• Arşivler

  • Diğer 532 aboneye katılın
  • Mart 2013 den beri

    • 380.133 ziyaretçi
  • Ocak 2026
    P S Ç P C C P
     1234
    567891011
    12131415161718
    19202122232425
    262728293031  

İçeride Sapık Var!!!

FullSizeRender (1)

Zamane çocukları müthiş. Ne zaman ve nasıl davranacaklarını önceden kestirebilmek mümkün değil. Çocukları muayene ederken her zaman ve hep ilginç şeyler yaşamıyoruz tabii ki ama eminim Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları uzmanları ya da çocuk hasta ile uğraşanlar, diğer branşlara göre daha sık olarak ilginç olaylara şahit oluyordur. Aşağıdaki olay benim meslek hayatımın en ilginç ve biraz da beni için utanç verici anısıdır. Onun için onu sona sakladım. 

27.10.2016 tarihli yaşanmışlığımdır:

IMG_8402

7 yaşında bir erkek çocuk öksürüğü için muayeneye getirildi. Muayenesini ettim ve kendimce hastalığının reçetesini aileye verdim. Muayeneye gelen hastalarda, şikayeti ne olursa olsun, mutlaka genel olarak her şeyine bakmaya, dinlemeye ve ellemeye çalışırım. Rutinde yaptığım ama bu çocukta ihmal ettiğim bir muayeneyi  annesi hatırlattı;

“Doktor bey çocuğumun testisleri eskiden oynak testisti. Yerinde mi acaba? Bir baksaydınız!”

Anne haklıydı, zaten bakmalıydım.

“Hemen bakayım ”

dedim ve çocuğu masadan alıp yere indirdim. Dostuma;

“Gel bakalım, senin testislerine bakalım”

diyerek, külotunun ön kısmını aşağıya çekip, testislerine baktım.. İkisi de yerindeydiler..

Anneye durumu anlattım ama bu arada bizim küçük dostla göz göze geldim. Gözleri fal taşı olmuş bir şekilde bana bakıyordu. “Eyvah!” dedim. “Fırtına geliyor” diye düşündüm. Ama kasırga da hiç beklemiyordum doğrusu.

Küçük dostum  gözümün ta içine bakarak;

” Sen benim testislerime ne diye elliyorsun? Sapık mısın sen?”

diye bağırarak odadan çıktı.. Anne bana, ben anneye bakıştık.. O kızardı, ben kızardım.. Bizim çocuğun sesi dışarıdan gelmeye devam ediyordu;

“İçeride sapık doktor var, sapık doktor var!!!”

Dr Ümit’in günlük olaydan aldığı ders;

Eh be adam! Sen ki şu kadar yıllık doktorum dersin. İzin almadan, sadece söyleyerek yapılır mı bu iş? Küçük dostun haklı.. Çocuk bile olsa izin alman gerekirdi. İzin vermiyorsa bir yolunu bulman gerekirdi.  Yoksa dost-most dinlemez, küçük dostlar böyle rezil ederler adamı…

Gezekalın, dostsuz kalmayın...

14.07.2017 Saat 23:30

FullSizeRender (2)

Elini Çenesine koyup, Kafasını Kaldırıp, Gözlerini Kapatan Çocukları Rahatsız Etme!

İnsanları davranışlarına göre soğuk, karizmatik, havalı gibilerinden sınıflamayı severiz. Bir de “cool” denen bir tipleme var ki bu davranış özelliklerine sahip olanı tanımlayacak tam doğru Türkçe karşılık yok. Kendisi ile hayat arasına mesafe koyma, kendinden menkul olma hali sanki biraz denk düşüyor gibi. Benim aşağıdaki anım “cool” bir dostumla ilgili..

 

29/11/2016 tarihli yaşanmışlığımdır.

4-5 yaşlarında delikanlı havalı ve rahat bir tavırla içeri girdi. Öksürük şikayeti nedeni ile getirilmişti. Kendiliğinden hiç sohbet etme niyeti olmadığı her halinden belliydi. Havayı yumuşatma ve muhabbet başlatma adına ne sorduysam evet, hayır, yok, var gibilerinden kısacık  yanıtlar verdi. Yanıtları sorulandan ne bir eksik, ne de bir fazla oluyordu.

