• Arşivler

  • Diğer 532 aboneye katılın
  • Mart 2013 den beri

    • 385.152 ziyaretçi
  • Mart 2026
    P S Ç P C C P
     1
    2345678
    9101112131415
    16171819202122
    23242526272829
    3031  

Bir Geleneğe Tanıklık Etmek: Hasbey Köyü’nde Cirit

IMG_0295

2015 Yılı Şubat ayında yapacağımız Kars-Sarıkamış gezimizin planlama aşamasında, sevgili Aykut ve Reyhan, gezinin bir bölümüne cirit müsabakası izlemeyi aktivite olarak ekleyebileceklerini söylediklerinde çok heyecanlanmış ve düşünmeksizin kabul etmiştim. Sadece televizyonlarda gördüğüm cirit sporunun en özgün haliyle iyi bir örneğini izleme şansımız olacaktı. Bu gösteriye şahit olmak ve Hasbey Köyü’nün o muhteşem insanları ile tanışmak o kadar özel ve güzeldi ki, Kars-Sarıkamış gezi yazımı yazarken bu bölümün ayrı ve ilk olarak yazılması gerektiğine karar verdim. Kars gezisi yapacaklar için önerim şu olur; Bu bölüm olmadan yaptığınız Kars ve çevresi geziniz mutlaka eksik olacaktır. Aman! Bu bölümü lütfen atlamayın ve programınıza mutlaka alın…

IMG_9681

Hasbey Köyü, Kars İlimize 53 km uzaklıkta 170 haneli bir köyümüz. Köye 23 km uzaklıktaki Selim İlçesine bağlı. Bu şirin beldeye karlar altında bir yolu takip ederek ama son derece güzel ve güneşli bir havada, bir pazar günü vardık. İki minibüsü dolduran 26 kişilik gezgin grubumuzu, köyün çocukları başta olmak üzere, Hasbey Köyü insanları karşıladı. Sahte olmayan, karşılıklı sıcak duyguları hissedebiliyorduk. “Burada bulunmak hem bizim, hem de Hasbey Köyü insanları için önemli” diye düşündüm bir an.

Bir kısım köy halkı bizimle konuşurken, bir kısımında bir koşturmaca göze çarpıyordu. Sonradan bu koşturmacanın bize cirit alanı kenarında kahvaltı masası hazırlamak nedeni ile olduğunu öğrendik. Kars’ta oteldeki kahvaltı masasından yeni kalktığımızdan, bir çayla yetinmeye olan niyetimiz, sofranın güzelliği ve doğallığı karşısında çabuk bozuldu. Bir süre sonra tüm ekip kahvaltı masasında yerini almış ve bizim için hazırlanan kahvaltılıkları yemeye başlamıştık. Bu arada beşer kişilik takımlardan oluşan cirit ekibi de son hazırlıklarını yapıyor ve sahada atlarını ısındırıyorlardı.

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Bu bölümde “cirit” ile ilgili bazı temel bilgileri vermek uygun olacaktır. Cirit, at üzerinde bulunan iki takım yarışmacılarının birbirlerine belli kurallara göre değnek (cirit, çavgan da deniyor) atarak oynadıkları bir oyun. Orta Asya kökenli olan cirit oyunu, göç eden halklarla birlikte Anadolu’ya gelmiş. Eskiden askerlerin barış zamanında savunma ve saldırı yeteneklerini muhafaza ederek geliştirmek, sefer anında ise askerleri coşturarak aşka getirmek için cirit oyunları düzenlenirmiş.   Anadolu ‘da 11-16. yüzyıllarda bir savaş oyunu olarak oynanan cirit, sonraki dönemlerde özellikle 19. yüzyılda Osmanlı İmparatorluğu ülkesi ve sarayında en büyük gösteri sporu olmuş. Müsabakalarda yaşanan hayati tehlike nedeniyle II. Mahmut döneminde bu oyunun oynanması yasaklanmış, daha sonra tekrar bir gösteri oyunu olarak Anadolu ‘da oynanmaya başlanmış.

Bir zamanlar Sultanahmet’de bulunan Atmeydanı’nda çok çekişmeli müsabakalar yapılırmış. Günümüzün Galatasaray, Beşiktaş futbol takımları gibi,  Lahanacılar, Bamyacılar adlı cirit takımları varmış ve onların aralarındaki rekabet meşhurmuş.  Tarihimizde kulüpleri için şiirler yazıp, zafer anıtları diktiren padişahlar bile var: IMG_9984Osmanlı padişahı 3. Selim’in Lahanacılar için yazdığı şiirin ilk mısraları:

İki kalas bir heves

Benim güzel Lahanam…                                                  

Dizilmez yüz bin ipliğe bamya gibi

Aslandır o arabayla gezer lahana

Hiçbir zevk, mutluluk, anlaşıldı olmazmış onsuz

Olur mu helva söyleşileri, olmasa lahana

Lâyıktır ona İLHAMİ, ne türlü övgüler yazsa

Lahana Lahana Lahanacım

Şiirdeki İlhami, 3. Selim’in kendisidir. Şiirde adı geçen lahana’da Osmanlı döneminde ilk kurulan spor takımlarından birinin adıdır. Lahana 2. Murat döneminde kurulan iki spor takımından biridir. Diğerinin adı da 3. Selim’in şiirinde aşağıladığı Bamya’dır. ( ayrıntılı tarihsel bilgi için kaynak http://www.avrasyasporbirligi.com/using/extensions/components/content-component/article-category-list/78-cirit/77-cirit.html )

Bir takım oyunu olan ciritte amaç, at üzerindeki binicileri hedefleyip değnekleri isabet ettirmek. Cirit adı verilen değnekler, mızrak biçiminde ekseriya kuru meşe veya soyulmuş hurma dalından yapılıyormuş.

