• Arşivler

  • Diğer 532 aboneye katılın
  • Mart 2013 den beri

    • 385.046 ziyaretçi
  • Mart 2026
    P S Ç P C C P
     1
    2345678
    9101112131415
    16171819202122
    23242526272829
    3031  

İstanbul İçinde Kurtarılmış Cennet: Atatürk Arboretumu

IMG_1082

IMG_1079Bugün siz Sanal Gezginlere henüz keşfetmemiş olanlar için, İstanbul’un içinde kurtarılmış cennet bir köşe olan Atatürk Arboretumu’ndan bahsedeceğim ..

Burasını ilk ne zaman ziyaret ettim ve kaç kez gittim hatırlamıyorum. Bir ara hastaneden nöbet çıkışı buraya gitmeyi adet haline getirdiğimi ise gayet net hatırlıyorum. Hemen her mevsimde burayı ziyaret ettim. Her mevsimde bir başka güzel oluyor Atatürk Arboretumu.

Atatürk Arboretumu Belgrad Ormanı’nın güneydoğusunda 296 hektarlık bir orman parçası üzerinde kurulmuş.

Arboretumlar bilimsel araştırma ve gözlem amacıyla orijini ve yaşları belli, her biri doğru ve dikkatli bir şekilde bir araya getirilmiş olan çoğunluğu ağaç ve diğer odunsu bitki taksonlarının uygun seçilmiş alanlarda yetiştirilip sergilendiği tabiat parçaları. Yani aslında arboretumlar eğitim ve bilimsel yanları ağır basan bilgi, emek ve sabırla meydana getirilmiş birer canlı bitki müzeleri.

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Orman Fakültesi öğretim üyelerinden Prof. Dr. Hayrettin KAYACIK’ ın 1949 yılında Orman Genel Müdürlügü’ne Bahçeköy’de bir arboretum kurma önerisinin uygun karşılanmasıyla, Orman Fakültesi ve Bahçeköy Orman İşletme Müdürlüğü’nün ortaklaşa çalışması sonucu Büyükdere-Bahçeköy-Kemerburgaz asfaltı kenarındaki 38 hektarlıklık bir alanda arboretum kurma çalışmalarına başlanmış. Daha sonra arboretumun projesini hazırlaması için Sorbon Üniversitesi Botanik Bahçesi enspektörlerinden Mösyö Camille Guınet İstanbul’a davet edilmiş ve onun çalışmaları da 1959-1961 yılları arasında aralıklı olarak devam etmiş. Guinet’in çalışmaları yarım kalmış ama 1982 yılına kadar alt yapı ve dikim çalışmaları yavaşta olsa  devam ettirilmiş ve Arboretum alanı 296 hektarı bulmuş. Bu tarihte Atatürk’ün 100. doğum yılı kutlamaları nedeniyle Atatürk Arboretumu adını almış.

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

IMG_1087Atatürk Arboretumu aslında meşe ve türleri ağırlıklı olarak ekilecek bir yer olarak planlanmış. Bugün burada 2000 den fazla bitki çeşidi var.

Alan 17 bölüme ayrılmış. Tabii en çok ilgi çeken kısımlar Göl ve Küçük Gölet çevresi. Girişten sonra Çamlı Yol karşınızda uzanıyor ve bu yol da her zaman ziyaretçi ile dolu oluyor. Göl ve göletteki ördek ve kazlar her zaman ziyaretçilerden yiyecek bekliyorlar. Ancak hemen belirtelim ki içeriye yiyecek sokmak yasak. Kapıda tespit ederlerse bırakmanızı isteyebiliyorlar. IMG_1170

Ben bugün klasik rota dışına da çıkıp iyice orman içlerine daldım. Buraya yakışmayan tek şey asfalt yol bence ama ben yine de buranın halinden çok memnunum. Burada seneler içinde gelişmeler olumlu yönde bence.

