• Arşivler

  • Diğer 531 aboneye katılın
  • Mart 2013 den beri

    • 379.104 ziyaretçi
  • Ocak 2026
    P S Ç P C C P
     1234
    567891011
    12131415161718
    19202122232425
    262728293031  

Brezilya-Iguazu soslu Arjantin-Şili-Patagonya gezisi-Torres del Paine Milli Parkı

IMG_9625

Bu gezinin en olmazsa olmazlarından biri de Patagonya’da Torres del Paine Milli Parkı’nı görmekti. Bir gece önce kaldığımız Puerto Natales’den, Torres del Paine Milli Parkına gidiş için 150 km’ye yakın bir yol yapmamız gerekti.

Bir gün sonra aynı otele geri geleceğimizden bavullarımızı otelde bıraktık.Yanımıza, sadece bir gece konaklama yapacağımız çiftlikte gerekecek olan eşyaları koyduğumuz küçük bir valiz aldık. Bu gece Milli Parkın içinde bir çiftlikte (Estancia) kalacağız. Şilililerin “huaso” (dişisi Huasa), Arjantinlilerin “gaucho” ve Amerikalıların “kovboy” dedikleri  insanlarla at bineceğiz. Yani heyecan büyük bizde..

Hava bugün de kapalı. Zaman zaman da yağmur atıştırıyor. Milli Parka giderken yol boyunca bol bol “guanaco” (lamalara benzeyen bir tür deve cinsi) ve nandu (devekuşuna benzeyen ama ondan epeyce küçük olan kuş cinsi) görüyoruz.

Küçük bir mola sonrası Milli Parkın birçok yerde olan girişinden bir tanesine geldik. Bu arada sağ yanımızda Rio Paine  Nehri nazlı nazlı akıp gidiyor. Etrafta ise bol bol renkli kuşlar var. Tam benlik yani..

Cem, Milli parka giriş için bilet işlerini halledince yeniden aracımıza binip Milli Park içinde ilerlemeye devam ettik.

torres del painesTorres del Paine Milli Parkının kuzeyinde Arjantin sınırı, batısında Grey Buzulu, güneyinde Lago del Toro (Toro Gölü) doğusunda ise Lago Sarmiento (Sarmiento Gölü) bulunuyor. Milli park 2420 kilometrekare alanı kapsıyor. 3000 m yükseklikteki dağlar, buzullar ve fiyortlar Torres del Paine’nin sınırları içinde kalıyor.

Parka ismini veren 3 adet granit kayalı dağ, milli parkın sembolü ve deniz seviyesinden 2200 ile 2500 mt yüksekte bulunuyor. Yerel halklardan Tehuelche’lerin dilinde “paine” “mavi” demek. Yani “Torres del Paine” “Mavi Kuleler” anlamına geliyor. Dağlar hemen hemen parkın merkezinde.

Dağların güneyinde, İsveçli jeolog Otto Nordenskjöld‘in ismini taşıyan Lago Nordenskjöld (Nordenskjöld Gölü) bulunuyor. Buraya ilk gelen kaşif Avrupalılardan Alman Hermann Eberhard, 1895 yılında parkın doğusunda bir mağarada prehistorik dönemde yaşamış hayvanların iskeletlerini bulmuş. Mylodon Mağarası denen bu mağara parkın sınırları içinde ama biz göremedik. Mylodon yaklaşık 200 kg ağırlığı ve 3 mt boyu ile 10000 yıl önce yaşamış bir hayvanmış.

IMG_9837Milli parktaki en yüksek dağ 3050 m yüksekliği ile Cuernos del Paine Grandedir. Parkın büyük bölümü buzullarla kaplı ve bunların en ünlüsü de Lago Grey (Grey Gölü) deki, Grey buzulu.

Torres del Paine ormanları, koyunlarına otlak alanı açmak isteyen arazi sahiplerince yakılmış. 1959 yılında kurulan Milli Park, 1978 yılında UNESCO tarafından doğal biosfer koruma alanı olarak ilan edilmiştir.

CONAF (Şili Milli Parklar Müdürlüğü) çok sayıda yürüyüş parkuru düzenlemiş ve en tanınmışı da W Trek denen ve 3 günlük aktivite gerektiren yürüyüş yolu.

Bu park içindeki çok sayıda göllerin arasında olan lago Sarmiento ve Lago Amarga ziyaretleri sonrasında Cascade (şelale demek) Paine de durduk. Bol bol da zıplamalı fotoğraf çektik. Daha sonra ise Lago Azul (mavi göl) kenarında öğle yemeğimizi yedik. Burada Patagonya Gri Tilkisini de görme şansı yakaladık. Hayvan peşimizde dolaştı durdu diyebilirim.IMG_9715

Sonunda çiftliğimize doğru yola koyulduk. Yol rezalet derecesinde bozuk ve ekipte biraz moral bozukluğu olmaya başladı gibi. Hava o yönde. Kimse böyle bir yol sonunda ne ile karşılaşacağını bilmiyor. Nihayet Estancia Tercera Barranca adlı çiftliği bulduk. Bizim gezginlerin çiftliği görür görmez değişen ruh halleri çok komikti. Buraya girer girmez içimizi bir sıcaklık kapladı. Kalabileceğimiz en otantik yerlerdendi. Hemen odalarımıza yerleştik. Sonra da at gezisi için atlarımız hazır olana  kadar çay içmeye, çiftliğin restoranına geçtik. Yemekleri hazırlayan Şilili teyze dünya tatlısı. Mutfaktan muhteşem bir koku geliyor. Meğerse sabah için kek yapıyormuş. Allem etti kallem etti, ne yaptıysak keki bize bir türlü yedirmedi. “Sabaha, sabaha” dedi durdu. Bu arada kocaman bir koyunu ortadan ikiye bölmüşler, bir de şişe geçirip, ateşe koymuşlar. Akşama koyun çevirme yapılıyor.. Allah! Keyifler iyice yerine geldi.

