• Arşivler

  • Diğer 531 aboneye katılın
  • Mart 2013 den beri

    • 381.935 ziyaretçi
  • Şubat 2026
    P S Ç P C C P
     1
    2345678
    9101112131415
    16171819202122
    232425262728  

Karşı Sahil;Midilli (Vatera Plajı, Polichnitos)

Midilli Adasında 3. günümüze uyandık. Sıkı ve zevkli bir kahvaltı sonrasında erkenden yola düştük. Bugün  Kalloni körfezinin diğer tarafına, Vatera Plajına gitmeyi ve dönerken de Poilchnitos’un taşevlerini yürüyerek gezmeyi amaçlıyoruz.

Kaldığımız yerden Vatera Plajına kadar 45 km kadar yolumuz var. Yollar düne göre daha iyi ama yine dar ve az da olsa virajlı. Kalloni’den çıktıktan sonra nehirlerin oluşturduğu sulak alanlarda ve tuzlalarda göçmen kuşları görebiliyorsunuz. Kalloni’den çıktıktan sonra yaklaşık 10. km’de Polichnitos sapağı var. Bunu kaçırmamanız gerekiyor, yoksa yolun devamında kendinizi Mytilini’de bulma şansınız var.

kalkış Skala Kallonis, Yunanistan varış Vatera Beach - Google Haritalar - Google Chrome 16.07.2013 220819

Polichnitos içinden geçerek öğleye doğru doğru Vatera Plajına geldik. Polihnitos Belediyesine ait olan bölgede Vatera Plajından başka, Vasilika, Lisvori, Polihnitos, Skala Polihnitou, Nyfida, Vrisa ve Stavros adındaki birbirinden güzel köy ve beldeler varmış. Vatera sahili oldukça uzun ve denizi de çok güzel.

Hemen kıyıda bir kafe-restoran karışımı mekana konuşlandık ve öğle sonrasına kadar denizin ve güneşin tadını çıkardık. En hafif öğle yemeğimizi burada yedik diyebilirim.

IMG_2723-001

Saat 17:00 gibi ise buradan kalkıp, heyecanla beklediğim Polichnitos köyünü gezmeye gittik.

Polichnitos adı ‘Polla İhni’ kelimelerinin birleşiminden oluşmuş. Rivayete göre, özellikle sahil kenarında olan bir çok (polla) küçük köy (İhni) Sirakuslu korsanlardan korktukları için, denizden uzak olan, tepelerle çevrilmiş ve gerek Kalloni körfezinden, gerekse Ege Denizinden görülmeyen bugünkü bölgeye göç etmek zorunda kalmışlar.

Arabamızı meydana park ettikten sonra köy içinde yürümeye başladık. Yol tepelere doğru çıktıkça, sokaklar daralmaya ve eski taş evlerin güzelliği de artmaya başladı. Ekip ilk yokuşun sonunda inişe geçti ama benim pek erken gitmeye niyetim yok. Onlarla aşağıda, meydandaki kahvede buluşmaya karar verip, dar sokakları hızlı hızlı arşınlamaya ve bol bol da fotoğraf çekmeye başladım. Sokaklarda, evlerin önünde 2-3 lü gruplar halinde yaşlılar toplanmışlar, koyu sohbetler yapıyorlar.

IMG_2733-001

Yaklaşık 45 dakika bir o sokak, bir bu sokak yürüdüm durdum. Sonunda ben de bir yokuşun başından aşağıya, Polichnitos meydanına doğru yürüdüm ve bizimkileri kahvede oturur halde buldum. Sonrada Skala Kalloni’de bulunan otelimize doğru   yola koyulduk.

Bu gece Skala Kalloni’de son gecemiz. Garson Dimitri’nin hizmet verdiği Mimis restoranta yerleşip yemeklerimizi ve tabiki Uzo’muzu sipariş ettik. Bu son gece meşhur Kalloni sardalyesi yemeye karar verdim. Sardalye balığının ızgarada pişirilmişini getirdiler. Sardalyenin içini temizlemiyorlar. Bu balığı layıkıyla yiyebilmeniz için birkaç küçük sır bilmeniz gerekiyor. Bir kere bu balığın mevsimi yazdır, denizden çıkarır çıkarmaz en küçük sardalyeleri seçip bir kapta kalın tuzla bastırırlarmış. Sözkonusu sardalyeler ince ve tatlı olduğundan, beş saat sonra kabuklarını soyup enfes bir meze olarak yiyebiliyorsunuz. Güzel bir balıktı gerçekten. Kalloni’ye kadar gelmişken kaçırmayacağınız işlerden bir tanesi de bu olmalı.