“Ya arkadaş çocuklarla muhabbet açma özelliğimi yitirdim galiba” diye düşünmeye başladım. Ama Allahı var, muayenesini çok güzel yaptırdı. Üzerindeki cool tavırlar da halen sürüyor. Aileye sırası ile öneri ve reçetesini verdikten sonra hak ettiği balonu da uzattım. “Bu da böyle bir dost” diye düşünüp aileyi yolcu ederken babası çocuğuna döndü ve sordu;

-“Oğlum doktor amcan hangi takımı tutuyor sormadın?

Belli ki dostumun biraz muhabbeti olduğu insanlarda ilk merak ettiği, karşısındakinin hangi futbol takımının tuttuğuydu..

Ben mal bulmuş mağribi gibi hemen daldım konuya;

-“Evet ya! Sormadın hangi takımı tutuyorum ben…”

Cool dostum kafasını döndürmeden;

“Fenerbahçe..”

dedi ve yine kestirdi attı. “Bu dostun benle muhabbete niyeti yok, bana kıl kaptı anlaşılan” derken babası yeni hamlesini yaptı;

-“Yok oğlum! Sen tuttuğun takımı söylüyorsun..Sen sorsana hangi takımı tutuyor doktor amcan?

Çocuk babasına odadan çıkışı geciktirdiği için biraz bozularak ama cool edasını da bozmadan bana dönerek sordu;

“-Hangi takımı tutuyorsun?”

“İntikamım korkunç olacak” diye içimden geçirip karşı hamlemi yaptım;

-“Haydi sen bil bakalım! Ben hangi takımı tutuyorum sence?”

Hedef yerini bulmuştu. Cool dostum konunun ilgisini çektiğini belli eder bakışını bana attı. Ben de onun gözlerindeki hayati bir karar verme bakışını gördüm.

Dostum bir elini çenesine attı, kafasını yukarı kaldırdı ve arkasından gözlerini kapattı. Oda da ölüm sessizliği oldu. Dostumun çözülmesi gereken ve çözülmezse dünyanın sonu gelecek türden düşüncelere dalışı, odada bulunan herkesin merakını arttırdı. Yaklaşık 20-30 saniye çocuk bu pozisyonda kaldı. 20-30 saniye deyip geçmeyin! Bu kadar kısacık zaman dilimi bazen daha uzun gibi algılanıyor. Artık odada bulunanların hepsinde merak tavan yapmıştı ki,  dostum sorunun yanıtını bulmuş olmanın verdiği rahatlama ve öz güvenle gözlerini açtı, ellerini bu sefer beline koydu ve sorumun yanıtını kendinden emin bir tavırla verdi;

-“Beşiktaşlısın doktor amca!”

Aslında, sağ olsun Fatih Terim sonrasında,  futbolla pek de ilgim kalmamıştı ama taraftarı çarşı olan Beşiktaş futbol takımına ilgi duyduğum doğruydu.

Bu sefer ben meraklandım ve sordum; 

-“Aferin sana! Yalnız merak ettim, nasıl anladın Beşiktaşlı olduğumu?

Küçük dostum verdi işin sırrını;

-“Elimi çeneme koydum, kafamı yukarı kaldırdım ve gözlerimi kapattım. Düşündüm. Sonra da buldum Beşiktaşlı olduğunu.”

Küçük dostuma hayran hayran baktım. Denecek bir şey yoktu. Hepsini yapmıştı. Ben daha önce verdiğim sarı balon yanına lacivert balonunu da verdim ve iki yanağından öptüm. 

Dr Ümit’in günden ve çocuktan aldığı ders:

Bir çocuğun eli çenesinde, kafası havada ve gözleri de kapalı ise mutlaka bir şey düşünüyordur. Rahatsız etme, bekle çözsün problemini, yapsın kendi kriterlerince sentezini.

(Dip notumdur: Biraz da büyükler, benim bu cool ama sentez yapma kabiliyeti olan dostum gibi, ellerini çenelerine koysalar, kafalarını yukarı kaldırsalar, gözlerini kapasalar ve ülkedeki gidişatı biraz düşünüp sentezlerini yapsalar ne güzel olurdu 😦 )

IMG_0018

Benim bu pozumdan daha havalıydı “cool” dostum 🙂

Kahramanlar Dolusu Dostum…

Çocukların hemen hepsi bir kahramana özenme, örnek alma duygusu  içindedirler. Kendilerini, kahramanlarına ait giysiler ya da onların hareketlerini taklit ederek onlarla özdeşleştirirler. Şimdinin kahramanları, benim zamanımın çocukluk kahramanlarına göre değişti tabii ki. Benim çocukluğumda Tarzan, Tarkan, ya da Malkoçoğlu gibi kahramanlarımız vardı.  Yalnızken çoğu zaman Tarzan narası attığımı ya da bir Tarkan filminden çıkmışsam Tarkan gibi kılıç salladığımı hatırlarım. Tarkan kişiliğim ile hayalimde, ilkokul aşkımı kocaman bir ahtapottan kurtarmışlığım bile vardır.

