• Arşivler

  • Diğer 532 aboneye katılın
  • Mart 2013 den beri

    • 380.040 ziyaretçi
  • Ocak 2026
    P S Ç P C C P
     1234
    567891011
    12131415161718
    19202122232425
    262728293031  

Ortaya Karışık Orta Amerika: Nikaragua-Granada ve Çevresi

Nikaragua yazımı okuyan arkadaşlarımdan “Nikaragua güvenli mi?” şeklinde sorular aldım. Granada yazıma başlamadan bu konuya bir açıklık getirmek isterim. Nikaragua işsizlik oranının ve yoksulluğun yüksek olduğu bir ülke. Bu nedenle, ülkemiz dahil bu tip ülkelerde hep yapmamız gerektiği gibi, kendinizi kasıtlı olarak hedef haline getirmemek en iyisi. Biz turla gittik ve gruptuk. Program dışında ve akşamları serbest zamanda genellikle küçük gruplar halinde gezdik. Sorun da yaşamadık. Bununla birlikte sokaklarda sarhoş dolaşmamak ya da hava karardıktan sonra loş sokaklarda tek başına dolaşmamak gibi genel önlemler tavsiye olarak yazılıyor. Açık olarak göstereceğiniz pasaport, pahalı eşya ve çok parayı yanınızda taşımamak da sizi hedef olmaktan çıkartacaktır.

Şimdi dönelim Granada’yı anlatmaya. Bu gün çok renkli ve eminim seveceksiniz.

Nikaragua tarihinde iki şehir çok önemli olmuştur; Bunlardan bir tanesi İspanyol Konkistador Francisco Hernández de Córdoba tarafından 1523 de kurulan ve her zaman muhafazakarların kenti olmuş olan Granada, diğeri ise liberallerin kenti Leon. Aynı İspanyol Fatih tarafından kurulan eski Leon Şehri deprem ve volkan patlaması ile yıkılmış ve şehir değişik bir yere taşınmış. Ancak Granada başından beri ilk kurulduğu yerde ve kolonyal tarzını hala korur bir halde duruyor. Gerçi şehrin orijinal hali William Walker tarafından yakılmış.

İki şehir birbirlerinin siyasi ve ticari rakipleri olmuşlar. Bu rekabet öyle bir boyuta ulaşmış ki 1854 yılında iki şehir arasında iç savaş çıkmış. Leon Şehri ileri gelenleri kendilerine yardım etsinler diye haydut William Walker‘ı ve silahlı çetesini ülkeye çağırmışlar. Ama yağmurdan kaçarlarken doluya tutulmuşlar. William Walker iki taraf arasındaki bu savaşta fırsattan istifade Nikaragua yönetimini ele geçirmiş. Orta Amerika Devletlerinin bu hayduta karşı birleşip Nikaragua Ulusal Kurtuluş Savaşını başlatmaları ile ülke kurtarılmış. Walker kendine üs olarak seçtiği Granada’dan 1856 yılında çekilirken şehri yakıp yıkmış. Bugünkü Granada, eski kolonyal mimari zemininde yenden kurulmuş. Managua bu iki şehir arasındaki rekabet nedeni ile uzlaşma sonucu başkent olmuş.

Sabah kahvaltı öncesi otelimizin hemen önünde bulunan Parque Central‘den geçip Katedral ve Calle La Calzada Caddesi boyunca yürüyüş yaptık. Otelimizin sol yanında bulunan sarı bina Nikaragua’nın ilk milyarderi olan Carlos Pellas Chamorro‘ya ait olan Casa Pellas. Kaldığımız Plaza Colon Hotel ise yan yana 3 evin satın alınması ile otele dönüştürülen eski bir yapı. Otelin önünde park bulunuyor. Sabahın bu saatinde boş olan parkın önünde gün boyunca dizili halde faytonlar oluyor.

Park bir zamanlar kolonyal dönemde iken askeri geçit alanı, sonra ise hayvan pazarı olarak işlev görmüş. Park halinde projelendirilmesi ise 1892 yılına gidiyor. Park içinde müzik performanslarının yapıldığı bir köşk, ortada bir havuz, bir anneye adanmış heykel var. Parkın içinde gün boyu satıcılar bulunuyor. Bence parkın güzelliğini bozuyor. Parkın bir köşesinde ise  bağımsızlık kahramanlarına adanmış bir dikilitaş var. Parkın içinde az sayıda ağaç, çok sayıda kuşa ev sahipliği yapıyor.

Calle La Calzada Caddesi sizi parktan başlayıp Nikaragua Gölü sahiline kadar götürüyor. Biz sabah bu caddenin Guadeloupe Kilisesine kadar olan kısmını yürüdük. Kiliseye kadar olan kısımda eski kolonyal evler bar, kafe ya da butik otellere dönüştürülmüşler. Sabahın güzel ışığında bu cadde boşken çok güzel fotoğraflar alabilirsiniz. Yerlerdeki tematik seramikleri dikkatle imcelemenizi tavsiye ederim.

Özgürlük Meydanı Ruben Dario Özgürlük Anıtından başlıyor. Bu alanda Casa de los Tres Mundos (Üç Dünya Evi ya da kapıdaki iki aslan kabartması nedeniyle Aslanlı Kapı) ve Piskopos Sarayı mevcut. Burada güzel bir kahve içip ve dondurma yiyebileceğiniz kafeler var.

La Calzada Caddesinin hemen üzerinde, göl ve kasaba arasında bulunan Guadeloupe Kilisesi (Iglesia Guadeloup) Keşiş Benito Baltodano tarafından 1626 yılında inşa edilmiş. Ülkenin belalısı William Walker 1856 yılında Nikaragua Ulusal Savaşı sırasında bu kiliseyi, kilise filan olduğuna bakmadan, bir kale olarak kullanmış. Tahrip olan kilisenin yeniden inşası 1965 yılında tamamlanmış. 

Eski San Francisco Kilisesi‘nin yanında San Francisco Manastırı Kültür Merkezi bulunuyor. Granada Şehrini gezerken ihmal edilemeyecek yerlerden bir tanesi de bu müze. Biz bu müzeyi öğleden sonra gezdik ama bütünlük olsun diye bu kısımda anlatacağım.

