Afrika Cömerttir: Namibya (Etosha Ulusal Parkı)

IMG_5821

Afrika kabilelerinden bir tanesi, rakip bir kabile halkı tarafından istila edilir. İstila edilen kabilenin tüm insanları, kadınlar hariç, kim var kim yok öldürülür. Ailesi katledilen ama kendisi sağ bırakılan kadınlardan biri bu duruma çok üzülür ve bir göl oluşturacak kadar göz yaşı döker. Bu göz yaşı gölü kuruyunca geriye sadece tuzu kalır. Yerlilerin “Büyük Beyaz Yer” adını verdikleri Etosha Ulusal Parkı‘nın yerli efsanesine göre oluşumu böyle. 

IMG_6057

Yerliler kolay yola kaçıp Etosha Havzasının oluşumunu göz yaşlarının kurumasına bağlasa da, burada 100 milyon yıl önce bir gölün olduğu ve tektonik hareketler sonucu bu gölü besleyen Kunene Nehrinin yatağının değişmesi ile gölün kuruyup şimdiki tuz havzasının kaldığına ait bilimsel veriler var. 

1907’den beri Ulusal Park statüsünde olan Etosha’nın bugünkü büyüklüğü olan 22000 km²’lik alan sizi aldatmasın. Aslında 1960 yılına kadar bu park 100000 km²’lik genişlikle dünyanın en büyük rezerv alanıymış. Sonradan park alanı küçültülmüş. 

IMG_5759

Parkın 4 giriş kapısı var. Parka bizim gibi Windhoek yönünden geliyorsanız gireceğiniz ana kapının ismi Andersson.  Park içinde bulunan 6 ana kamptan birinde kalıyorsunuz. Biz Etosha Ulusal Kampına Andersson Kapısından girip, Etosha’nın girişine yakın Okaukuejo Kamp da bir gece konakladık. Öğleden sonra ve ertesi gün safariye çıkıp Namutani Kapısından parkı terk ederek Mokuti Etosha Lodge’da konaklayarak bol bol parkı gezme şansı yakaladık. Ben daha önce birkaç ülkede safariye katıldım ama Etosha deneyimi çok farklıydı diyebilirim.

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Parka giren ve çıkan tüm araçlar içindekilerle birlikte kayıt altına alınıyor. Park sadece gün doğumundan gün batımına kadar açık. Bu saatler dışında ancak Etosha içinde bir kampta kalıyorsanız girebiliyorsunuz. Park 114 memeliye, 340 kuşa, 110 sürüngene, hem karada hem denizde yaşayabilen 16 amfibi hayvana ev sahipliği yapıyor.

IMG_5806.jpg

Parkı boydan boya en uzun mesafesinden geçmeye kalksanız 200 km’ye yakın yol yapmanız gerekiyor. Etosha içinde yollar çok düzenli, ancak araçlarla parkı gezebiliyorsunuz ve o gezinin de bir düzeni var. Gerçi bir kenarda aslan veya gergedan gibi bir hayvanın görüldüğü zamanlarda araç kullanan Namibyalı şoförler gözlem için en iyi yeri kapmaya çalışırken düzeni bozabiliyorlar. Yol boyu belirli yerlerde su birikintileri yapılmış. Bu alanlar tüm hayvanlar için vazgeçilmez uğrak yerleri. Yani bu su birikintilerinin kıyısında vahşi hayvana rastlamama şansınız yok.   

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Otçul hayvanlar arasında fil, zürafa, oriks, impala, zebra ve devekuşları en sık göreceğiniz hayvanlar. Etosha’da fili ilk gördüğünüz zaman ki heyecanınız, safarinin ilerleyen zamanlarında kayboluyor. Çünkü o kadar çok fil görüyorsunuz ki, bir süre sonra olay sıradanlaşıyor. 

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Gergedan ve aslan görmek ise daha az bir olasılık. Biz ikisini de gördük. Ama en şanslı olduğunuz zaman leopar gördüğünüz an. Biz o şansı yakalayamadık.