İçeriye giriş ücretli. Pazartesileri ziyaret yok. Bu her zaman da böyleydi. Eskiden hafta içi günlerde ziyaret herkese açıkken, hafta sonu sadece yıllık üyelik ücreti ödeyenlerin ziyaretine müsaade vardı. Bu kısıtlama artık kaldırılmış ve hafta sonları da herkese açık hale gelmiş. Giriş her zaman ücretliydi. Ancak sembolik bir ücret vardı. Bugün ise giriş için 5 TL ödedim. Öğrenci ücreti 2 TL. Hafta sonu ise ücretler 15 TL ve öğrenci için 5 TL haline dönüşüyor.

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Evet sevgili dostlar bu güzel köşeyi ziyaret etmenin tam zamanıdır.Mangal kokuları altında kalmadan doğa ile baş başa kalıp yürüyüş yapabileceğiniz bu cenneti ziyaret edin bence…

Gezekalın

Dr Ümit Kuru

12.03.2016 Saat 00:51

Bozcaada’nın Su Altı Güzellikleri

OLYMPUS DIGITAL CAMERA

Bazı zamanlarda, hele bir de iş yoğunluğu ve sıkıntıları sizi yormuşsa, küçük kaçamaklar insana nefes aldırıyor. Eylül 2015’de sadece ve sadece 3 günlüğüne de olsa  Bozcada’ya küçük bir gezi yaptık. Uzun yurt dışı gezileri ile yıllık tatili tüketince yüzmeye fırsat bulamayışımıza çok üzülürken bu mola çok iyi geldi doğrusu.

Bozcaada’da gün batımını karşılarken

Size bugün Bozcaada hakkında yazmaya niyetim pek yok. Türkiye’nin bence en güzel adası olan Bozcada’ya mutlaka gitmelisiniz. Bozcaada ayrı bir gezi yazısı konusu da olabilir tabii ki. Aslında sizinle paylaşmak istediğim Bozcada’da yeni fotoğraf makinemle çektiğim su altı yaşamına dair görüntüler. Lafı uzatmadan buyurun bakalım Bozcada gezimizde çektiğim su altı fotoğrafları..

Denizin hemen 1-2 metre altındaki yaşamın çeşitliliği insanı büyülüyor..

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Görüntülediğim her balığın ismini bulup yazabilmeyi çok isterdim ama bunlar sadece bulabildiğim isimler..

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Bunlar da sizler için seçtiğim son fotoğraflar..

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Bir de suyun altındaki güzelliğe uymayan objelerde var tabii ki…

OLYMPUS DIGITAL CAMERA

Bu şişenin yeri sadece ve sadece bu manzaraya karşı masa üstünde olmalıydı değil mi Sanal Gezginler?

OLYMPUS DIGITAL CAMERA

Gezekalın..

Dr Ümit Kuru

16.09.2015 Saat 00:43

Meraklısına not: Su altı fotoğrafları Olympus TG-3 model fotoğraf makinesi ile çekilmiştir..

Sibirya’dan, Moğolistan Steplerine Yolculuk-Irkutsk/Buryat Köyü/Ust Orda

OLYMPUS DIGITAL CAMERA
Yaklaşık 143 milyon nüfuslu olan Rusya’da 160 kadar etnik grup yaşıyor. Bu dünyanın en büyük coğrafyasına sahip ülkenin idari yapısı da çok karışık; Rusya öncelikle yedi federal bölgeye ayrılmış: Merkez (Moskova), Güney (Kafkasya), Kıyı Volga (Samara), Kuzey Batı (St. Petersburg), Ural (Ekaterinburg), Sibirya, Uzak Doğu (Yakut, Kamçatka). Bu yedi bölge içinde idari açıdan farklı statülere sahip 21 Cumhuriyet, 6 Mega bölge/Kray, 49 Vilayet (Oblast) 2 Federal Kent (Moskova, St. Petersburg), 1 Özerk Bölge (Yahudi), 10 Özerk Yöre/Okrug bulunuyor.

