• Arşivler

  • Diğer 532 aboneye katılın
  • Mart 2013 den beri

    • 385.064 ziyaretçi
  • Aralık 2014
    P S Ç P C C P
    1234567
    891011121314
    15161718192021
    22232425262728
    293031  

Vietnam-Laos-Kamboçya gezi anıları:Vietnam-Hai Van Geçidi, Hoi An Şehri

SONY DSC

Otobüs Hai Van Geçidi üzerinden, Danang ve Hoi An’a doğru hareket etti. Programa Lang Co Sahili’nde deniz molası istedim. Dünkü program rezaletinden sonra hakkımız ama değil mi ?

SONY DSCVietnam da yolların kalitesi çok iyi değil ve otoban diye girdiğimiz yollar, otoban adını taşımayı hak etmiyorlar. Bu nedenle de aslında 100-150 km mesafede olan şehirlere varmak uzadıkça uzuyor. Örneğin Hue ve Hoi An arası uzaklık olarak 140 km’lik bir mesafe ancak buraya ulaşmak 3,5-4 saat sürdü. Gerçi yol o kadar güzeldi ki, doğrusu pek de canımız sıkılmadı.

Hoi An’a doğru seyahat ederken yerel rehberimiz yol kenarlarında sık olarak gördüğümüz, yeni yapılan lüks otellere ve bizdeki TOKİ benzeri lüks sitelere dikkatimizi çekti. Sosyalist rejimin sürdürüldüğünü iddia eden Vietnam’lı rehber “Bu nasıl sosyalizm” sorumuza, pek de tatmin edici yanıt veremedi. Serbest piyasa şartlarının hakim olduğu ve çok uluslu şirketlerin boy gösterdiği sosyalist ve tek partili bir ülke!

Ülkenin orta bölümü, güneye doğru uzanan çok güzel sahillere sahipmiş. Bu bölgenin bir diğer özelliği de Kuzey-Güney Vietnam savaşı sırasında askersiz alanın ve görece huzurun bulunduğu bölge olması. Ayrıca Amerika savaşı sırasında (Vietnam’lılar, sadece Amerika savaşı dedikleri için bende öyle adlandıracağım. Öyle ya biz onlarda misafiriz!), Amerikan askerlerinin cephe gerisinde dinlendikleri ve yüzdükleri sahillerde buralarda.

Hai Van Geçidine gelmeden önce Lang Co Sahiline uğradık. Burası Pasifik kıyısında çok güzel bir sahil. Bizim de niyetimiz denize girmek. Çoğumuzun yanında mayoları var, bazılarımız ise üstlerine giymişler bile. Pasifikte denize gireceğiz diye çocuklar gibi şeniz. Otobüs bir güzel tesiste durdu. Hava biraz limoni, özellikle ben ve hanım “Bize bu havalar vız gelir” edasını takındık ancak kazın ayağı öyle değil! Hepimiz sahile koştuksa da, su buz gibi. Tornistan geri çıktık. Tesiste denize karşı sıcak Vietnam kahvelerini yudumladık.

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Sonrasında Hai Van Geçidine girdik. Burası alt tarafı 22 km’lilk bir yol ama Vietnam’lılar bu yola girmek istemiyorlarmış. Çünkü yeni bir tünel açılmış ve buradan geçmek 10 dakika sürüyormuş. Halbuki Hai Van pasajından geçiş 40 dakika sürüyor ve yol dolambaçlı. Ama ne yol, ne manzara! Aşağıda deniz, arkanızda yeşillik. Burası 498 mt rakımla yüksek bir yer ve manzara harika. Mutlaka buradan gitmeyi tercih edin, döne döne yükselirken manzaranın tadını çıkarın.

SONY DSC

Yola devamla Danang şehrine geliyorsunuz. Danang şehri sahilde ve en önemli özelliği Cham Devletine ait güzel heykellerin bulunduğu bir müzeye ev sahipliği yapması. Cham Devleti bugün tarihten silinmiş bir devlet ve zamanında güçlü iken Mekong Deltasına kadar uzanan sınırlara sahipmiş. Ama esas yerleşimi orta Vietnam olan bir devletmiş. Bugün Güney Vietnam’da yaşayan 54 azınlık halk içinde Cham’lılarda var. Cham halkının geliş yeri Malezya, Endonezya tarafları ve Malay halkından. Bugün Müslüman azınlığın önemli bir bölümünü bu halk meydana getiriyor. O zamanlarda ise Hinduizm-Budizm den etkilenmişler. Müzede çeşitli yerlerden getirilmiş Cham heykelleri var. Gördüğüm en büyük Lingam heykeli buradaydı. Lingam, Hindu inanışında tanrı Şiva nın sembollerinden birisi, kadın ve erkek cinsel organları ile doğurganlığı ve hayatı temsil ediyor. Bunun dışında dans eden Apsara ve diğer heykeller çok güzellerdi. Müzede bazı genç Vietnamlılar büyük olasılıkla ödev konularını resmediyorlardı. Cham’lara ait My Son adlı bir yer hemen 30 km yakınımızda kalmasına rağmen, oraya gidemedik. Ne yazık! Kimerlerin Kamboçya da yarattıkları Angkor Wat gibi muhteşem tapınakların, Cham uygarlığınca yapılmış olan benzerlerini (ancak asla aynısı değil) Vietnam topraklarında görme şansını kaçırdık… My Son, oldukça iyi durumda bazı tapınakları da içeren dini bir kompleksin adı.