Bu arada atlarımız da hazırlandı haberi geldi. Çiftliğin huasoları ile tanıştık.

Huasoların çok tipik kıyafetleri var. Başlarına Chupalla denen bir şapka giyiyorlar.  Manta tabir edilen pançoları da olurmuş. Kısa bir Endülüs yelekleri var. Hemen arkada pantolon içine sokulan kamaları var.

IMG_9748İki saat sürecek olan at turumuzda ben dahil herkes tedirgindi. Hatta ilk birkaç dakika da bağırmalarda olmadı değil. Korkudan tabii ki. Ancak sonradan bu işe bir ısındık bir ısındık, sormayın gitsin. Aslında tüm maharet çok iyi eğitilmiş olan atlarda. Çok ama çok sevdik biz bu turu. Atlarımızla çiftliği şöyle bir genişçe gezdik. Bu arada havada biraz düzeldi ve Torres del Paine hala biraz bulutlu da olsa, yüzünü göstermeye başladı. Çiftliğe dönüşümüz, Kanuni’nin seferden dönüşü havasındaydı.

Biz gezide iken bizim ateşteki koyun pişmiş.  Akşama o kocaman kuzuyu parçalanmış halde sofraya getirdiklerinde “bunu nasıl yiyeceğiz” diye düşünürken, yarım saatte koca kuzunun sonunu getirdik. Kuzuyu pişiren amcama “daha var mı?” havasında alttan alttan bakışlarımız da boş çıkınca, dayandık biraya..

Gece belli bir saatten sonra jeneratörler devreye giriyor. Sahi! Size söylemedim; burada elektrik filan yok.. Yanınızda fenerlerinizi filan getirin.. Ama öyle bir gökyüzü ve o kadar güzel de yıldızlar var ki, kim arar ışığı?

Güzel ama çok güzel bir gün geçirdik..

Anlatırken bile içim kıpır kıpır..

Bir daha mı gitsek Patagonya’ya ne?

Dr Ümit Kuru

30.04.2013 Saat 00:43

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Brezilya-Iguazu soslu Arjantin-Şili-Patagonya gezisi-Puerto Natales

IMG_9269-001

Programımıza göre artık ülke değiştirmenin zamanı geldi. Bugün Şili Patagonya’sını ziyarete başlıyoruz. Gideceğimiz şehir ise Puerto Natales. Arjantin’den Şili ‘ye geçmek için yerel otobüsleri kullanacağız.  Arjantin plakalı otobüs ile Şili sınırını geçmek ve Puerto Natales’e gitmek üzere erkenden kalkıp, El Calafate otobüs garına gittik. Otobüste yerimizi alıp, saat 09:00 gibi de yola düştük. Otobüs çok rahat ve neredeyse hemen herkes bizim gibi turist. El Calafate ile Puerto Natales arası 280 km kadar. Şili’ye süt ürünlerini ve tohum sayılacak her türlü kuru yemişi sokmak yasakmış. Sınırda beyan etmek ve bırakmak gerekiyormuş. Eğer beyan edilmez ve sınırda Şili sınır polisince yakalanırsanız bir de para cezası yeme olasılığınız var. Bu nedenle biz de yol boyunca tüm kuruyemişleri grupça yemeye karar verdik. Doğrusu bizden çıkan kuruyemişlerle, pazarda küçük bir kuruyemiş tezgahı açabilirmişiz. Tüm yol boyu kuruyemiş yedik durduk. Hatta diğer yolcular bile sebeplendiler bizim yemişlerden.

 El Calafate, Santa Cruz, Arjantin,  Puerto Natales, Natales, Magallanes y la Antártica Chilena bölgesi, ŞiliDört saatlik bir yolculuktan sonra bir madenci kasabasını andıran Rio Turbio içinden geçerek Arjantin-Şili sınırına vardık. Şoförümüz burada tüm pasaportları alarak çıkış işlemleri için sınır karakoluna gitti. Arjantin sınırını geçmek çok kısa sürede ve kolay oldu. Bir süre daha otobüsle yola devam edince yine kasabadan bozma Dorotea denen Şili sınır şehrine vardık. İşte bu sınırı geçmek epey zamanımızı aldı. Tüm bavullar aşağıya indi, sınır polisini görmek için hepimiz kuyruğa girdik ve vizemizi aldık. Sonunda bavullarımız  X-Ray den geçti ve bavulları alıp tekrar otobüse döndük. Kısa bir yolcuk daha yapıp Puerto Natales’e vardık.

