Brezilya-İguazu soslu Arjantin-Şili-Patagonya gezisi/ Iguaçu-Brezilya

IguazuGezilerimin başlangıcı bazen sadece bir fotograftır. Bazen bir gezi yazısındaki makale ya da bir belgeselde izlediğim kısa görüntü esin kaynağıdır bir sonraki gezim için.

Çoğu zaman gezi hayalim gerçek de olamaz. Halime şükrediyorum tabii ki ama hayal ettiğim yerleri de düşününce galiba gönlüm kapitalist, cebim sosyalist benim. Gönlümün her  istediğini, bazen cebim karşılayamaz ama o hedef hep vardır.   Kendimi dünyanın şanslı insanları arasında görürüm o gezi hedefim gerçekleşince ve dua ederim ki sağlığım yerinde olsun, yeteri kadar kazanabileyim bir sonraki gezi için.

Las Cataratas del Iguazú; Türkçesi ile Iguazu Şelaleleri… Yüzyirmi milyon yıllık jeolojik tarih sonucu şekillenen 275 adet şelalenin ortaya çıkardığı bu şelaleler takımı, ne zamandır gezi hedeflerim arasındaydı. Ama bir türlü kısmet olamamıştı. Gezi programını yaparken esas hedefimizin Arjantin-Şili Patagonyasını görmek olduğunu hepimiz bilsek de, burayı programa dahil etmeye ve programın biraz uzamasına da hiçbir gezgin arkadaşın itirazı olmadı. Iguazu, Patagonya gezisi başlamadan önce bizlere  müthiş bir tatmin duygusu yaşattı. http://www.01argentina.com/sitio/map_iguazu_falls_mapa_national_park.html

Bu bölgeye isterseniz Arjantin’den, isterseniz de Brezilya tarafından ulaşabiliyorsunuz. Biz hem iç hat uçuş kullanma avantajından ve hem de daha ucuz konaklama imkanları olmasından dolayı Arjantin tarafında, Puerto Iguazu’da, konaklayacağız. Buradan Brezilya tarafına günü birlik geçiş yapacağız.

Saat 09:50 de kalkan Arjantin havayollarına ait bir uçakla ve 2.5 saatlik bir uçuşla, Buenos Aires’den 1330 km uzaktaki Puerto Iguazu havaalanına indik. Buones Aires’in serince havasından sonra, buradaki sıcak ve nemli subtropikal hava biraz rahatsız etti ama sonrasında alıştık. Bizi havaalanında karşılayan araç, yaklaşık 30 dakikalık bir sürüşle otelimiz olan St. George Hotele ulaştırdı. Çok şirin bir oteldi. Çabuk bir el-yüz yıkama sonrasında yakındaki restorana gittik. Burada Surubi adında ve fotoğraflarında bayağı bayağı bıyıkları olan bir balık yedik. Bu balık Iguazu Nehrinin büyük balıklarındanmış. Tadı fena değildi.

IMG_6863

Daha sonra Brezilya tarafında bulunan Iguaçu (Portekizce Iguaçu, İspanyolca Iguazu) Milli Parkını gezmek için minibüsümüze bindik.  Brezilya tarafındaki yerleşim yerinin ismi Foz do Iguaçu. Arjantin tarafındaki karşıtı olan Puerto Iguazu’ya göre gece hayatı daha fazla hareketliymiş. Bizim gibi sakin bir ortamı arzu eden gezi grupları için pek cazip değil yani.

Tam iki ülkenin sınırında Parana Nehri üzerindeki köprüyü geçtik. Sınırda ilginç bir şey oldu  ve İphone’larımızın saatleri şaştı. Sınırı geçince telefonların saati, bir saat ileri gitti. Önce bir şey anlamadık ama Arjantin tarafına dönünce saatlerimiz tekrar normale geldi. Çizginin bir tarafına adım atınca 1 saat geri, diğer tarafa geçince ileri….

Sınırları kolay geçtik. Araçlardan bile inmedik diyebilirim. Ancak yoğun bir zamanda eminim burada beklemek sıkıntılıdır.

Bir süre daha gittikten sonra Milli Parkın kapısına geldik. Hem Brezilya tarafı hem Arjantin tarafındaki parklara giriş paralı. Bu otobüsler sizi parkların girişine kadar getiriyor. Sonrasında siz satın alacağınız servisler ve hizmetlerle kendi gezinizi organize ediyorsunuz.