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

SONY DSC

Hoi An’a girmeden hemen önce ipek böcekçiliği ve ipek dokumanın tüm aşamalarını izlediğimiz bir tesise uğradık. Geleneksel yöntemlerin korunduğu ve sürdürüldüğü bu tesiste aklıma hemen güzelim Bursa şehri geldi. Kıyısından, ucundan hala geleneksel yöntemlerle ipek böceği yetiştiren yerlerimiz kaldı mı acaba?

Sonunda Hoi An’a geldik. Bu sefer rehberler daha akıllandılar ve önce şehir turu atılıp gezilecek yerler gezildi. Hoi An 1999 yılında UNESCO tarafından dünya mirası ilan edilmiş yerlerden ve 16.-18. Yüzyılda Çinli, Japon ve hatta Avrupalı tüccarları kendine çekmiş olan bir şehir. Biz bu şehri çok sevdik. Hoparlöründen müzik yayını yapılan ve her bir köşesinden tarih fışkıran bir şehir. Sanki bu şehir bir tiyatro sahnesi ve bu şehirdeki herkesin bu tiyatroda rolü varmış gibi.

Thu Bon Nehri kenarına kurulu bu şehirde ilk durağımız Kapalı Japon köprüsü. Bu köprü zamanında ticaret yapan Çinli ve Japon mahallelerini birbirlerine bağlarmış. Köprünün sağında solunda yaşlı teyzeler o kadar samimi pozlar veriyorlar ki! Köprünün bir girişinde maymun heykeli, bir girişinde de köpek heykeli var. Köprünün yapımı Ay takvimine göre Maymun yılında başlamış, Köpek yılında bitmiş (veya tersi yanıltmış olmayalım). Köprüyü Japon tüccarlar 1593 yılında yaptırıyor. 1719 yılında Vietnamlılar köprü içine küçük bir tapınak eklemiş. Köprünün başında küçük dükkanlar içinde çok güzel resimler ve el işleri var, bakmadan geçmeyin derim.

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Hoi An şehrinin bir diğer özelliği de Vietnam tarzı tüp evlerin bulunması. Bu evlerin ön tarafı dükkan ve arka kısımları da yaşam alanıymış. İnce uzun evler. Tüm Vietnam şehirlerinde varlar ama en iyi örneklerini bu şehirde görebilirsiniz. Bu müze evlerden bir tanesinin içini gezdik (Tan Ky Evi). Gerçekten çok ince oymalar ve el işleri var. Ama nehir taşmaları yaşanabiliyormuş ve bu durumda da evi su basıyormuş. En son bir Çin tapınağını gezdik. Bahçesi çok güzeldi. İçinde kıymetli resimler var. Burada yuvarlak tütsülerden satın alıp, dilek dileyerek yakabiliyorsunuz. Yanmanın tamamlanması çok uzun sürüyormuş.

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Hoi An içinde eski mahalleleri gezdik. Gecesinde de köprüyü tekrar ziyaret edin, ışıklar altında çok güzel görünüyor. Eski mahallesinde bir pastanemsi dükkana girip, terasında nehir karşı Vietnam kahvemizi içtik. Pastaları çok güzel deneyin derim..

SONY DSC

Yarın Vietnam da son durak olan Ho Chi Minh City ‘e yani Saigon’a uçuyoruz..

Gezekalın.

Dr Ümit Kuru

06.12.2014 Saat 00:42

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Vietnam-Laos-Kamboçya gezi anıları: Vietnam-Hue

SONY DSC

Belki de en başından vermeliydim ama bu yazıda telafi ediyorum; Vietnam haritasına baktığınız zaman, Vietnam Kuzeyden Güneye 1600 km boyunca uzanan bir ülke. Yeri geliyor ülkenin doğudan batıya genişliği 40 km’ye kadar düşüyor.

