• Arşivler

  • Diğer 534 aboneye katılın
  • Mart 2013 den beri

    • 390.556 ziyaretçi
  • Mayıs 2026
    P S Ç P C C P
     123
    45678910
    11121314151617
    18192021222324
    25262728293031

Bir Ülke, İki Zaman: Güney Kore / Seul-1. Gün

Girişiydi, genel bilgileriydi derken Kore gezimizin gün ve gün anlatımına başlama zamanı geldi. Buyrun bakalım İstanbul Havaalanında grubun buluşmasından, Seul’e varış ve ilk gün gezilerimizin hikayesine!

Geziye 14 kişi ile başladık ve şükürler olsun ki 14 kişi sağsalim bitirebildik. Mutlu gittik ve çok mutlu döndük. Gezi organizasyonu, gezinin rehberliği ve yönetimi gayet güzeldi. Bu nedenle tur programımızı istediğimiz şekliyle organize eden tur firması sahibi Özgür Gülün‘e ve programı eksiksiz gerçekleştirip, bilgilerini bizlerle paylaşarak rehberliğimizi yapan Seden Edgü‘ye teşekkür etmemiz gerekiyor.

On saatlik uçuşumuza biraz gecikmeli olarak başladık. Asian Air koltuk araları biraz dar ama ikram kısmı fena değildi. Uçak içi eğlencelik bölüm ise, bence, Asian Air’de tam bir felaket. Seul Incheon Havaalanı’na varışımız da beklenenden 1 saat kadar geç oldu. Bu gecikme ince ince hesaplanmış ama biraz sıkışık olan programımızı, daha da sıkıştırdı. Bugün yol yorgunluğumuzda,işin bonusu olacak.

Yerel rehber Adela, bizi elinde Hoşgeldiniz “Ümit Kuru ve Dostları” tabelası ile karşıladı ve Kore içindeki seyahatimiz de böylece resmen başlamış oldu. Havaalanından, Seul’e kadar yaklaşık 1,5 saatlik bir yolumuz oldu ve ayağımızın tozu ile ilk gezi yerimiz olan Seul’deki Kore Ulusal Müzesini ziyarete gittik.

Yongsan semtindeki Ulusal Müze, Güney Kore’deki, Kore tarihi ve sanatının amiral gemisi müzesi ve sadece Kore’nin değil ama aynı zamanda Asya Kıtasının da en büyük müzelerinden bir tanesi. Müze çok büyük ve müzenin kurulu olduğu tepeden, karşıdaki N Seul Tower gözüküyor. Müze, pazartesileri hariç, her gün 10:00-18:00 arası açık. Kore gezisine buradan başlamak, gezilecek ülke hakkında bir fikir sahibi olmak için çok doğru bir tercihti. Aslında Kore’nin İmparatorluk Hanedanlığı, ilk müzeyi 1909 yılında saray içinde kurmuş. 1945 yılında kurulan ulusal müzenin çekirdeğini, bu ilk müzedeki eserler oluşturmuş. 2005 yılında da müze bugünkü yerine taşınmış.

Müzeyi yaklaşık 1 saat kadar gezebildik. Çünkü esas olarak Changdeokgung Sarayı ve Saklı Bahçesini ziyaret etmemiz ve oradan da Nanta Show’un saat 17:00 deki gösterisine yetişmemiz gerekiyor. Bu güzel müzeyi koştura koştura gezmek zorunda kaldık.

Kore Ulusal Müzesinde altı kalıcı sergi bölümünde 12.000’den fazla eser sürekli olarak sergileniyormuş. Müzede Düşünen Bodhisattva, Goryeo Seladon Ajurlu Brülör, Gyeongcheonsa Tapınak Alanı’ndan On Katlı Pagoda ve Silla’dan Altın Taç gibi Kore’nin önemli tarihi ve ulusal hazineleri bulunuyor.

Ben özellikle Üç Krallık Dönemi arkeolojik eserlerinin yer aldığı bölüme, 1. kata vakit ayırdım. Gyeongju’daki Silla Krallığı’ndan kalma göz alıcı altın taç da bu müze sergileniyordu ama ziyaretimizde müzedeki yerinde olmadığından onu göremedik.

2. kattaki hat ve resim salonlarının bazıları da geçici olarak kapalıydı. 3. kat ise Buda Heykellerinin bulunduğu kat ve bu kata ait tek kare bile fotoğraf çekmeye vaktim olmadı. Düşünceli Budha Heykelini bile koşturmaktan atlamışım. Kore Ulusal Müzesi’nin birinci katında yer alan ve yanda fotoğrafını gördüğünüz 10 katlı Gyeongcheonsa Pagodası’nı fotoğraflayarak müze gezisini tamamladık. Müzenin resmi web adresi www.museum.go.kr/MUSEUM/main/index.do. Buradan müzenin durumunu önceden takip edebilir ve son durum hakkında bilgi sahibi olabilirsiniz. Ben bu kısmı önceden neden yapmadım, anlamadım.

Müzenin hızlıca gezilmesi sonrasında Changdeokgung Sarayı‘na doğru yola çıktık. Seul’de hem tarihi hem de kültürel açıdan önemli olan 5 tane kraliyet sarayı bulunuyor. Bu saraylar, Joseon Hanedanı döneminden kalma ve ziyarete açık. Seul’deki kraliyet saraylarının isimleri sırası ile şunlar; Gyeongbokgung, Changdeokgung, Changgyeonggung, Deoksugung, Gyeonghuigung. Biz bu saraylardan Changdeokgung’u ilk gün gezeceğiz. Gyeongbokgung‘da 2. gün nöbet değişimini izleyeceğiz. Otelimize gelip giderken ise Deoksugung‘un kapısının önünden geçip, duracağız. Tarih boyunca en az dört farklı dönemde (Baekje Krallığı, Joseon Hanedanı, Kore İmparatorluğu ve modern Güney Kore) başkentlik yapmış olan Seul’e saraylar şehri demek yakışır.

Korece “Gung”, Türkçe’de “Saray” anlamına geliyor. Gyeongbokgung, Joseon Hanedanlığının en eski, en büyük ve ana sarayıdır. Türkçe “Fazileti Parlayan Saray” anlamına gelen Changdeokgung, UNESCO Dünya Kültür Mirası Listesinde olan bir eser ve burayı gezerek, aslında Kore’deki ilk UNESCO Listesi eserini de ziyaret etmiş olacağız. Kore ziyaretimiz boyunca 12 tane UNESCO Listesi eserini gezeceğiz. Kore’de toplamda 17 tane UNESCO Kültür ve Doğa Mirası Listesi eseri bulunuyor.

Changdeokgung, Seul’deki en büyük saray olmasa da, hem yerlileri hem de yabancıları büyüleyen sade güzelliğiyle ve “Gizli Bahçesi (Secret Garden)” ile ünlü. Saray pazartesileri hariç her gün 09:00-18:30 saatleri arasında gezilebiliyor. Eğer ulusal kıyafetler (Hanbok) içinde sarayı gezerseniz, giriş ücreti ödemezsiniz. Aşağıda bu sarayın gezilecek yerlerinin bir listesi mevcut.

  1. Donhwamun Kapısı …………………….9. Nakseonjae Salonu…………..17. Gwallamjeong Köşkü
  2. Geumcheongyo Köprü……………..10. Yeonghwadang Köşkü……..18. Ongnyucheon Deresi
  3. Injeongmun Kapısı…………………….11. Buyongjeong Köşkü……….. 19. Yeni Seonwonjeon Tapınağı
  4. Injeongjeon Salonu ………………….12. Buyongji Göleti………………………..
  5. Seonjeongjeon Salonu ……………13. Juhamnu Köşkü……………………….
  6. Huijeongdang Salonu………………14. Aeryeonji Göleti………………………
  7. Daejojeon Salonu……………………..15. Yeongyeongdang Salonu………
  8. Seongjeonggak Salonu…………..16. Seonhyangjae Salonu…………….

İlk olarak Joseon Kralı Taejong, 1412 yılında burayı ikinci saray olarak inşa ettirmiş. Saray 1592’de Hideyoshi istilası sırasında Japon birlikleri tarafından yakılıp, yıkılmış. 19 yıl sonra, Joseon Hanedanlığı’nın 15. Kralı, sarayı yeniden inşa ettirmiş ve burası daha sonra kraliyet ikametgahı ve hükümet merkezi olarak hizmet vermiş.

1907’den itibaren Kore’nin son İmparatoru, soldaki fotoğraftaki Kral Sunjong, 1910’daki istifasından sonra bile, 1926’daki ölümüne kadar Changdeokgung’da ikamet etmiş. Nitekim kraliyet ailesinin son üyeleri 1989’a kadar burada yaşamışlar.

Sarayda mimari olarak Joseon dönemine özgü, doğayla uyumlu mimari tarzı benimsenmiş. Binalar, topografyaya göre asimetrik şekilde inşa edilmiş. Saray bu özelliğiyle Gyeongbokgung’dan ayrılıyor. Orada saray yerleşimi Çin etkisindeki Konfüçyüsçü düzen anlayışına uygun olarak simetrik bir eksen üzerine kurulmuş. Ana eksen üzerinde kralın resmi görevlerini yürüttüğü yapılar sıralanıyor. Gyeongbokgung’da mimari yapılar ana kapı Gwanghwamun’dan başlayarak kuzeye doğru sıralanan bir eksen üzerine, güney-kuzey doğrultusunda yerleştirilmiş (Bu düzen, doğu felsefesinde “doğal düzen”i simgeliyor).

Kore geleneksel saray mimarisinde yapılar taş temeller üzerine inşa edilmiş ahşap strüktürlerden oluşuyor. Eğimli, zarif çatı hatları ve renkli süslemelerle dikkat çekiyor. Zamanında tek bir çivi bile çakmadan, ahşabı anahtar ve kilit sistemi ile geçmeli şekilde inşa etmişler. Binaların ısıtılması “Ondol” denen bir sistemle alttan ısıtma şeklinde oluyor. Yani yerden ısıtma sistemi tarihte ilk olarak Korelilerin icadı ve arkeolojik bulgular, ondol benzeri ısıtma sistemlerinin Kore Yarımadası’nın kuzey bölgelerinde —özellikle günümüz Kuzey Kore’sindeki yerleşimlerde— MÖ 1000 civarında kullanıldığını gösteriyormuş. Mutfak ocağından çıkan duman, taş kanalların altından geçerek taş zemini ısıtıyor. Isı, mutfaktaki ocaktan (agungi) çıkan dumanla üretiliyor ve yer altındaki kanallardan geçerek dışarı atılıyor. Bu arada zemin ısınıyor. Atasözlerini seven bir arkadaşımın sözleri ile Ondol için Koreliler şöyle derlermiş; “Sıcak Taş Sıcak Kalptir”.

Zeminin ısıtılması,kültürel olarak yere oturma ve yer yatağında yatma geleneğini doğurmuş. Yukarıda size hem geleneksel olarak Kore ondol sistemi ve hem de geçme ahşap yapı kuran bir ustanın videosunu paylaşıyorum. Bu usta küçük bir evin, sadece küçük bir odasını geleneksel yöntemlerle yapıyor. Bunu bir de sarayın dev ahşap kapı ve yapıları için düşünürseniz, geçmişte nasıl bir ustalık ve iş gücü uygulandığını anlayabilir ve zamanın ustalarını takdir edebilirsiniz.