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Okaukuejo Kamp’da konakladığımız yerin hemen yanında bir su birikintisi vardı. Burası geceleri de az olarak ışıklandırılıyor. Burada isterseniz sabaha kadar su içmeye gelen hayvanları gözlemleyebiliyorsunuz.

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Tartışmasız olarak en heyecanlandığınız zaman aslanları gördüğünüz an oluyor. Şansımıza bir değil, iki değil tam üç adet aslanı bir arada gördük. Sabah beslenmelerini tamamladıklarının göstergesi olan şiş karınları ile 2 tane erkek bir de dişi aslan günümüzün en değerli fotoğraf karelerini verdiler bize.

IMG_6532.JPG

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Öğle yemeğini Etosha içinde Halali Kampta yedik. Bu alanda o kadar güzel kuşlar vardı ki, bana yine yemek haram oldu. Kuş peşinde koşmaktan yemeği yine unuttum.

IMG_6874.JPG

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Yemek sonrası son safarimizi de yapıp parktan çıktık ve konaklayacağımız Moruki Etosha Lodge doğru yol aldık. 

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

IMG_7110.jpg

Etosha Ulusal Parkında geçirdiğimiz her anın ayrı bir güzelliği oldu. Toz toprak içinde olsanız bile tanık olacağınız doğal yaşam size her şeyi unutturuyor.

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Yeni gezi yazılarında buluşmak üzere gezekalın…

Dr Ümit Kuru

28.09.2018 Saat 11:11

Afrika Cömerttir: Namibya (Himbalar)

IMG_5604-001.jpg

Konakladığımız Damara Mopane Lodge’da kahvaltıya giderken yolda gördüğüm kuşlar bana o sabah kahvaltıyı filan unutturdu. Sanki Namibya’nın çeşit çeşit kuşları doğa içinde ve doğa ile kardeş olarak kurulmuş bu tesiste buluşmuş, bana göz zevki yaşatıyorlardı. 

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Tam ekran yakalama 18.09.2018 103911

Bugün yine tozlu yolları takip ederek Etosha Ulusal Parkına doğru gideceğiz. Namibya gezinizi bizim programla yapmak isterseniz iki şey garanti; Uzun tozlu yollar ama karşılığında yol boyu macera. Yani yine tozlu bir yolda 400 km civarında yolumuz var. Etosha Ulusal Parkına varır varmaz ilk safarimize çıkacağız. Yol üzerinde bir Himba Köyüne (Otjikandero Himba Orphanage Köyü) uğrayarak bu ilginç insanlara dokunacak, onları tanıyacağız.

Hareketimizden 1.5 saat kadar sonra Outjo adlı bir küçük şehre ulaştık. Bu şirin yerden asıl bahsetmemin nedeni burada bulunan Images of Africa adlı küçük hediyelik eşya satan dükkan. Namibya’daki tüm hediyelik alışverişinizi bu dükkana saklayın derim. İçeride çeşit çeşit hediyelikler hem kaliteli ve hem de bu kalitede alabileceğiniz en ucuz fiyata sunulmuş. Bizim grup dükkanı talan etti desem yalan olmaz. Etosha’ya yolunuzda bu küçük şehri ve bu dükkanı boş geçmeyin derim.

IMG_54161

Bir süre daha yol aldıktan sonra Himba Köyüne vardık. Köyü bir müzeyi gezermişcesine geziyorsunuz. Himbalar Afrika’nın en ilginç kabilelerinden birisi. Akrabaları sayılan Herero’lar gibi Almanların etkisinde kalıp Viktorya stilinde giysilere geçiş yapmamışlar. Hala kırmızı renkli örme saçları, keçi derisinden etekleri ve eski adetlerini devam ettiriyorlar. Benim Afrika kabilelerinden birisi olarak ziyaret ettiğim Mursilerden sonra gördüğüm en ilginç kabile diyebilirim. Sayıları 50000 civarında  olduğu düşünülen ve Kuzey Namibya’da yaşayan etnik bir grup. Kunene Nehri boyunca yaşıyor ve hayvancılıkla uğraşıyorlar. 