SONY DSCOrta Vietnam, doğuda Çin denizine bakan sahilleri ve batıda sık ormanlık alanları ile tam bir tezatlar bölgesi. Orta Vietnam’da yerleşim çoğunlukla sahil kesimlerinde bulunuyor. Ülkenin en çarpıcı yapısal miraslarından bazıları burada bulunuyor. Hoi An’da 16. yüzyıla kadar giden Çin, Japon ve Fransız dönemlerinden kalma evler varken, bir dönem başkent olan Hue, Kraliyet Sarayına ve Kral mezarlarına ev sahipliği yapıyor

Rehberin dediğine göre, bugün Vietnam’da en çok “Nguyen” adına rastlarmışsınız.  Rehberin yalancısıyım belki ama ülke nüfusunun %40 kadarında bu ad varmış. Nguyen Hanedanı, 1802-1945 yılları arasında hüküm sürmüş bir aile. Bu kraliyet sülalesi, aileye  ve saraya, kimin ucundan kıyısından faydası olmuşsa, kendilerine akraba yapmış ve adını vermiş. Jenerasyonlar genişledikçe de ad yaygınlaşmış. Bir imparatorun tebaasını kendine bağlamanın ilginç bir yolu. Ho amcanın bile gerçek isminde Nguyen adı vardı.

Parfüm nehri, Hue şehrini ikiye bölüyor. Adı eskiden güzel kokmasından geliyormuş. Kokulu ginseng çiçekleri arasından geçerken, çiçeklerin kokusunu alan nehre bu isim verilmiş. Ama artık ne geniş ve bol kokulu çiçek tarlaları kalmış ve ne de nehrin güzel kokusu.

SONY DSC

Hue Şehrine, uçakla gelmemize rağmen kontrol, bavul bekleme derken öğleye yakın ancak girebildik. Bir de çok gerekliymiş gibi önce yemek ve otele yerleşim demesinler mi? Ancak saat 14’ler civarı geziye çıkıldı. Halbuki gezinin en önemli ayaklarından birisi Orta Vietnam, yani Hue ve Hoi An şehirleriydi. Program tabii ki zamanında olamadı. Kral Mezarları, Yasak Şehir, Thien Mu Pagoda ve Parfüm nehrinde botla gezi;Her birisi ayrıntı gerektiren yerler.

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Hue şehrinde 7 tane kral mezarı var. Hanedanın aslında 13 tane imparatoru olmasına rağmen sadece 7 tanesinin anıt mezarı var. Ama ne mezarlar! Allah insana bu mezarlarda hayatta iken yaşamayı nasip etsin! Mezarların hepsine gitme şansımız yoktu. İki tanesine gittik. Ama ben hepsini görmeyi çok isterdim. Çünkü bunlar birer sanat şaheseri eserler. SONY DSC

İmparator Tu Ducİmparator Minh Mang ailenin 4. imparatoruymuş. Onun anıt mezarındaki heykeller, bahçesi, havuzları, bonzaileri muhteşem. insan rahatlıkla bir gününü burada geçirebilir. Daha sonrasında Tu Duc‘un mezarına gittik. Aynı heybet ve ihtişam burada da karşımıza çıktı. İmparator Tu Duc akıllı adammış, kendisi bu mezar anıtta yaşamış. Bu mezarlara ulaşım için mutlaka araç kiralamalısınız. Ben tümünü görmek isterdim. Zaten Hue ve Hoi An şehirlerine birer gün asla yeterli değil. Mutlaka bir gün daha lazım. SONY DSC

Tüm Vietnam’da tütsü yakılıyor. İlla da tapınakta olması şart değil. Hatta sokakta bile yakılıyor. İlginçtir, akşamları dükkanlarını kapatırken özellikle Amerikan Doları yakıyorlar ve tütsü bırakıyorlar. Bunda amaç bereket için duanın yanında, ölmüş ataları için öbür dünyada gerekli parayı tedarik etme ihtiyacını hissetmeymiş. Kendi para değerleri düşük olunca, ABD Doları ile enflasyona karşı korunma gereksinimi, öbür dünya için bile hissediliyor demek ki. Bunu araya sokmamın nedeni Tu Duc’un mezarı sonrası tütsü yapan bir köyden geçtik. Rengarenk tütsüler tezgahlarda çok hoş duruyorlar

İmparatorluk sarayı Amerikan bombardımanlarından nasibini yoğun şekilde almış. Neredeyse saray diye bir şey kalmamış. Saray yeniden aslına uygun şekilde restore ediliyor. Saraya güzel bir giriş kapısı ile giriliyor (Ngo Mon kapısı). Önde derin bir hendek var. Sonrasında ise iki yan tarafta, bizim Urfa’daki balıklı göldeki obur balıkların, kırmızı akrabaları (onlarda yem atınca birbirinin üstüne çıkarlar) olan balıklarla dolu havuzlar karşınıza çıkıyor. Uzun ince bir yol sonrası ise karşınızda yasak şehir ya da Mor şehir beliriyor. Yasak şehirde ilk karşınıza çıkan Thai Hoa Sarayı ya da imparatorun taht odası oluyor. Burası 80 adet kırmızı masif tahtadan sütun ile tabii ki en heybetli alan. Sarayın içinde tiyatro binası ve kütüphanesi de var. İmparatora ait özel daire ya da bizdeki karşılığı ile harem dairesi, artık bomboş çayırlık bir alan. Amerika en çok bombayı İmparatorluk sarayının yatak odasına atmış galiba.