Aşağıdaki hikaye kahramanlığın çocuklardaki abartısı hakkında güzel bir anımdır. Haydi bakalım küçük dostumla maceramızı dinleyiniz…

06.12.2016 tarihli yaşanmışlığımdır;

Geçen sefer ki ilk tanışma sonrası doktor gerginliğini üzerinden atmış olan 5.5 yaşında erkek çocuk, bu sefer kendine ve bana daha güvenerek içeri girdi. Geçen seferden, kendinde olan doktor fobisi ile bana çıkarttığı zorlukları anımsadım tabii ki. Yaşından daha büyük akla sahip, dili bu sefer iyice çözülmüş küçük dostumun üzerinde Süperman işlemeli mont vardı. Ateşli olduğu için getirilen bu delikanlı ile muhabbet için ilk adımı attım;

-“Oooo Delikanlı!! Bugün Süperman kostümü içindesin?”

Küçük dostum yanıt vermedi ama güzel yüzüne daha da güzellik katan mavi çerçeveli gözlüğü ile oynadı. Gülümsedim.. Gözlüğe mi dikkat çekmek istedi yoksa ihtiyaçtan mı gözlükle oynadı karar veremedim. Sanki küçük dostum Clark Kent gibi gözlüğü olduğuna işaret ediyordu. 

Annesi çocuğu soymaya devam etti. Bu sefer mont altından çıkan kalınca tişört üzerinde Batman resmi işlendiğini gördüm. Sordum;

-“Dostum üstte Süperman kostümü, içeride Batman kostümü! Bu nasıl iş? Sen hangi kahramansın Allah aşkına?”

Çocuğun yüzünde tatlı bir gülümseme belirdi. Ateşten allanmış yanakları daha da güzelleşti.

Annesi;

“Daha bekleyin doktor bey!”

dedi ve tişörtünü de çıkarttı.  Bu sefer de fanilası üstünde Spiderman resmi olduğu ortaya çıktı.

İşte o an bana malzeme çıktığını anladım ve çocukla muhabbeti derinleştirdim;

-” Ya dostum ! Üç kahraman bir arada olmaz! En çok hangisisin?

İlk defa ağzını açan küçük dostum;

-” Ayakkabıma bak anlarsın doktor!” dedi

Bu sefer kendisi ayakkabısını çıkarttı ve bana doğrulttu. Ben ve odada bulunan herkes bir anda çocuğun çıkarttığı ayakkabıya doğru baktık. Kahraman kıyafetleri ile ilgili bilgim, kahraman resimleri işlenmiş giysilerle sınırlı olunca ayakkabıyı pek bir şeye benzetemedim. Dostum durumu anladı ve açıklamaya başladı;

-“Bu bir Örümcek ağlı Spiderman ayakkabısı.. Hem de siyah-beyaz Beşiktaşlı..”

İki sokak öteden duyulan meşhur kahkahamı bastım;

-“Vay be dostum! Spiderman’sin öyle mi? Hem de Beşiktaşlısından. Vallahi bravo sana..”

Annesine dönüp;

-“Ya annesi! Ben bu dostumdan istiyorum. Nereden aldınız bu Beşiktaşlı spiderman’i? Nereden alabilirim?

diye sordum. Amacım küçük dostumu iyice havalara sokmaktı.

Annesi de küçük dostuma dönüp sordu;

-“Ben bilmem doktor bey! Nereden aldık oğlum biz seni?

Muayene masasında oturan ve odada bulunanlar üzerindeki etkisi ile iyice gevşemiş oğlu hiç düşünmeden ve yüzünde hınzır bir ifade ile olaya son noktayı koyan yanıtını verdi;

-“Toys Shop’dan.. Beni Starcity’deki Toys Shop dan almışlar doktor amca!!

Dr Ümit Kuru’nun bu çocuktan çıkarttığı dersler;
Her çocukta bir kahraman olmaz, bazen aynı çocuk birkaç kahramanı birden içinde barındırır.