Müzenin çok güzel bir iç avlusu var. Burada duvarlara Nikaragua’nın tarihi resmedilmiş. Kolomb gelmeden önceki yaşamlarından başlayarak günümüze kadar Nikaragua tarihi çarpıcı resimlerle anlatılmış.

Bu müzede olmasını beklemeyeceğiniz kadar kıymetli taş heykeller de sergileniyor. Nikaragua Gölünde bulunan Zapatera Adası yerlileri tarafından taşlara oyulmuş ve Kolomb Öncesi 800-1200 yıllarına ait 28 adet çeşitli boyutlarda heykel de bu şirin müzede kalıcı olarak sergileniyor.

Müzede seramik objeler, Solentiname Takımadaları sanatçılarına ait ve bu yörelere özgü bir teknikle yapılan resimler, eskiye ait mobilyalar da sergileniyor.

Iglesia La Merced öğle sonrası şehir turumuzun kapsamında gerçekleştirdiğimiz bir ziyaret yeriydi. Bu kilisenin en önemli yeri kilise çanını taşıyan kulesi. Bu kuleye mutlaka çıkıp, Granada Şehrinin, Nikaragua Gölünün, göldeki adacıkların ve Mombacho Volkanın görüntülerini fotoğraflamalısınız. Akşam üstü fotoğraflamak daha güzel olacaktır. Kuleye çıkış için 1 USD ödemelisiniz.

La Merced Kilisesi’nin 1534 yılındaki ilk hali basit ve kaba ahşap bir yapı şeklindeymiş. Şimdiki halinin inşasına 1740 yılında başlanmış, kule ise daha sonra eklenmiş. Savaştan ağır darbelerle çıkan bir başka yapı da burası olmuş.

Granada Şehrini, Leon ve Managua Şehirlerinden daha çok sevdim. Bu şirin ve mütevazi şehrin her köşesinde sizi çeken bir yön bulabiliyorsunuz. Şehirde otantik bir ortamda yemek yiyebileceğiniz çok şık yerler de var.

Granada yakın çevresinde ise Masaya Volkanı Ulusal Parkı, San Juan de Oriente Kasabası, Catarina Kasabası ziyaretlerimiz oldu.

Masaya Volkanı Ulusal Parkı’na Granada’dan yaklaşık yarım saatlik bir yolculuk sonrası varabiliyorsunuz. Ulusal Park ülkedeki 7 aktif volkandan bir tanesi olan Masaya Volkanının ortada olduğu 54 km2‘lik bir alanı kaplıyor. Burası Nikaragua’nın ilk ve en büyük ulusal parkı. UNESCO Dünya Mirası geçici listesinde yer alıyor.

Orada iken Masaya Volkanı ve kraterlerin durumunu tam olarak anlamamıştım ama bu yazıyı hazırlarken Google haritalardan bakınca olay netleşti. Volkanın çeşitli zamanlarda ortaya çıkmış 5 tane krateri mevcut. Biz orada iken duman çıkan yerde, yani yukarıdaki Google haritasında ortadaki Santiago Krateri yazan kraterde Nindiri Krateri tabelası vardı. Aslında bulunduğumuz ve duman çıkan krater ağzı Santiago Kraterine ait. Zaten ziyarete açık olan tek kraterde orası. Bu kraterde sürekli olarak büyük miktarlarda gaz çıkışı oluyor. İlk defa bir kratere bu kadar yakınlaşmış oldum. Kraterin deliği, duman çıkmasının azaldığı zamanlarda çok güzel ama bir o kadar da ürkütücü olarak gözüküyor. Bu kraterde kalıcı bir lav gölü de varmış. Gündüz hiç belli olmuyor. Bu nedenle gece turu yaparsanız akkor halde lav gölünü de görebiliyorsunuz. Bu kısmı yapmadık ama yapmak isterdim doğrusu.

Masaya Volkanı hakkında 1529 yılından, Gonzalo Fernandez de Oviedo adlı bir İspanyol tarafından yazılmış yazılar var. İspanyollardan önce de yerel halk bu volkanda tanrıların yaşadıklarına inanır ve o zamanlar aktif olan Nindiri adlı kratere, lavların içine, çocuk ve bakire genç kadınları atarak onlara kurbanlar verirlermiş. İspanyollar da bu krater ağzını o zamanlar “Cehennemin Ağzı” olarak adlandırmışlar. Hatta korku o kadar büyümüş ki Francisco de Bobadilla adlı bir keşiş bu kraterin tam karşısına, tepeye bir haç dikmiş. 1529 yılında dikilen bu haç hala duruyor. Merdivenlerle bu haça kadar çıkmanıza pek gerek yok. Çünkü en güzel krater fotoğraflarını yukarıda haçın olduğu yerden alamıyorsunuz.

Bu yazılardan anlaşılan o ki İspanyollar oralara geldikleri zamanlarda Masaya ve Nindiri adlı kraterler faaliyettelermiş. 1853-1859 yıllarındaki patlamalarda diğer kraterler açığa çıkmış. Masaya Volkanı hakkında yazılmış yazıları okurken edindiğim en garip bilgi volkanın lav gölünün, erimiş altın ve gümüş içerdiğine olan inanış nedeni ile 4 kez kratere inilmek için çaba gösterildiği oldu.

Blas del Castillo adlı bir keşiş 1538 yılında bir elinde haç, bir elinde çekiç “altın ve gümüş çıkartacağım” hırsıyla kraterin dibine inmeye çalışmış. İlkinde başaramamış tabii ki. Ondan sonra da 3 defa daha denemiş. Sonunda makaralar sistemi ile numune diye bir şeyler almış ve tabii ki hayal kırıklığı yaşamış.

Granada çevresinde ziyaret edeceğiniz diğer bir yer ise Masaya Marketi. Burası el sanatlarının sergilenip satışının yapıldığı renkli bir pazar. Burada hediyeliklerinizi alabilirsiniz. Hamaklar, resimler bizim tarafımızdan epey rağbet gördü.

