• Arşivler

  • Diğer 531 aboneye katılın
  • Mart 2013 den beri

    • 381.793 ziyaretçi
  • Şubat 2026
    P S Ç P C C P
     1
    2345678
    9101112131415
    16171819202122
    232425262728  

Himalayaların Gölgesindeki Hindistan; Batı Bengal-Sikkim Gezisi/Giriş ve Kalimpong

Takip edecek olan gezi yazısı 2012 yılına ait Hindistan-Bhutan gezisine aittir. http://www.gezekalin.com sayfalarında güncellenerek yeniden yayınlanmıştır.

Gezekalın

img_9547

Selam olsun benim Sanal Gezgin dostlarıma..

Hindistan’ın Kuzeyinde Darjeeling-Sikkim bölgeleri ile Bhutan’ın iç kısımlarını, 20 Ekim-04 Kasım 2012 tarihleri arasında gezmiştik.

Bu gezimi siz “Sanal Gezgin” arkadaşlarıma daha önce başka bir blok yazısında anlatmıştım. Eski yazılarımın tümünü bu blok başlığı altında toplama projem adına bu geziyi de buraya güncelleyerek taşıyacağım. Önce Darjeeling-Sikkim Bölgesi yani Kuzey Hindistan’ı, sonrasında ise Bhutan’ı anlatacağım. Beraber gezeceğiz sizlerle. Ben tekrar geziyi yaşarken, sizler ister planlarınızı yapın, isterseniz de bu yazıyı okuyarak gelin benimle birlikte oraları gezin..

Gezi Tarihi : 21.10.2012 

Batı Bengal-Sikkim Bölgesi Hindistan’ın Kuzey Doğusunda Nepal ve Bhutan arasına sokulmuş bir kara parçasıdır. Darjeeling Batı Bengal eyaletinin bir şehri iken, Sikkim ise Başkenti Gangtok olan bir başka eyalet oluyor. Amacımız, Hindistan da olan ama klasik Hindistan görüntüsüne sahip olmayan, doğa harikası bu bölgeleri gezmekti.

Hindistan’ın bu uzak köşesi son zamanların yıldızı parlayan gezi noktalarından bir tanesi oldu. Bu bölgeye gelen yerli turist sayısı yılda milyona ulaşırken, yabancı turist sayısı çok fazla değil. Her yer yemyeşil ve Himalaya tepelerinden gelen türkuaz renkli sularla çevrili. 

adsiz

Aylar süren yazışmalar sonucu Hindistan’dan bir firmayı seçmeyi başardık. Firma, Nature Beyond adlı bir firma. Bu firmadan Pallab adlı birisi ile yine uzunca süren yazışmalar sonunda ortaya çıkan programımızı uygulamak için, 14 gezgin İstanbul Atatürk Havalimanında buluştuk. Hedefimiz THY ile Delhi’ye uçup, buradan Hindistan SpiceJet Airways’e ait bir iç hat uçuşu ile Batı Bengal’in Bagdogra adlı küçük bir yerleşim yerine ulaşmak.  Aslında ilk programımızda Darjeeling’e gidilmesine karar vermiştik. Ancak istediğimiz otellerde, istediğimiz tarihlerde yer bulamayınca ufak bir değişiklik yaptık ve önce Batı Bengal eyaletinin bir başka şehri olan Kalimpong’u, sonra da Sikkim eyaletinin Gangtok adlı şehrini gezmeye karar verdik. Gezinin son iki günü ise Darjeeling şehrinde geçireceğiz. Oradan Phuentsholing şehrine doğru araçlarla giderek Bhutan’a geçmeyi düşünüyoruz.

IMG_9530.JPG

Hindistan’ın bu bölgesini öyle elinizi kolunuzu sallayarak gezemiyorsunuz. Bu bölgeler için ILP denen bir başka vizeyi daha almak gerekiyor. Bu vizeyi İstanbul veya Ankara’daki Hindistan Büyükelçilik ya da Konsolosluğu aracılığı ile almak mümkün olmuyor. Yerinden, yani Hindistan’dan almanız lazım. Ücreti yok ama yanınızda fotoğraf götürmeniz gerekiyor.

20 Ekimde arkadaşlarla havalimanında buluştuk. Altı saat süren yolculuk sonrası Delhi’ye vardık. Vardık ama sabahın köründe vardık! Bagdogra’ya gidecek olan uçağımız saat 11:00 de uçacak. Bizi iç hat uçuşu için başka bir havalimanına götürecek olan yerel rehberle ise saat 08:00 buluşacağız. Zamanımızı havalimanı içindeki kafeterya da geçirdik.

img_9535

Sonunda saatler, önce yerel rehberle buluşacağımız zamana, sonra da iç hat uçuşunu yapacak olan zamana ilerledi. Saatinde kalkan bir uçakla ve 2 saatlik bir uçuşla Bagdogra’ya vardığımız da saat 13:00 bulmuştu. Yerel Hintli acente merkezi Siliguri’de olunca, bizi havaalanında şirket sahibi Pallab ve bize rehberlik edecek olan Mukund karşıladı. İnternetten aylardır yazıştığım ama yüzünü hiç görmediğim Pallab’a tur parası olarak kalan parayı ve Türkiye’den ısmarladığı şarabı vererek, grup için ayarlanan 4 adet Toyota Innova’lara dağıldık. Hindistan’ın trafiğine daha evvelki gezilerden alışığım; Trafikte karmaşa ve bol bol korna sesi var. İlk defa Hindistan’a gelen arkadaşlarımdaki yüz ifadesini görmek isterdim. Ancak arabalara 3-4 kişilik gruplar halinde dağılınca bu mümkün değil.

