• Arşivler

  • Diğer 532 aboneye katılın
  • Mart 2013 den beri

    • 384.945 ziyaretçi
  • Mart 2026
    P S Ç P C C P
     1
    2345678
    9101112131415
    16171819202122
    23242526272829
    3031  

Hayallerimin Ötesinde Bir Ülke (Serendip): Sri Lanka/ Kültür Üçgeni-1

IMG_9284.jpg

A Country That is Beyond My Imagination (Serendip): Sri Lanka/ Cultural Triangle

Article in Summary 

In the north-central area of Sri Lanka, are home to the famous Cultural Triangle. This region, the home of ancient Sinhalese royalty is loaded with ancient ruins and restored temples. The Cultural Triangle is so called because it includes three major sites that form a triangle; Anuradhapura to the north, Polonaruwa to the east and Kandy to the south-west. Inside the triangle, there are other places of interest; Mihintale, Ritigala and Dambulla.  Sri Lanka is home to eight UNESCO World Heritage Sites -six cultural and two natural- and 5 of them are in Cultural Triangle. This shows the importance of this region for a traveller. 

IMG_9456.jpg

heritagesiteSri Lanka’nın kuzey ve orta bölümü meşhur “Kültür Üçgeni” ‘ne ev sahipliği yapıyor. Kuzeyde Anuradhapura, doğuda Polonaruwa ve güneybatıda Kandy  gibi üç büyük tarihi yerleşkeyi kapsayan bölgeye Kültür Üçgeni deniyor. Eski Sinhala Krallığının yurdu olan bu bölge, tarihi 2000 yıl öncesine dayanan kalıntılar ve restore edilmiş tapınaklar, dev Buda heykelleri, kraliyet havuzları ve bahçeleri ile dolu.  Kültür Üçgeni içinde Mihintale, Ritigala ve Dambulla gibi ziyareti kaçırılmaması gereken diğer önemli tarihi yerler de mevcut. UNESCO Dünya Kültür Mirası listesinde altısı kültür ve iki tanesi de doğa mirası eserinden, beş tanesinin Kültür Üçgeni içinde yer aldığını söylemek, herhalde bu bölgenin önemini siz okuyuculara anlatacaktır. Biz bu bölgeye ancak 3 tam gün ayırabildik. Aslında daha fazla zaman ayırmak gerekir ama bizim yaptığımız gibi en iyi örneklerle seçme bir Kültür Üçgeni gezisi yapmak da yetiyor. Doğrusu bir süre sonra tapınak ve Buda heykeli görmekten sıkılabiliyorsunuz. Yazılan yerlerden görmediklerim arasından Ritigala’yı görmek isterdim. Hem orman içinde ve hem de daha az turistik gibi gözüküyor. 

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Biz gezimizin başlangıcında ilk geceyi Colombo’da geçirdik. Ertesi gün Anuradhapura’ya doğru yola çıktık. Sri Lanka da mesafeler asla uzun değil (Colombo-Anuradhapura arası sahili takip ederek ve Puttalam‘dan ülkenin içlerine doğru giden bir yola saparak toplamda 225 km) ama yollar kötü olunca hedefe ulaşmanız uzun oluyor. Bu nedenle sabahın erken saatlerinde yollara düştük. Yaklaşık 5 saatlik bir otobüs yolculuğumuz oldu. Ancak yol o kadar güzel ve renk dolu ki zamanın nasıl geçtiğini anlamadık bile. 

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Anuradhapura bir zamanlar krallığın başkentliğini de yapmış önemli bir yer. Kuruluşu yazılı kayıtlara göre MÖ 4. yüzyıla kadar gidiyor. Ama bunun öncesinde de yaşam olduğuna dair bulgular var. Belki de en uzun süre başkentlik etmiş şehirlerden birisi Anuradhapura; 11. yüzyıla kadar başkentlik etmiş. Tamil istilaları sonucunda Anuradhapura önemini kaybetmiş ve bu önemli şehir ormanların altında kalmış. Sonradan tekrar gün ışığına çıkması, 19. yüzyılda başlayan İngiliz kazıları ile oluyor. Anuradhapura, Budizm’in kutsal mekanlarından bir tanesi.

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

OLYMPUS DIGITAL CAMERAAnuradhapura gezimize Isurumuni Rajamaha  Viharaya tapınağı ile başladık.  Burası MÖ 4. yüzyıllara giden bir tarihe sahip. Vihara, içinde Budist rahiplerin yaşadığı tapınaklara deniyor. Büyük bir kayaya dayanan ve içinde büyük bir yatan Buda heykeli ve duvarlarında fresklerin bulunduğu tapınağı önemli kılan Fil Havuzu ve Aşıklar (Lovers) Büstü. 6. yüzyıl yapımı bu büst, alt kasttan bir kadına olan aşkı uğruna   tacını terk eden bir prensi gösteriyor. Erkeğin kucağına oturmuş olan kadın, yaramazlık peşinde olan erkeğine muzipçe ve nazlanarak parmaklarını sallar gibi duruyor. Sevdim ben bu büstü! O zamanlardan sevgiyi ve şehveti bir arada bu kadar güzel ve ince bir şekilde taşa yansıtmaları ne hoş!

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Anuradhapura panoramasını alabileceğiniz ve üstündeki küçük bir  stupaya götüren taş merdivenleri tırmanmayı ihmal etmeyin sakın.