Brezilya tarafında helikopterle şelalelerin üzerinde bir tur atmayı daha İstanbul’da iken aklımıza koymuştuk. Arkadaşların çoğu da bu fikre katılınca Iguaçu üstünde bir tur satın aldık. Helikopterlere 4 kişi biniyorsunuz. Bizim gittiğimiz zamandaki fiyatı 110 USD/adam başı idi. Tur yaklaşık 10 dakika sürüyor ve şelalelerin üstünde sadece iki tur atıp geri dönüyor. Ancak yukarıdan öyle bir manzaraya şahit oluyorsunuz ki “değermiş” diyorsunuz. IMG_6577

Helikopter gezisi sonrasında parka giriş yaptık. Şimdi burada biraz durup Brezilya tarafındaki ismi ile Iguaçu Şelaleleri hakkında bilgi verelim biraz;

Brezilya’da, İki farklı nehrin (Irai ve Atuba) Curitiba şehri yakınlarında birleşmesinden oluşan ve 1.320 km uzunluğundaki Iguazú Nehri Brezilya ve Arjantin sınırında Iguazu Şelalelerini oluşturuyor. Yerel halk olan Tupi- Guarani dilinde Yguazu “Büyük” (guazu) “Su” (Y) anlamına geliyormuş. Oluşum tarihinin 120 milyon yıl öncesine kadar gittiği  ve volkanik bir patlama sonrası oluştuğu düşünülüyor. Parana Nehrine dökülmeden önceki son kilometrelerinde, 2700 metre genişliğindeki Iguazu Şelalelerinin %80’i Arjantin (Misiones eyaleti) ve %20’si de Brezilya (Parana eyaleti) tarafında kalarak iki ülke arasında sınır oluşturuyor.

Iguazu Nehrinin Breziya-Arjantin ve Paraguay arasında sınır yaptığı yerDaha önce isimlerinden bahsettiğim gibi, Iguazu Nehrinin, Parana Nehri’ne katıldığı yerin yakınlarında Brezilya tarafında Foz do Iguaçu, Arjantin tarafında ise Puerto Iguazú şehirleri bulunuyor.  Gerçi bu şehirlere büyükçe bir kasaba demek daha doğru olur. İki şehir de nehri geçen bir köprü ile birbirlerine bağlı. Bizim geçtiğimiz de bu köprüydü. Bu bölgede ayrıca Brezilya, Arjantin ve Paraguay arasında bir sınır oluşuyor.

Iguazu Milli Parkı, 1984 yılında UNESCO tarafından “Dünya mirası” listesine alınmış ve 11.11.2011 yılında ilan edilen bir ankete göre de “Dünyanın Yeni Yedi Doğa Harikası” listesine girmiş. Hem Arjantin ve hem de Brezilya bu milli parkı ortaklaşa olarak iyi koruyorlar. Şelalelerin %80’i Arjantin tarafında olduğu halde, Brezilya tarafından şelalelerin panoraması daha iyi görülüyor ve şelalelerin muazzam gücü buradan daha iyi hissediliyor. Iguazu / Iguaçu Şelaleleri’nde saniyede ortalama 1.700 m³, uzun yağışlardan sonra ise saniyede 7.000 m³ su (kasım-mart ayları), iki basamak halinde 75 metreden dökülüyor. Karşılaştırma yapacak olursak Niagara Şelalesi ortalama saniyede 2,400 m3 ve Victoria Şelalesi ise saniyede 1,088 m3 su döküyor. Havadan bakınca şelale kocaman bir at nalı görünümünde ve çeşitli büyüklükteki adacıklar nedeni ile çok sayıda şelaleye bölünüyor. İrili ufaklı toplam 275 civarı şelale var burada. En çok bilinenleri Şeytan Boğazı (Devil’s Throat veya Gargantua del Diablo), San Martin, Bossetti ve Bernabe Mendez Şelaleleri. Şeytan Boğazında 14 tane şelale var ve o kadar çok su döküyor ki, burada daima 30 metre (bazen 150 metre oluyormuş) yükseklere ulaşan su bulutu oluşuyor. Bir de o güzelim gökkuşağını, güneşi gözüktüğü her zaman görebiliyorsunuz.

 Niagara Şelalesinden birkaç kat daha geniş bir şelale olmasına rağmen, şelaleler kesintiye uğradığı için 1600 metre kesintisiz genişliği ile Victoria Şelalesi dünyada bir numara.

Bu doğa güzelliğini ilk gören Batılı kim derseniz, size İspanyol Álvar Núñez Cabeza de Vaca derim. Bu arkadaş buraları 1542 yılında keşfetmiş ve ilk gören Batılı olmuş.

Bu kadar bilgiden sonra Brezilya tarafındaki gezimize devam edelim..

Parka girdikten sonra gezi alanlarına gitmek için parka ait otobüsleri ya da grup ise bizim gibi minibüslerinizi kullanabiliyorsunuz. Kısa bir yolculuk sonrasında gezi parkurunun başında aracımızdan indik. Bu parkurun uzunluğu 1200 metreler civarında.Yol boyunca karşınızda muhteşem manzaraları ile Arjantin tarafındaki Iguazu Şelalelerini görüyorsunuz. Tarif edilemez bir güzellik vardı. Bu nedenle bu kısmı ancak fotoğraflarla tarif etmek istiyorum.