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Bagdogra’dan Kalimpong’a kadar yaklaşık olarak 80 km yolumuz var ama bu yolu tamamlamak için verilen süre 3 saat. Yol hayatımda gördüğüm en bozuk yol. Yakın zamanda yağan yağmurlar ve muson sonrasının da etkisi ile yollar delik deşik, yer yer çökmeler olmuş. Buldozerlerle tamir çalışmalarına denk gelip de bir de yolda bekleme işin içine girince bizim Kalimpong’a ve otelimiz olan Silver Oaks ‘a varışımız saat 19:00’ları buldu.

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Hava karanlık olunca civar hakkında fikir verecek bir görüntü yok. Ama seyahat öncesi dersimi iyi çalıştım, buranın ve otelin muhteşem olduğunu biliyorum. Yine de önemsediğim tepki, arkadaşlarımın tepkisiydi. Yolda hepimiz perişan olduk ama herkes de bu seyahat hakkında beklenti büyük. Otelin karanlıkta bile büyüleyici güzelliği hepimizi etkiledi ve odalarımıza çıktık. Otel, eski bir koloniyal yerleşim yerinden otele çevrilmiş bir mekân. Bayılırım böyle yerlere. Bavulları atıp hemen yemeğe geçtik. Rehbere önceden otelin restoranında hazırlanmasını rica ettiğim momo adlı bizim mantı benzeri yemeği de tadan grubun keyfi iyice yerine geldi. KingFisher adlı biraları bir güzel içtik. Karnımız tok, sırtımız pek!

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Yolda gelirken tüm şehirde bir aktivite dikkatimizi çekmişti. Meğerse Durga Puja (Dashain) denen ve birkaç gün sürecek olan bir festival zamanına denk gelmişiz. Bhutan ziyaretimizi festival zamanına denk getirmiştik ama Nepal kökenli vatandaşların yoğun olduğu Batı Bengal’deki bu festivali düşünmemiştik. Yani biz istedik bir festival, denk geldi 2 festival…

IMG_9561.JPG

Puja bayram, kutlama demek. Tanrıça Durga, şeytana karşı bir zafer kazandığından, adına bu festival düzenleniyormuş. Festival birkaç gün sürecekmiş. Bir kötü haber ise, bazı resmi yerler kapalı olacakmış.

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Yemekten hemen sonra sokaklara kendimizi atıp, nerede davul varsa, kalabalık varsa orada durup, yöre insanının yaşamına ortak olmaya çalıştık.

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Otele geri döndüğümüz saat, erken sayılabilecek bir saat olmasına rağmen, yol yorgunu olunca hemen odalara çekildik. Yarın öğlene kadar Kalimpong’u gezip, sonra da Gangtok şehrine gideceğiz.

IMG_9556.JPG

Bir gezinin ilk günü ve ona ait izlenimler çok önemlidir. İlkgün izlenim iyi olursa, gerisi de iyi olur diye bir inancım vardır. Yatağıma yatıp da ayaklarımın sızlaması biraz geçince, günün değerlendirmesini yaptım. Bence bugün iyi bir gün oldu. Güzel bir gezi grubum var ve hiçbir aksama olmadan otelimize geldik. Bir gezgin, ilk günden daha ne bekler ki?

Gezekalın ve Aydınlık kalın

Dr Ümit Kuru

İlk yayın tarihi 06.11.2012 Saat 00:37

Gözden geçirilmiş yeniden yayın tarihi 07.12.2016 Saat 21:05

Fidel Castro’nun Ardından

P1010820.JPG

Yıl 1998.. Efsanevi boksör Muhammed Ali, Küba Devrimi’nin efsanevi lideri Fidel Castro ile Havana’da bir araya gelmiştir.

Fidel Castro, Muhammed Ali’yle birlikte eğlenceli bir sohbete dalmışken ünlü boksöre dönerek”At bakalım şuraya bir yumruk” diyerek yanağını gösterir.

Muhammed Ali ise Castro’ya o meşhur yanıtını verir:  “Seni Amerika yıkamadı, ben nasıl yıkayım!”

Gerçekten de 11 ABD başkanı eskiten Küba’nın efsanevi devrimci lideri tam 683 kez suikast girişiminden kurtuldu ve ne ABD’si ne de diğer düşmanlarınca yıkılabildi. 47 yılla, 20. yüzyılın en uzun süre görevde kalan lideri Fidel Castro, 25 Kasım 2016’da, 90 yaşında hayata veda etti.

