimizi kalacağımız otele ayarlattım. Normalde havaalanından merkeze kadar taksiler 20 Euro alıyor (Havaalanı merkez arası 19 km ve 25 dakika sürüyor). Ama kalacağınız otelden transfer isterseniz onlar size daha ucuz taksi (15 Euro) ayarlayabiliyorlar. Havaalanının merkeze giden transfer otobüsleri saat 18:00 e kadar çalışıyor. Sonrasında taksi kullanmanız gerekiyor. Ben gezide kolaylık olsun diye araca bir navigasyon cihazı kiraladım ve 7 güne 50 Euro verdim. Gezi boyunca yaptığım en gereksiz harcama bu oldu. Hem alete yüklü olan program eski çıktı, hiç bir oteli bulamadı ve hem de Arnavutluk’ta yol ve yön işaretlemeleri gayet iyi. Bence navigasyon cihazı kiralayacağınıza, gezi öncesi Google.map’den çevrimdışı çalışacak Arnavutluk haritasını telefonunuza yüklemek daha mantıklı olacaktır. Kalacağımız otelleri hep bu çevrimdışı haritalardan kolayca bulduk. Bir kez daha “yaşasın Google Amca” dedik yani!

Lek_notes

Arnavutluk Parası Leke

22159204_363526550743537_1880525957102567424_nArnavutluk para birimi Leke. Bir Euro ile 122-125 Leke alıyorsunuz. Havaalanı içinde exchange bürosu var. Eğer amacınız sadece deniz tatili ise zaten pek hediyelik bir şey aramayacaksınız. Harcamalarınız sadece yiyecek ve içecek  için olacaktır. Bir lokal bira için plajdaki tesiste 150-250 leke (markette daha ucuz), Türk kahvesi için 160 Leke (lokal kahvehanelerinde 70 Leke -müthiş Türk kahvesi yapıyorlar tavsiye ederim-) kaliteli bir restoranda ise iki kişi kabul edilebilir bir menü için 2500-3000 Leke ödüyorsunuz. Bir de şezlong ve şemsiye kiralamaya para harcayacaksınız. Plajlarda şemsiye ve şezlong kiralamak zorunda kalacağınız yerler çoğunlukta. Bunun için 300-400 Leke kadar para alıyorlar. Gerçi sahile havlunuzu atarsanız da kimse size “olmaz kardeşim” demiyor. Yani içeri girerken “burası özel plaj” diyen yok. “Ben bu parayı vermem arkadaş!” derseniz ülkeden hasırlarınızı yanınızdan getirin derim. Çünkü plaj sahilleri hep çakıl taşı.

Aklıma gelen kısa ve önemli gördüğüm hatırlatmalar bunlar. Şimdi geçelim Arnavutluk Rivierası gezimize..

kalkış Tiran, Arnavutluk varış Ksamil, Arnavutluk - Google Haritalar - Google Chrome 26.08.2018 012200.jpg

Arnavutluk Rivierası dendiğinde Kuzeyde Vlore, Güneyde Sarande şehirleri arasındaki 150 km’lik İyon Denizi sahillerini anlamalısınız. Sahile dik inen sıra dağlar ve berrak sular, eşsiz koylar hayal edin. Burası İtalyanların arka bahçesi gibi. Zaten bölgenin yaşlı Arnavutları ile İngilizce anlaşmak zor ama İtalyanca konuşuyorlar. Arnavutluk Rivierası, Avrupa’nın keşfedilmemiş son sahilleri olarak adlandırılıyor. 

P8230777.JPG

Size tavsiyem Tiran’dan çıktıktan sonra Durres‘de filan durmadan doğrudan doğruya Vlore’ye doğru yol almanız. Durres’te pek bir özellik yok bence ve Tiran’a yakınlığı nedeni ile, özellikle de hafta sonu ise, kalabalık sizi boğacaktır, vakit kaybetmeyin. Arnavutluk’ta yollar Fier‘e kadar otoban ama sonrasında yol tek şeride düşüyor. Fier-Levan arası yolda 2 saate yakın bekledik. Trafik felaketti. Burayı geçtikten sonra ise zik zaklı dağ yollarına doğru gidiyorsunuz. 

P8170004.JPG

Vlore’yi küçük bir Antalya olarak düşünün. “Gece hayatı da olsun, modern bir şehir olsun” derseniz burada konaklayabilirsiniz. Denizi güzel, sahili uzun. Ama bize pek uymayan tatil olduğundan konaklama olarak Orikum‘u tercih ettik.

P8170018.JPG

Orikum Arnavutluk Rivierası içinde ilk konaklama yerimizdi. Sahili diğer sahillere göre daha kısaydı. Konaklama yaptığımız otelin ismi  Hotel Bel Ami Suita. Kaldığımız oteller içinde en lüks olanıydı diyebilirim. Geniş  ve denizi gören bir oda seçmiştim. Kahvaltısı ise çok iyiydi. Tavsiye ederim. 