Buryatya 351400 km²’lik alanda 900.000 nüfusun yaşadığı bir federe cumhuriyet olarak Rusya’nın 21 Cumhuriyet arasında yer alıyor. Başkenti Ulan Ude olan Buryatya’nın yaygın dini inanışları Budizm ve Şamanizm.

Yaklaşık 500.000 nüfusu ile Buryatlar Sibirya’daki en kalabalık yerli halk. Zamanında Cengiz Han orduları Baykal Gölü civarındaki kabileleri yönetimleri altına almışlar ve onlarla karışmışlar. Buryatlar günümüzde, özellikle Buryat Cumhuriyeti olmak üzere, Baykal Gölü civarına dağılmış Moğolların kuzeydeki bir alt grubu olarak kabul ediliyor. Konuştukları Buryatca günümüzde UNESCO’nun kaybolmaya yüz tutmuş dilleri arasına girmiş ve Moğol dilinin bir alt lehçesi olarak kabul ediliyor.

İşte biz bugün Buryat Özerk Yöresinin (Okrug),  Irkutsk’dan 70 km kuzeyinde yer alan yaklaşık 14.000 nüfuslu Ust Orda adlı yerleşim yerine gideceğiz. Buraya gitmemizin nedeni Şaman ayini izlemek ve Buryat insanlarına ait bir çeşit etnografya müzesini gezmek.Bu civarda Buryat yemekleri yiyeceğimiz bir lokantada konaklayıp, öğle sonrasında Irkutsk Şehrini gezmeye devam edeceğiz. Ama önce sabah erkenden, dünden kalan şehir gezimizi tamamlayacağız.

IMG_4883İlk olarak Angara Nehri kıyısında, Irkutsk Şehrinin kurucusunu sembolize eden bir heykelin ardında, kısa alanda karşılıklı sayılabilecek 3 kilisenin bulunduğu bir bölgeye gittik. Burada  Kurtarıcı İsa (Church of the Savior) , Epiphany Katedrali ve Meryemin Göğe Yükseliş Kilisesi (Church of the Assumption of the Virgin Marybulunuyor. Bunlardan iki tanesi Ortodoks Kilisesi, bir tanesi ise Katolik Kilisesi (Meryemin Göğe Yükseliş Kilisesi).

Bu kiliselerden Epiphany Kilisesi’nin bugünkü hali 1718-1746 yapımı sonucu ortaya çıkmış. Kurtarıcı İsa Kilisesi gemi şeklinde ve Irkutsk’daki ilk kiliselerden. Yapım tarihi 1706 yılına kadar gidiyor.

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Sonraki gezimiz yine bir dini yapıya oldu; Znamenskaya Kilisesi bir başka Ortodoks Kilisesi ve 1757-1762 tarihleri arasında yapılmış. Bu kilisenin bahçesinde Alaska kaşifi Grigory Shelikhov’un anıt mezarı da bulunuyor.

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

OLYMPUS DIGITAL CAMERA

Bu gezilerden sonra Buryat Köyü Ust Orda’ya doğru yola çıktık. Zevkli bir yolculuk sonrasında bir kültür merkezi olduğunu düşündüğüm yere geldik. Önce buradaki Etnografya müzesini gezdik. Burada bir görevli bayan Buryatlar hakkında bilgiler verdi. Müze küçük olmasına rağmen ilginç objelerin sergilendiği bir müze.

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Bundan sonraki bölüm ise gezimizin en renkli bölümlerindendi. Kültür Merkezi olarak düşündüğüm alanda, Etnografya Müzesinin arkasında küçük bir kulübe içinde bizi bekleyen şamanı ziyaret ettik ve şaman ayini izledik. Şaman bizi kapıda karşıladı ve boyu kısa bir kapıdan eğilerek ve eşiğe basmadan girmemizi tembihledi. Sonrada tüm arkadaşlar sandalyelere oturup şamanı ve ilginç ayinini izledik.

