
Bahçe düzenleme sanatı, Japonya’da 1000 yıldan fazla yaşayan bir gelenek. Japonya’da farklı amaçlarla bahçe düzenlemesi yapılıyor. Bazı bahçeler, özellikle Edo Döneminde geliştiği gibi, farklı ağaçlar, çiçekler ve yeşillikler, havuz ve fıskiyelerle gezinti bahçesi olarak düzenleniyor.

Zen rahiplerinin taşlara düzen vererek dini amaçlarla düzenlediği Zen bahçeleri-kuru taş döşeme bahçeler- de ayrı bir bahçe düzenleme sanatı olarak ortaya çıkmış. Büyük bahçeler Japonya’nın her tarafında varlar. Ancak en çok bulunduğu yer eski başkent Kyoto.
Sabah erkenden hanımla birlikte artık iyice öğrendiğim Kenrokuen Bahçesi yollarına düştüm. Bu sefer bahçeye girişi Mayumizaka-Renchimon Kapıları arasındaki fenerli yolu takip edip, Renchimon Kapısından yaptık. Dünden gezmeye başladığım Kenrokuen Bahçesi sadece Japonya’nın değil ama dünyanın en güzel bahçelerinden birisi olarak gösteriliyor. Bu bahçe gün ışıklarının her değişiminde farklı bir yüzünü gösterdiğinden hem sabahın erken ışığında ve hem de gün batımına yakın zamanlarda Kenrokuen Bahçesini gezdim. Sabah kimseler yokken ve gün ışığının ilk saatlerinde bu bahçeyi mutlaka ziyaret etmelisiniz.

Kenrokuen Bahçesi, Kanazawa Kalesi bahçesi ile bir otoyolla ayrılmış durumda. Dün Kanazawa Kalesi tarafındaki kapıdan girip, kalenin bahçesini de kısaca gezmiştim. Tematik olarak düzenlenen Kenrokuen Bahçesi, Kanazawa Kalesi Bahçesinden kesinlikle daha güzel ve kısıtlı zamanızın çoğunu Kenrokuen Bahçesine ayırmanızı tavsiye ederim. Kanazawa Kalesi ile de zaman kaybetmeyin bence.
Dün de bahsettiğim gibi Kenrokuen Bahçesi 1620-1840 yılları arasında Maeda Klanı yönetimi zamanında geliştirilmiş bir bahçe. Yaklaşık 115 dönüm üzerine kurulmuş. Burada 9000’e yakın ağaç var. Kenrokuen Bahçesinde geniş havuzlar, su kanalları ve fıskiyeler bol miktarda mevcut. Bahçenin su ihtiyacı 1632 yılında, uzaktaki bir nehirden, karmaşık bir kanallar yolu ile karşılanmış.
Bahçeye Renchimon Kapısından girince sağa dönerseniz Hisagoike Havuzu ve 3.5 metreden düşen bir şelale (Midoritaki Şelalesi) ile karşılaşıyorsunuz. Hisagoike Havuzu Japonya’nın en eski havuzlarından bir tanesi. Bu havuzun bir kıyısında çay evi bulunuyor. Bizim hanım sabah sabah bu havuz kenarında meditasyon bile yaptı.
Hisagoike Havuzu yanından çıkan toprak yol Kasumigaike Havuzuna götürüyor. kuzeyinde bulunan Kotojitoro Feneri, benzersiz şekilde, tek ayak yerine iki ayak üstüne yapılmış ve 2 metreye yakın bir boyda. Bu fener Kenrokuen Bahçesinin sembolü. Bu havuzun ortasında bir kaplumbağaya benzetilen ada mevcut (Horaijima Adası). Sabahın bu ilk ışıklarında ve ortalık bu kadar sakinken bu havuzun inanılmaz güzellikte bir görüntüsü var.
Bahçede çam ağaçlarının ise ayrı bir güzelliği var. Ağır kış koşullarına dayanıklı olsunlar diye bazı çok eski çam ağaçlarının dal ve gövdelerine destekler yapılmış. Bunlar içinde Karasakinomatsu Çam Ağacı, uygulanan destekler nedeni ile çok ilginç bir görünüm kazanmış. Bu çam ağacı 13. yüzyılda, Maeda Klanınn o zaman ki derebeyi tarafından tohumdan dikilmiş.
Uçan Kaz (Gankō-bashi) Köprüsü, uçan kazı temsil eder şekilde döşenmiş 12 büyük taştan yapılmış.
Bahçenin Güney ucuna, şubat ayı ortalarından başlayan ve mart sonuna kadar çiçekli kalan erik ağaçları dikilmiş. Mart sonundan itibaren ise kiraz ağaçları çiçeklerini veriyorlar. Bu bahçede kiraz çiçeklenmesi Nisan ortaları gibi oluyor ama bu sene biraz erken açmış sakuralar. Hatta çiçekler dökülmeye bile başlamışlar. Kiraz ağaçları bahçenin daha çok Kuzey Doğusunda yerleşikler.
Park içinde dinlenme yerleri ve çay evleri de var. Parkın hemen dışında Katsurazaka ve Renchimon kapıları arasında sakuralar altında küçük dükkanlar dizili. Bu yol boyu yürüyüş yapmanızı isterim. Fenerler, sakuralar çok güzel bir görüntü veriyor.
Kahvaltı saatine yetişmek için hızlı adımlarla otele döndük. Bugün bu bahçeye tekrar ve bu sefer grupla geleceğiz. Kanazawa’da kalan yerleri gezip Kyoto’ya ekspres trenle gideceğiz. Bavullarımız ise karayolu ile gelecekler.
Kahvaltı sonrası grupla Kenrokuen Bahçesine tekrar geldik. Otobüsle geldiğimiz için bu sefer girişi Katsurazaka Kapısından yaptık. Hemen karşıda ise Kanazawa Kalesinin Ishikawamon Kapısı gözüküyor.

