• Arşivler

  • Diğer 531 aboneye katılın
  • Mart 2013 den beri

    • 381.717 ziyaretçi
  • Şubat 2026
    P S Ç P C C P
     1
    2345678
    9101112131415
    16171819202122
    232425262728  

Arap Yarımadası’nın Ötesinde Bir Ülke: UMMAN-Wahiba Kumullarından Misfat Al Abriyeen Köyüne Doğru (1)

Bugün çok yoğun bir programımız var. Bence rehberimiz Basim’in bize yaptığı en önemli sürpriz Nizwa Sığır Pazarına (keçi pazarı da diyorlar) organize ettiği geziydi. Ben Umman’da deve pazarını okumuştum ama sığır pazarını bilmiyordum. Cuma günleri Nizwa‘da sığır-keçi pazarı, perşembe günleri ise Sinaw‘da deve pazarı gerçekleşiyor. Keçi pazarı bu kadar ilginçse, deve pazarı daha da ilginç olmalı diye düşünüyorum

Sabah saat 04:00 gibi çölde kaldığımız otelden kumanyalarımızı alıp yollara düştük. Basim’in çölden çıkar çıkmaz ilk işi indirilmiş olan lastiklere yeniden hava basmak oldu. Yarı kapanık yarı açık gözlerle 185 km yolu yapıp havanın yeni aydınlandığı saatlerde Nizwa’ya giriş yaptık. Basim bize “Sizi pazarın önünde bırakacağım ve park yeri arayacağım. Benim burada park etme şansım yok!” deyince önce pek bir şey anlamadık. “Sabahın köründe ne kadar kalabalık olabilir ki!” diye düşündük. Ama park yerine gelince ne demek istediğini anladık.

Ortalıkta korkunç bir hareketlilik var. Nizwa Souq alanına girdik ve önce ters tarafa, klasik kapalı çarşı alanına gittik. Oralar bile bu saatlerde insan kaynıyordu. Sonra doğru yeri, pazarın sol tarafındaki açık pazar alanını bulduk. İçeriye adım atar atmaz, ne yorgunluk ne de kapanan gözlerimiz kaldı. “Buradan bana çok fotoğraf ve hikaye çıkar” diye düşündüm. Doğru yere, doğru zamanda getirildik.

Nizwa Sığır Pazarı teknik olarak, tarihi olması ile ünlü Nizwa Kapalı Çarşısının (Nizwa Souq ) bir uzantısı ve sadece köylülerin keçi, koyun, inek satmak ve takas etmek için kullanıldığı bir açık pazar alanı. Civardaki kasabalardan, dağ köylerinden, mezralardan çiftçiler ve çobanlar, keçi ve sığırlarını açık arttırmayla satılmak üzere her cuma bu pazara getiriyorlar.

Olay şu şekilde gerçekleşiyor; Kendileri için yapılmış küçük dairesel bir köşk alanındaki banklara oturup teklif veren alıcılar ve seyirciler var. Satıcılar, sığırlarını sabahın çok erken saatlerinde, genellikle sabah altıdan çok önce burada bulunan ağıllara getiriyor ve bekliyorlar.

Potansiyel alıcılar, sabahın yedisinde başlayacak olan satış öncesi sığırları ve keçileri burada görme ve inceleme şansı yakalıyorlar. Satış başladığı zaman satıcılar sığır ya da keçilerini alıcıların bulunduğu köşkün etrafında daireler çizerek gezdiriyorlar.

Burada potansiyel alıcılar tekliflerini haykırıyor ve satıcı beğendiği bir fiyata ulaşırsa teklif veren kişiye gidip, satış işlemini tamamlıyorlar. Pazarda dikkatimi çeken şey azımsanmayacak kadar turistin bu görsel şöleni izlemeye gelmeleriydi. Kimisi damlara çıkmış, kimisi keçi alacakmış gibi ortadaki platforma oturmuş, kimisi ise dairenin platform dışı diğer yarısında anı fotoğraflayan bir sürü turist oradaydık.