Puerto Natales, Şili ‘nin Magallanes y la Antártica Chilena Bölgesi‘nde 19.000 nüfuslu bir liman şehri olup Última Esperanza eyaletinin de başkenti. Şehri 1911 yılında özellikle Alman, İngiliz, Hırvat, Yunan ve İspanyol göçmenler kurmuşlar. Bu göçmenlerin geliş nedenleri de, bölgeyi koyun yetiştiriciliği maksadıyla kullanmak olmuş.

Bu küçük şehirdeki otelimizin ismi Aqua Terra. Burası şehir merkezine yakın küçük butik bir oteldi. Valizleri hemen IMG_9010-001otele bırakıp, odalarımıza yerleştik. Yakında bulunan ve daha çok yerli halkın rağbet ettiği El Bote adlı bir restorana yemeğe gittik. Burada içtiğim kuşkonmaz çorbasını çok beğendim.

Daha sonra otele döndük ama kimsenin odalara girme niyeti de yok. Hemen sahile doğru kısa bir tur yaptık. Sahilde siyah boyunlu kuğudan, doğana, karabatağına kadar bir sürü kuş var. Sakin ve çok dinlendirici bir yerdi. Neredeyse 2 saate yakın burada fotoğraf çektim.

Otele dönüp kısa bir dinlenme sonrası akşam yemeğine gittik. Akşam yemeği için toplandığımız otel lobisinde bize Pisco Sour ikram ettiler. Doğrusu Peru’da tattıklarımdan daha güzeldi. O güne denk gelen Dünya Kadınlar Günü ve sevgili Banu-Barbaros çiftinin 12. evlilik yıldönümlerini kutladık. Akşam yemeğini de aynı otelin restoranında yedik.

Yol ne de olsa insanı yoruyor. Üstelik yarın gerçekleştireceğimiz müthiş bir gezi de var; Torres del Paines Milli Parkını gezeceğiz ve gezinin en heyecanla beklediğim bölümlerinden olan Milli Park içinde bir Estancia (çiftlik) da konaklama ve ata binme aktivitelerini yapacağız.

Yarını iple çekiyorum. Hoş; Bu gezi de hangi günü iple çekmedim ki?

Gezekalın…

Dr. Ümit Kuru

26.04.2013 Saat 21:10

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Brezilya-Iguazu soslu Arjantin-Şili-Patagonya gezisi-Perito Moreno Buzulu

IMG_8519-001Hanımla sabah erkenden kalkıp, dünden gözüme kestirdiğim ve Laguna Nimes kenarında kurulmuş kuş gözlem yerine doğru yürüdük. Bu özel parkta 2 km’ye yakın bir yürüyüş alanı var. Kapıda herhangi bir görevli olmayınca idareten kapıya vurulmuş kilidi açıp içeri girdik. Ancak bir sorun var ki hava daha yeni aydınlanıyor. Kanat ve kuş bağırtılarını duymakla birlikte kendilerini ancak hayal meyal görebiliyoruz. Bu ışıkta fotoğrafta çekmek zor. Tüm bunlar yan yana gelince benim için burada ki büyü bir anda kayboldu. Kös kös otelin yolunu tuttuk ve kahvaltıya gittik. Ancak siz gezginlere hatırlatırım ki bu lagünde çok sayıda kuş türü mevcut. Vakit varsa ziyarete değer. Bazen pembe flamingoları bile görebilirsiniz.

IMG_8430-001Kahvaltı sonrasında minibüse atlayıp 80 km ötedeki Perito Moreno Buzuluna doğru yola çıktık. Yolda Lagünde kuşları ve flamingoları yakında görünce minibüsü durdurdum hemen. Sabahın öcünü alırcasına bastık deklanşöre…

Perito Moreno Buzulu 25o km2’lik bir alanı kaplayan ve 30 km uzunluğa sahip Güney Patagonya Buzul Kampının bir kolu. Dünyanın en geniş 3. Tatlı su rezervi olarak biliniyor. İspanyol Francisco Moreno adlı kaşif, bu buzula ismini verse de aslında daha öncesinden bir Alman tarafından Bismarck Buzulu olarak adlandırılmış.

Perito Moreno Buzulu aldığı yağışlar nedeni ile büyüyen bir buzul. Buzul, Argentino Gölü yüzeyinden 74 metre IMG_8636yükseklikte ve buzulun uç kısmı 5 km genişliğinde. Buzulun toplam derinliği ise 170 metreleri buluyor. Göle bu büyük buzul parçalarının düşmesi, korkunç bir sese neden oluyor. Buzul, kütlesinin ağırlığı ile Argentino Gölünün güney kısmı olan Brazo Rico’ya doğru hareket ediyor. Bazen ilerleyen buzulda kırılma olmadığı zaman, Buzul gölün dar olan bu kısmında kıyıya ulaşıyor. Yani Buzul Argentino Gölünü ikiye ayrılmış oluyor. Dere suları ile beslenen bir yan taraf nedeni ile gölün bölümleri arasında 30 metre yüksekleri bulan farklar ortaya çıkabiliyor. Yükselen suyun buzula yaptığı basıncın artması ile buzul parçalanıyor ve gölün su ile yükselmiş kısmından diğer tarafa doğru su akışı oluyor. Bu olay bazen yılda bir kez, bazen de 10 yılda bir olabiliyormuş. En son 2012 yılında olan olay biz gitmeden yakın bir zaman önce de yaşanmış. Keşke bize denk gelseydi…