Diğer ziyaret yerimiz olan San Juan de Oriente Kasabası, tarihi çok eskilere dayanan bir kasaba. Esas olarak eski usulde seramik yapım işi ile biliniyor. Bu kasabada bir seramik atölyesine götürüldük ve seramik ile ilgili olarak hem bilgi ve hem de uygulamalı anlatım yapıldı. Bizim ülkede de bu şekilde seramik atölyeleri olduğundan bizlere pek ilginç gelmedi doğrusu.

Ancak biz yapılan seramikleri çok beğendik ve birkaç adet satın aldık. Sonra kasaba içinde kısa bir yürüyüş yaptık ve kasabayı gezdik.

Catarina Kasabası da Granada çevresinde gezilebilecek yerler arasında. Bu kasaba ise çiçek yetiştiriciliği ile meşhur. Ama bizim buraya gitmemizin nedeni çiçek almak değil tabii ki. Kasabanın en yüksek tepesi olan Mirador de Catarina‘ya çıkıp buradan krater gölü olan Laguna de Apoyo ve Mambacho Volkanını seyretmek istiyoruz.

Laguna de Apoyo, tahmini derinliği 200 metre olan sönmüş bir yanardağın kraterinde oluşmuş. 1991 yılında Doğal Rezerv ilan edilmiş olan bu lagün, Nikaragua’daki lagünlerin en büyüğü. Sularının tadı acı olduğu için “Apoyo” adı uygun görülmüş.

Göl çevresinde atla geziler, yürüyüşler yapabilirsiniz. Etrafta canlı müzik yapan trio ve marimbaların sunduğu canlı müziğe de rasgelebilirsiniz. Alışveriş yapabileceğiniz dükkanlarda mevcut.

Bu gezi günümüzde çok güzel bir mekanda öğle yemeği yemeye götürüldük. Ancak benim için yemekten daha da güzel olan restoranın arka bahçesinde Nikaragua’nın Ulusal Kuşu olan Guardabarranco‘ya rastlamam ve onu fotoğraflamam oldu. Nefis bir kuş…

Yarına Leon Şehrine yolculuk var..

Gezekalın

Dr Ümit Kuru

17.04.2023

Ortaya Karışık Orta Amerika: Nikaragua-Granada’ya Doğru

Orta Amerika gezimizde Kosta Rika sonrası gezdiğimiz ülke Nikaragua oldu. Kosta Rika’nın Penas Blancas sınır karakolundan geçiş yaptığımız Nikaragua, Kosta Rika ile aynı coğrafyayı paylaşsa da iki ülkenin karakteristiği, insanları birbirinden çok farklı. Doğrusu başlangıçta “Kosta Rika’yı mutlaka daha fazla gezmemiz gerekirdi, Nikaragua da nereden çıktı?” diye düşündüysem de geziyi “Keşke Nikaragua’yı daha fazla gezebilseydim” diye düşünerek tamamladım.

Önce sınır geçişi ile ilgili bazı şeyleri söylemem gerekir. Karayolu ile Kosta Rika’dan Nikaragua’ya geçiş epey bir zahmetli. Arenal’daki otelimizden sabah erkenden yollara düşmesek “günü yollarda yedik” diyebilirdim. Kosta Rika’da kaldığımız otelden sınıra kadar 200 km’ye yakın yol yaptık. Sınırda sizden 9 USD kadar bir çıkış parası alıyorlar. Bu parayı pasaport işlemleri yapılan yerde de tahsil etmiyorlar. Civarda bu parayı havale edebileceğiniz aracı firmalar kurulmuş. 2 USD fark ile sizin adınız ve pasaportunuz üzerinden bankaya parayı yolluyorlar. Ancak ondan sonra sınırdan geçiş yapabiliyorsunuz.

Sınır bazen çok kalabalık oluyormuş, Allah’tan kalabalık zamana denk gelmedik. Bu halde bile sadece Kosta Rika sınırını geçmemiz yaklaşık 1,5 saati buldu.

Ellerimizde valizlerle kısa bir mesafeyi yürüyerek Kosta Rika-Nikaragua arası ara bölgeyi geçtik. Sınırın Nikaragua tarafı ise bir başka eziyetti. Burada da sarı humma ve COVİD 19 aşı karnenizi görmek istiyorlar. Bunların varlığını görmedikten sonra Nikaragua tarafına girişe izin verilmiyor. Yani yanınızda belgeleriniz yoksa Nikaragua’ya giremeyebilirsiniz. Nikaragua sınırında da giriş harcını yatırıyorsunuz. Ama parayı burada pasaport işlemi yapılan yerde alıyorlar. Sonunda Nikaragua’ya ayak bastık ve sınırdan ülke içlerine doğru yollara düştük.

Nikaragua Orta Amerika kıstağının en büyük ülkesi. Yüzölçümü 130000 km2 ve 6.800.000 gibi bir nüfusa sahip. Başkenti Managua. Para birimi Cordoba. Para değerleri bizimkinden düşük; 1 Cordoba=0,5 TL. Kahve, puro almayı buraya saklayın diyeceğim ama onların da satışları Amerikan Doları üstünden. Yine de Kosta Rika’ya göre kesinlikle daha ucuz. Özellikle puro ve kahve severler bolca alışveriş yaptılar. Kosta Rika’ya göre doğaya karşı kesinlikle daha hoyrat davranıyorlar. Tarihine ise ayrıca girilmeli. Bir dahaki bölüme konu ederim. Özellikle Kolomb Dönemi sonrası çok ilginç ve bağımsız devlet olmaları sonrası neredeyse hep otokratik bir düzen içinde yönetilmişler.

Sınırdaki eziyet sonrasında hem stresimiz ve hem de açlığımız tavan yaptı. Programımızda olduğu üzere önce San Juan Del Sur şehrine gittik. Burada sahil kenarındaki bir tesiste yemeğimizi yerken isteyenlerin Pasifik Okyanusu’nda denize girme denemeleri oldu. Deneme diyorum çünkü bizimkiler denize girmeye teşebbüs ettikçe kuvvetli dalgalar onları sahile geri getirdi. Bir süre sonra da bu olay bizimkiler için bir oyuna dönüştü. Bu sahiller zaten sörfçüler tarafından iyi bilinen yerler. Burada geçirdiğimiz zaman bize yeniden enerji verdi.