Varlığımızdan hiç rahatsız olmadan, kendi dünyalarında gündelik yaşamlarını devam ettiren Ummanlıları bu pazarda bir kez daha sevdiğimi düşündüm. Bu pazara ve bu ortamdaki şölene mutlaka mutlaka şahit olmalısınız. Yüzyıllardır bu şekilde devam etmiş olan geleneksel pazar hep devam etsin isterim.

O kadar hayvanın kısa bir süre içerisinde satılması inanılır gibi değildi. Sonrasında pazarın klasik ve her gün açık olan taraflarına doğru gezmeye başladık.

Umman’da hemen her ilde “souq” denen kapalı çarşılar mevcut. Ama içlerinde en özgün ve önemli olanı Nizwa Kapalı Çarşısı bence. Maskat’taki kapalı çarşıyı da gezdik ama burası kadar ilgi çekici gelmemişti.

Aslında bu çarşıda bölümlerine göre satıcılar kümelenmiş durumdalar. Sebze ve meyve satıcıları, et ve balık hali ayrı yerlerde. Baharat ve buhur satışı yapan pazarlar ile hançer ve silahın antika satışını yapan satıcılar Nizwa Kalesine yakın olarak konumlanmışlar.

Alışverişlerinizi mutlaka buradan yapın. Hurmanızı ve helvanızı buradan alın. Kapalı çarşı içindeki helvacı Al Saifi buranın en meşhurlarından. Buradan helvamızı aldık.

Basim’in götürdüğü hurmacıda ayrıca tahin, bal gibi ürünlerde vardı. Hurmaların yaklaşık 12 farklı türünü gördük ve tattık. Biz en çok Khals ve Kenzy türü hurmaları beğenip aldık. Umman, Suudi Arabistan’dan sonra dünyanın önemli hurma ihracatçı ülkesi konumunda.

Bu arada Nizwa Şehri hakkında biraz bilgi vermek lazım. Bu şehir iç kısımları yöneten imamların bir zamanlar başkentliğini yapmış (6.-7. yüzyılda), dört tarafı dağlarla çevrili, Umman’ın diğer şehirleri ile birleştirici bir konumda olması nedeni ile her zaman ticari bir önemi olmuş bir şehir. Şehir pek çok nedenle turistler için cazibe kaynağı. Nizwa Kapalı Çarşısı ve sığır pazarı dışında Nizwa Kalesi de Umman’daki en çok ziyaretçi alan kalelerden.

Nizwa Kalesinin geçmişi 9 yüzyıla dayansa da, bugünkü hali ile yapım tarihi 17. yüzyıla kadar uzanıyor. Ya’arubi Kabilesi ve en önemli imamı Sultan Bin Saif Al Yarubi tarafından 12 yıl içinde inşa edilmiş. Nizwa Kalesi, kaleyi herhangi bir istiladan koruyan devasa yuvarlak kulesiyle tanınıyor.

Kaynar su veya hurma suyu dökmek için kapıların üzerindeki dar yarıklar gibi bölgedeki hemen tüm kalelerde yaygın olan geleneksel savunma mekanizmaları yanında topların yerleştirilmesi ve diğer barutlu ateş gücü için çok sayıda açıklık ve savunma alanları da kalenin burçlarına ve dev kulesine yapılmış.

Umman’ın UNESCO Dünya Kültür Miras Listesinde yer alan Bahla Kalesi’ne göre Nizwa Kalesinin, zamanına göre daha iyi savunma yapısı gösterdiği kabul ediliyor.

Bilinçli olarak bir yer altı deresinin üzerine inşa edilmiş ve bir kuşatma olması durumunda kalıcı temiz ve güvenli su kaynağı olması sağlanmış. Büyük kule 45 metre çapında ve 34 metre yüksekliğinde. Adamlar kulenin temelini yerin 30 metre altına kadar indirmişler, bu da kulenin saldırılara karşı direncini artırmış. Zamanında kalenin çevresinde su dolu hendek varmış ve erişim yalnızca bir köprüden sağlanıyormuş. Kale, yıkılması çok zor olan demir sivri uçlu kalın iki ana kapıya sahip. Kapıların üzerinde düşman askerlerine kaynar hurma suyu dökebilecek yarıklar açılmış.