Perito Moreno Buzulu Park giriş kapısından geçerek, buzulu en yukarıdan ve tam ortadan gören gözlem yerine kadar yürüdük. Burada bize son bilgiler verildikten sonra 2 saat kadar serbest zaman verildi. Bu arada sıkı bir yağmura da yakalandık. Bu parkın içinde seviye farkı gösteren 3 ana gözlem noktası var; En üstte, ortada ve en alta gözlem yerleri kurulmuş. Buralara giden yollar ise renklerle gösterilmiş; Sarı, yeşil ve kırmızı. Bize verilen serbest zaman içinde tüm yolları izleyerek buzulun tüm güzelliklerine tanık olmaya çalıştık. Çok etkileyici bir buzul ve Viedma Buzuluna göre daha beyaz. Yani beklediğimiz gibi bir buzul. Bir ara korkunç bir gürültü koptu. Bu gürültünün buzuldan parça kırılmasına bağlı olduğunu öğrendik. O andan itibaren de buzulda kırılma beklemeye başladım. Elim sürekli olarak deklanşörde, nereden bir gürültü duysam, hemen o yöne makineyi çevirdim.  Sonunda birkaç tane büyük kırılmayı yakalayabildim.

IMG_8845-001Öğleye doğru kumanyaları yedikten sonra bu sefer buzulun kuzey tarafını ve Buzulu gölden görmek için tekneye bindik. Tekne turu için adam başı 60 USD para ödemeniz gerekiyor. Hareketten sonra teknenin açık kısmında yani teknenin üstünde yerimizi aldık. Buzulun kıyı ile birleştiği ve yakında parçalanmış olan kısımda hala biraz buzul var. Gölden buzul çok daha etkileyici gözüküyor. Su üstünde yeni kopmuş buzul parçaları ağır ağır seyir halindeler. Yaklaşık bir saatlik bir gezi sonrasında kıyıya geri döndük. Bizi bekleyen minibüsle El Calafate’ye doğru yola düştük.

El Calafate’ye vardıktan sonra otele dönmek istemedik ve onun yerine bu şirin ve küçük şehrin sokaklarını, insanlarını tanımak istedik. El Calafate’nin tek ana caddesi olan Avenida del Libertador boyunca yürüyüşümüzü yaptık. Dükkanlara girip çıktık. İstanbul’a dönüşte götüreceğimiz hediyeliklere bakındık ama dişe dokunur bir şey de bulamadık. Sonunda otelimize döndük. Bu arada söylemeyi unuttum herhalde; Arjantin insanları çok sıcak ve dost insanlar. Gezi boyu hiç aksine şahit olmadık.

Akşam yemeği için adı Don Pichon olan ve El Calafate’ye tepeden hakim olan bir restorana gittik. Bu geziyi boyunca hemen tüm akşam yemeklerini güzel yerlerde yedik ama burası en favori yerlerimizden birisi oldu. Menü tabii ki et ağırlıklı.

Perito Moreno Buzul gezisi bugünün ve belki de tüm gezimizin en güzel yerlerinden birisi oldu. Gezi sonunda “gezinin favorisi ilk üç yeriniz hangisi oldu” soruma arkadaşlarımın verdikleri yanıtlar içinde Perito Moreno ya ilk ya da ikinci sırada geldi..

Benim en favori yerim mi? Durun bakalım daha güzellikler bitmedi! Daha neler var neler….

Gezekalın

Dr Ümit Kuru

26.04.2013 Saat 00:33

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Brezilya-Iguazu soslu Arjantin-Şili-Patagonya gezisi-Viedma Buzulu

IMG_8082Aslında bugün daha farklı bir programımız vardı.  Los Glaciares Milli Parkı içinde, Fitz Roy Dağına gitmek için takip ettiğimizden farklı bir rotadan yürüyüp,  Cerro Torre (Torre Dağı)’yi daha iyi fotoğraflayabileceğimiz 5 saatlik bir yürüyüş yapacaktık. Zorluk derecesi düne göre daha düşük olan bir yürüyüştü. Ancak civarda bulunan Viedma Buzulunun üstünde yürüyüş, dünkü gibi bir yürüyüşe tercih edildi. Buzul yürüyüşü için Perito Moreno Buzulu’nu da tercih edilebilirdik. Ancak rehberimiz Cem, buzul yürüyüşü için Viedma Buzulunun daha doğru bir tercih olduğunu söyleyince hiç düşünmedik ve tercihimizi Viedma Buzulundan yana kullandık..

Buzul yürüyüşü için El Chalten’de yerel bir acenteden ayarlama yapıldı. Adam başına 120 USD ödedik. Bu para size fazla gelebilirse de, gerekirse şartlarınızı zorlayarak bu deneyimi yaşamınızı kesinlikle tavsiye ederim. Doğrusu bu ya, gezgin yaşamımdaki en önemli aktivitelerden bir tanesiydi.

