• Arşivler

  • Diğer 531 aboneye katılın
  • Mart 2013 den beri

    • 381.728 ziyaretçi
  • Şubat 2026
    P S Ç P C C P
     1
    2345678
    9101112131415
    16171819202122
    232425262728  

On İki Adaların Kuzeyine Mavi Tur: Giriş

P6140303.JPG

OLYMPUS DIGITAL CAMERAEge Denizi’nde Yunanistan’a ait olan bir grup adaya, On İki Adalar (Dodecanese İslands), ismi veriliyor. “Dodeca” Yunanca “On iki” anlamına geliyor. “Nisi” ise “ada” anlamında. Aslında On iki Adalar ile 15 tanesi büyük, 150 tanesi ise küçük olan adalar topluluğunu anlamak gerekiyor. Yani sadece 12 ada varlığını düşünmek yanlış olacaktır. Bu adalar topluluğundan sadece 26 tanesinde yerleşim var. 

12-19 Haziran tarihleri arasında, gönüllü doğaseverlerin bir araya gelip dernekleştiği YUDOSK’un bir aktivitesi olarak, On iki Adaların  Kuzey bölümüne mavi yolculuk yaptık. Bodrum çıkışlı ve sırası ile Kos, Leros, Patmos, Lipsi ve Kalimnos Adalarını, 30 kadar güzel insanla ziyaret ettik.

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Bir teknede ortak bir yaşamı paylaşmak kolay değildir. Hele de 30 kişi iseniz. Büyük çoğunluğunu YUDOSK’un yürüyüş ve diğer aktivilerinden tanısam da, kalabalık bir grupla, bir tekne içinde mavi yolculuk fikri başlangıçta beni ürkütmedi değil. Ancak hem eski ve hem de grupta yeni tanıdığım arkadaşlarla mükemmel bir hafta geçirdik. Bol bol yüzdük, ada insanları ile temasta bulunduk, güzel yemeklerinden tattık ve fırsat buldukça da tavernalarında dans ettik.

IMG_9048.JPG

IMG_9190Geziyi gerçekleştirdiğimiz tekne, gemi sınıfında sayılacak kadar büyüktü. Barbaros Yatçılık’a ait B&B adlı 40 metre boyunda ve 16 kabinli gulet sınıfı tekne ile gezimizi yaptık. 2015 yılında modernize edilmiş tekne, her türlü ihtiyacımızı karşılayabildi. Grup liderimiz Yasemin Barış daha önceki Yunan Adaları gezilerinden tecrübeleri ile güzel bir program hazırlamış. Tekne kaptanımız İsmail Özgül ve 7 kişilik tekne ekibi grubu sabırla gezi grubuna hizmet verdiler, kendilerinden herkes memnun kaldı.

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

IMG_9474Gezinin benim açımdan eksikliklikleri yok değildi. Örneğin Bodrum limandan geç çıkınca, bir de gümrük işleri uzun sürünce Kos Adası’nı tam olarak gezemedik. Ertesi gün fırtına yüzünden Kos Adası’nı erken terk etmek zorunda kalınca Kos Adası’nın hakkını veremedik. Gezi amacı deniz tatili olunca, aslında beklentiyi düşük tutmam gerektiğini biliyordum. Bu yazı dizisi bundan sonra bu adalara yapacağım geziler için bir ön araştırma yazısı olacak. Yani adaların görmediğim yerlerine de bu yazıda değineceğim. Takip ederken bu yönü ile okursanız sevinirim. Sizin anlayacağınız bu adaların bazılarına birkaç gün sürecek yeni gezilerim olacak.

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Haydi bakalım buyurun Oniki Adalar Kuzey Turuna…

IMG_9791

Gezekalın..

Dr Ümit Kuru

20.6.2016 Saat 01:50

Kısacık Bir Kaçamak: Thassos Adası

IMG_0579-001

3-4 Ekim 2015 tarihlerinde yoğun çalışma temposuna bir ara verip, Yunanistan’ın Thassos Adası’na kısacık bir gezi yaptık. Bu geziyi Yudosk (Yeni Ufuklar Doğa Sporları Kulübü Derneği) ile gerçekleştirdik. Bu dernek, bünyesindeki gönüllüler ordusu ile çok keyifli doğa yürüyüşleri ve geziler düzenliyor. Sayfalarını ziyaret etmenizi ve üye olup aktivitelerinden size uyanlarına katılmanızı tavsiye ederim (http://www.yudosk.org/). Bu kadar kısa süreli bir geziye, bu kadar çok aktiviteyi sığdırabileceğimize ve bir o kadar da zevk alabileceğimize inanılması güç olsa da her şeyi ile mükemmel bir gezi oldu.

thasos_map_goatsteakplaces1Thassos (Taşoz) Adası orman yeşilini ve deniz mavisini çok güzel bir şekilde harmanlamış bir ada.  Son zamanlarda gezgin Türklerin keşfettiği ve İstanbul’dan karayolu ile ulaşabileceğiniz en yakın adalardan bir tanesi. Öyle ki yoğun zamanlarda adanın hemen her yerinde yoğun şekilde Türk turisti olabiliyormuş. Doğrusu bu ya ne yerli ne de yabancı turistin neden olduğu bu yoğunluğu yaşamayı ben hiç istemezdim. Bu nedenle okulların açıldığı, hem iç ve hem de dış turistin azaldığı bir zamanda, yani Ekim ayı başlarında orada olmak iyi bir fikirdi ve bu satırları okuyan siz gezginlere de bunu tavsiye ederim. Ancak zamanlamanız iyi olmazsa da adanın hem deniz kenarı tesislerinden ve hem de gece eğlencesinden faydalanmak için açık mekan bulmak sorun olabilir. Bu nedenle turistin yeni çekildiği ama mekanların hala açık olduğu Ekim ayı başları bundan sonra da benim favori ziyaret zamanım olacaktır.