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Thien Mu Pagodası çok önemli pagodalar arasında. Ama burası da akşamın ışıklarının düştüğü zamana kaldı.

SONY DSCBu arada Pagodanın ne anlama geldiğinden biraz bahsedelim. Pagoda Budistlerin dinî yapılarına verilen bir ad ve taştan, bazen tuğladan ve çok nadir olarak da tahtadan yapılıyor. Pagodalar, Çin, Japonya ve Hint kültürü alanına giren Güneydoğu Asya’da yaygınlar. Bazen yuvarlak, fakat genellikle dört ya da daha fazla kenarlı bir temel üzerine oturtulan yapı, daralarak yükseliyor. Bir pagodanın kat sayısı 5 ile 13 arasında değişiyor. Bizim Thien Mu Pagodası 7 katlıydı. Üzerlerinde çepeçevre bir saçak bulunan bu katlar Tanrıların gök katlarını temsil ediyor. Pagodaların din alanındaki önemi Buda’nın kalıntılarının korunduğu yerler olması. Pagodaların asıl kökeni Hintlilerin Stupa adını verdikleri dinî yapılar. Stupalar kral mezarlarının ve kraldan kalanların güven içinde bulunduğu kutsal yerler. Stupalara Seylan’da Dagoba adı verilirmiş. XVI. yüzyılda Hindistan’a giden Portekizliler burada gördükleri dagobaların adını değişik telâffuz etmişler ve pagoda demişler ve bu ad zamanla yaygınlık kazanmış, olmuş sana Pagoda!

Thien Mu Pagodası içinde halen Budist rahipler var. Bizim gördüğümüz de bir kısım genç rahip top peşindeydi. Çocuk her yerde çocuk işte! Bu Pagodanın içinde bir dönem kralın Budizm üzerindeki zulmüne karşı protesto olarak kendi yakan bir rahibin arabası da sergileniyor. Bahçesi gecenin karanlığında bile inanılmaz güzel gözüküyordu, her tarafta güzel güzel bonsailer var.

Arkasından tekne gezisi için tekneye bindik ama ne önemi var ki? Parfüm nehrinde hiçbir şey gözükmüyor. Sadece Tekne ile geri döndük diyebiliriz. Sabahleyin tutturdum Parfüm nehrini hiç olmasa sabah görelim diye. Sahilde ejderha başlı tekneler bile çok güzellerdi. Otobüs Hoi An’a doğru şehirden çıkarken bir başka anıt önünde durdu. Bu ölen Fransız askerlerin anısına dikilmiş bir anıt dendi. Anıtın karşısında bir okul var. Burası eskiden Kız ve Erkekler için ayrı ayrı okullar olarak hizmet vermiş. Rehber Ho Chi Minh’in de eğitimini burada aldığını söyledi. Bu arada şehirde her zamanki hareketlilik başladı. Her zaman ki gibi motor üstünde tüm aile manzaralarını fotoğrafladık.

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Yarın Hoi An dayız.

Gezekalın…

Dr Ümit Kuru

04.12.2014 Saat 23:23

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Vietnam-Laos-Kamboçya gezi anıları: Vietnam-Halong Bay

SONY DSC

Ha Long Bay, Tonkin Körfezinde yer alan ve UNESCO tarafından dünya mirası listesine alınmış olan doğa harikası yerlerden bir tanesi. Vietnam’ın Kuzey kısmı aslında doğa harikası çok sayıda yere sahip. İç kısımlar dağlık ve yoğun ormanlık alanlar. Burada SAPA diye bir yerin fotoğrafını görmüştüm, aklım kaldı ama yapacak bir şey yok. Fransızların burada bir dönem çok sayıda villa yaptırdığını biliyoruz. Eminim burası da zamanla çok turist alacaktır.

SONY DSCNeyse dönelim Ha Long Bay’a; Hanoi den sabah erkenden otobüslere binip yola çıktık. Üç saate yakın bir yolla Ha Long şehrine vardık. Buradan bizi Junk dedikleri teknelere aldılar. Junklar hani şu yelkenleri yelpaze gibi açılan Çin filmlerinde gördüğümüz tekneler.