IMG_7999Saat 08:30 gibi bizi buzula götürecek olan tur firmasının önünde hazırdık. Burada yalnız değiliz. Neredeyse bir otobüsü dolduracak kadar insan bizim gibi beklemedeydi. Otobüsle, Viedma Gölü kıyısında bulunan ve bizi buzula götürecek teknenin bağlı olduğu limana kadar, yaklaşık 30 dakikalık bir yolculuk yaptık. Dün kafasında gelin duvağını andıran bulutlar nedeni ile bize tepesini bir türlü göstermeyen Fitz Roy Dağı, yolun sağ tarafında ve tüm görkemli haliyle karşımızdaydı. Camdan da olsa fotoğraflarını çekmeyi ihmal etmedim tabii ki.

Sonunda Viedma Gölüne ulaşıp limanda bağlı tekneye bindik. Kısa bir süre sonra da Viedma Buzuluna doğru hareket ettik. Arjantin’de bindiğiniz gemi ve tekneler hareket etmeden yerinizden ayrılıp dışarıya çıkamıyorsunuz. Tekne limandan ayrıldıktan bir süre sonra teknenin dış bölümlerine çıkmanıza müsade ediyorlar. Burada da aynı kural işledi. Tekneninaçık olan üst kısmına çıktığımda güneşe rağmen hissettiğim soğuğu iyice arttıran bir rüzgâr vardı (Kısa bir not; Buralara gelirken yanınızda eldiven ve termal içlik getirmeyi asla unutmayın).

Viedma Gölü (Lago Viedma), Arjantin’in Santa Cruz Eyâletinde, Şili sınırı yakınında, Los Glaciares Milli Parkı içinde Google Earth 24.04.2013 224029bir buzul gölü. Gölün alanı 1.088 ile 1.600 km² arasında değişiyor. Tüm buzul gölleri gibi türkuaz bir rengi var. Batıda bulunan Viedma Buzulu bu göle açılıyor. Viedma gölü, güneyindeki Argentino Gölü ile bağlantılı. Kuzeyinde ise Lago San Martin (San Martin Gölü) var. Bu gölü gören ilk batılı ise 1782 yılında ispanyol Antonio de Viedma. Bilimsel gezisi sırasında keşfetmiş ve göle ismini vermiş.

Göl üzerinde yaptığımız 45 dakikalık bir seyahat sonrası buzula yanaştık. Göl üstünde yakın zamanda kopmuş olduğu anlaşılan büyüklü küçüklü buzul parçaları var. Los Glaciers Milli Parkı içinde Uppsala Buzulundan sonra 575 km²’lik alanı ile ikinci büyük buzul olan Viedma Buzulu karşıdan bakınca heybetli ama rengi hayal kırıklığı yaratıcı. Bembeyaz bir buzul bekliyorsunuz ama karşınıza neredeyse sarı-gri renkli bir buzul çıkıyor. Oradayken anlayamadığım olayı, burada bu yazıyı yazarken yaptığım araştırmayla, siz sanal gezginlere izah edebileceğim.

Aslında buzulları birer kayaç olarak kabul etmeliyiz. Yani nasıl volkanik magma soğuyup katılaştığında magmatik kayaçlar ya da yeryüzünde tabakalar şeklinde çökeldiğinde büyük kalınlıklara ulaşabilen tortul kayaçlar oluşuyorsa, buz mineralinden oluşan ve buz kristalli tanelerden meydana gelen kayaçlara da buzul diyoruz. Yağan bir karın üst üste birikerek buzul kayaç haline gelmesi için 10-20 sene gibi bir sürenin geçmesi gerekiyor.  Bir buz kütlesi, diğer herhangi kaya kütlesi gibi yamaç aşağıya hareket edebiliyor. Bu hareket eden buzul kütlesi iki başlıkta inceleniyor: Kıtasal Buzullar (Grönland ve Antarktika’da bulunan buzullar ve çok geniş alanları tutuyorlar) ve Vadi Buzulları (Alpin Buzullar).

Vadi buzulları, dağlık kesimlerde yağan ve biriken karların, vadiler içinde ve aşağıya doğru yaptıkları hareketlerle oluşuyorlar. Buzullar genellikle vadilerin enini tamamen kaplıyorlar ve vadi tabanındaki kayaçları yüzlerce metre örtüyorlar. Arjantin ve Şili’nin güneyi gibi soğuk ve yüksek enlemdeki bölgelerde buzullar geniş alanları kaplayabiliyorlar.

Toz gibi gevşek kar tanelerinden oluşan taze bir kar yerde kaldıkça aşağıya doğru çöküp, sıkışıyor ve daha yoğun, taneli bir yapı kazanıyor. Bu karın üzerine gelen her yeni kar kütlesi, alttakini sıkıştırarak daha yoğun hale getiriyor. Bu şekilde kar kütlesi gitgide sıkışan, yoğunlaşan ve taneleri eriyerek tekrar çimentolanan bir kayaç gibi pekişiyor. Buna buzun birikmesi deniyor. Zamanla hava şartlarında değişmeler ve ısınmalar olunca buzda erimeler oluyor. Bir buzulun bir yılda kaybettiği toplam buz miktarına “yüzeyden erime” deniyor. Birikme ile yüzeyden erimenin fark,ı buzul bilançosunu veriyor. Bu fark uzunca bir süre için sıfırsa buzul harekette olsa bile hacmi değişmiyor. Buna buzulun dengesi deniyor. Ancak erime fazla olup yeni kar da yağmazsa buzul küçülüyor.