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Otelden denize ulaşmak kolay ve sabahları denizi çok iyi oluyor. Öğle sonrası ise dalgalanıyor. Deniz dibi kumluk, bu da demektir ki dalgalandığında denizin berrak suları kalmıyor. Deniz dibindeki canlı yaşama meraklı olan benim gibiler için ise sıkıcı bir deniz. Ancak Orikum Limanı yönüne doğru yürürseniz çakıl taşlı bir denize denk geleceksiniz. Burası daha berrak ve deniz dibi daha canlı. 

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Size Orikum’da bir restoran tavsiye edeceğim; Adı Kabello (Telefon Numarası +355 67 545 5807). Burası araba ile 10 dakika içinde ulaşabileceğiniz bir yer. Bir zamanlar eski bir değirmenin bulunduğu, dere kenarındaki bu mekanda öğle saatlerinde yer bulmak zor.

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Bu nedenle mutlaka rezervasyon yaptırın. Burada yiyebileceğiniz en güzel tavuğu ve lezzetli pilavı yiyeceksiniz. 

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Himare, Orikum’dan sonraki konaklama yerimiz oldu. Orikum, Himare arası 55 km ama yol 1.5 saat sürüyor.  Llogara Pasajını ve Cerauni Dağlarının bir bölümünü geçmeniz gerekiyor. Yol kıvrıla kıvrıla çıkıp, aynı şekilde iniyor. Yeşillikler içinde, nefis bir ortam var. “Llogara Ulusal Parkı içinde yol üzeri bir kahve için” diyeceğim ama siz bu aktiviteyi en iyisi bizim gibi sonraya, dönüş yoluna saklayın. Orikum’dan sonra kahve içmek için çok yakın mesafe oluyor.

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Himare’yi çok beğendik. Denizi nefis ve berrak. Burada iki günde de kısa süreli yağmura yakalandık ama denizde. Yani yağmur yağmış ne gam! Otelimizin içi eski, kahvaltı desen var yok arası. Ama otel tam merkezde ve denize 50 metre bile yok. Otelin balkonundan manzara desen nefis. Tam çilingir sofrası kurulacak bir ortam var. Otelin ismi Veizi. Himare geceleri çok hareketli, bu nedenle geceleri geç saatlere kadar gürültü oluyor. Ama bir daha Himare’ye gitsem tercihim bu otel olurdu. 

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Su altı pırıl pırıl, Orikum’da göremediğim balıklar burada görünmeye başladı. Ama suyun altında emzik görmek haydi neyse de, ikiz yatak görmek şok ediciydi. Arnavutlar doğaya karşı bizden de hoyratlar. Gerçi sabah televizyondan tatil dönüşü kıyılarımızdaki tatilci çöplerini görünce “Ne hakkın var elin Arnavut’unun çöpünü eleştirmeye, öküz her yerde öküz” dedim kendi kendime.  

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Himare’de konaklarken hemen 9 km kadar ötedeki Porto Palermo ve Tepedelenli Ali Paşa Kalesi‘ne de gitmek gerekir. Bu gezi kale filan gezmedim. Amacım Porto Palermo denen yerde denize girmek. Burada su çok güzel, durgun ve berrak. Mutlaka gidin. Sabahtan giderseniz kalabalığa yakalanmazsınız. Kale bir yarım adada bulunuyor. Bir tarafta balık çiftlikleri var. Bu nedenle burada denize girmeyi tercih etmedik, diğer taraf daha uygundu.

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Himare’de bir sürü tercih edebileceğiniz restoran var. Biz bir pizzacıda karın doyurduk. Esas ziyafeti Ksamil’e sakladık.

P8230285.JPG

Himare sonrasında Sarande’yi geçip Ksamil‘e vardık. Aradaki mesafe 66 km ve yine dolambaçlı, dar yollardan 1.5 saatlik bir yol olduğunu hesaba katmanız gerekiyor.  Bu arada Sarande’den Yunanistan’ın Korfu Adasına feribot ile geçiş yapabiliyorsunuz. Benim orijinal programımda Sarande’den Korfu Adasına geçip orada da 2 gece kalma planım vardı. Ama Euro alıp başını gitti, biz ise Arnavutluk’ta kaldık.

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Ksamil benim favori yerimdi. Beklediğim gibi de çıktı. Ancak sadece benim değil herkesin favori yeri ve aylardan da Ağustos olunca aşırı bir kalabalığa denk geldik.

Burada kaldığımız otelin ismi Mira Mare. Otele çıkan 50 metrelik, neredeyse 45º eğimli “eşek bağırtan” yokuşu olmasa müthiş bir otel. Yokuşuna rağmen bu oteli de kesinlikle tavsiye ediyorum.

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Otel meşhur 3 adalar tarafında değil. Ama Paradise, Puerto Rico ve Lori adlı plajlara yürüme mesafesinde. Aslında 20-30 dakika yürümeyi göze alırsanız adalar tarafındaki plajlara da yakın. Bizim favori plajımız ise Puerto Rico plajının yakınındaki denizdi. Suyun altı hayat dolu, deniz ise tam hayalimdeki gibi berrak ve masmavi. Biz Ksamil’de kaldığımız 2 gün boyunca burada denize girdik. Sabahları burada da deniz bir başka güzel oluyor. 

