• Arşivler

  • Diğer 531 aboneye katılın
  • Mart 2013 den beri

    • 381.725 ziyaretçi
  • Şubat 2026
    P S Ç P C C P
     1
    2345678
    9101112131415
    16171819202122
    232425262728  

Buenos Aires’de Tango Gösterisi

Buenos Aires’e kadar gidip de yapmadan gelmemeniz gereken işlerin en başında Tango gösterisi izlemek gelmelidir. Mutlaka daha iyi örnekleri vardır ancak bizim gittiğimiz El Querandi adlı yeri siz gezginlere tavsiye edebilirim. Gösteri ancak yemek tamamlandıktan sonra başlıyor. Burada batakhanelerde doğan tangonun sokaklarda icra edilen ilk halinden salonlarda icra edilen ve günümüzdeki haline kadar gelişimini izleyebiliyorsunuz. Belki bilmiyorsunuzdur ama Arjantin2013  İstanbul Turizm Fuarı EMITT in konuk ülkesiydi. Burada Arjantin standında tango gösterileri sergilendi. Burada dans eden sanatçılara El Querandi’de rastlamak bizim için çok ilginçti. Aslında bu rastlantıdan çıkardığım  sonuç burada Tango gösterisi sunanların bu işi iyi yaptıkları ve türlerinin iyi örnekleri olduğudur.

Kıssadan hisse; Buenos Aires’e gittiğinizde böyle bir gösteriyi kaçırmayın derim

http://www.querandi.com.ar/

Gezekalın

16.04.2013 Saat 17:46

ArjantinTango

Buenos Aires'te Tango GecesiTango…

Arjantin denince, içinde hırçınlık, asilik, küstahlık gibi bazı duygular ile kalp kırıklıkları ve paramparça olan hayaller neticesinde ortaya çıkan melonkoliyi barındıran bu danstan başka ne gelir?

Arjantin gezi programımız belli olunca eşimle birlikte tango kursuna gitme ihtiyacı bile hissetmiştik. Sonucu sormayın! Genelde sevgili Naime için bu tür aktivitelere katılırdım ama tango kursu alırken ki hissettiklerimin çok farklı olduğunu itiraf etmeliyim. Hani bazı duyguları kelimelere dökemezsiniz ya! İşte o zaman ki hislerim de onlardı. Amacımız tangonun temel figürlerini öğrenip, Buenos Airtes’te 1-2 figür attırmaktı. Gerçi Buenos Aires’te değil ama Şili’de, alakasız bir yerde ve çok alakalı bir zamanda, Dünya Kadınlar gününde hanımla 1 dakika bile sürmeyen bir tango gösterimiz oldu. Usta düzeyinde tangocu sayılabilecek ve Arjantin gezi grubumuzda bizle birlikte olan sevgili Svetlana hariç, diğer arkadaşlarımın gözünü boyamayı da başardık sayılır 🙂

Anlatmak istediğim olay bizim tango beceriksizliğimiz değil tabii ki..Size bu bölümde Arjantin Tangosundan bahsetmek istiyorum.  Buenos Aires’te El Querandi restorantta yemek sonrasında tarihsel bir bütünlük içinde çok güzel bir tango gösterisi izledik. O gece tam olarak anlayamamıştım ama bugün tango konusunu ayrı olarak yazmaya karar verince ve okuyunca ne kadar güzel bir sunum yaptıklarını anladım. Sizlerle de bu bilgileri bu sayfalarda paylaşmak isterim.