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Burada birkaç hatırlatmayı yapmalıyım; Sri Lanka’da hiç bir tapınağa ayakkabı ya da terlik ile, omuzu açıkta bırakan tişort ve kısa şortla girmenize izin etmiyorlar. Yanınızda kullanıp atacağınız çorap götürmenizi şiddetle tavsiye ederim. Ayakkabılarınızı çıkarmanızın zorunlu olduğu tapınak, açık bir alanda bile olabilir ve o zaman da sıcak taşlar çıplak ayakları fena yakıyor. THY’nın uçakta dağıttığı çoraplar bu iş için ideal. Onları mutlaka yanınıza alın ve hatta bulabilirseniz birkaç tane yedekleyin. Bu çorapların alt tarafı kalın olduğundan sıcak taşlara bastığınızda ayak tabanlarınız yanmıyor.  Buda’ya arkanızı dönen bir halde fotoğraf çekmeniz kesinlikle yasak. Çekmişseniz de makinenizden sildirebiliyorlar. 

IMG_9528

Ruwanweliseya Dgoba, Anuradhapura içindeki 3. büyük Budist tapınağı; Doksan metreleri bulan genişliği ile diğerlerine göre en sağlam ve aslına göre en iyi restore edilmiş olanı. Burayı gezdiğimizde bir pazar günüydü. Pazar günleri çevre köylerden insanlar bu mabede gelip Buda’ya ibadetlerini yapıp, sunumlarda bulunurlarmış.

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

O gün de ellerinde çalgıları,  sarı şemsiyeleri, lotus çiçekleri ile iki sıra halinde dizilmiş  tek parça uzun bir bayrağı iki taraflı olarak taşıyan insanların yer aldığı bir törene şahit olduk.

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Tapınağın geniş kubbesini temizleyen ve boyayan işçilerin bambu merdivenlere çıkarken ki becerileri ise kameralarımıza takılan güzel bir olaydı.

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Bu tapınaktan sonra, zamanında kraliyet bahçeleri (Mahamevnāwa Bahçeleri)  olan çok güzel bir parkı geçip, Anuradhapura’ya Budistlerce çok büyük önem kazandıran bir başka önemli yere, Jaya Sri Maha Bodhi‘ye ulaştık.

IMG_9643-001.JPG

Hindistan’da Bodh Gaya adlı haç merkezinde bulunan ve Gautama Buda’nın altında aydınlanmaya ulaştığı incir ağacından bir fide, MÖ 3. yüzyılda Sri Lanka’ya getirilip buraya dikilmiş. Bu ağaç, Budizm’deki önemi yanında, insan eli ile dikilmiş ve yaşayan tek ağaç olarak da çok önemli. 

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Burada da ellerinde bayraklarla pazar törenleri için tapınağa gelen insanlar vardı. Şanslı günümüzdeyiz, hem çok özel yerlerdeyiz ve hem de çok özel bir günde buradayız.

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Anuradhapura gezmekle bitecek gibi değil. Zamanında şehirde bolca bulunan ve hem şehre su depolamaya yarayan ve hem de soyluların yüzme amaçlı kullandıkları havuzların iyi örneklerinden biri olan Kuttam Pakuna (İkiz Havuzlar) ziyareti yaptık. 

IMG_9720-001

Anuradhapura’da yapılan ilk tapınak Thuparamaya‘yı  yol kenarında inip fotoğrafladık. Ama burada da en güzel pazar ayinine denk geldik. 

P3100234.JPG

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Jethawaramaya Tapınağı‘nı en son olarak gezdik. Bu tapınak MS 3. yüzyılda yapılmış ve en büyük özelliği de sadece Anuradhapura’da değil ama tüm Sri Lanka ve belki de tüm dünyadaki en büyük Budist tapınak olması. 120 metre yüksekliğe ulaşan tapınağın duvarlarındaki maymunlar çok ilginç görüntüler verdi.  

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Anuradhapura mutlaka daha fazla gün ayrılmasını gerektiren bir yerdi. Ancak gün az ve gezilecek yer çok olunca gördüklerimizle yetinmek zorunda kaldık. 

IMG_9777

Şimdilik Gezekalın…

Dr Ümit Kuru

04.04.2019 Saat 23:20

Kaynaklar:

http://www.sacred-destinations.com/sri-lanka/anuradhapura

Hayallerimin Ötesinde Bir Ülke (Serendip): Sri Lanka-Genel Bilgiler

P3140065.JPG

Indian_subcontinent_CIA

A Country That is Beyond My Imagination (Serendip): Sri Lanka/ Background of The Trip

Article in Summary

“Ayubowan” and Welcome to Sri Lanka….

We have visited Sri Lanka at 09-19 March of 2019 and we came back with lots of unforgettable memories and impressions. 

Three ethnic groups—Sinhalese, Tamil, and Muslim—make up more than 99 percent of the country’s population, with the Sinhalese alone accounting for nearly three-fourths of the people. “Ayubowan”, a word from Sinhala (mother tounge of Sri Lanka), is a salutation wishing the recipient a long life, typically as a greeting or a goodbye. You will hear this word frequently at Sri Lanka.  

IMG_9339.JPG

Over the years Sri Lanka has been called “Paradise”, “The Pearl of the Indian Ocean”, “Heaven on earth” and now the “Wonder of Asia”. Sri Lanka have many beautiful places that will take your breath away, you’ll wish your vacation in Sri Lanka would never end as we did. This is one probable reason for being voted the number one destination to be visited in 2019 by Lonely Planet Magazine.

map1

Only few places in the world can offer the traveller such a remarkable combination of stunning landscapes, pristine beaches, captivating cultural heritage and unique experiences within such a compact location. Within a mere area of 65,610 kilometres lie 8 UNESCO World Heritage Sites, 1,330 kilometres of coastline – much of it pristine beach – 15 national parks showcasing an abundance of wildlife, nearly 2000 km² of lush tea estates, lots of botanical gardens, 350 waterfalls, to a culture that extends back to over 2,500 years.