Bazen gündemi, günceli takip etmek ne kadar zor olabiliyor değil mi? Hele de Türkiye gibi bir ülkede yaşıyorsanız, gündemin aynı gün içinde ve hatta aynı saat içinde bile değiştiğine şahit olabiliyorsunuz.

OLYMPUS DIGITAL CAMERA

Fidel Castro’nun ölümü gibi üzücü olay sonrasında http://www.gezekalin.com da ayrı bir alt başlık açmak istedim. Böylece gündemden (olayı biraz daha da geniş tutarak, yeni öğrendiklerimden) hareketle gezi veya kültürel yaşanmış deneyimlerimi, yeni bir gezi sonrasını beklemeden yazma şansım olacak. Bu alt başlığın ilk konusu da rahmetli Fidel Castro’dan hareketle 1 Mayıs Küba deneyimim olsun.

2006 Yılında ana hedefi 1 Mayıs törenlerini Küba’da izlemek olan 9 günlük bir Küba gezisi yapmıştık. Bu gezi de dahil, bir kısım gezim http://www.gezekalin.com öncesine denk geldiğinden geziyi bugünkü konseptle yazamamıştım. Ama Fidel Castro’nun vefatı nedeni ile 2006, 1 Mayıs’ında Fidel Castro’lu son 1 Mayıs törenlerini Plaza de la Revolucion’da (Devrim Meydanı)  izlememizin hikayesini sizlerle paylaşmak istiyorum.

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

O günü hiç unutmuyorum. Zaten ben hiçbir 1 Mayısı unutamadım. Çünkü 1 Mayıs bizim evlilik yıldönümümüz. 2006 yılının 1 Mayısı ise bizim evliliğimizin 20. yılına denk geliyordu. Bu nedenle 1 Mayısı Küba’da, devrimin beşiğinde, çağımızın devrimcilerinden birinin konuşacağı meydanda kutlamak istediğimiz için geziyi yapmıştık.  Daha 1 hafta önce 1 Mayıs törenleri için Devrim Meydanı’nın hazırlanışını izleme şansımız olmuştu. 1 milyona yakın insanın katılması beklenen tören alanına yüzlerce, binlerce sandalye konulmuştu.

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Devrim Meydanı‘nın ortasında 142 metre uzunluğunda bir Jose Marti anıtı var.  Meydanda bulunan İç işleri Bakanlığı binasında Che Guevara’nın ünlü metal figürü ve Hasta la Victoria Siempre! (Daima Zafere) sloganı göz alıyor. Bu alanı o boş hali ile fotoğraflamak, boş sandalyelere oturmak ilginç gelmişti.

P1010841.JPG

Gezimizin son günlerini 1 Mayıs gösterileri için saklamış, gösterilerin ertesi günü ise ülkeye dönmüştük. 1 Mayıs sabahı otelde saat 05.30 gibi uyandırıldık ve hanımla üstümüze daha önceden aldığımız Che Guevara t-shirtlerimizi geçirip kahvaltıya indik. Otelde açık olan televizyonlarda tören alanından naklen yayına başlandığını gördük. Sabahın bu çok erken saatlerinde bile alan dolmuş gözüküyordu. Bizi neden bu kadar erken uyandırdıklarını anlamış, hatta geç bile kaldığımızı düşünmeye başlamıştım.

jpeg-digital-camera_383-1

Yarım saatlik bir kahvaltı sonrası tören alanına yaklaşabileceğimiz en yakın yere kadar otobüsle grup olarak götürüldük. Otobüsten indikten sonra ise alana kadar yürüyüşe geçtik. Sabah Yol boyu insanlar ellerinde Küba bayrakları ile  ya alana yürüyorlar ya da evlerinde balkon ve camlardan geleni geçeni selamlıyorlardı.

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Alanın ortasına, yani Jose Marti Anıtına doğru yaklaştıkça kalabalık artmaya, yürümekte zorlaşmaya başlamıştı. Bu arada hoparlörden gelen seslerden Fidel Castro’nun konuşmaya başladığını öğrendik. Sabahın saat 07:30’u ancak olmuş ya da yakınken konuşmaya başlamıştı. Alandan yükselen heyecan ise bulunduğumuz bölgeye kadar yansımıştı.