Buz, kendini yerinde tutan direnç – sürtünme – kuvvetlerini yerçekimi etkisi ile yenecek kadar kalınlaşınca –ki metrelerce kalınlık gerekiyormuş – hareket etmeye başlıyor. Buzul kendi içinde ve buzulun altında kayma hareketi yapabiliyor.

Bir buzul vadisinin en üst oluşum kesimlerinde, aşındırma ile “amfiteatr” şeklinde ve sirk (cirque) denen  bir şekil gelişiyor Sirklerden itibaren aşağı kesimlere doğru vadileri kullanarak inen buzullar, vadilerin yamaçlarını aşındırarak şekillendiriyorlar. U harfine benzemesi nedeni ile, bu vadi türlerine “U şeklinde vadiler” deniyor.  Buzul çekildiğinde ortaya çıkan, denize doğru ilerleyen U şekilli uzun vadilere fiyord (fjord) ismi veriliyor.

Viedma veya Perito Moreno gibi Vadi buzulları, hızları buzulun derinliği ve vadi yamaçlarına olan uzaklıklarına bağlı IMG_8360olarak hareket ediyorlar. Buzulun temelde ve vadi yamaçlarında kayaçlarla olan temas yerlerinde kuvvetli sürtünmeler oluyor. Birkaç yüz metre yüksekliğindeki bir buzul altında ve kenarlarında temas ettiği kayaçları parçalayıp öğütüyor. Böylece ev boyunda kaya blokları ile kil boyuna- buna kaya unu da (rock flour) deniyor – kadar değişik boyutta malzeme öğütülüyor. Buzul ayrıca üzerinden geçtiği kayaçları çiziyor.

Buzullar önlerine kattıkları her boyuttan malzemeyi sürüklüyorlar Bir buzul tarafından taşınan veya sürükleme olarak çökeltilen bloklu, kumlu ve killi malzemeye genelde moren (moraine) adı veriliyor. İşte bizim gördüğümüz sarı-gri rengin büyük bir kısmı, buzulun söktüğü ve öğüttüğü bu taş, toprak yani morenlere bağlı olarak ortaya çıkıyor. Buzula ayak bastığımız anda şekillerine hayran olduğum çiziklerin ise ne kadar büyük bir güçle meydana getirilmiş olabileceğini artık tahmin edebiliyorum. Yani özetle; “Doğa ana, sen en büyüksün.. Bizler zavallılarız” (bilgilerin alıntılandığı kaynak, http://yunus.hacettepe.edu.tr/~kdirik/bolum_15.pdf)

IMG_8150Buzul üstüne çıktığımız andan itibaren iki gruba ayrıldık. Çoğunluğunu oluşturduğumuz bizim grupta 4 tane rehber var. Bizden bir çizgi üzerinde hareket etmemiz istendi. Önce buzulun şekil verdiği kayalardan tırmanarak buzula doğru kısa bir yürüyüş yaptık. Buzula ulaşır ulaşmaz, bize eşlik eden rehberler, her birimizin ayakkabılarına uzun çivileri olan bir aparat monte ettiler. Bu işlemden sonra buzul üzerinde yürümeye başladık.  Dilim dilim kesilmiş gibi buz tepelerinin üzerinde yürüyüşlerimizi yaptık. Bazı yerlerde büyük kaya blokları vardı. Bazı alanlarda içi su dolu küçük boşluklar var ve bazı alanlarda da su kanalları oluşmuş. Sonunda bir buzul mağarasına götürdüler bizi. Bu mağaranın yaklaşık 5 metre kadar gidebildiğimiz bir derinliği vardı ancak göremediğimiz mesafelerden ve aşağılardan gelen akan su sesi var ve belli ki mağaranın derinliği de uzunluğu da tahminlerimizden çok fazla.  IMG_8301

Mağaranın önünde bizi götüren yerel acenta bir jest yaptı Baileys şişesini çıkardı. Her birimize verdiği plastik bardak içine, buzuldan kırdığı  buzu da eklemeyi unutmadı. Doğrusu bu ortama çok uygun kaçan bir hareketti. Çok hoşumuza gitti.

Bundan sonra ise aynı yoldan geri dönüp, çivili ayakkabılarımızı teslim ettikten sonra, yanımızda getirdiğimiz öğle yemeklerimizi çıkartıp yedik.

Yaklaşık 4 saat süren ve kim bilir kaç yaşlarında olan Viedma Buzulu gezisi sonrası tekneye binerek sahile doğru yola çıktık. Tekne de ikram edilen çay-kahve servisi çok makbule geçti. Ayrıca buzul üzerinde gezi boyunca bizim fotoğraflarımızı çeken rehberden fotoğraf CD’si de satın aldık.

Bugün El Calafate’ye gitmemiz ve geceyi orada geçirmemiz gerekiyor. Biz de otelde kalan eşyalarımızı alıp 212 km ötede ki El Calafate’ye doğru yola çıktık. Yolda La Leona adlı tesiste yeniden bir mola verdik.

El Calafate, El Chalten’den sonra kocaman gibi görünse de aslında 20000’e yakın nüfusu ile küçücük bir şehir. Argentino Gölü yakınında ve Nimes Lagünü kenarında olan El Calafate’de, Cauquenes de Nimes adlı butik bir otelde 2 gece kaldık. Bu küçücük şehri sevdik. Şirin bir yerdi.