Tam ekran yakalama 27.03.2019 145418.jpg

Our itinerary in Sri Lanka / Sri Lanka gezi programımız

 We have visited 7 UNESCO World Heritage Sites, one national park and taken a small hiking at Sinharaja Rainforrest during 10 days. The days we spent in Sri Lanka was not enough to visit more. I have to say what I said before; We wish to have more days in Sri Lanka…

Keep Travelling…

Dr Ümit Kuru

IMG_9391.JPG

“Ayubowan” ve Sri Lanka’ya Hoşgeldiniz… 

Mart ayının 09-19 tarihleri arasında Sri Lanka’ya bir gezimiz oldu. Aksaklık olmadan gerçekleştirdiği geziden unutulmaz anılar ve izlenimlerle döndük. 

Sri Lanka nüfusunun %99’una yakınını oluşturan üç etnik gruptan –Sinhali, Tamil ve Müslüman-  Sinhalalar, toplumun 3/4 lük kısmını oluşturuyorlar. Sri Lanka’nın ana dili olan Sinhalaca’da ki bir kelime “Ayubowan“, ülkenin  her yerinde karşınıza çıkacaktır. Söyleyen tarafından karşısındakine “uzun ömürler” dileyerek, selamlama ya da uğurlama eyleminin karşılığı bu kelimeyi pek sevdik. 

IMG_9443.JPG

Yıllarca “Cennet” olarak adlandırılan Sri Lanka, son zamanlarda “Hint Okyanusu incisi”, “Yeryüzündeki cennet” ve “Asya’nın harikası” gibi tanımlamaları da almayı başarmış. Sri Lanka bir gezginin nefesini kesecek güzelliklere sahip. Bu nedenle de 2019 yılında Lonely Planet tarafından gezilmesi gereken yerler listesinde bir numaraya seçilmiş.

P3100207.JPG

Tabii ki bu cennet unvanına sahip ülkenin de karanlık zamanları olmuş. 1983’ten beri ülkenin kuzey ve doğusunda 25 yıl boyunca bağımsızlık için silahlı mücadele eden Tamil gerillaları 2009 yılında ortadan kaldırıldıktan sonra ülkeye barış ve huzur ortamı gelmiş. Sonrasında hızlı bir kalkınma ve turizmde canlanma gerçekleşmiş. Ülke insanları arasında refah paylaşımında alınması gereken çok yol var ve her şey güllük gülistanlık değil tabii ki ama emin olduğum tek konu var ki o da biz gezginler için, Sri Lanka’yı keşfetmenin zamanıdır.

IMG_2447

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Adanın tarihi çok eskilere kadar uzanıyor. Bir yerde okudum ve çok hoşuma gitti, sizlere de aktarayım; Hz Adem dünyaya indirilecek. Bunun için öyle bir yer seçilmeli ki, Hz Adem cennetten ayrıldıktan sonra dünyaya adapte olmakta güçlük çekmesin!  İşte Hz Adem için yeryüzündeki cennet bugünkü Sri Lanka olmuş. Başkent Colombo’nun 72 km kadar doğusunda yükselen 2243 metre yüksekliğinde koni biçiminde bir dağdaki Hz Adem Tepesi, Budistler, Hindular, Hristiyanlar ve Müslümanlar tarafından kutsal sayılıyor. Tepesindeki 1,5 metre uzunluğunda, ayak izine benzeyen çöküntünün Gotama Buda’nın, Şiva’nın ya da Âdem’in ayak izi olduğuna inanılıyor.

P3120038.JPG

Yazılı tarihi 3 bin yıl öncesine dayanan Sri Lanka’da, en az 125 bin yıl öncesinden tarih öncesi insan yerleşimlerine ait bulgular mevcut. Sri Lanka adasının ilk ismi, Yunanca “bakır renkli” anlamına gelen “Toprobane”dir. Arap fethiyle bölgeye; “Beklenmedik Şeylerin Ülkesi” anlamında “Serendip” adı verilmiş, daha sonra ise 1972’ye kadar “Seylan” ismi kullanılmış. Son olarak da “Şaşaalı Ülke” anlamında bugünkü Sri Lanka ismi kullanılmakta.

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Adaya Arap tacirler 8. yüzyılda gelmişler ve bazıları yerleşmiş. Adaya ilk gelen Avrupalılar 16. yüzyılda Portekizliler olmuş. Ardından 17. yüzyılda Hollandalılar, 18. yüzyılın sonunda da İngilizler gelmiş ve bölgeyi yönetmişler. Kandy, Galle Colombo gibi kentlerde sömürgecilere ait pek çok iz görebiliyorsunuz. Sri Lanka 1948 yılında bağımsızlığını kazanmış.

P3140097.JPG

Nüfusu 21 milyon civarında. Adanın 65610 km²’ lik yüz ölçümü var. Sri lanka’da sıcaklık hiç bir zaman 22°C’lerin altına düşmüyor. Haziran-Ağustos ayları arasında Sri Lanka gezisi yapacaksanız, muson yağmurları nedeni ile gezi için kötü zaman seçmiş olacaksınız. Ziyaret için en uygun zaman Aralık-Nisan ayları arası. Ülkenin en yaygın dini Budizm. Sri Lanka Türkiye’ye göre 2.5 saat ileride. Para birimi Sri Lanka Rupisi, para birimi simgesi ise LKR. Bir Amerikan Doları ile 176 LKR alabildik. Benim kıyaslamam gezdiğim ülkenin bira fiyatı olduğundan, yaklaşık 1 USD ye bir büyük bira alabiliyorsunuz (Lions adlı biraları harika). Tabii ki bu market fiyatı. Otellerde 5-6 USD’ye bira içtiğimiz yerler de oldu.

