• Arşivler

  • Diğer 532 aboneye katılın
  • Mart 2013 den beri

    • 380.134 ziyaretçi
  • Ocak 2026
    P S Ç P C C P
     1234
    567891011
    12131415161718
    19202122232425
    262728293031  

Sen Benim Psipolojikimi Çok Bozuyorsun!

14717264_10154157953633981_583340616658455714_n.jpg

Hepimizin psikolojisi zaman zaman bozuluyor değil mi? Hele bu ülkede yaşıyorsanız ve psikolojiniz sağlamsa sizlere madalya vermek lazım. Peki benim küçük dostlarımın psikolojileri bozulamaz mı? Hem de nasıl bozulur…

Buyurun bakalım anımıza…

IMG_8031.JPG

 27.10.2016 tarihli yaşanmışlığımdır

Yazının başında pazularını şişirerek poz veren benim küçük dostum, 5 yaşında ama tanıdığım en hazır cevap, en bilmiş çocuklardan birisidir. Fotoğraf için annesinden izin aldığımdan ve bu olayda kendisini doğrudan muayene etmediğimden fotoğrafını kullanıyorum.

Onunla ilk tanıştığımız günü hatırlıyorum. Aslında muayenesi çok zor bir çocuk olmasına rağmen, aramızda kurulan ilişki sayesinde, birbirimizi gördüğümüzde karşılıklı olarak gözlerimiz parlıyor. Aramızdaki konuşmalara ne annesinin, ne babasının ve ne de bir başkasının katılmasına müsaade eder. Muhabbetimize doyum olmaz. Benim dans etmeye olan hevesimi bildiğinden, içeri girer girmez kendine has dansını yapmaya başlar ve beni de kendisine eşlik etmeye çağırır. 40 derece ateşle ve ateşten kıpkırmızı olmuş güzel yüzü ile dans ederek içeri girdiğini bilirim. Hazır cevaplılığı ve ne çıkacağını bilemeyeceğiniz cümlelere hazırlıklı olmalısınız.

O gün kendisi hasta değildi ama yeni doğmuş kardeşi rutin aylık muayenesine getirilmişti. O gün de içeriye her zamanki öz güveni ve güler yüzü ile girdi. Sırtında, sonradan içinde kardeşinin yedek eşya ve bezlerinin bulunduğunu öğrendiğim, kocaman bir çanta taşıyordu. Bu sefer sırtında yük olunca klasik dansını atlamıştı. Çantasını yere koydu ve yüzündeki o güzel gülümsemede daha da bir artış oldu.

Dostumla muhabbetimizde ilk sırayı ben aldım bu sefer;

“Ooooo!! Dostum! Hoşgeldin!! Sırtında kocaman çanta var.. Ne iş?

“Kardeşimin eşyaları var çantada.”

“Aferin sana. Elinde kardeşinin kocaman bavulunu taşıyorsun yani. İyi ki varsın dostum. Ama ağır değil mi ya hu?

Yok babaannem bana bal yedirdi…Bak, bak !! (Bu arada bana pazularını sıkıp gösterdi. Yukarıdaki fotoyu sonradan, bir daha pazularını göstermesini rica ettiğim zaman çektik)

Kaşlarım kalktı, yüzüme bir hayret ifadesi oturtmaya çalışarak;

“Vay be!!!

dedim. Bu arada kendisi iyice havalara girmiş ve aldığı övgü dolu sözlerle daha da bir şişinmiş ve eller yanda, yumruklar sıkılı tam bir kabayı pozuna girmişti.

Bu arada dostumun annesi devreye girdi ve çocuğunun kabayı halinden rahatsız olduğunu ifade edecek şekilde;

“Ya oğlum, doktor amcanla ne öyle atarlanarak konuşuyorsun?

Daha evvelden de demiştim, benim dost konuşmalarda araya girilmesine pek bir bozulur. Hele bir de karizmasının çizildiğini düşünürse. Bu kişi annesi, babası olsa bile postasını koyar..