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Ksamil’de size tavsiye edeceğim restoran Guvat Restoran olabilir. Burada gün batımını yakalayacak şekilde bir yemek yemenizi tavsiye ederim. Özellikle marine edilmiş ahtapot ve “uzo’da terbiye edilmiş-drunken- karidesi” nefisti. Balık çorbası ise vasat.

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Ksamil’de bilinen plajlara Temmuz-Ağustos aylarında gitmek pek zevkli olmasa gerek. Aşırı kalabalık. Neredeyse omuz omuza  denize giriliyor. Kalabalık olunca kumluk plajların suyu bulanıyor. Yani demem o ki belki sabah erkenden adalar karşısındaki plajlar zevk verebilir. Bunun dışında aylardan Haziran ya da Eylül değilse sizlere tavsiyem bizim gibi yanlardaki sakin plajları tercih etmenizdir.

P8230651-001.JPG

Ksamil bizim Arnavutluk’taki en uç noktamızdı. Buradan Tiran’a dönüş yolunda Dhermi adlı bir yerde daha konaklama yaptık. Buraya kadar ise arada atladığımız plajlara uğraya uğraya yol aldık. 

Lukove benim Arnavutluk Riviera’sı içindeki en beğendim plaj oldu. Zeytin ve narenciye ağaçları arasından geçiyorsunuz. Upuzun bir sahil ve muhteşem bir deniz. Sahilde, diğer konakladığımız yerler gibi çok sayıda tesis yok ve sadece 2 tane küçük tesis var. Deniz ve denizin altındaki canlılık müthiş. Bu sahili sakın kaçırmayın derim. Keşke daha uzun zaman geçirme imkanımız olsaydı.

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Lukove sonrasında Borsh adlı başka bir köy sahiline gittik. Bu son sahiller müthiş güzellerdi. Köy aynı zamanda su kaynakları ile de meşhur. 

P8230640.JPG

Muhtemelen denize kaynak suyu bulaşıyor ya da deniz içinde de kaynak suyu yüzeye çıkıyor. Deniz suyu bazı yerlerde biraz daha soğuk.

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Borsh Plajı sonrasında yol üzerinde Gjipe ve Jala Plajlarına uğrayamadan Dhermi‘ye yöneldik. Dhermi nefis bir köy. Tepelere kurulu ve birbirlerinin önünü kapatmayan eski evleri var. Tepede köy girişinde kısa bir mola verip fotoğraf çektik. Sonra konaklama yapacağımız Grecia adlı otele gittik. Kaldığımız oteller içinde denize en uzak olanı bu oldu. Ama onda da denize tepeden bakan, ortak kullanılan kocaman bir balkon vardı. 

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Dhermi’de gün batımına kadar sahildeydik ve yüzdük. Daha önce kaldığımız yerlerde güneş hep dağlar arkasında kaldı. Ama Dhermi’de güneş denize batıyor. Demem o ki burası gün batımını izleyebileceğiniz en güzel sahil. Nefis bir gün sonrasında, nefis bir gün batımı izlemek aynı zamanda gezimizin sonu için nefis bir final de oldu. Şahane fotoğraflar çektim. Günü, geziyi iyi bir restoranda sonlandıralım istedik. Dhermi’deki adresimiz Luciano Restoran oldu.

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Ertesi gün Palasa Sahili’ni yukarıdan izleyerek Llogara Geçidine doğru yol aldık. Bu sefer burada bir tesiste durup kahvaltı yaptık.

Tiran’a varıp kiralık arabamızı gerçek sahiplerine teslim edince gezimiz de sona ermiş oldu.

Evet Sanal Gezgin dostlarım! Bu sefer amacı farklı bir gezi yazı ile Gezekalın paylaşımı yaptım. Kim bilir, yazın sonuna yaklaşan bu günlerde, bence daha sakin ve daha ucuza mal edeceğiniz bir Arnavutluk Riviera’sı geziniz olabilir.

Bu yaz olmazsa bir başka yaz olacaktır nasılsa…

Gezekalın..

Dr Ümit Kuru

29.08.2018 Saat 08:55 

OLYMPUS DIGITAL CAMERA

 

Afrika Cömerttir: Namibya (Swakopmund’a Doğru)

IMG_3767.JPG

Bir önceki gün sabah erkenden başlayan ve günün ilerleyen saatlerine kadar devam eden aktivitelerin verdiği yorgunluğu ertesi gün geç uyanarak ve uzun bir kahvaltı ile attık. Ben kahvaltı masasından erken ayrılıp kamptan ayrılmadan önce kırmızı göğüslü örümcek kuşu ve beç tavuklarının fotoğraflarını çekmeye çalıştım. Namibya gerçekten tam bir kuş cenneti.

