• Arşivler

  • Diğer 527 takipçiye katılın
  • Mart 2013 den beri

    • 267.132 ziyaretçi
  • Ağustos 2022
    P S Ç P C C P
    1234567
    891011121314
    15161718192021
    22232425262728
    293031  

Sakura Zamanı Japonya: Nara

IMG_6942.JPG

IMG_6950Kyoto’da gecelediğmiz 2. gece sonrası sabah uyanıp sıkı bir kahvaltı yaptık. Bugün program daha kolay gözüküyor. Önce Kyoto’nun Güney kısımlarına düşen Fushimi Inari Taisha Mabedi‘ni gezeceğiz. Sonra da Japonya’nın bir dönem başkentliğini yapmış ve barındırdığı eserleri nedeni ile UNESCO Dünya Mirası Listesi içinde bulunan Nara kentini gezeceğiz.

Fushimi Inari Taisha  Mabedi, Kyoto’nun Fushimi-ku bölgesinde, Tanrı İnari’nın baş mabedi olarak kabul ediliyor. Bu mabet bir Şinto mabedi. İnari, çok eski zamanlardan beri tüccar ve üreticilerin yani iş dünyasının, pirinç ve  sakenin koruyucu tanrısı olarak kabul edilmiş. İnari’nin haberci olarak kullandığı hayvan ise tilki. Bu nedenle burada bol bol tilki heykeli bulunuyor. Genelde tilkinin ağzında da pirinç ambarının anahtarını sembolize eden anahtar bulunuyor. Bazı tilki heykellerinde ise tilki, ağzında pirinç torbası taşırken tasvir edilmiş. Mabedin bilinen tarihi 700’lü yıllara kadar gidiyor. Ancak zaman içinde mabette yeniden yapılmalar ve eklemeler olmuş. Bu mabet, Japonya’daki mabetler içinde en fazla sayıda alt mabede sahip olan mabet (32000 alt mabedi var).

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

İnari aynı zamanda mabedin eteklerine kurulu olduğu dağın da ismi. Deniz seviyesinden 233 metre yükseklikte bu mabede ulaşmak için 4 km’lik bir yolu katetmek gerekiyor. İyi bir yürüyüşle 3 saate yakın sürüyor.

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Bizim gibi çoğu Fushimi Inari Taisha Mabedi ziyaretçilerinin amacı, dağ yolunda toriilerden oluşan tüneli görmek. Burada binlerce torii (Tanrı kapısı) var. Bu tapınağı ziyaret edip dilekte bulunan zenginler, dilekleri kabul olunca torii denen kapılardan diktirmişler. Bu toriilerin üzerinde diktirenlerin isimleri, dikilme tarihi yazıyor. Bu toriileri diktirmek çok para gerektiren bir işmiş. Bir torii diktirmek için, diktirilen kapının büyüklüğüne göre, 400000-1000000 Yen arası para vermeniz gerekiyor.

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

IMG_6859-001.JPG

Fushimi Inari Taisha Mabedi ana giriş kapısı (Romon Kapısı) 1589 yılında ünlü lider Toyotomi Hidetoshi tarafından diktirilmiş. Bu kapıdan sonra ana mabet geliyor. Ana mabede çıkan merdivenlerin başında, iki yanlı olarak dikilmiş, Tanrı İnari’nin haberci hayvanı olan tilki heykelleri var. Bunun yanında civarda adak olarak sunulmuş pirinç torbaları ile daha küçük mabetler ve binalar var.

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Ana mabedin arkasındaki tırmanma yolu, toriilerde oluşan koridordan oluşuyor. Başlangıçta yol ikiye ayrılıyor (Senbon Torii). Sonra yol birleşiyor. Yol boyu yoğun bir turuncu renk içinde yürüyorsunuz. Bazen toriilerin arasından sızan güneş ışınlar size ışık oyunları da yapabiliyor. Bu yolda yürümek çok hoş bir duygu.  Yol boyunca küçük mabedler ve küçük bütçelerle bu mabedlere adanmış minyatür toriiler görüyorsunuz.

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Biz bu yolun tamamını yürüyemedik. Zamanımız dardı. Ancak dileyen daha fazla zaman ayırıp, 3 saate yakın yürümeyi de göze alıp, en tepedeki tapınağa kadar çıkabilir.

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Burada 2 saate yakın bir ziyaret sonrası Nara’ya doğru yola düştük. Kyoto-Nara arası yaklaşık 1 saat sürüyor.

Google Haritalar - Google Chrome 12.05.2016 214723-001.jpgJaponya’nın ilk başkenti olan Heijo’nun başkent olma tarihi 710 yılı. O zamanın başkenti olan ve bir zamanlar Heijo diye adlandırılan şehir, bizim bugün gezeceğimiz Nara Şehri. Nara, UNESCO Dünya Miras Listesi içinde. Yani biz Japonya’daki 5. UNESCO Dünya Mirası Listesi eserimizi bugün geziyoruz.

IMG_7181.JPG

Nara başkent olduktan sonra şehrin güçlü ve politik Budist rahiplerinin yönetime etkileri olmaya başlamış. Bu etkiden çekinen feodal yapı, başkenti Nagaoka’ya taşımış (784). Böylece Nara’nın başkentliği de sona ermiş. Bu süre içinde yapılan tapınaklar ve yapılar ise bugünkü Nara Şehrinin kültürel mirası olmuş. Nara bugün Japonya’nın en eski ve en büyük tapınaklarını içinde barındıran bir şehir. 

Nara’ya varır varmaz yine erken öğle yemeklerinden bir tanesi yemek zorunda kaldık. Nara’da Nikko Otelin Serena salonunda öğle yemeği yedik. Yemek açık büfe şeklinde ve zengin bir menüydü. 

IMG_7143.JPG

Yemek sonrasında  Kasuga Taisha Tapınağı ziyareti yaptık. Kasuga Taisha Tapınağı Nara’nın en kutsal tapınağı ve şehrin başkent olması ile aynı zamanda yapılmış. Bir Şinto Tapınağı olan bu tapınağın gözetmeni Fujiwara Klanı. Bu Klan, özellikle Heian ve Nara dönemlerinde, Japonya’nın en güçlü olan klanı. Bu tapınak yüzyıllar boyunca her 20 yılda bir yeniden yapılmış ve bu gelenek Edo Dönemi ile son bulmuş.

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Tapınak, içinde bulunan taş ve bronz fenerlerle meşhur. Yüzlerce fener, yol boyu göze çarpıyor. Bu fenerler, erken Şubat ve Ağustos ortalarında olmak üzere, yılda sadece 2 kez “fener festivallerinde” yakılırmış.

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Tapınağın kendisinden daha çok bahçesi etkiledi beni . Tapınağı geçip yol boyu iki taraflı fenerlerin dizili olduğu bahçede kısada olsa mutlaka bir yürüyüş yapın. Mabedin ana binasından bahçeye giden merdivenleri inip ileri de gözüken küçük mabede gidince sağda kocaman bir kafur ağacı var. Bu ağaç bahçedeki en yaşlı ağaçlardan bir tanes. Bahçede ve tapınağın avlusunda salkım söğütler göze çarpıyor.  Biz oradayken henüz açmamışlardı. Ancak eminim ki açtığı zaman müthiş bir görüntüsü olur buranın. Bahçenin bir bölümü botanik bahçesi ve içinde 250 çeşit bitki varmış.