Grupla geziyi tamamladıktan sonra otobüse geri döndük ve Kanazawa gezimize devam ettik.

Kanazawa Kalesi
Kanazawa Kalesi, 1583 yılından Edo Dönemi sonuna kadar Maeda Klanının yerleşim yeri olmuş. Kale yüzyıllar içinde birkaç kez yanmış ama 1881 yılındaki yangın iki tane depo ve Ishikawamon Kapısı hariç tamamen kaleyi küle çevirmiş. Ishikawamon Kapısı 1788 yılında eklenmiş ve yönü Kenrokuen Bahçesine doğru. Kale günümüzde sanki yeniden inşa ediliyor. Eskiye sadık kalınarak yeni eklemeler yapılıyor. Biz bu kaleyi gezmedik. Japonya’da rotamız üzerindeki kalelerin hemen hemen hepsi yangınla yok olmuş ve günümüz kaleleri aslına uygun yeniden inşa edilen kaleler. Bunun yerine Kenrokuen Bahçesinde daha çok vakit geçirdik.
Japonya’da grup halinde restorana gidecekseniz yemeğinizi erken veya geç yemeyi göze alacaksınız. Restoranların size verecekleri rezervasyon saatine uymak zorunda kalıyorsunuz. Hele ki bilinen, iyi bir yerse rezervasyonda sıkıntı olabiliyor. Biz Japonya’da bir kaç defa saat 11:30-12:00 gibi yemeğe oturmak zorunda kaldık. Kanazawa’da Wagyu Steak House Daichi adlı, özellikle bifteği ile meşhur restorana götürüldük. Burada etler gramla satılıyor ve tezgahlarda hazırlanan etler sıcak taşlar üzerinde servis ediliyor. Kahvaltı yapalı henüz birkaç saat olmuştu. Ama bu mekanda gelen etler o kadar güzeldi ki “daha olsa da yesek” dedik. Kobe etinden kesinlikle daha güzeldi bence.
Yemek sonrasında Kanazawa’da ziyaret ettiğimiz diğer bir yer Nishi Chaya oldu. Chaya, “çay evi” anlamında ve buralarda eskilerde geyşa denen, şarkı söyleyen ve sohbetleri ile mekana gelen müşterilere hizmet eden belirli bir terbiye ve eğitimden geçen kadınlar hizmet edermiş. Şimdilerde bu dükkanlar restoranlara dönüşmüşler. Sadece 2 tanesi eski tarzda çay evi olarak hizmet ediyor.