IMG_0194

Cirit oyununda iki takım bulunuyor. Bu takımlar 70 ilâ 120 metre genişliğindeki bir alanda karşılıklı olarak ve alanın en gerisinde 6-12 arasında değişen sayıda ciritci olmak üzere diziliyorlar. Oyunu yönetecek bir hakem de bulunuyor. İki tarafın birinden bir atlı öne fırlıyor, karşı dizinin önüne 30-40 metre kadar yaklaşıyor. Karşı tarafın oyuncularından birisinin adını seslenerek meydana davet edip, sağ elindeki ciriti ona doğru savuruyor. Sonra geri dönüp, atını kendi dizisine doğru mahmuzluyor. Karşı tarafın davet edilen oyuncusu hızla onu takibe başlıyor ve elindeki ciriti geri dönüp kaçan karşı taraf elemanına fırlatıyor. Bu kez ilk oyuncunun çıktığı sıradan diğer bir cirit oyuncusu onu karşılıyor. İkinci diziden çıkan, sırasındaki yerini almak için süratle yerine dönmeye çalışıyor. Bu defa rakibi onu kovalıyor ve ciritini ona doğru isabet ettirmek amacı ile fırlatıyor. Oyun böylece sürüyor. Cirit isabet ettiren ciritçi takımına sayı kazandırıyor. Eğer ciritçi attığı ciriti rakibine değil de ata isabet ettirmişse sayı kaybediyor.

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Ciritçi karşı taraf oyuncusundan kendisini sakınmak için çeşitli hareketler yapıp, atın sağına soluna, karnının altına, boynuna doğru yatıyor. Bunlarda oyunun güzel görsel tarafları oluyor. Ciritte hiçbir spor müsabakasında bulunmayan rakibi bağışlama, affetme şeklinde bir davranış da var. Hasmının önünü kesip, ona ciritle vurma imkânı varken vurmayıp bağışlayan sporcu, puan kazanıyor. Vurma imkânı yüzde yüz mevcut iken, o anda zayıf düşene vurmayı zûl kabul ederek bağışlama yolunun seçilmesi, ciritin asaletine yakışan bir tavırmış. Yani savaşçı ruh ve asalet yan yana bu oyunda.

Cirit Oyunu, daha 40-50 yıl öncesine değin Anadolu’da yaygın bir oyun olduğu halde son yıllarda sadece Balıkesir, Söğüt, Konya, Kars, Erzurum ve Bayburt yörelerinde yaşamaya devam etmiş. Bugünlerde bu atlı sporu canlandırmak için çeşitli çalışmalar var ve Türkiye’de 13 ilde 80’e yakın cirit kulübü sayısına ulaşılabilmiş.

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Bizim grubumuz işte bu geleneksel spor dalına, Hasbey Köyü ve civarının cirit takımının antrenmanı ve 5’er kişilik iki takımının kısa bir karşılaşması ile şahitlik etti.

IMG_0216Eminim tüm grubumuzun ortak fikridir ki Hasbey Köyü’nde yaşadığımız bu anlar gezinin en değerli ve en unutulmaz bölümüydü. Pırıl pırıl güneşli bir havada, çok özel bir olay yaşadık. Anadolu’nun hep anlatılan ama görme sıklığımızın günümüzde iyice azaldığı meşhur misafirseverliğini, insanlığını unutmamış Hasbey köylülerinde tekrar görüp umutlandık. Gezi sonunda cirit ekibi ve köy halkının bir bölümü ile ortak fotoğraf çektirip, gezimizin Sarıkamış bölümü için yollara düştük. Buraya daha fazla zaman ayırmayı arzu ederdim.

Bu geziyi organize eden firmaya ve bizi en güzel şekilde ağırlayan Hasbey Köyü halkına tekrar teşekkür ederim.

IMG_0590

Evet, siz Sanal Gezgin arkadaşlarım; Kars ve civarına yolunuz düşerse Hasbey Köyündeki bu olaya siz de şahit olun derim..

Gezekalın..

Dr Ümit Kuru

25.02.2015 Saat 00:24

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Tam Zamanıdır: Yedigöller Milli Parkı Gezisi

IMG_9126

Baharın hem ilki hem de sonu beni hep mutlu etmiştir. Birinde yeşilin tüm tonlarını, diğerinde ise sarıdan kırmızıya yaprakları görürsünüz..