Sarayın en ilgi çekici ana bölümleri; Sarayın ana giriş kapısı ve 1412’de inşa edilmiş olan Donhwamun Kapısı. Bu kapı, Kore’deki en eski ahşap saray kapılarından birisi. Kapıdan girince 1411 yılında inşa edilmiş Geumcheongyo Köprüsü üzerinden geçiyorsunuz. Bu, Seul’de günümüze ulaşan en eski taş köprülerden biridir.

Changdeokgung üç alandan oluşur: İdari bölüm, yaşam alanları ve gizli bahçe. Injeongmun Kapısı’dan, resmi törenlerin ve taç giyme merasimlerinin yapıldığı ana bina olan Injeongjeon (Taht Salonu)’a giriliyor. Bu kapı ilk olarak 1418 yılında inşa edilmiş. Mevcut kapının ise Injeongjeon’un yeniden inşa edildiği 1745 yılında inşa edildiği varsayılmakta.

Pyeonjeon, Joseon Hanedanı döneminde kralın günlük işleriyle ilgilendiği, resmi olmayan toplantılarını yaptığı küçük salon veya ofis anlamına geliyor. Kralın günlük işlerini yürüttüğü çalışma binası ise Seonjeongjeon diye adlandırılıyor. ‘Seonjeong’, ‘siyaseti ve eğitimi yaygınlaştırmak’ anlamına gelir ve Seonjeongjeon, kralın resmi ofisidir (Pyeonjeon).

Kral ve tebaası Seonjeongjeon’da devlet işlerini tartışırken, kralın solunda ve sağında oturan tarihçiler, Sacho adı verilen toplantının içeriğini kaydederlermiş.

Sarayın merkezinde “Huijeongdang” adlı kral konutu ve hemen arkasında, “Daejojeon” adlı bir kraliçe konutu bulunuyor. Genellikle saraydaki her binanın çatısında bir çıkıntı bulunur, ancak Daejojeon’da bu çıkıntı yoktur. Bu, Daejojeon’un nerede olduğunu gösteriyor. Bu Korece isimleri akılda tutmak mümkün olmayacaktır ama en azından yazımın bir bölümünde kayıtlı şekide kalsın istedim. Sonuçta bu yapıları gezdik mi? Evet, gezdik ve fotoğrafladık!

Daha sonra sarayın “Gizli Bahçe” denen bölümünü gezdik. Bu bölüm saraydan ayrı olarak ve ayrı bir ücretlendirme ile geziliyor. Gruplar için randevu ile gezme yapılıyor. Gezecek grubun başına mutlaka bir saray rehberi veriliyor ve gezi o şekilde tamamlanıyor.

Bahçe gerçekten çok güzeldi. Nanta Show saatine yetişmenin verdiği sıkıntı ile bu kısmı da daha hızlı gezmek zorunda kaldık. Aslında reberli gezi yaklaşık 1 saat sürüyor, biz yarım saate sığdırmaya çalıştık. Yine de hızlıca tüm bölümleri gezebildik.

Gizli bahçede belirli dönemlerde yapılmış göletler, pavyonlar mevcut. Ortam gerçekten çok güzel ve bu güzel saraya kadar gelmişken, gizli bahçeyi gezmeyi de asla ihmal etmeyin derim.

Saray ve gizli bahçe gezilerimizden sonra Myeong-Dong Caddesi‘nde bulunan Nanta Tiyatrosu‘na gitmek için yola koyulduk. Myeong-Dong, “Parlak mağara” anlamına geliyor. Burası, Seul’un ana alışveriş, geçit töreni ve turizm bölgelerinden biri olup çoğunlukla ticari bir alan olarak kullanılıyor. 2011, 2012 ve 2013 yıllarında bu cadde dünyanın en pahalı dokuzuncu alışveriş caddesi olarak listelenmiş. Bölge katedrali, Nanta Tiyatrosu ve bir de sokak lezzetleri ile ünlüdür.

Yorgunluktan artık iyice düşmemize rağmen, Myeong-Dong Caddesinde kısa bir yürüyüş sonrası Nanta Tiyatrosundaki şova yetişebildik. Nanta Show, Song Seung-Whan tarafından yaratılan ve geleneksel “samul nori” ritmini içeren sözsüz bir komedi gösterisi. Adından da anlaşılacağı gibi samul nori, dört geleneksel Kore müzik aletiyle icra edilir: Küçük bir gong (kkwaenggwari), daha büyük bir gong (jing) , kum saati şeklinde bir davul (janggu) ve buk adı verilen bir fıçı davul ile icra ediliyor.

Seul’deyseniz, Nanta Shovu mutlaka seyretmelisiniz. Tam adıyla Cookin’ NANTA, Seul’de uzun yıllardır sahnelenen, müzik, dans ve mizahı birleştiren dünyaca ünlü bir sahne gösterisi. Söz olmamasına rağmen, sanatçıların mimikleri, akrobatik hareketleri, performansları muhteşemdi.

Gösteri, bir restoran mutfağında çalışan dört şefin hikâyesini anlatıyor. Gösteri, patronun mutfağa gelip şeflere “Bu akşam saat altıya kadar büyük bir düğün yemeği hazırlayacaksınız!”demesi ile başlıyor. Ama hazırlık için çok az zaman kalmıştır ve mutfak tam bir kaos içindedir. Gösteri boyunca şefler sebze doğrarken, tencerelere vururken, tabakları dizerken ritim tutar, mutfaktaki her eşyayı (bıçak, kepçe, tava, şişe, tahta kaşık) birer müzik aleti gibi kullanırlar. Komik aksilikler yaşanır ve aralarında küçük yarışmalar yaparlar. Zamanla mutfakta çalışmak onlar için kaostan, eğlenceye dönüşür.

Yaklaşık 1,5 saat süren bir performans izliyorsunuz. Pazartesi Cuma: 17:00 ve 20:00 saatleri arasında günde iki kez, cumartesi günleri saat 14:00, 17:00 ve 20:00 olmak üzere 3 kez ve pazar günleri 14:00 ve 17:00 arasında olmak üzere günde iki kez gösteri var. Bu şovun bir diğer benzeri de Jeju Adası’nda sergileniyor. Seul’de gidemezseniz ve belki yolunuz düşerse orada da seyredebilirsiniz.

Gösteri sonrasında, Myeong-Dong Caddesinde sokak aralarında tezgahlarını açmış sokak lezzetcileri arasından geçtik. Artık sınırlarımızın sonlarındayız. Daha önce randevusu alınan ve aynı cadde üzerindeki tipik bir barbekü restoranına grupça girdik. Kore barbeküsü, soju-bira ikilisi ve Kore mezeleri ile ilk buluşmamızı burada gerçekleştirdik. Herşey tek kelime ile nefisti.

Sonrasında otelimize yerleştik. Grubun diğer üyelerini bilmem ama biz neredeyse bavul açmadan yatağa düşmüşüz. Bir süre sonra ve gecenin ters bir vakti, maalesef Türkiye saatine kurulu biyoritmimizle, Seul’de kargalar bile uyanmadan, dikildik ayağa. Yeniden uyumalar ve uyanmalarla sabahı zor ettik. Tabii ki sonunda uyuya kalmışız. Gezi hayatımızda ilk defa yeni günün gezisinin başlamasına 15 dakika kala uyandık. Kahvaltı edemeden, yeni bir gezi gününe merhaba dedik..

Gezekalın..

5.11.2025

Dr Ümit Kuru

Bir Ülke, İki Zaman: Güney Kore / Genel Bilgiler ve Gezi Sonrası Öneriler

Sevgili Sanal Gezginler ve Güney Kore’ye seyahat niyetine girmiş olan dostlar..

Kore gezimiz öncesi derlediğim genel bilgileri ve gezimiz boyunca edindiğim deneyimlerimi başlıklar halinde aşağıda sizlerle paylaşmak isterim. Bu yazının Kore gezinizde sizlere çok yardımı olacağına, seyahate başlamadan gereken bazı hazırlıkları daha ülkedeyken yapmanızı sağlayacağına ve gezdiğiniz ülkeyi anlamanıza yardımcı olacağına eminim. Doğrusu ben her seyahat öncesi bu tür hazır ve “hap” halindeki bilgileri ararım. Ne yazık ki eskiden çok fazla bulamaz ve eksikliğini çok hissederdim. Günümüz seyahat yazılarında artık daha fazla beklediğim türden yazılar bulabiliyorum ama yine de çok değiller. Bu yazıyı sıkıcı ve uzun bulsanız da, bu yönden değerlendirmenizi isterim.

GÜNEY KORE İÇİN EN UYGUN AYLAR HANGİLERİDİR? SAKURA ZAMANI SARARAN YAPRAKLAR?

Güney Kore’yi gezmek için en uygun dönemler genellikle ilkbahar (nisan–mayıs) ve sonbahar (eylül–ekim) ayları olarak biliniyor. Nisan-mayıs ayları Seul, Busan ve Jeju’da sakura zamanıdır (Kiraz çiçekleri).Bu zamanda ortalık pembemsi beyaz bir renge bürünür. Bu nedenle bu mevsimde ülkeyi ziyaret eden turist sayısı biraz fazla olur ve oteller nisbeten pahalıdır. Biz gezimizi sonbaharda Kore’de olacak şekilde düzenledik.

Eylül-ekim ayları Kore’de havanın serin, daha az yağışlı olduğu dönemdir. Ekim sonlarına doğru sonbahar, ağaçların cinsine göre, yaprakların rengini kızartır ya da sarartır. Biz Ekim ayı ortalarında geziye başladık. Yaprakları beklediğim kadar sarı ya da kırmızı bulamadım. Güney Kore yemyeşil bir ülke. Ağaçlar yapraklarını yeni yeni kızartıyor ve sarartıyordu. Kore’nin güneyini gezip, İstanbul’a dönüş için tekrar Seul’e geldiğimizde yapraklar daha sarı renkli, akçaağaçlar yapraklarını yeni yeni kızartmışlardı. Yukarıda Naime’nin akçaağaçların kızarmış yaprakları ile fotoğrafı, gezinin son gününde çekildi. Bizden sonraki 7-15 gün içinde yaprakların rengi iyice sonbahar renklerine bürünecekti. Gezi işleri her zaman önceden planlandığı gibi olmuyor. Bazen o kadar akçaağaç içinde, kızarmış yaprakları ağaç aramanız gerekecek, ve o tek bir ağacı bile buldu mu sevineceksiniz.

GÜNEY KORE SEYAHATİ İÇİN VİZE GEREKLİ MİDİR?

Kasım 2025 itibarıyla Güney Kore’ye seyahat edecek herkesin, muafiyeti olanlar hariç, elektronik vize alması gerekiyor. Yeşil pasaporta sahip olanların da bu vizeyi alması isteniyor. Muafiyet uygulanan kişiler ise giriş tarihinden itibaren, 17 yaştan küçük ve 65 yaştan büyük olanlar olarak tarif ediliyor. Bu muafiyete sahip olanların, ayrıca bir varış formu (arrival form) doldurması bekleniyor. Bu form uçakta dağıtılıyor ya da Seul’e vardığınızda, pasaport öncesi, havaalanında alınabiliyor.