Tango, Buenos Aires/Arjantin ve Montevideo/Uruguay kökenli bir dans ve müzik türü. Dansla beraber gelişen müzik tarzı da aynı adla anılmakta.

hombresAvrupa’dan büyük umutlarla Arjantin topraklarına, Buenos Aires’e göç eden çok sayıda insan olmuş. Fakir gelen ve umutla geldikleri bu topraklarda hayal kırıklığı yaşayan, yanlarında eşlerini de getirememiş bu geniş sayıdaki erkek topluluğunun 1800’lü yıllarda batakhaneler dışında bir eğlence yeri olmamış.  Compadre” veya “Compadrito”adı verilen bu kabadayı tipilemelerinin eğlence anlayışı “şarap” ile “cana” (bir tür şeker kamışı rakısı) içip, şarkı söylemek ve dans etmekmiş. Müziklerinin temel aleti ise Avrupadan beraberlerinde getirdikleri ve akordiyonun akrabası sayılan Alman yapımı Bandoneonmuş. Bandoneon-curved

Yani tango müziği  Buenos Aires’te o dönem alt sınıf olarak adlandırılan insanlar tarafından sokaklarda ve batakhanelerde yaratılmış.Yaşadıkları hayal kırıklıkları, geleceğe ait büyük umutlar ve geçmişten getirilen kültürle harmanlanarak tango müziğini oluşturmaya başlamış. Tango, alt kesime ait olması ve genelevlerde yayılması sebebiyle uzun süre ahlaka aykırı bulunmuş.  Genelev mekanları fakir kesimin yanı sıra orta ve daha üst kesimin de uğrak yeri olunca her iki kültür burada birbirlerini tanımışlar. Böylelikle alt kesimin sokakta yarattığı tango ile üst kesim bu mekanlarda tanışmış. Zamanın ilerlemesi ile tangoda da değişiklikler olmuş.

IMG_2474-001

Avrupaya gelen Arjantinli Tangocular sayesinde Avrupa’da tangoyu tanımış. Bu dansın kaderi midir nedir? Avrupa’da da bu dans önce alt kesimlerce sevilmiş. Sonrasında ise yavaş yavaş figürlerde sadeleşmelerle Avrupa Tango ortaya çıkmış.

İlk kez 1917 yılında Carlos Gardel smokin giyerek, her türlü argo ve erotizmden uzak şarkı sözleri ile tango söylemiş (http://www.youtube.com/watch?v=8dStp5hq294).
Buenos Aires’te Tangonun üst kesimlerce de benimsenmesi ve dünyayı etkileyecek bir akım halini alması 1920 ile 1940 arasıdır. Bu dönem Tango’nun altın çağı olarak nitelendiriliyor.  Tango kendi içinde biraz daha yumuşayarak, Salon Tangosu halini almış. İkinci Dünya Savaşı’na kadar zirvede olan tango, bu dönemden sonra politik nedenlerle gerilemiş. Özellikle de 1955 yılındaki askeri darbe ve ardından birbirini izleyen askeri darbeler neticesinde dans salonları kapatılmış, dans etmek yasaklanmış. 1980’lerden sonra askeri darbeler dönemi Arjantin’de  kapanınca tango eski önemini yeniden kazanmaya başlamış.

Tango sözcüğünün anlamı konusunda en fazla aklıma yatkın gelen Latince dokunmak anlamına gelen “tangere” fiilinden türediğidir. Bizim dans hocasının “tango dokunmak, karşındakine hissettirmektir” cümlesini neden bu kadar çok sayıda tekrarladığını şimdi daha iyi anlıyorum.

Tangonun dramatik duygusu, dans sırasında çok zengin doğaçlama fırsatları yaratması, dansın özünde aşk ve melankoli tutkusunun yatmasından ileri geliyormuş.  (http://www.youtube.com/watch?v=oB-RS000NLs) .

Dans konusunda bu kadar yeteneksiz ve isteksizken neden tangoyu sevdim bilmiyorum. Ama yalnız da değilim galiba. Çünkü sevgili Svetlana’nın verdiği bilgiye göre tangonun en fazla yapıldığı ülkeler arasında Türkiye üst sıralarda geliyormuş.

İşte sevgili Sanal Gezginler, sizlere kısaca ve kabaca tango…

Derslere yeniden mi başlasam acaba?