Yemek sonrası yemek yediğimiz Mimis Restorantın karşısında bulunan pastanede bir de güzel dondurma ve kadayıf yedik. Bu pastaneyi de kaçırmayın derim.

Kalloni’de geçirdiğimiz 3 gün dolu dolu idi. Yarın adanın Kuzeyine doğru çıkacağız ve Eftalou Sahilinde 3 gece geçireğiz. Burada biraz daha sakin bir tatil yapacağız.

Gezekalın

Ümit Kuru

17.07.2013 Saat 00:38

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Zorba The Greek

Midilli gezisi sonrası aklıma geldi. Ne severim bu filmi….

Müziği de bir başka güzeldir..

Bu da yıllar yıllar sonra Anthony Quinn’den Zorba müziği ile performans… Güzelliğe bakar mısınız?

Bu da sadece müzik…. Ben üstteki formu daha çok seviyorum 🙂

Karşı Sahil; Midilli (Skala Eressos-Sigri)

IMG_2568

Sabah otelin güzel kahvaltısını yedikten sonra, uzun bir gün için yollara düştük. Bugün Kalloni Körfezinin sol yanında ve 51 km kadar ötede bulunan Eressou sahiline gideceğiz. Yol km olarak kısa ancak çok dar ve virajlı bir yolumuz var. Bizim ekip biraz mızmızlanacak ancak Midilli Adasının en güzel sahilini görünce kocaman bir “aferrrimm” alacağım diye düşünüyorum. Bu arada bir de bu adanın “yapmadan gelmeyin”i olarak tarif edilen “Fosilleşmiş Orman Parkı ve  Müzesi” gezilerini ve Sigri kasabasına kadar gidip denizine de  girebilirsek benden mutlusu yok.

kalkış Kalloni, Yunanistan varış Kalloni, Yunanistan - Google Haritalar - Google Chrome 15.07.2013 003250

Adanın bu tarafı dağlık ve yeşil yoksunu. Yani sizi çok sıkacak olan yola hazırlıklı olmanız gerekiyor. Yaklaşık olarak bir saat süren bir yol sonrasında önce Eressos’a (Eresos) sonrada sahil kısmı olan Skala Eressou’ya vardık. Arabımızı otoparka bıraktık. Hemen söyleyelim ki, burada otoparklar ücretsiz. Daha sonra da sahile dizilmiş olan çok sayıdaki kafe-restorandan bir tanesine yerleştik. Bu yol yorgunluğunun üstüne önce bu adada iyi yapılan bir yerde içilince tadına doyum olmayan frappelerimizi ısmarladık. Sonra da pırıl pırıl gözüken denize girdik.

Burası ile ilgili olarak konuşulması gereken şahsiyetler var; Bunların en önemlisi burada, Eresos’da, doğmuş olan kadın şair Sappho’dur. Bütün dönemlerin en büyük kadın şairi, Platon’a göre Onuncu İlham Perisi Sappho (Safo, Sapfo) Lesvos Eresos’ta m.ö. 617 ile m.ö. 612 arasında bir tarihte aristokrat bir ailenin kızı olarak doğmuştur. Sapfo aşkın tutkusu ve acısından, bedeni ve aklı felç eden dağıtıcı arzudan bahseden  şiirler yazar. Onun şiirleri ile dünyada ilk kez “ben” ve günlük tutkular yüceltilmeye değer bulunmuştur. Bir Afrodit kültü rahibesi olan Sappho, bağlı bulunduğu kültün de kendisine vermiş olduğu rahatlığa dayanarak özgürce içinden geçeni söylemiş, açık ve yürekli  bir tutum sergilemiştir.