OLYMPUS DIGITAL CAMERA

OLYMPUS DIGITAL CAMERATekirdağ üzerinden İpsala sınır kapısına varmanız yaklaşık 3 saati buluyor. Bayramların veya yaz tatiline çıkanların yoğunluğu sınırlarda da olmayınca gümrük işlemleri için bir saati bulan bir zaman harcadık ve Yunanistan topraklarına girdik. Bu zamanı 35 kişilik bir tur otobüsü için düşününce sınır kapısındaki hızımızı anlayabilirsiniz. İpsala’dan çıktıktan sonra önce Alexandroupolis olarak bilinen Dedeağaç, arkasından Komotini (Gümülcine) ve Xhanti (İskeçe) sapaklarından geçiyorsunuz. Thasos’a bizi götürecek olan feribotun kalktığı Keramothi kasabasına vardığımızda saat 07:00’yi bulmuştu. İlk vapura binmek için limanda beklerken açık olan bir pastaneden Yunan simidi (Yunan simidi diyorum çünkü tadı güzel olmasına rağmen bizimkilerden farklı. Bizim odun ateşinde pişen simide asla değişmem. Yalnız börekleri çok güzel oluyor) ve kahvelerimizi yudumlamaya zamanımız da oldu.

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Feribotla yolculuk 45 dakika kadar sürüyor. Feribot, 380 km²’lik Thassos Adası’nın Kuzeyinde bulunan ve adanın merkezi olan Thassos/Limenas’a yanaştı ve bizim de bu adadaki yolculuğumuz başlamış oldu. Yönümüz adanın Güneyindeki konaklayacağımız Potos Köyü olacak.

IMG_0092

IMG_0090Adadaki ilk gezi durağımız Panagia Köyü oldu. Thassos merkeze yani Limenas’a 10 km uzaklıkta, adanın kuzey doğusunda yer alan Panagia Köyü dağ eteğinde kurulmuş. Köye sabahın erken saatlerinde gittiğimizden henüz ortalıkta kimsecikler yoktu. Köy meydanında sıra sıra restoranlar var. Her mekan önünde de mutlaka Türkçe menü. Köy meydanından kilise ve arkasındaki mezarlığa doğru yürüdüğünüzde dağlardan gelen kaynak sularının aktığı kanalları ve oluşturdukları küçük şelaleleri izleyebiliyorsunuz. Taş evlerin damları da kayrak denen özel bir taştan. Bu adanın mermeri, zeytinyağı, beyaz şarabı ve balı meşhur. Mermer bol olunca sokakların kaldırım taşlarını bile mermerden yapmışlar. Köy içinde eski bir zeytinyağı işleme tesisi var. Burası hem bir müze ve hem de halen çalışan bir tesis. Köy gezisi sonunda ancak açılan bu yerden zeytin yağı aldık. Bu köyde ilk dikkatimi çeken etrafta bol miktarda olan kedilerin varlığı oldu.

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

IMG_0230-001

IMG_0206-001Bu köyden sonra Aliki Plajına doğru yola çıktık. Potamia ve Kinyra köylerini geçen yemyeşil bir yolu takip ederek, Thassos’un (Limenas) 32 km uzağında, adanın da kuzeyinde bir yarımadanın iki tarafında sahili olan Aliki Plajına vardık. Bu yarımadanın batısı tavernalarla dolu bir sahil iken doğu tarafında olan plaj daha sakin. Her iki taraf plajlarını ortak özelliği denizin pırıl pırıl ve tertemiz olması. Bu yarımada üzerinde bir de arkeolojik alan var. Biz önce bu alanı gezip güzel bir yürüyüş yaptık. Bu yarımadanın tamamını yürüyerek doğu plajından batı plajına yürüdük. Sonrasında Beatiful Alice adlı restorana konuşlandık.Burada hem yemek yendi (çok güzel ahtapot yapıyorlar) hem de birkaç saat süren deniz sefamız oldu.

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Aliki Plajında deniz o kadar berrak ki, deniz içindeki canlılığı izleme şansınız oluyor. Aşağıda su altı hayattan bazı kareler bulacaksınız.

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

OLYMPUS DIGITAL CAMERA

IMG_0273-001Burada geçirdiğimiz saatler sonrasında Archangel Micheal Manastırını ziyarete gittik. Burası sadece manzarası için bile gidilmesi gereken bir ziyaret yeri. Manastır Limenas’ın 25 km Güneyinde bulunuyor ve tarihi 18. yüzyıla kadar gidiyor. Manastırın içindeki en önemli dini obje Kutsal Hz İsa’nın çarmığa gerildiği zamandan kalan kutsal çivi parçası. Manastır için kızlar manastırı denebilir. İçeriye giriş tam bir seremoni gerektiriyor. Kadınlar uzun entari ve omuzları örten şallar giymek zorundalar. Erkekler de şortla giremiyorlar.

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

OLYMPUS DIGITAL CAMERA

Manastır gezisi sonrası gece konaklama yapacağımız Potos Köyüne doğru yola devam ettik. Bu süre boyunca yeşil hiç kaybolmadı. Potos küçük bir balıkçı köyü iken şimdilerde ada turizminin önemli bir yeri olmuş. Konaklama için seçilen otelin ismi Hotel Potos. Burada odalarımıza yerleşme sonrasında bir saat kadar dinlendik.

IMG_0329

Akşam yemeği  öncesinde kısa bir gezi için Theologos adlı diğer bir köye gittik. Gece yemek yiyeceğimiz mekan da bu köy içinde olan Taverna Augoustos. Uzun geçen yolculuk ve gezi gününü burada noktalayacağız.

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Theologos, Thassos Adası’nın bir diğer dağ köyü.  Eski bir yerleşim yeri olarak güzel binaları, doğası ve özellikle de meşhur oğlak kebabı ile ilgi çekiyor. Köyün yazılı geçmişi 1287 yılına kadar gidiyor. Bir dönemTheologos adanın başkenti olmuş. 1479-1538 yılları arasında Osmanlı yönetimine girmiş. Buradaki eski evler, çeşmeler daha çok eski Türk evleri tarzında. Gün batımına yakın Theologos sokaklarını arşınladık. Evlerin damları kayrak taşı (arduvaz) ile kaplanmış. Bu tür taş damlar evlere bir başka güzellik veriyor. Burası mutlaka gezilmesi gereken bir yer.

IMG_0324-001

Hava iyice kararınca köy içinde bir kafeye geçtik ve burada bir şeyler içip taverna için saatimizin gelmesini bekledik. Malum! Yunanlılarda taverna kültürü geç başlıyor.