Gezekalın

Dr Ümit Kuru

16.04.2013 Saat 01:47

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

 

Arjantin-Şili-Iguazu-Patagonya Seçme Fotoğraflar

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Brezilya-İguazu soslu Arjantin-Şili-Patagonya gezisi/ Buenos Aires-2

 El Querandi Restorantta Tango gösterisi1. gün Buones Aires devamıdır…

Bir ülkenin trajedisi, bazen biz gezginler için bir şansa dönüşebiliyor. Arjantin’in  2001 yılında yaşadığı büyük ekonomik kriz öncesinde Buenos Aires, Güney Amerika’nın en pahalı şehri olarak gösteriliyormuş.  Ancak ekonomik kriz nedeni ile para birimleri olan Peso kriz öncesi değerinin ancak 1/3 kadarını koruyup, otel ve hizmet fiyatları belirgin olarak düşünce, ülkeye gelen turist sayısı arttığı gibi, gelen turistin profili de değişmiş. Bununla birlikte turizm gelirleri Arjantin’in 3. büyük ekonomik gelir kaynağı olurken, Buenos Aires’de bu gelirlerin üzerinde en çok hak sahibi olanı ünvanını kazanmış.

Arjantinliler bu kriz sonrasında neden bu hallere geldiklerini sorguladıklarında kendilerini ve kendi kültürlerini (Buenos Aires’liler bu hallelerine “Porteño” diyorlar) kirleten dışardan ithal yiyecek, giyecek ve yaşam tarzı dahil ne varsa sorumlu tuttuklarından önce Porteño harici ne varsa yaşamlarından çıkartmaya başlamışlar. Bu nedenle restoranlarda Pampalarda beslenen hayvanların etleri ile yapılan yemekleri yani kendi yerel tatlarını tekrar menülerine almaya, daha çok Tango salonları açmaya başlamışlar. Arjantin bir gün eski pahalı günlerine döner de biz gezginler için zor ulaşılabilir hale tekrar gelir mi bilinmez. Ama bildiğim bir şey var ki bu zamanlarda, bu ülke, en azından Buenos Aires fırsatını bulunca bir gezginin programına alması ve gezmesi gereken yer olmalı.

Buenos Aires’de her tarafta bir heykel veya anıt, tiyatro binası ve kütüphane mevcut. Bu kadar çok sayıda sanatla ilgili eseri ve binayı Buenos Aires’te bulacağımı tahmin etmemiştim doğrusu. İşgalci Batılıların, özellikle işgal ettikleri Güney Amerika ülkelerine mirasları olan ızgara planlı caddeli bu düzenli şehir beni çok etkiledi. Bu şehir için tavsiye edilen  5 gün geçirmeyi, gezi öncesi program yaparken fazla bulduğum zamanı hatırladım. Ancak doğrusu bu ya, bu güzel şehir hakkıyla keşfedilmek için herhalde en az 2 günü daha hakediyordu.

Buenos Aires’in simgesi durumunda olan ve 9 Temmuz Bulvarı üzerinde Plaza Republica’da bulunan Obelisk, 67.5 metre yükseklikte ve şehrin kuruluşunun 400. yılı anısına 1936 yılında dikilmiş.  Bu Obelisk Buenos Aires’teki kaldığımız tüm zaman boyunca bizim için bir Mihenk taşı oldu. Otele dönüşlerimizde veya haritadan bir yer aradığımızda bu noktaya göre hareket edildi.

Yerel rehber Sonya ile şehirdeki yarım günlük minibüs turumuzda Puerto Madero üzerinden meşhur La Boca Semtine geldik. Buenos Aires içindeki 48 Semtten bir tanesi olan La Boca, İtalya-Genova’lı denizcilerin kurduğu bir yerleşim yeri. La Boca isminin kaynağı olarak Genova’nın Boccadasse bölgesinden gelen insanların bu bölgeye yerleşmesi gösterildiği gibi hemen yakındaki Riachuelo Nehri ağzında kurulması nedeni ile İspanyolca “ağız” anlamında “boca” kelimesinden kaynaklanabileceği de  söyleniyor. Bu bölge çok renkli evleri, tavernaları, tangonun canlı müzesi olan Caminito’nun varlığı ve tabii ki ünlü futbolcu Maradona’nın yetiştiği futbol kulübü Boca Juniors’un stadyumu ile çok sayıda turist çeken bir bölge.