sappho heykeli-İstanbul Arkeoloji MüzesiDilindeki bu içtenlik ve açıklık sayesinde eserleri, tüm ardıllarını ve benzerlerini geride bırakarak yüzyılların ötesine geçmiş, çağlar boyu öykünülmüş, eleştirilmiştir. Ona ait olduğu söylenen bir şiirden son bölüm;

”dalın, en tepedeki dalın ucundan
sarkar
elmanın en tatlısı;
bıraktılar orada onu, koparmadılar;
sanma ki unuttular;
uzanamadı ki kimse
ta oralara “

Sapfo tarihte bilinen ilk feminist  kabul ediliyor. 19. Yüzyıldan sonra lezbiyen terimi, Lesvos’lu Sapfo’ya izafen kullanılmaya başlanmış. Oturduğum yerden göz alabildiğince uzanan sahile ve pırıl pırıl denize bakıp Sapfo’yu düşündüm. Kendisine ilham veren bu sahilde, kim bilir nasıl fırtınalı bir yaşamı olmuştur.

Buralarda yaşayan bir diğer önemli şahsiyet ise m.ö. 4. yüzyılda yaşamış olan Theofrastos’dur. Bu kişinin bitki biliminin temelini attığına inanılır.

Skala Eresou’da plajda şemsiye-şezlong hizmeti pek yoktu. Olasılıkla hemen yukarıdaki kafe-restoranlardan bir tanesine yerleşmenizi istiyorlar ve o nedenle bu hizmeti vermiyorlar. Öğle yemeğimizi de burada yedik. Restoranın mutfak bölümünde bir hanımın börek sardığını görünce, bizim menünün başlangıcı da şekillenmiş oldu. Böreklerin içi bolca peynir dolu, yani malzemeden kaçırma yok. Bir Yunan salatası ve arkasından da karidesli makarna söyledik. Burada deniz ürünleri oldukça ucuzlar.

Yemek sonrasında ekibin Fosilleşmiş (Taşlaşmış) Orman Parkı ve Müzesi ile Sigri’ye doğru gidiş konusunda nabzını bir yokladım ama pek niyetleri yok gibi. Deniz de öyle güzeldi ki onlara hak da vermiyor değilim. Ancak aklıma düştü bir kere, mutlaka gidilecek. Önce “ben gideyim bari” dedim. Buluşma saatini de verip parktan arabayı alıp yola da düştüm. Ama sonra buralara kadar gelmişken onların da görmeleri gerekir diyerek tekrar sahile geri döndüm. Doğrusu bu sefer onlara pek seçme şansı da bırakmadım. “Haydi toplanın gidiyoruz” şeklinde bir emrivaki yaptım. Ekip toparlanınca tekrar yola düştük.

Yol gerçekten çok tatsız. Ağaç namına bir şey yok. Sigri’nin 8 km dışında bulunan 1994 tarihinde hizmete açılmış olan müzeyi gezmeyi hedefledik. Aslında 1985 yılında Dünya Kültür Mirası olarak korunması kabul edilmiş  ve 2004 yılında da UNESCO’nun Global Jeopark Listesine dahil edilmiş olan toplam alanı 150 km2’lik Fosil Orman Parkını da gezmemiz lazımdı. Bu parkın 2 km’yi bulan yürüyüş yolu üzerinde fosilleşmiş ağaçları görmeyi isterdim ama ekibi zor kandırdık. Şartları da zorlamanın bir anlamı yoktu.

Fosilleşmiş Orman Parkının hikayesi şöyle;

IMG_2622Bir zamanlar bu bölge subtropikal bir bölge imiş. Bir zamanlar dediysem 20 Milyon yıl öncesinden bahsediyorum. Burada  faaliyette olan volkanların lavları ve külleri, bu bölgede yoğun ve sık olarak bulunan dev ağaçları devrilmiş, bir kısmını yakmış ve bir kısmını ise küllerle örtmüş. Bu ağaçların zamanla taşlaşması ile günümüzün Fosilleşmiş-Taşlaşmış  Orman Parkı ortaya çıkmış. ABD’de Arizona’da bir örneği olan ama buradaki parkın büyüklüğünün sadece 8 km olduğu düşünüldüğünde, Midilli Adasındaki bu parkın önemi daha da iyi anlaşılabilir.