Iguaçu Şelaleleri-Brezilya

Parkurun sonunda Şeytan Boğazını (Gargantua del Diablo) en iyi görebileceğiniz son noktaya geldik. Burada nehir üstüne bir yürüyüş parkuru yapmışlar ve şelaleyi tam karşıdan görebileceğiniz noktaya kadar gidebiliyorsunuz. Ancak ıslanmayı göze alacaksınız. Su damlacıklarından öyle bir bulut oluyor ki, fotoğraf makinelerinizi kullanmak da zor, ıslanmadan kuru kalmak da… Unutamayacağım güzellikte de bir gökkuşağı vardı.

Doğa karşısında kendilerini güçlü sanıp, onu şöyle ya da böyle alt edebileceğini düşünen insanlara “haydi oradan” diyorum. Burada, şelalelerden ortalama değerlerde boşalan suyun gücü karşısında bile eziliyorsunuz. Suyun en yoğun olduğu zamanları düşünemiyorum bile. Doğanın gücüne saygısızlık yapmamak gerektiğini burada bir kere daha anlayabiliyorsunuz..

Burada zamanın nasıl geçtiğini hiç anlamadık. Sonunda en son grup olarak bizi bekleyen park görevlilerinden utanarak aracımıza doğru yürüdük. Parka ilk giriş saat 09:00’da, son giriş ise saat 17:00 de ama saat 18:30’da son otobüs kalkıyor.

Araca binip Arjantin tarafına dönerken,Iguazu’nun, Iguaçu olduğu Brezilya tarafında bir yarım gün geçirmenin ne güzel olduğunu düşündüm.. Bir tam gün geçireceğimiz Arjantin Iguazu’sunu düşününce yüzüme bir gülücük kondu…

Yarın Arjantin Iguazu’sunu gezeceğiz..

Gezekalın

Dr Ümit Kuru

18.04.2013 Saat 00:58

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Brezilya-İguazu soslu Arjantin-Şili-Patagonya gezisi/ Tigre Kanalı Gezisi

Tigre Kanalı GezisiBuenos Aires’de geçirdiğimiz ve gezimiz için çok da iyi bir başlangıç günü olduğuna inandığım ilk gün ve gecesi sonrasında yeniden kara bulutlarla kaplı bir sabaha uyandık.

Bugün Buenos Aires’e 30 km kadar Kuzeyde olan Tigre şehrine gidip, tekne ile nehirde kanal gezisi yapacağız.  Doğrusu bu kanal gezilerinden benim beklentim yüksek oluyor. Hep Meksika gezimizde Mexico City’deki Xochimilco Kanallarında tekne ile yaptığımız türden bir gezi yapmak istiyorum (http://gezekalin.blogcu.com/meksika-gezisi-giris-ve-mexico-city/9126626 ).

Bu kanal gezisi Bueones Aires’e kadar gelmişken “yapılmazsa olmaz” türünden geziler olarak gösteriliyor ve ben de siz Sanal Gezginlere yapın diyorum ama Buenos Aires içinde geçirecek zamanınız kısıtlı ise çok da zorlamayın demeyi de ekliyorum.

Tigre, Buenos Aires eyaleti, Argentina - Google Haritalar - Google Chrome 18.04.2013 002002Tigre’de yapacağımız bu geziyi anlatmadan önce biraz bilgi verelim; Tigre, Parana Deltasında bulunuyor.  Brezilya topraklarından doğan ve Güney Amerika Nehirleri içinde Amazon Nehrinden sonra 4880 km’lik uzunluğu ile ikinci büyük nehir olan Parana Nehri, önce Paraguay, sonra da Uruguay Nehirlerini kendine katarak sonunda 14000 km2 alanı kaplayan Parana Deltasını yapıyor. Bu Delta 320 km uzunluğunda. Deltanın en fazla bölümü Entre Ríos şehrinde kalmakla birlikte Santa Fe ve Buenos Aires şehirlerine de kıyısı var. Bu Deltanın en önemli özelliği ise denizle teması olmayıp da başka bir nehirle (Rio de Plata Nehri) teması olan tek delta olması.

Deltada çok sayıda adacık ve kanallar var.   İşte Tigre, bu deltanın Buenos Aires şehri sınırları içinde kalan bir alanı ve kolay ulaşılan bir yer olarak hem çok turist çekiyor ve hem de Arjantinliler için önemli bir sayfiye yeri. Tigre, nehir ve dereler tarafından kuşatılan bir adacık üzerinde kurulu ve ilk yerleşim tarihi 1820’lere dayanıyor. Tigre ismi, bir zamanlar bu bölgede avlanabilen aslan veya jaguarlardan kaynaklanıyormuş. Deltaya yerleşen ve çiftlik işleri ile uğraşan Batılılar, Parana nehri boyunca olan yerleşim yerlerinden gelen meyve ve sebzeleri buradaki limandan alırmış. İşte biz bu Deltada 4 saat sürecek olan bir gezi yapacağız.