Cornelius van Derbilt

San Juan Del Sur bir dönemin önemli yerleşkelerinden birisi olmuş. Hikaye şu; Kaliforniya’da altın bulunma haberleri üzerine Amerika Birleşik Devletlerinin doğu kıyılarından Kaliforniya’ya “Altına hücum!” seferleri başlamış. İnsanlar bir şekilde Kaliforniya’ya ulaşmaya çalışmışlar. Newyork’tan kalkan buharlı gemiler Panama üzerinden Kaliforniya’ya yolcu taşımışlar. Bu iş için o dönemde buharlı gemiler kullanılmış.

Amerika tarihinin en zenginlerinden sayılan ve 17. yüzyılda aile büyüklerinin Hollanda’dan Newyork’a göç ettiği Cornelius van Derbilt Kaliforniya’ya daha kısa bir yol aramaya başlamış. Bu alternatif yol arama çabalarında Panama’da yolcu taşıma haklarının kendisinden önce birileri tarafından kapılmasının da payı olmuş. “Amiral” (The Commadore) lakaplı Cornelius Nikaragua’yı bu iş için gözüne kestirmiş. Nikaragua, Amerika’ya daha yakın ve orada buharlı gemi ile taşımacılık işini yapan da o dönemde henüz yokmuş. Cornelius 1850 yılında zamanın Nikaragua yönetiminden buharlı gemi ve demiryolu ile taşımacılık imtiyazlarını alarak Accessory Transit Company (ATC) adlı bir şirket kurmuş. Bu zeki girişimci adamın kurduğu şirket, yolcuları New York’tan vapurla Karayipler’deki Nikaragua’nın San Juan del Norte veya Kosta Rika’nın Limon Sahili’ndeki limanlara götürmüş. Yolcular bu limanlardan, San Juan Nehrini (Rio San Juan’ı) buharlı gemi ile geçirtilerek Nikaragua Gölü‘ne ulaştırılmış. Bundan sonra da göl geçilmiş. Daha sonra posta arabaları ile dar kıstak geçilerek bizim bugün yemek yediğimiz San Juan del Sur‘a ulaşılırmış. Bu limandan kalkan başka bir vapur, son durak olan San Francisco’ya yol alırmış. Yani sizin anlayacağınız şimdilerde sessiz, sakin gözüken San Juan del Sur Kasabası, Cornelius van Derbilt‘in alternatif altına hücum rotasının merkez üssü konumundaymış.

William Walker

Amerikalı William Walker maceracı, haydut ve paralı bir asker. 19. yüzyılda birçok Latin Amerika ülkesinde darbe yaparak yönetimi ele geçirmeye çalışmış. 1856 – 1857 yılları arasında Nikaragua Cumhuriyetinin Cumhurbaşkanlığını da ele geçirmiş Nikaragua’da Cornelius’un gemi ve demiryollarının da üstüne oturmuş (gerçi bu onun sonu olmuş). San Juan del Sur’la ilgili yazıları okurken çok ilginç bir tarihi bilgiye rastladım, hemen paylaşayım;

1856’nın sonlarında San Juan del Sur körfezi açıklarında “destansı” bir deniz savaşı olmuş. William Walker’ın, Kosta Rika ile olan deniz savaşından bahsediyorum. William Walker’e ait Amerikan guleti ile Kosta Rika güçlerine ait bir gemi San Juan del Sur körfezinde savaşa tutuşmuş. Dört saat süren top ateşi ve manevralardan sonra, Kosta Rika gemisi batırılmış ve Amerikan korsanı bir savaş kazanmış. Bugün silahlı birliği olmayan Kosta Rika’nın tarihinde yaptığı tek deniz savaşı da burada olmuş.

Bu sahiller bizim “Survivor” tarzı oyunlar için de mekan olmuş. Bu yarışma için bu sahillerde setler kurulmuş. Yemeğim bitince kasabanın içine girip sahil tarafından tekrar tesise gelen bir yolu yürüdüm. Sahilin başında olan bölümde daha çok Nikaragua’lı yerli turistler vardı.

Sonra bir kısım arkadaşla birlikte körfeze en tepeden bakan yere dikilmiş olan “Bağışlayıcı İsa” (Cristo de la Misericordia) heykeline götürüldük. Buraya kadar yürüyüş yapılıyormuş ama dar zamanda bu yürüyüşü asla tavsiye etmem. Yol kısa değil ve yokuş yukarı. Heykele çıkan merdivenler bile çok dikler. Ancak tüm bu yazdıklarımdan “bu alana gitmeyelim” mesajı sakın çıkartılması. Yukarıda manzara müthiş. At nalı görünümümde, içinde 2 gemicikle deniz savaşının yapıldığı körfez ayaklarınızın altında duruyor.

Bu güzellik nedeni ile bu kasabaya Amerika ve Kanada’dan çok sayıda yerleşimci gelmiş ve yaşamlarını buraya taşımışlar.

25 metre uzunluğunda olan heykel en uzun İsa heykellerinden bir tanesi. Körfeze en yukarıdan bakan ve bu kasabayı koruyan da Bağışlayıcı İsa Heykeli.

Daha sonra konaklama yapacağımız Granada Şehri‘ne doğru yola çıktık. Ancak yolumuz üstünde Nikaragua Gölü kenarında kısa bir fotoğraf molamız oldu.

Nikaragua Gölü, Orta Amerika’nın en büyüğü olan (8.264 km²) bir tatlı su gölü. Bölgeye ilk gelen İspanyol fatihler bu adaya “Tatlı Deniz-La Mar Dulce” adını takmışlar. Göl içerisinde 400’den fazla adacık, üç ada ve iki yanardağ bulunuyor. Bu göl tatlı su köpekbalıklarına (boğa köpekbalıkları) ev sahipliği yapan tek göl.

Meksika taraflarından göç eden Nauhtl dilini konuşan yerli kabileler bu göl çevresine yerleşmişler. İspanyollar bölgeye geldiği zaman Nikarao adlı şefin yönettiği bir kabile ile karşılaşmışlar. İspanyollar Şef Nikarao’nın adını, gölden esinlenerek İspanyolca su anlamındaki “aqua” ile birleştirerek bu topraklara Nikaragua adını vermişler.