Yemek sonrasında Kyoto’ya trenle gittik. Kanazawa-Kyoto arası 260 km ve 2 saat 20 dakika sürdü. Trenlerin rahatlığından yolların uzunluğu ve sıkıcılığı gibi bir derdimiz olmadı. Kyoto’ya zamanında vardık.
Aslında gezi programımızda bir İkebana gösterisi izlenecekti. Ancak programa daha önemli olduğunu düşündüğümüz Ponto-cho gibi yerleri ekleyince ikebana gösterisinden vazgeçmek zorunda kaldık. Ancak rehberlerimiz Huriye ve Kotomisan bir ikebana sergisi buldular ve biz de Kyoto’ya gelir gelmez hemen bu sergiyi gezdik. Sergi bayağı önemli bir sergi olsa gerek, hem kalabalık ve hem de çok zengin ikebana örnekleri vardı. Bazılarının sanatçıları ile tanıştık.
İkebana (“yaşayan çiçekler”), Japon çiçek düzenleme sanatına verilen addır. Vazo,tepsi,çanak vb. içinde çiçeklerin sanatçının yorumuna göre düzenlenmesi sanatıdır.
Sergi sonrasında Kyoto gezimize başladık ve Nishiki Pazarına gittik. Nishiki Market, 5 blok uzunluğunda, dar sokaklarda yer alan 100’den fazla dükkan ve restorantın bulunduğu, özellikle deniz ürünleri olmak üzere gıda satışının ağırlıklı olarak yapıldığı bir market. Mevsime göre taze sebze, Japon turşuları, baharat, meyve ve deniz ürünleri taze veya işlenmiş olarak satılıyor.
Marketin tarihi birkaç yüzyıl eskiye gidiyor. Burada bazı dükkanlar nesilden nesile akrabalık yoluyla devrediliyormuş. Buraya gelen ve profesyonelce aşçılıkla ilgilenen bazı turistler özellikle Kyoto mutfağı ile ilgili araştırmalar yapmak için gelirlermiş. Bu market tam bir renk cümbüşü sunuyor biz turistlere.
Bu marketin sonunda ilginç bir küçük tapınak var. Buraya kadar gelmişken dua eden ve fal çekip, adakta bulunan yerli halkı gözlemek ilginç olabilir.
Daha sonra Kyoto caddelerini arşınlayarak Ponto-cho adlı semte gittik. Bu bölge özellikle akşam yemekleri için Japonların bir araya geldiği eski ve önemli bir buluşma yeri. Ponto-cho, Kamogawa Nehrine paralel ve Shijo-dori’den Sanjo-dori’ye kadar uzanan sadece bir blokluk dar bir sokak. Bu sokakta bir tür tavuk kebap diyebileceğimiz ucuz Japon yemeği “Yakitori” sunan restoranlardan, pahalı ve kabarık bir cüzdan isteyen ama geleneksel ve modern Kyoto mutfağı yemeklerin sunulduğu restoranlara kadar çeşitli restoranlar yan yana bulunuyor. Kesenize göre bir tanesini seçebiliyorsunuz.
Bu sokaktaki çoğu yer 17-23:00 saatleri arasında hizmet veriyor. Bu sokağı esas olarak görmek istememin nedeni ise, bu restoranların bazılarına gelen ve müşterilere yemeklerinde eşlik eden geyşa veya maiko’ları sık olarak görebileceğimiz bir yer olması. Nitekim bu sokağı gezerken bir tane maiko’yu görme ve fotoğraflama şansımız oldu.
Akşam yemeğini Hanatanuki adlı bir lokantada yedik. Bu lokantanın özelliği “okonomiyaki” yiyebileceğiniz ve Japonların rağbet ettikleri bir yer olması. Okonomiyaki “istedigin gibi pişir” anlamında bir kelime. Japonlar bu mekanlara iş hayatında veya özel hayatında resmi olduğu kişilerle, ilişkileri daha ilerletmek ve samimi hale gelebilmek amacı ile gelirlermiş. Okonomiyaki ile bilgiyi http://www.gezekalin.com un gezi tatları bölümü için hazırlıyorum.
Tur planlanırken zaman zaman Japon tarzı yemeklerin iyi örneklerini denemek istediğimi söylemiştim. Kyoto’da Japon tarzı okonomiyakiyi denemiş olduk. Sevdin mi ? diye sorsanız. “Yok! Benim damak tadıma uygun değildi” derim. Ama bir gezginin amacı denemek ve keşfetmek değil midir? Biz de denedik ve okonomiyaki hakkında kendi fikrimiz oldu.
Gezekalın.
Dr Ümit Kuru
05.05.2016 Saat 23.31