Bu sefer benim dosttaki atarlanma daha da belirgin hale geldi, eller anneyi hedefleyerek;

“Ya anne !! Ne atarı? Sen ne aramıza giriyon?

Konunun gidişatına müdahele etmek için bu sefer dostun babası devreye girdi;

“Ya oğlum ne diye annenle böyle konuşuyorsun?

Küçük dostun kafası iyice attı ve son noktayı koydu;

“Bak baba!! Sen benim psipolojikimi çok bozuyorsun….

Dostumun ağzından “psikolojimi bozuyorsun” yerine “psipolojikimi bozuyorsun” gibi bir cümle çıkmıştı. Önce iyice atarlanmış dostumdan, o haliyle, “Yanlışlıkla mı psikoloji yerinepsipolojik lafı çıktı acaba? dedim ve tekrar tekrar “Neyin bozuldu?” diye sordum. Her defasında aynı kelime çıkınca kullanımda yanlışlığın olmadığını, öğrendiğinin bu olduğunu anladım. Bundan sonrasında hep beraber gülmekten koptuk zaten. Dostum ise ne olduğunu anlamadan, bizim gülmemize bastı kahkahayı. Onu hiç düzeltmeye kalkmadık. Küçük dostumun psipolojiki zaten bozuktu, cesaret edemedik… 

Dr Ümit Kuru’nun  çocuktan aldığı günlük ders:

Küçük dostlarımın pisipolojikilerini bozmamak lazım, bozulmuşsa da sadece dinlemek lazım.   🙂

Gezekalın, Küçük Dostlarla kalın…

Güne özel dipnot: Evrensel adalet  bugün de, yarın da ülkemizden eksik olmasın, eksik olan da bir an evvel yerine konsun. Bağımsız ve evrensel adalet ve uygulayacılarına ihtiyaç duymayacak hiç kimse yoktur.

Yarın hepimiz için doğru-dürüst, hakça ve evrensel “Adalet isteyenlere desteğe gidiyoruz…

08.07.2017 Saat 18:55

childsexualabuse-main.jpg

 

 

Dede Doktoru Değiştiririm Ha!

FullSizeRender (1)

Bu fotoğraftaki yakışıklı bendeniz oluyorum..Minik dostumun gözünden tabii ki 🙂

İnsanın doğasında vardır kıskanmak….

Kimisi, sevdalandığının, değil eline başkasının elinin, gölgesine başkasının gölgesinin düşmesini, kimi bir diğerinin mesleki veya maddi başarısını kıskanır. Kıskançlıkların en can yakanlarından, insanı en çok duygusal olarak yaralayanlardan bir tanesinin, daha küçük kardeşini kıskanan büyük kardeşin olduğunu gözlemlemişimdir. Bunun tersi de oluyor tabii ki. Meslek yaşamımda, kıskançlıktan kardeşinin kolunu kıran, yataktan yere atan, yastıkla boğmaya çalışan küçük dostları görmüşümdür. Onun için muayene ettirmek için yeni doğmuş bebek getirdiklerinde, yanlarında bir abisinin ya da ablasının olduğunu görmüşsem, ilk ilgiyi büyük olana verir ve ondan beklentilerimi dile getiririm;

Senin bu çirkin kardeşin ne kadar da şanslı! senin gibi akıllı ve güzel bir ağabeyi/ablası var. Büyüyünce o da senin kadar güzel olacaktır, çünkü sana çekmiş.”

“Sen bu yaramazla ne yapacaksın? İşin zor! Ama senin kadar uslu bir ağabeyi/ablası ona sabır gösterecektir. Sen de bebekken yaramazlık yapmışsındır. O da büyüyünce senin gibi uslu olacaktır”

“Senin bu anne ve baban ne kadar şanslılar! Sen olmazsan onlar bu kardeşine bakamazlar. Hasta hasta sakın kimseyi kardeşine yaklaştırma, tabii ki sen de yaklaşma ve hasta halinle öpme. Evdeki doktor, hemşire sensin.”