Yani bir tür mavi tur yolculuğu yapacağız. Tekne çok lüks değil ama temiz yatak ve sağlıklı ortama zaten razıyız. Teknede hemen kamaralara yerleştik. Hoş geldin içkisi ardından geceleyeceğimiz körfeze doğru yola çıkıldı. Bir müddet sonra karşımıza kireç taşından meydana gelmiş onlarca adacık çıkmaya başladı.

Vietnam efsanelerle dolu bir ülke. Ha Long Bay içinde bir efsane var ve buna göre Çinlilerle yapılan bir savaşta zor durumda olan Vietnamlılara tanrılar bir ejder gönderiyor. Bu ejder ağzından yeşim ve mücevherler saçarak, gördüğümüz kireçtaşından adacıkları oluşturuyor ve bu set sayesinde Çinliler burayı ele geçiremiyorlar. Daha sonra bu ejder yeryüzüne yerleşmeye karar verince, bu körfezin adı da Ha Long Bay olarak uygun görülüyor. “Ha Long”, ” inen ejder” demekmiş.

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

SONY DSCKörfez 120 km’lik bir sahil uzunluğuna sahip ve burada 1969 tane adacık var. Burada 200’e yakında mağara var ama bu bilinen mağara sayısı. Bir kısım mağara Amerikan savaşı sırasında (Vietnamlılar asla Vietnam savaşı demiyorlar, Amerikan Savaşı demeyi tercih ediyorlar, bu da onların bakış açısı ve bence de doğru) sığınak olarak kullanılmış. Suyun altında binlercesi olduğu söyleniyor. Ziyarete açılan mağara sayısı fazla değil ama iyi örneklerden bir tanesini gezdik.

Bir lagün ziyareti yaptık ama o da akşamın karanlığına denk geldi. Tekneye dönüş yolunda harika bir gün batımına denk geldik, hemen tekneyi durdurduk ve fotoğrafladık. Ertesi sabah erkenden kalkıp, civarı fotoğrafladım. Tekneye yanaşan satıcıların her biri ayrı birer konu. Daha sonra Titov adasına çıkıp yüksekten körfezi seyrettik. Bu arada benim su kuşu eşim sahilde deniz girmeyi tercih etti. Buda onun fantezisiydi!

Ha Long Bay’ın alternatif rotaları da var ve oralar daha az turistik alanlar. Seçme şansımız yoktu ancak kendisi gidenler ya da burada geçirecek daha fazla zamanı olanlar rotayı alanın güneyine doğru kırsınlar derim.

SONY DSC

Hanoi bölgesi bu bölümle tamamlandı. Yarın İmparatorluğun korunmuş şehri Hue’ deyiz.

Gezekalın..

Dr Ümit Kuru

03.12.2014 Saat

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Vietnam-Laos-Kamboçya Gezi Anıları: Vietnam-Hanoi

SONY DSC

map_of_vietnamSingapur sonrası Vietnam’ın başkenti Hanoi’ye varmak için 2200 km daha uçmak yani 3,5 saate daha ihtiyaç oldu. Seksen altı milyonluk Vietnam’ın başkenti olan Hanoi 1010 yılından 1802 yılına kadar kesintisiz başkentlik yapmış 6 milyonluk bir şehir. Sonrasında kesintiler olmasına rağmen Hanoi, bugün Vietnam’ın politik başkenti.

Uçağımız geç saatlerde Hanoi’ye inince gümrüktü, bavul beklemekti derken, program aksamaya başladı. Hanoi havaalanından şehir merkezine doğru giderken ilk izlenimlerimiz buranın tam bir motosiklet kenti olduğuydu. Hemen herkesin motosikleti vardı sanki. Bazen bir motosiklette tüm aile olabiliyordu. Ama burada gördüğümüz motosiklet denizi eski adı Saygon, günümüz adı Ho Chi Minh City de göreceğimizin yanında azmış meğer!

Hanoi de 2 gece kaldık ama ilk gün geç inince ve bir gün ve geceyi de Halong Bay da geçirince (Hanoi-Halong Bay arası yol 3 saat sürüyor) Hanoi’ye yeteri kadar zaman ayıramadık diye düşünüyorum.

Hanoi de ilk ziyaret yerimiz Edebiyat Tapınağı oldu. Çinli filozof Konfüçyüs adına yapılmış en eski tapınak olarak biliniyor. Tapınağın çok güzel bir giriş kapısı ve içinde lotus çiçeklerinin bulunduğu iki havuzu dikkati çekiyor. Bir diğer ilgi çekici olan taştan yapılmış kaplumbağaların sırtında yazılı anıtların varlığı. Bu anıtlar, bu tapınağın öğretilerini başarı ile bitiren öğrencileri onurlandırmak için dikilmişler. Bir de avluda o kadar güzel bonzailer vardı ki.. Tapınağı gezerken iki tane mankenin fotomodellik yaptığını gördük. Hemen fotoğrafladık. Cami de fotomodellerin çekim yaptığını düşündüm de!