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Bugün hedefimiz Atlantik kıyısındaki Swakopmund kentine ulaşmak. Konaklamamız orada 2 gece şeklinde olacak. 300 km’yi geçen bir yolculuğumuz olacak ve duraklama yapmazsak 4 saate yakın sürecek. Biz ise Moon Valley (Ay Vadisi) de bir mola vermek istiyoruz. 

IMG_3584.JPG

Toz toprak yollara düştük. Bir süre sonra Oğlak Dönencesi tabelası yazan bir noktada durduk. Güneş ışınları yılda iki kez yeryüzüne dik açı ile geliyor. Bunlarda Kuzeyde ve Güney yarım kürede 23º-27 dakika enlemlerine denk gelen zamanlar olup, bunlara dönence adı veriliyor. Kuzeyde olana Yengeç, Güneyde olana Oğlak Dönencesi deniyor. Sıcağın Kuzey ve Güney sınırları dönence ile belirleniyor. Namibya Oğlak Dönencesi enlemi üzerinde bulunan 10 ülkeden biri ve bizim bulunduğumuz bu nokta, bu enlemi gösteriyor.

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Kuiseb Geçidinden geçerken küçük bir mola verip etrafı fotoğrafladık. Bu bölümlerde coğrafya farklı olmaya başladı. Windhoek’in Batısındaki dağlardan doğan ve 500 km ilerleyip çoğu zaman Atlas Okyanusuna ulaşamadan kaybolan Kuiseb Nehri’ni hiç göremedik ama onun şekillendirdiği kanyondan yolumuza devam ettik.

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

indirYola devam edip de, Swakopmund’a 60 km kadar kala Namibya için önemli bir bitkinin bulunduğu yere ulaştık. Namibya bu bitkiyi ulusal  arması içine katmış. Armada en alttaki şekil bu bitkiyi temsil ediyor. Bu bitkinin adı Welwitschia Mirabilis. Bitki Namibya’da bir Namib Çölü ‘nde, bir de Güney Angola’da bulunuyor ve burası için endemik bir bitki. Yerliler ona “çölün soğanı” ismini takmışlar. Namibya bu bitkiyi armasına koyduğuna göre güzel, çiçekli, havalı bir bitki bekliyorsunuz değil mi? Hayal kırıklığı yaşayacaksınız! Hiç bir çiçeksever, hiç bir bahçe sahibi bu bitkiyi bahçesini güzelleştirsin diye bahçesine koymazdı. 

IMG_3614.JPG

1859’da ilk defa Avusturya’lı botanikçi Friedrich Weltwitsch bu garip, çirkin görünüşlü, uzun ömürlü, 2 yaprak ve bir kökten oluşan bitkiyi bilim dünyasına tanıtmış. 2 tane yaprak deyip geçmiyoruz. Bu yaprakların boyu 8 metreye kadar ulaşabiliyor. Yapraklar uzadıkça birbiri üzerine kıvrıldığından  garip şekiller alıyor. Kök uzamak yerine kalınlaşarak derine doğru büyüyor. Yeraltında suyu hangi derinlikte bulursa o seviyeye kadar iniyor.  Yaprakların geniş yüzeyleri ise suyun depolamasında rol oynuyor. Bu nedenle çöllerde uzun yıllar yaşayabiliyor. Ömürleri 400-1500 yıl arasında olabiliyormuş. Bu bitkinin bir özeliği ise erkeğinin ve dişisinin olması.

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Bitki susuzluğa ve çöl koşullarına yüzyıllarca dayanabiliyor ama insanoğlu rahat bırakırsa! Hemen yakın çevrede Rusların işlettiği uranyum madeni faaliyete geçtiğinden beridir bu bitkinin yaşamı kısalmaya ve ölmeye başlamış. Bu bitkinin çevresine koruma alanları yapmışlar güya ama dinazorlar çağının bitkisi kabul edilen Welwitschia Mirabilis’in maalesef soyu tükenmeye doğru gidiyor.

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Bizim ziyaret ettiğimiz alanda çevresi tellerle çevrilmiş bitkinin 1500 yıllık olduğu biliniyor. 

IMG_3661.JPG

Moon Valley (Ay Vadisi) doğrusu benim pek ilgimi çekmedi. Milyonlarca yol öncesinden başlayan ve yer altından yer üstüne çıkan Damara Granitleri, Swakopmund Nehri ve rüzgarın etkisi ile erozyona uğramış ve ayın yüzeyi gibi boş, verimsiz, sevimsiz bir yeryüzü şekli halini almış. Görmesem de olurdu dediğim yerlerdendi.

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Sonunda öğleden sonra Swakopmund’a girdik. Şehrin adı, “Swakop (Nehri) Ağzı” anlamına gelen Almanca bir kelimeden geliyor. Şehri 1892 yılında Almanlar kurmuşlar. Amaçları ise ticaretleri ve ülkeden sömürdüklerini gemilere yükleyebilecekleri bir liman şehri kurmakmış. Zaten şehri gezerken Alman tarzı bina yapılarını görebiliyorsunuz.  