Orijinal planımızda buraya trenle gitmeyi planlamıştık. Ancak rehber Sonya bu trenin eski özelliğinin kalmadığını söyleyip de trenle gitmeyi tavsiye etmeyince biz de minibüsümüzle aynı yolculuğu yapmaya karar verdik.

Saat 09:30 gibi otelden ayrılıp, yaklaşık olarak 40 dakikalık bir yolculuk sonrası Tigre’ye vardık. Burası çok şirin bir yer. Eski kolonyal tarzda evler ve yol üstü yelken kulüpleri arasından geçerek, teknelere bineceğimiz limana geldik.  Burada biletlerimizi alıp, sıramız gelince de tekneye bindik. Teknenin geniş ama 30 santimi ancak bulan açıklıkta camları var. Tekne epey büyük ve kalabalık da olduk. Fotoğraf çekebileceğim uygun bir yere mevzilendim.

Teknemiz kanal boyunca yol almaya başladı. Mexico City’nin Xochimilco kanallarında olduğu gibi Mariachilerin (düğün çalgıcısı demek)  şarkı söylemesi gibi bir aktivite yok bu teknede. Ya da Tayland’daki yüzer marketlerde (Floating Market) olan canlılık da yok burada. Sessiz ve sakin bir ortamda, teknenin rehberinin verdiği bilgileri dinliyorsunuz. Ben bu sessiz ve dingin hali de çok sevdim.

Bu kanallar boyunca sağlı sollu evler var. İnsanlar günlük aktiviteleri ve işlerine giderken mutlaka botları veya tekneleri kullanıyorlarmış. Bakkal veya market derseniz, evinizin önüne gelen market teknelerden alışveriş yapmanız gerekiyor. Bu evlerin hepsine bir ad koymaları ise öğrendiğimiz ilginç bir bilgiydi. Bir eve bir isim kondu mu, uğursuzluk getirmesin diye bir daha o isim değiştirilmiyorlarmış…

Tekne gezimiz sonrası eskiden canlı bir Pazar olduğu her halinden belli olan ama artık sebze ve meyve dükkânlarının yerini turistlere hediyelik eşya satan dükkanların aldığı tarihi marketi gezip, hemen kıyıdaki bir kafede bir şeyler içtik.

Öğle sonrası ise tekrar Buenos Aires’e dönüp öğle yemeği için Corrientes Caddesinde Suipacha adlı bir restoranda yemek yedik.

Sonraki durağımız ise dünyadaki en güzel 10 kafe arasında gösterilen Café Tortoni  (Adresi,825 Avenida de Mayo) oldu. 1858 yılında bir göçmen Fransız tarafından açılan bu kaffenin içi gerçekten çok güzel. Kendinizi sanki bir müzede gibi hissediyorsunuz. Görmeden ve burada bir kahve içmeden Buenos Aires’i gördüm demek olmaz.

Sonrasında ise San Telmo ya doğru, Defenza caddesinde antikacıları ve diğer dükkanları gezdik. Bu şehir pahalı bir şehir.  Arjantin para birimi Peso ve sembolü de ($). USD Doları ile başta karıştırdık tabii ki. Bir USD ile yaklaşık 5,5-6 Peso alabiliyorsunuz. Benim pahalılık kriterim ise bira fiyatı. En önemli bira markaları olan Quilmes’in fiyatı yerine göre 25 Peso’ya kadar çıktı.

Akşam San Telmo’da, El Desnivel adlı bir restorana gittik. Burada bir akşam yemeği yemenizi tavsiye ederim. Etleri gözünüzün önünde odun ateşinde pişiriyorlar. Lomo yağsız biftek, chorizo ise yağlı biftek. Ben lomo dediklerini daha çok sevdim. Etleri gerçekten çok güzeldi.

Yemek sonrasında otelimize döndük ve ertesi günkü yolculuğumuz için bavul toplamaya giriştik.

Yarın Dünyanın yeni harikaları arasında gösterilen İguazu Şelalerini görmek için İguazu’ya uçak yolculuğumuz var. Heyecanlıyım; Çünkü Arjantin-Şili Patagonyası üzerine kurulu olan gezimizin “sos” kısmını ziyaret edeceğiz.

Yaşasın…..