(Meraklısına Not: İnsanın kahramanları zamanla değişiyor. Ben de hep elimde kılıç, Tarkan halimle kalmadım tabii ki… En son özdeşleştiğim kahraman, Zorba filminin kahramanı Anthony Quinn’dir 🙂 )

zorba-the-greek

Gezekalın, dostsuz, sevgisiz ve içinizde kahramansız kalmayın…

12.07.2017 Saat 23:30

 

Harcama Paralarını !!!

IMG_9999-001.JPG

Hepimiz hediye almayı severiz değil mi? Kimini bir  demet papatya mutlu ederken, kimisinin hediye beklentisi ve anlayışı daha büyüktür. Kimi hediye beklentisi içindeyse ve alamadığında pek sorun yapmaz. Ama bazıları hediye beklentisi karşılanmadığında, karşılamayanı yer bitirir. Ne olursa olsun hediye almak temelde güzeldir. Çocuklarda ise, özellikle akıl kemale erdikten sonra, hediye alma beklentisi en yüksektir. Yaş günü gibi özel günler, onlar için bir başka anlam taşıyor. Aşağıdaki yaşanmışlık bu konu ile ilgili…

IMG_9839.JPG

02/11/2016 tarihli yaşanmışlığımdır…

Bir hafta kadar önce muayene ettiğim ve bronşit tanısı koyduğum çocuğu 1 hafta sonra kontrole getirdiler. Bu dostu bebekliğinden beri bilirim. Sık sık bronşit atakları geçiren ve uzun süreli tedavi alan uyanık, dünyalar tatlısı bir çocuktur. Baba ile geçen haftadan, çocuğun yaşı ve anlayışı artık müsaade ettiğinden cilt testi yapmak isteğimi konuşmuştum. Böylece varsa alerjisinin, bakılan antijenler içinden hangisine karşı olduğunu anlamış olacaktık.  

Geçen haftanın tedavi sonucunu görmek için önce dostu muayene edip, babasına sonucu anlattım;

-Ben dostu iyi buldum. Akciğerlerinde düzelme olmuş. Sizin şikayetlerle ilgili söyleyeceğiniz bir şey var mı?

-Dost’un babası:

“Şikayetimiz yok doktor bey. Öksürük, solunum sıkıntımız kalmadı.”

Ben bu sözler ve kendi bulgularım sonucu;

-“İyi o zaman .. Dosta cilt testlerini yapalım da olayın adını koyalım artık!

Dost’un babası:

-“Yapalım doktor bey.. Biz de merak ediyoruz.”

O ana kadar bir benim, bir babasının konuşmalarını dikkatle dinleyen dost birden bire ellerini iki yana açarak hızlı hızlı konuşmaya başladı;

-“Dur be baba!! Sanki paran var da test yaptıracan?”

-Dost’un babası kızardı, bozardı. Sonra toparlandı;

“Oğlum paramız var ya? Nereden çıkarttın şimdi bunu?”

-Dost bu yanıta biraz bozuldu. Ses tonu yükseldi, eller iyice yana açılıp, kaşlar çatıldı. Hesap sorar poza girdi ve mesajını verdi;

-“Nerede var? Daha benim yaş günüm var!! Harcama paralarını!!!

Ortalık kahkahaya boğuldu. Dostun elleri hala açık, hala kızgın! Testi, yaş gününden sonra yapalım dediğim zaman ve babası da aynı kararda olduğunu açıkladığında ancak rahatladı.

Doktor Ümit’in dosttan çıkarttığı günlük ders: Test yapılmadan önce dostların yaş günü kontrol edilecek. Varsa dostların yaş günü beklenecek, hediyesi alınmadan test istenmeyecek. Dostlarla, yaş günü hediyesi arasına zinhar girilmeyecek 🙂

1480549_10152639667728981_160247739794285031_n.JPG

“Adalet, Hak, Hukuk” Diye Haykıranların Arasında…

IMG_9938.JPG

9 Temmuz benim ve zannederim bu ülke için unutulmayacak bir gün oldu. 69 yaşında, uzun yürüyüşler yaptığını hiç düşünmediğim bir adam çıktı, sn Kemal Kılıçdaroğlu, İstanbul-Ankara arasını, yani toplamda 450 km’ye yakın bir mesafeyi, günler içinde yürüdü. Maltepe Meydanında partili, partisiz kadın, erkek, çocuk insanlarla buluştu. Biz de o mitingde, “Adalet” mitinginde, eşimle birlikte bulunduk. Gösteriye kaç kişi katılmış, gelenlerin partisi, siyasi görüşü neymiş bunların benim için zerrece önemi yok. Benim gördüğüm o alanın tamamen dolu olduğu, en az o alanda bulunan kadar insanın tel örgülerin ve barikatların dışında ve hatta Maltepe Meydana kadar dağılmış durumda olduklarıydı. Benim bu köşede anlatacağım mitingden insan hikayeleridir.