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Kasuga Taisha Tapınağı civarında 12 adet küçük mabet daha var. Kasuga Taisha Tapınağına ait olan ve arkasındaki dağın sırtlarına doğru yükselen çok eski bir ormanlık alan var (Kasuga Tarihi Ormanı). Ama burası halkın ziyaretine kapalı.

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Kasuga Taisha Mabedi gezisi sonrasında yürüyerek Nara Parka doğru gittik. Nara Park şehrin merkezinde bulunuyor. Tarihi 1880 yılına kadar giden Nara Park, Todaiji, Kasuga Taisha, Kofukuji Tapınakları ve Nara Ulusal Müzesi gibi önemli yerleri içinde barındırıyor.

IMG_7275.JPG Bu parkın bir diğer özelliği park içinde özgürce gezen yüzlerce geyiğin olması. Geyiklerin yediği özel bir yiyecek, yuvarlak bir kraker, satılıyor. Onlarla geyikleri besleyebiliyorsunuz. Geyik fotoğrafı çekeceğim diye dağ taş gezmeye giderken, burada ellerimle 10-15 geyiği beslemek ve soluk alıp verişlerini parmaklarımın ucunda hissetmek ne hoş bir duyguydu tahmin edemezsiniz. Geyik Şinto inancında Tanrıların habercisi konumunda. Nara’da bu parkta özgürce dolaşan 1200 kadar geyik, şehrin sembolü ve doğal hazine olarak kabul görüyor. Geyikler inanılmaz derecede evcil duruyorlar ama beslenme sırasında gerek kendi aralarında yaptıkları yiyecek kapma yarışından, gerekse de beslenirken aceleci olmalarından zaman zaman agresif olabiliyorlar. Yani sonuçta bir ev kedisi değil, bir vahşi geyikle karşı karşıya olduğunuzu akıldan çıkartmayın derim. Bu parkta bir taraftan etrafta dolaşan geyikler ve bir taraftan artık çiçeklerini dökmeye başlamış olan kiraz ağaçları ve yerlere dağılmış pembe renkli çiçek yapraklarından yerde oluşan örtü, çok güzel bir ortam oluşturuyor.

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Bu parkın içinden yürüyerek Todaiji Tapınağı’na geldik. Todaiji Tapınağı (“Büyük Doğu Tapınağı”) Japonya’nın en ünlü , tarihsel olarak en önemli tapınaklarından birisi. Nara kentinin de simgesi durumunda. 752 yılında inşa edilen ve tüm Budist Tapınakların başı olan bu tapınak öylesine güçlenmiş ki, bu etkiden kurtulmak isteyen idari güç yukarı da bahsedildiği gibi başkentin 784 yılında  Nagaoka’ya taşınmasına neden olmuş.

IMG_7353.JPG

Tapınağa Nara Park içerisinden giriyorsunuz ve geyikler “shika senbei” denen geyik krakerlerini kapmak için etrafta dolaşıp duruyorlar. Tapınağa girişte çok geniş ve tahta sütunlardan yapılma bir kapı (Nandaimon Kapısı) ile karşılaşıyorsunuz.

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Kapının iki yan tarafında, iki korkunç bakışlı heykel yer alıyor. Tapınağın muhafız krallarını simgeleyen bu heykeller, kapının kendisi gibi ulusal hazineler arasında yer alıyor.

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Bu kapı sonrası bir başka avluyu ve kapıyı geçip tapınağın ana binasına geliyorsunuz. Şu an ziyaret ettiğimiz 1692 yılı yeniden yapımı olan Todaiji Tapınağı (Daibutsuden-Büyük Budha Salonu) orijinal tapınak binasının sadece üçte ikisi büyüklüğünde olmasına rağmen  dünyanın en geniş tahta binası olma özelliği taşıyor.

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Binada 15 metre uzunluğu ile Japonya’nın en uzun bronz Budha heykeli var. Bu tapınakta başka ilgi çekici bölüm ise Daibutsu’nun (Budha Heykeli) burun deliği büyüklüğü ile aynı genişlikte bir deliğin ortasında bulunduğu tahta bir sütun. 

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Budist inanışına göre bu delik içinden sürünerek geçebilenin sonraki yaşamında aydınlanması garantiye alınmış oluyormuş.

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Bu tapınak gezisi sonrasında tapınak dışına çıkıp hemen arkasında bulunan yolu takip ederek Nara Park içini gezmeye devam ettim. Parkın bu bölümü olağanüstü güzeldi.Bu alanda daha az kalabalık çeken ama bence geyikler, sakuralar içinde daha mistik gözüken küçük tapınaklar da vardı.  Bu bölüm daha sakin ve daha doğaldı. Etrafta geyikler, yerlere düşmüş sakura çiçekleri çok güzel kareler verdiler.

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Bu gezi sonrasında Nara Şehrini terk ettik. Otobüse doluşup Kyoto yolu üstünde Uji Şehrinde çay seremonisi izlemeye gittik. Uji, Kyoto yakınında, kuruluş tarihi pek de eski olmayan, bir küçük kent. Uji kaliteli yeşil çay üretimi ile ün kazanmış. Şogun Ashikaga Yoshimitsu (1358–1408) ilk olarak Uji bölgesinde yeşil çay üretimini teşvik etmiş. İşte Uji Şehri de o zamandan beri yüksek kaliteli yeşil çayın merkezi olmuş. 

P4110238.JPGJaponya’da çay içimi bizdeki gibi “çek bir çay abime!” olayı değil. Çayın yani O-cha (yeşil çay)’nın Japon kültüründeki yeri çok farklı.  Japonya’da çay içmenin kendine has bir kültürü ve ritüeli var.  Japonya’da çay törenleri çok ince detayları bulunan bir sanat dalı. Japon çay seremonisine verilen isim Cha-no-yu. Çay seremonisi dediğimizde, Zen Budizmi’nin etkisi ile yeşil çay tozunun bazı geleneksel kurallar bütünü içinde hazırlanıp, çay halinde servis edilip, bu çayın içilmesini anlıyoruz. Misafirlerin ve çayı sunanın her hareketinin bir adabı var. Cha-no-yu, bire bir Türkçeye çevrilirse, “çay için sıcak su”; sadō ve chadō ise “çay yolu/sanatı” anlamında. Çay sunumu öyle sıradan bir iş değil, bunun için özel yetiştirilmek gerekiyor. Hatta bu işin okulu var.

IMG_7594-002.JPG

Biz Uji’de Taiho-An adlı bir çay evine gittik. Aslında eskiden çay içmek için, evlerden uzak, yeşillikler içinde çay evleri (Chasitsu) varmış. Burası da o tür bir ev sayılabilir. Kimonoları içinde bayanlar bizi  girişte saygı ile eğilerek karşıladılar. Hemen tüm kapalı mekanlarda olduğu gibi ayakkabılarımızı çıkarıp içeri girdik. Odamız küçük sayılabilecek, sade bir oda. Hemen yan tarafta sürme kapılı bir mutfak var. Hepimiz yarım daire biçiminde bağdaş kurup oturduk. Karşımızda ise çay seremonisinde kullanılacak aletler duruyor. Bu aletler çay kaselerini temizlemek için kullanılan beyaz keten bez, çay kaşıklarını temizlemek için kullanılan ipek bez, sapının ortasında bir yumru olan bambu kepçe, çay kasesi (Chavan deniyor), çay kepçesi, çay karıştırmada kullanılan bambu süpürge (Chasen deniyor) ve üzerinde bir küçük kazan içinde suyun kaynadığı bir ısıtma cihazı. 