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Yaklaşık olarak 45 dakikalık bir yürüyüş sonrası alanın ortasında ancak olabilmiştik. Bulunduğumuz alandan Fidel Castro’yu ancak seçebiliyor, fotoğraf makinelerimizin tele lensleri ile ancak görebiliyorduk. 

jpeg-digital-camera_383-200

Gezimizin başında alanda boş olarak gördüğümüz binlerce sandalye dolmuş, alanda ayakta bile boş yer kalmamıştı. Dünyanın her tarafından binlerce insan, ellerinde kendi ülkelerine ait bayraklar ve sosyalist simgeler ile  Kübalılarla birlikte alanı ağzına kadar doldurmuştu. Herkes Fidel Castro’nun konuşmasına kilitlenmişti. Bizim gibi bir kısım insan ne dediğini anlamıyordu ama Castro’nun vücut dili sanki hepimize derdini anlatmasını sağlıyordu. Büyülenmiş gibiydik. Bizle olan Kübalı rehberin bize anlattığı Fidel Castro, devrimini ve Amerika ile olan mücadelesini anlatıyordu. Onu konuşma yaptığı alanda izleyen devlet başkanları arasında  Venezuela’dan  Hugo Chavez, Bolivya’dan Evo Morales ve Ekvador’dan  Rafael Correa‘da vardı. Castro sanki devrimini dün yapmış, bugün onu dünyaya açıklıyor gibi inançlı ve heyecanlı gözüküyordu. Üzerinde bulunan haki renkte üniforması ortama ve o ana çok uygundu. Çok ama çok heyecanlandığımızı bugün bile çok net hatırlıyorum.

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Alanda 2 saate yakın kaldık ve anlamadığımız bir dilde verilen konuşmayı pür dikkat dinledik. Saat 10’a yaklaşırken alanı terk etme zamanımız geldi diye düşündük. Onca saat ayakta kalmak bizi yormuş, tadına doyamadığımız kahvenin sabahki dozundaki yetersizlik hissedilmeye başlanmıştı. Yaklaşık yarım saatlik bir yürüyüşle alanı terke ettik ve son fotoğraflarımızı aldık.

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Sonunda bir kafeterya bulup kahve siparişlerimizi verdik. Bu arada açık olan televizyondan Fidel Castro’nun konuşmasına göz atmaya da devam ettik. Kafeteryada oturalı yarım saat ancak olmuştu ki Fidel Castro konuşmasını bitirdi. Biz aramızda sabah 07:30’dan 11:00’e kadar ayakta ve hiç kesintisiz konuşmasına hayranlık konuşmaları yaparken, Küba’lı garson Fidel Castro’da bir terslik olduğunu söyledi. “Neden” diye sorduğumuzda ise aldığımız yanıt; “Fidel Castro’nun 1 Mayıs konuşmaları 7 saatten önce bitmezdi. Herhalde bir hastalığı var”oldu. O zaman için bir anlam ve önem veremedik biz bu konuşmaya. Ama yurda döndükten sonra anladık ki Fidel Castro hastaneye yatırılmış ve uzun sürecek  olan hastalıkla mücadelesini başlatmıştı.

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Fidel Castro 2006 yılı 1 Mayıs’ında, Devrim Meydanı’nda son konuşmasını yapmış ve 20. evlilik yılı kutlaması için gittiğimiz Küba’da biz bu tarihi konuşmaya şahit olmuştuk. Castro 2006 yılından, 2008 yılına kadar Küba yönetimini kardeşi Raul Castro’ya geçici ve ondan sonra da ölene kadar kalıcı olarak terk etmişti. Geçtiğimiz hafta içinde de bu büyük devrimci  insanı kaybettik. 

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Bu yazının sonunu Fidel Castro’nun 1997’de Habitat Toplantısı için İstanbul’a geldiğinde yaptığı konuşma ile bitirmek istiyorum:

“Mustafa Kemal Atatürk’ün yaptıklarını ben asla başaramazdım. Asıl devrimci Atatürk…. Bu kadar büyük bir devrim yaptım, ama Kemal Atatürk’ün yaptıklarını başaramazdım… Sakın kendinize başka esin kaynağı aramayın.” 

Cuba2006-II (68).JPG

Gezekalın ve Aydınlık kalın….

Dr Ümit Kuru

01.12.2016 Saat 22:54

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

 

GUATEMALA: ANTİGUA GEZİSİ-SON YAZI

Gezi Tarihi: 30.10.2010

img_0900-002

Sabah günün ilk ışıkları ile uyanıp, alelacele giyinip, kaldığımız oteli keşfe çıktık. Kaldığımız otel, Hotel Villa Colonial, sanki hala İspanyollar zamanında yapılmış hali ile duruyor. Bahçesi muhteşemdi. Civarda sabah şarkılarını söyleyen kuşlarla, rengarenk açmış, bir kısmını ilk defa gördüğüm çiçekler birbirlerini tamamlayan bir güzellik içindeler.

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Bu küçük sabah gezimiz sonrası, valizlerimizi İstanbul’a kadar bir daha açmamak üzere kapattık. Kahvaltıyı takiben Antigua gezisi için otobüse doluştuk.

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Antigua, 3 volkanın arasında bulunan bir şehir; Agua (su), Fuego (ateş) ve Acatenango Volkanları. Izgara planlı, en fazla çift katı geçmeyen evleri ve İspanyollar döneminden kalma yapıları ile film platosu gibi bir şehir. Renk renk boyanmış evleri ne kadar da güzeldi! Bazı gezginler için, gördükten sonra biz de dahil, burası Guatemala gezisinin olmazsa olmaz bir yeri. Gerçek Guatemala neresi diye sorsalar, birçok şehir akla gelebilir ama burası asla gelmez. Çünkü trafik ışıkları ve düzenli akan bir trafik var, elektrik dağıtım yer altına indirilmiş, çöpler düzenli olarak alınıyor. Sonuçta biz bu şehri çok sevdik ve kaldığımız zaman bize yetmedi. Antigua bu güzel gezi için iyi bir final yeri oldu.