IMG_9925.JPG

Arabamızı Kazlıçeşme’de otoparka bırakıp Marmaray’la ve sonrasında Kadıköy’den metro ile Maltepe’ye ulaşmaya çalıştık. Metrodaki insanların miting alanına gittikleri çok belliydi. Hikayelerden şahit olduğum ilki de burada yaşandı. Metroda oturma şansını yakalamış 40’lı yaşlarda bir bayan, tepesinde dikili halde ayakta duran bir gence sordu;

-“Miting alanına gidiyorsunuz galiba? Biliyor musunuz hangi durakta inersem alana daha az yürürüm? Maltepe’de inersem 2 km yürümek lazımmış! Sonraki durak olan Huzurevi’nde inmek daha mı kısa yürümeme neden olur acaba?”

-Delikanlı önce bayana şöyle bir baktı. Sonra bizi gülümseten ama soru soran hanımı kızartan yanıtını verdi;

-“Hanımefendi adam 60 yaşında ve 450 km yol yürüdü. Siz 2 km’yi yürüyemeyecek misiniz?”

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Metronun Maltepe istasyonunda hepimiz indik. Gördüğüm manzara, aslında sonradan göreceklerimin aynası gibiydi. İnsanlar yan yana en fazla 3-4 kişilik ve uzun bir sıra halinde yürüyüşe başladılar. Biz de aralarındayız. Hanım biraz işi kurtarıyor ama ben sanki ev ziyaretine gidecekmişim gibi gözümde siyah gözlük, sırtımda sarı gömlek, üstümde dar kot pantolon ve en acısı ayaklarımda deri ayakkabı ile yollardayım. Gömleği ve dar pantolonu dert etmedim. Sonuçta 69 yaşındaki adam yolu beyaz gömlek ve siyah pantolonla geçti. Ama ayakkabım yürüyüş ayakkabısı olsa iyi olurmuş. “Yoldan şapka alırım nasılsa” dedim ama ne şapkası? Şapkalar tükeneli epey olmuş. İnsanların ellerinde bayrakları, ellerinde “Adalet” yazılı dövizleri, üzerine sloganlar yazılı saç bantları ve tişörtleri görünce kendimizi bu gruba biraz yabancı ve biraz da çıplak hissettik. Biz de ortama uyalım diye ve biraz da çevremizdeki mitingcilerden gaza gelip her birine 2 TL verip  ” Adalet” ve “Atam izindeyiz” yazılı iki adet saça bağlanan geniş kurdelelerden aldık. Sonra da birer TL verip aldık “Adalet suyu burada” diye bağıran bir esnaftan sularımızı aldık. “Ulen” dedim içimden. “Mitingin bile paralısına çattık“. Bedava bir şey dağıtan yok mu Allah aşkına burada ya hu? Kendin in-bin araçla gel, bandanaya para ver, bayrağa para ver, suya para ver!!! Bedava döneri düşünmek, hayal görmek burada…

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Tek slogan atılıyor; Hak, Hukuk, Adalet”.  Yolda bazı insanlar korteje bakıyorlar. Gözlerin çoğunda, mitinge katılmasa bile, saygı ve takdir ifadesi var. Bir kısmında ise şaşkınlık ve olayın ne olduğunu anlamaya çalışan ifadeler var. “Adalet, hak , hukuk yok muydu bu ülkede? Bunlar ne diye bağırıyorlar ve bunları kimler toplamış, kimler getirmiş acep?” bakışları bunlar. Küçük bir grup gözde ise düşmanlığı hissediyorsunuz. Kısa bakıyorlar, sonradan göz temasını kesmeye çalışıyorlar. İçimden soruyorum bu gözlere; “Sana da lazım olmayacak mı arkadaş bu “Hak, Hukuk, Adalet” denen şeyler?… 