Bu gibi cümlelerimin onlarda etkisi yaşla değişiyor tabii ki. Ama bu cümleleri sanki yerini bulacak ve büyük kardeşlerin hepsinde etki edecekmiş düşüncesi ile neredeyse tüm küçük dostlarıma söylemişliğim vardır. Çocukların doğru dil ve yaklaşımla etkilendiklerini, birey yerine konuldukları duygusuna kapıldıkları ve kendilerini bu konuda önemli hissettiklerini biliyorum. Sonra da anne ve babaya öğütler gelir tabii ki.

Neyse! Uzattım yine, aşağıdaki yaşanmışlık, bu konu ile ilgili.

Buyurunuz lütfen..

IMG_8361-001.JPG

04/11/2016 tarihli yaşanmışlığımdır.

5,5 yaşındaki küçük dostumu öksürük nedeniyle muayeneye getirmişlerdi. Kız çocuğu olan büyük dostum bana zaman zaman “Dede” , zaman zaman da ” Dede doktor” olarak hitap ediyor. Onun büyüte büyüte “Dede doktor” demesi beni mest ediyor doğrusu. Büyük dostumun muayenesi sonrasında hafif bir virütik enfeksiyon düşündüm ve ilaçlarını yazdım.

Dostumun yeni bir kardeşi olmuştu. Bir süre önce ilk muayenesine getirilen kardeşinin muayenesi öncesinde kendisine, yukarıdaki cümlelerle, klasik “büyük kardeş” konuşmamı yapmıştım.  

Muayene bitiminde annesi bir aylık olan bebekte de öksürük ve burun akıntısı şikayetinin başladığını söyledi. Benim büyük dostuma, yani kızına dönerek şikayet eder tarzda konuştu;  

“Doktor bey , senin bu dostun kardeşine hasta hasta yaklaştı ve öptü. Hastalığını bulaştırdı kardeşine. Haberin olsun!”

Bu laf üzerine ben kaşlarım çatık, ellerim yana açık şekilde  büyük dosta dönerek başladım konuşmaya;

“Nasıl yani? Sen benim dostum değil misin? Ben sana evde hemşirelik, doktorluk görevi vermiştim! Hani sen doktor, hemşire olarak evde kardeşine hasta kimseyi yaklaştırmayacaktın? Sen hasta iken yaklaşmışsın! Nasıl olacak senin evdeki bu doktorluk/hemşirelik işin?

Bu konuşmalar sonrasında büyük dost annesine dönerek;

Ya anne!! Bir kez de bir şeyi sır olarak tut! Bir kez de dökmeden tut ağzında!!! Neden söyledin şimdi bunu?

Baktım işler fena, bizim dost fena çıkışıyor! Döndüm büyük dosta;

Ya dostum! Annen bunu söylemeyecek de neyi söyleyecek? Bunun sırrı mı olur?

Bunun üzerine bizim çok bilmiş dost, sağ elini yukarı kaldırıp, bir de işaret parmağını bana doğru öne arkaya sallayarak hepimizi, ama özellikle de beni, şok eden yanıtını verdi; 

Bana bak dede doktor! Dede doktoru değiştiririm ha!!!

Doktor Ümit’in büyük dosttan çıkarttığı günlük ders:

Dostlar anneleri ile konuşurken araya asla girilmeyecek  :)))