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

SONY DSC

Güneşin ışıkları kaybolunca Hoan Kiem Gölünü gün gözüyle göremedik. Hoan Kiem Gölü bir efsaneye ev sahipliği yapıyor. Buna göre Çin hanedanı etkisi altında yaşamaya çalışan Vietnam halkı ayaklanıyor ama bir türlü başarı kazanamıyor. Sonunda gölden çıkan bir kaplumbağa, bir kutsal kılıcı kahramanımıza verince zaferler arka arka geliyor ve sonunda Vietnam bağımsızlığına kavuşuyor. Hanoi de başkent oluyor.

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Hanoi ile ilgili ilk aklında kalan nedir diye sorsanız, hemen sabah sporu yapan Hanoi halkı gelir. Hanoi de genç yaşlı insanlar sabah horozlar öter ötmez Hoan Kiem Gölü çevresinde spor yapıyorlar. Eğer yolunuz oralara düşerse mutlaka sabah erken göl kenarına gidip insanların güzelliğini görün. Çoğunda eşofman filanda yok. Gündelik giysiler içinde bel kıvıran, sağa sola sallanan, öne eğilen yaşlı genç insanlara şahit olmak ne güzel. SONY DSC

Bir de su kuklası gösterisine gidildi. Bu gösteriyi izlemek gerçekten bir ayrıcalıktı. Kukla gösterisi suyun içinde yapılıyor ve müzik eşliğinde. Bu insanlar gerçekten başarılılar.

Hanoi, Red River kenarında bir şehir. Vietnam’ın kuzeyinde bulunan Hanoi 100 yıla yakın Fransa tarafından yönetilmiş olduğundan kolonyal döneme ait binaları da görebiliyorsunuz.

Hanoi ile ilgili bir anımız daha var. Bu biraz kötü, burada Pazar ziyareti yapalım derken iki arkadaşımız soyuldu. Üzüldük tabii ki. Minti, güler yüzlü bu insanlara yakışmadı doğrusu…

SONY DSC

Hanoi de en önemli ziyaret yerlerinden birisi Ho Amcanın (Ho Chi Minh) mozelesi ve müzesi. Onu ayrı bir bölüm olarak anlatmak lazım. Çünkü her Vietnamlı bu Ulusal kahramanları söz konusu olunca farklı bir ruh haline giriveriyor. Saygıyı hak ediyor. Bu nedenle arkası yarına..

60370413_Ho_SHi_Min_Ho Chi Minh, 19 Mayıs 1890 da doğan uğruna savaşım verdiği Vietnam’ın birleşmesini göremeden, Ekim 1969 da ölen Vietnam’ın ulusal lideri. Fransızlara karşı verilen savaşta çok önemli bir rol üslenmiş ve ülkesini bağımsızlığa götürmüş birisi. Time Dergisince 20. Yüzyıla damgasını vuran 20 lider arasında kendisine yer bulmuş. Esas adı Nguyen Tat Thanh olan Ho amca, 21 yaşında Vietnam’ı terk edip Fransa’ya gitmiş. Vietnam’ı gezdiğimizde 3 ayrı şehirde 3 ayrı rehberde şöyle ya da böyle kendisinden bahsetti. Lokal rehberlerin anlattığı Ho Chi Minh de hep aklımızda bir eksiklik kalıyordu. Örneğin kendisi 30 yıl Vietnam dışında yaşamış olan bir Vietnam’lı. “Neden ülke dışına gitti ve bu sürede ne yaptı?” diye sorduğumuzda verdikleri yanıt “kendini eğitmek için yurt dışına gitti” şeklinde oluyordu. Bu yazıyı hazırlarken araştırınca ilginç ayrıntılar öğrendim. Örneğin Ho amca, ünlü bir Fransız şeften pasta konusunda eğitim almış ve Carlton Otelde çalışmış. Fransa dışında Amerika ve İngiltere de ve Rusya, Çin dahil birçok ülkede yaşamış.

1919 yılından sonra Fransa Komünist Partisine giriyor ve iyi bir teorisyen olmaya başlıyor. Bundan sonradır ki “aydınlanmış ışık” anlamında Ho Chi Minh adını alıyor. Vietnam’a dönüşü 1941 yılında olmuş ve Fransa’ya karşı direnişi örgütlemiş. İkinci Dünya savaşı sırasında gizlice Amerikalılar tarafından desteklenmiş. Tüberkülozdan tedavi görmüş ve sıtma, dizanteri tedavileri de, kaderin cilvesine bakın, Amerikalılar tarafından yapılmış. Ölene kadar ülke lideri olarak kalmışsa da 1950li yılların sonunda pasifize edilmiş.