Daha sonra ise San Telmo Semtini  ziyaret ettik. San Telmo semti şehrin en güzel yerlerinden. Burada hafta sonları kurulan Pazar çok meşhurmuş ama biz denk gelemedik. Eğer mümkünse gezi planınızda bir hafta sonunu Buenos Aires’in bu renkli semtindeki pazarında tüm günü geçirecek  şekilde düzenleme yapın derim. Burada çok güzel kolonyal tarzda binalar var. Defenza Caddesi boyunca yürürseniz etrafta bol miktarda antikacılar göreceksiniz. Bu semtin ana meydanı Plaza Dorrego her zaman aktif bir yer gibi gözüküyor. Bu alanda  sonradan epey vakit geçirdik ve ne zaman gitsek bir tango gösterisine denk geldik.

Bir sonraki ziyaret ettiğimiz semt ise Monserrat oldu. Plaza de Mayo Meydanı bu semtin kalbi sayılıyor. Bumeydanda  Belediye binası, Şehir Meclisi,  Arjantin Başkanının ofisinin de bulunduğu ve bir zamanlar balkonunda Eva Peron’un Buenos Aires’lilere el salladığı Casa de Gobierno (Casa Rosada-Pembe Ev)  yer alıyor. Casa de Gobierno şimdilerde müze konumundaymış.  Pyramide de Mayo ve Katedral gibi diğer önemli yapılar da Plaza de Mayo Meydanında yer alıyor. Nihayet burada araçtan inip civarı gezdik ve fotoğrafladık.

Bu arada bir gözlemimi de paylaşmalıyım; Buenos Aires’te çok sayıda insan ekonomik kriz nedeni ile protesto gösterisi yapıyor. Bu şehirde gezerken çoğuna şahit olduk. Tam da Başkanın binasının karşısında protestocular afişlerini asmışlar gösterilerini sessiz sedasız yapıyorlardı. Arjantin’de 1976-83 yılları arasındaki dikta döneminde, bizde de 1980 yılı darbesinde olduğu gibi,   gözaltına alındıktan sonra ortadan kaybolmuş pek çok rejim karşıtı genç olmuş. Bu gençlerin annelerinin 1976 yılından beri  oğullarına ne olduğunu öğrenmek istemeleri ile başlattıkları protesto hareketi günümüze kadar devam etmiş. “Madres” yani “Anneler Hareketini” oluşturan Arjantinli kadınlar haftada bir gün beyaz eşarplarını takıp toplanıyor birbirlerine destek olup seslerini duyurmak istiyorlarmış. İşte bu anneler de, bu alanda toplanırlarmış. Biz Arjantin Polisinin bu gösterilere müdahalesini görmedik. Protestocular gözlerini polislere, polislerde protestoculara dikmiş, birbirlerini seyirden başka bir şey yapmıyorlardı. Birden aklıma bizim ülkede şahit olduğumuz gazlı coplu müdahaleler geldi.  Bizim “ileri demokrasi”de bir sorun var galiba…

Plaza de Mayo’da bulunan Metropolitan Katedrali 16. Yüzyıldan beri çok kez değişikliğe uğramış ve mimarı stillerin birbirine geçtiği bir bina durumunda. Binanın bence en önemli bölümü  ise 1880’de Fransa’dan General José de San Martín’den kalanların getirilip, siyah bir mermer lahit içinde konduğu mozoleyi içeren bölüm. Renkli mermerler üstünde yükselen lahit önünde bu Generalin özgürlüklerine katkıda bulunduğu Peru, Bolivya ve Arjantin’i temsil eden gerçek boyutta üç kadın heykeli bulunuyor.

Meydanda bulunan Pyramide de Mayo, Buenos Aires’in en eski anıtı ve 1811 yılı yapımı. 1810 devrimi anısına yapılmış.