IMG_4975-001

Şamanizm, insanlığın belki de en eski dinlerinden birisi. Her hangi bir kurucusu veya kutsal kitabı olmadığı gibi ortaya çıkış tarihi de belli değil.

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Hepimiz yerimizi alınca Şaman bize şamanizm hakkında bilgiler verdi. Hem bu şamanın ve hem de okuduklarımdan özetle;

Şamanist inanca göre dünya, gök, yeryüzü ve yeraltı olmak üzere üç kısma ayrılıyor. Altay Türklerine göre “Aydınlık Alemi”, yukarıdaki dünyayı yani gökyüzünü Tanrı Ülgen ve ona bağlı iyi ruhlar temsil eder. Yeryüzünü, yani “Orta Dünya”yi insanlar oluşturur. Yer altı dünyası olan “Aşağıdaki Dünya”yı ise Tanrı Erlik ve ona bağlı kötü ruhlar temsil ediyor. İyi ruhlarla ilişki kurup, iyilik yapan Şamanlara ak-Şaman, yeraltı ruhlarıyla konuşup, Erlik ‘in hizmetinde olanlaraysa kara-Şaman deniyor.

Eski Türklerin de inandığı din Şamanizm’di. Asya halklarının inandığı Şamanlığın temelinde insan ve doğanın birlik ile beraberliği ve uyumu düşüncesi yer alır. Evren,dünya,insan,hayvan ve bitkiler alemi bir bütün olarak düşünülüyor. Dünya ve Gök,yaratma eylemini birlikte işbirliği halinde gerçekleştirmektedir. Şamanlıktaki bir diğer inanışta, insan neslinin sonsuz bir şekilde devamlılığı düşüncesi. Şamanist olan birisi kendini, baba, dede, ve atalarına ait olan bir hayatın devamı olarak görür, bunları bilir ve sayar (Atalar kültü). Bununla birlikte, söz konusu bu insan aynı zamanda kendi geleceğini de sonraki nesillerde görmektedir, ki bu durum varoluşun ana anlamı oluyor. Bundan dolayı bu insanin görevi çocuk ve torunlarına toplumun en iyi yanlarını aşılayarak yetiştirmek ve hayata hazırlamaktır.

Şaman (kam), tanrılar ve ruhlarla insanlar arasında aracılık yapma gücüne sahip olan kişidir. Özel giysisi, davul ve tokmağı ile insanlar ve ruhlar arasında ilişkiyi sağlarlar. Kimi zaman bir doktor rolüne de soyunur.


IMG_5066Şaman bu ve benzeri bilgileri verdikten sonra tesadüfen seçtiği aramızdan iki kişiyi yanına çağırıp, yerel giysiler giydirdi. işin bu tarafı bir gösteri havasında geçti. Daha sonra bizim grup için iyilikler isteyen bir ayin düzenledi. Baştan sona yaklaşık 45-60 dakika süren bir gösteri oldu. Daha sonra güle oynaya bu merkezden ayrıldık. Aşağıda bizim grubumuza gösteri amaçlı düzenlenen şaman ayininin kısa bir videosu var. Belki siz gezginlere bir fikir verebilir.

Yakın sayılacak bir mesafedeki restorana gittik ve Buryat yemeklerinden tattık. Mantı benzeri yemekleri güzeldi.

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Buryat Köyündeki bu gezi sonrasında aynı yoldan Irkutsk Şehrine döndük. Zamanımız olduğundan o güzel havada şehri bir kez daha yürüyerek gezmeye başladık. Önce bir kafede keyif yapıp arkasından Karl Marks ve Lenin Caddelerinin kesişme noktasına doğru yürüdük. Angara Nehri kıyısına indik. Burada bulunan Çar 3. Alexander’ın heykeli 1908 yılında Trans Sibirya tren hattının tamamlanması şerefine dikilmiş. Tüm Rusya’da 3 yerde bulunan bu heykellerden bir tanesi Irkutsk’da.Burada bulunan meydanda Ren Geyiği sırtında gezdirilen çocukları gördük. Buradan da bir süre sahile paralel yürüyüp eski evlerin olduğu bölümlere yönümüzü verdik. Bu ferah ve dingin şehrin doya doya tadına vardık.