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Taverna kapısında bizi kaptan kıyafetli bir adam karşıladı. Sonradan adının Stefan ve tavernanın da sahibi olduğunu öğrendiğimiz bu arkadaş gece boyu kıyafetten kıyafete girip bizlere sirtaki, zeybetiko gibi danslardan örnekler sunarak neredeyse tek kişilik bir gösteri yaptı. Tavernada bizim dışımızda Bulgar, Sırp ve tabii ki Yunan gruplar da vardı. Gecenin ilerleyen saatlerinde yakın coğrafyanın ve ortak zevklerin insanları olarak hepimiz pistte buzukia eşliğinde dans ettik.

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Tavernadan kalkan en son grup bizdik. Doğruca otele dönüp güzel bir uyku çektik.

IMG_0556

IMG_0552Ertesi günün tek aktivitesi Giola Lagünü ziyareti ve burada yüzmek oldu. Giola Lagünü fotoğraflardan tam bir cennet görünümünde. Thassos Adasına geziye çıkmadan önce, bu adaya kim gelmişse Giola Lagünü’nde hayal kırıklığı yaşayabileceğimiz yönünde uyarıldık. Yaklaşık 1 km kadar zorlu bir iniş sonrasında ancak ulaşılabilen bu doğal havuz çoğu zaman bulanık ve mekan da çok kalabalık olurmuş. Bu zorlu inişin bir de çıkışını yaşayanlar içinden “Giola Lagünü’ne gitmeseniz de olur” diyenler bile çıktı. Size benim tavsiyem burayı asla ihmal etmemenizdir. Zamanlamayı dikkate alarak (mümkün oldukça erken saatlerde ve haziran ya da Eylül-Ekim aylarında) asla hayal kırıklığına uğramayacağınız bir yer burası. Burada yol, tesis filan yok. Bu nedenle su, yiyecek gibi ihtiyaçlarınızı yanınızda götürmeli ve biraz zahmetli yolu göze alarak uygun ayakkabı ile gitmelisiniz.

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Burada hiç bitmesini istemediğimiz 2 saati geçirdikten sonra dönüş yoluna geçtik. Feribot için saat 15:00’de buluşmak üzere Thassos’un merkezi Limenari’da vakit geçirdik. Burası artık sezonun sonunun geldiğini işaret edercesine sakindi. Sahilinde son yürüyüşlerimizi, çarşısında da son alışverişlerimizi yapıp yemek için bir restorana konuşlandık. Ah! Şu Yunanlıların yavaşlığı olmasa pek güzel olacak…Servisin ağırlığı yüzenden bir kısım arkadaşlarımız yemek yiyemeden feribota bindiler.

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Feribot zamanı geldiğinde de ülkeye dönüş için yola düşmüş olduk. Feribotun güvertesinden Thassos Adası’na gözden kaybolana kadar baktık. Martılar da bize eşlik ettiler..

OLYMPUS DIGITAL CAMERA

Bu adaya bir kaç kez daha geleceğimiz ve yeni yeni keşiflerde bulunacağımız kesin gözüküyor…

Gezekalın..

Dr Ümit Kuru

18.10.2015 Saat 23:00

Baharı İtalya’da Tarihin İzlerinde Yaşamak-Sicilya Adası/Catania-Etna Yanardağı-Taormina

IMG_3502

Catania, İtalya gezimizin son durağı. Burada 2 gece kalmış olup ülkeye dönüş yapacağız. Sayılı günler su gibi aktı, gitti.

İtalya gezimizin tüm otelleri çok güzeldi. Catania’daki otelimizden ve sabah kahvaltısından memnun bir şekilde Catania şehir turumuzu yapmak üzere yollara düştük.

IMG_3284

Önce otobüsle Piazza Giovanni XXlll meydanında  Fontana di Proserpina adlı çeşmeyi görmeye gittik. Giulipo Moschetti tarafından 1904’de yapımı bitirilmiş. Mitolojik Tanrı Zeus’un (Jüpiter-göklerin Tanrısıdır) Tanrıça Demeter’den (tarımın, bereketin, mevsimlerin Tanrıçasıdır) doğmuş bir kızı vardır ve adı Persephone’dir. Yeraltı Tanrısı Hades (Pluton), Persephone’yi yeraltına kaçırıp eşi yapar. Demeter kızını bulamaz ve üzüntüsünden yeryüzünde çiçekler açmaz, kıtlık baş gösterir. Bunun üzerine Zeus devreye girip, Tanrı Hades ve Tanrıça Demeter arasında bir orta yol bulur. Buna göre Persephone yılın üçte birini yeryüzünde annesinin yanında ve üçte ikisini de kocası olmuş olan Hades’in yanında, yeraltında geçirecektir. Persephone yeryüzüne çıktığı zamanlarda dünya baharı yaşar ve yeraltına indiği zaman ise kışı yaşar. Persephone’nin yeryüzünde olduğu zamanlar bahar bayramı olarak o günlerden beri kutlanırmış. Bu hikaye Hıdırellezin bir başka versiyonu gibi duruyor. İşte önünde durduğumuz bu çeşmenin anlattığı hikaye bu.

IMG_3287

Catania’da ikinci durağımız ise Piazza Vincenzo Bellini Meydanındaki Teatro Massimo Bellini adlı opera binası oldu.

IMG_3299Catania’ya bir opera binası yapılması fikri 1693’deki büyük deprem sonrası ortaya atılsa da Teatro Massimo Bellini gibi bir binanın resmi açılışı ancak 31 Mayıs 1890 yılında yapılabilmiş. Binaya Catania’lı bestekar Vincenzo Bellini’nin ismi verilmiş ve ilk sahnelenen eser de ona ait olan Norma adlı eser olmuş. İtalya’da gezdiğimiz opera binalarının içini görmeye vaktimiz olmadı. Bunun için bazen randevu almak, bazen de uzun kuyruklar beklemek gerekiyordu. Ama bu opera binasının içinin fotoğraflarını görünce, binanın içini gezmediğimize çok üzüldüm doğrusu. Bence vakti olan bu binanın içini mutlaka gezsin.

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Catania gezimizin bundan sonrası yürüyerek yaptık. Vittorio Emanuele Caddesi boyunca yürüdük. Bu cadde Barok tarzı bina ve kiliselerle dolu. Bizim esas hedefimiz Piazza del Duomo Meydanına ulaşıp buradaki Katedrali ve şehrin sembolü olan Fontana dell’Elefante’yi (Fil Çeşmesi) ziyaret edebilmek.