Recoleta Semti ise içinde bulunan ve 19. Yüzyıl sonlarına doğru Fransız mimar tarafından yapılan mezarlık ile meşhur olmuş bir yer. Bu mezarlıkta ülkenin gelmiş geçmiş en önemli siyasetçilerinin ve daha çok da askerlerin mezarları bulunuyor. Burada mezarların bazıları sanat şaheseri konumunda. Çok güzel, bakımlı ve pırıl pırıl taputları ile zengin mezarları yanında,  zamanında çok zengin olan ama yıllarla fakir düşen aileler nedeni ile  bakımları yapılamamış tabutları bile kırık dökük olmuş mezarlar da var. Herhalde bu mezarlığın en önemli ve en çok ziyaret alan mezarı ise Madonna’nın oynadığı film nedeni ile yeniden meşhur olan Evita Peron’un mezarının bulunduğu Duarte ailesinin mezarıdır. Eva ya da Arjantinlilerin ona taktıkları ve Küçük Eva” anlamına gelen Evita’nın mezarını görür görmez Madonna’nın güzel sesi ile o meşhur şarkı aklıma geldi.

http://www.youtube.com/watch?v=4Spy3Nd2D6w

Retiro Semtinde bulunan Kule (Torre) Anıtı 1982 yılına kadar Torre de los Ingleses (İngiliz Saat Kulesi) olarak biliniyormuş. Arjantinliler’de, Falkland Adaları (bir Arjantinlinin yanında Falkland Adaları ismini kullanmamaya çalışın. Çünkü her yerde bu adalar için Malvinas Adaları ismini kullanıyorlar) için İngiltere ile savaştan sonra ortaya çıkan İngiliz kızgınlığı sonrası, bu anıt sadece kule olarak adlandırılıyor. Bu anıt 1810 Mayıs devrimi anısına 100. yılda yerel İngiliz topluluk önderliğinde dikilmiş. Plaza Fuerza Aérea Argentina (daha önce Plaza Británica olarak biliniyormuş) da dikili olan anıt, İngiliz mimar Sir Ambrose Macdonald Poynter’ın projesiymiş ve tuğlaları dahil İngiltere’den gelen malzeme ile inşa edilmiş. Kulenin tamamlanması ve açılışı ise 1916 yılına kadar çeşitli nedenlerle gecikmiş.

Arjantin’de ızgara et yemeklerine “churrasco” deniyor. Öğle yemeğini Corrientes Caddesi üzerinde bu türden restoranda yedik. O mükemmel lezzetle de o gün tanışmış olduk.

Öğle yemeği sonrası ise akşam saat saat 20:00’de otelde buluşma zamanına kadar serbest zaman verildi. Artık şehri yürüyerek gezmemiz ve Buenos Aires’liler arasına karışmamız mümkün olacaktı. Biz de bu saate kadar Buenos Aires sokaklarını arşınlayarak, çoğunu minibüsten gördüğümüz yerleri tekrar gezmeye çalıştık. Akşama Tango gösterili yemeğimiz var.

Akşam Tango gösterili izlemek için El Querandi diye bir yere gittik (http://www.querandi.com.ar/ ). Önce güzel bir yemek yiyorsunuz, sonra da tango gösterisi başlıyor. Tangonun tarihçesi ile geçmişten günümüze gelişimi anlatılıyor. Müthiş bir gösteriydi. Hepimiz çok ama çok keyif aldık diyebilirim…

Hazırlaması zor, yazması zor bir ilk gün oldu.. Ama zaten bu günde dolu dolu yaşanmıştı sevgili Sanal Gezginler…

Gezekalın

Dr Ümit Kuru

15.04.2013  Saat: 01:19

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Brezilya-Iguazu soslu Arjantin-Şili-Patagonya gezisi/ Buenos Aires-1

Teatro Colon-Buenos Aires2013 Yılı, 27  Şubat günü tura katılan biz 13 kişi Atatürk Havaalanında  toplaştık.