Fosilleşmiş Orman Parkına 3 km olduğunu gösterir tabelayı geçtikten sonra Lesvos Fosillenmiş (Taşlaşmış) Orman Doğa Tarihi Müzesine vardık. Yeğen ve ben müzeden içeriye daldık, ekibin kalanı ise kafeteryada bizi beklemeye geçti. Müzeye giriş adam başı 6 EUR. Fosilleşmiş Orman Parkını gezmeyecekseniz, hiç olmazsa bu müzeyi kaçırmayın. Müze iyi organize edilmiş. Burada fosil ormanından getirilmiş çeşitli ağaçların fosilleri, çeşitli kayaçlar ve yarı değerli taşlar, hayvan fosilleri sergileniyor. Doğrusu gezmeye değer bir müzeydi.

Müzede geçirdiğimiz 45 dakika kadar bir zaman sonrasında Sigri Köyüne doğru yolla çıktık. Uzaktan Osmanlı tarafından 1757 yılında yapılan kale gözüküyor.

IMG_2643

Sigri küçük bir köy. Ancak pırıl pırıl bir denizi var. Ekip denizi görünce bütün yorgunluğu unuttu. Buranın sahili biraz küçük ama denizi biraz soğuk olmasına rağmen çok güzeldi.

Daha sonra yine çıplak tepeler ve bol virajlı bir yoldan Kalloni’ye doğru dönüşe geçtik. Yol üzerinde Filia denen bir yerleşim biriminden geçerken bir kafeteryada (Supreme Cafe) durduk. Bir çay-kahve içimi mola verdik. Masalardan birisine çöktük. Hemen yan masada bir grup Yunanlı ile tanıştık. Sonra muhabbet koyulaştı, sanki 40 yıllık dost olduk.IMG_2680 Maria, kardeşi Efi’nin işlettiği Cafeye yardıma gelmiş. Kardeşi bir kaza sonucu ayağını kırınca, işin bir ucundan tutmak istemiş. Konu peynire gelince, Maria bize tam yerine geldiğimizden bahisle istersek bir mandıraya gidebileceğimizi ve peynir alışverişi yapabileceğimizi söyledi. “Körün aradığı bir göz, Allah verdi iki göz” diyerek atladık arabalara ve Filia adlı köye girdik. Ortam çok güzel. Hala geleneksel evler ve yaşam biçimi devam ettiriliyor. Biçimsiz ve kötü evler yok. Bu arada bir sürpriz yaşadık ve minaresinin ucu olmayan bir camiye rastladık. Bu caminin hemen yanında bulunan Basilius Aggelou mandırasından peynirlerimizi aldık. Maria’dan ayrılıp Kalloni’ye geri döndük.

Akşama yemeğimizi bir gün önce öğlen yemeğimizi yediğimiz yerde yedik. Uzolar devrildi. Biz de devrilmeye yakın olduğumuzu hissedince otelimize döndük.

Yarına Kalloni Körfezinin ters tarafına gideceğiz ve Vatera sahilinde denize gireceğiz.

Gezekalın

Ümit Kuru

16.07.2013 Saat 01:54

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Karşı Sahil; Midilli

IMG_2610-001

Son 2 yıldır kısa süren deniz tatillerimizi Yunan Adalarında değerlendiriyoruz. Geçen sene Samos Adası ile başlayan Yunan Adaları gezilerimizi, bu sene Midilli Adası ile devam ettirdik. Hemen bir adım ötemizde bulunan Midilli Adası, biraz soğukça ama her zaman pırıl pırıl denizi yanında, daracık sokaklarında o güzelim taş evleri ile eskiyle yeniyi, dün ve bugünü size vaat ediyor. Midilli Adasında 6 gece geçirmiş olmak bu güzelim adayı gezmeye yetmedi diyebilirim.

lesvos map - Google Haritalar - Google Chrome 14.07.2013 190014-001Ada olarak kabul ettiğiniz ölçüye bağlı olarak 1200-6000 arasında değişen Yunan adalarından, sadece 227 (kimi kaynak 166 diye bahsediyor) tanesinde yaşam var. Ege Denizi’nin kuzeydoğusunda bulunan Midilli Adası, 1631 km2 alanı ve 115.000 civarında nüfusu ile  Yunanistan’a ait adalar arasında Girit ve Eğriboz Adalarından sonra 3. büyük ada olarak kabul ediliyor. Başkenti Mytilini (Mytilene)’dir.