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Antigua, İspanyolların bu ülkede kendilerini ve sömürdükleri Guatemala öz kaynaklarını güvende hissederek seçtikleri ve kurdukları ilk tercih şehri değil. O zamanlar, bundan önce iki şehri başkent olarak seçmişler ve kurmuşlar. Ancak coğrafi koşullar ve doğa buna müsaade etmemiş ve bugünkü Antigua 1543 yılında kurulmuş. 1773 yılında şehir büyük bir depremle yıkılmış, bunun üzerine de başkent bugünkü başkent olan Guatemala City’e taşınmış. Şehirdeki resmi binalar azalmasına karşın, halk burayı tamamen asla terk etmemiş ve 1830’lardan sonra da şehir eski canlılığına tekrar kavuşmuş. 1979 Yılında da UNESCO bu şehri dünya kültürü mirası listesine almış.

IMG_0766.JPG

Şehir gezimize ilk olarak anıtsal şehir kapısını gezerek başladık. Bu kemerli kapıdan bakınca karşıda Aqua Volkanı gözüküyor. Çok hoş kareler aldık.

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Daha sonra ise La Merced Kilisesine gittik. Dış görünüşü sarı beyaz boyalı ve Barok tarzı inşa edilmiş olan kilisenin ilk yapımı 1548 yılına gidiyor. Ancak kilise büyük depremde ağır hasar görünce 1767’de yapılan yeni kilise bugünkü görünümünde yapılmış. Kilise içinde bulunan dini figürleri, Yortu zamanında (Santa Semana) bu kiliseden çıkartıyorlarmış. Yani Yortu kutlamaları bu kiliseden başlıyormuş.

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Daha sonra şehrin merkezine indik. Merkezde Parque Central (Merkez Park) var. Burası hem turistler ve hem de yerli halk için buluşma merkezi. Burada banklara oturun, Antigua çevrenizden aksın, siz de seyredin.

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Bu parkın ortasında bulunan çeşmenin bugünkü hali 1936 yılında yapılmış ve 1738 yılı yapımı orijinalinin reprodüksiyonuymuş.

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Bu parkın karşısında bulunan Palacio de Los Capitanos (Kaptanlar Sarayı) İspanyolların, bir zamanlar Chiapas’dan, Kosta Rika’ya kadar alanı yönettikleri bir saraymış. 1760’lara kadar da bu böyle devam etmiş. Bugün ise artık kullanılmıyor. Turizme bile çok az bir bölümü açık ve yenileme çalışmaları var.

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Parkın doğu tarafında Katedral var. 1542 yılında yapılmış ve 1668 yılında tahrip olmuş. 1669 da yeniden yapılırken, 1680 de bu sefer depremle hasar görmüş. 1773 de ise yıkılmış ve 1780 ve 1820 yılları arasında ise sadece kısmi bir tamirat görmüş. Bugün gezdiğiniz alan orjinalinin çok az bir bölümü. Daha çok yıkımdan arta kalan kısımları geziyorsunuz. Ancak bizim için bu bile, buranın zamanında çok heybetli bir katedral olduğunun göstergesi oldu.

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Daha sonra ise Las Capuchinas Manastırını gezdik. Burasının açılış tarihi 1736 yılı ve İspanya’dan gelen rahibeler tarafından idare edilmiş. Avluda çok büyük bir çeşmesi var. Arka tarafa doğru ise içinde 18 adet küçük odanın bulunduğu kule tarzında bir yapısı ile benzersiz bir dini yer. Çok güzel bir bahçesi var ve burada ilk defa gördüğüm renkte bir kelebek peşinde epey bir zaman geçirdim.

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Buradan sonra Katedralin arka tarafına kurulmuş olan yerel bir pazara girdik. Ama bugün öğlene kadar gezip, sonra İstanbul’a doğru yola çıkacağımızdan pek zamanımız yok. Hızlı geçtik. Bu arada öğle yemeği zamanı geldi ama biz birkaç kişi bu kentin sokaklarını arşınlamayı tercih edip öğle yemeğini atladık. Böylece 2 saat kadar daha bir zamanımız var. Çok doğru bir tercih yaptığımızı düşünüyorum. Bu kent gerçekten harika. Sokakların, evlerin her tarafında bir özellik, bir güzellik buluyorsunuz.

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Ana grupla iki saat sonra buluşup, bu sefer Kahve plantasyonunun nasıl yapıldığını gösteren bir müzeye doğru yöneldik.

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Guatemala dünyanın en kaliteli Arabica cinsi kahve üreticisi ülke olma konumunda. Bu müze kahvenin ekiminden, meyve haline gelene ve daha sonra toplanıp işlendikten sonra fincanımıza doldurulana kadar olan tüm aşamaların sergilendiği bir müze.  Küba’da kahve bitkisini görmüştüm ama burada olaya iyice hakim oldum.