Akşam yemeği için El Cucharon adlı bir restorana götürüldük. Güzel bir restoranda, günün muhasebesini yaptık.

Şu ana kadar her günümüz, bir öncekinden daha güzel geçti. Bir gezgin daha ne isteyebilir ki?

Yarın bir başka güzelliğe şahit olacağız; Perito Moreno Buzulunu ziyaret edeceğiz.

Gezekalın..

Dr Ümit Kuru

24.03.2013 Saat 23.03

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Brezilya-Iguazu soslu Arjantin-Şili-Patagonya gezisi-Fitz Roy Dağı eteklerine yürüyüş

Fitz Roy Dağı etekleri-Laguna Los TresSabah kahvaltıda bile arkadaşlarımdan bazıları soruyordu: “Ümit, biz sahiden 22 km yürüyecek miyiz?”. Bu soruya doğrusu ben de ne yanıt vereceğimi bilemiyordum ama arkadaşları gaza getirmeyi de ihmal etmiyordum; “Ne demek 22 km? Bize ne yapar! Tabii ki yürüyeceğiz.. Sana güveniyorum”. İçimden de söyleniyorum ;”İyi de beni kim gaza getirecek? Dağda kurda kuşa yem olmasak bari!”

Pablo adlı bir rehber de grubu yürütmek için otele gelince, anladık bu iş ciddi! Kahvaltı sonrası ekip otelden ayrılıp Milli Parkın girişine doğru yürümeye başladı. Milli Parka giriş ücretsiz. Hemen giriş kapısının yanında bulunan tabelanın altında kısa bir bilgilendirme konuşması yapıldı.

Los Glaciares Milli Parkı (Buzullar Milli Parkı), Patagonya’nın Arjantin kısmında bulunan, Santa Cruz Eyaleti’ndeki milli park ve yaklaşık 6000 km²’lik bir alanı kaplıyormuş. 1981 yılında UNESCO tarafından Dünya Mirası Listesi’ne alınmış. Los Glaciares National Park ismini, Antartika’dan sonra en büyük tatlı su rezervi olarak görülen ve yaklaşık olarak 47 büyük buzulun (bunlardan 13 tanesi Atlantic Patagonia Ice Cap’e akar) doğduğu Patagonic Continental Ice (Patagonik Buzul Kampı) dan alıyor. Bu buzul kütlesi yaklaşık 350 km olup, 16.500 km2’lik bir alanı kapsıyor.

Milli park da, Patagonya Buzul Kampından başlıca üç büyük buzul (Perito Moreno Buzulu, Uppsala Buzulu, Viedma Buzulu) ve birkaç daha küçük buzul bulunuyor. Bunlar, ancak kısmen milli park içinde olan iki göl, Lago Argentino ve Lago Viedma‘ya açılıyorlar. Bu buzullardan Viedma Buzulunun üstünde yarın bir yürüyüş ayarladık (Şeytan azapta gerek !). Perito Moreno Buzuluna ise bir sonraki gün gideceğiz.

Parkın kuzey kısmında dağcılar ve trekking turistleri için ilginç olan granit dağlar Cerro Fitz Roy (3.406 metre) ve Cerro Torre bulunuyor. 1826 yılından 1836 yılına kadar HMS Beagle gemisi (1828 yılında bu geminin kaptanı olmuş) ile iki dünya turuna katılıp, buraları keşfe çıkan İngiliz deniz subayı ve meteorolog Robert Fitz Roy’un ismini taşıyan dağın eteklerine doğru 22 km sürecek olan bir yürüyüş yapacağız.

İlgilisine bir de not; Fitz Roy’un 1831 yılından 1836 yılına kadar süren ikinci seyahatine Charles Darwin de katılmış. Bu seyahatte Darwin, Fitz Roy’un reddettiği evrim teorisini geliştirmesine sebep olan bilgiler toplamış.

Yürüyüş parkurunun başlangıcı yokuş ile başlıyor. Daha 50 adım atılmamıştı ki “sol da ağaçkakan” uyarısı verildi. “Durup dinlenmek için iyi bir bahane” diyerek, ağaçkakan fotoğraflamaya giriştik. Ama bizim yeni rehber Pablo numarayı yemedi ve “çok yolumuz var diyerek” tekrar yürüyüşü başlattı.

Yokuş yukarı yürüyüşe başlamak fena oldu, moral iyice bozuldu. Ben dahil kilometreler iyice gözümüzde büyüdü. İşte yürüyüşün 45. dakikasına doğru o ilk 10 dakikalık fotoğraf molası geldi. Rio de Las Vueltas Nehrinin uzandığı ve bu nehrin ismini alan vadiyi ayaklarımızın altında gördüğümüz bir tepede mola verip, ilk fotoğraflarımızı çektik. Daha sonra ise yürüyüşe devam ettik.

Yürüyüş yolumuz üzerindeki ağaçlık alanda bir çeşit kayın cinsi ağaç var  (Southern Beech Nothofagus antarctica) ve bolca da ondan görüyoruz. Burada ağaç kesme gibi bir adetleri yok sanıyorum. Ağaçlar kendi kaderlerine terk edilmiş. Yıkılanları bile toplamıyorlar sanki. “Topraktan gelen, toprağa gider” mantığı var.