IMG_3312

IMG_3315Catania yerel halkınca U Liotru’da olarak da bilinen fil heykeli 1239 yılından beri şehrin sembolü olmuş. Önünde durduğumuz heykeli 1736 yılında Giovanni Battista Vaccarini bir araya getirmiş. Eski lav taşından yontulmuş gülümseyen komik bir fil ve bu filin üstüne yerleştirilmiş Mısır’ın Aswan bölgesinden bir obelisk bu heykeli oluşturuyor. Söylentiye göre heykeltraşı bu fili hadım olarak betimlemiş ama Catania erkekleri bunu bir hakaret olarak algılayınca Vaccarini heykeline sonradan testis eklemiş. Bu minyatür heykelin çok erken çağlarda bu adada yaşayan kısa boylu bir fil türünü gösterdiği de düşünülüyor. Fil heykelinin Sicilya halkınca tanınan ismi Liotru’nun kaynak aldığı söylencesi de var. Bir zamanlar şehrin piskoposu olmak için çaba sarf eden ancak bunu başaramayan Heliodorus adlı bir soylunun isminin fonetik olarak değişmesinden kaynaklandığı yazılıyor. Bu hırslı ve kızgın soylu piskopos olamayınca büyü ile uğraşmaya başlamış ve yakılarak ölüme mahkum olmuş. Bu büyücünün bu fil heykeli ile bağlantısı neymiş diye sorarsanız Büyücü Heliodorus bu fili yaparak onu Catania’dan İstanbul’a seyahat etmek amacıyla kullanmış. Ne diyelim? Efsane bu!

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

IMG_3323

Piazza Duomo’da bulunan ve aziz Agatha’ya adanmış Katedral’in (Cattedrale di Sant’Agata) tarihi çok eskilere, 1078’lere kadar gidiyor. Hem Etna Yanardağının yarattığı yıkımlar ve hem de depremlerle bir kaç kez yeniden yapılmış.1693’deki büyük deprem sonrasında Katedral’in yeniden inşasını üstlenen  Gian Battista Vaccarini 1711’de,  Katedral’e bugün var olan şeklini vermiş. Bu Katedral’in içinde bestekar Vincenzo Bellini’nin mezarı da var.

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

IMG_3355

Piazza Duomo’da fil heykelini arkanıza ve Katedral’i de solunuza alıp, sağdaki yoldan yürürseniz Catania’nın ünlü balık marketine ulaşıyorsunuz.

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Balık pazarı sonrasında Catania’nın sokaklarında bir süre yürüdük. Şehir içinde kalmış amfitiyatro’ya girmedik.

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Yürüyüş sonrasında eylem yapan sol görüşlü Catania’lıların Belediye Binası önüne kadar yürüyüşlerini izledik. Merak ediyorsanız polis Tomaları filan yoktu. Çok güzel ve medeni bir şekilde eylem yapıldı. 2-3 polis arabası dışında da ortalarda pek resmi görevli yoktu.  Bir garip hissettik kendimizi!

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

IMG_3519-001Catania turumuz sonrasında bu gezinin en önemli yerlerinden bir tanesi olan Etna Yanardağı gezimize doğru yola çıktık. Catania Şehri ile Etna Yanardağı arası 45 km var. Etna Yanardağı  Avrupa kıtasındaki en yüksek yanardağdır. Şu anki yüksekliği 3.326 mt olmakla beraber, zirvedeki püskürmelerle bu yükseklik zaman zaman değişiyor. İtalya’nın en büyük üç aktif yanardağından birisi olan Etna Yanardağının yüksekliği, en yakın rakibi Vezüv’ün üç katı, Stromboli’nin 3.5 katı kadar. Etna Yanardağı 2013 yılında UNESCO tarafından Dünya Miras Listesi arasına alınmış. “Etna” kelimesi Fenikelilerin dilindeki “Attuna” kelimesinden geliyor ve anlamı “baca”.Tarihsel olarak ilk faaliyet gösterdiği zaman 500.000 yıl önce (denizaltında) olarak tahmin ediliyor. Yunan Mitolojisinin en korkulan canavarı Typhon , Tanrılar Tanrısı Zeus tarafından Etna Yanardağına hapsedilmiş. Mitolojiye göre Etna’nın hırçınlığı, yakıcılığı ve şiddeti bu canavardan kaynaklanıyor.  En son patlama zamanı ise 2012 yılı olmuş. Aşağıda yakın zamanda patlayan Etna Yanardağı’nin görüntüleri var.

IMG_3452Yol boyunca patlamalar sonucu akan lavları görerek, otobüsle 1910 mt yükseklikte olan  Sapienza adlı bir merkeze geldik. Burası hem civardaki kraterlere koşayca ulaşmak için hem de daha yukarıdaki ve ulaşmanın daha zorlu olduğu kraterlere teleferikle ulaşmak için bir merkez durumunda. Teleferikle seyahat ederek başka bir merkeze ulaşıyorsunuz ve sizi buradan jeeplerle kratere ulaştırıyorlar. Bu aktivite için ne üstümüz, başımız (tepe daha da soğuk oluyor) müsait ne de o kadar zamanımız vardı. Yani sizin anlayacağınız Sapienza civarındaki iki krateri ziyaretle yetindik. Etna yanardağı üzerinde 400’den fazla krater var. Biz Silvestri ve La Capannina kraterlerini gezdik.

IMG_3446Silvestri Krateri 1892 yılındaki patlama sonucu ortaya çıkmış ve merkezin hemen yakınında olan bir krater. Hiç bir yere gidemeseniz bile buraya ulaşmak ve doğanın gücü karşısında kendinizin ne kadar güçsüz olduğunu hissetmek mümkün. Grubun tamamı burayı gezdi.

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

IMG_3489Ben ve 2 arkadaş ulaşımı daha zor olan  La Capannina Kraterini gözümüze kestirdik. Bu kraterin oluşumu daha yeni ve 2001 yılına dayanıyor. Buraya 25-30 dakikalık bir yürüyüşle ulaşıyorsunuz. Yürüyüş altınızda kayan lav taşları nedeni ile zorlu ve eğim ise oldukça yüksek. Yani tepeye ulaşıncaya kadar epey bir terliyorsunuz ama ulaşdıktan sonra şahit olacağınız manzara herşeye değer.

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Bu gezi sonrasında Etna’ya veda ettik. Yeni rotamız Taormina..