Sonrasında ise Madrid aktarmalı İstanbul dönüş uçağımıza binmek üzere yola düştük.

Evet, kocaman bir 17 gün geldi ve geçti. Hemen her gezi sonrası vücudumda bir yorgunluk ama ruhumda bir dinginlik hissederim. Daha dönüş yolunda gezinin muhasebesini yapar ve Allah sağlık verirse, imkanlarımız dahilinde bir sonraki rotayı kafamda kurmaya başlarım. Zaten bir gezgin de başka ne yapabilir ki?

Gezime ortak olan tüm sanal gezginlere teşekkür ederim.

Gezekalın ve aydınlık kalın..

Dr Ümit Kuru

İlk yayın tarihi: 11.12.2010 Saat 14:34

Gözden geçirilmiş son yayın tarihi: 25.11.2016 Saat 07:42

GUATEMALA: GUATEMALA CİTY-CHİCHİCASTANENGO-ATİTLAN GEZİLERİ

Gezi Tarihi 28.10.2010

IMG_0352.JPG

Guatemala City’de sabahın ilk ışıkları ile uyandık. Bana “Bu şehirden aklında ne kaldı?” diye sorsanız “kalabalık, kirlilik, gürültü” derim. Gerçekten bu şehirde sadece 2 saatlik bir (belki de daha az) tur yaptık ama yeterdi. Daha fazlası için zamanınıza yazık.  Bu şehrin tehlikeli bir şehir olduğundan da bahsediyorlar.

IMG_0208.JPG

Guatemala City gezisi için şehrin ana meydanına –Parque Central’e– gittik. Burada bir parkın çevresinde önemli olabilecek her şey bir arada bulunuyor. Diktatör Jorge Ubico tarafından 1936-1943 yılları arasında yaptırılan ve yapımında kullanılan mahkumlardan çok sayıda ölenin olması nedeni ile kötü anısı olan ve şimdilerde Ulusal Kültür Sarayı olarak hizmet veren Hükümet Sarayı bir köşede bulunuyor. Diğer bir köşede de Katedral var.

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Ortada bulunan büyük fıskiyeli parkta o gün bir hareketlilik vardı. Burada bir eylem yapılıyordu ve insanlar ellerinde pankartlarla geziniyorlardı. Bizim ekibin eylemci tarafı tutunca, onlarda pankartın arkasına geçip pozlarını verdiler. Bu olaydan öncesine kadar “kim bunlar, hükumet ajanı mı acaba?” havasında bakışlar atan insanlarla bir kaynaşma oldu. Kaynaşma demek, bana fotoğraf demek.

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

En ilginci de ortada bulunan birkaç adet keçiden sağılan sütlerin isteyenlere parası karşılığı,  taze taze servis edilmesiydi.

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Buradaki Katedrale de girdik ama benim için çok bir özelliği yoktu. Guatemala’da yapmadığımız bir şeye üzülüyorum; Ulusal Kültür Sarayını gezemediğimize. Burası için iyi şeyler yazılıyor.

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Sonrasında Chichicastenango’ya gitmek için otobüsümüze bindik. Guatemala City ile Chichicastenango arası 150 km’ye yakın. Gideceğimiz yer Guatemala gezisi yapanlar için vazgeçilmez olan bir yer. Chichicastenango, Perşembe ve Pazar günleri kurulan ve civardan gelen yerli halkın ürünlerini satmaya çalıştığı renkli pazarı ve Saint Thomas Kilisesi ile meşhur olan yer. Burası 2000 mt’lere yakın olan rakımı ve Mayaların Guatemala’da yaşayan en büyük topluluğu olan Quiche’lerin varlığı ile de önemli. Quiche’lerin Popol Vuh adlı kutsal kitabı, 1800’li yıllarda Peder Francisco Ximenez tarafından bu kilisede bulunuyor ve İspanyolcaya tercüme ediliyor. Yani sizin anlayacağınız bu kilise çok önemli bir kilise.

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Chichicastenango’ya varır varmaz, saat öğleyi de geçtiği için, hemen yemeğe geçtik. Otobüsün bizi bıraktığı yerden, restorana gidene kadar pazarın içinden geçerek yürüyünce pazarın cıvıl cıvıl olduğunu gördük. Tam benim yer, buradan ne kareler çıkar..

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Küçük taşlarla döşeli dar yolları, kırmızı kiremitli ve rengarenk boyalı evleri, rengarenk yerel giysili yerli halkı ile burası tam bir tiyatro sahnesini andırıyor. Burası İspanyollardan önce de önemli bir Maya ticaret merkezi olmuş. Burada yerli halk, hala Mayaların Şaman dinine ait ritüellerini uyguluyor.