Gezekalın, dostlarla kalın…

07.07.2017 Saat 21.07

Bana Böyle Doktor Lazım…

Çocuk doktorluğu dışarıdan zor olarak gözükür. “Çocuklar derdini anlatamıyor”, “Ağzı var, dili yok” gibilerinden cümleleri insanlardan çok duyup, “Nasıl anlıyorsunuz dertlerini” diye soranları çok gördüm. Ben bu cümlelerin anlamsızlığını mesleğimin çok erken dönemlerinde kavradım. Aslında çocukları, bebekler dahil, dinler ve vücut dillerini takip ederseniz onlar sizlere çok şeyler anlatıyorlar. Onun için ben mümkünse muayeneye gelen çocuğu, yaşı da uygunsa, konuştururum ve dinlerim. “Ne şikayetin var” sorusunu da ilk olarak çocuğa sorarım, aileyi dinlemek sonradan gelir. Bazı anne babalarla bu konuda bozuşsak da, ben buna inanırım. Onlar 3-5 cümle, kelime ile hastalıklarını büyütmeden ya da küçültmeden dertlerini bir güzel anlatabilirler. İşin sırrı çocuklarla dürüst bir ilişkiye girmekte, samimi olduğunuzu onlara  inandırmakta, onlar gibi düşünmeye çalışmakta ve varsa sizin içinizdeki çocuk ruhu onlara göstermekte. Sonrası gelir zaten. Aşağıda size bununla ilgili olabileceğini düşündüğüm bir yaşanmışlığı paylaşmak istedim.

IMG_7759-001.JPG

Doğduğunda ilk refleksidir yaşama tutunmak bebek dostlarımın…

25.10.2016 tarihli yaşanmışlıktır…

Ailesi ile birlikte muayene odama buyur ettiğim küçük dostum, bir yandan ateşten kızarmış yanakları, bir yandan akan ve silinmekten artık ucu kızarmış burnu ile gözleri fırfır, “Bu doktor ne menem bir doktor? Acaba bana iğne yapar mı ? “ havasındaydı. Bir ayağı oda kapısının içinde, diğeri ise dışında, tehlike var işaretini alır almaz kaçmaya hazır bir ceylan pozisyonundaydı.
Ortamı yumuşatmanın ve çocuğu rahatlatmanın gerekliliği çok bariz gözüküyordu. Elleri ile çocuğu işaret edip başladım konuşmaya; 

“Hey koçum be!! Şu duruşa bak! Şu havaya bak! Şu kendine güvene, şu kahramana bak!! Bana böyle çocuk lazım işte!!!”

Çok bilmiş olduğu halinden belli çocuk rahatlamış bir şekilde başladı gülmeye ve elleri ile beni işaret ederek heyecanla konuştu;

“Hey koçum be! Hey aslanım be! Doktora bak, bana da böyle doktor lazım işte!! “

Doktorun günden çıkarttığı dersler:

Doğru yoldasın Ümit’im..  Dost gördüğün büyüklere benzemez küçük dostlar. Kazan ve kaybetme onları..

Ve çocuk ruhunu da asla terk etme.  Bunun hiç zararını görmedin ki! 

Gezekalın, dostlarınızla kalın…

IMG_8373.JPG

06.07.2017 Saat 22:53

 

 

Baba nasıl? İyi pazarlık ettim mi?

IMG_5403

Değerli Dostlar;

Belki birazınız biliyor ama bir çoğunuz bilmiyorsunuzdur, ben bir Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanıyım. Yani geziler ve yaşamak için gereken maddi harcamalarımı kazanmak için yaptığım profesyonel mesleğim doktorluk. Gezilerde biriktirdiğim anıları sizlerle bu sayfalarda paylaşıyorum ama esas anılar gündelik yaşamda birikiyor, yani çocuklarla mesleğim icabı olan gündelik temasımdan. Onlarla etkileşimim boyunca biriken günlük anılar o kadar güzel ve anlamlı ki onları son zamanlarda bir kenara yazıp paylaşmaya başladım. Ama bunları bu sayfada sizlerle yeri geldikçe paylaşmak çok müthiş olacak gibi bir his var içimde. Burada yazılanların tümü eksiksiz doğrudur ve yaşanmıştır. Bunlardan çıkan son bölümlerdeki ders ise tabii ki sadece bana aittir. Sizlerin de derslerinizi çıkartmanız amacı ile ilk yazımı bugün paylaşacağım sizlerle. Tabii ki hasta-hekim mahremiyetine bağlı kalarak  küçük dostlarıma ait isim ve belirgin resim olamayacak. Sadece “dost ya da küçük dost” olarak bileceksiniz onları..