Gezekalın

Dr Ümit Kuru

18.04.2013 Saat 00:30

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Buenos Aires’de Tango Gösterisi

Buenos Aires’e kadar gidip de yapmadan gelmemeniz gereken işlerin en başında Tango gösterisi izlemek gelmelidir. Mutlaka daha iyi örnekleri vardır ancak bizim gittiğimiz El Querandi adlı yeri siz gezginlere tavsiye edebilirim. Gösteri ancak yemek tamamlandıktan sonra başlıyor. Burada batakhanelerde doğan tangonun sokaklarda icra edilen ilk halinden salonlarda icra edilen ve günümüzdeki haline kadar gelişimini izleyebiliyorsunuz. Belki bilmiyorsunuzdur ama Arjantin2013  İstanbul Turizm Fuarı EMITT in konuk ülkesiydi. Burada Arjantin standında tango gösterileri sergilendi. Burada dans eden sanatçılara El Querandi’de rastlamak bizim için çok ilginçti. Aslında bu rastlantıdan çıkardığım  sonuç burada Tango gösterisi sunanların bu işi iyi yaptıkları ve türlerinin iyi örnekleri olduğudur.

Kıssadan hisse; Buenos Aires’e gittiğinizde böyle bir gösteriyi kaçırmayın derim

http://www.querandi.com.ar/

Gezekalın

16.04.2013 Saat 17:46

ArjantinTango

Buenos Aires'te Tango GecesiTango…

Arjantin denince, içinde hırçınlık, asilik, küstahlık gibi bazı duygular ile kalp kırıklıkları ve paramparça olan hayaller neticesinde ortaya çıkan melonkoliyi barındıran bu danstan başka ne gelir?

Arjantin gezi programımız belli olunca eşimle birlikte tango kursuna gitme ihtiyacı bile hissetmiştik. Sonucu sormayın! Genelde sevgili Naime için bu tür aktivitelere katılırdım ama tango kursu alırken ki hissettiklerimin çok farklı olduğunu itiraf etmeliyim. Hani bazı duyguları kelimelere dökemezsiniz ya! İşte o zaman ki hislerim de onlardı. Amacımız tangonun temel figürlerini öğrenip, Buenos Airtes’te 1-2 figür attırmaktı. Gerçi Buenos Aires’te değil ama Şili’de, alakasız bir yerde ve çok alakalı bir zamanda, Dünya Kadınlar gününde hanımla 1 dakika bile sürmeyen bir tango gösterimiz oldu. Usta düzeyinde tangocu sayılabilecek ve Arjantin gezi grubumuzda bizle birlikte olan sevgili Svetlana hariç, diğer arkadaşlarımın gözünü boyamayı da başardık sayılır 🙂

Anlatmak istediğim olay bizim tango beceriksizliğimiz değil tabii ki..Size bu bölümde Arjantin Tangosundan bahsetmek istiyorum.  Buenos Aires’te El Querandi restorantta yemek sonrasında tarihsel bir bütünlük içinde çok güzel bir tango gösterisi izledik. O gece tam olarak anlayamamıştım ama bugün tango konusunu ayrı olarak yazmaya karar verince ve okuyunca ne kadar güzel bir sunum yaptıklarını anladım. Sizlerle de bu bilgileri bu sayfalarda paylaşmak isterim.

Tango, Buenos Aires/Arjantin ve Montevideo/Uruguay kökenli bir dans ve müzik türü. Dansla beraber gelişen müzik tarzı da aynı adla anılmakta.

hombresAvrupa’dan büyük umutlarla Arjantin topraklarına, Buenos Aires’e göç eden çok sayıda insan olmuş. Fakir gelen ve umutla geldikleri bu topraklarda hayal kırıklığı yaşayan, yanlarında eşlerini de getirememiş bu geniş sayıdaki erkek topluluğunun 1800’lü yıllarda batakhaneler dışında bir eğlence yeri olmamış.  Compadre” veya “Compadrito”adı verilen bu kabadayı tipilemelerinin eğlence anlayışı “şarap” ile “cana” (bir tür şeker kamışı rakısı) içip, şarkı söylemek ve dans etmekmiş. Müziklerinin temel aleti ise Avrupadan beraberlerinde getirdikleri ve akordiyonun akrabası sayılan Alman yapımı Bandoneonmuş. Bandoneon-curved

Yani tango müziği  Buenos Aires’te o dönem alt sınıf olarak adlandırılan insanlar tarafından sokaklarda ve batakhanelerde yaratılmış.Yaşadıkları hayal kırıklıkları, geleceğe ait büyük umutlar ve geçmişten getirilen kültürle harmanlanarak tango müziğini oluşturmaya başlamış. Tango, alt kesime ait olması ve genelevlerde yayılması sebebiyle uzun süre ahlaka aykırı bulunmuş.  Genelev mekanları fakir kesimin yanı sıra orta ve daha üst kesimin de uğrak yeri olunca her iki kültür burada birbirlerini tanımışlar. Böylelikle alt kesimin sokakta yarattığı tango ile üst kesim bu mekanlarda tanışmış. Zamanın ilerlemesi ile tangoda da değişiklikler olmuş.