K-ETA (Korea Electronic Travel Authorization) için resmi bağlantı adresi: https://www.k-eta.go.kr. Bunun dışındaki siteler genellikle aracı firmalar ve fazladan ücret talep edebiliyorlar. Aman bu kısma dikkat edin ve arama motoruna “kore vizesi” yazdığınızda karşınıza çıkan sponsorlu ilk aracı firma sitesine para kaptırmayın. Garantisiz iş yapmayın.

Bu vize için 10.000 Kore Wonu (KRW) yani yaklaşık 7–8 ABD Doları ödenmesi ve bunun da kartla yapılması gerekiyor. K-ETA formu aşama aşama dolduruluyor. Yanınızda biyometrik vesikalık fotoğrafınızın ve pasaportunuzun bulunması gerekiyor. Form elektronik ortamda yolladıktan sonra, genellikle 24–72 saat içinde sonuç alınıyor (Bize aynı gün onay gelmişti). Ancak siz yine de seyahatten en az 15-30 gün önce bu elektronik vize için başvurun derim. Bu vize onaylandığı tarihten itibaren 3 yıl geçerlidir. Ancak eğer pasaportunuzun geçerlilik süresi 3 yıldan kısa ise vizeniz, pasaportunuzun son kullanma tarihine kadar geçerli oluyor. Bu süre içinde aynı pasaportla birden fazla kez ülkeye giriş yapılabiliyor. Vize işleri resmi ve değişebilen konular olduğundan, her seferinde vize prosedürlerini yeniden kontrol etmenizi ve buradaki paylaştığım bilgilere değil, resmi sitedeki bilgileri dikkate almanızı öneririm.

GÜNEY KORE’YE NASIL GİDİLİR ?

İstanbul Havaalanından, Seul’e (Incheon Uluslararası Havaalanı) doğrudan uçuşlar var. Türk Hava Yolları, Korean Air ve Asian Air bu uçuşları doğrudan yapan firmalar. Uçuşumuzu, fiyat daha uygun diye, Asian Air ile yaptık. Gidişimiz 10.5 saat, dönüşümüz ise 12 saat kadar sürdü. Hem gidiş ve hem de dönüş uçuşları zamanında oldu. Tabii ki beklemesi daha uzun olabilen, ancak belki daha ucuz başka uçuş da bulabilme şansınız var. Bizim gezilerde, bu kadar vaktimiz olmadığından doğrudan uçuşları aramak tercihimiz oluyor.

GÜNEY KORE HAKKINDA GENEL VE KISA BİLGİLER

Güney Kore’nin başkenti Seul. Ülkenin yüzölçümü yaklaşık 100.000 km² ve 2025 yılı tahmini nüfusu yaklaşık 52 milyon. Seul’ün nüfusu 9,4 milyon ama Seul’e bağlı periferik bölgeler olan Incheon ve Gyeonggi Eyaleti ile birlikte düşünüldüğünde nüfusu yaklaşık 26 milyon kişiye ulaşır. Bu da Seul metropol alanını, dünyanın en kalabalık şehir bölgelerinden biri yapıyor. Bunun bir diğer anlamı, Seul’de trafik bir felaket! Bir noktadan diğerine ulaşım zaman alabiliyor. Otobüsler için ayrılmış ayrıcalıklı yollar biraz turist otobüslerini rahatlatsa da yeterli değil.

İnsanları çok yardımsever. Güvenli bir ülke. Gece gündüz tek başımıza da sorun yaşamadan gezebildik. Akşamları sokaklarda olmayı, iş çıkışı toplanıp yemeyi, içmeyi seviyorlar. İçki tüketiyorlar ve genetik olarak bir enzim eksikliği nedeni ile çabuk sarhoş oluyorlar. Ama çevreye rahatsızlık vereni gezi boyu görmedim.

Ülke, başkanlık tipi demokratik cumhuriyet şeklinde yönetiliyor. Kore’nin dünya çapında ve çok güçlü bir eğitim sistemi var. Ancak rekabete dayalı sınavlar ve sıkı eğitim sisteminin, çocukları ve aileleri çok zorlaması nedeni ile ülkede intihar vakaları da görülebiliyor. Sistemin bu hali şikayetlere konu olabiliyor.

Güney Kore ulusal bayrağı Joseon Hanedanlığı döneminden beri benimsenmiş. Ortada eşit olarak ve kusursuz bir dengeyle ikiye bölünmüş tegık çember yer alıyor. Bu çember birbirine karşıt olan ama kusursuz bir uyum ve denge oluşturan evrensel güçleri yani yin ve yang‘ı temsil ediyor. Üstteki kırmızı bölüm yang’ı alttaki mavi bölüm yin’i simgeliyor.

Bayrağın dört köşesindeki üçlü çizgiler karşıtlık ve uyumu anlatır. Sol üst köşedeki çizgiler cennet ve gökyüzünü, sağ üst köşedeki çizgiler suyu, sol alt köşedeki çizgiler ateşi, sağ alt köşedeki çizgiler ise yeryüzünü temsil ederler. Bayrağın beyaz fonu, Kore halkının katıksız saflığını ve barışsever kişiliğini anlatır. Bayrağın bütünü, Kore halkının evrenle uyum içinde yaşama ülküsünü simgeler.

KORE’DE PARA DEĞİŞİMİ

Kore para birimine Won (KRW) deniyor. Biz orada iken 1 Amerikan Doları’nı 1400-1440 Won ile değiştirebiliyorduk. Kore’de harcamalarınızı Won dışında başka bir para birimi ile yapmanız pek mümkün değil. Mümkün olsa da kurdan çok zarar edersiniz. Onun için en iyisi paranızı daha havaalanındayken, az da olsa, bozdurmanızdır. Yemek, içecek, alışveriş derken ülke parası gerekebiliyor. Şehir içindeki exchange bürolarından, oranı iyi olanlardan da istediğiniz kadar bozdurmanız uygun olur. Kredi kartlarınızı da rahatlıkla kullanabiliyorsunuz.

KORE’DE İNTERNET KULLANIMI

İnternet altyapısı dünyanın en hızlılarından birisi olan ülkede, otellerde ve bazı alanlarda ücretsiz wifi bağlantısı var. Buradan giderken aktifleştireceğiniz e-sim uygulamalarınızı kullanabildiğiniz gibi, oradan kiralayabileceğiniz internet boxlarını yanınızda taşıyarak da internet kullanım işinizi halledebilirsiniz. Bizim grupta çoğumuz son yöntemi tercih etti ve yerel rehberden bizim adımıza internet boxlarından kiralamasını istedik. Havaalanında karşılanma sonrası bu kutular bize verildi ve gezi boyu onları kullandık

15 günlük sınırsız internet için 50.700 won (yaklaşık 1500 TL) ödeme yaptık. Aynı kutuya 4 kişi bağlanıp, ücreti bölüşme şansınız da var. Ancak paylaşımcılar birbirlerinden ayrılınca internet bağlantınız kopabiliyor. Bu nedenle bu yöntem özellikle beraber gezecek aileler veya aynı odayı paylaşacak gezginler için uygun. Büyüklüğü, yukarıda fotoğrafta gördüğünüz gibi, avuç içi kadar. Günlük 2 gb internet kullanımı için, 15 gün boyunca 37.700 Won ödemek de bir seçenek.

KORE GEZİNİZDE KONAKLAMA

Otelimizi Myendong Bölgesinden seçtik. Burada iki ayrı otelde, 4 gece konaklama yaptık (özellikle Courtyard by Marriott Seoul Namdaenum oteli çok beğendik). Kahvaltılar bizimkilerden biraz farklı. Beyaz peynire düşkünlüğünüz varsa yanınızda götürmenizi tavsiye ederim. Odaların tuvaletlerinde, klozetlere oturmak tam bir keyif işi. Oteller çoğu turistik yerlere yakındı. Metro istasyonu yakınımızdaydı. Tur otobüsü ile uzak yerleri, yürüyerek ise kısa mesafeleri gezdik. Hanımla ben bu gezi boyunca 120 km yol yürümüşüz. Yerel halkın içinde olmak ve onlara dokunmak, bize her zaman keyifli gelmiştir ve bir ülke insanlarını tanımanın en güzel yolu yürüyerek gezmektir.

Elektrik prizleri Türkiye’dekilerle aynı (Tip C ve Tip F). Bu nedenle Türkiye’den Güney Kore’ye giden birisinin genellikle dönüştürücüye ihtiyacı olmaz. Bizim kaldığımız otellerin odalarında da bolca priz bulunuyordu.

KORE SEYAHATİNİZDE YÖN BULMA YÖNTEMLERİ

Güney Kore, kendilerinin Doğu Denizi olarak kabul ettikleri denizi, Japon Denizi diye yazmaları üzerine Google’a ambargo uyguluyor. Google Map gibi haritalar, Güney Kore içinde veya dışında arama yaptığınızda sağlıklı çalışmayacaktır. Bu nedenle buradan gitmeden Kakao Map ve Naver Map gibi uygulamaları telefonlarınıza indirmeniz uygun olacaktır. Kakao Map, Kore içinde yön bulmanızda daha iyi çalışacaktır. What’s Up yazışmalarımızı sorunsuz yaptık. Ama sorun olursa diye buradan gitmeden Kakao Talk‘u indirmiştik. Gerçi onu kullanmaya gerek de kalmadı. Bazı yerlerde mutlaka tercümeye ihtiyacınız olacak. Burada da google lensi kullanmanız veya diğer tercüme uygulamalarını gitmeden telefonunuza yüklemeniz iyi olacaktır. Özellikle kırsalda olmak üzere, herkesle de İngilizce anlaşmak mümkün olmayabiliyor.

KORE’DE YEMEK KONUSU:”LİTTLE LİTTLE İNTO THE MİDDLE” YAPILAMIYOR!

Kaldığımız bölgede çok sayıda yemek yiyebileceğimiz restoran bulunuyordu. Yorumlarda yüksek puan alan restoranlar için mutlaka önceden rezervasyon yaptırın. Yoksa dışarıda beklemeniz gerekecektir. Masalara oturdunuz mu, hepinizden sipariş vermeniz bekleniyor. “Ben tok geldim, yancıyım ve sadece içeceğim” ya da “Üç kişiyiz, iki kişilik barbekü istiyoruz” gibi istekleriniz karşısında önce şaşkınlıkla yüzünüze bakıyorlar, sonra da kibarca kabul etmediklerini ifade ediyorlar. Bazen oturmadan mekanı terk etmek, ya da oturmuşken masadan kalkmak zorunda kalıyorsunuz. Yani Cem Yılmaz’ın tabiri ile “Little little into the middle” diye bir talep, Güney Kore’de de geçerli değil.

Kore yemekleri için uzunca ve ayrıca bir bölüm yazmam gerekir. Ama hemen söyleyeyim ki Kore mutfağı çok güzel. Barbeküleri müthiş. Andong’da yediğimiz tavuk menüsü inanılmaz lezzetliydi. Busan ve Jeju Adasında balık ve deniz ürünlerinin çeşitliliği karşısında şaşırmamak mümkün değildi. Denizden ne çıksa yiyorlar. Ekmek ancak kahvaltıda var ve o da ruhsuz tost ekmeği oluyor. Bekleyeceğiniz gibi ekmek niyetine pirinç var.