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Ülkeye girerken illa ki bir vize almanız gerekiyor, yeşil pasaportlu olmanız da bir şey değiştirmiyor ve 30 günlük turist vizesi için 30 USD ödemeniz gerekiyor. Havalananından  bu vizeyi rahatlıkla alabilirsiniz. Bizden fotoğraf filan da istemediler. THY’nin önce Maldivlerin başkenti Male’ye uğrayan (uçakta 1.5 saat geçirmeyi göze almanız gerekiyor) sonra da Sri Lanka başkenti Colombo’ya giden uçuşları var. Uçuş toplam da 10.5 saat sürüyor.

P3150016.jpg

Sembolleri; Çiçeklerden su zambağı, kuşlardan Jungle Fowl (Hint Kuşu). Tarçının ana vatanı Sri Lanka. İngilizlerin ülkeye armağanı olan çay bahçeleri inanılmaz güzellikte ve düzendeler. Demiryolları daha çok İngilizlerden kalma ve yaygın bir demiryolu ağına sahipler. Bu trenlerden Kandy-Ella arası işleyeni turistler tarafından çok tercih ediliyor. Kara yolları çok sağlıklı değil. Şehirler arası kilometreler kısa gözükse de yol durumu nedeniyle araçlar ortalama 30-40 km hızı pek geçemiyorlar. Otoban yolların sayısı fazla değil. Planlama yaparken buna dikkat etmek gerekir.

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Başından beri anlattığım gibi Sri Lanka’da gezecek çok yer, yapacak çok aktivite bulacaksınız. Tarihin izinde olanlar ülkenin Orta- Kuzey kısmında Kültür Üçgeni olarak adlandırılan ve Budist tarihi, tapınakları ve sarayları ile meşhur  kentlerini gezmeliler. Bu kentler UNESCO Kültür Mirası Listesi içinde olan çok önemli yerler.

IMG_9479

“Yok arkadaş ben dağ, taş yürümek istiyorum, ormanda trekking yapacağım, çay bahçeleri göreceğim” derseniz Kandy, Ella, Nuwara Eliya, Udawalawe, Hatton gibi kentlere ağırlık verebilirsiniz.  Yüzmek, surf, dalış, şnorkelle dalış, balık avlamak, balina gözlemek gibi arzularınız varsa adanın her yeri müsait ise de Galle, Hakkaduwe, Mirissa, Tangalle, Bentota gibi yerler en çok tercih etmeniz gereken yerler. Ulusal Parklardan biz Udawalawe Ulusal Parkında safari yaptıksa da iyi bir tercih olmadığını anladık. Yale Ulusal Parkı daha iyi olabilirdi.

OLYMPUS DIGITAL CAMERA

Biz bu gezilerden ortaya karışık bir program tercih ettik. 10 günlük bir sürede Kültür Üçgeni, orman içi yürüyüş, safari, deniz kenarı konaklama, tren turu, çay bahçeleri gezisi, longoz ormanlarında tekne turu gibi bir çok yapılması gerekeni yaptık. Hepsi birbirinden güzeldi bana göre. Bunu yapmasaydım dediğim aktivite, benim için olmadı. Keşke 2-3 gün daha uzun bir gezi yapabilseydik dediğim ise oldu.

OLYMPUS DIGITAL CAMERA

Gezekalın

Dr Ümit Kuru

29.03.2019 Saat 22:00

Sakura Zamanı Japonya:Nikko

P4110081.JPG

Bugünümüz Tokyo’ya 150 km (yaklaşık 2 saat otobüs yolculuğu demek) mesafede olan Nikko Ulusal Parkı ziyareti ile geçecek. Aslında Japonya programımızın bir dile getirdiğim ve bir de getirmediğim ama ilkinden daha önem verdiğim bir temeli var; Bizim programın temeli Japonya’da UNESCO Dünya Kültür ve Doğa Miras Listesi eserlerini gezmeye dayanıyor. Japonya’nın UNESCO Listesine girmiş 19 Kültür ve Doğa eseri var. Biz gezimizde, süremizin ancak yettiği şekilde, bu yerlerden 6 tanesini gezeceğiz. İşte Nikko Ulusal Parkında bulunan mabet ve kutsal yerler bu listeye göre gezeceğimiz ilk yer olacak. Yani en azından bende heyecan dorukta!

Burada bir ara verip, Japonya’ya has bir dini öğreti olan-yani bu anlamda Japonya’nın milli dini olan- Şintoizm hakkında bazı bilgiler verme gereğini duyuyorum. Japonya’ya Çin’den 6. yüzyılda gelen Budizmi daha önce gezdiğimiz ülkelerden tanıyorum. Ancak Şintoizm bana da çok yabancı bir dini öğreti.

Ry6Ob6

Şintoizm dünyanın en eski dinlerinden bir tanesi. Geçmişi Milattan Önce 7. yüzyıla kadar gidiyor. Şintoizm’in Japoncada karşılığı Kami-Nomiçi’dir (Tanrıların Yolu). Şintoizmin bilinen bir kurucusu yok. Şintoizm’in 2 temel özelliği kısaca;
-Milli bir din olması
-Tabiata tapmaya önem vermesi.

Şintoizm inanışına göre, birbiriyle hem kardeş hem karı-koca olan Gök (Baba) Tanrı ile Yer (Ana) Tanrı bütün Japon adalarını ve diğer Tabiat Tanrılarını doğurmuşlardır. Bu iki ilah inancı etrafında dönüp dolaşan başka Tanrı inanışları da vardır.