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Çay hazırlayacak olan bayan çok narin hareketlerle oturup çayı hazırlamaya başladı. Önce kaşıklar ve kaseler silindi. Sonra çok yavaş hareketlerle sıcak suyun kaynağı küçük kazanın kapağını kaldıracağı keten bez katlandı. Daha sonra da kazandan kepçe ile alınan su kaseye kondu ve içine toz halinde yeşil çay katılıp bambu fırça ile dakikalarca karıştırıldı. Bu arada bizlere küçük parçalar halinde tatlı ikram eden bir bayan içeriye girip servisini yaptı. Çayın yanında bu tür bir ikram oluyormuş. Çay hazırlama faslı bitince de kaselere konulan çay bizlere ikram edildi. Çay sunulan misafir kaseyi eline alınca saat yönünde iki kez çevirip ondan sonra içiyor. Ben şahsen yeşil çayı pek sevmem. Ama sunulan çayın aroması güzeldi. Çayın hazırlanışı, bu hazırlanışı izlemesi ve çayın içilmesi ile çay seremonisinin bir tür meditasyon olduğunun kabul edilmesi gerekir ve bu seremoniyi izlemek keyifliydi. Ancak Anadolu topraklarının insanı olarak söylemem gerekir ki; “çek bir çay, demli olsun”.

IMG_7617-002.JPG

Bu seremoni sonrasında Kyoto’ya döndük. Günün kalanında Kyoto istasyonu altındaki alışveriş mağazalarında alışverişler yapıldı. Akşam yemeği ise batı tarzı menü sunan bir restorandaydı.

Evet Sevgili Dostlar…Kyoto ve çevresini sevdim. Burada gezilmesi gereken bazı yerler eksik  kaldı. Bir daha Japonya’ya gidilirse merkez Kyoto olacak gibi. 

Şimdilik Gezekalın…

Dr Ümit Kuru

18.05.2016 Saat 00:02

 

Sakura Zamanı Japonya: Kyoto

IMG_6089

“Başkentlerin başkenti”, “1000 yıllık başkent” unvanlarına sahip Kyoto’da, dün gece hariç, 2 gece daha konaklayacağız. Bu güzel kenti ve çevresini görmek için 3 gecenin yetmediğini itiraf etmeliyim. Bir daha Japonya’ya gidersek, Japonya’nın görmediğimiz bölgeleri ile yeni bir program yaparken, özellikle çevresi olmak üzere, Kyoto’yu yeniden programa eklemek istiyorum. 

Kyoto, Honshu Adasının merkez bölümünde 1.5 milyon nüfusa sahip bir şehir. 1868’de Japonya’nın başkenti, o zamanın Edo’suna, (-bugünün Tokyo’suna-“Doğunun Başkenti” anlamına geliyor) taşınınca, Kyoto bir dönem Saikyō (“Batının Başkenti” anlamına geliyor) olarak adlandırılmış. 

Kyoto 11 yüzyıl boyunca savaşlarla, yangınlarla ve depremlerle harap olsa da 2. Dünya Savaşının yıkıcı etkisinden korunmayı başarmış olan bir şehir. Kyoto Amerikalıların Japonya’da atom bombası atılacak şehirler listesinde yer almış. Kyoto’nun bu listeden çıkartılması, balayını burada geçirmiş ve buraya çok sayıda diplomatik ziyarette bulunmuş zamanın Amerikan Savaş Sekreteri Henry L. Stimson’un şahsi çabaları sayesinde olmuş. Bu nedenle de bu şehirdeki eski eserler kurtulabilmiş. Kyoto’da 1600’ü Budist ve 400’ü de Şinto Tapınağı olmak üzere 2000 kadar tapınak ve bunun yanında çok sayıda saray, bahçe ve eski mimari yapı var. Eski Kyoto tarihi binaları, 1994 yılından beri, UNESCO Dünya Kültür Mirası Listesi içinde yer alıyor. Yani biz Japonya’daki 4. UNESCO Dünya Mirası Listesi eserini ziyaret ediyoruz ve biz bu güzel şehiri gezmeyi kalan 2 güne sığdırmaya çalışacağız. Tabii ki en başlıca eserlerini.

IMG_5706.JPG

Sabah erkenden yollara düştük. Bugün program çok yüklü. Geziye önce Kiyomizudera (“kirlenmemiş kutsal su tapınağı”anlamında) Tapınağından başladık. Tapınak önceleri Kyoto’nun Doğusunda ormanlık tepelerde 780 yılında kurulmuş. Bu tapınak yakınlarında, bugünkü arınma çeşmesinin olduğu yerde, Otowa Şelalesi var ve “kirlenmemiş kutsal su” anlamındaki ismi de buradan geliyor. Japon Budizminin en eski tapınağı ve 1994 yılında UNESCO Dünya Miras Listesine alınmış.

Sabah erkenden orada olmanın ne kadar önemli olduğunu Kiyomizudera Tapınağı gezimizi bitirdiğimizde anladık. Biz gittiğimizde yollar ve tapınak boştu ama çıkışta tapınak, kalabalıktan yürünmez haldeydi. Bu nedenle öncelikle burayı hakkıyla ziyaret için erkenden orada olmanızı tavsiye ederim.

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

IMG_5697

Tapınağa iki tarafında aslanların bulunduğu bir kapıya (Niōmon Kapısı) ya da önünde bir ejderha heykelinin bulunduğu kapıya (Sai-mon Kapısı) çıkan merdivenlerden geçerek giriş yapıyorsunuz. Batı Kapısı da denen Sia-mon Kapısı, Nissokan  için (gün batımını izlerken saf toprakları görmek için uygulanan meditasyon yöntemi) kutsal bir yer kabul ediliyor. Sia-mon Kapısının arkasında 3 katlı bir pagoda var. Bunları geçtikten sonra Kiyomizudera Tapınağı ana binasına geliyorsunuz.

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Bir tepe üzerine kurulu ana binanın geniş bir verandası var. Bu veranda uzun tahta sütunlarla destekleniyor. Veranda yerden 13 metre yükseklikte. Hem karşıda kiraz ağaçları, akçağaçlar ve daha da ileride bir başka tepeye yapılmış Koyasu Pagodasının muhteşem manzarasına ve hem de şehir manzarasına sahip güzel bir yer. Edo döneminde bu tip verandalar çok sayıda Budist çekebilmek amacıyla, burada olduğu gibi, manzaralı yerlere inşa edilirmiş.

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

 

Japonca’da “Kiyomizu’nun verandasından atlamak” diye bir yaygın deyim varmış. Bu terimin kaynağı da Edo Döneminde dileklerinin yerine gelmesini isteyen Budist inanışındaki Japonların, bu verandadan 13 mt aşağıya kendilerini bırakmaları adetiymiş. Eğer bu düşme sonrası atlayan sağ kalırsa dileği kabul olacak diye inanılırmış. Edo döneminde bu amaçla buradan 234 atlama kaydedilmiş ve bunların da %85’i sağ kalmış. Bugün bu amaçla bu verandadan atlama yasak tabii ki. 