Geçtiğimiz pazar günü YUDOSK (Yeni Ufuklar Doğa Spor Kulübü Derneği) ile birlikte Bolu ilimiz sınırları içindeki Yedigöller Milli Parkına günü birlik bir geziye katıldık. YUDOSK, başkanlığını  Oğuz Baş’ın yaptığı ancak aslında  bir grup doğa severin biraraya gelerek dernekleştiği, gönüllü olarak çalıştığı ve kimsenin kimseden ayrıcalığı ve farkının olmadığı bir kulüp. Sizin anlayacağınız kar amacı gütmeden ve çekirdek bir grubun işin yükünü omuzlayarak doğada yürüyüşler düzenleyip, çeşitli konularda uzmanlarından kurs ve seminerlerin verildiği, kültürel faaliyetlerin düzenlendiği bir grup güzel insanın yanyana gelerek kurduğu bir güzel dernek YUDOSK ( https://www.yudosk.org/index.php). Bu tür insan ve derneklerin desteklenmesi gereğine inanan bir kişi olarak onlardan bahsetmeden yazıya başlamak doğru olmazdı. Tüm Sanal Gezginlere bu güzel derneğe üye olmalarını ve faaliyetlerine katılmalarını tavsiye ederim.

IMG_8971

Batı Karadeniz Bölgesi’nde Bolu’nun 42 km. kuzeyinde olan Yedigöller Milli Parkına İstanbul’dan ulaşmak için yaklaşık 4-5 saatlik bir yolu göze almalısınız ama bence buna değecektir.

Türkiye’nin zengin orman örtüsü ve doğal güzelliklere sahip yerlerinden biri olan Yedigöller yöresi,  29 Nisan 1965 yılında Milli Park olarak ayrılmış. “Milli Park” oluşturma sebebi “karışık orman bitkilerinin topluca aynı yörede” bulunması. Bununla beraber parka adını veren ve yan yana dizili 7 adet küçük gölün varlığı, buranın en dikkat çeken unsurları. Göller, vadiyi dolduran iki heyelanın teşkil ettiği setlenmeler sonucu meydana gelmiş

Milli park bünyesinde Büyükgöl, Seringöl, Deringöl, Nazlıgöl, Küçükgöl, İncegöl ve Sazlıgöl olarak 7 adet göl var. Bu göller, aralarında 100 metre yükselti farkı bulunan iki plato üzerinde yer alıyor. Ortalama 780 m. yükseklikte olan platodaki göllerin en büyüğünün ismi Büyükgöl ve en derin yeri ise 15 mt’dir.

Benim bu bölgeye 3 gidişim oldu. Bu sefer biraz fazla kalabalık gördüm Yedigölleri. Bunun en önemli nedeni bozuk sayılabilecek yolların yapılmış olması gibi duruyor. Özellikle son 5 km’si çok bozuk olan ve yüksek aracınız yoksa zor aşabileceğiniz yolu Arnavut kaldırım taşları ile döşemişler. Bu sayede de küçük aracından, otobüsüne kadar her türlü aracın Yedigöllere ulaşması mümkün hale gelmiş. Bolu üzerinden yolun kısa ama çok bozuk olması, Mengen üzerinden gelmeye kalktığınızda ise düzgün sayılabilecek ama  uzun bir yol  nedeni ile ortama ulaşmak kolay değildi. Bu da beraberinde daha bakir bir ortam getiriyordu.

Bu son gittiğim de ise otobüs ve orta boy minibüsler yüzünden ana yollarda yürünmez gibiydIMG_8963i. Geceden konaklayanların çok sayıda çadırları, piknik alanına bolca serpiştirilmiş masalarda yer bulmanın mümkün olmadığı bir ortam beni başta biraz sıktı ve üzdü tabii ki. Mangallardan çıkan duman ve yoğun bir et ve sucuk kokusu da ayrı bir konu tabii ki. Benim son geldiğim zamanda ortamı bu kadar kalabalık hatırlamıyorum. Yolları son bir kaç senedir yapıp, Büyükgöl’ün orada bulunan ve eskiden Orman Bakanlığına ait misafirhane yerine de bir kafeterya yapmışlar. Herkesin bu güzellikten faydalanması en büyük arzum olur. Ama doğaya asla bu kadar hoyrat davranamayız. En azından otobüs ve diğer araçların bu alanlara kadar gelişini engellemek lazım gibi geliyor bana. Buraya gelip kısa ya da uzun yürüyüşleri yapmak ve bunu da çevreye en az zarar verecek şekli ile yapmak amaç olmalı. Korkarım kazanca çevrilen Yedigöller, doğa harikası olmaktan çıkacak. Göller kokmaya, kurumaya başlayacak. Umarım yanılıyorumdur.

IMG_8996

Bu yazının amacı aslında siz doğa severleri, güzün bu son zamanlarında doğanın bir başka halini görmeye davet etmekti. Yukarıdaki olumsuz olarak gördüğüm gelişmeleri yazma ihtiyacı hissettim. Siz yine de kalkın, üşenmeyin ve Yedigöller’in bu muhteşem haline şahit olun derim. Kalabalıktan uzak, nispeten sessiz köşeler bulmanız hala mümkün Yedigöller’de Adeta size şarkı söyleyen, yerlere dökülmüş sarı-kırmızı yapraklar üzerinde yürüyün, fotoğraf makinenize güzellikleri hapsedin.  YUDOSK katılımcıları ile geçtiğimiz hafta sonu yaptığımız gibi doğa ile birlikte, ona zarar vermeden, onunla o anı yaşayın…

Gezekalın

Dr Ümit Kuru

04.11.2014 Saat 22:47

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Toroslar’da Bahar: Köprülü Kanyon

IMG_1325

Değirmenözü Köyünde sabah erkenden kalkıp, köyün içini gezdim. Günün bu ilk ışıkları altında bu şirin köyden güzel kareler alabileceğime emindim ve öyle de oldu gerçekten. Bu köyde çoğu ev dün Beydilli köyünde gördüğümüz tarzda bir mimari ile yapılmış. Ancak beklenebileceği gibi burada evler daha düzenli ve harç kullanılmış.