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Doğrudan kalacağımız otele gittik. Burada kaldığımız butik otel, rastladığım en güzel butik otellerdendi. Şaşırtıcı olarak banyodaki sıvı sabun şişelerinin üstünde Mevlana Celalettin Rumi’ye ait “Kendini okyanusta bir damla sanma. Bir damlanın içinde kocaman bir okyanussun. ” yazısını gördük. Odada bulunan beleş şarap ise işin bonusu oldu.

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Günün bence en önemli aktivitesi Swakopmund sahilinde güneşi batırmaktı. Bunun için saat 17:00 civarında sahile gittik ve gün batımı için ellerimizde biralarımızla sahilde yerimizi aldık. Size tavsiyem güneşi Tiger Reef adlı bir mekanda elinizde içecekle batırın. Bu arada benim ülke pahalılık kriterimle ilgili fikir de vermek isterim. Namibya para birimi Namibya Doları. Bir Amerikan Doları ile yaklaşık olarak 13.5 Namibya Doları alıyorsunuz. Namibya yerel biralarından en çok Tafel Lager’i sevdim. İçtiğiniz yere göre değişiyor ama ortalama bir küçük şişe Tafel bira için 20 Namibya Doları ödüyorsunuz. Bir şişe su  markette 7 Namibya Doları. 

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Sahil bizim gibi gün batımını deniz kenarında izlemek için bekleyen insanlarla dolu. Burada gün batımına mutlaka şahit olmalısınız.

Sonraki yazıya Swakopmund’da denizde botla safarimiz var.

Bir yere söz vermeyin, beklerim Sanal Gezginler…

Gezekalın.

Dr Ümit Kuru

14.08.2018 Saat 22:55

P7240100.JPG

 

 

 

 

 

Afrika Cömerttir: Namibya (Sossusvlei’nin Kızıl Kumulları)

IMG_3263.JPG

Namibya’da bol miktarda (tam olarak 12 adet)  Ulusal Park mevcut.  Bunlardan en çok bilinenleri Etosha, İskelet Sahili, Bwabwata ve Namib-Naukluft Ulusal Parkları. Namib-Naukluft Ulusal Parkı, dünyanın en eski çölü kabul edilen Namib Çölü’nün bir bölümünü içine alan bir park. Toplam alanı 50000 km²’yi buluyor.

IMG_3057.JPG

Parkta 4 bölüm var: Sossusvlei ve Sesriem, Naukluft, Namib bölümü ve Sandviç Limanı. Parkın en çok ilgi çeken ve ziyaret alan bölümü Sossusvlei.

IMGP6981 (1)-002.JPG

Atlantik Okyanusundan gelen nemli hava, özellikle Şubat-Nisan aylarında bu parka yağmur olarak düşüyor.  Sis getiren rüzgarlar parkın kumullarını ve portakal renkli görünümünü de yaratıyor. Zamanla toprakta bulunan demir oksitlendikçe portakal renkli kumullar oluşuyor. Kumul ne kadar yaşlı ise renkte o kadar canlı portakal renk oluyor. Zaman da öyle 3-5, 10 yıl değil, yüzyıllar geçmesi gerekiyor. Buradaki kumullar dünyadaki çöller içinde en uzun olanları ki boyları 300 metreden fazla olanlar var. Sahile yani ıslak kısımlara yaklaştıkça da kumulların boyu kısalıyor. Zaten bu kumulların Atlantik Okyanusuna kavuşan Sandviç Limanı gibi bölgelerde olanları Dünya Kültür Mirası Listesi içinde olan doğa harikası yerler. işte biz bugün bu önemli bölgeyi gezeceğiz.

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Kaldığımız yerden parkın girişine kadar toplamda yaklaşık 70 km yol var. Tahmin edeceğiniz gibi yol toz toprak ve park yoğun ilgi gören bir yer olduğundan kalabalık oluyor. Sevgili Aykut ve Namibyalı şoförün aldıkları doğru bir kararla sabahın 05:00’i gibi yollara düşüyoruz. Amacımız sabahın kalabalığına yakalanmadan sıraya girip, ışığın en güzel zamanlarında kumullarda olabilmek. Yani sabahın 05:00’in de ayak üstü kahvemizi içip, kumanyalarımızı alıp yollara düştük.  

IMG_3054.JPG

Park girişine vardığımızda 3. araba olarak sıradaydık. Kısa zaman içinde arkamızda epey bir sıra oluştu. Namibya’da tüm ulusal parklara giriş ve çıkışlarınızı kayıt altına alıyorlar. Sabahları çöl çok soğuk oluyor. Araç içinde olmamıza rağmen epey üşüdük. Bu aktiviteler için yanınızda mutlaka polar olsun. Sabahın ilk ışıkları ile kuş cıvıltıları da duyulmaya başladı. Saat 07:30 gibi de park açıldı ve hemen gezimize başladık. 