Önündeki veranda  ile birlikte hiç çivi kullanılmadan yapılmış ana bina içinde kutsal objeler ve 11 yüzlü ve 1000 kollu Tanrıca Kannon’un (Merhamet Tanrıcası) küçük bir heykeli bulunuyor. 

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Ana binanın yanından geçip, arkasına yürüdüğünüzde ve karşınıza çıkan merdivenleri çıktığınızda aşk ve çöp çatan Tanrısı Okuninushi no Mikoto için adanmış  Jishu Mabedi’ni göreceksiniz. Tanrı Okuninushi no Mikoto  ve onun habercisi tavşan heykelinden sonra mabedin önündeki alana geldiğinizde 18 metre ara ile dizilmiş iki adet taş karşınıza çıkıyor. Aşkını bulmak isteyen ya da aşk dileğinin gerçekleşmesini isteyen kişiler bu iki taş arasında, gözleri kapalı olarak yürüdüklerinde, bir taştan diğerine sapma olmadan ulaşırlarsa dilekleri gerçekleşiyormuş. Bizim grubun bekar kızları bu taşlar arasında gözleri kapalı yürümeyi ihmal etmediler.

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Bu tapınaktan sonra Koyasu Pagodası’na doğru hızlıca gittim. Tapınak alanının uzak Güney ucunda bulunan bu 3 katlı pagodayı ziyaret eden kadınların, kolay ve güvenli bir doğum yaptıklarına inanılıyormuş. Kiyomizudera Tapınağı verandasından daha güzel görünmekle birlikte, yakından da ayrı bir güzelliği var bu pagodanın .

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Bu alanda en son olarak Ottowa Şelalesinin bulunduğu arınma çeşmesini fotoğrafladık. Bu şelalenin suları 3 ayrı yerden akıtılmış. Ziyaretciler, ucuna bardaklar iliştirilmiş uzun çubuklara su doldurup, tapınma öncesi arınma görevlerini yerine getiriyorlar. Üç sudan her birinin farklı faydası olduğunu yazıyor kaynaklar. Bir tanesi uzun bir ömür, bir tanesi, okulda başarı ve bir tanesi de aşk yaşamında şans getirirmiş. Bu tapınakta her derde bir deva var anlaşılan. 

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Arınma çeşmesinden sonra çıkışa götüren yolu takip ederek tapınak dışına çıktık. Higashiyama bölgesinde tapınağa götüren cadde üzerinde sabah geldiğimizde kapalı olan dükkanlar açılmış, yollar turist ve Japonlarla dolmuştu. Son fotoğraflarımızı aldık ve Nijo Kalesine doğru yola düştük.

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Nijo Kalesi Edo Döneminin ilk Şogunu olan Tokugawa Ieyasu’nun ikametgahı olarak 1603 yılında inşa edilmiş. Onun torunu olan Iemitsu saray bölümlerini 23 yılda tamamlamış ve sonra da 5 katlı Kale muhafız kulesini eklemiş. Bu kale Japonya Feodal döneminden günümüze ulaşan en önemli kale olma özelliğinde ve 1994 yılında UNESCO Dünya Kültür Mirası Listesi içinde yer alıyor. 

Kale, ana savunma (Honmaru), ikinci savunma (Ninomaru) ve bunlar arasındaki bahçeler olmak üzere 3 bölümden oluşuyor. Tüm kale içi su dolu hendeklerle  ve surlarla çevrilmiş. 

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Kalenin Ninomaru Sarayı bölümüne giriş Çin Stili büyük bir kapı olan Karamon Kapısından oluyor. Ziyarete daha çok açık olan bölüm de Ninomaru Sarayı. Honmaru bölümü ancak belli zamanlarda ziyarete açık. Ninomaru Sarayı Şogunun Kyoto’yu ziyaret ettiği zamanlarda kullandığı bölümlere ve çalışma ofislerine ev sahipliği yapıyor. Birbirinden ayrı yapıları, birbirine bağlayan koridorlara “bülbül zemin” deniyor. Zamanında bu ahşap yer döşemesi öyle yapılmış ki üzerinde yüründüğünde bülbülün çıkarttığı gibi bir ses çıkartıyor. Ben bu koridorda yürürken gerçekten farklı bir ses çıktığını duydum ama bülbül sesi benzetmesi biraz zorlama olmuş. İnsan yürüyüşüne karşı bir nevi sesle uyarının esas amacı tabii ki güvenlik.

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Sarayın içinde fotoğraf çekmek yasaktı. Çok az yerde bu yasak vardı. Bir tanesi de bu saray içiydi. Tatami denen matlarla kaplı odaların eski ve güzel dekorasyonu ve kayan kapılardaki (fusuma) çizimler gerçekten çok özeldi. Bu saraydan eldeki fotoğraflarım sadece dış kapı ve avludan olduğundan sarayın içine, odalara dair bir fikir sahibi olabilmeniz için yukarıda 2 fotoğrafı internetten bulup paylaştım. 

IMG_5973

Gezi programımızın üçüncü aktivitesi Nishijin Dokuma Merkezindeki Kimono gösterisini izlemek olacak. Kyoto’nun Nishijin Dokuması, Kyoto’nun tarihi kadar eski bir tarihe sahip. Aslında Nishijin ismi bir aileye ait. İpek kumaşları çok sık düğümlerle dokuyan, dekoratif , zengin renkli ve desenli kumaşlar yaratmış ve Şogunlara, saray ileri gelenlerine, rahiplere ve zenginlere kumaş satmış olan bu aile, bölgeye de ismini vermiş. Dokuma üzerine meşhur olmuş, markasını ve stilini yaratmış. Bu bölgede bir zamanlar 7000 dokuma tezgahı varmış. Başkent Tokyo’ya taşınınca ve elde dokumacılık yerine, ucuz ve fabrikasyon dokumacılığa dönülünce, bu önem ve zenginlikte kaybolmuş. Ancak bu bölge hala elde dokumacılığın önemli bir merkezi ve Kimono alacağım diyecekseniz  de buradan alacaksınız.

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

 Nishijin Dokuma Merkezi (Nishijin Ori Kaikan) hem dokumacılığın küçük bir müzesi, hem de kimono gösterisi izleyip, alış veriş yapabileceğiniz bir yer. Günde 7 defa Kimono defilesi yapılıyor. İşte biz de bu merkezde kimono defilesi izledik.

IMG_6703.JPG

Kimono, Japonya’nın’nın geleneksel giysisidir. Kimono T şeklinde, ayak bileğine kadar uzanan düz hatlı, yakalı ve uzun kollu bir giysidir. Kollar özellikle bileklerde çok geniştir, genişliği yaklaşık olarak yarım metreye kadar varır. Geleneksel olarak, özel günlerde evlenmemiş kadınlar hemen hemen yere kadar uzanan çok geniş kollu kimonolar giyer. Giysi gövde etrafına sarılır ve her zaman sol taraf sağın üstüne gelir. Obi adı verilen geniş bir kuşak ile arkadan bağlanır. Kimonolar genellikle geta veya zori adı verilen geleneksel tahta sandallar ve tabi adı verilen çoraplarla giyilir. Kimononun içine,nagajuban denilen daha kısa bir kimono içlik olarak giyilir.