Sabah kahvaltısını yapıp ev sahibemiz sevgili Ayşe Durna ile vedalaştık. Köprülü Kanyon’a doğru yola düştük.

IMG_1234Köprülü Kanyon 14 km uzunluğu ile Türkiye’nin en uzun kanyonu olma ünvanını taşıyor. 1973 Yılında Milli Park statüsüne kavuşmuş.  Köprülü Kanyonu binlerce yılda şekillendiren Köprü Çay Aksu ilçesinden doğan sulardan başka, Karacahisar Köyünden doğan sulardan meydana geliyor. Burada 2 adet taş köprü mevcut. Bu kööprülerden ilki olan Oluk Köprü, MS 2. yüzyıla tarihlenen bir Roma köprüsü ve 22 metre uzunluğa 2.7 metre genişliğe sahip.Su hizasından 30 mt kadar yukarıya inşa edilmiş. Bu köprüyü geçtikten sonra Beşkonak yerleşim yerine doğru ilerlerken ikinci taş köprüyü göreceksiniz. Bu köprü diğerine göre daha küçük ve bunda yan korkuluklar yok. Zaten ilkine de taştan yan korkulukları sonradan eklemişler. 1996 Yılında Karayolları hiç de aslına uymayan bir şekilde bir restorasyon yapmış.

Bu nedenle 2. köprüyü daha çok seveceksiniz. Bu köprüden geçerken düştüm-düşeceğim hissini yaşıyorsunuz. Bu yazıyı hazırlarken, doğa için uyarıcı yazılarını ilgili takip ettiğim Sn Yusuf Yavuz’un Köprü Çay hakkında ilginç bir yazısını okudum. Sizlerle paylaşmak isterim.

http://gazeteciyazaryusufyavuz.wordpress.com/2013/03/01/tanrisini-yitiren-nehirler-arsiv-haber/

IMG_1255

Bu köprü ve civarında verdiğimiz fotoğraf molasından sonra kalacağımız tesis olan Perge Pansiyon’a (Perge Pansiyon Tel: 0242 765 30 74) giriş yaptık. Burası doğaya saygılı bir tesis izlenimi verdi. Tesisin kurulu olduğu alanda doğal su kaynaklarının aktivitesini görebiliyorsunuz. Burada evlerin önündeki çardaklardan birine yerleştik ve suyun dinlendiren sesi ve suyun renginin görsel zenginliği içinde sonuna yaklaştığımız gezinin kritiğini yaptık.

IMG_1274Buralara kadar gelinmişken Köprü Çay da rafting yapmamak olmaz. Biz de kaldığımız tesisten bir rafting organızasyonu yapılmasını rica ettik. Saat 14:00 gibi de rafting yapmak için botumuz ve ekipmanlarla birlikte rafting yapacağımız yere gittik. Köprülü Kanyon, daha önce hiç rafting yapmamış kişiler için bile gayet güvenli ve eğlenceli bir parkur. Güvenli rafting yapılan parkurun toplam uzunluğu 12-13 km kadar. Bizim bulunduğumuz bu zamanlarda (mayıs) Köprü Çay rafting için en uygun durumda oluyormuş. Burada daha önce de raftng yapmıştım ama o zamanlar Ağustos ayları giibiydi ve su seviyesi düşüktü. Rafting boyunca sizlerde kürek çekiyorsunuz ama aslında tüm maharet size eşlik eden rehberde. Bizim rehberde oldukça tecrübeliydi. Rehberler, rafting katılımcılarına İstedikleri zaman botu devirmek dahil çeşitli heyecanlar yaşatabiliyorlar. Bizim rehber, bizlerin yaşına hürmeten bot devirmek ve soğuk sulara bizleri düşürmek gibi adrenalini yüksek heyecanlar yaşatmadı. Ancak gel gelelim suyun akış hızının fazlalığı ve küçük şelalelerden geçişler bizleri zaten fazlası ile heyecanlandırdı..

IMG_1352Tesise gelince hızımızı alamayıp, küçük taş köprüye kadar bir yürüyüş yaptık. Yarın artık dönüş yolunda olacağımızdan son ana kadar bu güzellikleri yaşamak istiyoruz. Öyle ya! Bir daha ki sefere Köprülü Kanyonu bu halde görememek var…Umarım bu güzelliklere kimse el uzatmasın ve Köprü Çay o türkuaz rengi ile son noktaya, sevgilisi olan Akdenize kadar kavuşmak için çoşku dolu aksın dursun..