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Bizi köyün girişinde çocuklar karşıladılar. Aslında belli ki bu tip ziyaretlere çok hazırlıklılar. Bize şarkılar söylediler. Öğretmenleri sordu, çocuklar yanıtladı. Öğretmen ne sordu az buçuk anladık ama doğru yanıt verdiklerini çocukların sevinç çığlıklarından kesin anladık. Bizi çocuklarla tanıştırdıkları yer ana okulu benzeri, tek odalı kerpiçten yapılı binaydı. Öğretmenleri ise karnı burnunda bir Himba kadınıydı. Çocuklarla olmak, başlangıçların en güzeli oldu. Poz poz fotoğraf çektik. 

IMG_5383.jpg

Köye şefin izni olmadan girmek mümkün değil. Şef de tam şefti doğrusu. Bize bir selamlama ritüeli öğretildi; “Moro Perivi Nawa”. Bu kelimelerin anlamı “Merhaba, Nasılsınız? Ben iyiyim.” Kabilede erişkin kime temas etsek aynı sözleri söyleyip özel bir şekilde el sıkıştık.

IMG_5461.jpg

Köyde şeften ve köyün girişinde bize katılan rehberden başka erişkin erkek yok. Erkeklerin yaptıkları tek iş hayvan otlatmak. Bunun dışında aklınıza gelebilecek tüm işler Himba kadınlarının sırtında.

IMG_5436.jpg

Himba kadınları keçi yağı, birtakım otlar ve özel bir topraktan elde ettikleri otjize denen turuncu renkte macunu vücutlarına sürüyorlar. Bu sadece güzelleşmek amacı ile yapılmıyor. Bölgenin aşırı sıcak, kavurucu güneşinden, böcek ve sineklerinden de ciltlerini korumak için sürülüyor. Ortamda su yok, uzaklardan taşınmak zorunda ve yıkanmak lüks kaçıyor. Yüzyıllar içinde Himba kadınları şartlara uymuş ve içine kattıkları bitkilerle aromatize edilmiş bu özel turuncu renkli macunu, bu şartlarda, bu ortamda dertlerine deva etmişler.

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

IMG_5607Genç Himba kızları ergenliğe kadar, saçlarını ikiye ayırıp yüzlerinin önüne gelecek şekilde örgü yapıyorlar. Ergenlikten sonra ise tereyağı, çamur, aşı boyası ve keçi kılıyla karıştırdıkları macunu birden çok saç örgüsünün üzerine kaplıyorlar. Ergenliğe geçiş yapan genç kızın başına oğlak derisinden yapılan bir taç takılıyor. Böylece evlenme yaşının geldiği ilan edilmiş oluyor.

IMG_5626.JPG

IMG_5350Erkekler ise evlenene kadar göz hizasında uzayan tek bir örgü yapıyor. Evlenen erkekler başlarına bir bez bağlıyorlar. “Benim başım bağlı” anlamında olsa gerek. Ama erkekler batılı tarzda giyime daha çok eğilimli. Sanki şef bile ortama uymak için geleneksel kıyafeti içerisinde.

Erkekler birden fazla kadını kendilerine eş olarak alabiliyorlar. Haliyle ortalık çocuk kaynıyor.

Rehberimiz bize bir kadının günlük bakımının yapmasını, uygulama yapan bir kadın eşliğinde anlattı. Kadınlar düzenli olarak saç bakımlarını yapıyorlar ve kokulu bitkileri yakarak, onların dumanları ile yıkanıyorlar.

IMG_5568.jpg

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

En sonunda köy meydanına toplanan tüm kabile kadın ve çocukları hediyelik eşyalarını sergilediler ve satışa sundular. Elimizi turuncu renge boyayan ve Himba kadınlarının kullandıkları macunla kaplanmış bir heykelcik aldık ve evimizin bir köşesine koyduk. 