Yaklaşık yarım saatlik yürüyüşle bizim metrodan çıkan ve ona eklenen grupla kafelerin, restoranların bulunduğu meydana giriş yaptık. Sanırsın Ankara’dan biz yürümüşüz! Gözlerde bir zafer bakışı ile kafede oturan biralarını, çaylarını yudumlayan ya da ne sipariş verdilerse yemeklerini yiyenlere baktım. Kimsenin bizi salladığı yok! bu mitingciler kim bilir ne zamandan buraya gelmişler ve keyifteler. Hiç yer yok kafelerde, kimisi yiyecek ve içeceklerini meydanda ayakta ya da bulduğu yere oturmuş halde götürüyorlar.

GOPR0197_Moment-1.jpg

Meğerse şu ana kadar işin keyifli kısmını yapmışız da haberimiz yokmuş. Meydandan miting alanına kadar olan kısım tam bir işkence. Maltepe’de yol çalışması varmış. Sahile çok kısıtlı ve dar yerlerden ulaşmak mümkün görünüyor. Bazı yerlerden ancak tek kişi geçmek mümkün oldu. Bir de arabaları öyle yerlere park etmişler ki onlar da yolu daracık hale getiriyorlar. Çalışma alanlarını ve yolu boydan boya geçmek, bizim yürüyüşü, engelli yürüyüş haline çevirdi. Allah korusun bir panik olsa burada insanlar birbirlerini çiğnerler diye düşündüm. 

Damlarda uzun namlulu silahları ile keskin nişancıları ve ağaçlık alanları görünce yüzümde bir gülücük oluştu. Ama hey hat! Çabuk sevinmişim. Esas yürüyüş bundan sonra başlıyormuş. Park alanı 10 metre aralarla mangal köfte, tavuk ve sucuk hizmeti veren esnaf vatandaş ve çevresinde bu yiyecekleri tüketmekle meşgul mitingcilerle dolu. Sanırsın tüm Türkiye’nin köftecileri bu alanda. Benim tahminim, bunların çoğu, günlük çakma mangal köfteci. Satış sloganı burada değişti; “Adalet köfte, adalet köfte“. Hepsi hoş da adam “Adalet simidine” 2 TL istedi, ona biraz bozuldum doğrusu. Yemem kardeşim 2 TL’ye, adında “Adalet” bile olsa, o simidi!

Yürüyüşe mangal ve köfte yiyen vatandaş aralarından zigzaglar çizerek devam ettik. 50 metreyi bulmayan bir alanı 20-30 dakikada ancak geçebilmişizdir. Mitingcilerin, neden miting alanı yerine buralarda vakit geçirdiklerini anlamamıştım. Miting saatine 1 saatten az zaman kalmıştı halbuki. Gerçeği sonradan anladım ve burada zaman geçiren vatandaşa hak verdim. 

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Ağaçlık alanı geçince miting alanını gördük. Orada bulunmanın dayanılmaz hafifliği içinde gerçek maceraya başladığımızı geç anladık. Bir kere hiç olmaması gereken bir şekilde, ortalıkta park etmiş belediye otobüsü doluydu. insanlar o kalabalık içinde otobüslerin önleri, arkası ve yanlarından ancak geçebiliyorlardı. Sonra karşımıza polis bariyerleri çıktı. Sanki Çin Setti mübarek! Barikatlar öyle konmuş ki sanki bir labirentin içindeyiz. İnsanlar ne yöne gideceğini birbirlerine sorup duruyor. Birileri “Ya biz buradan daha önce geçmiştik” diye hayıflanıyor. Etrafta görevli diye düşündüklerimize soruyoruz. Bize boyna “ileri” deyip duruyorlar. İleri gidiyoruz, bir barikatın içine çıkıyoruz. Platformun görebildiğimiz kadarını görüyoruz, atılan nutukları duyuyoruz ama alan ile bizi ayıran polis barikatlarını bir türlü geçemiyoruz. Böyle bir yarım saatimiz geçmiştir. Meğerse bize işaret edilen yerde, 10 detektörün bulunduğu kapıdan geçmeye izin verilen bir kapı varmış, alana o kontrolden sonra girebiliyormuşuz. Ya hu arkadaş! Güvenlik çok güzel de, bu kadar insan ne zaman içeri 10 kişi, 10 kişi geçip girecek ki? Bu şekilde 2 giriş gördüm, belki daha fazla vardır, bilmiyorum. Bir kısım insan o eziyete girmek istemeyince buldukları yere çökmüşler ve radyo dinler gibi anonslarla idare ediyorlar. Ama Allah için kimse ne eziyetten şikayetçi, ne de keyifleri kaçık halde. Zaman zaman atılan slogan tek; Hak, Hukuk, Adalet… Bir de ta ileride, göremediğimiz platformdan duyulan ve kalabalığı ateşleyen şiirler ve söylevler. 