Bu güzel adaya Ayvalık, Dikili veya Akçay’dan karşılıklı feribot seferleri ile geçiş oluyor. Biz de Ayvalık’tan geçiş yaptık. Buraya saat 09:00 kalkan feribota bindik. Jale Turdan biletlerimizi aldık ve bu şirkete ait 3-4 araba da alabilen bir tekne ile yaklaşık 2 saat süren bir yolculuk sonrasında  Mytilini’ye vardık. Bilet fiyatları gidiş-dönüş 30 EUR tutuyor. Kendi arabanızla gitmek isterseniz Yeşil sigorta (aracınız için uluslararası sigorta) yaptırmanız gerekiyor. Turumuza başlamadan önce, bize aynı zamanda “ehliyeti de uluslar arası ehliyet yapmak gerekiyor” dediler ama doğrusu bunun adada pek de aranmadığını gözledik. Turing’den alınan bu ehliyet için 349 TL vermeye kıyamadım ve şirketin “bu ehliyete gerek yok, sadece yeşil sigorta yaptırmanız yeter” uyarısını da ciddiye almayıp kendi arabamı Ayvalık’da bıraktım.  Gerçi hemen gümrükten çıkınca sizi araba kiralayan firmalar karşılıyor. Karşı cadde de birkaç firmanın ofisini görebiliyorsunuz. Burada araba kiralama günlük 30-35 EUR arasında değişiyor.

Saat 11:00 gibi adanın başkenti Mytilini’ye vardık. Eşim ve benim yeşil pasaportum ile kısa bir gümrük işlemi sonrası adaya giriş yaptık. Ancak kızkardeş ve ailesinin pasaportu yeşil olmayınca işlemleri de uzun sürdü. Adada kullanacağımız arabamızı da teslim aldık ve 6 gece konaklamalı Midilli Adası turumuza başladık.

Midilli Adasının Kalloni ve Gera olmak üzere 2 büyük körfezi var. Turun ilk 3 gününde Kalloni Körfezinde konaklamayı tercih ettik. Burası Adanın kuzey bölgelerini gezmek için doğru bir tercihti. Buradan hem denize girip ve hem de bir gün körfezin solundaki Eressos Plajı ve Sigri’ye ve bir diğer gün de Polichnitos ve Vatera Plajına gitme şansımız oldu.