Ertesi gün İstanbul’a evimize doğru yollara düştük. Ancak gündelik yaşama geçiş yumuşak olsun diye bir gecemizi de Afyon’da Gazlıgöl Kaplıcalarında geçirmeye niyetlendik. Gazlıgöl Kaplıcaları, Afyon’un Kuzeyinde yer alan, il merkezine 25 km uzaklıkta ve İhsaniye ilçesine bağlı Gazlıgöl beldesinde bulunuyor. Bu kaplıcaların Frigler zamanından beri kullanıldığına inanılıyor.

Biz daha önce burada Başaranlar Termal Otel de kalmıştık. İsterseniz apart daire, isterseniz de otel odalarında kalabiliyorsunuz. Her iki konaklama yerinde de 5 veya 3 tonluk havuz mevcut. Aparta dairelerde 2 aile rahatça kalabiliyor. Ben burada kaplıca dışında, bu mevsimde olan kır çiçeklerinin çeşitliliğine de bayılıyorum. Otel önünden ana yoldaki benzinliğe kadar boş alanda neredeyse 10 yakın farklı kır çiçeği gördüm. IMG_1416-001

Ertesi gün erken yola çıkınca  dur kalk yapa yapa İstanbul’a dönme imkanımız oldu. Daha önceden yapmadığımız bir rota  yapalım istedik ve Eskişehir Döğer beldesinde Emre Gölüne uğradık. Burası küçük ama doğal bir göl. Göl bazı kuşlara ev sahipliği yapıyor. Aynı zamanda peri bacalarını andırır taş yapılarda ortama ayrı bir güzellik veriyor. Yolunuzu uzatmaya değer, tavsiye ederim.

 

 

 

 

IMG_1448

Evet Sanal gezgin arkadaşlarım..Bir geziyi daha bitirdik. Aslında bu gezi ile baharı karşılama gezilerimizi de bitirmiş olduk. En azından bu seneyi tamamlamış olduk. Sağlık eksik olmasın, zamanımız olsun…Daha ne baharlar karşılayacağız birlikte.

Gezekalın..

Dr Ümit Kuru

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

 

 

 

 

Toroslarda Bahar:Kasımlar’dan Değirmenözü Köyüne

IMG_1098-001

Kasımlar Köyünde, St Paul Pansiyonda geçirdiğimiz son gecemiz sonrası, yeni bir rota için yollara düştük. Hedefimiz geze dolaşa Değirmenözü Köyüne ulaşmaktı. Kasımlar Köyünden başlayıp, İbişler, Aşağıkırıntı,Kesme, Çukurca, Karakuz, Yeşilbağ yollarını takip ederek Değirmenözü Köyüne ulaşacağız.  Neden Değirmenözü derseniz;Burada turizme yeni yeni heveslenen bir eve konuk olacak ve sonraki gün gitmeyi hedeflediğimiz Köprülükanyon’a doğru yolu kısaltmış olacağız.

IMG_1006Yolumuzun uzunluğu 60 km kadar. Köprülü Kanyona doğru akan Köprüçay, Yol boyunca bazen sağ yanımızda, bazen de sol yanımızda gözüküp duruyor. Burada bir gözlemimi daha aktarmam lazım; Bu HES projelerinden etkilenmiş alanları bu yol üzerinde bolca gördük. Ben şahsen bu projeleri çok sevmiyorum. Doğanın canına okuyor. Bu sene yaptığımız rotanın bir kısmını 3 yıl önce yapmıştık. Bir zamanlar Kasımlar Köyünde, St Paul pansiyonun önündeki tepeden aşağı vadiye bakınca her tarafı ağaç ve yeşillik olarak görebiliyordunuz. Karşıda dağlarla seyrine doyumsuz bir manzara vardı. Bu sene aynı vadiyi kısmen kel olarak görüyorsunuz. Yol boyunca akan Köprüçayı kontrol altına almak için aç gözlü insanoğlunun hummalı bir çalışması var. Bugün yapacağımız rotada bunu net olarak görebildik. Bazen düşünüyorum da ben burada yazıyorum ama siz gezginlerden ileride “haydi gidelim” diyenler çıkarsa ve bu satırlarda yazını o zaman, bu rotada bulamazlarsa nasıl mahcup olurum! Asıl mahçubiyet bana ve siz doğaseverelere ait değil aslında..

Gelelim bugüne; Biliyorsunuz belki, yurtiçi bahar rotalarımızı emektar karavan “camper” ile yapıyoruz. Çoğunlukla 3 aile, Mehmet hocamızın kaptanlığı altında seyahat ediyoruz. Mehmet hocanın gözüne kestirdiği ilk yer Kartoz-Aşağıyaylabel köyünde “Suyun Gözü” . Köye girdiğimiz andan itibaren arabayı durdurduk. Çünkü çok güzel bir yerel giysi içinde su taşıyan bir hanımefendi gördük. Hemen kendisi ile tanıştık ve giysisini sorduk. Çok beğendim ben bu giysiyi.Suyun gözü ise tam bir felaketti. Suyu daha çıkışından kontrol altına almışlar ve dikenli tellerle çevrelemişler. Buralara kadar gelmenin tek faydası, yerel giysiler içinde o güzel bayana rastlamak oldu. Suyun gözünü görmeseniz de olur.