Hedefi, gezimizin ilk durağı Arjantin’in başkenti Buenos Aires olan uçak, saat 09:20 de İstanbul’dan kalktı.  Brezilya’nın  Sao Paulo şehrine zorunlu olarak iniş yaptık ve uçak bakımı için yaklaşık olarak 1,5 saat durduk. Tamamı 12000 km civarlarında olan İstanbul-Buenos Aires uçuşunu gece saat 24:00 gibi Buenos Aires’te, Ezeiza Ministro Pistarini havaalanında tamamladık. Uçuşumuz 16.5 saat sürdü.

 Türk Hava Yolları, İstanbul’dan Buenos Aires’e salı, çarşamba, cuma ve pazar günleri karşılıklı seferler düzenliyor.

 Grup orada yaşayan ve bizi havaalanında karşılayan sevgili Cem’i de bize rehberlik edecekler arasına katarak, kalacağımız otele doğru hareket etti. Havaalanı şehirden epey uzakta bulunuyor. Yaklaşık 40 dakika süren yolculuk sonrası Bristol Hotel’e vardık. Havaalanından, kalacağımız otele kadar ki yolculukta gerek benim yol yorgunluğum ve gerekse de havanın karanlık olması nedeni ile şehir hakkında hiç fikir sahibi olamadım.  Otelimiz şehrin ana bulvarlarından birisi olan 9 Temmuz Bulvarı üzerinde bulunuyor ve tam göbekte sayılırız.  İstanbul ile Buenos Aires arasında beş saat fark  olunca, bir de üzerine 16.5 saat süren uçuş eklenince pusulam şaştı. Başımı yatağa koyar koymaz uyumuşum.

Ertesi sabah “yağsam mı, yağmasam mı” diye düşünen kara bulutlarla kaplı bir güne uyandık. Burada kaldığımız sürece, gittiğimiz bu zaman diliminde, havanın ne yapacağının kolay kolay belli olmayacağını öğrendik. Günün kalan kısmında o kara bulutlar nereye ve nasıl bu kadar hızlı gittiler anlamadım.

Kahvaltı sonrası Sonya adlı görmüş, geçirmiş olduğu her halinden belli Arjantinli bir rehber bize yarım günlük bir şehir turu yaptırdı. Yaklaşık olarak 4 saat süren tur boyunca şehir hakkında kabaca bir fikir sahibi olmaya çalıştık. Güzelliğine hayran olduğumuz bu şehrin tanıtımını Sonya Hanım, bence daha iyi yapmalıydı. Turu bir de çoğunlukla minibüsün içinde geçirince, fotoğrafta çekemedik. Artık bu gezdiğimiz yerleri öğle sonrasında serbest zamanda tekrar gezeceğiz..

Buenos Aires, İspanyolca da “Güzel Havalar” anlamına geliyor. Buenos Aires, Arjantin’in en büyük, Brezilyadaki São Paulo’dan sonra Güney Amerika’nın ikinci büyük kentiymiş. Merkezde yaşayan insan sayısı 3 milyona yaklaşırken, bu sayı çevresindeki varoşlar da hesaba katıldığında 12 milyonu geçiyormuş. Kentte yaşayanların çoğunluğu İspanyol ve İtalyan kökenli olmakla birlikte, bir kısmını da Osmanlıdan göç eden ya da ettirilen Arap, Musevi, Gürcü, Ermeni kökenli yurttaşlar oluşturuyor. Çin ve Kore kökenlileri de hesaba katınca Buenos Aires’de farklı milletlerin karışımı ile bir mozaik topluluk yaşıyor. Yerlilerin sayısı ise çok az.  En yaygın din Katolik Hıristiyanlık, resmi dili ise İspanyolca. Buenos Aires şehri Atlantik Okyanusu kıyısında, Río Paraná ve Río Uruguay Nehirlerinin oluşturduğu huni biçimindeki Río de la Plata adı verilen ağızda kurulmuş.