Adanın en güzel yolu Mytillini-Kalloni arasındaki yoldu. Bu yol çift yol şeklinde ama diğer yollar hem dar ve hem de bol virajlı. Yaklaşık olarak 40 km sonra Kalloni kasabasına vardık. Bizim kalacağımız otel ise 3 km ötedeki Skala Kalloni denen bir yerde. “Skala”, Yunancada “iskele” demekmiş. Kalacağımız otelin ismi ise İmerti Resort Hotel (http://www.imerti.gr/). Burası çok iyi bir otel çıktı. Hem çalışanları (Hristo ve Stavros) çok candan ve güler yüzlüler ve hem de otelin konumu iyi , sabah kahvaltıları zengin ve odaları çok rahattı. Kesinlikle tavsiye ederim.
IMG_2475Otelimize yerleşip hemen sahile doğru yürüdük. Amacımız hem zengin Yunan mutfağına yeniden merhaba demek ve hem de denize girebilmek. Skala Kalloni’nin ana meydanını geçip, sahilde yanyana bulunan lokantalardan birisi olan Dionysus Restorana yerleştik. Ben fotoğraf makinemi alıp Kalloni’den ilk fotoğraflarımı çekmeye başladım. Bu sahil Midilli’nin en uzun sahillerinden. Yalnız ben bu türden denizleri pek sevmem; Hem kumluk ve hem de git git bir türlü derinleşmeyen türden bir sahil. Ancak şunu söylemeliyim ki Midilli’nin en sıcak denizi de buradaymış meğerse.
Skala Kalloni’nin Ana Meydanı çok şirindi. Meydanın bir köşesinde bir Ortodoks Kilisesi var. Onun da hemen önünde Pagotelli pastanesi var. Burada ki dondurmalar müthiş, mutlaka deneyin derim. Meydanın bir köşesinde ise taverna tarzı lokantalar bulunuyor. Buradaki lokantalarda tahta masalar, tahta sandalyeler, çalınan müzikler ve servis yapan çalışanlar özgün bir Yunan tavernasında ne beklerseniz hepsini size yaşatıyorlar. Bu meydanı hepimiz çok sevdik. Lokantada güzel ve öğle yemeği  için standardımızı aşan tarzda mükellef bir sofra kurdurduk. Sanki herşeyi bir anda denemek ister gibi oldu ve abarttık ama herşey çok lezzetli geldi bize. Ben balık çorbası içtim. Çacık ve Saganaki (tavada kızartılmış feta peyniri) bundan sonraki tüm sofralarımızın da vazgeçilmezi oldular. Deniz ürünlerinden tatmadan olmazdı, tattık tabii ki. Lokal biralarının ismi “Fix”. Pek sevmedim doğrusu.
Sofradan kalkıp sahilde şezlonglardaki yerlerimizi aldık. Biraz dinlenme sonrası deniz açılışımızı da gerçekleştirdik. Deniz bende o gün bir hayal kırıklığı yarattı. Havanın hafif rüzgarlı olmasına bağladım. Sahilde şezlong ve şemsiyeler için para almıyorlar. Geçen sene kaldığımız Samos Adasında ise kişi başı 3 EUR ödemek zorundaydık.
IMG_2507Akşama doğru otele döndük ve tekrar yemek için Kalloni meydanına geldik. Bu sefer Mimis restorantta karar kıldık. Burası sahilde değil ancak tam meydanda. Geceleri meydan daha bir hareketli oluyor. Çoluk çocuk hemen tüm Kalloni halkı burada oluyorlar. Mimis restoranda Dimitri ile dost olduk. 74 Yaşında olduğunu öğrendiğimiz Dimitri’nin büyük dedeleri Uşak-Türkiye’den Midilli’ye göç etmişler. Yaşından beklenmeyecek bir görünüşte ve çeviklikte olan Dimitri’nin kurduğu sofranın yeni tadı ise musakka oldu. Doğrusu bizdeki musakkadan çok daha güzel yapılmış yemekti. Soframızda  Uzo’da eksik değildi. Tarihi Bizans’a, Arabistana dayanan ve bizdeki rakının karşılığı olan Uzo’yu daha önceki denemelerimde çok sevmemiştim. Ancak burada fark ettim ki her bir Uzo’nun farklı bir tadı var. Burada ilk olarak tattığım “Barbayani” marka Uzo’yu çok beğendim. Her ailenin Uzo’suna kattıkları aromatize bitkiler farklı olunca Uzo’ların tatları da farklı oluyor tabii ki.
IMG_2501
Yemek sonrası otele döndük. Sabahın erken saatinden beri ayakta olunca ve üzerine de Uzo’ları içince hemen uyumuşum. Yarına önemli bir gün olacak. Adanın en güzel sahiline, antik dönemde yaşamış ve en güzel şiirlerini kadın aşıkları için yazmış, kadın şair Sapfo’nun sahiline, Eressos plajına gideceğiz. Ekibi kandırabilirsem de Fosilleşmiş ağaç müzesine ve Sigri’ye gitmek istiyorum.
Gezekalın
Ümit Kuru
14.07.2013 Saat 23:30

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Brezilya-Iguazu soslu Arjantin-Şili-Patagonya gezisi-Tierra del Fuego-Ushuaia Gezileri-1

Macellan'ın gemilerinden Victoria

Bugün artık Ateş Topraklarına (Tierra del Fuego) gitme zamanı. Şili’den tekrar Arjantin’e geçeceğiz. Bunun için de önce Punta Arenas’dan Kuzeye doğru çıkıp Punta Delgada’ya gececeğiz. Buradan da feribota binip, Arjantin sınırını geçerek Ushuaia’ya doğru yol alacağız. Nereden baksanız 10-12 saatlik bir yolculuk demek bu. Yani bugün yollardayız.