Nakledildiğine göre Japonya’da 8.000.000 ilah varmış. Dağ, ırmak, ateş, gök gürlemesi, fırtına, yağmur gibi ilahlar dışında her meslek sahibinin de ayrı bir ilahı varmış. Bu inanışta ölüler, yaşayanlara muhtaçtır. Kendilerine ikram yapıldığı, mezarın üzerine yiyecek, içecek, eşya ve tabii ki para konulduğu sürece mesut oluyorlar. Ailenin, köyün, klanın ve imparatorun atalarının ruhları en başta gelen ruhlardır. İmparator Güneş ilahesinin torunudur ve halen de öyle kabul edilir. Genellikle Japonlar dünyanın iyi ve kötü ruhlarla dolu olduğuna inanırlar.

 Şintoizm’de ibadet tapınak (Japonca Şinto Tapınaklarına Jinja deniyor) veya evde yapılabilir. Şinto Tapınakları, klasik Budist Tapınaklarının aksine bol renkli ve canlı ibadet yerleridir. Mabetlerde genellikle eskiliği açısından değerli olan ayna, kılıç, mücevherli taş ve Güneş Tanrısı Amaterasu’nun heykeli bulunur. 

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Japonların ibadet şekilleri çok sade ve basittir. İbadet etmek isteyen kişi mabede gider, elini, yüzünü Müslümanların abdest almalarına benzer şekilde arınma çeşmelerinde yıkar. Mabette ibadet yerine gelen kişi ellerini 2 kez çırparak ya da çanı çalarak Tanrıya geldiğini haber verir. Mabetteki kıymetli eşya karşısında diz çöker ve ibadetini tamamlamış olur. Evlenme törenleri mabetlerin bitişiğindeki evlenme salonlarında rahipler tarafından icra edilir. Cenaze törenlerini ise, Şintoizm inancında ölü beden kirlenmiş kabul edildiğinden ,Budist rahipler yönetir. Bu anlayış Japonlar tarafından “Biz Şintoist doğar, Budist ölürüz” şeklinde dile getiriliyor. Şintoizm, Budizme göre daha çok neşeli ve dünyevi zevklere uygun sanki. Budist tapınaklar içindeki karamsarlık ve dini bir yapının mistisizmi Şinto tapınaklarında yok .

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

IMG_5722Tapınak alanlarına “Torii” (Tanrı Kapısı-Yolu) denen kapılardan geçerek girilir. Tapınağın girişinde sağlı sollu bulunan aslan, köpek veya tilki heykelleri “Koma inu” olarak adlandırılıyor. Gerçekten sonradan gezdiğimiz tapınakların girişlerinde bu hayvan heykellerinin değiştiğini gördük. Bu hayvan heykellerinin tapınağı koruduklarına inanılıyor. Ziyaretçilerin dileklerini tahta plakalara yazarak bıraktıkları kısma “ema” deniyor. El ayak çekildikten sonra Kamilerin (Tanrılar) gelerek bu dilekleri okuduklarına inanılıyor. Omikuji, içinde yazılar bulunan kıvrılmış kağıtlara deniyor. Bu bir çeşit fal aslında. İnsanlar bu fal kağıtlarını çekip okuyor, sonra da ağaç dalına bağlıyorlar. Ağaç dalına bağlanan fal iyiyse gerçekleşeceğine, kötüyse iyiye dönebileceğine inanılıyor. Tapınağa girmeden önce arınma çeşmesindeki bir kepçe ile su alarak ellerinizi yıkamanız, avucunuza aldığınız suyla ağzınızı çalkalayarak yalağa tükürmeniz gerekir. Doğrudan kepçe ile su içilmez, ağza alınan su yutulmaz.

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

İkinci Dünya Savaşından sonra Şintoizm resmi din olma özelliğini kaybetmiş. ABD, savaştan yenik çıkmış Japonların, gelecekteki militarist/ulusalcı duygularını ortadan kaldırma yollarını ararken, Japon milli dini Şintoizmi de suçlu görmüş. Savaştan sonra silahsızlandırılmış Japonya’da feodal kültürü yansıtan Şinto uygulama ve öğretileri, savaş dönemindeki ünlerini kaybetmişler ve bugün uygulanmıyor ve öğretilmiyorlar. Japonya’da şu anda hakim olan din, daha çok Barışçı bir din olan Budizm. Bu nedenle hemen gezdiğimiz çoğu Şinto mabedi yanında bir Budist mabedi (Japonca Budist Tapınaklarına Otera deniyor) bulunuyor.

IMG_2593-001.JPG

Bu kadar Şintoizm bilgisi sonrası dönelim Nikko Ulusal Parkına..

Nikko, meşhur bir Japon Atasözü’ne konu olmuş: “Nikko wo minakereba “kekkō” to iu na. Bunu”Nikko’yu görene kadar muhteşem/yeter deme! ” şeklinde tercüme edebiliriz. Ben Nikko’nun güzelliğini anlatan bu Atasözüne tamamen katılıyorum. Hem asırlık ağaçlar ve yeşillik ve hem de tarih iç içe; Şinto Tapınaklarının en güzel örnekleri var Nikko’da. 