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

 En son olarak Irkutsk’ın eski evlerinin yoğun olduğu otel çevresinde son fotoğraflarımızı aldık

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Yarına Baykal Gölü kıyısında trenle 12 saat sürecek olan bir turumuz olacak. Sonradan da Listvyanka şehrinde Baykal Gölü kenarında geceleyeceğiz. Gezinin bu bölümü beni mest etmişti. Tüm Sanal Gezginleri bu bölüme katılmayı bekliyorum.

Gezekalın.

Dr Ümit Kuru

22.07.2015 Saat 20:07

Sibirya’dan, Moğolistan Steplerine Yolculuk-Trans Sibirya Ekspresi-Irkutsk

Trenin beşik sallantısı hissi veren rahatlatıcı etkisi, pencereden devamlı akan huş ağacı, kızıl çam ağaçlarını takip etmenin verdiği yorgunluk ve içtiğimiz votka yan yana gelince gece çok güzel bir uyku çekmiş olarak uyandım. Geçen bölümde de yazdığım gibi ben bu Trans Sibirya treni ile seyahati, en azından bizim yaptığımız gibi 2000 km’ye yakın 30 saatlik kısmını, her gezgine tavsiye ediyorum.

Sabah kahvaltı ardından geceden kalan muhabbete devam ederek tren gezimizi İrkutsk İstasyonunda tamamladık. Bizi burada karşılayan yerel rehberimizin adı Oxana Trufanova. Aslında şehir gezimiz var ama hepimizin duş gibi bazı hijyenik ihtiyaçları ön plana çıkınca şehir gezisinin sadece Trubetskoy Müzesi kısmını yapmaya karar verdik. Bu müze saat 10’da açılıp akşam 17’de kapanıyor. Ertesi gün müze açılışını bekleyip zaman kaybetmektense, bugünden müzeyi gezmek ve yarına şehir gezisinin kalan kısmını erkenden yapmak daha uygun olacaktı. Otele girip, valizleri bırakıp çıktık. Bu arada yerel kıyafetleri ile bir bayan bizi elinde ekmek ve yaban mersininden yapılma bir meyve suyu ile karşıladı.

OLYMPUS DIGITAL CAMERA

Önce Irkutsk Şehri hakkında kısa bir bilgi verelim; İrkutsk, Angara Nehri kenarına kurulu şirin mi şirin bir kent. Bir sanat, eğitim ve kültür kenti olması ile “Sibirya’nın Paris’i” olarak adlandırılan kentin esas önemi dünyanın en büyük tatlı su rezervi olan Baykal Gölüne çok yakın olmasından geliyor. Kentin merkezi, her ikisi de Angara Nehri kenarından başlayan ve birbirini dik kesen  Karl Marks ve Lenin adlı caddelerin etrafında oluşmuş.

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

İrkutsk Şehri daha başlangıçta hepimizin gönlünü çalmayı bildi. Buradaki ahşap evlerin güzelliği gerçekten büyüleyici. Novosibirsk’deki gibi öyle göstermelik 3-5 adet de değil renkli boyalı oymalı panjur ve dam saçakları ile belki yüzlerce eski ev var bu şehirde. Henüz Novosibirsk’deki gibi bu eski evler beton yapılaşmaya kurban edilmemişler. Rehberimiz Oxana’ya “bu evlerden şehirde kaç tane var” diye sorunca sayısını bilemediğini söyledi. Kuruluş tarihi 1661 yılına kadar giden bu eski şehirdeki evlerin o dönemdeki hali ile kalması ve çok sayıda olmaları muhteşem bir şey. Novosibirsk’de bu evlerin yerini çok katlı beton binalar almış. Ben bu şehri bu eski ahşap evleri ile hatırlayacağım.