IMG_3081.JPG

Parkın girişinden sonraki 45. km de park içinde önemli bir ziyaret yeri olan Dune 45’e (Kumul 45) ulaştık. Dune 45 adı bu kumulun hem girişten sonraki 45 km’de ve hem de 45º eğilime sahip olmasından kaynaklanıyor. Genelde bu kumulda yürüyüş yapılıyor. Biz de araçtan inip Dune 45’de yürüyüşümüze başladık. Yükseldikçe nefesimiz sıklaşmaya ve terlemeye başladık.

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

İncecik, sabahın bu erken saatlerinde bile sıcaklığını hissettiğiniz kumlara bata çıka 45º eğimle yürüyüş zorladı. Tepedeki düzlük alana gelince biraz rahatladık ve nefes alışımız, kalp atışımız düzelmeye başladı. İşte o andan sonra civarı seyretmeye ve fotoğraflamaya başladım. Sağa sola dizili, koyulu açıklı portakal renkli kumullar ve aralardaki bazen kül ve bazen de beyaz renkli düzlük alanlar ve yapraksız, sadece kurumuş artık odunsu hale gelmiş dallardan oluşan ağaçlar ortama çok mistik bir hava veriyor. Ortamı bu yükseklikten seyretmek muhteşem bir deneyimdi. Bu etkileyici cansızlığın ortasında bizlerden başka tek yaşam belirtisi nereden ortaya çıktığı belli olmayan oriksdi.

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Çıkış sonrası iniş kolaydı. Kumulun eteklerine yayıldık ve artık iyice hissedilen sıcakta tırmanışa yeni başlayan arkadan gelen gezginleri biraz izledik.

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Dune 45 gezisi sonrasında aracımızla parkın içinde ilerlemeye devam  ettik. Bu sefer hedefimiz Deadvlei. Buraya kadar kendi aracınızla gidemiyorsunuz. Son 5 km’lik kısmı parkın özel araçları ile gidiyorsunuz. Deadvlei benim gezdiğim yerler arasında en etkilendiğim yerlere kesinlikle girdi diyebilirim. Sossusvlei’de Dune45 gibi kumullar arasındaki düzlük alanlar tuz tabakası kaplı topraklar.

IMG_3261.JPG

Ancak Deadvlei de bulunan Big Daddy gibi dünyanın en büyük kumulu arasındaki topraklar killi topraklar ve beyaz renkli. Buraya geldiğimizde dünyanın en büyük kumuluna doğru yürümeye yeltenmedik. Deadvlei’ye kadar 1.5 km’lik bir mesafeyi yürümeniz gerekiyor. 1.5 km’de geri döneceksiniz. 

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

1.5 km’yi yürümek zor değildi ama yukarıda bahsettiğim Atlantik rüzgarına fena yakalandık. Rüzgar ve havalandırdığı kum ortama ve fotoğraflarımıza müthiş bir güzellik kattı. Ancak rüzgarın havalandırdığı kumun burun, kulak, göz gibi girmediği yerimiz kalmadı. Bu aşamada yanımızda basit bir maske olmamasına hayıflanmadım değil doğrusu. Size tavsiyem gereğinde maske olarak da kullanabileceğiniz bir “buff” u yanınızda taşımanızdır.

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

IMG_3306

Deadvlei’de epey bir zaman geçirdikten sonra Namib-Naukluft Ulusal  Parkının bir başka köşesine, Sesriem Kanyonu‘na doğru yola çıktık. Kanyon park girişinden 5 km sonra bulunuyor. Genelde önce aşırı sıcağa kalmadan kumullar ziyaret ediliyor, öğlen sıcağında ise kanyonun gölgesinde gezi yapılıyor.

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Kanyonun adı, buranın kaşifleri olan Hollandalı öncülerin, kanyondan su çıkarmak için kullandıkları  kovaların kanyonun dibindeki suya ulaşması için 6 (ses) deri askının (riem) bağlanması ile oluşan halatın gerekmesinden geliyor. 30 metre derinlikte ve 1 km uzunluğunda olan kanyon bizim olduğumuz zaman kuruydu. Kumullarda harcadığımız efor ve artık acıkmanın verdiği kan şekeri düşüklüğü kanyon boyu yürümemiz konusunda isteksizlik yarattı. 

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Kanyon sonrası öğle yemeği yendi ve parktan çıkıp yorgun argın ama gün içinde şahit olduğumuz güzelliklerin ayrıcalığını da hissederek konakladığımız otele geri döndük. Hiç abartmıyorum ayakkabımdan bir çay bardağını dolduracak kadar kum çıktı. Odamızda aldığımız duşta, saçımızın arasına girmiş kumları çıkartmak zaman aldı.

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Bu yazıyı yazarken “keşke sabah balonla kumullar üzerinde uçuş yapan bir tur alsaydım” diye düşündüm. Sesriem Kanyonunu da yürümem gerekirdi. 

Gün bitti sanıyorsunuz değil mi? Bitmedi vallahi..