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Köy gezimizi bitirip çıkarken geriye dönüp baktığımda, çocuğun her yerde çocuk olduğunu ispatlarcasına, Himba çocukları asli işlerine yani oyunlarına dönmüştü. 

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Köyden sonra Etosha Ulusal Parkına doğru yollara düştük. Orada 2 günlük gezimiz oldu ama onu bu sayfalara sığdırmasam iyi olacak. Bir daha ki yazı konum olarak kalsın Etosha Ulusal Parkı.

Image-1Sanal Gezgin arkadaşlarım, Himba insanları ile ilgili paylaşacaklarım bu kadar. Namibya gezisinde Himba köyünden getirdiğim heykelciği balkona koyduk. Nedeni boyası akıyor ve mobilyaları boyamasını istemedik. Ne zaman balkonda sigara keyfine çıksam o heykelcikle göz göze geliyorum. İçimi, çok özel insanları, yaşadıkları ortamda tanımış olmanın mutluluğu ve ayrıcalığı kaplıyor. Yüzümde bir gülücükle elimi o heykele sürü veriyorum. Ama elime Himba kadınlarının olumsuz ortam şartlarını düzeltmek için buldukları ve yüzyıllardır kullandıkları o turuncu renkli boya gelince yüzümdeki gülücük bir anda kayboluyor. Aklıma yaşadığım şartlarda elimi yıkamak için muslukta akan suya götürmenin ve temizlenmenin kolaylığı fikri geliyor.

IMG_5526

Bu yazıyı yazarken fark ettim ki Himba kadınları hiç gülmüyor, gülen tek Himba çocukları. Dünyanın bir kısmı aç, susuz ve şartları rezalet halde ve nasıl gülünebilinir ki o halde? Gelenekleri yaşamak ve yaşatmak için illa olumsuz şartları devam ettirmek ve o şartlarda kalmak gerekmiyor! Gezmenin güzelliğini sadece verdiği tatlarda değil, farkında olmada da bulmamız gerekir diye düşünüyorum. 

Gezekalın ve gezip gördükleriniz farkındalık yaratsın…

Dr Ümit Kuru

19.09.2018 Saat 00:01

 

 

 

 

Afrika Cömerttir: Namibya (Etosha Ulusal Parkına Doğru)

IMG_5152

Swakopmund, Namibya gezimizin içinde deniz olan kısmıydı. Bundan sonrası ise artık Afrika’nın vahşi hayatına tanıklık etmekle geçecek.  Bugün Namibya’nın Damara Bölgesine doğru yaklaşık 400 km sürecek olan yolumuz var. Ondan sonrası ise Etosha Ulusal Parkında safari olacak.

Tam ekran yakalama 10.09.2018 105500-001.jpg

788px-Namibia_homelands_78

ilk ziyaret yerimiz Skeleton Coast  (İskelet Sahili) oldu. İskelet Sahili denince Namibya ve Angola’nın, sırasıyla, Kunene ve Swakop Nehirlerinin arasındaki Atlantik Okyanusu’na bakan Kuzey Doğu ve Güney sahillerini anlıyoruz. Namibya’lı yerliler bu sahile “Tanrının kızgınlıkla yarattıkları topraklar” demişler. Bunun nedeni bu sahillerde bulunan binin üzerinde gemi enkazı. Denizin içindeki kayalık yapılar ve sörf yapanlar için bir cennet olan dev dalgalar nedeni ile 500 km uzunluğundaki bu sahil gemi enkazları ile dolu. 

 

IMG_5021-001.JPG

Sahile vuran balina ve fok iskeletleri nedeni ile de bu isim uygun görülmüş olabilir. Yolumuz uzun olunca İskelet Sahilinde hemen ulaşılabilir en kolay gemi enkazına gittik ve bol bol fotoğraf çektik.