Daha sonra seyir terası yanından köye inen yol boyu köye kadar yokuş aşağı yürüdük. Burada evler sanki masal dünyasından çıkmış gibi. Damların kalınlığı yaklaşık 1 metre kadar var. Açıları 45-60 derece arasında değişen gassho-zukuri tarzı damların alt kısmı mutlaka marangozlarca yapılıyor. Ancak dam kısmı tüm köy halkınca imece usulü (Japonca “Yui” şeklinde adlandırılıyor) ile yapılıyormuş. Güzün toplanan saman sapları kurutuluyor ve bir kış geçmesi bekleniyormuş. Dama saman sapı döşenmesi ise ilkbahar ya da sonbaharda yapılıyormuş. Damın çapı iskeleti kalın ve ince kerestelerle yapılıyor ve bunların birbirine bağlanması halatlarla oluyormuş. Bu iskelet üzerine ise önce hasırlar ve sonrada bunun üstüne kat kat saman sapları diziliyormuş. Bu işlem tüm köy insanlarınca, hep bir anda ve aşağıdan yukarıya doğru oluyormuş. Dam kısmı iki katlı ve burada yaratılan geniş alanda ipek böcekçiliği yapılırmış. Evlerin istikameti Kuzey-Güney yönünde olurmuş. Tabii bu samanlar zamanla deforme olunca yerine yenileri döşenilirmiş. Yağmurdan kardan etkilenmeyecek damın serilmesi belirli bir ustalık gerektiriyor tabii ki.
Edo döneminde pirinç üretimi ve toprak sahipliği bakımından Tokugawa Klanından sonra en güçlü klan olan Maeda Klanına yerleşim alanı olarak hizmet eden Kanazawa, günün diğer ziyaret yeriydi. Gecelemeyi de burada yapacağız. İkinci Dünya Savaşının yıkımından büyük ölçüde kurtulmuş bir şehir olarak Kanazawa pek çok tarihi ziyaret alanına sahip. Ancak benim en çok ziyaret etmeyi beklediğim yer Kenrokuen Bahçesi.







Aslında biz bugün Japonya’daki ikinci Dünya Miras Listesi eserimizi görmeye gidiyoruz. Fujisan 2013 yılında Dünya Kültür Miras Listesine alınmıştır ve 3776 mt ile Japonya’nın en yüksek dağı konumundadır. Bu dağ halen aktif olan bir yanardağ olsa da en son faaliyetini 1707-08 yıllarında göstermiş. Fujisan çok güzel bir görünüme sahip. Fuji Dağı, uzun eğimli koni biçiminde bir yanardağ. Tepe kısımları her daim karlar altında. Utangaç bir dağ ve çok sık olarak bulutlar arkasında kalıyor. Aslında Fujisan ve Hakone’yi içine alan çevresi Fuji-Hakone-Izu Millî Parkı olarak adlandırılıyor. 





Nehir yanı balık marketinin -Uogashi-, yani Tsukiji Balık Marketinin tarihi çok eskilere dayanıyor. Edo döneminin başlangıç yıllarına, 16. yüzyıla kadar gittiği söyleniyor. Tokugawa Ieyasu, Tsukudajima, Osaka gibi kentlerden yeni kurduğu ve o zamanın Edo’su, günümüzün Tokyo’suna balıkçıları davet etmiş. Amacı Edo Kalesinin balık ihtiyacını onlardan temin etmekmiş. Balıkçılar kalenin balık ihtiyacını karşılarken, kalan balıkları ise Nihonbashi Köprüsü kenarında halka satmaya başlamış. Zamanla talep de artınca pazar büyümüş. Civar limanlardan getirilen balık, Şogun tarafından atanmış bir yönetici nezaretinde, toptan şekilde yerel tüccarlara satılıyormuş ve onlarda balığı halka satıyorlarmış. Bu satış o zamanda, günümüzde olduğu gibi açık arttırma usulü ile olurmuş. Fiyatlar satıcı ve alıcı arasında pazarlıklarla ortaya çıkarmış. Aynı şekilde sebze satışı da toptan olurmuş. İşte buranın, Tsukiji Balık Marketinin çıkış noktası olduğu düşünülüyor.







Tapınak alanlarına “Torii” (Tanrı Kapısı-Yolu) denen kapılardan geçerek girilir. Tapınağın girişinde sağlı sollu bulunan aslan, köpek veya tilki heykelleri “Koma inu” olarak adlandırılıyor. Gerçekten sonradan gezdiğimiz tapınakların girişlerinde bu hayvan heykellerinin değiştiğini gördük. Bu hayvan heykellerinin tapınağı koruduklarına inanılıyor. Ziyaretçilerin dileklerini tahta plakalara yazarak bıraktıkları kısma “ema” deniyor. El ayak çekildikten sonra Kamilerin (Tanrılar) gelerek bu dilekleri okuduklarına inanılıyor. Omikuji, içinde yazılar bulunan kıvrılmış kağıtlara deniyor. Bu bir çeşit fal aslında. İnsanlar bu fal kağıtlarını çekip okuyor, sonra da ağaç dalına bağlıyorlar. Ağaç dalına bağlanan fal iyiyse gerçekleşeceğine, kötüyse iyiye dönebileceğine inanılıyor. Tapınağa girmeden önce arınma çeşmesindeki bir kepçe ile su alarak ellerinizi yıkamanız, avucunuza aldığınız suyla ağzınızı çalkalayarak yalağa tükürmeniz gerekir. Doğrudan kepçe ile su içilmez, ağza alınan su yutulmaz.