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Nikko yerleşim yerini otobüsle geçer geçmez aniden karşımıza Shinkyo Köprüsü çıktı. Biz Japonya’nın en güzel ve romantik 3 köprüsünden bir tanesinin önünden geçtiğimizi fark ettiğimiz de otobüsümüz köprüyü çoktan geçmişti. Tüm gezimizin en lanet Japon Şöförüne gezimizin bu bölümünde çattık. Ne yaptık, ne ettiysek bir köşede durup da, bu güzelim köprünün fotoğrafını çekemedik. Yolda ilerlemiş bulunduğumuzdan ve biraz yolun dar olması da müsade etmeyince adamı bir türlü bir yerde durmaya ikna edemedik. Tuttu bir kere Japon inadı adamın! Dönüşte görürüz sözünü aldık ama onu da yapmayınca göz ucuyla görebildik Shinkyo Köprüsünü. Buradaki fotoğraf bana ait değil maalesef…

Gezi alanına hemen girişte sağımızda kalan tapınak Rinnoji Tapınağı. Ama bu tapınak tadilatta olduğu için kapalı. Zaten Japonya 2020’de yapılacak yaz olimpiyatları nedeni ile toptan bir tadilata girmiş durumda. Hemen her gezdiğimiz yerde bunu gözlüyoruz.

IMG_2588.JPG

İki tarafı asırlık ağaçlarla dolu yoldan yürüdükten sonra girişinde Tokugawa Ieyasu’nun tuğrasının bulunduğu bir anıt ve hemen arkasında da kapıyı (Torii) görüyorsunuz. 1616 yılında ölüm döşeğindeki Tokugawa Ieyasu varislerinden bir istekte bulunur. Nikko’ya küçük bir mabet yapılmasını ve oraya cesedinin konulmasını diler. “Ben buradan Japonya’da barışı koruyan Tanrı olacağım” der. Sonuçta Nikko, Tokugawa Şogunlarının anıt mezar yeri olur.  İnce işçilikle yapılmış bol renkli tahta oymalar ve altın yapraklı işlemeler nedeni ile buradaki şatafat başka bir tapınakta yokmuş ve Çin etkisinin en fazla gözlendiği tapınaklarda buradaymış.Tüm alanda yaklaşık 13000 civarında asırlık sedir ağaçları bulunuyormuş.

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Toshogu Mabedi buradaki en önemli tapınak ve Tokugawa Ieyasu “Doğudan Parlayan Işığın Büyük ilahı-Tosho Daigongen” olarak Toshogu’da kutsanmış. Başlangıçta çok basit bir mabet iken Ieyasu’nun torunu Iemitsu tarafından 1600’lü yılların ilk yarısında genişletilmiş. Toshogu Mabedi bir kompleks yapı ve içeride bir düzine kadar yapı var. Bunların üzerinde çok güzel tahta oymalar var. Bunların içinde en meşhur olanı “3 maymun” oyması. 

IMG_2645.JPG

Toshogu Mabedinde dikkatimizi çeken bir başka özellik de hem Şinto ve hem de Budist öğeler taşıyan Tapınakların belirgin olarak bir arada olması. Meiji dönemine kadar tüm ülke tapınaklarında bu birliktelik çok belirginmiş ama Meiji dönemi sonrasında Şintoizme ait öğeler belirgin olarak Budizim ögelerinden ayıklanmış.

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Tapınağa adanmış sake fıçılarının bulunduğu depo evlerin arkasında  Yomeimon Kapısı var. Bu kapı işçiliği iyice abartılı bir güzellikte.

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Yomeimon Kapısından sonra ise Toshogu Mabedinin ana binasına giriyorsunuz. Ama burada fotoğraf çekmek yasak. Yomeimon Kapısından sola doğru gidince  “Ağlayan Ejder” (Honjido Hall) adlı bir bölüme gidiyorsunuz. Burada bir rahip eline aldığı iki tahtayı birbirine vurunca akustik garip bir ses yankılanıyor. Ağlayan ejder ismi de bu sesten geliyor. Ana tapınaktan çıkınca arkaya doğru giden bir başka kapıda ise “uyuyan kedi” oyması meşhur. Bundan sonrası ise merdivenleri tırmanarak Tokugawa Ieyasu’nun mozelesine ulaşıyorsunuz. Bize verilen zaman diliminde ancak bu kadar bölümü gezebildik ama Nikko daha fazla zamanı kesinlikle hak ediyor.

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Ayaklarım geri geri giderek tapınaklar bölgesinden çıktık. Bu park içinde Futarasan Tapınağı’da bulunuyor. Onu ise hiç görme şansımız olamadı. Neyse! Bazen azla da yetinmeli. 

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Öğle yemeğimizi Chuzenji Gölü kenarındaki, Chuzenji Kanaya Otelin restoranında yedik. Nefis bir mısır çorbası, salata, alabalık ve dondurmadan oluşan bir öğündü. Bu otelin konumu müthişti doğrusu.

P4040135.JPG

Bu bölgedeki son aktivitemiz ise Chuzenji Gölünün sularının dışarı çıkış noktası olan Kegon Şelalesi’ni ziyaret etmek. Nikko Ulusal Parkı içinde çok sayıda şelale var. Ancak Kegon Şelalesi yaklaşık 100 mt’den düşen suları ile sadece buranın değil aynı zamanda tüm Japonya’nın en güzel 3 şelalesinden bir tanesi olarak kabul görüyor. Kegon Şelalesini en iyi görebilmek için asansörle bulunduğumuz seviyenin 100 mt altına inmeniz gerekiyor. Asansörle indikten sonra ise bir platformdan nefis şelale manzarası alabiliyorsunuz. Bu kısmı yazmak kolaydı da asansörden çıkışta şelale gördün mü? diye sorarsanız size yanıtım “hayır” olacaktır. Bunun nedeni ise o anda ve  o yerde çok yoğun bir sisin olmasıydı. Şelalenin sesi var ama kendisini görmek mümkün değildi.Bir süre o platformda oyalandık ama grubun büyük bölümü şelale görmekten umudu kesip  asansörle tekrar yukarı çıktı. Benim gibi umudunu yitirmemiş bir kaç kişi daha kısa süreliğine daha beklemek istedi. İşte ne olduysa o beklemede oldu. Sis 10-15 dakikalığına, tam olmasa da, dağılıverdi. Şelalenin yukarıdan düştüğü yeri seçebilir hale geldik. Burası açık bir havada müthiş olur eminim.