Gezekalın, gülmeyle kalın ve dostlarınızla kalın..

IMG_8304

05.07.2017 Saat 14:00 Anımdır…

Ülkenin havasından mıdır, insanından mıdır ya da belki de her ikisindendir, ruhum sıkkın bu sıralar. Bir şey yapasım yok. Çocuklardan da neşelendiren olmuyordu. Ta ki bugüne kadar.

Küçük adamın neşemi yerine getireceğini daha ilk gördüğümde anladım. Yemekten “hasta var” diye çağrılıp da, son lokmaları nefes almadan yuttuktan sonra ilk olarak gördüm küçük adamı. Benim muayene odamın önündeki koltuğa yüz üstü yatmış, iki ayak havada, yüzünde gözlerini olduğundan daha büyük gösteren bir gözlük ve ellerini çenesi altına dayamış bir küçük adam düşünün. İşte bu benim yeni afacan hastam…

İçeri girdim, ilk bekleyenler onlar olunca odaya buyur ettim.

5 yaşında olan küçük dostum öksürük şikayeti ile getirilmişti. Muayenesi oldu ve 1 haftalık öksürük şikayetinin hafif bir bronşite bağlı olduğunu tespit edip reçetesini yazdım. Muayene sırasında her yaptığımı soran ve gerek güzelliği, gerek sevimliliği ile beni mest eden dostuma müjdeyi verdim;

-“Haydi bakalım küçük adam! Sana güzel şuruplardan yazdım. İğne vermedim.

Küçük adam elleri arkasına koyduktan, yüzünde beliren ciddiyetle bana uzun uzun baktıktan sonra;

-“İğne versen de korkmazdım. Çünkü artık cesur ruhumu ortaya çıkartma zamanım gelmişti.

Ben ve odadaki herkes ciddiyet, takınılan tavır ve verilen yanıt karşısında  dumur olmuş vaziyette iken sordum:

“Nasıl yani anlamadım.”

Küçük adam:

“Anlaşılmayacak ne var? Benim içimde saklı cesur ruhu ortaya çıkartmam geren bir durumdu. İğne verseydin de bu ruhumun cesur kısmını ortaya çıkartma zamanımdı.”

Ben uzun süredir bu kadar keyifle gülmemiş olarak bastım kahkahayı :

-“Gel bakalım sana bir sarılayım.”

Sonra kollarımda 5 yaşında küçük adam, bir güzel ve uzun sayılacak süre sarılı kaldık. Aklıma geldi, kollarımdaki küçük adama bakıp:

“ Galiba senden bana cesurluk ruhu geçiyor. Hissediyorum “ dedim.

Küçük adam birden ciddileşti. Anladım kendindeki cesur ruh elden gidecek, kollarımdan uzaklaşmaya çalışıyor. Sordum:

-“Bana biraz cesur ruh satar mısın? Çok ihtiyacım var?”

Küçük adamdan ses yok. Ben cesur ruha gözümü dikmişim, sordum tekrar ve başladık pazarlığa;

-“Bir balona satar mısın?”

–“Iıı ıhh!”

-“Peki iki balon?” Küçük adamda hala hareket yok.

-“Üç balon? Baksana renk renk!!!”

Küçük adamın gözleri biraz oynamaya başlarken son kozumu kullandım;

-“Peki dostum! Son teklifim 3 balon ve 1 şeker!!!”

Küçük adam ellerini göğüs hizasında kavuşturup, şirin gözlüğü ardında olduğundan büyük gözüken  gözlerini daha da büyüterek;

-4 Balon, 2 şeker dedi.