IMG_4804

OLYMPUS DIGITAL CAMERABu kentin bir başka önemi Decembirist (Dekabrist-Aralık İsyancıları) denen ve 14 Aralık 1825 yılında Yüzbaşı Panov önderliğinde Çar 1. Nikolay’a karşı batı tipi bir parlamenter demokrasi için yönetim değişikliği isteme amaçlı isyan eden 121 subay ve aydının sürgün yeri olması. İsyancıların bir anlık kararsızlığı ve aralarındaki anlaşmazlık bu isyanın sonuçsuz kalmasına neden olmuş. Yakalanan isyancılardan ele başı olan 5 tanesi hemen ölümle cezalandırılırken kalanlar ise tüm hakları ellerinden alınarak bu kente sürgün edilmişler. Sürgünler zor yolculuk koşullarında ilk defa 1826 yılında bu kente gelmişler. Buradan da daha kırsal alanlara madenlerde ve inşaatlarda zor koşullarda çalışmaya yollanmışlar. 1856 Yılında Çar Alexander’ın taç takması şerefine bir kısmının Moskova ve St Petersburg’a dönmelerine izin verilmiş. Bir kısmının da kırsaldan Irkutsk Şehrine dönmeleri ve aileleri ile yaşamalarına izin verilmiş. Ancak bir kısmı zor koşullar altında çok sıkıntılar çekmişler ve hayatlarını kaybetmişler. Yine de bu aydın insanların geldiklere Irkutsk’a bilim, sanat ve eğitim alanlarında çok katkıları olmuş. Burada çalışmalarını ve eserlerini vermeye devam ederlerken, yöre halkının da eğitimine katkıda bulunmuşlar. Irkutsk’da bu insanların yaşadıkları bazı evler müzeye dönüştürülmüş.

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

İşte biz bu evlerden bir tanesini yani Sergei ve eşi Kontes Yekaterna Trubetskoy’a ait olanı gezdik. Yekaterna eşi sürgüne gönderildiği zaman onunla birlikte sürgüne gitmek istemiş. Ama Kontese önce bu izni vermemişler ve isyancı eşinden ayrılmaya teşvik etmek için boşanma kolaylığı sağlayan kanun bile çıkartmışlar. Buna rağmen Yekaterina eşi ile sürgüne gitmiş ve soylu hayatını ve tüm ailesini (çocukları dahil) geri de bırakmış. Birbirleri ile uzun süre görüştürülmeyen ancak çok sonraları bir araya gelebilen bu ailenin ancak 1945 Irkutsk’a dönmelerine izin verilmiş ve 1854 yılında da bugün gezdiğimiz ahşap evi inşa edebilmişler. Ne yazıktır ki bu vefakar kadın evin bitimini göremeden ölmüş. Rehberimiz Oxana’dan bu hikayeyi dinleyince bu evi bir başka gözle gezdik. Bu müze ev sabah saat 10 ile akşam saat 18 saatleri arasınnda gezilebiliyor. İçinde olayın hikayesinin anlatıldığı görseller, Sergie Trubetskoy’un cezaevi koşullarına ait objeler ve sonradan kazandıkları yaşam koşullarını gösterir eşyalar sergileniyor.

Yıllar sonra 2. Nikolay Rumanov’a karşı 1917 Ekim devrimini başaran Lenin, Çar ve ailesini , bir başka Nikolay’a ilk darbe girişimini yapan ama başarılı olamayan Dekabristlerin  öcünü almak istercesine Sibirya’nın Tobolsk Şehrine sürmüştür.