IMG_1010

Kesmeler köyünü geçtik. Bir sonraki hedefimiz ise, bir önceki gün Beydilli Köyüne çıkarken traktörden görüp gözümüze kestirdiğimiz ama o an yapamadığımız bir yeri ziyaret etmek oldu. Uzaktan yeşillikler içinde sanki düz bir yol olarak gözüken, peri bacaları gibi uzun kayalarla çevrilmiş bir yerdi burası. Sonradan buranın da St Paul yoluna dahil olduğunu öğrendi ve mutlaka görelim istedik. İşte bu nedenle bir gün önce geldiğimiz Çukurca köyüne yeniden gelmiş olduk. Bu yeşil yolda yaklaşık bir saat geçirdik ve çok zevk aldık. Mutlaka tavsiye ederim.

IMG_1064Burası ile ayrıntılı bir bilgi bulamadım. Doğrusu burasının tarihi bir önemi var mı tam olarak da bilmiyorum. Ama insan elinin değdiği bazı yolların varlığını hissedebiliyorsunuz. Bir de kayaların karstik özelliği nedeni ile yılların yağmurunun, rüzgarının şekillendirdiği kayaların arasında dolaşmak çok hoştu. Baharın bu en çoşkulu zamanında, yeşil en taze hali de işin bonusu tabii ki..

IMG_1117Değirmenözü köyüne sonunda gelebildik. Değirmenözü köyü Manavgat’ın son köylerinden Ispartanın Sütçüler ilçesi ile sınırdaş bir köy.  Önce evinde misafir kalacağımız Ayşe Durna’nın Değirmenözü’ndeki evine çıkmamız lazım. Burayı Mustafa Teke diye bir gezgin arkadaşla birlikte işletiyorlar. Değirmenözü şirin mi şirin Anadolu köylerinden bir tanesi. Köy insanlarından bazıları merakla karavan çevresini sardılar bile. Ayşe hanımın evini tarif ettiler. Köyün yukarılarında, tüm köye tIMG_1113epeden bakan konumda bir köy burası.  Kalacağımız yer grup içinde biraz hayal kırıklığı yarattı doğrusu. Standart  turizm şartlarını burada aramak hayalcilik olur ama evin sahibesi Ayşe hanım o içten, biraz ürkek ama elinde ne varsa paylaşmaya hazır halini görünce her şart altında burada gecelemeye karar kıldık. Doğrusu bu ya şahsım adına en doğru kararı verdiğime inanıyorum. Ayşe hanımın bize kendi standartı dışında yaşamını paylaştığına inanıyorum. Umut ediyorum önümüz günlerde turizmin nimetlerinden daha iyi şartlar altında faydalanırlar.

Yemekler, sabah kahvaltısı on numaraydı. Ellerine ve yüreğine sağlık Ayşe Durna hanımefendi.

Gelelim Değirmenözüne; Burada iki ırmak birleşiyor ve Köprüçay adı altında devam ediyor. Irmağın bir tanesi dağın içinden geçen ve Aksu adını alan, sonra da Köprülü Kanyona giden  Irmak. Diğeri ise bir köyün 2 km kadar yukarısından  mağaradan çıkıyor. Burası doğal su kaynağı. Bu suyu içmede kullanıyorlarmış. Köye elektrik yakın denecek bir zamanda gelmiş. Elektrik olmayınca haliyle buzdolabı da yokmuş. İşte o zamanlar bu derenin soğuk suları buzdolabı görevi görürmüş. Bir zamanlar burada bulunan 3-4  adet değirmenden kaynaklanan bir ismi var köyün.

IMG_1150

Biz eve yerleştikten sonra, suyun kaynağına ve mağaralara doğru küçük bir yürüyüş yaptık. Rengarenk açmış kır çiçekleri arasında yaklaşık 500 mt yürüyüp suyun çıktığı yere vardık. Suyun gücünü uğultusundan hissedebiliyorsunuz. Bir süre fotoğraf çekip eve geri döndük. Ayşe hanım akşam yemeğimizi hazırlamış. Dürüm ekmek pişirilmiş. Muhteşem bir çorba, arkasından pilav, tavuk derken iyice şiştik. Akşam çaylarımızı yudumlarken evin büyüğü olan ve Ayşe hanımın babası Yunus bey bize katıldı. Ondan köy hakkında bilgi aldık.

Evet Sanal Gezginler..Gezi yazımın sonlarına geliyoruz. En kısa sürede Köprülü Kanyon bölümü yazılacaktır sizinle..

Şimdilik Gezekalın..

Dr Ümit Kuru

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

 

 

A

 

Toroslarda Bahar:Kasımlar Köyü-Beydilli Köyü

IMG_0857-001

Yazılı Kanyon, Adada Antik Kenti, Kasımlar Köyü, Kesme gibi Isparta ve çevresindeki yerleşimlerde, yollarda belli aralıklarla çizilmiş, üst üste kırmızılı/beyazlı çizgiler göreceksiniz. 2004 Yılında açılan 410 km’lik St Paul (aziz Paul) yolunun mucidi İngiliz Kate Clow (Kardelen Karlı) ve arkadaşları tarafından çizilmiş olan bu çizgilerin herbirinin bir anlamı var.  Kırmızılı/beyazlı paralel çizgiler doğru yolda olduğunuzu ve devam etmeniz gerektiğini, kırmızılı/beyazlı 4 adet paralel çizgi yol ayrımında olduğunuzu, ok şeklinde kırmızılı/beyazlı çizgi sola dönmeniz gerektiğini ve X şeklinde bir kırmızı çizgi ise yanlış yönde olduğunuzu bildiriyor.