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Henties Körfezi, Dorob Ulusal Parkı, Khorixas istikametinde epey bir yol aldık. Namibya’nın bu yöndeki yolları çukurlu değil ama stabilize ve yol boyunca toz toprak içinde kalmamak pek mümkün değil. Araç kapalı bir araç olsa bile aracımızın içine toz girdi. Yolunuz üzerinde, yol kenarında bir sürü hediyelik eşya satan yerli halkı göreceksiniz. Tozdan rahatlamak için iyi bir sebeptir, onları es geçmeyin, bol bol mola verin derim. 

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Brandberg Dağı yolumuz üzerinde. Bu dağ Namibya’nın en yüksek dağı ama benim sizlerle bu ismi paylaşmamın nedeni en yüksek dağ olmasından değil. 2600 metrelik bir dağın yüksekliğinden ne olacak ki?   

1200px-Weiße_Dame_Brandberg.JPG

Kaynak Wikipedia:White Lady

Ama bu dağda bulunan ve bir mağara içindeki granit taşa 2000 yıl önce resmedildiği kabul edilen “Beyaz Kadın-White Lady-”  adlı bir resim, bu dağı meşhur kılıyor. Buraya biz gidemedik. Bir yandan bu konuyu çok da dert etmedim. Çünkü bugün gezeceğimiz Twyfelfontein zaten eski Afrikalıların taşa yaptıkları sanatı göreceğimiz UNESCO Dünya Mirası Listesindeki yerlerinden. Gerçi orada göreceklerimiz oyma, White Lady ise taşa yapılan resim ama yapacak bir şey yok.  Rehberin söylediğine göre bölgede bulunan fillerde sorun yaratıyormuş. Bu çölde fil ne arıyor dedik rehbere, yanıtı bilindik oldu; Ortama adaptasyon. Etosha’dan buralara kadar gelen bir avuç çılgın fil 1-2 hafta susuzluğa katlanır olmuşlar. 

IMG_5036.JPG

Namibya’nın içlerine girdikçe yollarda ilk vahşi hayvanları da görmeye başladık . Gerçi gördüklerimiz 3 adet deve kuşuydu ama olsun, yine de heyecanlandık. 

IMG_5053

Namibya yarı değerli taş meraklıları için bir cennet. Yol boyu Darma yerlileri bu taşları koydukları tezgahlarda satıyorlar. Darma yerlileri Namibya etnik grupları içindeki dağlık alanlarda yaşayan insanlar. Bizim gruptan meraklıları alınca, merakım olmadığı halde ben bile aldım birkaç tane taş. Yani artık yeni bir merakım oldu.

P7260029.JPG

Yolda durmak için bahane arıyoruz ya, bir de Herero yerlilerinin tahta oyma ve dokumalarını sattıkları tezgahlarda mola verdik. Herero yerlileri ise hayvancılıkla uğraşan göçebe etnik grup. Bu grubun en önemli ayırt ettirici özellikleri giysileri.

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Almanlardan etki ile, adeta gece baloya gidermiş gibi bol ve uzun ama balo ciddiyetine uymayan canlı desen ve renkte elbiseleri,  besledikleri sığırlara saygı ve minneti yansıtan ve adeta boynuzu andıran şapkaları ile Hereroları diğer etnik gruplardan ayırt edebiliyorsunuz. Bu grup arasında çıplak ve kiremit renkli boyalı saçları ile bir Himba yerlisi de vardı. 

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Twyfelfontein kaya oymalarına gitmeden önce yemek ihtiyacımızı giderecek bir yere gittik. Burası aslında konaklama yapabileceğiniz bir yerdi. Kayaların arasında insanın pek kalmak istemeyebileceği bir yeri, yapabildikleri kadar lüks yapmışlar ve ortamın doğasını da hiç bozmamışlar. Zaten Namibya ile ilgili en önemli gözlemim o fakirliğin arasında doğayı bu kadar güzel koruyarak, etrafta çer-çöp olmadan temiz tutmaları oldu.