Ben;

“Tamam dostum dedim”

Çocuğa 3 Balon ve 2 şeker verdim. Çocuk mutlu, ben mutlu…

Küçük adam pazarlık ettiğinden daha az balonu aldığı halde, babasına dönüp olaya son noktayı koydu;

-“Baba iyi pazarlık yaptım değil mi?” dedi

Bu söz odayı kahkahaya boğdu. Güle oynaya odayı terk etti küçük adam. Küçük dostum odadan çıkınca fark ettim ki bana satın aldığım cesur ruhunun bir bölümünü vermeden, yani cesur ruh verme sarılamasını yapmadan, ama eksik de olsa balon ve şekerleri alıp gitmişti. Yani o da kendince bana kazığını atmıştı….

Dr Ümit’in bu maceradan aldığı dersler;

-Hepimizin yüreğinde cesur bir ruh gizli. Bu ruh sadece açığa çıkmayı ve çıkartılmayı bekliyor.

-Bazen elde ettiklerimizi aslında elde edememişizdir. Kazanç olarak gözüken, sadece bir hayal, bir illüzyondur aslında….

Küçük dostlar eksik olmasın hayatımızdan…

05.07.2017

IMG_5276-001

Bendeniz dost halindeyken..Hayata hep dil çıkarttım, hala da çıkartıyorum. Hayat da bana çıkartıyor tabii ki 🙂

Babasız Geçen Babalar Gününün Hatırlattıkları

DSC07437.JPG

Dün gece Şebnem Ferah konserinde bir güzel yağmur yedik. Fena ıslandık. Sonuçta, sabahtan beri var olan halsizlik, akşama doğru ateş ve boğaz ağrısının da eklenmesi ile “Tosun” bugün yatak döşek yattı. Buradaki “Tosun” bendeniz olmaktayım. Günüm kısa aralıklarla uyumakla, ateş ve terleme ile geçti. Bir ara rüyamda rahmetli babamı gördüm. Babamla konuştuk mu, sarıldık mı? Hiç bir şey hatırlamıyorum ama babamı gördüğüm çok netti.

Bugün babalar günü, muhtemelen sosyal medya ortamında paylaşımlardan etkilendim. Bazen uyumadan önce rüyama girsin diye dilekte bulunsam da, çok sık göremem rüyalarımda babamı. Babamı gördüğüm en güzel rüyayı, çok ilginçtir, rüyalar ülkesi Bhutan’ın Paro şehrinde gördüğümü ifade etmeliyim. Rüyamda bana sarılışından ve “oğlum” demesinden çok etkilenmiş, uyanarak yatakta hıçkıra hıçkıra ağlamıştım.

DSC00616-1.JPG

Babalar Günü Haziran ayının 3. pazar günü kutlanıyor. ilk kez 19 Haziran 1910′da kutlanmış. O günden sonra da Babalar Günü hep kutlanmış. Ancak 1905 yılında ilk kez kutlanan Anneler Günü, 1914 yılında resmiyet kazandığı halde,  Babalar Günü 1972 yılına kadar resmiyet kazanmamış.

Sosyal medyadaki paylaşımlardan gördüğüm kadarı ile, kimi arkadaşım babalarını, kardeşleri ile birlikte yemeğe götürmüşler, kimisi çocukları almış yanına, baba ziyaretindeler. Bir de, benim gibi babaları rahmete kavuşmuş olanlar var tabii ki. Onlar ise eski fotoğrafları paylaşmışlar.

DSC00575-2.JPG

Hep dikkat etmişimdir; Benim baba dahil, bir dönemin babaları sizin olduğunuz fotoğraf karesinde asla gülmezler. Hep ciddi ve sert poz verirler. Sanki gülse, karizma çizilecek! Ama işin içine torun girdi mi, ben kendini salmayan büyük baba da görmedim. O küçücük çocuk, o kocaman karizmatik, yanınızda hiç gülmeden poz veren  babayı perişan eder. Dedenin ya elinde bir kılıç ile torunla savaştığını, ya da torunu sırtına almış oda oda gezdirdiğini görebilirsiniz.