Punta Arenas'tan Ushuaia'yaPunta Arenas’tan sabah saat 07:30 gibi yola çıktık. Dün vakit bulamadığımız iki aktivite vardı; Punta Arenas’ın şehir mezarlığı ve Magellan’ın kendi adını taşıyan boğazı geçtiği 5 gemiden birisi olan Victoria’nın birebir boyutlardaki maketinin, dışarıdan da olsa, görülmesi.

Punta Arenas’ın şehir mezarlığı da en az Buenos Aires’teki mezarlık kadar güzeldi doğrusu. Sabahın erken saatinde de açıktı. Siz Sanal Gezginlere tavsiyem bu mezarlığı daha geniş bir vakitte bir güzel gezmenizdir. “Mezarlıkta gezilir mi?” demeyin, bu mezarlık gezilir.

Daha sonra ise şehrin dışında bulunan ve özel bir açık hava müzesinde sergilenen  Magellan’ın gemi maketini gezmeye gittik. Bu arada yağmur yaptı yine yapacağını ve yağmaya da başladı. Müzenin kapısı açık ama civarda sabahın bu saatinde herhangi bir görevli de yoktu. Biz de 10 dakika fotoğraf çekeceğiz nasılsa deyip daldık içeri. Tellerin dışından da olsa fotoğraf çektik. Sonrasında “Fin del Mundo” tabelalarını takip edip Magellan Boğazını geçeceğimiz limana kadar yol almaya başladık. Konu Magellan Boğazı olunca, ilginç kişilikli bu kaptandan, Magellan’dan, biraz bahsetmek gerekir.

Ferdinand Magellan Portekizli denizci, gezgin ve kâşif. İlk denize çıkışları Portekiz Kralının sponsorluğunda Hindistan taraflarına olmuş. Ama okuduğum kadarı ile seferlerinde kendini biraz fazla kollamış ve Portekiz Kralının gözünden  bu yüzden düşünce, sonraki seferlerini İspanya Krallığı’nın desteğiyle yapmış.  Magellan 1519 yılında olaylı bir şekilde 5 gemi (Trinidad, San Antonio, Concepción, Victoria ve Santiago) ve 237 gemici ile Atlas Okyanusuna açılıyor. İşte bizim burada gördüğümüz de bu beş gemiden Victoria adlı geminin birebir maketiydi. Bu geminin birebir olduğu söylenen maketini görünce ve Magellan’ın geçtiği kendi ismini taşıyan kanalı düşününce Magellan’a “helal olsun size” demekten başka bir şey düşmüyor bize.

Magellan 1520’lerde Brezilya sahillerine ulaşıyor. Bundan sonraAtlantik Okyanusu tarafından meşhur kanala giren Magellan, yolculuğuna devam ediyor. Bu kanalda bir gemisi batan Magellan, kanalı 1 Kasım da, Tüm Azizler Gününde aştıkları için kanala önce  Estreito de Todos los Santos (Bütün Azizler Kanalı) ismini veriyor. 373 Mil uzunluğundaki bu kanal bugün Magellan Boğazı ismini taşıyor.

http://philippinesblogger.com/who-discovered-the-philippines-part-3/lapu-lapu/Magellan son yolculuğunu tamamlayamadan Filipinler’deki Mactan Savaşı‘nda öldürüldü. Dünyayı dolaşmak üzere denize açılan 237 (diğer bir kaynağa göre 270) denizcinin sadece 18’i İspanya’ya dönerek seyahatini tamamlamayı başardı. Tesadüfe bakın ki daha önceki Filipinler ziyaretim sırasında Cebu Adasını ziyaret etmiş ve Magellan’ı öldüren yerli kral Lapu Lapu‘nun kocaman büstünü görmüştüm. Magellan, daha önce ziyaret ettiği Baharat Adaları’nın ötesine giderek tüm meridyenlerden geçen ilk insanlardan olmayı başardı. Büyük Okyanus’a seferi esnasında okyanusu çok sakin gördüğü için “Pasifik” (sakin) ismini veren, ayrıca Güney Amerika’da keşfettiği boğaza kendi ismi verilen Portekizli denizci Magellan, Büyük Okyanus’u aşan bir araştırma gezisi yapmış ilk insan kabul ediliyor.