Göl kenarında uzakta görülen Ometepe Adası‘nda, dar bir kıstakla birbirine bağlanmış Concepción ve Maderas adlı iki volkan bulunuyor. Orada iken bu adanın önemini pek anlamamıştım ama bu yazıyı hazırlarken “keşkelerimden bir tanesi de oraya gidememek oldu. Nikaragua’ya gidilmişken bu kısmın da geziye eklenmesi ne güzel olurdu.

Ometepe Adası gölün en büyük adası. Nauhatl dilinde “ome” iki anlamında, “tepe” ise tepe demek. Yani Ometepe, “İki Tepe” anlamında kullanılmış. Bu adın verilmesinin nedeni ise üzerinde bulunan ve yukarıda adlarından bahsettiğim iki volkanik dağ. Volkanik dağlardan Concepción hala aktif ama Maderas sönmüş bir volkan kabul ediliyor. Bu adada milattan önce 1500 yıllarına kadar giden yerleşimin izleri var.

Göl kenarı gezimiz sonrasında konaklama yapacağımız Granada Şehrine doğru yola çıktık. Akşam saatlerinde şehre vardık. Granada tarihsel, ekonomik ve politik olarak Nikaragua’nın en önemli şehirlerinden bir tanesi. Bu şehirdeki otelimiz Hotel Plaza Colon tam merkezde, kolonyal tarzda güzel bir otel. Otele yerleşip akşam karanlığında otel civarını keşfe çıktık. Otelin karşısında merkez parkı yer alıyor. Otelin hemen yanında ise kültür merkezi var. Müziğin geldiği bu bina içinde gençler dans eğitimi alıyorlardı. Akşam yemeğini yedikten sonra katedralin yanındaki caddeden (C. La Calzada) aşağıya doğru yürüdük. Burada hepsi kolonyal tarzda olan binalar barlara, kafelere dönüştürülmüş.

Diğer bölümde Granada’dan Nikaragua gezimize devam ederiz.

Gezekalın

Dr Ümit Kuru

15.04.2023

Orta Amerika Gezimizden Kuş Fotoğrafları

Herkese selam olsun…

Hayatınızın her günü, bir önceki günden renkli olsun. Renk demişken sizlerle bu bölümde bol renkli tropikal kuş fotoğrafları paylaşmak isterim. Bu sefer fotoğraflar bana ait değiller. Orta Amerika ülkeleri olan Kosta Rika, Nikaragua ve Panama gezilerimizde gezi grubundan sevgili Mustafa Kula‘nın objektifine takılan kuşların fotoğrafları bunlar. Önce benim fotoğraflarla birleştirip sizlerle paylaşayım dedim ama Mustafa’nın fotoğrafları gerçekten çok güzeller. Onları derli toplu tek seferde ve benimkilerle karıştırmadan paylaşmaya karar verdim. Benim fotoğrafları yeri geldikçe zaten sizlerle paylaşıyorum. Sadece en sondaki Montezuma Oropendola cinsinden erkek bir kuşun, yuvadaki dişilere kur yaparken ki videosu bana ait. Fotoğraflarını benimle paylaşarak, sizlerle paylaşma olanağını veren Mustafa Kula’ya teşekkür ederim. Fotoğraf altlarına kuşların adlarını da yazdım..

En kıymetli sanatçı doğanın güzelliğinin ve onları fotoğraf karelerine hapseden Mustafa Kula fotoğraflarının tadını çıkartın lütfen

Gezekalın

Dr Ümit Kuru

10.04.2023

Ortaya Karışık Orta Amerika: Arenal Ulusal Parkı-Kosta Rika

Sabah çok erkenden uyanıp kaldığımız otelin içini gezdik. Dün akşam karanlık ve yağmur yüzünden tesisi (Mountain Paradise Hotel) gezememiştik. Sabah açık ve yağmursuz bir hava nedeni ile tesisin tüm güzelliği ortaya çıktı. Arenal Volkanı sabahları gökyüzünde bulut olmadığından tablo gibi karşımızda duruyor. Bu volkanın tepesinde olan duman mı yoksa bulut mudur? O an anlamamıştık.

Arenal Ulusal Parkında yürüyüş yapmanız Kosta Rika gezinizin ihmal edemeyeceğiniz kısmı olmalıdır. Burada bir çok aktivite var. Biz iki tanesini yaptık; Bir tanesi Mistico Park (Arenal Asma Köprüleri Parkı) gezisi, bir diğeri ise Arenal 1968 Özel Rezerv Alanında yürüyüşü.

Arenal Volkanı yakınında yer alan parkurlar, asma köprülerle birbirlerine bağlanarak Mistico Park alanını yaratmışlar. Park girişinde isterseniz rehberli tur alabiliyorsunuz. Girişte sabah kahvenizi volkan manzarasına karşı yudumlayabileceğiniz bir restoran-kafe bulunuyor. Bu doğa koruma alanı, birçok yerli ve göçmen kuş da dahil olmak üzere çok çeşitli flora ve faunayı barındırıyor. 3,2 kilometrelik parkurda altısı asma köprü olan toplam 16 köprü mevcut. Parkın açılışı sabah saat 08:00 ve kapanışı akşam saat 16:00.

Tortuguero Ulusal Parkı ve Sarapiqui Rezerv Alanı ovada yer alan ulusal parklar. Arenal Ulusal Parkı deniz seviyesinden 500-600 metre yüksekte olması ile yaylada olan yağmur ormanları kabul ediliyor. Arenal Asma Köprüler Parkı bu iki farklı yapı arasında geçiş noktasını oluşturuyor. Bunun pratik sonucu olarak Mistico Park hem ova ve hem de yayla yağmur ormanları fauna ve florasına sahip. Bu da çok zengin bir bitki ve hayvan örtüsüne sahip olmasına neden oluyor.