Sojularını, bizim rakıya değişmem ama bira içine katılmış soju (Bira ile sojunun karıştırılmasıyla yapılan içkiye “somaek” deniyor.) iyi gidiyor. Genelde 1/3-1/4 oranında bir karışım yapılıyor (bira kısmı fazla oluyor).

KORE’DE ALIŞVERİŞ VE KOZMETİK KONUSU

Kore’de alışveriş denince akla hemen kozmetik ve ginseng gibi ilaçlar geliyor. Sokaklarda yürürken, her köşe başında karşınıza çıkan kozmetik mağazaları, ülkenin güzellik anlayışını bir yaşam biçimine dönüştürdüğünün bir göstergesi. Kadın-erkek cilt bakımına gösterilen özen, Korelilerin parlak, pürüzsüz ve sağlıklı tenlerinin sırrını açıklıyor. Cilde özen göstermek Kore’de bir kültür ve bu kültürü yakından görmek isteyenler için kozmetik mağazaları adeta küçük keşif alanları gibi.

Kore kozmetiği, doğadan gelen içerikleri bilimsel formüllerle buluşturmasıyla dünyada öncü bir yere sahip. Ayrıca birçok ürün, küresel piyasaya çıkmadan önce Kore’de tanıtılıyor. Bu yüzden de güzellik trendlerini kaynağından yani Kore’de keşfetme şansınız olabiliyor.Kozmetik ürünlerin ihracat değeri: 2023 yılında yaklaşık 7,5 milyar ABD doları olmuş. Toplam mal ihracatındaki payı: %1 civarında ve GSYH içindeki payı: Yaklaşık %0,3–0,5 düzeyinde. Bu oranlar düşük gibi gözükse de, kozmetik için ülkeye gelen azımsanmayacak kadar fazla turizm hareketini göz önüne alırsanız çarpan etkisinin fazla olduğunu anlıyorunuz. Kore, dünyada kozmetik ihracatında ilk 3 arasında yer alıyor (Çin, Fransa, ABD ile birlikte). Grupta konu ile ilgili hanımlarımız fiyatların çoğu zaman Türkiye’ye göre daha uygun olduğunu iddia ettiler ve benim sevgili eşim dahil hanımlar tarafından çokça kozmetik ürün satın alındı.

Kozmetik olsun, ginseng gibi ilaçlar olsun alt ve orta düzey ürünleri her yerden satın alabiliyorsunuz. Olive Young adlı mağazalar zinciri orta düzey ürünler için en çok rağbet edilen mağaza oldu. Neredeyse her adım başında, irili ufaklı bu mağazalardan karşınıza çıkıyor.

Üst düzey kozmetik ve ginseng ürünler için ise randevu alarak bazı firmalarla görüşmeye ve ürün görmeye gidiliyor. Bizimkiler orta düzey kozmetik ürünlerle yetindiler. Ancak üst düzey ve daha saf ginseng ürünler için Seul’deki büyük bir mağazadan (Donghwangtosan) randevu alındı. Orada Kore ginsengi hakkında bilgiler aldık. Ürünlerin fiyatı gerçekten can yakıcı. Ama anlatılana göre de Kore ginsengi çok kıymetli ve son ürün haline gelmesi çok zahmetli.

Kore ginsengi (Panax ginseng), dünya genelinde “en güçlü ve saf ginseng türlerinden biri” olarak kabul ediliyormuş. Onu diğer ginseng türlerinden (Çin, Amerika, vb.) ayıran birkaç önemli fark varmış. Kore’nin nemli yazları ve soğuk kışları, ginseng köklerinin yoğun besin ve saponin (ginsenosid) biriktirmesini sağlıyormuş.

Ginsengin enerji artırıcı ve bağışıklık güçlendirici etkilerini sağlayan bileşiklere “Ginsenosid” deniyor ve Kore ginsengi, Çin veya Amerika ginsengine göre daha yüksek ginsenosid çeşitliliğine ve oranına sahip diye yazılıyor (yaklaşık 37 farklı bileşik tespit edilmiş). Ginseng ekildikten altı yıl sonra hasat edilebiliyor. Ginseng kökleri işlenip kurutularak ilaç haline getiriliyor. Ginsengin, krem, maske, serum, çay, macun, toz ve kapsül gibi bir çok formu bulunabiliyor. Özelikle enerji verici ve bağışıklık sistemine katkıları nedeni ile ginseng içeren ürünler satın alınabiliyor.

Bunlar dışında grup arkadaşlarım Uniqlo mağazaları ile ayakkabı mağazalar zinciri olan ABC Mart mağazalarından da epey bir ürün satın aldılar. Bendeniz ise epey karlı bir şekilde Canon fotoğraf makinası satın aldım. Fotoğraf makinası ve bilgisayar-ipad gibi ürünlerin fiyatları ülkemize göre daha uygun görünüyor. Yine de ihtiyacınıza göre, önceden fiyat araştırması yaparak, alışverişe çıkmanızı tavsiye ederim.

Mağazaların bazıları hemen tax free uyguluyorlar. Ama bir kısmı ise faturanızı kesiyor, formunu dolduruyor ve Incheon Havaalanından vergi için kesilen paranızı geri almanızı istiyorlar. Yani mutlaka pasaportlarınız yanınızda olsun. Ben fotoğraf makinamın vergi iadesini havaalanındaki ofisten aldım. Makina gibi pahalı ürünlerin paketini açmamanız isteniyor. Paketin de havaalanında görevliye gösterilmesi için yanınızda olması gerekiyor. Vergi iadesi için tercih edilmesi gereken en iyi yöntemin, kredi kartına paranın iadesi olduğu söylendi ama ben USD olarak parayı geri aldım. Kararı sizin vermeniz gerekiyor.

KISASINDAN KORE TARİHİ

Gezilerim nedeni ile çok rehber tanıdım ama aralarından birkaç tanesinin yeri bende çok ayrıdır. İlk Kore yazımı paylaştığımda bir rehber arkadaşımdan mesaj aldım. Japonya gezisinden tanıdığım ve o bölgeler hakkındaki bilgisine çok güvendiğim sevgili Huriye Yılmaz‘ın mesajında, Kore hakkındaki ifadeleri aynen şöyleydi;

Kore, Çin ve Japonya ikileminin arasında kalmış ve dolayısıyla tarih boyunca da onlardan çok etkilenmiş. Bu açıdan Kore için “Balinaların arasındaki karides “ifadesi de kullanılmış. Bu iki büyük ülkenin etkisi altında Kore, tarih boyunca bu zamana kadar gelmiş ve bir anlamda da acıların ülkesi olmuştur.” Kore tarihini aslında bundan daha güzel özetlemem mümkün olmazdı.

Güney Kore tarihini, Kore Yarımadasının tarihinden ayırmak zordur. 20. yüzyıl sonrası gelişmeler, ülkeye tarihi kimliğini kazandırmış. Aslında milattan önce 2500 yıllarından beri Kore Yarımadasında yaşayan uygarlıkların varlığı (Gojoseon) biliniyor. Milat sonrası 1. yüzyılda Çin’in Han Hanedanlığı ile yapılan savaşlar sonrası yıkılan Gojoseon Krallığı, 3 krallık dönemine (Goguryeo, Baekje, Silla Krallıkları) yerini bırakmış. Bu krallıklar sırası ile hüküm sürdükten sonra zaman zaman Çin, zaman zaman da Japonların saldırıları altında tarih sahnesinden silinmişler. 918-1392 yılları arasında önce  Goryeo Hanedanlığı, 1392– 1897 yılları arasında da Joseon Hanedanlığı Kore yarımadası ve civarında hüküm sürmüşler. 1897–1910 yıllarında Kore İmparatorluğu ilan edilmiş 1910 yılında da Japonya, 1945 yılına kadar sürecek şekilde Kore’yi ilhak etmiş. Bu dönemde Kore halkı çok eziyet görmüş ve halka asimilasyon uygulanmış. 1950-1953 yılları arasında ise Çin ve Amerika’nın etkisi ile Kore’nin Güney ve Kuzey Kore olarak bölünmesine neden olan savaş yaşanmış.

Bu bölümü de bitirdik. Girişi yapmak zordur, genel bilgileri vermek ise uzun ve maalesef sıkıcıdır. Ancak bu temel bilgiler olmadan nereyi gezdiğinizi ve nasıl gezeceğinizi bilemezsiniz. Bu nedenle bu kısım bir gezgin için çok önemlidir. Aman dikkatle okuyun!

Gezekalın

Dr Ümit Kuru

04.11.2025

Bir Ülke, İki Zaman: Güney Kore

GEZI YAZISINA GİRİŞ

Gezi sonrası ilk yazıya başlamak hep zor olmuştur; Hangi başlığı seçmeliyim ki, herkesin ilgisini çeksin?”, “Gezilen ülkeyi veya şehri en iyi anlatmanın yolu nedir?”, “Yüzlerce fotoğraf arasından hangilerini seçeyim ki, o fotoğraflar okuyucularda gezme arzusu uyandırsın?”

Bu sorular bazen daha da uzuyor ve yazı dizisinin başlangıcını yapabilmem hayli zamanımı alıyor. Konuyu gün ve gün işlerken bu kadar zorluk yaşamıyorum. 18 Ekim-31 Ekim 2025 tarihleri arasında gezisini yapıp döndüğümüz Güney Kore yazısının başlangıcında da bu sorunu yaşıyorum. Şükürler olsun ki sonunda yukarıdaki başlığı uygun görüp, yazıma giriş bölümüne başlayabildim. Neden bu başlığı seçtiğime, eminim sizler de yazıyı okuduktan sonra hak vereceksiniz.

GÜNEY KORE GERÇEĞİ

Günümüz modern dünyasında bir Güney Kore gerçeğinin var olduğu hakkında, herhalde hiçbirimizin itirazı yoktur. Samsung, LG, Kia, Hyundai gibi global büyük Kore firmaları, K-Drama ve K-Pop gibi eğlence piyasasını etkileyen Kore yapımları tüm dünyaca biliniyor, kullanılıyor ve izlenip, dinleniyor. Özellikle Seul ve Busan gibi büyük şehirlerin neon ışıkları ve gökdelenleri, akıllı şehir uygulamaları, çok gelişmiş bilişim alt yapıları bu ülkenin günümüzdeki modern yüzünü temsil ediyorlar.

Seul’de bulunan Namsan Dağı’nın tepesine kurulu 236 metrelik Seul Televizyon Kulesi (N-Seoul Tower), 555 metre yükseklikte, 123 katlı ve dünyanın altıncı en yüksek binası Lotte World Tower, Busan şehrinde Songdo Plajında, deniz üzerinden 1,6 km boyunca yol alan Songdo Teleferik Hattı Güney Kore’nin modern yüzünün vücut bulmuş halleri olarak ortaya çıkıyorlar.