Bir sonraki durağımız Laguna del Capri gölü. Burada göl kenarında çadır kuranlar için alanlar var. Aslında bu tur sıkı yürüyüşçüler için 5 saatlik bir tur ve bizim içinde 8 saatlik bir tur zamanı öngörülmüş. Ancak biz buraya bile neredeyse 3 saati bulan bir zaman diliminde gelince, grubu ikiye böldüler; hızlı yürüyüp de  Cerro Fitz Roy (Fitz Roy Dağı) eteklerine kadar çıkacak grup ve daha yavaş yürüyüp de Rio Blanco kıyısındaki kampta (Campamento Poincenot) duraklayacak ve geri dönecek olan grup. Rehberlerimiz Mutlu,  Pablo ve ben dahil 4 kişi adımları hızlandırıp hedefe doğru yola çıktık. Diğer rehberimiz Cem ise kalan büyük grubun başında daha sonra yola çıkacak.

Epey bir yürüyüş ve sağımdaki solumdaki manzaraya da kayıtsız kalmadan fotoğraf çekerek Campamento Poincenot’e vardık. Ama artık biz de iyice yorulduk. Burada “yemek zamanıdır” diyerek öğle yemeklerimizi de yedik. Güç toplayarak yola tekrar düştük.

Ağaçlık alandan çıkar çıkmaz Fitz Roy Dağı ve hemen önümüzdeki Rio Blanco tüm güzelliklerini bize sunmaya başladılar. O zamana kadar kimi zaman yağan “ahmak ıslatan” tarzdaki yağmur da kesildi ve güneşi gördük. Yalnız Fitz Roy Dağı başından beri olduğu gibi hala bulutların içinde. Rio Blanco üstüne yapılmış olan tahta köprüyü geçtikten sonra Fitz Roy Dağının eteklerine tırmanmak için başlayacağımız yola geldik. Burada rakım 800 mt ve tırmanacağımız tepenin rakımı ise 1200 metre. Yani sıkı bir tırmanış bizi bekliyor. Mesafe uzun değil ama birden yükselme bizi tüketti. Bu aşamadan sonra zirveye varmak için bir saatlik bir yolumuz var ama gel gelelim her 20 dakikada bir mola vermeye başladık. Bu molaların bir kısmını ben, bir kısmını da arkadaşlarım istiyor. Ama mola bahanemiz hiç değişmiyor “ Aman! Buradan manzara güzel, 10 dakika fotoğraf molası verelim”. Gerçi yalan da değildi. Aşağıda müthiş bir manzara var; Bir taraftan buzullar, bir taraftan Capri gölü ve aşağıda uzanan vadi çok güzel manzaralar veriyorlar. Son bir gayret daha gösterip tepeye ulaştık ve karşımıza dünyanın en güzel manzaralarından bir tanesi çıktı; Bir taraftan Fitz Roy Dağının granit yüzü (bir kısmı bulutlarla kaplı) ve diğer yanda ise Cerro Torre Dağı karlar içinde, ikisi arasında buzullar ve hemen Fitz Roy Dağının önünde türkuaz renkte bir göl olan Laguna Los Tres.. Önce manzaranın güzelliğinden hiçbirimiz konuşamadık ama sonra burayı görmek için verdiğimiz tüm çabaya değdiğini düşündük ve yorgunluk filan da o saatten sonra kalmadı. Rehberimiz Pablo çantasında bir şişe şampanyayı çıkartarak, bu olayı daha da unutulmaz hale getirdi. Yaklaşık 1 saat kadar burada kalıp aşağıya doğru inişe geçtik. “İniş, çıkıştan daha zordur” derler, gerçekten de doğru.Cerro Fitz Roy/Laguna Los Tres ve Laguna Sucia

Önce birinci kampa uğrayıp biraz dinlendik sonra da El Chalten’e doğru yola devam ettik. Diğer grubu görme şansımız olmadı. İçimden “inşallah sıkılmamışlardır” diyorum.

Milli Parkın girişine geldiğimiz de saat 17:00’yi geçmişti. Dönüş yolunda daha yeni giden insanlar gördüm ama onların teşkilatları tam ve gecelemeyi kamplardan birisinde yapıp, gün doğumu için Fitz Roy’a ulaşmaya çalışacaklar. İnternet’te kızıl renkte ve rüzgarsız bir havada Fitz Roy’un aksinin göle vurduğu fotoğraflar göreceksiniz. Bu fotoğrafı çekmeyi çok arzu ederdim. Ama olsun, bana bu kadar Fitz Roy manzarası da yetti.

Ancak otel de bizim diğer ekiple buluştuk. Onlar da çok yorulmuşlar ama muhtemelen bana kibarlıktan, hiç renk vermediler. Ama burası Patagonya.. Bunu da yapmadan tadı çıkmazdı ki! Keşke hepiniz o tepe de olabilseydiniz…

Akşam yemeği sonrası odalarımıza çekildiğimizde bir süre yorgunluktan uyuyamadık..

Yarın Viedma Buzulu üzerinde yürüyüş var… Ne ilginç bir deneyim olacak..

Gezekalın

24.04.2013 Saat 00:57

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.