Park içerisinde uzun parkuru yürümek istemiyorsanız, kestirmeden parkuru kısaltan yollar da yapmışlar. Sabah erken gittiğimiz parkta uzunca bir zaman geçirdik. Burada da kısa parkur yapmak anlamsız geliyor bana. Cennettesiniz, tadını çıkartın ve uzatabildiğiniz kadar uzatın! Ağaç üzerinde kendini saklamış boa yılanı, etrafta arsızca gezinen kaoti, yarasalar, kırmızı çilek zehirli dart kurbağası, rengarenk kuşlar ormanda o gün görebildiklerimiz.

Ormanda yaklaşık 3 saatlik bir yürüyüşümüz olmuştur. Tüm köprüleri geçtik, küçük şelaleye kadar indik. Bol bol fotoğrafladık, hafızamıza ortamı kaydettik.

Arenal Ulusal Parkı gezimiz sonrasında La Fortuna kasabasına gidildi. Burası 15-20000 civarında bir nüfusa sahip. Yerleşim yeri olarak varlığı eskilere dayanmıyor. Arenal Volkanı nedeniyle turistik önem kazanmış. Burada kısa bir şehir turu yapılıp, yemek yenecekti. Şehir merkezde bir kilise, çevresinde büyükçe bir park ve birbirine paralel birkaç caddeden ibaret.

Bu küçük kasabadaki parkta bir ağacın tepesinde bile iguana vardı. Var olan ağaçların üstü bolca renkli kuş doluydu.

Arenal Volkanı yürüyüşü için en iyi yerlerden biri Arenal 1968 Özel Koruma Alanıdır. Biz La Fortuna‘da yemek sonrasında buraya yürüyüşe gittik. Arenal Volkanı ve lav alanlarının etkileyici manzarasını gözleme şansını kaçırmayın bence.

Mükemmel bir volkanik koniye sahip olmasıyla Arenal Volkanı çok yakışıklı bir volkan. Adını verdiği ulusal park içerisinde, ülkenin en önemli ve güzelliği nedeni ile en sevilen volkanı olma özelliğini taşıyor. Kosta Rika’nın yerli Malekus Kabilesi halkı yanardağın içinde ateş tanrısının yaşadığına dair bir inanca sahipmiş. Bu kabile insanlarının ne kadar haklı olduğu 1968 yılındaki volkan patlaması ile ortaya çıkmış.

Bu park adını Kosta Rika tarihinin en önemli ve can alıcı olaylarından biri olan 1968’deki Arenal Volkanı patlamasından almış. 1968 yılına kadar Arenal Volkanı’nın uykuda olduğu düşünülüyormuş. Ancak 1968’de şiddetli patlamalarla bu volkan aktif hale geçmiş. Patlamalar birkaç gün boyunca hız kesmeden devam etmiş ve 15 km2 alanı kayalar, lav ve kül kaplamış. Sonunda patlamalar sona erdiğinde, 87 kişi ölmüş ve 3 küçük köy – Tabacón, Pueblo Nuevo ve San Luís – haritadan silinmiş ve 232 km2‘den fazla arazi etkilenmiş. Patlama aynı zamanda bölgenin topoğrafyasını da değiştirmiş. Volkanın batı tarafındaki orman, lavların hakimiyeti altına almasıyla yok olmuş.

Volkan 2010’dan beri yeniden sessizliğe bürünmüş halde. Arenal Volkanı A, B ve C harfleri ile adlandırılan 3 adet kratere sahip. Sabah volkanın tepesinde gördüğümüz ve “bulut mu, volkanik duman mı?” Karar veremediğimizin volkanik duman olduğunu burada anladık. İki kraterden de duman çıkıyordu. Bunun anlamı bu volkan bir gün ansızın yeniden lav saçar hale gelebilir.

Arenal 1968 Rezerv Alanı yürüyüş parkuru, otoparktan 150 metre sonra başlıyor. Parkta iyi bir şekilde işaretlenme ile yönlendirme yapılmış. Burada da alternatifleriniz var; İsterseniz kısa, isterseniz 5 km’ye yakın uzun parkurlardan birisini tercih edebilirsiniz. Tur şirketleri Sendero Colada 1968 veya Trail Lava Flow (Lav Akış Yolu) 1968 yoluna götürüyorlar. Biz ilkine gittik. Trail Forest 1968 (Los Patos Yolu) ise göle kadar uzanan en uzun yol.

Keyif bu ya! İsterseniz Arenal Volkanı’nı tam karşıdan gören kafeteryaya oturup, sadece kahve keyfi de yapabilirsiniz.

Burası Arenal’da gördüğüm en ağaçsız alan. Volkan bu alanda bir şey bırakmamış. Ancak volkanik toprak zengin içeriği nedeni ile zamanla daha güçlü bir orman yaratacaktır.

Sendero Colada 1968 kolay ve keyifli bir rota. Çakıllı bir patikadan yürüyerek başlayacaksınız. Burada lavların akışına ait izleri görebiliyorsunuz. Pist düz ve çok kafeteryaya doğru yumuşak bir şekilde yokuş yukarı. Herkes çok rahat yürüyebilir.

Yorucu bir günün sonunda çokça keyif için, biraz da buralara kadar gelmişken gezginin görme merakından kaplıcaya da gitmek istedik. Bu sefer daha az bir grup arkadaşla Arenal Volkanını yaratan jeolojik şartlar nedeni ile oluşan kaplıcada günü bitirdik.

La Fortuna bölgesinde çoğu özel tesis içinde kalan çok sayıda irili ufaklı kaplıca var. Bunlar arasında en meşhuru Tabacon adlı olanı. Bu aynı zamanda en pahalı olan kaplıca ve buna biz o gün yer bulamadık. Giriş ücreti yaklaşık 100 USD. Biz de Baldi adlı kaplıcaya yer ayırttık. Burası günlük 45 USD. Kaplıca suyunun ana kaynağı yağmur suyunun toprağın derinlerine inip magma sıcaklığı ile ısınması. Paradise Hot Springs Resort ve EcoTermales adlı başka kaplıcalar da var.

Baldi Kaplıcaları, 25 termal havuzu ve bünyesindeki spa hizmetleri ile en popüler olanlardan birisi. Biz sırasıyla irili ufaklı tüm kaplıca havuzlarına girdik. Günün sonunda felaket bir yağmur yağdı. Yağmuru kaplıca suyunun içinde elimizde içki kadehleri karşıladık.