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Pazar gezisi öncesi ise 400 yıllık Saint Thomas Kilisesine bir gezi yaptık. Bu kilise içerisinde fotoğraf çekmek kesinlikle yasak. Meksika’da gezdiğimiz San Juan Chamula şehrinin kilisesi gibi özel bir kilise burası. Kilise gibi gözükse de, içeride Şamanizm ait tütsü yakmak, mum yakmak gibi ritüellerden izler bulabiliyorsunuz. Özel günlerde içeride tavuk yakmak gibi adaklarda oluyormuş. Burası eskiden bir tepede kurulu olan maya tapınağı yerine kurulmuş. Merdivenleri o tapınaktan kalma ve burada olan 18 adet merdiven basamağı, Maya takviminde bulunan bir yıl içindeki toplam 18 ayın her birini temsil ediyormuş. Bu merdivenlerden pazarın genel panoramik görüntüsünü alabilirsiniz. Kilise önünde bulunan merdivenlerde devamlı olarak bir ateş yakılıyordu, mutlak bir amacı olsa da, ben öğrenemedim. Kilise içinde öbekler halinde dua eden insanlar vardı, Tepeden gelen ışık ve mumların ışıkları, tütsü kokuları ve diğer kiliselerden aşina olmadığım dua mırıldanmaları ortama çok mistik bir hava katıyorlardı. Göbekten fotoğraf çekmeye denemeye kalkayım dediysem de duvarda yazılı olan uyarı levhaları bana mani oldu. Daha doğrusu yakalandığım zaman uygulanacak cezai işlemler korkuttu. Neyse hafızaya yazdık artık.

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Pazara dalmadan önce iddialı bir alışveriş yapacağımızı düşünerek, paramızı bozdurduk. Bu arada Guatemala para birimi Guatemala Quetzal’i (GTQ) ve 1 USD=7.5 GTQ eşit (Kasım 2016 döviz kuru). Yol boyunca paranızı bozdurabileceğiniz banka ve ofisler var. Biz bankayı tercih ettik . Sağlı sollu tezgahlarda ne ararsanız var. Burada da yerli halk fotoğraf çektirmekten pek hoşlanmıyor, ya izin alacaksınız, ya tele kullanmak gerekiyor ya da göbekten çaktırmadan çekmek gerekiyor. Sonuncusunun sonuçları pek iyi değil. Bu nedenle izin almak ve öyle çekmekte fayda var. Biz burada bazı tekstil ürünleri satın aldık, bir de peşimizden hiç ayrılmadan sabırla bize bir şeyler satmak için gezen bir kız çocuğundan kitap ayıraçları aldık. Sonuncular hediye olarak pek kıymete bindi, gidenlere hediyelik düşünüyorlarsa kesinlikle tavsiye ederim.

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Bu renkli şehirde gezimizi bitirip gecelemeyi yapacağımız Atitlan Gölü kenarında bulunan Panajachel şehrine doğru yola çıktık. Hava kararmaya başladı ama Atitlan gölünü ve yükseklikleri 3000-3500 metreler arasında değişen San Pedro, Toliman  Yanardağlarının heybetli görünümünü görebileceğimiz bir yerde otobüsümüz durdu. Ne güzel bir görüntü veriyorlar!

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Atitlan Gölü önemli volkanik göllerden bir tanesi. Otele gitmeden önce akşam yemeğini yiyeceğimiz yerel restorana gidip burada yemeğimizi yedik. Gecenin sürprizi burada çok güzel müzik yapan iki müzisyenin varlığı oldu. Yemek sonrası bile uzun süre müzik ziyafetini kesemedik.

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Sonrada Atitlan Gölü kenarında bulunan otelimize yerleştik.

Bu seferlik de bu kadar. Artık sona yaklaşıyoruz. Yarın Atitlan Gölü gezisi var. Beklerim efendim…

Gezekalın ve Aydınlık kalın..

Dr Ümit Kuru

İlk yayın tarihi: 07.12.2010 Saat 16:24

Gözden geçirilmiş son yayın tarihi: 23:11.2016 Saat 21:38

GUATEMALA: RİO DULCE-QUİRİGUA ANTİK KENTİ GEZİLERİ

 Gezi Tarihi: 27.10.2010

IMG_9983.JPG

Sabahleyin kararlaştırdığımız gibi erkenden kalktık. Bu güzel otelin bahçesinde bir tur atıp, deniz kenarına geldik. Ama deniz, Karaipler olmasına rağmen, ne beklediğim berraklığa, ne de maviliğe sahip. Sözümüz söz diyerek suya girdik ama herkes girmiş olmak için denize girdi diyebilirim. Alternatif olarak otelin havuzu çağırınca, denizden çıkan ekip doğruca havuza daldı. Arkasından güzel bir kahvaltı ve yeniden otobüse biniş.

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Bugün programda Rio Dulce Nehri’nde 1-1,5 saat kadar sürecek olan bir tekne gezisi var. Rio Dulce, Guatemala’nın en büyük gölü olan Izabal Gölü’nü, denize boşaltan bir nehir. İspanyollar bu nehre, sularının tatlı olması nedeni ile “tatlı nehir” anlamında Rio Dulce demişler. Bugün çoğu yerde gözlenen ekolojik kirlilik buralarda halen gözükmüyor ve inşallah gözükmez.