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Twyfelfontein Country Lodge adlı yer bence çok iyi bir seçimdi. Sevgili Aykut ne istediğimizi iyi bildiğinden bu otantik yeri seçmiş, iyi de etmiş. Burada bile binlerce yıl öncesinden seremonik kaya oyma figürleri vardı. 

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Yemek sonrasında günün en önemli gezi yerine, Twyfelfontein kaya oymalarına ulaştık.  

IMG_5151.jpg

Burada Geç Dönem Taş Devrinde yapıldığı düşünülen kayalara oyulmuş eski Afrika insanlarının eserleri mevcut. Belki o dönemde kayalara yaptıkları oymaları sanat eseri olarak görmediler. Geleceğe aktarmak gibi bir niyetleri de yoktu. Korktukları, avladıkları, taptıkları hayvanları kayalara oydular, mağara duvarlarına resmettiler.

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Neden yaptılar bilmem ama 2007 yılından beri UNESCO Dünya Mirası Listesinde olan bu yeri tam bir açık hava sanat galerisini gezermiş gibi gezdim. 2000’den fazla yıl önce burada birilerinin yaşadığını düşündüm ve kayalara oydukları zürafa, fil, oriks, gergedan, deve kuşu gibi hayvanları tanıdıkça da çocuklar gibi sevindim. El izleri oymalar ise sanki yapanların imzaları gibiydi. Kıssadan hisse Namibya’ya gelmişseniz burası görülmeden Namibya’dan dönülemez. 

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Khorixas’ın 50 km Batısında, Namibya’nın bir diğer önemli yeri olan Taşlaşmış Orman gezi yeri var.

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Şöyle bir gözlerinizi kapatıp hayal etmenizi istiyorum. Çünkü buraları gezerken olayı canlandırmadan gezerseniz eminim çoğunuz “Ne işim var bu taş topaç arasında” dersiniz.

Dünyada daha kıtalar, bugünkü gibi oluşmamış. Dünyanın tek kıtası -ki buna Pangea deniyor- yeni yeni parçalanmış (yeni yeni derken milyonlarca yıllık süreçten bahsediyorum). Bu büyük parçalardan Güney yarım kürede olanda – ki buna da  Gondwana deniyor- buzul çağlarından bir tanesi sona ermiş ve arkasından dünyanın ısınması ile büyük seller yaşanmış. Size bahsettiğim olaylar 280 milyon yıl öncesi. İşte bu seller beraberinde ağaç,taş, kum artık önüne ne kattı ise, her yere olduğu gibi, buralara da taşımış.

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Ağaçlar tonlarca ağırlıkta çamur ve taşın altında milyonlarca yıl kalmış. Organik materyal silisik asitle yok olmuş ama bu materyalin yerini artık kuvarts almış. Yani ağacın gövdesi taşlaşmış. Ortaya da bugün gezdiğimiz Taşlaşmış Orman çıkmış. Namibya’daki bu ormanı 1940 yılında iki çiftçi fark etmiş. 1950’de de bölge koruma altına alınmış. Burada bulunan ağaçlar bu bölgede binlerce yıldır yetişmeyen ağaçlar. Bazı ağaç fosillerinin boyu 45 metreyi buluyor. Bu benim ilk taşlaşmış orman gezdiğim yer değil. Bir tanesini de Midilli Adasında gezmiştim. O zaman daha da fazla etkilenmiştim. 

Evet sevgili Sanal Gezginler, bir gün daha bitti. Bir gün, milyarlarca yıllık devam eden süreçte ne kadar komik kalıyor. Bir günü anlatırken milyonlarca yıl önceki selleri, binlerce yıl önce bölgede yaşamış insanları satırlara dökmek ne kadar kolay geldi şu an bana.

Hayat kısacık ve galiba makro düşüncede çok da anlamsız. 

Yani demem o ki Gezekalın ve Hoşcakalın…

Dr Ümit Kuru

12.09.2018 Saat 02:24

P7260078.JPG