Şehre ilk Batılı istilacılar 1500’lü yıllarında başlarında geldiklerinde, yarın ziyaret edeceğimiz Tigre bölgesinde yerleşik olan yerlilerle karşılaşmışlar ve yerliler bu istilacılara da pek yüz vermemişler.

Bir söylenceye göre Buenos Aires isminin kaynağı, 1536 tarihinde Pedro de Mendoza’nın bu yerleşim alanına  Puerto de Nuestra Señora Santa María del Buen Ayre (Sevgili Anamız Güzel Hava Bakiresi Meryem’in Limanı) adını vermesiymiş. Başka birine göre ise isim Río de la Plata’daki havanın güzel oluşundan dolayı seçilmiş. Mendoza’nın şehri kurduğu yer bugünkü San Telmo Semtinin bulunduğu yermiş.

Sonunda Batılılar 1500’lü yılların ortalarına doğru şehri kurmuşlar ama şehir Peru’nun Lima şehrine bağlanmış. Bu bağlanma 18. Yüzyıla kadar devam etmiş. Tarihte Buenos Aires’in kısa bir dönem İngiliz hakimiyetine girmişliği var. Sonrasında uyanan milliyetçilik sonucunda İspanyollardan ayrılış ve bağımsızlık kazanılmış.

Gelelim bizim günlük şehir turuna…Sabah erken uyanınca, kahvaltı da erken yaptık. Şehir turuna saat 10:00’da çıkılacağından biraz serbest zamanımız doğdu. Bu nedenle biz de bunu değerlendirip “önce biz bir keşif yapalım” dedik.  Sabahın o ilk saatlerinde nispeten sakin olan sokakları arşınlamaya başladık. Dükkanlar henüz açılmamıştı. Eğer Arjantin’de iseniz dükkanların büyük bir kısmının saat 10:00’dan önce açılmayacağını ve saat 14:00 civarında da kapanıp, saat 16-17:00 gibi tekrar açılacağını unutmayın. Akşam ise restoranların çoğu saat 20:00 civarı açılıyor. Arjantinlilerin çoğunun saat 22:00 civarı yemeğe oturduklarına şahit olduk.  Teatro Colon’un arkasındaki ve Adalet Sarayının bulunduğu Plaza Lavalle’ye kadar yürümüşüz. Daha sonra ise günlük tur için otele döndük.

  Sonya’nın rehberliğinde tura başladık. Önce kaldığımız otelin hemen önünden hareketle Teatro Colon (Columbus Tiyatrosu da deniyor) önünden geçtik. Dünyanın akustik olarak en iyi 5 tiyatrosundan birisi olarak gösterilen bu tiyatronun orijinali Charles Henri Pellegrini tarafından 1857 de yapılmış. Bugünkü hali ise 1908 tarihli. Bu tiyatronun içini gezmeyi günlük tur sonrası gözümüze kestirmiştik. Düşündüğümüzü de yapıp, gezi sonrası bu tiyatronun içini görmeye çalıştık. Ama o gün ziyarete açık değildi. Ertesi gün ise vakit yaratamadık ancak şimdiki bilgilerimle ne yapar eder içini mutlaka gezerdim. Siz oralara gidecek olan gezginlere mutlaka bu tiyatronun içini görün derim.

Hakkını teslim edelim ki rehber Sonya, El Ateneo Grand Splendid adlı bir kitap dükkanının içini mutlaka görmemiz gerektiğinden ve bu bina içinin de Teatro Colon’un ufak bir kopyası olduğundan bahsetti. Buraya ise öğle yemeği sonrasında gittik. Gerçektten müthiş bir yerdi. Peró ve Torres Armengol adlı mimarlarca yapılıp  Teatro Gran Splendid  adı ile mayıs 1919 da açılan, zamanında opera binası iken, günümüzde kitapçı olarak hizmet veren bu binayı çok seveceksiniz.Tiyatronun, zamanında sahnesi olan yerde şimdi bir kafeterya var.  Burada bir şeyler yiyip içme şansınız var.

devam edecek…

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.