IMG_6062

Kimono defilesi sonrasında öğle yemeği yemek için Kushikura Honten adlı bir restorana gittik. Burası “yakitori” (tavuk şiş) ve tori karaagae“(kızarmış tavuk) yemekleri ile meşhur. Burada bizim ocakbaşı gibi masaları olan bölümler de var. Ama ocaklar cam bölmelerle müşterilerden ayrılmış, masalar ise kısa ayaklı ve müşteriler ya yere bağdaş kuruyor ya da zeminden yaklaşık 50 cm gibi derine açılmış çukurlara ayaklarını sarkıtıyorlar. Ortada ise masa bulunuyor.

OLYMPUS DIGITAL CAMERA

Burada yediğimiz tavuklar ve özel sosları çok güzeldi. Yemekleri ayrı bir bölüme aldığımdan burada daha fazla bahsetmeyeceğim.

Yemek sonrasında bir başka büyülü yere, Kinkakuji Tapınağına (Altın Köşk Tapınağı) gittik. Burası aslında 1390’lı yıllarda Ashikaga Yoshimitsu adlı emekli bir Şogun için yapılan köşkmüş. Köşkün özelliği 3 katlı ve son 2 katının altın yaprakları ile kaplı olması. Damın tepesinde de bir zümrüdüanka kuşu bulunuyor.

IMG_6089

Bu köşkte zevk ve sefa içinde yaşayan emekli Şogun ölünce onun isteği üzerine bu köşk 1408 yılında  bir Zen Tapınağına dönüştürülmüş. Bu tapınak, emekli Şogunun torunu tarafından birkaç 10 yıl sonra şehrin diğer tarafında yapılacak olan Gingakuji Tapınağı (Gümüş Tapınak) için de ilham kaynağı olmuş.

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Kinkakuji Tapınağı geniş bir havuzun kenarına kurulmuş. Yoshimitsu’nun orijinal köşk kompleksinden de bir tek bu bina ayakta kalmış. Aslında bu bina orijinal yerinde olmakla birlikte, bina orijinal değil. Tarihte Onin Sivil Savaşında 2 kez ve 1950 yılında da bir kez olmak üzere birkaç kez tamamen yanmış. Yakın zamanda ki yangını fanatik ve akıl hastası bir rahip çıkartmış. Şimdiki bina 1955 yılında yapılmış.

IMG_6156

İçeri girince bizi önce tapınağı tam karşıdan gören bir alana yönlendirdiler. Kalabalıktan fırsat bulunca mekandan fotoğraflar aldık. Daha sonra sağ taraftan giden ve havuz ile köşkü dolaşan bir yolu takip ettik. Tapınak her yerden muhteşem görüntüler veriyor.

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Yolun devamında Yoshimitsu zamanındaki gibi dizayn edilmiş bahçeyi geçiyorsunuz. Bu bahçe içindeki Anmintaku Göletinin suyunun hiç kurumamış olduğunu söylüyorlar. Bu bahçedeki bir diğer ilginç yer de ortada bir çanak şeklinde mermer ve civarına yerleşik küçük heykellerin olduğu bölüm. İnsanlar bu küçük çanağa bozuk para atarak sokmaya çalışıyorlar. Para hedefi bulursa dilekleri kabul oluyormuş.

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Çıkışa yakın göreceğiniz Fudo Tapınağı Budizmin koruyucusu ve 5 bilge kraldan bir tanesi olan Fudo Myoo’nun büstüne ev sahipliği yapıyor.

Günün son tapınak gezisini Nanzenji Tapınağına yaptık. Kyoto’nun ormanlık Higashiyama dağları eteklerinde kurulu Nanzenji Tapınağı tüm Japonya’daki Zen tapınakları içinde en önemli olanı. Japon Zen Budizminin Rinzai bölümü baş tapınağı olan Nanzenji Tapınağı , içinde çok sayıda alt tapınak barındırıyor. 

IMG_6225.JPG

Nanzenji Tapınağı’nın tarihi 13. yüzyıla kadar uzanıyor. İmparator Kameyama bu alanda kendine emekli hayatını geçireceği bir bina inşa ettiriyor. Bu bina daha sonra Zen Tapınağına çevriliyor.  Tapınak alanı ve binaları zaman içinde büyüyor. 1333-1573 tarihleri arasındaki sivil savaşlarda bina tahrip oluyor. Bu alandaki en eski yapılar bu tarihten sonra inşa edilmiş.

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Nanzenji Tapınağı’na giriş masif Sanmon Kapısından yapılıyor.Bu güzel kapı önünde grupça fotoğraf çektirdikten sonra tapınağa giriş yaptık. Kapı 1628 yılında ve 1615 yılındaki Osaka Kalesi kuşatmasında ölen askerler anısına yapılmış. Kapıdan girdikten sonra Budist eğitimin verildiği (Hatto) bina karşımıza çıkıyor. Bu binadan sonra ise baş rahibin rezidansı (Hojo) olan binaya giriyorsunuz.

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Hojo Salonu Zen Bahçesi ile ünlü. Burada kayalar kaplan ve suyu geçen yavrularını temsil ediyormuş. Buradaki gibi küçük çakıl taşlarından yapılan bahçeye kuru bahçe deniyor. Bina içinde ise kayan kapılara (fusuma) çizilmiş çok güzel resimler var.

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Hojo binasından son fotoğraflarımızı alıp dışarıya çıktık. Hemen dışarıda 1868-1912 yılları arasında tuğladan yapılmış ve Kyoto’ya su getirmede kullanılan su kemerlerini gördük. Daha sonrada bu tapınaktan çıkıp Filozoflar Yoluna yürüyerek gitmek için yola koyulduk.

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Bu arada Zen Budizmi ve Zen Bahçesi hakkında kısa bir bilgi vermek lazım.

Zen, kökeni Hindistan’daki Dhyana okuluna kadar uzanan bir Mahāyāna Budist okulunun Japoncadaki ismi oluyor. Hindistan’dan Çin’e geçen okul, buradan da  Kore, Vietnam ve Japonya’ya yayılmış. Zen, diğer Budist okulların arasından aydınlanma amacıyla yapılan meditasyona verdiği önemle ayırt edilir. Ama Zen sadece meditasyondan da ibaret değil.  Gerçekte Budizm’in bir koludur. Zen okulunun en önemli tezi Sakyamuni Buddha’nın öğretisinin sözle anlatılamayacağıdır.  Zen, kutsal metinlere ve metafizik konularda konuşmalara bel bağlanmaması gerektiğini iddia ediyor.  Bu anlamda Zen, diğer pek çok dinin aksine, uygulamayı ön plana çıkaran tutumuyla, hararetli bir felsefe-karşıtı, ikona düşmanı, kural karşıtı veya anti-teorik öğreti olarak değerlendirilebilir.