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Otelde duş sonrası saat 16:00 yapılan gün batımı safarisine katıldık. Otele ait jeeplerle civarı gezip, dün yürüdüğümüz yürüyüş yolunu ve kaldığımız oteli tepeden gördük. Yol boyu orikslerin beslenmesini izledik. Tepeden Naukluft Dağları üzerinden güneşin batışına, dolunay haline gelmesine ramak kalmış ayın ise gökyüzünde yerini alışına şahitlik ettik. Bunu yaparken elimizde içkilerimiz vardı.

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

IMG_3558-001.JPG

Akılsız, yanlış ve doğru olmayan ekonomik politikaların uygulanmasının bırakın gezmeyi, temel ihtiyaçlarımızı karşılamamızı güçleştirdiği günlere inat ;

Gezekalın…

Dr Ümit Kuru

12.08.2018 Saat 01:27

 

Afrika Cömerttir: Namibya (Windhoek’den Solitaire’ye)

IMG_2884.JPG

4528546_stock-vector-namibia-political-mapNe zaman Afrika haritasına baksam içimi bir hüzün kaplıyor. Dünyadaki tüm kıtaların anası, yaşamın ilk filizlendiği, insanın atalarının diğer kıtalara göçünün başlangıcının olduğu Afrika Kıtasının ülkelerinin sınırları, yukarıdan aşağıya, sağdan sola cetvelle çizilmiş gibi dümdüz. Afrika ülkelerinin sınırları batının sömürgeci ülkelerince masa başında çizilmiş. Adı, Namib Çölü‘nden gelen Namibya‘nın haritadaki sınırlarına bakınca ilk olarak bunu düşünmüştüm. 

Namibya bağımsızlığını ancak 1990 yılında kazanabilmiş. Yani hepi topu 28 yıllık bir ülke. Geçmişinde 1884 yılından 1. Dünya Savaşı sonuna kadar Almanya’nın sömürgesi olmuş. Valvis Körfezi kıyılarını ise İngilizler yönetmişler. 1. Dünya Savaşı sonrasında ise Güney Afrika burada hüküm sürmüş. Sonrasında ise ülkenin bağımsızlığı kazanılmış.

THY ile Güney Afrika’nın Capetown ya da Johannesburg kentlerine uçup, oradan da Namibya’nın başkenti olan Windhoek‘e uçuş yapıyorsunuz. THY’nin bu hattına ait uçakları çok rahatsız edici şekilde konforsuz. 322000 nüfuslu Windhoek, Namibya’nın nüfusu 100000’i geçen tek şehri.  

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Windhoek’de pek gezilecek yer yok. Ama başkent hakkında bir fikir edinmeden gitmek de olmaz diyerek şehri gezebilirsiniz. Biz de öyle yaptık. Robert Mugabe Caddesi ile Castro Caddesinin kesiştiği yerde, Windhoek Şehrinin resmi olmayan simgesi ve bir Lutheryan kilisesi olan Christuskirche (Hristiyan Kilisesi) ilk ziyaret yeri oldu. Neo-Gotik ve Art nouveau tarzda 1907 yapım tarihli bu kilise yerel kum taşından yapılmış. Uzaktan ve dıştan güzel bir yapı. Alman misyonerler bu toprakların insanlarını kendi inançlarından kopartıp, Hristiyan yapmak için çabalamışlar.

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Kilisenin karşısında Bağımsızlık Anıtı ve Müzesi bulunuyor. 2014 yılında açılmış. Müze, bizim gezdiğimiz saatlerde açık değildi, gezemedik. Önde bulunan heykel ise Namibya’nın kurucusu ve ilk başkanı Sam Nujome‘ye ait. Bu müze arkasında ise Eski Kale (Alte Feste) bulunuyor. Bu kaleyi Almanlar, askeri garnizon olarak yapmışlar. Almanlar aslında bu kaleyi o zamanın rakip kabileleri Nama ve Herero yerlileri arasında tampon olacak şekilde tepeye kurmuşlar. Kale önündeki bağımsızlık anıtını, diğer anıt gibi, Kuzey Kore devleti yaptırmış. Caddenin karşısında ise Namibya Ulusal Müzesi mevcut. Bu tarihi alanda biraz vakit geçirip fotoğraf aldık.

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Sonrasında Castro Caddesinden aşağılara doğru yürüyüp hem biraz çevreyi tanıdık ve hem de kahve içecek bir yer aradık. Windhoek’in bu bölgesi beklemediğim şekilde modern çok katlı binalar ve lüks mağazalarla dolu.

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Bu meydanda küçük bir açık pazar da var. El işi tahta heykeller beni çağırdı ve tezgahlara bakındım. Biz ilk heves daldık bu pazara ama siz hiç vakit kaybetmeyin buralarda. İleri günlerde daha güzel ve ucuz pazarlar göreceksiniz.