BİR ÜLKE, İKİ ZAMAN

Güney Kore’yi gezerken dikkatinizi çekecek bir başka gerçeklik, modernite ve zengin ekonominin yarattığı güç ve zenginlik simgeleri dev yapılar yanında Kore’nin geçmişi ve geleneklerinin de birikte yaşatıldığıdır.

Seul’de bulunan kraliyet saraylarında, hala eski kıyafetler içinde ve günde iki defa Joseon Hanedanlığı dönemindeki haliyle nöbet değişim törenleri yapılıyor. O dönemin giysileri içinde, ellerinde kılıçları ve mızraklarıyla askerler, bando takımı eşliğinde yürüyüşlerini yaparak tören alanına geliyorlar. Sarayın görkemli kapısının ardındaki avluda eski nöbetçileri yenileri ile değiştiriyorlar. Bu ana şahitlik ederken gökdelenlerin arasından başka bir zamana geçiş yaptığınızı hissediyorsunuz.

Canlı renkleri ve sade çizgileri ile karakterize geleneksel Kore kıyafetleri olan hanbokları giymiş çok sayıda koreli insanı sarayları, korunmuş eski Kore evlerinin bulunduğu Bukchon Hanok Köyü gibi mahalleleri veya Andong-Hahoe Halk Köyü‘nü gezerken göreceksiniz. Zaten yerli-yabancı tüm turistlerden bu kıyafetleri giyenler de saray ve müzeleri ücret ödemeden gezebiliyorlar. Yani gelecek içinde geçmişi yaşamak ve yaşatmak, Kore’de bilinçli bir tercih.

Seul ve Jeju Adasında her gösterileri yıllardır kapalı gişe oynanan K-Drama ile K-Pop karışımı Nanta Show adlı bir tiyatro var. Bu gösteride kepçe, bıçak ve kaşık gibi sıradan mutfak aletleri ve çöp bidonlarıyla, Kore geleneksel samul nori ritmini içeren sözsüz bir performans icra ediliyor. Yani 1997 yılında ilk olarak sahneye konan modern sanat gösterisi içine yedirilmiş, geleneksel Kore müzik ritmine şahitlik edebiliyorsunuz.

Seul’de Myendong Caddesi‘nde Nanta Show Tiyatrosunun da içinde bulunduğu sokağa adımınızı atar atmaz sizleri sokak lezzetlerini tatmanız için davet eden yiyecek satıcılarının tezgahları karşılıyor. Bu davetlerden herhangi birine rahatça ve güven içinde katılmanızı tavsiye ederim. Tezgahların,ışıl ışıl olduğunu, sunulan lezzetlerin geleneksel Kore mutfağı olduğunu göreceksiniz.

İŞİN ÖZÜ

Yukarıda yazdıklarımdan anlayacağınız bu güzel ülkeyi gezerken, hem günümümüzün en modern ve ileri teknolojisi ile gündelik yaşama ve hem de kıyafetleri, müziği ve yiyecekleri ile geçmişin gelenek ve göreneklerine şahitlik ediyorsunuz. Yani Kore’deyken, iki zamanı bir arada yaşayabileceğiniz bir ülkede olduğunuz hissini yaşıyorsunuz.

Bunun en ironik ifadesini, Seul’ün idari ve tarihi merkezlerinden biri olan Gwanghwamun Meydanı‘da fotoğrafladığımı düşünüyorum. Yukarıdaki fotoğrafımda Kore’yi Japonlara karşı başarıyla savunan büyük denizci ve komutan Amiral Yi Sun-sin’in heykelini görüyorsunuz. Kore tarihinin bu büyük komutanı, sanki karşı gökdelende dev ekranda geçen reklamları izliyor. Tesadüfen çektiğim bu karede büyük komutan bir kozmetik ürünün reklamını seyrediyordu. Bu fotoğraf geçmişin, geleceğin içine dahil edilmesinin fotoğrafı değil midir sizce?

Kozmetik demişken Kore’nin bir kozmetik cenneti olduğunu yazmama gerek yoktur sanırım. Çoğunlukla gezgin, azıcık alışveriş ruhuna sahip bir grubuz. Ama bizim gruptan bile, satın aldıkları kozmetik ve ilaçlar için boş bavulla gelip dolduranlar ya da yeni bavul alanlar oldu. Kore yemekleri ise tamamen farklı bir yazıyı gerektiriyor.

KORE’NİN SİZE SUNACAĞI ÇOK ŞEY VAR

Kore’nin sizlere sunabileceği çok şeyi var ve bu sunumlarını da en doğru ve çarpıcı şekilde yapıyorlar. Ziyaret ettiğiniz yerde bir performans varsa kaçırmamanızı ya da programınızda yoksa bile var olanı izleme şansını yaratmanızı öneririm.

Daha önce sarayların önündeki nöbet değişim törenlerinden bahsetmiştim. Seul’e yakın sayılacak Suwon şehrine gidince Hwaseong Sarayı önünde belirli saatlerde sunulan Dövüş Sanatı gösterisini izlemeyi kaçırmayın ve kalenin surlarında yürüyüşünüzü mutlaka yapın.

Sabah gezdiğiniz tarihi yerleri, bir de geceleri ışıklandırılmış hali ile gezmeye çalışın. Seul’de Gyeongbokgung Sarayı Gwanghwamun Kapısı‘nın, Gyeongju‘da Woljeongyo Köprüsü‘nün ve Donggung Sarayı’nın gece ışıklandırılmış halini görmek için çaba gösterin. Gece ışıklandırmalar her zaman çok güzel oluyor.

Kore çok güvenli bir ülke. Gece yalnız bile olsanız, korkmanızı gerektirecek bir durum olmuyor. Son derece yardımsever ve saygılı insanlar.

Gyeongju’da Woljeongyo Köprüsü’nün aşağıdaki gündüz ve gece ışıklandırma ile çektiğim fotoğrafıları anlatmak istediğimin belgeleridir.

Kore müzeciliğin en iyi yapıldığı ülkelerden bir tanesi. Seul’deki ve Gyeongju Ulusal Müzeler başta olmak üzere, müzeleri ziyaret etmeyi sakın ihmal etmeyin.

KORE’DE TAPINAKLARIN HEPSİNİ AYNI OLARAK GÖRMEYİN

Kore hem Budizm’e ait tapınaklar ve hem de Konfüçyüs inanış biçimine uygun akademiler bakımından önemli bir ülke. Tapınaklar bilinçli olarak doğanın içinde, çoğunlukla suyun yanında huzur dolu bir ortamda seçilip, inşa edilmişler. Bunlardan önemli olanlarından bazılarını gezmeniz yerinde olur.

Tapınakların hepsi aynı olur” diyerek bir tanesini, özellikle en yakınınızdaki gezip, bırakmayın. Tarikatların tapınakları, dağ tapınaklarının özellikleri farklı olabiliyor. Kimisi kurulduğu yerin cennet gibi bir ortam olması açısından, kimisi en eski ahşap yapıda olması bakımından, kimisi de tek parça kayaya oyulması yönünden farklı tapınaklar.

Gezimizde tapınak konaklaması da yaparak, Budist inanış biçiminde inananların, bir gecelik de olsa, yaşamlarına şahitlik ettik.

KORE’NİN DOĞAL GÜZELLİKLERİ

Kore’nin sizlere sunacakları arasında müthiş doğal güzellikleri de olacaktır. Ülkemizde alışık olmadığımız doğaya saygının en güzel örneklerini görmek için bile Kore’ye gidilebilir.

Ulsan şehrinde Ahopsan Bambu Ormanı, Daewangam Parkı ve Jeju Adası‘nda Seonsan Peak ve Hallim Park yürüyüşlerimiz çok güzellerdi. Sizlere de mutlaka bu deneyimleri yaşamanızı tavsiye ederim.

GÜNEY KORE BİR GEZGİNİN MUTLAKA GÖRMESİ GEREKEN BİR ÜLKE

Yazımın bu bölümüne son vermeden önce, 14 kişilik bir grup olarak, Güney Kore’ye çok güzel bir gezi yaptığımızı rahatlıkla söyleyebilirim. Farklı zamanların, geçmişle geleceğin, bilinçli bir tercihle bu ülkede yaşatıldığını bilmenizi isterim. Programı kendimiz belirledik ve standart tur programlarına göre benzersiz olduğunu iddia edebilirim. Sakın ola Japonya-Kore ortak programları ile yetinmeyin; Hem Kore’ye ve hem de Japonya’ya yazık edersiniz.

Artık hangi firma ile gittiğimizi bloğumdaki yazılarda belirtmiyorum ama doğrudan mesajla soran olursa yönlendirebilirim. Genelde hizmetten ve rehberlikten memnun kaldığımızı söyleyebilirim.

Evet sevgili sanal gezginler ve potansiyel Güney Kore yolcuları! Buyrun bakalım Gezekalın’ın yeni macerasını dinlemeye ve izlemeye..

Gezekalın

03.11.2025

Dr Ümit Kuru

Gül Festivali Bahane, Bulgaristan’ı Keşif Gezisi Şahane! Trevne

Aslında Trevne, bu gezimiz programında hiç yoktu. Bayram dönüşünde sınır kapısında olabilecek yoğunluğu düşününce “Geziyi bir gün daha niye uzatmadık? Bayram yoğunluğu yaşamazdık!” diye bir fikrin sonucunda programa ekledik. Büyük Bulgaristan turu için zaten o bölgeyi iyi çalışmıştım. Yani yöreyi masa başından iyi tanıyordum. Trevne’ye doğru bir günlük yolculuk ayarlayıverdik.

Hotel Edelweiss Yürüyüş Parkurları 2025 / Bulgaristan Turu

Kaldığımız otelin civarında o kadar güzel yürüyüş parkurları vardı ki mekandan ayrılmadan bir kez daha, kısa da olsa, bir yürüyüş yapalım dedik. Bu sefer otelden Buzluca Anıtı‘na doğru değil de tersi yönde yürüyelim istedik.

Hotel Edelweiss Çevresinde Yürüyüş Parkuru-Şipka Geçidi 2025 / Bulgaristan Turu

Kahvaltı ve yürüyüş sonrası otelden ayrıldık. İlk hedefimiz 30 km kadar ötede bulunan Ethno Village Etar. Yaklaşık 45 dakika sürecek yolumuz var. Yol üzerinde Buzluca Anıtı‘nı iyi gören bir noktada, anıtı fotoğraflamak için durduk.

Buzluca Anıtı 2025 / Bulgaristan Gezisi

Bulgaristan’ın Komünist Rejimle yönetildiği döneme ait, bence çoğu zevksiz ve abartılı, bir sürü anıt mevcut. Buzluca Anıtı’da Kazanlık’a yakın Buzluca (Buzludja) (Hacı Dimitar) Zirvesi’nde yer alan görkemli bir Sovyet dönemi yapısı. Beton, çelik ve cam malzemelerle yapılmış yapı 1974-1981 yılları arasında inşa edilmiş.

Buzluca Anıtı 2025 / Bulgaristan Gezisi

Kırmızı yıldızlı 70 metrelik kule ve “uzay gemisi” biçimli büyük tören salonu, tipik sosyalist gerçekçi ve fütüristik tasarım anlayışını yansıtıyor. Bugün artık anıt terk edilmişlik yaşıyor. Geleni gideni yok. Rejim değişikliği sonrası kaderine terk edilmiş. Bulgar halkının çoğu o dönemi pek sevmiyor ve iyi hatırlamıyor. Şimdilerde anıtta restorasyon çalışmaları yapılıyormuş.