IMG_6308

Zen bahçesi  bir çeşit Japon kayalık bahçesi. Kum, çakıl, kaya ve bazen çimen veya diğer doğal unsurlar içeren sığ bir kum bahçesi olarak düşünmek lazım  Yaygın bir inanca göre Japon Zen rahipleri tarafından meditasyon amaçlı kullanılıyormuş.Ancak bu inanışın hatalı olduğunu yazan yazılar da okudum. Zen rahipleri meditasyonlarını iç mekanlarda yaparlarmış. Kimine göre; Çakıllar okyanusu, kayalar Japon adalarını, kimine göre kayalar bir ejdere doğru yüzmekte olan anne kaplan ve yavrularını ve kimine göre de Kayalar kalp veya zihne karşılık gelen kanji karakterinin bir parçasını oluşturuyorlarmış.

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Filozoflar Yolu’nda yürümek benim bugün merakla beklediğim bir aktiviteydi. İstanbul’da iken Kyoto hakkında bilgi araştırırken  Filozoflar Yolu’nun bir fotoğrafını gördüm. Programımızda olmadığını fark edince, Nar Gezi’den sevgili Aykut ve Turqiem Tur’dan sevgili Oğuz ve rehberimiz Huriye ile yaptığımız tur öncesi toplantıda bu konuyu konuştuk. Bu yürüyüşün ve sonradan fark ettiğim 1-2 eksiğin daha programa, teknik olarak sorun yaratmayacaksa, konulmasını rica ettim. Onlarda olabilirliğini araştıracaklarını beyan ettiler . Çalışmaları ile de bunları da gerçekleştirebildiler. Bu yolda, sakura zamanı yürümenin bana verdiği zevki sizlere ancak bol fotoğrafla anlatabilirim. Bu aktivite bence Kyoto gezilerinin olmazsa olmazıdır. Bu vesile ile emeği geçenlere bir kez daha teşekkür ederim. 

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Yaklaşık 2 km uzunluğunda olan yol Ginkakuji Tapınağından başlayıp, Nanzenji Tapınağında bitiyor. Bu yol ismini Kyoto Üniversitesi’nin meşhur filozoflarından Nishida Kitaro’dan alıyor. Bu filozof her gün işe gidişi ve çıkışında bu yolu yürür ve meditasyon yaparmış. Biz de bu yolu yürüdük ve sonunda yol üstü bir kafede oturup hem dinlendik ve hem de yoldan geçenleri izledik. Hatta bir ara zevke geldik, kafe önünde sirtaki bile oynadık.

IMG_5466

Günün aktiviteleri daha bitmedi. Buradan yemek yiyeceğimiz Saami adlı bir restorana kadar yürüdük. Bu restoran özel bir yer ve Maruyama Parkı içinde bulunuyor. Aslında burası 1600’lü yılların başında Anyo-Ji adlı bir tapınakmış . Çok güzel bir bahçe içerisinde bulunuyor. Küçük kaplar içinde, adeta tadımlık olarak gelen ama çok sayıda geleneksel Japon yemekleri sunulan “Sukiya” stili denen bir servisleri var. Mekanın güzelliğinden ziyade bu akşamın özelliği bize yemekte geiko ve maikoların eşlik edecek olmasıydı.

IMG_6513-001.JPG

 Japonya’da 17. yüzyıldan bu yana eğlence hayatında erkek müşterilere şarkı, dans, sohbet ve oyunlar ile eşlik eden kadınlara “Geyşa” deniyor. Tokyo başta olmak üzere Kanto bölgesinde bu kadınlara Geyşa ismi kullanılırken , Osaka ve Kyoto başta olmak üzere Kansai bölgesi ve o kültürün etkisi altında kalmış bölgelerde  Geyko (Geiko) ismi kullanılıyor. Acemi geikolara ise Kanto’da Hangyoku, Kansai’de Maiko deniyor.

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

O gece bizim restorana ikisi genç, biri yaşlı ve geleneksel kıyafetleri içinde 3 Japon kadın geldi. Hepimiz heyecanlandık tabii ki. Önce bizleri selamladılar ve sonra kendilerini tanıttılar. Hepimiz onlarla hatıra fotoğrafı çektirdik. Bu arada yemekler gelip gidiyor ama o anda pek yemek düşünecek halimizde yoktu.

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

1700’lerde geikoluk, vesikalı hayat kadınlığı ile aynı görülüyordu. Ancak Edo Dönemi’nin sonlarına doğru geikolar, resmî toplantılar dahil olmak üzere, birçok sosyal, politik etkinlik ve toplantıya çağrılmaya başlandı ve zamanla bugünkü eğlendirici-sanatçı ya da hoş vakit geçirtici sıfatlarını aldı. Japonya eğlence dünyasında çalışan diğer kadınlardan farklı olarak, geikolar mesleklerini ömür boyu sürdürebiliyorlar. İyi bir geiko olmak için güzellik ve gençlikten çok, güzel sanatlara ve müziğe olan yetenek, tatlı dil ve müşteriyi iyi ağırlama gibi özellikler önemli. Bu kadınlar geleneksel geikolukta aslında ağır ve disiplin gerektiren bir eğitimden geçiyorlar. Bir geiko en az birkaç sanat dalında eğitim görmek zorundadır. Bu eğitim genel olarak birkaç tür geleneksel dans, şamisen (bir türlü telli saz) çalma ve birkaç makamda şarkı söylemeyi kapsıyor.

IMG_6667

Geiko olacak kızlar, küçük yaşta yetişmesi için geiko evlerine veriliyor. 13 yaşından 18 yaşına kadar olan dönemde kızlar, acemi geiko olarak çalışıyorlar. Daha önce bahsettiğim gibi bunlara maiko deniyor. Bir maiko ile geiko arasında saç bağlama ve saça takılan takılar, bele bağlanan kuşağın kalınlığı, kimononun kolunun uzun olması, makyaj yoğunluğu gibi farklılıklar var. O gün bize gelen kızlardan mavi renkli giysili olan kız geikoluğa yeni adım atmıştı. Saçında takı, yüzünde daha yoğun beyaz makyaj ve açık renk kimonosu içinde olan genç kız ise maikoydu. Şamisen çalan yaşlı kadın ise tecrübeli geikoydu.

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

O gece bizlere 1.5-2 saate yakın  şarkı söylemek, dans etmek ve oyun oynamak gibi performans sergilediler. Biz de altta kalmadık tabii ki. Grubumuzdan sevgili Buket arkadaşımız da onlara oryantal dans performansı sergiledi. Gezmek, külürel alış veriş değil midir zaten?

IMG_6621

Son olarak bizleri de kattıkları oyunlar oynadılar ve geldikleri gibi bizleri saygı ile selamlayıp gittiler.

OLYMPUS DIGITAL CAMERA

Geceyi bitiren son gösteri ise Japon rehberimiz Kotomisan’dan geldi. Ciddiyeti ile tanıdığımız Kotomisan’la gezinin sonuna kadar dans edeceğimizi söylediğimde, grup arkadaşlarım bana gülmüşlerdi. Filozoflar yolunda Kotomisan’a “onun için dans edersem, gece bizim için dans eder misin?” diye sorduğumda, biraz kaçamak yanıt vermişti. Ben ve arkadaşlarım filozoflar yolunda sirtaki yapınca “akşam sıra sende” dedim. Maikolar gittikten sonra sake kadehimi havaya kaldırıp, “Haydi bakalım Kotomisan. Görelim seni” der demez bizim ciddi rehber atıldı sahneye. Bizim için kendi danslarından bir tanesini icra etti.