Bugün ile birlikte Kosta Rika gezimizin anlatımını tamamlamış oldum. Sonrası Nikaragua..

Gezmekten, gezgin ruhundan eksik kalmayız inşallah..

Gezekalın.

Dr Ümit Kuru

09.04.2023

Ortaya Karışık Orta Amerika: Arenal Volkanına Doğru-Kosta Rika

İlk duyduğumda “Ne güzel bir adlandırma yapmışlar” diye düşündüm. Bayağı havalı bir adlandırma; Pasifik Ateş Çemberi.

Konuya Pasifik Ateş Çemberi ile başlamamın nedenini aşağıda açıklayacağım.

Yukarıda görseli olan Pasifik Ateş Çemberi’nden bahsedildiği zaman, Pasifik Okyanusu’nun kenarları boyunca nal biçiminde uzanan 40.000 km’lik, yoğun volkanik ve sismik faaliyet alanını anlamak gerekiyor. Ateş çemberi denmesinin nedeni bu alanın dünyanın aktif volkanlarının %75’ini içermesi. Pasifik Ateş Çemberi içinde 452 uyuyan ve aktif volkan bulunuyor. Volkanın aktifi olunca, beraberinde depremleri de konuşmalıyız. Bu bölge ayrıca dünyadaki depremlerin %90’ından da sorumlu bir bölge.

Ateş Çemberi, Yeni Zelanda‘dan başlayarak Asya’nın doğu kenarı boyunca kuzeye, sonra Alaska’nın Aleutian Adaları boyunca doğuya ve daha sonra da Kuzey ve Güney Amerika’nın batı kıyılarından güneye doğru uzanıyor. Ateş Çemberini ortaya çıkartan faktör yerküremizin levhalarının hareketi yani levhaların tektoniği.

Dünyamızın dış çekirdeği ve kabuğu arasında yan yana kayan ve çarpışan dev tabakalar (levhalar) var. En basit hali ile bunları bir nehrin üzerinde (burada nehir dünyanın dış çekirdek sonrası kısmı oluyor) yüzen sallar (levhalar) gibi düşünmek lazım. Pasifik levhası, Avrasya levhası, Afrika Levhası, Kuzey Amerika Levhası gibi büyük ve daha bir çok küçük levhalar birbirlerini etkiliyor, çarpıyor ve kırılıyorlar.

Bu plakaların hareketi veya tektonik aktivite, her yıl bol miktarda deprem ve tsunamiye neden oluyor. Pasifik Ateş Çemberi özeline dönersek bu çember boyunca tektonik plakalar birbirine doğru hareket ederek dalma zonları oluşturur. Yani bir levha, başka bir levha tarafından aşağı itiliyor veya diğer levha tarafından batırılıyor. Bu çok yavaş bir süreç. Yılda yalnızca 2,5-5 santimlik bir hareketi düşünün. Bu dalma hareketi olurken, sıcak nedeni ile aşağıya itilen kayalar erir, magma olur ve dünya yüzeyine hareket etmek zorunda kalırlar. Sonuç volkanik aktivitenin, volkanların ortaya çıkmasıdır. Pasifik Ateş Çemberi içinde bulunan ülkeler Fiji, Solomon Adaları, Papua Yeni Gine, Filipinler, Vietnam, Malezya, Endonezya, Java Adaları, Tayvan, Kuzey Kore, Güney Kore, Japonya, Alaska (ABD), Meksika, El Salvador, Kosta Rika, Panama, Nikaragua, Kolombiya, Ekvador, Peru ve Şili. İşte konuya Ateş Çemberi, levha, tektonik hareketler gibi tanımlarla girmemin nedeni Kosta Rika’nın volkanları. Kosta Rika bu ateş çemberi ülkeleri içinde yer alması nedeni ile çok sayıda volkana sahip. Volkan olduğu için de toprakları çok bereketli ve ekosistem de ona göre çok çeşitli ve renkli. Biz de bir renkten (Tortuguero Ulusal Parkı) çıkıp bir başka renge Arenal Ulusal Parkına doğru yola çıkıyoruz.

Kosta Rika’nın bugünkü topoğrafyası 60-75 milyon yıl önceki volkanik faaliyetler sonrası şekillenmiş. Kosta Rika’da 200’den fazla tanımlanabilir volkanik oluşum var. Ancak bugün sadece 100 kadarı herhangi bir volkanik aktivite belirtisi gösterirken, sadece beşi aktif volkan olarak sınıflandırılıyor. Kosta Rika volkanlarının çoğu patlamayla ortaya çıkan toprak çökmesi ile “kaldera” denen bir volkanik şekle sahip. Bu kadar volkan muhabbetini Arenal Volkanı ve Arenal Ulusal Parkı gezilerimize başlangıç olması amacıyla yaptım.

Kosta Rika gezimizin Arenal Ulusal Parkı bölümünü yapmak üzere Tortuguero Ulusal Parkından yollara düştük. Yaklaşık 190 km yolumuz var. Ancak kısa sayılabilecek mesafe, zaman olarak 4 saatimizi alacak. Yolumuzun yarısı sayılacak bir mesafede, Sarapiqui Şehri içinde Tirimbina adlı bir yerde kakao plantasyonu hakkında bilgi alıp öğle yemeği yiyeceğiz.

Tortuguero’dan teknelerle La Pavona’ya gelmemiz, valizlerin otobüse yerleşmesi filan derken yola düşmemiz epey geç oldu. Aslında bahsettiğim saatler 11:00 sıralarıydı. Yani 190 km gibi harita üzerinde kısa gibi gözüken bir mesafe için geç sayılmazdı. Ancak Kosta Rika yollarındaysanız trafik yavaş ilerleyebiliyor ve eğer Arenal’de o gün de aktivite yapmak isterseniz ya da Sarapiqui gibi daha bakir olan rezerv alanlarında daha fazla vakit geçirmek istiyorsanız saat 11:00-11:30 gibi yola düşmek geç sayılır. Gerçi Tortuguero’da kaldığımız otelin bahçesini sabah gezmekte ayrı bir zevkti. Benim gezgin olarak son tavsiyem, imkan varsa erkenden yollarda olmak iyidir.