Anıt 1891’de burada toplanan Dimitar Blagoev öncülüğündeki sosyalist grubu anmak için yapılmış. Bu oluşum Bulgar Sosyal Demokrat Partisi’ne, sonrasında Bulgar Komünist Partisi’ne uzanan sürecin başlangıcı sayılıyor. Yukarıda paylaştığım gibi, dün yürüyüş yaptığımız güzergahta bu amaca yönelik başka heykeller de vardı.

Ethno Village Etar 2025 / Bulgaristan Gezisi

Bulgaristan’ın tek ve biricik açık hava etnografya müzesinin arazisine adım attığınızda, günümüzden farklı bir dünyaya da adım atıyorsunuz. Yedi hektarlık alanda, taş‑ahşap karışımı, canlanma dönemi mimarisiyle restore edilmiş geleneksel evler, çalışır halde su değirmenleri, yün kırma makinaları yer alıyor.

Etar Açık Hava Müzesi-Girişteki Mozaik Tablo 2025 / Bulgaristan Gezisi

Biz burayı gezmekten büyük keyif aldık. Uzun bir zaman geçirdik. Buraya giriş ücretli. Yaşlı ve emekli iseniz indirim alabiliyorsunuz.

Etar Açık Hava Müzesi kapısından girer girmez, sanki bir film setine adım attık. Bu açık hava müzesinde 50 yapı ve su gücünün ürettiği sistem ile çalışan el sanatları atölyesi (un değirmeni, dokuma, çömlekçilik vb.) sergileniyor; Amaç, Bulgar Rönesansı dönemindeki günlük yaşamı ve zanaat kültürünü ziyaretçilerin görüsüne sunmak.

Etar Açık Hava Müzesinin araç otoparkı var. ilk giriş kapısından sonra gelen binalar yeme içme yerleri. Devamında bir ağıl ve bir değirmene ulaşacaksınız. Etar aslında, Gabrovo Şehri’nden geçen Yantra Nehri’nin eski adıymış. Bulgaristan’da faaliyette olan tek su tesisleri koleksiyonu da bu açık hava müzesinde bulunuyor.

Etar Müzesi’ni yaratma fikri Gabrovalı Lazar Donkov‘dan gelmiş. Binaların mimari kompleksinin inşası, 1963 yılında Sivek Nehri boyunca mevcut yapıların restore edilmesiyle başlamış. Arkasından değirmenler restore edilmiş. Daha sonra kompleksi çeşitlendirmek için komşu köylerden bir bıçak atölyesi ve bir başka su değirmeni daha buraya getirilmiş. Yani zamanla tesis genişlemiş.

Ethno Village Etar -Su Değirmeni 2025 / Bulgaristan Gezisi

Burada sergilenen su değirmenleri orijinal ve halen işlevseller. Bu açık hava müzesinde değirmenlerin yün eğirmek, tahıl öğütmek, ahşap, metal ve tekstil makinalarını işletmek için nasıl kullanıldığı gösteriliyor. Su çarklarını harekete geçiren bir kanal ve mekanizma sistemi yerinde korunmuş.

Değirmenlerin bir kısmı, müzenin bulunduğu yerde başlangıçta da varlarmış. Bu ilkel ama doğa ile uyumlu ve çevre dostu hidrolik güçle ahşap ustasının torna tezgahı dönmüş, buğday öğütülmüş, yün eğirilmiş. Geçmişte kullanılan bu sisteme, bugün burada şahit oluyorsunuz.

Krastnikkolchov Hanı-Etar Açık Hava Müzesi 2025 / Bulgaristan Turu

Krastnikkolchov Hanı 19. yüzyılda Gabrovo’da faaliyet gösteren birkaç han arasından en yoğun olanıymış. Bu han 1974 de inşa edilmiş. Krastnikkolchov Hanı‘nda zaman zaman sergiler oluyormuş. Bu yazıyı hazırlarken öğrendim ki, biz gezdiğimiz zaman da Ruse Bölgesel Tarih Müzesi’nden bazı eserler burada haziran-ağustos ayları arasında sergileniyormuş. Ruse Bölgesel Tarih Müzesi seneye yapacağımız büyük Bulgaristan turu programımda da vardı. Ama Ruse’ye (Ruscuk) giriş zamanımız geç saatlere denk gelecek gibi olduğundan müzeyi gezemeyebiliriz diye üzülüyordum. Şimdi en azından burada ve beklenmedik şekilde müzenin bazı eserlerini görmüş olduk.

Saat Kulesi-Etar Açık Hava Müzesi 2025 / Bulgaristan Gezisi

Bu alanda bir tane de saat kulesi mevcut. Bulgar zanaat ve ticaret merkezlerinde saat kulelerinin inşası 18. yüzyılda başlamış. Saat kuleleri, zamanı takip etmek yanında, yangınlara veya saldırılara karşı gözetleme kuleleri olarak da hizmet etmiş. Saatlerin kasaba ve belediye binalarına ve kilise kulelerine yerleştirildiği Batı ve Orta Avrupa’daki kasaba ve şehirlerin aksine, bu amaça uygun kamu binaları olmayan Bulgarlar, saatler için özel kuleler inşa etmişler.

Saat Kulesi-Etar Açık Hava Müzesi 2025 / Bulgaristan Gezisi

Etar Müzesi’ndeki saat kulesi, Dryanovo kasabasında bulunan saat kulesinin bir kopyasıymış. Dyranovadaki saat kulesi 1778’de inşa edilmiş ve 1946’da yıkılmış. Müzedeki benzer kule inşası ise 1975’te başlamış.

Müzede iki adet taş köprü de inşa edilmiş. Tek kemerli ve iki kemerli köprüler, 19. yüzyılda Gabrovo’da var olan tipik köprü yapılarını temsil ediyor .

Başta Mavi Renkli Sakov Evi ve Devamında Zanaatkar Sokağı-Etar 2025 / Bulgaristan Gezisi

Zanaatkarlar Sokağı mimari kompleksi, 19. yüzyıldan kalma binalarla, aktif zanaatkar atölyeleri, ticari satış noktaları, bir kahve dükkanı ve zanaatkar ve tüccar evleriyle ana kentsel caddeyi temsil ediyor. Buradaki evler, Gabrovo ve çevresinde var olan orijinal mimari örneklerin kopyalarını içeriyor. Sokağın kahvesinde mutlaka kahve içmenizi tavsiye ederim.

Müzenin sonuna doğru bir kilise-okul bulunuyor. Okullu Epifani Kilisesi‘nin prototipi, 1868 yılında Dryanovo (Direnova) Belediyesi, Radovtsi köyünde inşa edilen bir kiliseymiş. Binanın mimarisi dış cephesiyle etkileyici ve daha sonra bir sunak için dış apsis inşa edilerek kilise olarak hizmet vermeye uyarlanmış ve ikinci katta bir okul ile birleştirilmiş. Kilise, 1998-2004 döneminde müze gelirleri ve Etar zanaatkarlarının, vatandaşların ve Veliko Tarnovo Piskoposluğunun bağışlarıyla inşa edilmiş.

Okullu Epifani Kilisesi-Etar 2025 / Bulgaristan Gezisi

Etar Açık Hava Müzesini ya da resmi adıyla Ethno Village Etar Kompleksini ziyaret etmeyi mutlaka Bulgaristan gezinize dahil etmelisiniz. Bİz burada çok eğlendik ve bilgilendik. Daha sonra da Sokolski Manastırı‘na doğru yola çıktık. Manastır buraya 4 km mesafede.

Sokolski Manastırı-2025 / Bulgaristan Gezisi

1832’de yakınlardaki Sokola Mağarası’nın (Şahin Mağarası) girişine küçük bir ahşap kilise ve harap bir kulübe inşa edilmiş ve 1834’te yerel köylerden gelen insanların yardımıyla ahşap binaların yerine büyük bir tapınak inşa edilmiş ve kutsanmış.

Bu manastır bir ara Bulgar Özgürlük hareketlerine de ev sahipliği yapmış. Manastırın çok güzel bir avlusu ve bahçesi mevcut. Ortada bulunan çeşme 8 musluklu ve 1868 yılına tarihleniyor.

Manastır gezimizden 25 km sonra Trevne’ye (Tryavna) vardık. Önce konaklama yapacağımız Enika adlı oteli bulmamız gerekti. İlk başta, tüm Bulgaristan gezimiz boyunca en suratsız insanla karşılaştığımızı düşündük. Ancak sonra otel sahibinin dil problemi olduğunu anladık. Tercüme programları iki tarafında imdadına yetişti. Burası şehrin tarihi kısmına yakın ve yeni bir oteldi. Kahvaltısı olmayan, günün belli bir saatinden sonra kendimizin kapı şifreleri ile otele girip çıktığı otellerden çıktı. Ama memnun kaldık. Hotel Familiya adı bir diğer otel daha merkezde ama orada da kahvaltı yok. Trevne küçük bir yer.

Kaptan Diado Nicholas Meydanı-Trevne 2025 / Bulgaristan Gezisi

Trevne küçük bir yer ama barındırdıkları ile seveceğiniz bir kasaba. Burada Bulgar Uyanış Dönemi’nden kalma çok sayıda ev mevcut. Yalnız kötü taraf, biz pazartesi günü oradaydık. Pazartesi salı günleri müze evler ziyarete kapalılar. Gezilecek müze evlerden Raykov Evi Müzesi, Slaveikov Evi Müzesi ve Eski Okul Müzesi ziyarete kapalı. Biz de haliyle sadece dışarıdan fotoğraflamak zorunda kaldık. Bir tek Daskalova Evi Müzesi‘ni gezme şansımız oldu. “Filibe’de bir sürü müze ev gezdin! “Bıkmadın mı müze ev gezmekten?” diye soruyorsunuzdur. Hayır! Bıkmadım. Çünkü buradaki evler, uyanış dönemi (revival) asimetrik ev örneklerinden. Yani daha çok kırsalda yapılan, cumbalı, simetriden daha çok fonksiyonel olması hedef güdülen evler. Büyük Bulgaristan turunda pazartesi salı günlerine bu bölge gezisi denk gelmesin diye program üzerinde epey zorlanmıştım.

Uzun zaman önce XII. yüzyılın sonunda, İkinci Bulgar Krallığı’nı kuran kraliyet hanedanı olan Asenevtsi’nin yazlık saraylarının bu bölgede bulunduğuna dair yazılar var. Ancak belgelere göre ıssız olan bu bölgeye yerleşimi Osmanlı teşvik etmiş. Bu bölge dağlardan haydutların yol kesip kervanları soydukları bir bölgeymiş. 1565 yılına ait bir belge, dağdan geçen geçidi haydut baskınlarından korumak için bu bölgeye yerleşenlerin vergi indirimlerinden faydalanacaklarını söylüyor. “Harbalii” olarak adlandırılan ve tek görevleri bu haydutları engellemek olan bu yerleşimciler için uygulanan vergi indirimleri, sonraki yıllarda yeni yerleşimcileri cezbetmiş ve nüfus artmış. Trevne’de bu şekilde kurulmuş.