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Kegon Şelalesinin güzelliği hakkında bir fikir vermesi açısından açık bir havada yukarıdan çekilmiş bir video bağlantısı verdim.

Nikko gezimiz sonrasında 2 saat süren geri dönüş sonrasında Tokyo’ya vardık. Yemeğimizi daha tipik bir Japon menüsü sunan bir restoranda yedik ve günü bitirdik.

Evet Sevgili Sanal Gezginler.. İkinci günü de anlatmış olduk. Keşke hava biraz daha açık, yağmursuz, sissiz yani fotoğrafa daha uygun olsaydı. Keşke Nikko bölgesinde daha çok vakit geçirebilseydik…Ah! Keşke… Ah! Keşke….

Gezekalın…

Dr Ümit Kuru

21.04.2016 saat 01:44

 

 

Sakura Zamanı Japonya

IMG_7538-001.JPG

IMG_8118Sakuralar açarken Japonya’da olmayı tam bir yıl öncesinden planlamıştık. Bu karara varmak benim açımdan öyle pek de kolay olmadı doğrusu. Gelişmiş ülkeleri gezmeyi, bir gezgin olarak hep ötelemişimdir. Sanayileşmiş, eski kültürünü ve doğasını yok etmiş ve bunları gezginlere sadece salonlarda veya müzelerde ya da doğal olmayan ortamlarında sunan ülkeleri, gezi sıramda arkalara koyarım. Bunun yerine hızla tükenmesi olası kültürel ortamların ve doğanın bulunduğu ülkeleri ön sıralara taşımaya ve gezmeye  çalışırım.

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Gezi grubumdan sevgili Gülendam Bozdayı arkadaşımın ısrarlı tavsiyelerine kayıtsız kalmayıp Japonya’yı incelediğimde okuduğum bir yazı beni çok etkiledi.Bu kitapta yazdığına göre;

1994 Yılında Nobel Edebiyat ödülünü alan Japon roman yazarı Kenzaburo Oe ödül töreni sırasında bir konuşma yapar ve Japon edebiyatını üç modele uygun olarak sınıflandırır:  “Birincisi Japonya’nın “sıra dışı “ kültürüne odaklanır; ikincisi “evrenselliği” amaçlar ve dünya edebiyatı üretir, esas olarak popüler edebiyattan oluşan üçüncüsü ise ulusal zihniyetin sınırlarını “aşar”. Bu üç edebi model yani -sıra dışılık, evrensellik ve ihlal- daha geniş anlamda Japonya’nın tarih boyunca değişen çehresine de uygulanabilir.” Bana göre bu önemli ödül törenindeki konuşmasında yazar, Japon insanının günümüzü yaşarken, geçmişle bağlarını sıkı sıkıya koruduğuna , ulusallığı ve evrenselliği bir arada götürdüğüne vurgu yapıyordu. Bu bana çok ilginç geldi ve Japonya hemen görülesi  ülke kategorisine yükseldi.

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

 Bir gezginin bir ülkeyi ziyaret etmesi için bazen bir fotoğraf karesi yeterli olabilir ve “tamam burası görülecek mutlaka” dedirtir. Benim kararımı kesinleştiren ise bir sakura fotoğrafı oldu. Bu nedenle de  Sakuraların (kiraz ağacı çiçeği) pembe pembe açtıkları zamanda orada olmaya karar verdik.

IMG_7699IMG_7706

Programımız Türkiye’den firmaların yaptıkları standart Japonya gezi programı değildi. Program Japonya’nın UNESCO Doğa ve Kültürel Mirası Listesi yerlerinin de bulunduğu kırsal sayılacak yerlerini de içeriyordu. Firmadan program üzerinde çalışmasını ve ayrıntılandırmasını rica ettik. Gezimizin sonunda tüm grup arkadaşlarımızın ortak ifadesi ile her şey zamanında, hiç aksamadan yapıldığıydıydı. Bunun yanında gezi sırasında ufak sayılmayacak fazlalıklarımızın da gerçekleştiğini gördük. Japonlar Nuh deyip, peygamber demeyen insanlardan. Programda neyi taahhüt vermişlerse hepsini aksatmadan yapıyorlar. Ama fazladan isteklerinizi, karşılığını ödemeyi teklif etseniz de, yerine getirmeye pek hevesli değiller. Çok saygılılar ama bir o kadar katılar ve taviz vermiyorlar. Yani biz Japonları biraz Türkleştirdik gezimizde. En son gelirken Japon rehberimizle dans ediyorduk.

IMG_6111.JPG

Bir de bahsetmeden geçemeyeceğim insanlar var; Bunlardan bir tanesi firmanın bizim grup için bulduğu rehberimiz Huriye Yılmaz. Huriye Türkiye’de Japonca’yı en iyi bilen ve yıllarını Japonya’da geçirmiş, yerinde dil eğitimini almış muhteşem bir insan. Bugüne kadar oldukça kıymetli rehber tanıdım ama tanıdıklarım arasında en iyi olanı o oldu diyebilirim.  Yerel rehberimiz Kotomisan ile birlikte ona ayrıca teşekkür etmeyi borç bilirim. Bir diğeri ise operasyonu firma ile ortak götüren Oğuz Erdal bey. Sürekli olarak Türkiye’den tur ile ilgili bilgi aldı. Japon yemekleri bize zor gelebiliyor ama katkıları sayesinde öyle kararında ve tadında yemekler yedik ki kilo bile aldık diyebilirim.