Sarapiqui’de Tirimbina Rainforest Lodge adlı tesise saat 14:30 gibi varabildik. Aslında burası Sarapiqui Nehri kıyısında ekoturizm ve eğitim programlarında uzmanlaşmış bir pansiyon. Biz burada sadece yemek yedik ve kakao transplantasyonu hakkında bilgi aldık. Doğrusu burada Sarapiqui Nehrinin zenginleştirdiği rezerv alanında kısada olsa yürüyüş yapmak isterdim. Daha tesise girer girmez otel görevlileri bize bir ağacın en tepesinde tembel hayvanın varlığını işaret ettiler. Adı üstünde tembel hayvan! Namussuz! Bu da bize ancak poposunu gösterdi. Etraf tukan dolu.

Tirimbina’da Kakao tanıtımı çok ilginçti. Bir kere işini çok seven bir görevliye denk geldik ve müthiş bir performans sergiledi. Kakao meyvesini yukarıdaki gibi düşünür müydünüz? Ben pek düşünemezdim doğrusu. Tanıtımı kakao ağaçları altında, tribün gibi düzenlenmiş bir alanda yaptılar.

Bugün hepimizin çikolatanın ana maddesi olarak bildiği kakao (Theobroma cacao), Orta Amerika bölgesine yayılmadan yaklaşık 7500 yıl önce Peru Amazonlarının kuzey bölgesinde evcilleştirilmeye başlanmış. Yani ağacın kökeni Amazon Bölgesi. Kakao kelimesi Maya dilinde “ka ka wa” dan geliyormuş. Bu kelime, “erkek”, “kadın” ve “ruh” anlamına gelen kelimelerin birleşimini ifade ediyor. Kadın ve erkeğin hayat ve ruhu yaratmak için birleşmesini ifade ettiği düşünülüyor. Bu yaratılışla kakao, kutsal olma ile bağlantılı bir içecek. “Theobroma” kelimesi de anlam olarak “tanrıların içeceği” anlamına geliyor. Kakao Orta Amerika’ya Mayalar tarafından getirilmiş. Mokaya, Olmeks, Mayalar ve Aztekler, kakaoyu kutsal ve ruhani bir içecek olarak benimsenmiş ve törenlerinde kullanılmışlar. Kakao o zamanlar da kıymetli ve ancak ruhanilerin, soyluların ve kralların erişebileceği bir içecekmiş. Kakao çekirdekleri para gibi bir değişim aracı olarak da kullanılmış.

KAKAO MEYVESİNİN ÇEKİRDEKLERİ

Kakao çekirdekleri ile yapılan içeceğin tadı aslında acı. Mayalar bu acının içine bir de acı biber katarak içeceği daha da acılaştırmışlar. Avrupalıların kakao ile tanışmaları ilk olarak Hernan Cortez aracılığı ile olmuş. Yalnız İspanyollar bu acı kakaodan hiç hoşlanmamışlar ve kakao tozunu, tarçın, süt ile (bazen de bal ve vanilya ile) karıştırmışlar, yani tatlandırmışlar. Bu hali ile daha çok zevk veren kakao çok beğenilmiş ve Avrupa’ya bu hali ile ulaşmış.

KAKAO ÇEKİRDEKLERİNİN KAPALI TAHTA KUTULARDA FERMENTE EDİLMESİ

Kakao ağacı 25 yıla yakın meyve verebiliyormuş. Tanıtım yapan rehberin anlatımı ile küçük bir kavuna benzeyen meyve kırılarak içindeki bademe benzeyen çekirdekler çıkartılıyor. Bu çekirdeklerin çevresinde jelatinimsi ve tatlı bir kısım var. Bunlarla birlikte kapalı ve ışık görmeyen bir ortamda çekirdekler 1 hafta fermantasyona bırakılıyor. Sonrada bu çekirdekler kurumaya bırakılıyor ve saklanıyorlar.

Kurutulmuş kakao çekirdekleri içecek olarak hazırlanacağı zaman önce sağanda dövülerek ufak parçalar haline getiriliyor. Daha sonra ise Kosta Rika müzelerinde gördüğümüz taş aletler üzerinde öğütülerek un haline getiriliyor. Buna tarçın ve istenirse diğer baharatlar katılıp sütle, romla karıştırılıp içilecek hale getiriliyor.

Çok eğlenceli ve eğlendirirken de bilgilendirici bir tanıtım oldu. Son fotoğraflarımızı çekindik. Satış mağazasından kakao tozu ya da çekirdekleri almak isteyenler alışverişlerini yaptılar ve bu yerden ayrıldık. Bize tanıtım yapılan alandan aşağı doğru giden yol, nehir üzerindeki asma köprüye götürüyormuş. Daha önce dediğim gibi burası günün tek aktivitesiydi. Keşke bu tanıtım yanında aşağıya, asma köprüye doğru yürüyebilseydik.

Ertesi gün Arenal Ulusal Parkında asma köprü ve orman içi yürüyüşlerini hakkıyla yaptık. Ama unutmayalım Sarapiqui deki rezerv alanı da daha az kalabalık ve çevre hayvanı da bol diye yazıyor okuduğum kaynaklar. Vakti olan burada bu fırsatı kaçırmasın derim.

Bu aktivitemiz sonrasında La Fortuna‘daki Mountain Paradise Hotele varmamız saat 18:30’u bulmuştu. Bu kaldığımız otel, tüm gezi boyunca kaldığımız en güzel oteldi. Muhteşem bir bahçesi, bahçesinde bolca renkli kuşu vardı. Erkenden buraya gelip, otelde otel bahçesinde, küçük de olsa termal havuzunda vakit geçirmek de isteyebilirsiniz. Otel odaları çok güzeldi. Bu kadar ülke gezdikten sonra bu otelin banyosu kadar güzel ve ilginç banyo görmediğimi de söyleyeyim.

Yarına Arenal Ulusal Parkı gezisi ve Arenal Volkanı gezileri var. Çok güzel bir gün olacak. Asma köprüler, orman içi yürüyüşler ve akşama da termal kaplıca..

Gezekalın

07.04.2023