Trevne 2025 / Bulgaristan Gezisi

XVII-XVIII. yüzyıllardan beri bu bölge zanaatkarları ile biliniyor. Trevne (Tryavna) halkı ahşap oymacılığı, ikonografi, inşaat gibi çeşitli zanaatlarda usta bir halk olarak biliniyor. Hatta Bulgaristan’ın en eski Revival Sanat Okulu olan Trevne Okulu burada kurulmuş. Bu okul XIX. yüzyılın sonu – XX. yüzyılın başına kadar varlığını sürdürmüş. Sonrası ise sanayileşmenin olumsuz etkisi. Zanaat zamanla burada da önemini yitirmiş. Ahşap oymacılığı ile ilgili muhteşem işlerine Daskalova Ev Müzesinde şahit olduk. Aşağıda bunlar güzel örnekleri paylaşıyorum.

Trevne’nin gezilecek ana meydanı Kaptan Diado Nicholas Meydanı. Bulgaristan’ın bugün korunmuş tek Rönesans meydanı.

Kaptan Diado Nicholas Meydanı-Trevne 2025 / Bulgaristan Gezisi

Burada tam karşınızda Trevne Saat Kulesi, hemen onun yanında Eski Okul Müzesi, arkanızda kalacak olan kilise Aziz Başmelek Mikail Kilisesi (St. Archangel Michael Church), Klisenin biraz ilerisinde karşı çaprazda ise Raykov Evi Müzesi bulunuyor. Saat Kulesinin yanından ise çok güzel bir taş köprü var. Taş Köprüyü geçince El Sanatları Sokağı, bunun devamında ise daha az meşhur çok sayıda eski ev ile Daskalova Ev Müzesi ve Slaveikov Ev Müzesi var. Yani dr bir alanda herşeyi bulabiliyorsunuz.

Trevne Saat Kulesi, kasabasının simgesi olup 1814 yılında inşa edilmiş. Ülkedeki korunmuş revival dönemi mimari topluluğunun bir parçası kabul ediliyor.

Aziz Başmelek Mikail Kilisesi – Trevne 2025 / Bulgaristan Gezisi

Aziz Başmelek Mikail Kilisesi (St. Archangel Michael Church) bir iddiaya göre 12. yüzyılda inşa edilmiş. İkinci Bulgar İmparatorluğu döneminde Asen kardeşler, Aziz Başmelek Mikail’e adanmış üç kilise inşa ettirmişler. Bunlardan birinin de Trevne’de olduğu söyleniyor. Tarih şimdiye kadar bu gerçeği doğrulamamış. Ancak kilise 18. yüzyılda kesinlikle varmış. Sonradan yanmışsa da 1819 yılında yerine yenisi yapılmış.

Aziz Başmelek Mikail Kilisesi – Trevne 2025 / Bulgaristan Gezisi
Aziz Başmelek Mikail Kilisesi – Trevne 2025 / Bulgaristan Gezisi
Aziz Başmelek Mikail Kilisesi – Trevne 2025 / Bulgaristan Gezisi

Trevneli ahşap ve ikonografi ustaları maharetlerini bu kilisede göstermişler. Güzel bir kilise. İçindeki tahta işleri de hayret verici tarzda ince işçilikle yapılmış. Çan kulesi sonradan eklenmiş.

Eski Okul Binası-Trevne 2025 / Bulgaristan Gezisi

Eski Okulu kapalı olduğu için gezemedik. Ancak binayı dışarıdan fotoğraflayabildik. OKul 1836 ile 1839 yılları arasında inşa edilmiş. Bulgaristan’daki ilk laik okullardan bir tanesi olarak kabul ediliyor. Petko Slaveykov’un burada öğretmenliği kabul etmesi sayesinde zamanın modern eğitimi Trevne’de verilebilmiş. Onun evi eski şeşhirde.

Slaveykov’un eğitimde yaptığı değişiklikler o kadar çok ve o kadar önemliymiş ki bugün bile Eski okul, onu adı ile de yani Slaveykov Okulu olarak da biliniyor.

Raykov Müze Ev-Trevne 2025 / Bulgaristan Gezisi

Bulgaristan’ın ilk kimya profesörü olan Pencho Raykov‘un doğduğu, babası ve zamanın zengin tüccarı Nikola Raykov yaptırdığı Raykov Müze Evi de o gün ziyarete kapalıydı. Evi dönemin en meşhur ustası Dimitar Sergeyov yapmış.

Zamanın Trevne’sindeki zengin ve uyanış dönemi yaşamını gösteren bir ev burası. Burada Trevne’ye getirilen ilk yatak ve şehir tipi ev mobilyaları hala sergileniyormuş. Ancak dışarıdan fotoğraflayabildiğimiz evi, bir daha ki sefere gezmek için not aldık.

Trevne Taş Köprü 2025 / Bulgaristan Gezisi

Trevne’nin çevresel mimarisi ve görünümüyle uyumlu bir şekilde bağlantılı olan tonozlu Taş Köprü, 1844-1845’te inşa edilmiş. Özellikle akşam çok güzel fotoğraflar alabileceğiniz bir köşe.

Bizim içeriden gezebildiğimiz tek ev Daskalov Müze Evi oldu. Bu evin bir hikayesi var. Zenginlerden Hacı Hristo Daskalov’un iki oğlu için bu evi inşa ettirmeye karar vermiş ve yine Dimitar Ustaya evin inşa işini vermişler.

Daskalov Müze Evi-Trevne 2025 / Bulgaristan Gezisi

Evin yapımına 1808 yılında başlanmış ama usta Dimitar ve kalfası Ivan bir bahse girmişler. Bahsin konusu; Altı ay içinde evin iki ayrı odasının tavanını kim daha güzel yapacak? İkisinin de altı ay boyunca evin iki odasına yaptıkları ahşap tavanlar muhteşemler.

Bu evde ayrıca ahşap işçiliği ile yapılan Ahşap Oymacılığı Koleksiyonu var. Bulgar krallarının heykel figürleri, Bulgar devrimcilerinin kabartmaları, Rönesans figürleri ahşaba oyulmuş. Sanki adamlar ahşaptan resimler çizmişler. O kadar canlı ve o kadar hareketli tablolar yapmışlar. Aşağıda sergilenen bazı eserler var.

Gezemediğimiz diğer bir müze ev de Slaveikov Müze Evi. Bu ev Trevne’ye öğretmen olarak gelen ve zengin tüccar Raykov’un kızı ile evlenen Slaveikov’ların yaşadıkları ev. Evin önünde onun bankta oturan bir büstü var.

Trevne sokaklarında yürümekten büyük keyif duyacaksınız. Eski şehrin sonuna kadar yürüyün ve orada köprüyü geçerek sağınızda yeşil, solunuzda akan dere sularını izleyerek yürüyüşünüz yapın derim.

Yemek yiyebileceğiniz çok yer var. Otellerde kahvaltı verilmemesini dert etmeyin. Adam başına 7,5 Levaya iyi bir kahvaltı yapabiliyorsunuz. Slaveykov’un evine yakın Türkçesi Eski Asma (Старата лоза) anlamına gelen yerde kahvaltı yaptık. Renaissance Cafe adlı yakındaki bir mekanın kahveleri çok güzel. Tavsiye ederim. Akşam yemeğimizi ise Staropriemnitsa Zograf adlı hemen Taş Köprü’nün yanındaki yerde yedik. Burada tavuk kavurma siparişi verdim ve çok güzeldi.

Evet sevgili Sanal Gezginler…

Bu son yazı ile dolu dolu geçen, tadı damağımızda kalan Bulgaristan gezimizi sizlerle paylaşmış oldum. Bazı arkadaşlardan çok gurur verici ve teşvik edici geri dönüşler aldım. Bir kısım gezgin arkadaşım da ise Bulgaristan gezisi yapma arzusu doğduğunu gördüm. Ne güzel! Birilerine bir faydamız oldu ise ne mutlu bana..

Gezekalın..

Dr Ümit Kuru

23.06.2025

Gül Festivali Bahane, Bulgaristan’ı Keşif Gezisi Şahane!-Güller ve Krallar Vadisi: Kazanlık-Şipka

Seuthes III (Yapay Zeka ile oluşturuldu)

Kazanlık’taki Iskra Bölgesel Tarih Müzesi İstanbul’da gözüme kestirdiğim, “Kazanlık gezisinde olmazsa olmaz!” diye düşündüğüm bir müzeydi. Bu müzede özellikle görmeyi çok istediğim bir bölüm var. Kral Seuthes III‘ün mezarından çıkan ve ona ait altın taç, miğfer, dizlik, at süslemeleri (altın-gümüş) gibi paha biçilemez hazinelerin orijinalleri Iskra Tarih Müzesi’nde sergileniyor. Bu müzede, mezardan çıkan bu eserleri görmeyi çok arzuluyorum. Trak mezarlarında ölülere ait sadece küller, bazı kemik parçaları ve dişler dışında insana ait pek bir şey çıkmamış. Ancak, arkeologlardan önce define avcıları bulmamışsa, bol miktarda ziynet eşyaları, altın ve gümüşten eşyalar, savaş aletlerine ait metal kısımlar gün yüzüne çıkmış. Seuthes III Mezarından çıkan kıymetli orijinal buluntular Iskra Bölgesel Tarih Müzesi’nde sergileniyor.

Iskra Bölgesel Tarih Müzesi-Kazanlık 2025 / Bulgaristan Gezisi

1901 yılında kurulan Iskra Bölgesel Tarih Müzesi, Bulgaristan’ın en eski bölgesel müzeleri arasında yer alıyor. Bu müze hem bölge arkeolojisini, hem de Bulgar halk kültürünü, sergilenen eserlerle keşfetmek için mutlaka ziyaret edilmeli. Müzenin bölümlerinde arkeoloji, ulusal uyanış (Revival), yakın tarih, etnografya başlıkları altında sınıflanmış 50 000–70 000 arasında özgün eser sergileniyormuş. Müze her gün ve saat 09.00-17:30 arası ziyarete açık. Emekli indirimi bu müzede de geçerli.

Seuthes III Kral Mezarından Çıkartılan Altın Tacı – Kazanlık 2025 / Bulgaristan Gezisi

Müzenin ilk katında, sağ yanda, sadece Seuthes III mezarından çıkarılmış hazinelere ait bir bölüm kurulmuş. Başka bölümlerle çok fazla oyalanmadan ve doğrudan o bölüme gittim. Bu bölümde sergilenen eserlerin ince işçiliği beni şaşırtıyor ve hayran bırakıyor.

Kral Seuthes III Büstü – Kazanlık 2025 / Bulgaristan Gezisi

Onu tasvir eden ve mezarının ön kısmında bulunan büstünün bir replikası bu müzede, bir diğer replikası mezarının önünde, orijinali ise Sofya Arkeoloji Müzesinde sergileniyor. Büstün gözlerinde alabastra ve cam, kaşlarla kirpiklerde ise bakır şeritler kullanılmış. Helenistik realizmi yansıtan bu heykelin orijinalini seneye Sofya Tarih Müzesi’nde mutlaka ziyaret edeceğim.