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Bu gezi sonrasında yemek yedik. Yemek sonrasında ise Karl Marks Caddesinde başından başlayan kısa bir gezi yapıp eski ahşap evleri fotoğrafladık. Her biri sımsıcak bu evlerin. Sonrada o meydanda bulunan cafelerden birine oturup bir şeyler içtik.  Irkutsk’da kaldığımız Courtyard Marriot Otele doğru bir gece yürüyüşü yapıp günü sonlandırdık

Yarın Baykal Gölü gezisi var.. Beklerim..

Gezekalın

Dr Ümit Kuru

21.07.2015 Saat 01:16

Baharı İtalya’da Tarihin İzlerinde Yaşamak-Capri/Positano

IMG_1411-001

Capri Adası aktivitesi bol olan bir ada. Yazın deniz için kalabalıklaşan adanın aslında keşfedilmesi gereken çok yeri var. Kaldığımız otelin lobisinden aldığımız Capri Haritasında 4 tane rota işaretlenmiş ve gayet güzel bir şekilde güzergah tarif edilmiş. Bunlardan bir tanesi Anacapri ki biz buraya zaten bugün tur programı içinde gideceğiz. Bir diğer güzergah adada yazlık villaları bulunan Roma İmparatoru Tiberius’un en büyük ve en muhteşem villası olan Villa Jovis’e ve Tiberius Dağına giden rota. İmparator Tiberius burayı MÖ 1. yüzyılda yaptırmış. Üçüncüsü dün yapmaya çalıştığımız ama yolu kapalı olduğu için Krupp Merdivenlerini takip ederek Marina Piccola’ya (Küçük Liman) ulaşamadığımız rota. Sonucu olan ise bir doğa harikası olan Arco Naturale, Pizzolungo, Tragara’ya giden rota ki en uzun olanı bu. Bizim bugün yapacağımız Anacapri turu saat 10 civarı başlayacak. Bu nedenle biz erken kalkıp gidiş dönüş 1 saat kadar sürecek olan Arco Naturale‘ye kadar bir yürüyüş yapalım istedik.

IMG_1285

Sabah kahvaltı sonrası Umberto 1 meydanını ve dün gece yemek yediğimiz lokantanın önünden geçerek Arco Naturale’ye doğru yürüdük. Bu kısımlar adanın daha sakin olan kısımları. Yaklaşık yarım saatlik bir yürüyüş sonrası hedefe vardık. Bence bu rotayı, en azından bu kısmını yapmalısınız.

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Bu yürüyüş sonrasında Anacapri’ye gitmek için grupla bir araya geldik. Buradan Anacapri’ye gidiş için ya minibüs ya da taksi kullanmanız gerekiyor. Biz bir grup arkadaş taksi ile çıktık. Taksi 20 EUR’ya gidiyor.

IMG_1313

“Ana” ön eki antik Yunanca’da “yukarı” anlamına geliyor. “Anacapri” (Yukarı Capri), Capri’den 150 metre daha yüksekte. Anacapri’de önce Villa San Michele’in önünden geçerek adayı yukarıdan gören bir seyir terasına gittik. Buradan baktığınızda  karşıda Ischia Adası, Vezüv Yanardağı, Capri Büyük Liman ve tabii ki Capri’nin muhteşem manzarası insanı büyülüyor.

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

IMG_1396-002

Grupla bu toplu kısa gezi sonrasında 2 saate yakın serbest zaman verildi. Biz bir grup arkadaşla teleferikle Anacapri’nin de tepesine, Monte Solaro (Solaro Dağı)’ya çıktık. Teleferik dediğimiz tek kişilik ve açık bir teleferik. Gidiş-dönüş 10 EUR vermeniz gerekiyor. Anacapri’den de 590 mt daha yükseğe çıkıyorsunuz. Yaklaşık 15 dakika sürüyor. Buraya çıkarken üstünüze sıcak tutacak bir şeyler alsanız iyi olur. Teleferikle çıkarken ve tepe serin olabiliyor. Tepeye çıkmayı sakın ihmal etmeyin. Buradan adanın iki tarafının manzarası da muhteşem. Tepede bir de kafeterya var.