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Rehberimiz Huriye Yılmaz bize Japonya’daki gezimizin  ilk günü otobüste Japonca bir atasözü söyledi. Sonradan bana yazılı olarak vermesini rica ettiğim bu cümlecik “Hyaku bun wa, ikken ni shıkazu”şeklindeydi. Türkçe meali“ Bin kere duymak mı, bir kere görmek mi?”  Bizdeki “Çok gezen mi bilir yoksa çok okuyan mı bilir? sorusuna yaklaşık olarak benzer anlamda bu Japon sözü gerçekten çok hoşuma gitti. Okumuş ya da duymuş olabilirsiniz ama size bir görenin kaleminden Japonya sunmaya niyetim var.

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Evet sevgili Sanal Gezgin dostlarım; Bugün sabaha 04:40’da ülkeye geldim ve tazesi tazesine yazmaya başlıyorum. Emek benden, okuması sizden..

Buyurun bakalım; Sakura Zamanı Japonya…

Gezekalın

Dr Ümit Kuru

15.04.2016 Saat 17:15

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

İstanbul İçinde Kurtarılmış Cennet: Atatürk Arboretumu

IMG_1082

IMG_1079Bugün siz Sanal Gezginlere henüz keşfetmemiş olanlar için, İstanbul’un içinde kurtarılmış cennet bir köşe olan Atatürk Arboretumu’ndan bahsedeceğim ..

Burasını ilk ne zaman ziyaret ettim ve kaç kez gittim hatırlamıyorum. Bir ara hastaneden nöbet çıkışı buraya gitmeyi adet haline getirdiğimi ise gayet net hatırlıyorum. Hemen her mevsimde burayı ziyaret ettim. Her mevsimde bir başka güzel oluyor Atatürk Arboretumu.

Atatürk Arboretumu Belgrad Ormanı’nın güneydoğusunda 296 hektarlık bir orman parçası üzerinde kurulmuş.

Arboretumlar bilimsel araştırma ve gözlem amacıyla orijini ve yaşları belli, her biri doğru ve dikkatli bir şekilde bir araya getirilmiş olan çoğunluğu ağaç ve diğer odunsu bitki taksonlarının uygun seçilmiş alanlarda yetiştirilip sergilendiği tabiat parçaları. Yani aslında arboretumlar eğitim ve bilimsel yanları ağır basan bilgi, emek ve sabırla meydana getirilmiş birer canlı bitki müzeleri.

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Orman Fakültesi öğretim üyelerinden Prof. Dr. Hayrettin KAYACIK’ ın 1949 yılında Orman Genel Müdürlügü’ne Bahçeköy’de bir arboretum kurma önerisinin uygun karşılanmasıyla, Orman Fakültesi ve Bahçeköy Orman İşletme Müdürlüğü’nün ortaklaşa çalışması sonucu Büyükdere-Bahçeköy-Kemerburgaz asfaltı kenarındaki 38 hektarlıklık bir alanda arboretum kurma çalışmalarına başlanmış. Daha sonra arboretumun projesini hazırlaması için Sorbon Üniversitesi Botanik Bahçesi enspektörlerinden Mösyö Camille Guınet İstanbul’a davet edilmiş ve onun çalışmaları da 1959-1961 yılları arasında aralıklı olarak devam etmiş. Guinet’in çalışmaları yarım kalmış ama 1982 yılına kadar alt yapı ve dikim çalışmaları yavaşta olsa  devam ettirilmiş ve Arboretum alanı 296 hektarı bulmuş. Bu tarihte Atatürk’ün 100. doğum yılı kutlamaları nedeniyle Atatürk Arboretumu adını almış.

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

IMG_1087Atatürk Arboretumu aslında meşe ve türleri ağırlıklı olarak ekilecek bir yer olarak planlanmış. Bugün burada 2000 den fazla bitki çeşidi var.

Alan 17 bölüme ayrılmış. Tabii en çok ilgi çeken kısımlar Göl ve Küçük Gölet çevresi. Girişten sonra Çamlı Yol karşınızda uzanıyor ve bu yol da her zaman ziyaretçi ile dolu oluyor. Göl ve göletteki ördek ve kazlar her zaman ziyaretçilerden yiyecek bekliyorlar. Ancak hemen belirtelim ki içeriye yiyecek sokmak yasak. Kapıda tespit ederlerse bırakmanızı isteyebiliyorlar. IMG_1170

Ben bugün klasik rota dışına da çıkıp iyice orman içlerine daldım. Buraya yakışmayan tek şey asfalt yol bence ama ben yine de buranın halinden çok memnunum. Burada seneler içinde gelişmeler olumlu yönde bence.

İçeriye giriş ücretli. Pazartesileri ziyaret yok. Bu her zaman da böyleydi. Eskiden hafta içi günlerde ziyaret herkese açıkken, hafta sonu sadece yıllık üyelik ücreti ödeyenlerin ziyaretine müsaade vardı. Bu kısıtlama artık kaldırılmış ve hafta sonları da herkese açık hale gelmiş. Giriş her zaman ücretliydi. Ancak sembolik bir ücret vardı. Bugün ise giriş için 5 TL ödedim. Öğrenci ücreti 2 TL. Hafta sonu ise ücretler 15 TL ve öğrenci için 5 TL haline dönüşüyor.

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Evet sevgili dostlar bu güzel köşeyi ziyaret etmenin tam zamanıdır.Mangal kokuları altında kalmadan doğa ile baş başa kalıp yürüyüş yapabileceğiniz bu cenneti ziyaret edin bence…

Gezekalın

Dr Ümit Kuru

12.03.2016 Saat 00:51