Seuthes III’e ait sergilenen eşyalar arasından replika olan sadece büst. Diğerleri ise orijinal. Krala ait miğfer ve dizlik de ince işçilik eserlerinden.

Iskra Tarih Müzesi – Kazanlık 2025 / Bulgaristan Gezisi

Trak Kralı III. Seuthes (Seuthes III), MÖ 4. yüzyıl sonunda, Trakya’daki Odrysia Krallığını yöneten önemli bir lider. Bağımsız bir Trakya kralı olarak hem yerel, hem de Helenistik dünyada güçlü bir figür.

Seuthes III Bölümü-Kazanlık / Bulgaristan Gezisi

Seuthes III güçlü ordusuyla Makedonlara meydan okuyan, Seuthopolis adında planlı bir başkent kuran, ihtişamlı bir mezar kompleksine gömülen önemli bir Trak kralı. Trak tarihinin altın çağını temsil ediyor.

Seuthes III Mezarından Çıkan Hazineler-Iskra Tarih Müzesi 2025 / Bulgaristan Gezisi
Seuthes III Mezarından Çıkan Hazineler-Iskra Tarih Müzesi 2025 / Bulgaristan Gezisi
Seuthes III Mezarından Çıkan Hazineler-Iskra Tarih Müzesi 2025 / Bulgaristan Gezisi

Müzenin bir de giriş için ayrı ücret ödenen sanat galerisi bölümü var. Diğer bölümlerinde sergilenen eserleri de gezerek kızlarla buluşmak üzere randevulaştığımız saatte ve randevulaşılan yere gittim. Günün aktiviteleri daha devam edecek.

Kızlar da Gül Festivali nedeniyle kurulan pazarı gezmekten memnun olarak geldiler. Pazardan yine gül yağı bazlı kozmetik ürünler satın alınmış. Ben de bir fikrim olsun diye pazarın başına kadar gittim. Şarap ve peynir üreticilerinin ürünlerini sattıkları kısımda biraz oyalandık. Bulgar şarapları gerçekten çok kaliteli. Tattırılan peynirleri de gayet güzel ve fiyatları Türkiye’ye göre ucuzdu. Ama bozulmadan nerede saklayacaksın, ülkeye nasıl getireceksin? Şarapları ise Svilengrad’da Grand Marketten satın aldık.

Kral Seuthes III Mezarının Önündeki Ona Ait Büstün Replikası-Kazanlık 2025

Gezi ekibi yeniden bir araya gelince artık Kazanlık gezimizi sonlandırıp, vadilerin gül kısmından, Trak Kral Mezarları kısmına doğru yola düştük.

Kral Seuthes III Mezarı – Kazanlık 2025 / Bulgaristan Gezisi

Trak Kral Mezarları Vadisinde binlerce tümülüs bulunuyor. Bilimsel kazılarla bu tümülüslerin 300 kadarı incelenmiş ve yaklaşık 15 mezar yapısı ayrıntılı olarak kazılmış. Sadece altı tanesi ise ziyarete açık; Kalabalıktan giremediğimiz Kazanlak Trak Mezarı, Ostrusha Trak Mezarı (4. yüzyıl mezarı, freskli iç mekânı cam koruma altında), Shushmanets Trak Mezarı ( iç mekânı korunmuş), Helvetia Trak Mezarı (“Helvetia Tümülüs” adıyla tanınır, 2017’den beri koruma altında), Griffons (Eşekarısı) Trak Mezarı, Golyama Kosmatka Trak (Seuthes III) Mezarı. Buradaki Trak mezarları UNESCO tarafından Dünya Miras Listesi’ne alınmış.

Kral Seuthes III Mezarının Mermer Kapıları-Kazanlık 2025 / Bulgaristan Gezisi

Ben programıma Ostrusha ve Shushmanets Trak Mezarlarını da dahil etmiştim. Ama vakit buna müsait olmayınca sadece Seuthes III Mezarını gezip, Şipka Geçidi’ne doğru devam etmeye karar verdik. Bir dahaki Bulgaristan gezimize kalan yerler iyice birikti..

Golyama Kosmatka Trak (Seuthes III) Mezarı, Kazanlık’dan 15 km kadar uzaklıkta bir mezar. Her gün saat 09:00-17:00 arası ziyarete açık. Mimarisi, zengin defin eşyaları ve gerçekçi bronz kral portresiyle Trak uygarlığının zirvesini temsil eden mezar yapılarındandır.

Kral Seuthes III Mezarının Lahit Odası-Kazanlık 2025 / Bulgaristan Gezisi

Konu hakkında tartışmalar olsa da MÖ 5. yüzyıla ait bir tapınakken, MÖ 3. yüzyılda Seuthes III için mezar olarak kullanıldığı düşünülüyor. 2004 yılında keşfedilmiş en etkileyici Trak mezarlarından birisi. Mezar kompleksi, 13 metre uzunluğunda taş bir koridor ve üç bölümden oluşuyor; Dikdörtgen giriş odası (sunağa benzer bir taş blok içerir), taştan tonozlu yuvarlak oda, son oda: tek bir taş bloktan oyulmuş lahit oda

Mezar içinde, Iskra Tarih müzesinde sergilenen zengin mezar eşyaları bulunmuş. Ayrıca ilk odada kurban edilmiş bir at iskeleti de buluntular arasında.

Mezar gezimiz ardından Şipka Geçidi‘ne ve Şipka Anıtı‘na doğru yola çıktık. Bu geçidin yolları çok güzel. Rakım yavaş yavaş yükselerek, 1150 metreleri buluyor. Her taraf yemyeşil. Yılın bu mevsimi Şipka Geçidi’nde seyahat etmek için çok uygun.

Şipka Geçidi 2025 / Bulgaristan Gezisi

Bulgaristan’ın Balkan Dağları’nda yer alan Şipka Geçidi, Kazanlık’ı, Gabrovo’ya bağlayan stratejik bir dağ geçidi. Hem coğrafi hem de tarihi açıdan son derece önemli bir nokta. Bu geçidin bizler açısından hüzünlü, Bulgarlar ve Ruslar açısından ise çoşku dolu hikayeleri var. 93 Harbi sırasında Şipka Geçidi, “Şipka Geçidi Muharebesi” olarak adlandırılan bir dizi çatışmaya sahne olmuş. Büyük Bulgaristan turumuz, Osmanlı Bulgaristanı ve 93 harbi temalı olacak. Bu nedenle bu harbi o dönemde ayrıntılı olarak anlatacağım ama şimdilik kabaca şunları söyleyebilirim; 93 Harbinde Ruslar geçidi ele geçirerek Tuna’dan güneye doğru ilerlemek, Osmanlılar ise Balkanların güneyini korumak istemişler. Bu geçidi ele geçiren Rus-Bulgar milis (Opalçentsi) güçleri Ağustos 1877’deki “Şipka Savunması” sırasında Osmanlı ordusunun tekrarlanan saldırılarını başarıyla püskürtmüşler. Plevne Savunması, bu başarısızlık sonrası çöktü. Bu geçidin Osmanlılarca geri alınamaması harbin kaybedilmesine ve hatta Rus Ordusunun Yeşilköy önlerine kadar ilerlemelerine neden oldu.

Bulgarlar bu savaşı uluslarının özgürleşmesinde çok önemli görüyorlar ve geçidin her yerine anıtlar, kiliseler inşaa etmişler. Bu anıtların en önemlisi ve bilineni de Bulgaristan’ın kurtuluşu için Şipka Geçidi Muharebeleri sırasında hayatını kaybedenlerin anısına yapılmış Şipka Anıtı.

Şipka Anıtı 2025 / Bulgaristan Gezisi

1934 yılında Stoletov Tepesi‘ne yapılan Şipka Anıtı, aynı zamanda Özgürlük Anıtı olarak da biliniyor. Modern Bulgaristan’ın ve Bulgaristan’ın kurtuluşunun bir sembolü. Anıt, Şipka Milli Parkı Müzesi’nin kalbi kabul ediliyor.

Şipka Anıtı’nın bulunduğu alana aracımızı park dip merdivenleri çıkmaya başladık. Anıtın bulduğu platforma gelince binlerce küçük sineğin saldırısına uğradık ve ne olduğumuzu anlamadık. Gözlerimizi ve sinek yutmamak için ağızlarımızı korumaya aldık. Bu dönemde bu küçük sinekler ortaya çıkarmış.

Ana hatları ortaçağ Bulgar kalesine benzetilmiş ve kilometrelerce öteden görülebiliyor. Bu anıt Bulgaristan’ın dört bir yanından insanların bağışlarıyla inşa edilmiş. Anıtın temel taşı 24 Ağustos 1922’de atılmış, inşaatı 1930’da tamamlanmış ve anıt 26 Ağustos 1934’te Bulgaristan Kralı III. Boris tarafından ziyarete açılmış. Anıtın yüksekliği 31,5 metre. Anıta çıkmak için 890 basamağı adımlamanız gerekiyor.

Aslan, Bulgar devletinin sembolü. Bulgaristan’ın armasını simgeleyen güçlü bronz aslan, anıtın girişini koruyor. Anıtın diğer üç duvarı, geçitin savunulduğu savaş alanları olan Şipka , Şeynovo ve Stara Zagora adlarını taşıyor. Zemin katta mermer bir lahitin altında Şipka’nın savunucularının kalıntıları yatıyor.

Şipka Anıtı İçindeki Lahit 2025 / Bulgaristan Gezisi

Anıtın içine giriş ücretli ve yine emekli-yaşlı indirimi geçiyor (2 Leva ödedik). Şipka geçidinin yukarıdan panoraması ilginizi çekmeyecekse anıtın içine girmenize ve 7 kat çıkmanıza bence gerek yok.

Müzenin katlarında askerlerin ve gönüllülerin kişisel eşyaları, madalyalar, fotoğraflar, silahlar ve Şipka’da yapılan savaşlarla ilgili belgeler sergileniyor. Sergilenen eserlerden biri de Samara Bayrağı‘nın bir kopyası (Bulgar Opalçentsi’nin ilk savaş bayrağı). Özgürlük Anıtı’nın en yüksek platformu çevrenin güzel bir panoramik manzarasını sunuyor ve tepeden manzara müthişti.

Anıt ve çevresindeki son fotoğraflarımızı alarak günün son durağına doğru yola çıktık.

Güzel bir yolu takip ederek Otel Edilweiss‘e vardık ve odalara yerleştik. Ama otele girerken gördüğümüz yolun güzelliği, eşyaları odalara atıp yeniden yollara düşmemize neden oldu.

Güzel bir yürüyüş yolu bulup yaklaşık 1 saatlik nefis bir yürüyüş yaptık.

Şipka Milli Parkı Buzluca Yakınlarında Yürüyüş Yolu-2025 / Bulgaristan Gezisi

Bu kısa Bulgaristan gezimizde en çok aklımızda kalan kısımlardan bir tanesi bu yürüyüş oldu. Kazanlık içinde otel bulamayınca mecburen en yakın yer diye seçtiğim otel, müthiş bir yer çıktı. Kesinlikle konaklama için tavsiye ederim.

Gezekalın

Dr Ümit Kuru

22.06.2025