Sizle, geikoların gösterisinden çektiğim kısa bir  videoyu aşağıdaki linkte paylaşıyorum.

https://youtu.be/ouIBIa-HjjA

Evet Sanal Gezgin Arkadaşlarım, her saniyesi dolu dolu geçen bir Japonya günümüzü sizlerle uzun uzun paylaştım. Umarım sıkılmıyorsunuz. Bu notlar bir gün yolları oralara düşen gezginler için, görebilecekleri, yaşayabilecekleri güzellikleri kaçırmasınlar diye paylaşımlar.

Gezekalın….

Dr Ümit Kuru

11.05.2016 Saat 03:01

 

 

 

Sakura Zamanı Japonya: Kanazawa-Kyoto

IMG_5020.JPG

Bahçe düzenleme sanatı, Japonya’da 1000 yıldan fazla yaşayan bir gelenek. Japonya’da farklı amaçlarla bahçe düzenlemesi yapılıyor. Bazı bahçeler, özellikle Edo Döneminde geliştiği gibi, farklı ağaçlar, çiçekler ve yeşillikler, havuz ve fıskiyelerle gezinti bahçesi olarak düzenleniyor.

IMG_5087.JPG

Zen rahiplerinin taşlara düzen vererek dini amaçlarla düzenlediği Zen bahçeleri-kuru taş döşeme bahçeler- de ayrı bir bahçe düzenleme sanatı olarak ortaya çıkmış. Büyük bahçeler Japonya’nın her tarafında varlar. Ancak en çok bulunduğu yer eski başkent Kyoto. 

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Sabah erkenden hanımla birlikte artık iyice öğrendiğim Kenrokuen Bahçesi yollarına düştüm. Bu sefer bahçeye girişi Mayumizaka-Renchimon Kapıları arasındaki fenerli yolu takip edip, Renchimon Kapısından yaptık. Dünden gezmeye başladığım Kenrokuen Bahçesi sadece Japonya’nın değil ama dünyanın en güzel bahçelerinden birisi olarak gösteriliyor. Bu bahçe gün ışıklarının her değişiminde farklı bir yüzünü gösterdiğinden hem sabahın erken ışığında ve hem de gün batımına yakın zamanlarda Kenrokuen Bahçesini gezdim. Sabah kimseler yokken ve gün ışığının ilk saatlerinde bu bahçeyi mutlaka ziyaret etmelisiniz.

IMG_5026.JPG

Kenrokuen Bahçesi, Kanazawa Kalesi bahçesi ile bir otoyolla ayrılmış durumda. Dün Kanazawa Kalesi tarafındaki kapıdan girip, kalenin bahçesini de kısaca gezmiştim. Tematik olarak düzenlenen Kenrokuen Bahçesi, Kanazawa Kalesi Bahçesinden kesinlikle daha güzel ve kısıtlı zamanızın çoğunu Kenrokuen Bahçesine ayırmanızı tavsiye ederim. Kanazawa Kalesi ile de zaman kaybetmeyin bence. 

Dün de bahsettiğim gibi  Kenrokuen Bahçesi 1620-1840 yılları arasında Maeda Klanı yönetimi zamanında geliştirilmiş bir bahçe. Yaklaşık 115 dönüm üzerine kurulmuş. Burada 9000’e yakın ağaç var. Kenrokuen Bahçesinde geniş havuzlar, su kanalları ve fıskiyeler bol miktarda mevcut. Bahçenin su ihtiyacı 1632 yılında, uzaktaki bir nehirden, karmaşık bir kanallar yolu ile karşılanmış.  

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Bahçeye Renchimon Kapısından girince sağa dönerseniz Hisagoike Havuzu ve 3.5 metreden düşen bir şelale (Midoritaki Şelalesi) ile karşılaşıyorsunuz. Hisagoike Havuzu  Japonya’nın en eski havuzlarından bir tanesi. Bu havuzun bir kıyısında çay evi bulunuyor. Bizim hanım sabah sabah bu havuz kenarında meditasyon bile yaptı.

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Hisagoike Havuzu yanından çıkan toprak yol Kasumigaike Havuzuna götürüyor.  kuzeyinde bulunan Kotojitoro Feneri, benzersiz şekilde, tek ayak yerine iki ayak üstüne yapılmış ve 2 metreye yakın bir boyda. Bu fener Kenrokuen Bahçesinin sembolü.  Bu havuzun ortasında bir kaplumbağaya benzetilen ada mevcut (Horaijima Adası). Sabahın bu ilk ışıklarında ve ortalık bu kadar sakinken bu havuzun inanılmaz güzellikte bir görüntüsü var.

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Bahçede çam ağaçlarının ise ayrı bir güzelliği var. Ağır kış koşullarına dayanıklı olsunlar diye bazı çok eski çam ağaçlarının dal ve gövdelerine destekler yapılmış. Bunlar içinde Karasakinomatsu Çam Ağacı, uygulanan destekler nedeni ile çok ilginç bir görünüm kazanmış.  Bu çam ağacı 13. yüzyılda, Maeda Klanınn o zaman ki derebeyi tarafından tohumdan dikilmiş.

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Uçan Kaz (Gankō-bashi) Köprüsü, uçan kazı temsil eder şekilde döşenmiş 12 büyük taştan yapılmış.

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Bahçenin Güney ucuna, şubat ayı ortalarından başlayan ve mart sonuna kadar çiçekli kalan erik ağaçları dikilmiş. Mart sonundan itibaren ise kiraz ağaçları çiçeklerini veriyorlar. Bu bahçede kiraz çiçeklenmesi Nisan ortaları gibi oluyor ama bu sene biraz erken açmış sakuralar. Hatta çiçekler dökülmeye bile başlamışlar. Kiraz ağaçları bahçenin daha çok Kuzey Doğusunda yerleşikler. 

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Park içinde dinlenme yerleri ve çay evleri de var. Parkın hemen dışında Katsurazaka  ve Renchimon kapıları arasında sakuralar altında küçük dükkanlar dizili. Bu yol boyu yürüyüş yapmanızı isterim. Fenerler, sakuralar çok güzel bir görüntü veriyor. 

Kahvaltı saatine yetişmek için hızlı adımlarla otele döndük. Bugün bu bahçeye tekrar ve bu sefer grupla geleceğiz. Kanazawa’da kalan yerleri gezip Kyoto’ya ekspres trenle gideceğiz. Bavullarımız ise karayolu ile gelecekler.

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Kahvaltı sonrası grupla Kenrokuen Bahçesine tekrar geldik. Otobüsle geldiğimiz için bu sefer girişi Katsurazaka Kapısından yaptık. Hemen karşıda ise Kanazawa Kalesinin Ishikawamon Kapısı gözüküyor.

IMG_5320.JPG

Grupla geziyi tamamladıktan sonra otobüse geri döndük ve Kanazawa gezimize devam ettik. 