Mozolesine girmek tam bir merasim ile oluyor. Önce bizi ikişerli sıraya soktular, okullu çocuklar gibi bir sırada mozoleye kadar sizi askerler götürüyor. Cep telefonları ve fotoğraf makineleri elimizden alındı. Sonra Mozoleden içeri girip sıra ile mumyalanmış Ho amcanın cesedi etrafında bir tur atıyorsunuz. Camlı bir tabut içinde ve etkileyici bir aydınlatma ile Ho Chi Minh sanki uyuyor, birazdan uyanacak gibi. Mumyalama işlemi Rusya da yapılmış.

Daha sonra cep telefonu ve fotoğraf makinelerini alıp, Ho Chi Minh Müzesine gittik. Müze gerçekten ziyarete değer. Tur rehberine göre aslında Ho Chi Minh ne bu saray yavrusu yerde yaşamak ve ne de mumyalanmak istemiş. Fotolar onun çalışma ve yaşam alanlarından. Çalışma odası çok sade ve son zamanlarını da küçücük bir odada geçirmiş.

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Kısadan hisse bir ülkenin bağımsızlık mücadelesine önderlik etmek gerçekten önemli ama, ne bileyim, içimde hala bu Vietnam Ulusu kahramanına, hele de 20. yüzyılı değiştiren 20 lider arasında bulunmayı hak etmesine itiraz eden bir yan var. Belki de Atatürk’ün bu listeye sokulmamasına olan kızgınlığım bu itirazın nedenidir. Neyse! Listede yer almaması Atatürk’ün değerini azaltmayacağına göre önemi yok. İngilizlerden de tarihinin en ağır yenilgilerini tattırmış birini listeye sokacak kadar objektif olmalarını beklemezdim doğrusu..

Sevgili sanal gezginler, gezi yazılarımda ansiklopedik bilgi yazmayı sevmiyorum ama Vietnam, Kamboçya ve Laos’un birbirleri ile ilişkilerini anlamak içinde biraz genişçe bir özetle Vietnam tarihini yazmayı uygun gördüm. Bu bölüm meraklısına..

Vietnam a ilk yerleşim Milattan Önce 3. yüzyıldan beri var. Ülkedeki iki büyük ırmaktan kuzeydeki Red River bölgesine ilk olarak Güney Çin den gelen insan toplulukları yerleşmiş (Nam Viet). Milattan Sonra 3. yüzyıllarda ise Çinliler’in istilası var ve sanatta, tarımda, dinde bu tarihten sonra Çin etkisi başlıyor.

939 yılında Çinliler başarısızlığa uğratıldı ve Vietnam yeniden özgürlüğüne kavuştu. 1400’lü yıllarda kısa bir süreliğine Çin yeniden burayı yönetimine alsa da 1428 de Vietnam bağımsızlığına tekrar kavuşuyor. Bu dönemde bugünkü Vietnam’ın güneyine bildik istila seferleri başladı ve o dönemde orta ve Güney Vietnam’ın halkı olan ve Malezya, Endonezya adalarından göçle bölgeye gelen Champa uygarlığına son verildi. Mekong Deltası ise Kimerlilerden alındı. Sonuçta bu halk, tarih boyunca huzursuz ve savaşmış. Bazen  istilacılara karşı, bazen de kendisi istilacı olarak.

17. Yüzyılda ise Güneye indikçe buralara daha önceden gelerek ticari ilişkilerini kurmuş olan Avrupalılarla temas olmuş (Portekiz, İngiliz ve Hollandalılar). Bu arada sülale içi çekişmelerden dolayı bir Vietnam tahtı varisi (Nguyen Anh) hakkının yendiğini ileri sürerek diğer kardeşlere karşı Avrupalılardan yardım istemiş. Fransızlardan aldığı yardımla kendi sülalesini kurmuş (Nguyen Sülalesi). Kendi çıkarlarını, ulusununkinden üstün tutunca da ülkeyi görünürde kendisi ve sülalesi ama gerçekte Fransız genel valisi yönetti. Buna geçmişte de, günümüzde de sömürü diyorlar. Sonuçta 1798 de yardım için çağrılan Fransa sevabına yardım etmediğini gösterip 1887 de ülkeyi bugünkü Kamboçya, Laos’u da içine alacak şekilde (Çinhindi) işgal etti. Bu tarihlerden sonra ülke içinde Fransızlara karşı hareketlenmeler olduysa en önemli başkaldırılar 1925 ve 1930 yılları arasında oldu.