Adını Tauro Dağından alan kasaba şirin mi şirin bir yer. Taormina’nın tarihi eskilere gidiyor. Tahmin edeceğiniz gibi kasaba eski tarihini mükemmel bir şekilde korumuş.

IMG_3532

IMG_3536Isola Bella adlı küçücük ama görsel olarak çok güzel bir adayı sağımızda bırakarak Taormina gezisi için otobüsümüzle otoparka girdik. Buradan sonra yokuş yukarı Pirandello Caddesini takip ederek kasabaya giriş yeri olan Porta Messina kapısına geldik. Aşağıdaki deniz manzarası güzeldi. Hedefimiz bir diğer tarihi kapı olan Porta Catania’ya kadar yürümek. Taormina çok popüler bir yer ve günün öğleden sonraki bu saatinde çok kalabalık. İnsana değmeden yürümek çok zor. Taormina içinde Yunan Tiyatrosu var ve gezen arkadaşlar çok beğendiler. Ben bu sefer şehir içinde daha fazla zaman geçirmek istedim ve gezmedim.

Porta Messina’dan sonra Piazza Badia adlı bir meydana geldik. Bu meydanın bir yanında Taormina’yı Araplar’ın  yönettiği dönemde yapılan Palazzo Corvaja adlı bir soylu evini görüyorsunuz. Bu evin pencerelerinde Arap mimarisi etkileri göze çarpıyor. IMG_3541

Umberto Caddesi boyunca yukarı doğru ortaçağdan kalma evler arasında yürüyerek  Piazza IX Aprile adlı bir meydana geliyorsunuz. Burası kasabanın en hareketli yeri. Buradan denizi ve aşağıdaki yerleşim yerlerini gören bir seyir terası var. Aynı meydana bakan 1448 tarihli gotik tarzda yapılmış Sant’Agostino Kilisesi var.

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Daha sonra  Torre dell’Orologio (saat kulesi) altından geçip Duomo Meydanına doğru yürüdük. Bu saat kulesi 1678 yeniden inşa edilmiş.

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

 Bundan sonra geldiğimiz meydan ise Duomo Meydanı ve burada bulunan Aziz Nicholas’a adanan Katedral oldu. Bu Katedral aslında 13. yüzyılda, daha önceden burada bulunan bir kilise üzerine inşa edilmiş. 15, 16 ve 18 yüzyıllarda restorasyonlar görmüş.

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Her güzel gezi gibi Taormina gezisinin de bir sonu vardı. Duomo Meydanından biraz daha aşağılara yürüyüp Villa Comunale’nin dış duvarlarından manzara fotoğrafları alarak aynı yoldan buluşma yerimize doğru geri yürüdük.

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Yorucu ama bir o kadar da zevkli bir günün ardından Catania’ya geri döndük. Bu akşam Sicilya ve İtalya’daki son gecemiz. Yarın eve dönüş var.Bu nedenle grupça dışarıda yiyelim istedik. Otelin arkasında bulunan Al Gabbiano 2 adlı ve deniz ürünleri ağırlıklı çalışan bir restoranda akşam yemeğimizi yedik. Gezinin kısa bir muhasebesini  yaptık. Bütünden oldukça memnunuz, ayrıntılarda bile pek bir sorun olmadığını düşünüyoruz.

Ertesi gün öğlene kadar serbest zamanımız var.Kahvaltı sonrasında Catania’nın güzelliklerini son kez yaşamak amacı ile hanımla kısa bir yürüyüşe çıktık. Son fotolarımızı çektik. Şansımıza otelimizin önüne kurulan halk pazarını gezdik. Alışveriş bile yaptık.

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Bu satırları günü gününe takip eden ya da bir gün buralara yolu düşüp de bir gezgin yazısı ararken tesadüfen bu gezi yazılarını bulan Sanal Gezgin arkadaşlarım.. Bir gezi yazısı daha sonlandı.

Sağlık, mutluluk ve bir kültürün insanlarına bir şeyler vermek ve almak amacıyla yollarda olabilmeniz dileklerimle..

Gezekalın..

Dr Ümit Kuru

09.06.2015 Saat 19:36

OLYMPUS DIGITAL CAMERA

Baharı İtalya’da Tarihin İzlerinde Yaşamak-Sicilya Adası/Agrigento-Noto-Siracusa

IMG_2886

Dün geceyi Agrigento’da geçirdik. Sabah erken saatte aldığımız kahvaltı sonrasında UNESCO Dünya Kültür Mirası Listesi içinde yer alan Agrigento Antik Şehrinde Tapınaklar Vadisi ( Valle Dei Templi)  gezisi yapmak için yollara düştük.

“Hypsas” ve “Akragas” adlı akarsular arasında bulunan  ve antik bir Yunan şehri olan Agrigento MÖ 580 yılları civarında bir plato üzerinde kurulmuş. Bu şehrin ilk adı Akragas. En parlak zamanında şehrin nüfusu 200000’leri bulmuş. Bugün gezeceğimiz antik şehir kalıntısının çoğu arkeolojik olarak kazılmamakla beraber, gün yüzüne çıkarılan kısmı bile büyük bir alanı kaplamakta.  “Valle dei Templi (Tapınaklar Vadisi)”, antik şehrin güneyinde bulunan bir kutsal bölge. M.Ö. 6. ve 5. yüzyıllarda yapılan 7 “Dorik” sütunlu anıtsal antik Grek-Roma tapınağına ev sahipliği yapıyor. Benim gördüğüm Roma-Yunan Tapınakları arasında en güzelleri bu vadideydi.

IMG_2805

Otobüsümüz bizi vadinin kuzey kısmında,  Porta di Gela kapısında bıraktı. Hedefimiz buradan aşağıya doğru yürüyüp tapınakları gezmek. Girişten sonra karşımıza çıkan ilk tapınak Tempio di Giunone (Juno Tapınağı) oldu. Juno bir Roma Tanrısı ve Yunan Mitolojik Tanrısı Hera’nın karşılığı oluyor. MÖ 450 yılları civarında yapılmış Dorik tarzda bir tapınak.

IMG_2822

Bu tapınaktan sonra aşağıya doğru yürüyünce karşımıza Nekropolis çıkıyor. Romalılar Pagan dininden Hıristiyanlığa geçerken bu tarz mezarlar yapmışlar. Bir ark içine yapılan girintilere mezarlarını yerleştirmişler. Bunlara Arcosolio adı veriliyor. Buradan hem Agrigento’nun panoromik manzarasını seyretmek çok güzeldi ve hem de baharın renk renk çiçekleri  hemen yanı başımızdaydı.