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Sonunda barikatların önüne çöken kalabalığın arasına biz de katıldık. Alanı gören bir yere oturduk. Hiç olmazsa yüksekten birimiz görsün ve bu tarihi olayı görüntüleyelim istedim ve hanıma destek verip ağaca çıkardım. Kızcağız bir hamle tırmandı ama platformu görmek ne mümkün! Ortada kocaman bir direk var. Bu arada bir anons; “Sn Kemal Kılıçdaroğlu alana girmiş bulunmaktadır”. Kalabalık  bir anda dalgalandı ve insanı sağır edecek kadar kuvvetli “Hak, Hukuk, Adalet” sloganları atılmaya başlandı. 69 yaşında 600000 üstünde adım atarak, zaman zaman yakıcı sıcak ve zaman zaman da yağmur altında “Adalet” diye yürüyen ve platformdaki yerini alan o küçük ama eylemi büyük adamı insanlar bağrına bastılar. Sonrasına girecek değilim, konumuz mitingden insan manzaraları. Ama Kemal Kılıçdaroğlu’nun konuşması, gerçekten tarihi bir konuşmaydı.

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

“Konuşanı göremiyorum ama kulaklar sağlam. Nasılsa dinliyorum” diye iyice çevremdeki insanlara bakmaya başladım. Barikatların ardındaki bizler, barikatların diğer tarafındaki alana girebilme başarısı gösterenlerle bakışıp duruyoruz. Alanda her sınıftan insan görebiliyordunuz. Kimisi yorgunluktan bayılmış, yere uzanmıştı. Çocuklar başlarında, kafalarına büyük gelen “adalet” şapkaları ile öyle güzeller ki! Bir amcamın ise yüzü ve kolları amele yanığı, başında “Adalet” şapkası gözlerini kapatmış ve uyuklar haldeydi. Bir başkası, cüssesinden beklenmeyecek şekilde barikat demirinin en üstüne çıkmış, elindeki Türk bayrağını bir o yana bir bu yana sallıyordu. Adam bir düşse hem kendi yaralanacak. Altında bulunan zayıf vatandaşın ise hiç kurtulma şansı yok…

Alanda bulunan olsun, bizim gibi barikat dışındakiler olsun herkesin yüzünde bir gurur ve umut ifadesi var. Yüzler son derece güleç. Topluluk sanki böyle bir olay, böyle bir motivasyon beklermiş gibi diri.

IMG_9921-001.jpg

Alandan biraz erken çıktık. Çünkü geldiğimiz yollara bu kalabalık aynı anda girerse perişan olacağımız kesindi. Ama bu düşünce de sadece biz olmayınca önemli sayıda insan erkenden dönüş yoluna düşmüş oldu. Alandan erken ayrılabilenler çoğunluk dışarıda kalanlardı. Yolda önümde 2 erkek konuşuyorlardı. Biri diğerine dedi ki;  “Ya arkadaş ben miting neyin bilmem. İlk defa geldim. Ne işim vardı burada?“. Diğerinin yanıtı düşünmeye teşvik ediciydi; “Ben de ilk defa geldim. Artık gelmemiz lazımdı.” oldu.

Geldiğimizden daha uzun sürede, dönüş engelli yürüyüşümüzü yaptık. Beni en mutlu eden son olay ise arkamdan gelen bir güzel çocuk sesiydi. “Hak, Hukuk, Adalet” diye slogan atan kara mı kara gözleri, kıvrım kıvrım saçları ile bir eli annesinin elinden tutmuş, diğer elinde bayrak sopası tutan 4 yaşlarında bir kız çocuğu güne son damgasını vurmuştu. Bir anda çevresini sardık ve 3-4 defa tekrar etmesini istedik. O da bir güzel tekrarladı ki;

“Hak, Hukuk, Adalet…”

Gezekalalım, Adalet içinde bir ülkede yaşayalım…

11.07.2017 Saat 02:19

IMG_9933-001.jpg