IMG_9819.JPG

Kaldığımız otel Puerto Barrios bölgesinde. Hemen otelin yanındaki küçük limana yanaşan 2 adet tekneye bölündük ve nehir gezimize doğru hareket ettik. Önce Livingston’a vardık, sonra da Rio Dulce Nehri’ne girip asıl seyahatimize başlamış olduk.

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Nehir çok temiz gözüküyor ve etrafta balıkçıllar, pelikanlar, karabataklar ve daha bir çok kuş türü gözleniyor. Nehirden yukarıya gittikçe etrafın yeşili de artıyor. Nilüferlerle kaplı bir bölümü geçince teknelerimiz durdu.

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

IMG_9984.JPG

Çevremiz bir anda, küçük ellerine uygun küçük kürekleri ile çektikleri küçük tekneleri içinde satış yapan çocuklarla sarıldı. Sattıkları objeler arasında deniz kabukları, küçük kabuklardan kolye ve bileklikler, kurutulmuş deniz yıldızları vardı. Kendileri ve küçük tekneleri o kadar güzel gözüküyorlardı ki, buralara kadar gelen tüm gezginlerin bu deneyimi yaşamalarını isterim.

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Nehir gezisine devam ederek Castillo San Felipe de Lara (San Felipe de Lara Kalesi) nın surlarının önünden geçtik. Burası 1652 yılında yapılmış olan bir kale. Kalenin yapım amacı bölgeyi sömüren İspanyolların, İspanya’ya malları yollamak için kullandıkları bu limana saldıran korsanlara karşı koymakmış.

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Daha sonra ise ince uzun bir köprü altından geçtik ve gezimizin sonlandığı limana yanaştık. Burada bulunan bir kafede soluklanıp yola devam etmek amacı ile otobüsümüze bindik. Sonraki hedefimiz 79 km ötede bulunan Quirigua Antik Kenti.

IMG_0058.JPG

Quirigua Antik Kenti’nin tarihi, diğer yakındaki bir Maya kenti olan Copan ile çok yakından ilgili.  Bir zamanlar burası Copan kentinin hükümranlığı altında yaşarmış. Ancak günün birinde Kral Cauac Sky kendisini yöneten Copan Kralı 18 Rabbit’i savaşta yeniyor ve esir ediyor. Daha sonra ise kafasını kestiriyor ve zaferini cümle aleme ve sonraki yıllara aktarmak içinde burada bulunan dev dikilitaşlara yazdırıp, diktiriyor. Bu dikilitaşlar yüzünden de bu antik kent 1980 yılından beri, Unesco tarafından Dünya Kültür Mirası Listesi içinde yer alıyor.

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Bu bölgede bu kadar çok dikilitaş olması da sebepsiz değil. Bu bölgede çıkan kahverengi kumtaşını çıkartması kolay ve hava ile temas sonrasında ise daha da sertleşiyor. Ayrıca burada bolca yeşim taşı da çıkartılmış.

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Bu alanı 1900’lü yıllarda United Fruit Company adlı Amerika Birleşik Devletleri kaynaklı bir şirket satın alıp muz ağacı ekiyor. Uzun yıllarda buna devam ediyor ve dünyanın en büyük muz üreticisi oluyor. Gezimiz sırasında da fark ettik ki, aslında bu antik kentte daha çok çıkartılacak eser olmalı ama yandaki muz tarlası buna engel gibi duruyor. Gezi sonrasında otobüsle geri dönerken, otobüsümüzün durdurulup yürüyen çengellere asılı haldeki muz dallarının önümüzden geçişini seyretmek çok ilginçti.

IMG_0144.JPG

Gelelim antik kente. Bu kentin en önemli özelliği dikilitaşları. Alan yemyeşil durumda. Küçük ve düz bir piramidi tırmanınca, arkada kutsal top oyunu (pelotte) sahasını fark ediyorsunuz. Bu düzlükte oturan bir grup bayan gördük. Yanlarında palalar, ellerinde bulunan defterlere bir şeyler çiziyorlar. Meğerse bu bayanlar öğrenci olup, oraya da ödevleri için gelmişler. Yanlarındaki palalar ne işi için pek anlamadım ama onlarla da bol bol fotoğraf çektirdim.

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Sonrasında otobüsle Guatemala’nın başkenti olan Guatemala City’e doğru yola koyulduk. Yol epey uzun, 196 km’yi bulacak. Yolda bir öğle yemeği yedik.Sonra da gecenin bir vakti Guatemala City’deki otelimize vardık. Artık hoşaf gibiyiz hepimiz.

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Bu yolculuklar bizi epey hırpalıyor. Ama geziyoruz, ne demişler “ önemli olan varmak değil, yollarda olmak”. Yani şeytan azapta gerek..

Gezekalın ve Aydınlık kalın…

Dr Ümit Kuru

İlk yayın tarihi: 06.12.2010 Saat 00:23

Gözden geçirilmiş son basım tarihi: 21.11.2016 Saat 23:53