IMG_2474-001

Avrupaya gelen Arjantinli Tangocular sayesinde Avrupa’da tangoyu tanımış. Bu dansın kaderi midir nedir? Avrupa’da da bu dans önce alt kesimlerce sevilmiş. Sonrasında ise yavaş yavaş figürlerde sadeleşmelerle Avrupa Tango ortaya çıkmış.

İlk kez 1917 yılında Carlos Gardel smokin giyerek, her türlü argo ve erotizmden uzak şarkı sözleri ile tango söylemiş (http://www.youtube.com/watch?v=8dStp5hq294).
Buenos Aires’te Tangonun üst kesimlerce de benimsenmesi ve dünyayı etkileyecek bir akım halini alması 1920 ile 1940 arasıdır. Bu dönem Tango’nun altın çağı olarak nitelendiriliyor.  Tango kendi içinde biraz daha yumuşayarak, Salon Tangosu halini almış. İkinci Dünya Savaşı’na kadar zirvede olan tango, bu dönemden sonra politik nedenlerle gerilemiş. Özellikle de 1955 yılındaki askeri darbe ve ardından birbirini izleyen askeri darbeler neticesinde dans salonları kapatılmış, dans etmek yasaklanmış. 1980’lerden sonra askeri darbeler dönemi Arjantin’de  kapanınca tango eski önemini yeniden kazanmaya başlamış.

Tango sözcüğünün anlamı konusunda en fazla aklıma yatkın gelen Latince dokunmak anlamına gelen “tangere” fiilinden türediğidir. Bizim dans hocasının “tango dokunmak, karşındakine hissettirmektir” cümlesini neden bu kadar çok sayıda tekrarladığını şimdi daha iyi anlıyorum.

Tangonun dramatik duygusu, dans sırasında çok zengin doğaçlama fırsatları yaratması, dansın özünde aşk ve melankoli tutkusunun yatmasından ileri geliyormuş.  (http://www.youtube.com/watch?v=oB-RS000NLs) .

Dans konusunda bu kadar yeteneksiz ve isteksizken neden tangoyu sevdim bilmiyorum. Ama yalnız da değilim galiba. Çünkü sevgili Svetlana’nın verdiği bilgiye göre tangonun en fazla yapıldığı ülkeler arasında Türkiye üst sıralarda geliyormuş.

İşte sevgili Sanal Gezginler, sizlere kısaca ve kabaca tango…

Derslere yeniden mi başlasam acaba?

Gezekalın

Dr Ümit Kuru

16.04.2013 Saat 01:47

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

 

Brezilya-İguazu soslu Arjantin-Şili-Patagonya gezisi/ Buenos Aires-2

 El Querandi Restorantta Tango gösterisi1. gün Buones Aires devamıdır…

Bir ülkenin trajedisi, bazen biz gezginler için bir şansa dönüşebiliyor. Arjantin’in  2001 yılında yaşadığı büyük ekonomik kriz öncesinde Buenos Aires, Güney Amerika’nın en pahalı şehri olarak gösteriliyormuş.  Ancak ekonomik kriz nedeni ile para birimleri olan Peso kriz öncesi değerinin ancak 1/3 kadarını koruyup, otel ve hizmet fiyatları belirgin olarak düşünce, ülkeye gelen turist sayısı arttığı gibi, gelen turistin profili de değişmiş. Bununla birlikte turizm gelirleri Arjantin’in 3. büyük ekonomik gelir kaynağı olurken, Buenos Aires’de bu gelirlerin üzerinde en çok hak sahibi olanı ünvanını kazanmış.

Arjantinliler bu kriz sonrasında neden bu hallere geldiklerini sorguladıklarında kendilerini ve kendi kültürlerini (Buenos Aires’liler bu hallelerine “Porteño” diyorlar) kirleten dışardan ithal yiyecek, giyecek ve yaşam tarzı dahil ne varsa sorumlu tuttuklarından önce Porteño harici ne varsa yaşamlarından çıkartmaya başlamışlar. Bu nedenle restoranlarda Pampalarda beslenen hayvanların etleri ile yapılan yemekleri yani kendi yerel tatlarını tekrar menülerine almaya, daha çok Tango salonları açmaya başlamışlar. Arjantin bir gün eski pahalı günlerine döner de biz gezginler için zor ulaşılabilir hale tekrar gelir mi bilinmez. Ama bildiğim bir şey var ki bu zamanlarda, bu ülke, en azından Buenos Aires fırsatını bulunca bir gezginin programına alması ve gezmesi gereken yer olmalı.