Punta Delgada isimli kasabaya vardığınızda, Magellan Boğazını geçmek için bineceğiniz feribota da ulaşmış oluyorsunuz. Adı, Primera Angostura (“İlk darlık” demek) olan  limanda hatırlayacağım en önemli yer deniz feneri.

IMG_0574

Normalde buraları kalabalık olur ve gemi sırası beklenirmiş. Ancak biz gelen ilk gemiye bindik. İnsanın iliklerine kadar işleyen bir soğuk olsa da, Magellan Boğazını geçtiğimiz bu yolculuk boyu geminin açık kısmında kaldım.   Geçişimiz sadece 30 dakika kadar sürdü ve bizim gemiyi sert esen  rüzgardan korunmak amacı ile kullanan yaban ördekleri de boğaz geçişi sırasında bize eşlik etti.
Karşı yakadaki limanın ismi ise Primavera. Gemi kıyıya yaklaşırken biz tekrar minibüsümüze bindik.
Feribottan sonra Şili topraklarında 150 km kadar bozuk sayılacak bir yoldan devam ettik. Sonrasında ise sırasıyla önce Şili ve arkasından da Arjantin sınırlarını geçtik. Arjantin’e San Sebastian sınır kapısından giriş yaptık. Buradan, gece konaklayacağımız Ushuaia’ya kadar 300 km daha var.
Güney Amerika kıtasının en sonunda yani en güneyinde yer alan ve bir kısmı Şili bir kısmı ise Arjantin topraklarında bulunan takımadalara Tierra del Fuego (Ateş Toprakları) isminin verilmesinin nedeni Magellan’ın boğazı geçerken kıyıdaki yerlilerin yaktığı ateşleri görmesi imiş. Kimi yazar yerlilerinin bu ateşleri ısınmak amacıyla, kimisi de Magellan’ı korkutmak veya yanıltmak amacı ile yaktığını ileri sürüyor.
Ushuaia’ya 100 km kala Tolhuin isimli bir kasabaya vardık. Burada Panaderia La Union adlı ünlü bir fırın-pastane karışımı bir yer varmış. Burada biraz dinlenmemiz gerekti. Ancak tam da o gün Galatasaray-Schalke 04 maçı vardı ve bizim grupta maçın Arjantin televizyonunda naklen verildiğini keşfedince neredeyse tüm maçı seyredecek kadar bu fırın-pastane karışımı yerde kaldık. Bu arada biraz pastane içini ve biraz da Tolhuin sokaklarını keşfetmeye çıktık. Bir Tukanzamanlar Meksika’da fotoğrafını çekmek için peşinden az koşturmadığım Tukan adlı kuşu burada büyükçe bir kafesin içinde görmek beni biraz hüzünlendirdi doğrusu. Bu pastanenin bir köşesinde balmumundan bir doktor heykeli var. Oradayken kimdir nedir anlamadık ama sonradan Dr Rene Favalaro olduğunu öğrendik. Bu meslektaşım meğerse çok önemli bir Kalp Damar Cerrahı imiş. (Sevgili Çağlar arkadaşım konuyu ayrıntısı ile yazmış. Meraklısına http://www.erozgen.blogspot.com/search?updated-max=2013-04-16T07:51:00-07:00&max-results=7 )

Tolhuin’den yola çıktığımız da Galatasarayın 3-2’lik galibiyeti ile neşemiz tavan yapmıştı. Ushuaia varmaya yakın Paso Garibaldi diye bir yerden Panoramik fotoğraflar çekmek için durduk. Ancak ışık artık iyi fotoğraf verecek kadar aydınlık değildi. Sonunda saat 19:00 gibi Ushuaia’ya vardık. Los Narajos adlı bir otelde kalıyoruz. Hemen bavulları atıp yemek için bir yer aramaya başladık. Hemen otelin yakınlarında bulunan El Turco denen bir yere pizza yemek için girdik. Yemek bu kadar yolun üstüne çok da keyifli gelmedi ama pizzaların hakkını vermek lazım, güzeldiler. Sonrasında otele döndük ve rahat yataklarımıza gömüldük.
Yarın çok keyifli bir gezi olacak; Beagle Kanalında tekne gezimiz var…
Gezekalın…
Dr Ümit Kuru
10.05.2013 Saat 23:42

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.