200px-PaulusTarsus_LKANRW

St. Paul yolu, bir kolu Antalya Perge’den diğeri Aspendos’dan başlayıp Sütçüler yakınındaki Adada antik kentinde birleşerek Eğirdir Gölü üzerinden Isparta-Yalvaç’a kadar uzanan Türkiye’deki işaretlenmiş yürüyüş yollarından bir tanesi. Ne yazıktır ki bu yolun bir kısmı Kasımlar Barajının suları altında kalacakmış. İş işten geçmeden bu bölgeye gitmek için, alın size bir neden daha!

Aziz Paul (Pavlus), Pavlik Kiliselerin kurucusu Hıristiyan bir misyonermiş. İsa devrinin Yahudilerinden ve Roma vatandaşıdır. Tarsus doğumludur. Yeni Ahit’te ve Luka’nın kaleme aldığı İncil’de önemli bir yere sahiptir. Aziz Paul erken Hıristiyan kilisesine çok eziyet etmiş koyu bir dindarmış. Aziz Paul, Hıristiyan olmadan önce ilk Hıristiyanlara acımasız zulümler yaşatmış. Şam yolunda İsa’nın kendisine görünmesiyle cemaate (kiliseye) katılmış. Aziz Paul daha sonra Hıristiyanlık inancını yaymak için Anadolu’yu adım adım dolaşmış.

IMG_0760-002Bir gece önce gelip de sevgili Abdurrahman ve eşi Serpil Hanımın işlettikleri St Paul Pansiyonda (St Paul Pansiyon: Abdurrahman Kökdoğan tel=0537 251 50 32) akşam yemeğimizi yiyip, biraz sohbet edip, arkasından güzel bir uyku çekince sabah dinç kalktık. Kahvaltı sonrası önce Kasımlar Köyüne doğru bir yürüyüş yaptık. Önceleri belediye olan ancak nüfusu belediye olmaktan çıkartacak kadar azalınca köye dönüşen bu şirin beldeyi hepimiz çok seviyoruz. Sessiz, sakin ve yemyeşil bir köydür burası. Burada konaklama yaparak St Paul yolunun bazı bölümlerini yürüyerek gezebilirsiniz. Kasımlar Köyünün merkez meydanında bulunan kahveye oturup ada çayı içmeyi ihmal etmeyin.

 

IMG_0781

Bizim grubun bir kısmının geçen senelerden, buradan yapamadan dönmek zorunda olduğumuz bir aktiviteyi bugün daha kalabalık bir grupla yapacağız. Kasımlar’dan, Kesme’ye gideceğiz ve buradan da Çukurca Köyüne gidip oradan Beydilli Köyüne ulaşmaya çalışacağız. Normalde St Paul Yolunu yürüyerek yapanlar Kasımlar Köyünden, Kesme’den veya Çukurca Köyünden Beydilli’ye yürüyerek çıkıyorlar. En kısa yol olan Çukurca Köyünden Beydilli Köyüne mesafe 11 km ve yer yer neredeyse 45 derece eğimli bir yokuş çıkmak gerekiyor. Bu bizim grup için zor bir aktivite. Ancak ekip liderimiz Mehmet Kolege’nin girişimleri ile ziyaret etmeyi çok istediğimiz Beydilli Köyüne gitmeyi başardık. Kasımlar Köyünden geçen seferden tanıştığımız eski belediye başkanı Yusuf Karataş bey sayesinde Çukurca Köyü muhtarı Hasan Beye ulaştık. Onun sayesinde de bizim ekibi Beydilli Köyüne götürecek olan bir traktör ayarlamamız mümkün oldu. Çok rahatsız ve yaklaşık 1.5 saatlik bir yolculuk sonrasında da köye ulaştık. IMG_0845

Beydilli Köyü 2006 Yılında Isparta Valiliğince Eko-Kültür köyü olarak kabul edilmiş ve bu köyde biri köy konağı olmak üzere 8 ev restore edilmiş. Buraya gelenlerin konaklaması amaçlanmış. Ancak anladığım ve gördüğüm kadarı ile bu işin sonu gelmemiş. Köy 1250 metre rakımda.

Bu köy adını buraya zamanında yerleşen Beğdili boyu insanlarından alıyormuş. Begdili Boyu Oğuz Kağan Destanı’na göre Oğuzların 24 boyundan bir tanesiymiş. Beydili; başta Kaşgarlı Mahmutun Divanı Lügati Türk adlı eserinde olmak üzere birçok hatırı sayılır eserlerde ve arşiv kayıtlarında Begtili, Bagtıli, Beydilli olarak yer almaktaymış. Bugün komşularımız ülkelerin bazı bölgelerinde bu boy insanları ve hatta Beydilli isimli yerleşkeler varmış. Türkiye sınırları içinde de hemen hemen her bölgede olmak üzere 24 yerde irili ufaklı Beydilli adını taşıyan köy bulunuyormuş. Beydilli adı, Yöresel ve bölgesel şive ve lehçelerden kaynaklanan değişimlere uğramış ve Baydili, Badıllı, Badilli gibi isimlerle de yerleşim yerleri mevcutmuş.