IMG_3347

Bugün babamın olmadığı 5. Babalar Günüydü. Babaları hayatta olanlar bugünü kutladılar. Benim gibi babaları rahmete kavuşanlar ise  onları andı. Bizim koca çınarların eski fotoğrafları çıktı ya da hatırlanmaya çalışıldı. Benim babam, döneminin çoğu babası gibi, sert mizaçlı bir babaydı. Ben o sert mizacın ardındaki yumuşak kalbin varlığını her zaman hissetmişimdir. Bana nasıl bir poz takınırsa takınsın, ben babamın yüreğindeki çocuksu tarafı, neşeyi hep hissettim. Kaçınız babanızdan “Evlat ben seni çok seviyorum” sözlerini duydu bilmiyorum. Ama eminim benim gibi bir kısmınız hiç duymamıştır. Sizleri sevmediklerinden değil ama bunu ifade etmenin onlara zor gelmesinden dolayı olsa gerek, bazı babaların ağızlarından bir türlü “seviyorum” sözcüğü çıkamaz. Babamın vefatından 2 gün öncesi durumun malum sona doğru gittiğini hissedip, babamın güzel yüzünü iki avucumun içine aldım ve sordum; “Baba beni seviyorsun değil mi? Bir kez olsun söylesen yüzüme, duymak istiyorum senin ağzından!” Gözlerinin çökmüş haliyle yüzüne gelen ve evet demek isteyen o küçük ama güzel gülümsemeyi ve ağzından “Seviyorum oğlum” diyemediğini bugün gibi hatırlıyorum. Dökülmüş ve keli çıkmış başını koklaya koklaya öpmüş ve ” Sevdiğini biliyorum babacığım” demiştim. Yüzüme söyleyemediğini benden sonra kardeşime söylemişti koca adam. Gözlerin ardında söylenmeye çalışılanı yakalamayı, galiba babamdan sonra öğrendim.

IMG_3178.JPG

Rahmetliye sorunları açar ve akıl sorardım ama her dediğini de yapmazdım. Örneğin askeri doktorluktan ayrılmayı babama rağmen yapmıştım. Babam gerekirse doktor değil ama asker olmama razıydı. Ona göre asker, polis garantili mesleklerdi bu ülkede. Bugün askerin, polisin durumunu görse ” Aferin oğlum, iyi ki ayrılmışsın!” der miydi? Sanmam ama gözleri ile bunu ifade ederdi bana…

IMG_2082Hepimiz kendi evrenimizde, kendi çemberimizde yaşama çabası veriyoruz. Çemberimize giren, çıkan insanlar oluyor. Sürekli bir alış veriş halindeyiz. Bu ülkede yaşamak zaten zor, bir de maddi-manevi travmaları yaşadınız mı, işte o zaman perişan oluyorsunuz. Bazen kendiniz dışında kimseyle de konuşamıyorsunuz, içinizden konuşup duruyorsunuz. Benim bu durumlarda, umutsuzluğa kapıldığım anlarda sığındığım en önemli insan hala babamdır. Nasıl mı? Babam bana, videoya kaydettiğim 2 saniye boyunca el sallar. Sadece ama sadece 2 saniyeliğine de olsa, o zayıf bitkin ve yaşamdan bıkmış haliyle el sallaması nasıl bir güç kaynağı olur bana anlatamam size. İşte o an kendimi güçlü hisseder, bir toparlarım yeniden.

Ha! Bu arada, babam el sallamayı bana değil, ölmeden 2 gün önce, şuurunun kısa da olsa açıldığı bir dönemde  toruna yapmıştı.

Yaşayan ve rahmete kavuşmuş tüm babalarımızın günü kutlu olsun. Yaşayanlara Allah uzun ömürler versin..

Dr Ümit Kuru

19.06.2017 Saat 00:33