Buenos Aires’de her tarafta bir heykel veya anıt, tiyatro binası ve kütüphane mevcut. Bu kadar çok sayıda sanatla ilgili eseri ve binayı Buenos Aires’te bulacağımı tahmin etmemiştim doğrusu. İşgalci Batılıların, özellikle işgal ettikleri Güney Amerika ülkelerine mirasları olan ızgara planlı caddeli bu düzenli şehir beni çok etkiledi. Bu şehir için tavsiye edilen  5 gün geçirmeyi, gezi öncesi program yaparken fazla bulduğum zamanı hatırladım. Ancak doğrusu bu ya, bu güzel şehir hakkıyla keşfedilmek için herhalde en az 2 günü daha hakediyordu.

Buenos Aires’in simgesi durumunda olan ve 9 Temmuz Bulvarı üzerinde Plaza Republica’da bulunan Obelisk, 67.5 metre yükseklikte ve şehrin kuruluşunun 400. yılı anısına 1936 yılında dikilmiş.  Bu Obelisk Buenos Aires’teki kaldığımız tüm zaman boyunca bizim için bir Mihenk taşı oldu. Otele dönüşlerimizde veya haritadan bir yer aradığımızda bu noktaya göre hareket edildi.

Yerel rehber Sonya ile şehirdeki yarım günlük minibüs turumuzda Puerto Madero üzerinden meşhur La Boca Semtine geldik. Buenos Aires içindeki 48 Semtten bir tanesi olan La Boca, İtalya-Genova’lı denizcilerin kurduğu bir yerleşim yeri. La Boca isminin kaynağı olarak Genova’nın Boccadasse bölgesinden gelen insanların bu bölgeye yerleşmesi gösterildiği gibi hemen yakındaki Riachuelo Nehri ağzında kurulması nedeni ile İspanyolca “ağız” anlamında “boca” kelimesinden kaynaklanabileceği de  söyleniyor. Bu bölge çok renkli evleri, tavernaları, tangonun canlı müzesi olan Caminito’nun varlığı ve tabii ki ünlü futbolcu Maradona’nın yetiştiği futbol kulübü Boca Juniors’un stadyumu ile çok sayıda turist çeken bir bölge.

Daha sonra ise San Telmo Semtini  ziyaret ettik. San Telmo semti şehrin en güzel yerlerinden. Burada hafta sonları kurulan Pazar çok meşhurmuş ama biz denk gelemedik. Eğer mümkünse gezi planınızda bir hafta sonunu Buenos Aires’in bu renkli semtindeki pazarında tüm günü geçirecek  şekilde düzenleme yapın derim. Burada çok güzel kolonyal tarzda binalar var. Defenza Caddesi boyunca yürürseniz etrafta bol miktarda antikacılar göreceksiniz. Bu semtin ana meydanı Plaza Dorrego her zaman aktif bir yer gibi gözüküyor. Bu alanda  sonradan epey vakit geçirdik ve ne zaman gitsek bir tango gösterisine denk geldik.

Bir sonraki ziyaret ettiğimiz semt ise Monserrat oldu. Plaza de Mayo Meydanı bu semtin kalbi sayılıyor. Bumeydanda  Belediye binası, Şehir Meclisi,  Arjantin Başkanının ofisinin de bulunduğu ve bir zamanlar balkonunda Eva Peron’un Buenos Aires’lilere el salladığı Casa de Gobierno (Casa Rosada-Pembe Ev)  yer alıyor. Casa de Gobierno şimdilerde müze konumundaymış.  Pyramide de Mayo ve Katedral gibi diğer önemli yapılar da Plaza de Mayo Meydanında yer alıyor. Nihayet burada araçtan inip civarı gezdik ve fotoğrafladık.

Bu arada bir gözlemimi de paylaşmalıyım; Buenos Aires’te çok sayıda insan ekonomik kriz nedeni ile protesto gösterisi yapıyor. Bu şehirde gezerken çoğuna şahit olduk. Tam da Başkanın binasının karşısında protestocular afişlerini asmışlar gösterilerini sessiz sedasız yapıyorlardı. Arjantin’de 1976-83 yılları arasındaki dikta döneminde, bizde de 1980 yılı darbesinde olduğu gibi,   gözaltına alındıktan sonra ortadan kaybolmuş pek çok rejim karşıtı genç olmuş. Bu gençlerin annelerinin 1976 yılından beri  oğullarına ne olduğunu öğrenmek istemeleri ile başlattıkları protesto hareketi günümüze kadar devam etmiş. “Madres” yani “Anneler Hareketini” oluşturan Arjantinli kadınlar haftada bir gün beyaz eşarplarını takıp toplanıyor birbirlerine destek olup seslerini duyurmak istiyorlarmış. İşte bu anneler de, bu alanda toplanırlarmış. Biz Arjantin Polisinin bu gösterilere müdahalesini görmedik. Protestocular gözlerini polislere, polislerde protestoculara dikmiş, birbirlerini seyirden başka bir şey yapmıyorlardı. Birden aklıma bizim ülkede şahit olduğumuz gazlı coplu müdahaleler geldi.  Bizim “ileri demokrasi”de bir sorun var galiba…