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

IMG_2874

Bu alanı geçtikten sonra bugüne kadar gördüğüm en güzel tapınağa geldik; Concordia Tapınağı. Ön ve arkada 6 sütun , yanlarda ise 13 sütun bulunuyor. MÖ 430 yıllarında yapıldığı düşünülen ve Dorik tarzda yapılmış Yunan tapınakları arasında en iyi korunanı bu tapınak. UNESCO’nun amblemi de bu tapınaktan esinlenmiş. Muhteşemdi gerçekten. Dakikalarca bu tapınak önünden ayrılamadık. Önünde, yanında çocuklar gibi zıpladık durduk..

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

IMG_2904-001

Bu alandan da ayrılıp aşağıya doğru giderken yeşil alanda otlayan garip bir keçi türü gördük. Meğerse Helezonvari boynuzları ile Agrigento’ya özel bir keçi türü olan Capra girgentana ile karşılaşmışız .

IMG_2961

Daha sonra bu vadinin 6. yüzyılda yapılmış en eski tapınağı olan  Herkül (Tempio di Ercole) ve belki de hiç tamamlanamamış çatısı ile en büyük tapınağı olan Zeus Tapınaklarını (Tempio di Giove Olimpico) gezdik. Zeus Tapınağı Kartacalılara karşı elde edilen zafer sonrasında MÖ 480 yıllarında yapılmış. Depremde büyük zarar görmüş. Bu tapınağı benzersiz kılan ise orjinali müzede ama bir kopyası alanda olan Telamon denen kolon taşıyıcı dev heykellerin varlığı. Agrigento Tapınaklar Vadisi kaçırılmaması gereken bir yer.

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Agrigento gezimiz sonrasında UNESCO Dünya Mirası Listesi içinde olan bir başka yere, 150 km ötedeki Noto’ya doğru yola çıktık. Bu yolculuk yaklaşık olarak 2.5 saat sürdü.

IMG_2997

Antik Noto Şehri MÖ 3. yüzyılda kurulmuş. 1693 Yılında büyük bir depremle şehir tamamen yıkılınca, bu şehrin 10 km ötesine yeniden bir şehir inşa edilmiş. Doğu Batı yönünde birbirlerine paralel ilerleyen 3 ana cadde üzerine planlanmış ve Barok tarzı kireç taşı birbirinden güzel binalar inşa edilmiş. Bu şehrin kendine has bir dokusu var. Sanki her bir bina üzerinde ince ince çalışılmış. Balkonlar, pencereler dantel gibi işlenmiş. Burada 18. yüzyılın erken dönemlerine ait Sicilya Barok tarzı mimarinin en güzel örnekleri var.

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

IMG_3011Şehire Porta Ferdinande Kapısından girdik. Vittoria Emmanuele Caddesi boyunca yürüdük. 1776 yapımı Noto Kathedrali’nin (Catedrale di San Nicolò di Mira) iç güzelliği, dış güzelliğinin yanında çok sönük kalıyor. Bu Katedralin hemen karşısında ise bugün yönetim binası olarak kullanılan ve Noto Şehri yeniden inşa edilirken yapılan binaların bir kısmını yapan Sicilyalı mimar Vincenzo Sinatra yapımı Ducezio Palace bulunuyor. İsterseniz Katedralin merdivenlerinden bu binayı ya da Ducezio Palace merdivenlerinden katedrali seyredin. ikisi de bir başka keyif veriyor insana.

IMG_3023

Villa Dorata Sarayı’nın balkonlarının altındaki taşıyıcı atlasların herbirinde ayrı bir güzellik var. Yürüyerek Piazza XVi Maggio ve buradaki Herkül Çeşmesine kadar gittik. Arkada San Dominico Kilisesi vardı. Aynı yolu yürüyerek buluşma noktamıza döndük.

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Siracusa günün son ziyaret alanı ve Noto’dan 40 km kadar uzaklıkta.  Şehir Antik Grek çağlarında bile amfi tiyatrosu, kültürü ve mimarisi ile meşhurmuş. Ünlü bilim adamı ve mucit Arşimet’in yaşadığı yerde burası. 2005’te UNESCO Siracusa şehrinin tümünü ve şehir dışında ama Siracusa ili sınırları içinde bulunan “Pantalica Kayalık Mezarlığı”‘nı Dünya Mirası Listesi içine almıştır. Burası ile birlikte bir günde 3 Dünya Mirası Listesi eserini gezmiş oluyoruz. Var mı böyle bir güzellik?

IMG_3094

Siracusa’da önce şehrin Arkeolojik Park denen bölümüne gittik. Romalılar tarafından MÖ 212 yılında, 75 yaşında iken öldürülen matemikçi, astronom ve kaşif Arşimed’in mezarı da buralardaymış. Burada Yunan ve Roma Tiyatroları ile eski taş ocağı bulunuyor. Bizim gruptan bir kaç kişi ile hem tiyatro ve hem de Orecchio di Dionisio (Dionysius’un Kulağı) ile meşhur taş ocağı madenini gezmek için bilet aldık. Yunan tiyatrosu kısmı büyük bir hayal kırıklığı oldu. Konser için tiyatronun orjinalliğini bozmuşlar. Roma tiyatrosu ise kapalıydı ve vakit kaybı oldu. Latomia del Paradiso adlı taş ocaklarında gezdiğimiz Dionysius Kulağı denen büyük mağarayı da görmesek çok üzülecektim. Aslında su depolamak için yapılan bu suni mağara 65 metre derinliğe ve 23 metre yüksekliğe sahip. İnsan kulağına benzeyen şekli ve akustiği ile meşhur.

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

IMG_3140

Daha sonra Siracusa içine girdik. Köprülerden bir tanesinden geçip Siracusa’nın tarihi merkezi olan Ortigia Adasına geçtik. Artık binalar arasında boğulmuş olan Apollo Tapınağı’nı dışardan  gördük.IMG_3185

Piazza Archimede’de Diana Çeşmesi önünde fotoğraf molası verdik. Bu çeşmede mitolojik karakterlerden olan ve kendisine aşık olan AlphIMG_3180eus isimli bir göl tanrısından kaçan Arethusa heykele konu edilmiş. Ortada av tanrısı Diana var.