IMG_0942

Biz Çukurca Köyüne varıp, Köy Muhtarı Hasan beyi bulduk. Hasan beyin bize ayarladığı bir arkadaşın traktörünün arkasına bağlı römorka hep beraber binip yolculuğa başladık. Kısa bir düzlük sonrası Aksu deresi üzerine inşa edilmiş köprüyü geçtik. İşte esas rahatsız eden yolculuk buradan sonra başladı. Biliyorum bu zahmetin sonunda bir güzellik yaşayacağız.

Köye vardıktan sonra traktörden indik ve yanımızda getirdiğimiz yiyecek malzemelerini boşalttık. Etrafımızdaki evlerin bu halde örneklerini daha önce hiç görmemiştim. Evler sanki bir örnek. Daha sonradan adlarının “hatıl” olduğunu öğreneceğimiz paralel tahtalar arasında dizilmiş ve sadece çamurla sıvanmış taşlardan oluşan ve evlerin dışına taşan ve “göçek” denen tahtalarla ilginç evlerle dolu çok şirin ve önemli bir köy burası. Burada su ve toprak kıtlığı nedeni ile bu tarzda “kuru duvar” denen şekilde evler inşa edilmiş. Evlerin hepsinin kapısı kıbleye bakarmış ve evlerin arka taraflarında, diğer komşu evin insanları rahatsız olmasın diye pencere açılmazmış. Evler iki katlıymış ve alt katta evin hayvanları ve üst katta ise o ev halkı yaşarmış. Bazı evlerde sundurma denen balkonlar olurmuş. Bu evlerin damına ise içeri yağmur gelmeyecek şekilde dizilmiş tahta damlar bulunuyor. Ben bu köye görür görmez aşık oldum diyebilirim.

Bizi köyde 4 kişi karşıladı. Bunlardan iki tanesi kızkardeş olan bayanlar, köyün imamı sevgili Mustafa bey ve kucağında onun güzel çocuğu muharrem ile bir de renkli kişiliğini ve pozitif elektriğini yansıtan Paşa dayı lakaplı  Nurullah Altıntaş’tı. Tüm gezi boyunca bu insanların sıcaklığı ve bu köyün evlerinin benzersizliği kadar bizi çok etkileyen bir şey olmadı.

Paşa bize köyü gezdirdi. Evleri hakkında ve Beydilli boyu insanları hakkında bilgiler verdi. Sonra hem yolun yıpratıcılığı ve hem de zil çalan karnımız nedeni ile nevaleyi açıp rahatça yiyebileceğimiz bir yer bakınırken köy imamı sevgili Mustafa Bey bizi kendi kaldığı evin bahçesine davet etti. Eskiden okul olan ama artık terk edilen ve ön kısmı da köyün imamına ev olarak verilen bir yerdeyiz. Serdik yere örtüleri, kestik kocaman karpuzumuzu, sevgili Mustafa beyin eşi bize bir güzel çay demledi. Köy yoğurIMG_0887tları geldi ve o nefis keçi peynirinden tattık. Sevgili Mustafa Bey ve Sevgili Paşa bize enfes bir gün yaşattılar. Göz ucu ile ekibe bakıyorum. Biraz evvel traktörde oflayan puflayan insanlar gitti. Yüzlerinin her santiminden neşe akan insanlar geldi. Köyün en küçüğü muharrem tüm afacanlığı ile dolaşıyor ortalıklarda.

Bu nefeslenme sonrası Paşa ve Mustafa bey önderliğinde köyü gezmeye başladık. Önce eski okulu, arkasından varlığı Roma’ya belki daha da eskiye giden köy kuyularını, sonrada evleri gezdik. Emin olun burası tam bir bacasız fabrika aslında. Her bir köşesi kıymetli, hiçbir köşesi gözden çıkarılamaz durumda. Bu evler için ve buranın eko turizme kazandırılması için bence çok ama çok az şey yapılmış.

Buraya doyamadım desem yeridir. Ama bir kısım arkadaşın yollara düşüp evlerine dönmesi gerekiyor. Bizde bu güzel köye ve bu güzel köyün güzel insanlarına veda edip, geldiğimiz gibi traktör arkasında römorka dolmuş halde Çukurca’ya döndük. Arkadaşlardan evlerine dönecek olanlarla vedalaştık. Biz ise Çukurca köyünde kahveye girip birer keyif çayı içtik ve Kasımlar Köyüne geri döndük.

Ne muhteşem bir gün oldu. Bu köyü lütfen ama lütfen gezmenin yollarını arayın. Ülkemin sorumluluk makamında olan yetkilileri sizlere de bir çift lafım var söylenecek; Bu köy, en azından, bu hali ile korunmazsa bu ülkenin geleceği olan çocuklarının iki elleri yakanızda olsun. Bu ülkenin turizm ile ilgili yerel-merkezi tüm yetkili ve etkili insanları; Lütfen daha fazla destek olalım ve geliştirelim Beydilli Köyünü ve insanlarını..

Çok şey mi istedim acaba?

Gezekalın..

Dr Ümit Kuru

 

 

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.