1940 yıllarında Fransızlara karşı hareketlenmelerde Vietnam Komünist Partisi ve Lideri Ho Chi Minh ön plana çıktı. Konu ulusal bağımsızlık olunca da komünist olan olmayan herkes destek verdi. 1940 da Fransızlar yenildi. Bu arada 2. Dünya savaşı patlak verince boşluğu Japonlar dolduruyor ve 1945 e kadar ülkeyi istila altında tutuyorlar. 1945’de Japonlar teslim olunca Vietnam Bağımsızlığını ilan etti. Ancak Fransa en azından ülkenin Güney kısmını bırakmak istemeyince bu sefer 1946 da 1954 yılına kadar sürecek olan İndoÇin savaşı başlıyor. Fransızlar bozguna uğrayarak barış yapmak zorunda kalıyorlar ve Cenevre anlaşması ile ülke Kuzey ve Güney Vietnam olarak ikiye bölünüyor.

Kuzey de Ho Chi Minh in Vietnam Demokratik Cumhuriyeti, Güney de ise yönetimi elinde tutan İmparatoru ile Vietnam Cumhuriyeti. Güney Vietnam da Katolik ve diktatör kralın ekonomik, siyasi ve dini baskıları sonucu Budist rahiplerde ayaklanmalar ve fakir halkın isyanları ile ülkede huzursuzluklar ortaya çıkar ve Kuzey Vietnam da bu konuda yardımcı olur.

Tam bu sırada Kral bildik bir başka yardımsever ülkeyi, düzenini sürdürmesi için yardıma çağırır; Amerika Birleşik Devletlerini. 1956 da ABD sahnededir. Kralın baskıları halkın tahammülünü zorlayınca aktör değişikliği gerekir ve Güney Vietnam da darbeler dönemi başlar. İç savaş çıkınca Amerika 1965’de Kuzey Vietnam’da Hanoi’yi bombalatarak savaşa doğrudan dahil olur. Bombalamadan silah ve savaşçı destek yolu olan Laos da nasibini alır. Kuzey ve Güney arasında top yekün savaş olur.

1968 yılında Kuzey Vietnam birlikleri, Vietnam ın yılbaşısı (Tet) arifesinde güneye büyük bir saldırı gerçekleştirdi (Tet Saldırısı). ABD buna çok sert karşılık verse de Kuzey Vietnam’ın gerilla savaşı taktikleri Amerikan ordusuna ağır kayıplar verdirince Amerika kamuoyu ikiye bölündü. Amerika başkanı Nixon birlikleri geri çekme kararı verdi. 1969’dan itibaren Amerikan birlikleri geri çekilirken, Güney Vietnam’ın generallerinin eline son model silahları vermeyi ihmal etmedi.

1975 yılına kadar süren çatışmalardan sonra Kuzey Vietnam tankları Saygon’a girdiler ve eski rejimin tüm ileri gelenlerini kamplarda siyasal eğitime aldılar. 1976 yılında da Kuzey ve Güney Vietnam birleşip bugünkü Vietnam’ı meydana getirdiler.

Bu arada yeni rejimin getirdikleri sonucu Güney Vietnam’daki Çinlilerin serbest ticareti engellenince ve baskılar sonucunda Vietnam’lı Çinliler, Çin’e göç etmeye başladılar, Çin denizinde çok sayıda göçmen öldü. Kamboçya’da bulunan Pol Pot rejiminin Kamboçya da bulunan Vietnamlılara kötü davranması sonucunda Kamboçya’ya Vietnam’ın girmesi ile Çin ve Vietnam ilişkileri bozuldu. ABD ye karşı Çin ve Rusya’nın desteği ile savaş veren Vietnam 1979 da Çin ile savaşa girdi ve Çin Vietnam’ın kuzeyindeki bazı şehirlere saldırdı.

Çin, Vietnam da işgal ettiği yerlerden birkaç ay içinde çekildi ama Vietnam Kamboçya içinde ilerledi ve Tayland sınırına kadar Pol Pot ve askerlerini çekilmek zorunda bıraktı. 1982 yılında ise Vietnam Kamboçya’dan birliklerini çekmeye başladı. 1990 yılında yeni anayasa yapılarak Devlet Konseyi kaldırıldı ve seçimler yapıldı. Ülkedeki Rus üslerinde Rus askerleri çekildi. ABD ile ilişkiler yeniden düzelmeye ve ticaret serbestleşmeye başladı.

Bu kadar tarih dersi yeter.. Yarın Vietnam’ın doğa harikası köşesinde, Halong Bay’dayız.

Gezekalın

Dr Ümit Kuru

02.12.2014 Saat 22:42

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.