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

IMG_4731-001

Kanazawa Kalesi

Kanazawa Kalesi, 1583 yılından Edo Dönemi sonuna kadar Maeda Klanının yerleşim yeri olmuş. Kale yüzyıllar içinde birkaç kez yanmış ama 1881 yılındaki yangın iki tane depo ve Ishikawamon Kapısı hariç tamamen kaleyi küle çevirmiş. Ishikawamon Kapısı 1788 yılında eklenmiş ve yönü Kenrokuen Bahçesine doğru. Kale günümüzde sanki yeniden inşa ediliyor. Eskiye sadık kalınarak yeni eklemeler yapılıyor. Biz bu kaleyi gezmedik. Japonya’da rotamız üzerindeki kalelerin hemen hemen hepsi yangınla yok olmuş ve günümüz kaleleri aslına uygun yeniden inşa edilen kaleler. Bunun yerine Kenrokuen Bahçesinde daha çok vakit geçirdik.

Japonya’da grup halinde restorana gidecekseniz yemeğinizi erken veya geç yemeyi göze alacaksınız. Restoranların size verecekleri rezervasyon saatine uymak zorunda kalıyorsunuz. Hele ki bilinen, iyi bir yerse rezervasyonda sıkıntı olabiliyor. Biz Japonya’da bir kaç defa saat 11:30-12:00 gibi yemeğe oturmak zorunda kaldık. Kanazawa’da Wagyu Steak House Daichi adlı, özellikle bifteği ile meşhur restorana götürüldük. Burada etler gramla satılıyor ve tezgahlarda hazırlanan etler sıcak taşlar üzerinde servis ediliyor. Kahvaltı yapalı henüz birkaç saat olmuştu. Ama bu mekanda gelen etler o kadar güzeldi ki “daha olsa da yesek” dedik. Kobe etinden kesinlikle daha güzeldi bence.

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Yemek sonrasında Kanazawa’da ziyaret ettiğimiz diğer bir yer Nishi Chaya oldu. Chaya, “çay evi” anlamında ve buralarda eskilerde geyşa denen, şarkı söyleyen ve sohbetleri ile mekana gelen müşterilere hizmet eden belirli bir terbiye ve eğitimden geçen kadınlar hizmet edermiş. Şimdilerde bu dükkanlar restoranlara dönüşmüşler. Sadece 2 tanesi eski tarzda çay evi olarak hizmet ediyor.

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

 

IMG_5526.JPG

data=RfCSdfNZ0LFPrHSm0ublXdzhdrDFhtmHhN1u-gM,ga0uh9cVGoJY04MReFtpgSifiKF8_2gmltFqHh4kUJHWmiTtnGsBus1ZJcudsq78sMw3yOnC59765t4lzu1NeMm9uPsFdKhDH7eWcjXYT85ZxkMe1xmOjXZmUth20G2bCzYu3tF2tjGXG9y0BWdeD7z940Yemek sonrasında Kyoto’ya trenle gittik. Kanazawa-Kyoto arası 260 km ve 2 saat 20 dakika sürdü. Trenlerin rahatlığından yolların uzunluğu ve sıkıcılığı gibi bir derdimiz olmadı. Kyoto’ya zamanında vardık.

Aslında gezi programımızda bir İkebana gösterisi izlenecekti. Ancak programa daha önemli olduğunu düşündüğümüz Ponto-cho gibi yerleri ekleyince ikebana gösterisinden vazgeçmek zorunda kaldık. Ancak rehberlerimiz Huriye ve Kotomisan bir ikebana sergisi buldular ve biz de Kyoto’ya gelir gelmez hemen bu sergiyi gezdik. Sergi bayağı önemli bir sergi olsa gerek, hem kalabalık ve hem de çok zengin ikebana örnekleri vardı. Bazılarının sanatçıları ile tanıştık.

İkebana (“yaşayan çiçekler”), Japon çiçek düzenleme sanatına verilen addır. Vazo,tepsi,çanak vb. içinde çiçeklerin sanatçının yorumuna göre düzenlenmesi sanatıdır.

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Sergi sonrasında Kyoto gezimize başladık ve Nishiki Pazarına gittik. Nishiki Market, 5 blok uzunluğunda, dar sokaklarda yer alan 100’den fazla dükkan ve restorantın bulunduğu, özellikle deniz ürünleri olmak üzere gıda satışının ağırlıklı olarak yapıldığı bir market. Mevsime göre taze sebze, Japon turşuları, baharat, meyve ve deniz ürünleri taze veya işlenmiş olarak satılıyor.

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Marketin tarihi birkaç yüzyıl eskiye gidiyor. Burada bazı dükkanlar nesilden nesile akrabalık yoluyla devrediliyormuş. Buraya gelen ve profesyonelce aşçılıkla ilgilenen bazı turistler özellikle Kyoto mutfağı ile ilgili araştırmalar yapmak için gelirlermiş. Bu market tam bir renk cümbüşü sunuyor biz turistlere.

Bu marketin sonunda ilginç bir küçük tapınak var. Buraya kadar gelmişken dua eden ve fal çekip, adakta bulunan yerli halkı gözlemek ilginç olabilir.

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Daha sonra Kyoto caddelerini arşınlayarak Ponto-cho adlı semte gittik. Bu bölge özellikle akşam yemekleri için Japonların bir araya geldiği eski ve önemli bir buluşma yeri. Ponto-cho, Kamogawa Nehrine paralel ve Shijo-dori’den Sanjo-dori’ye kadar uzanan sadece bir blokluk dar bir sokak. Bu sokakta bir tür tavuk kebap diyebileceğimiz ucuz  Japon yemeği “Yakitori” sunan restoranlardan, pahalı ve kabarık bir cüzdan isteyen ama geleneksel ve modern Kyoto mutfağı yemeklerin sunulduğu restoranlara kadar çeşitli restoranlar yan yana bulunuyor. Kesenize göre bir tanesini seçebiliyorsunuz.

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

 

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Bu sokaktaki çoğu yer 17-23:00 saatleri arasında hizmet veriyor. Bu sokağı esas olarak görmek istememin nedeni ise, bu restoranların bazılarına gelen ve müşterilere yemeklerinde eşlik eden geyşa veya maiko’ları sık olarak görebileceğimiz bir yer olması. Nitekim bu sokağı gezerken bir tane maiko’yu görme ve fotoğraflama şansımız oldu.

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Akşam yemeğini Hanatanuki adlı bir lokantada yedik. Bu lokantanın özelliği “okonomiyaki” yiyebileceğiniz ve Japonların rağbet ettikleri bir yer olması. Okonomiyaki “istedigin gibi pişir” anlamında bir kelime. Japonlar bu mekanlara iş hayatında veya özel hayatında resmi olduğu kişilerle, ilişkileri daha ilerletmek ve samimi hale gelebilmek amacı ile gelirlermiş. Okonomiyaki ile bilgiyi http://www.gezekalin.com un gezi tatları bölümü için hazırlıyorum.

Tur planlanırken zaman zaman Japon tarzı yemeklerin iyi örneklerini denemek istediğimi söylemiştim. Kyoto’da Japon tarzı okonomiyakiyi denemiş olduk. Sevdin mi ? diye sorsanız. “Yok! Benim damak tadıma uygun değildi” derim. Ama bir gezginin amacı denemek ve keşfetmek değil midir? Biz de denedik ve okonomiyaki hakkında kendi fikrimiz oldu. 

Gezekalın.

Dr Ümit Kuru

05.05.2016 Saat 23.31