IMG_3209

adsız

Ortigia Adası

Daha sonra Katedral ve bazı küçük saray evlerin bulunduğu Piazza Duomo meydanına girdik. Katedral, MÖ 5. yüzyılda yapılmış olan Atena Tapınağı üzerine 7. yüzyılda Piskopos Zoşimo tarafından yaptırılmış. Tapınak iken dikdörtgen olan yapının kısa olan kısmında 6 tane ve uzun olan kısmında 14 Dorik usulde sütunlar bulunmaktaydı ve bu sütunlar şimdi katedralin duvarları içinde bulunmakta.  Kilisenin bir kısmının çatısı Norman yapımı. Katedralin cephesi ise 1725-1753 döneminde Korint usullu sütunlarla ve heykellerle yeniden yapılmış. Katedral içinde bulunan mermerden 12. veya 13. yüzyıldan kalma vaftiz kurnası; 1599’da heykeltraş Rizo tarafından yapılan gümüş “Azize Lucy” heykeli ve 1512’de Gagini tarafından yapılmış “Karlar İçinde Meryem” heykeli var. Piazza Duomo’nun sonunda Saint Lucia Kilisesi var. Bu kiliseyi solunuza alıp dar yoldan devam ederseniz deniz kıyısına varıyorsunuz.

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Burada içinde çeşitli türden ördeklerin yüzdüğü, papirusların yetiştiği Fonte Arethusa adlı bir havuz var.

Yunanistan’da bulunan Alpheus Nehri’nde banyo yapan su perisi Arethusa’ya, o nehrin tanrısı aşık olur ve ona sahip olmak için kovalar. Su Perisi (Nymph) bu saldırılardan kurtulmak için tanrılara yalvarır. Onun bu yalvarmalarına dayanamayan Tanrı Artemis su perisini bir su kaynağına dönüştürür ve onun toprak altına kaçmasını sağlar. Deniz altından giden su perisi Ortigia Adasında şimdi önünde bulunduğumuz bu havuzdan gün yüzüne çıkar. Kızgın Alpheus, su perisini takip eder ve aynı yerde, aynı kaynaktan yeryüzüne çıkıp su perisinin suları ile sonsuza kadar karışır. Bu kaynağın efsanesi böyle.

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Bu alanda gün batımına şahit olup, geceleyeceğimiz Catania’ya doğru yola çıktık. 65 Km kadar daha yol yaptıktan sonra İtalya gezimizin son durağı olan Catania Şehrine vardık. Burada gecelemeyi Grand Hotel Excelsior’da yaptık.
Bir gün içine bu kadar çok sayıda güzelliği sığdırmak aslında üzücü. Daha fazla zaman olsun isterdim. Yine de kendimi çok mutlu ve ayrıcalıklı hissediyorum. Haksız mıyım dersiniz?
Gezekalın..
Dr Ümit Kuru
03.06.2015 Saat 20:38

Baharı İtalya’da Tarihin İzlerinde Yaşamak-Sicilya Adası/Palermo-Erice-Selinunte

IMG_2692

Sicilya denince akla ne gelir?  Tamam! ilk doğuş yeri Sicilya olduğundan, ben dahil, hepimizin aklına ilk olarak Mafya geliyor. Ama Akdeniz’in en büyük adası Sicilya bu çağrışımı aslında hiç hak etmiyor. Gezdiğim en güzel yerlerden bir tanesi olan Sicilya Adası’nda kesinlikle daha fazla zaman geçirmek isterdim.

UNESCO Dünya Mirası Listesi içindeki eserlerden 48 tanesi İtalya’da iken, İtalya’daki UNESCO Dünya Mirası Listesi eserlerinden 6 tanesi ( Agrigento Arkeolojik Alanı, Piazza Armerina yakınlarındaki Roma villası olan Villa del Casale, Sirakuza Şehri ,  Pantalica Nekropolisi, Val di Noto Barok Şehirleri, Aeolian Adaları ve  Etna Yanardağı) Sicilya Adası’nda bulunuyor. Bilinen tarih boyunca 12000 yıldır bu adada yerleşim olmuş. İtalya ana karasıyla arasında Messina Boğazı bulunan bu üçgen şeklindeki adanın yüzölçümü 25700 km². Bu adanın ilk yerleşenleri olarak Fenikeliler kabul ediliyor. Sonrasında ise Yunanlılar gelmişler. Bir dönem burada 1130 tarihinden 1816 tarihine kadar Sicilya Krallığı  hüküm sürmüş. Daha sonra ise İtalya Krallığına dahil olmuşlar. Adaya bir dönem Araplarda hakim olduğundan adadaki eserlerde çeşitlilik var.

IMG_2626

Biz bu güzel adanın üç köşesini gezimiz boyunca ziyaret edeceğiz. İlk olarak adanın Kuzeyinde Palermo şehri gezilecek.

Palermo Sicilya Özerk İdari Bölgesinin başkenti konumunda olan ve 1.2 milyon nüfusu ile İtalya’nın beşinci büyük kenti. Geçmişi 2700 yıl öncesine dayanıyor. Bu topraklarda Fenikeliler, Kartacalılar, Romalılar, Bizanslılar, Araplar, Normanlar hükümranlık etmişler. Sonrasında Sicilya Krallığı ve İtalya Birliğine katılma olmuş.  Aziz Rosalia şehrin koruyucu azizi.

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Palermo’da Hotel Politeama’da kaldık. Hemen karşımızda 1866 yılında yapılan Teatro Politeama Garibaldi var. İlk ziyaret yerimiz 1897 yapımı Teatro Massimo oldu. Burası bir opera binası ve Piazza Verdi’de bulunuyor. Bu bina Kral Victor Emanuel II onuruna yapılmış ve  Paris’teki Opéra National de Paris, Viyana’daki  K. K. Hof-Opernhaus opera binalarından sonra Avrupa’nın en büyük 3. opera binası. Akustiği ile meşhur.

IMG_2423

Daha sonra Fontana Pretoria adlı ve Francesco Camilliani adlı bir sanatcı tarafından yapılmış bir süs havuzunu ziyaret ettik. Palermo şehir meclisi 1573 yılında bu çeşmenin yapımını sipariş etmiş. Bu rönesans dönemi eserindeki heykeller öyle müstehcen bulunmuş ki dindar Sicilyalılar bu çeşmeyi “Utanç Çeşmesi” olarak da adlandırmışlar.