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Teleferikle Anacapri’ye tekrar döndük. Bir sonraki hedefimiz Villa San Michele’i gezmek. Bu villa İsveçli doktor ve yazar  Axel Munthe’ye aitmiş ve sonradan müzeye çevrilmiş. Bahçesi çok güzel. Hem ev ve hem de bahçe çok sayıda antikaya ev sahipliği yapıyor. Bahçenin uç kısmında antik Mısır’dan küçük bir sfenks de var.

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Anacapri’de,belki de yaşantım boyunca yediğim ve yiyebileceğim en kötü pizzayı öğle yemeğinde yedikten sonra Positano’ya gitmek için feribota bineceğimiz limana geldik.

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Anacapri NA - Google Haritalar - Google Chrome 12.05.2015 232728

Capri Adası’ndan gece konaklayacağımız Positano’ya feribotla geçiş 40 dakika sürüyor. Bu yolculukta kaçırmamanız gereken Galli Adaları. Sirenusas olarak da bilinen bu küçük adacıklarda, güzel sesleri ile denizcileri etkileyen ve kayalıklara çarpıp kaza yapmalarına neden olan Siren adı verilen, gövdesi kuş başı insan olan yaratıklar yaşarmışlar. Mitolojik kahramanların bir tanesi lir, bir tanesi flüt çalar ve sonuncusu da şarkı söylermiş. Hikaye bu tabii ki. Bir dönem bu adaların sahibi Rus balet Nurayev imiş.

IMG_1573

Bu güzel yolculuk sonrasında Positano kıyılarına ayak bastık. Positano 1950’lere kadar küçücük bir balıkçı köyü iken John Steinbeck tarafından yazılan bir yazı ile meşhur olmuş. Çok sayıda turist alan bir yere dönüşmüş. Burası evlerinin tepelere doğru yerleşimi ile karakterize olduğundan vertikal şehir de deniyor.

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Positano gezimize Santa Maria Assunta Kilisesi ile başladık. Kubbesi Majolika denen İtalyan çinisi ile kaplı bu kilisenin içinde siyah Madonna ikonu var. Bizans döneminden kalma bu ikonu görmek şansımız olmadı. Kilisenin içine girdiğimiz halde ikonun ön tarafı örtülmüştü, göremedik. Bu ikonun bir de hikayesi var. Bu hikayeye göre Bizans’tan bu ikonu çalan korsanlar Akdeniz’de seyahat ederlerken, Positano açıklarında korkunç bir fırtınaya yakalanırlar. Ölümü bekleyen korsanlar gökten bir ses duyarlar; “Posa, Posa ! (Bırak, bırak!). Onlarda ikonu denize bırakırlar ve ikon Positano sahiline sürüklenir. Fırtına aniden durur. Bu da başka bir hikaye işte.

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Burada dolaşırken ilk dikkatimi çeken, Capri Adası’nda olduğu gibi her yerin limon ağaçları ile dolu olmasıydı. Hele bir de  Sfusato denen bir limon çeşidi var ki  kocaman görünümde.

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Positano içinde kısa bir yürüyüş sonrası otelimize gittik. Positano’da kaldığımız otelin ismi Hotel Royal Domina Viale Pasitea. Burası tepede bir hotel. Merkeze inmeniz için minibüse binmeniz ya da 400 merdiveni inmeniz gerekiyor.

Akşam yemeği için şehre inmeye üşendik ve otel yakınında bir yer aradık. Saraceno d’oro adlı bir restoranda yemek yedik. Burada yediğimiz limonlu makarna muhteşemdi.

Bu gecelik bu kadar..

Yarın Amalfi Kıyıları gezimize devam…

Gezekalın

Dr Ümit Kuru

13.05.2015 Saat 00:50