Plaza de Mayo’da bulunan Metropolitan Katedrali 16. Yüzyıldan beri çok kez değişikliğe uğramış ve mimarı stillerin birbirine geçtiği bir bina durumunda. Binanın bence en önemli bölümü  ise 1880’de Fransa’dan General José de San Martín’den kalanların getirilip, siyah bir mermer lahit içinde konduğu mozoleyi içeren bölüm. Renkli mermerler üstünde yükselen lahit önünde bu Generalin özgürlüklerine katkıda bulunduğu Peru, Bolivya ve Arjantin’i temsil eden gerçek boyutta üç kadın heykeli bulunuyor.

Meydanda bulunan Pyramide de Mayo, Buenos Aires’in en eski anıtı ve 1811 yılı yapımı. 1810 devrimi anısına yapılmış.

Recoleta Semti ise içinde bulunan ve 19. Yüzyıl sonlarına doğru Fransız mimar tarafından yapılan mezarlık ile meşhur olmuş bir yer. Bu mezarlıkta ülkenin gelmiş geçmiş en önemli siyasetçilerinin ve daha çok da askerlerin mezarları bulunuyor. Burada mezarların bazıları sanat şaheseri konumunda. Çok güzel, bakımlı ve pırıl pırıl taputları ile zengin mezarları yanında,  zamanında çok zengin olan ama yıllarla fakir düşen aileler nedeni ile  bakımları yapılamamış tabutları bile kırık dökük olmuş mezarlar da var. Herhalde bu mezarlığın en önemli ve en çok ziyaret alan mezarı ise Madonna’nın oynadığı film nedeni ile yeniden meşhur olan Evita Peron’un mezarının bulunduğu Duarte ailesinin mezarıdır. Eva ya da Arjantinlilerin ona taktıkları ve Küçük Eva” anlamına gelen Evita’nın mezarını görür görmez Madonna’nın güzel sesi ile o meşhur şarkı aklıma geldi.

http://www.youtube.com/watch?v=4Spy3Nd2D6w

Retiro Semtinde bulunan Kule (Torre) Anıtı 1982 yılına kadar Torre de los Ingleses (İngiliz Saat Kulesi) olarak biliniyormuş. Arjantinliler’de, Falkland Adaları (bir Arjantinlinin yanında Falkland Adaları ismini kullanmamaya çalışın. Çünkü her yerde bu adalar için Malvinas Adaları ismini kullanıyorlar) için İngiltere ile savaştan sonra ortaya çıkan İngiliz kızgınlığı sonrası, bu anıt sadece kule olarak adlandırılıyor. Bu anıt 1810 Mayıs devrimi anısına 100. yılda yerel İngiliz topluluk önderliğinde dikilmiş. Plaza Fuerza Aérea Argentina (daha önce Plaza Británica olarak biliniyormuş) da dikili olan anıt, İngiliz mimar Sir Ambrose Macdonald Poynter’ın projesiymiş ve tuğlaları dahil İngiltere’den gelen malzeme ile inşa edilmiş. Kulenin tamamlanması ve açılışı ise 1916 yılına kadar çeşitli nedenlerle gecikmiş.

Arjantin’de ızgara et yemeklerine “churrasco” deniyor. Öğle yemeğini Corrientes Caddesi üzerinde bu türden restoranda yedik. O mükemmel lezzetle de o gün tanışmış olduk.

Öğle yemeği sonrası ise akşam saat saat 20:00’de otelde buluşma zamanına kadar serbest zaman verildi. Artık şehri yürüyerek gezmemiz ve Buenos Aires’liler arasına karışmamız mümkün olacaktı. Biz de bu saate kadar Buenos Aires sokaklarını arşınlayarak, çoğunu minibüsten gördüğümüz yerleri tekrar gezmeye çalıştık. Akşama Tango gösterili yemeğimiz var.

Akşam Tango gösterili izlemek için El Querandi diye bir yere gittik (http://www.querandi.com.ar/ ). Önce güzel bir yemek yiyorsunuz, sonra da tango gösterisi başlıyor. Tangonun tarihçesi ile geçmişten günümüze gelişimi anlatılıyor. Müthiş bir gösteriydi. Hepimiz çok ama çok keyif aldık diyebilirim…

Hazırlaması zor, yazması zor bir ilk gün oldu.. Ama zaten bu günde dolu dolu yaşanmıştı sevgili Sanal Gezginler…

Gezekalın

Dr Ümit Kuru

15.04.2013  Saat: 01:19

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.