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Palermo’da en sevdiğim yerlerden birisi Via Maqueda ve Corso Vittorio Emanuele adlı ana caddelerin birbirleri ile kesiştiği Quattro Canti adlı Barok stilde yapılmış bir meydan oldu. Burada 4 yönde bulunan binaların birbirlerine bakan yüzleri diagonal tarzda ve barok stilde yapılmış. Böylece bir sekizgen bir alan elde edilmiş. Binalardaki 4 mevsimi sembolize eden heykeller, çeşmeler ve ince işcilik göz kamaştırıcıydı. Bu alanı mutlaka gezmelisiniz.

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

IMG_2467

Bundan sonra Vittorio Emmanuele Caddesi boyunca yürüyerek Katedral ulaştık. Katedralin bugün bulunduğu yerde aslında bir Bizans Kilisesi varmış. 1185 yılında buraya bir Katedral yapımı başlamış ve yapımı yüzyıllar sürerek ancak 18. yüzyılda bitirilebilmiş. Dolayısı ile burada bir dönem çevrildiği camii dahil çok çeşitli mimari özellikler göze çarpıyor.

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Vittoria Emmanuel Caddesinde yürümeye devam edince Porta Nuova adlı bir kapıdan geçiyorsunuz. Kelime anlamı “Yeni Kapı” olsa da aslında bu kapının yapım tarihi 1583. Kral 5. Charles’ın Osmanlılarla savaşı üzerine yapılmış ve bu kapıda 4 adet Osmanlı kabartması var.

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Palazzo dei Normanni (veya Palazzo Reale) Palermo’nun diğer önemli eserleri arasında. Burası Norman sülalesinden beri Sicilya Kraliyet Sarayı. Bundan önce de 9. yüzyılda Arap Emirlerinin sarayı olmuş. Bugün de Sicilya Parlementosu olarak hizmet veriyor. Burada gezeceğimiz en önemli yer  Cappella Palatina.

IMG_2578

Cappella Palatina muhteşem bir eser. 1130 yılında Kral  Roger II tarafından dizayn edilmiş. Muhteşem altın mozaikleri, estetik mermer yer döşemeleri ve  islami mukarnas çatısı ile estetik bir uyum içinde duruyor. Burası çok turist çeken bir yer ve içeriye giriş için sıra bekliyorsunuz. Ne kadar beklemeniz gerekiyorsa bekleyin ve Palermo’ya gelmişken Cappella Palatina gezin derim.

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Biz orada olduğumuz zaman Palazzo dei Normanni içinde Botero’nun bir sergisi vardı. Din konusunu işlediği resimleri ile Botero’nun sergisini gezmek doğrusu bu güzel yerin bize bonusu oldu.

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

IMG_2638

Palermo’daki son gezi durağımız ise  Capuchin Yeraltı Mezarı oldu. Burada ölüler mumyalanıyor ve günlük eşyaları ile duvara çivi ile asılıyor ya da yapılan bölümlere yerleştiriliyor. 16. Yüzyıldan başlayan ölüleri mumyalama ile saklama önceleri sadece keşişler için yapılırken sonraları bir statüko olmuş ve zenginler içinde yapılmaya başlanmış. En son mumyalama 1920’de bir çocuk için olmuş. İlginç ama biraz ürpertici bir yer.

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Bugünün bir diğer gezi yeri olan Erice’ye doğru hareket ettik. Palermo-Erice arası 120 kilometre yaklaşık olarak da 2 saat sürüyor. Erice, Trapani Şehrine 750 metre yüksekte olan bir ortaçağ kasabası. Tarihi 3000 yıl gerilere kadar gidiyor.

IMG_2649

Erice’ye Trapani Kapısından girdikten sonra karşımıza ilk olarak  yapım tarihi 15. yüzyıla kadar giden Chiesa Matrice Kilisesi çıkıyor.

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Cannolo_siciliano_with_chocolate_squares

Canolli

1024px-Arancini_002

Arancini

Buradan sonra Erice’nin dar sokakları arasından yukarıya doğru yürüdük. Anıl bize gittiğimiz yerlerin, eğer varsa, meşhur yemek salonlarını kaçırttırmıyor. Erice’de La Pasticceria di Maria Grammatico adlı pasta, tatlı ve börekleri ile meşhur bir dükkan var. Burada aynı zamanda size pasta yapımı ile ilgili kısa kurslarda veriliyor.  Biraz daha ilerde Cafe Maria’yı gözümüze kestirdik ve burada yemek molası verdik. Ben Arancini adlı bizim içli köfteye benzer bir yemeklerini sipariş ettim.  Yemek sonrası tatlı olarak da Maria’nin pastane kısmından Canolli tatlısını yedim.

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Yemek sonrasında Erice’nın dar sokaklarını arşınlamaya devam ettik ve sonrasında Selinunte’ye doğru yollara düştük. Önümüzde daha 100 km’lik bir yol ve gezilecek bir antik kent var.

IMG_2722

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Selinunte Sicilya Adası’nın Güney Batı bölümünde antik bir Yunan kenti olarak kurulmuş. İki nehir arasına kurulmuş bu şehirde zamanında 30000’e yakın insan yaşarmış. Bu şehirde hala kazılar yapılıyor. Ortaya çıkartılan tapınaklara alfabetik isimler veriliyor (A,B,C gibi). Muhtemelen kazılar tamamlanınca kime adanmışsa ona göre isimlendirilir. Biz Selinunte antik kentine vardığımızda vakit epey geç olduğundan gezi için küçük gezi arabalarını kullandık. Bu arabalarla şehri ancak turlayabildik. Ama sarı papatyaları ve renk renk çiçekleri ile İtalya’da baharı en iyi hissetiğimiz yer Selinunte’ydi.

 Evet Sanal Gezgin arkadaşlarım..

Bu bölüm de bu kadar. Bu bölümü 3 yıl önce aramızdan tam da bugün ve şu saatlerde ayrılan sevgili babam anısına yazdım. Okuma ve araştırma alışkanlığımı ona kısmen borçluyum. Rahat uyusun.

Görüşmek üzere, Gezekalın

Dr Ümit Kuru

01.06.2015 Saat 00:54

IMG_2753