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Kahvelerde içildikten sonra aracımıza atladık ve çöllere doğru yola düştük. Bugün hedefimiz olan Naukluft Ulusal Parkı içinde olan ve konaklayacağımız Namib Desert Lodge’a kadar 300 km’ye yakın yolumuz olacak. Bu yolun Windhoek’ten sonraki 80 km’lik kısmı asfalt ama sonrası bildiğimiz stabilize yol. Yani toz toprak demek. Bugüne kadar gezilerimde yaptığımız en berbat yol Madagaskar gezisindeydi. Madagaskar yollarında toz toprak yanında bol bol çukur ve tepeler nedeni ile böbrek taşınız varsa düşürmeniz ( o da düşecek büyüklükte ise eğer), ağrımayan bel fıtığınız varsa ağrıması garanti. Namibya yolları ise stabilize olsa da Allah’tan çukur ve tepeye sahip değil. Göz alabildiğine dümdüz. Size bir tavsiyem yanınızda battal boy çöp poşetlerinden alın ve bavulunuzu bu poşetlerde olacak şekilde bagaja verin. Bizim seyahat ettiğimiz araç arkasında kapalı bir bagaj aracı taşımasına rağmen bavullar gezi boyu toz toprak içinde kaldı. Bu tavsiyeme kulak verin. Bavulunuzu kıytırıktan çöp poşetlerinin nasıl koruduğunu görünce beni mutlaka hatırlayıp, içinizden “aferin” diyeceksiniz.

kalkış Windhoek, Namibya varış Namib Desert Lodge, Sesriem, Namibya - Google Haritalar - Google Chrome 09.08.2018 094035Windhoek dışındaki yerleşim yerlerinde ortalıkta gezen babunları görmek biraz heyecan yarattı. Bugün gezinin ilk günü, yani taze heyecan ile sağa sola baka baka yol almaya başladık. Solitaire adlı dinlenme tesisine kadar yol boyu tesis olmadığından zorunlu ihtiyaç molalarınızı gidermek için ardına saklanabileceğiniz tepe görünce ihtiyaç molası vermeniz gerekecek.

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Solitaire denen tesise ulaştığımızda öğle saatlerini geçmiştik. Acıktık. Hamburger ve biraları hemen sipariş ettik. Burası Namibya gezginleri için Naukluft Ulusal Parkı içindeki kumulları ile meşhur Sossusvlei’ye ve Atlantik kıyılarındaki Valvis Bay  giden yolda zorunlu uğrak yeri. Burayı bir Hollandalı koyun yetiştirmek amacı ile çiftlik yapmak için almış. Yalnızlık ve pırlanta anlamlarına gelen Solitaire ismini ise Hollandalı girişimcinin eşi koymuş. Koyun işi belli ki yürümemiş ama zamanla burası restoranı, fırını, benzin istasyonu, alışveriş merkezi ile dinlenme tesisi olarak işlev görmeye başlamış. Hamburgeri nefisti, soğuk bira ise işin bonusu oldu.

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Eski arabalar, traktörler ve ortama uygun seçilen yeşillendirmelerle  mekan, çöl ortasında tam bir vaha diyebiliriz. Restoranın arkasında bulunan ağaçlar ise rengarenk kuşlarla dolu.

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Burada işimiz bitince 7 km ötede bulunan ve 2 gece konaklayacağımız tesise yöneldik. Odalarımıza yerleştik. Bu tesis muhteşem bir yer. Öyle lüks aramayacaksınız. Ama temel istekleriniz olan temiz ve geniş oda ihtiyacınızı karşılayacaktır. Bu tesisin güzelliği hem yürüyüş yapabileceğiniz parkurlarının olması ve hem de gün batımı safarisi gibi aktivitelerinin olması. 

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Biz ilk gün tesis çevresindeki parkurlardan birinde yürüyüş yaptık. Burada bir ağacın tepesinde çalı çırpı ile yapılmış göz göz odaları bulunan büyük bir kuş yuvası gördük. İsmine uygun güzellikte Şeftali Yüzlü Aşk Kuşu (Peach-faced Lovebird) ile burada tanışmış oldum. Oynaşmalarını, yuvalarını diğer kuşların saldırılarına karşı korumalarını ve bir yandan da benim gibi bir kuş meraklısının dakikalarca onları izleme ve fotoğraflama çabalarım karşısındaki şaşkınlıklarını izledim. 

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Sonra etek kısımları kırmızı kuma dönüşmüş küçük dağların gölgesindeki parkuru takip ederek yürüyüş yaptık. Burada 1.5 km’den, 5 km’ye kadar uzanan yürüyüş parkurları var. Gün artık kararmaya başladığından ve ne ile karşılaşacağımızı da bilemediğimizden en kısa parkuru seçtik.

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Bu parkurda bile karşımıza oriks (oryx) denen antilop cinsi hayvanlar çıktı. Namibya’da ilk gördüğümüz hayvan olduğundan heyecanlandık tabii ki. Sonraki günlerde orikslerin yüzüne bile bakmadığımızı hatırlayınca bu satırları yazarken gülesim geldi. 

P7220151.JPG

Yürüyüş sonrası duşumuzu aldık ve doğrudan yemeğe geçtik. Yarına gezimizin çok önem verdiği bir bölümü var; Sossusvlei Kumulları ve Deadvlei….

Gezekalın

Dr Ümit Kuru 09.08.2018 Saat 21:37