Nizwa Kalesi’ne giriş ücret adam başı 5 OMR. Daha çok beğendiğimiz Jabreen Kalesine göre daha pahalı. Ama bu kalenin de üstün tarafı iyi ve bilgilendirici bir sergilendirme ve canlandırma yapılması. Gezmesi zevkli olan kalelerden. Nizwa’ya gelip ihmal edemeyeceklerinizden.

Özellikle sıcak hurma şurubu yapmak ve depolamak için kullanılan alanı, hapishanesini ve Nizwa’nın yukarıdan panoramasına şahitlik edeceğiniz hisarlarını gezin derim.

Bizim de denk geldiğimiz gibi, hafta sonları kalede canlı Umman müziği, dans ve şarkı içeren performanslar yapılıyor. Bu şarkıların sözleri askerleri cesaretlendiren sözler içeriyormuş. Kadınların el işleri yapıp sattıkları bir bölüm de var.

Umman’ın en önemli arkeolojik zenginliklerinden bir tanesi ise hakkında yeteri kadar bilgi olmayan Arı Kovanı Anıt Mezarlarıdır (Beehives Tombs). Milat öncesi dönemlerden kalma bu mezarların, hakkında az şey bilinen Magan Halkının bu bölgelerde yaşam sürdüğünün bir kanıtı diye yazılar var.

Bu mezarlara ait örnekleri Maskat’taki Ulusal Müzede görmüştük. UNESCO 1988 yılında bu eserleri Dünya Kültür Mirası Listesi eserleri arasına dahil etmiş.

Mezarlar 4.000-5.000 yıl öncesine tarihleniyor. UNESCO’ya göre kabaca iki grup arı kovanı mezar tipi var; MÖ 3. bin yılın başına tarihlenen duvarları olan küçük tek odalı mezarlar ve MÖ 3. bin yılın ortasına tarihlenen daha ayrıntılı ve çok odalı mezarlar. Bu mezarlar aslında Umman’ın her etrafına dağılmış olarak bulunuyor. En iyi örnekleri Bat, Al Khutm ve Al Ayn arkeolojik alanlarında var. Biz bu alanlardan Al Ayn’dakileri ziyaret etmek istemiştik. Ancak yol uzun ve epey engebeliydi. Basim’den Zukait denen bir köyde de bu mezarların örnekleri olduğunu öğrenince şaşırdım ve sevindim. Yoğun programımızı bozmadan bu mezarların örneklerini görebilecektik.

Zukait Arı Kovanı Mezarları Nizwa’dan 37 km kadar uzakta bulunuyor. Bu mezarların bazıları iyi durumdalar ve çitlerle çevrili şekilde koruma altına alınmışlar. Bir dönem buraya ilgi çekmek için çaba harcanmış. Tepelerdeki mezarlara ulaşımı kolaylaştırmak için merdivenler yapılmış. Ama araya pandemi girince ilgi azalmış. Biz o gün oradaki tek ziyaretcilerdik. Halbuki ulaşımı kolay olan bu alanda arı kovanı mezarlara ilginin yoğun olması gerekirdi.

Bu yapılar mezar kabul ediliyor ama içlerinde insan cesedine ait herhangi bir şey bulunmamış. Hiç kimse gerçek amaçlarının ne olduğundan emin değil: Bazıları tapınak, gözetleme kuleleri veya belki bölge işaretleme amacıyla yapılan binalar olduklarını da ileri sürüyorlar. Civarlarda çanak çömlek ve ok uçları gibi bazı eserler bulunmuş. Bu sayede arkeologlar bu yerleri tarihlendirebilmişler. Şimdilik en iyi tahmin, bunların önde gelen kişilerin gömüldüğü ve muhtemelen aynı zamanda tapınak işlevi gören mezarlar olduğu şeklinde.

Bugünümüzün çok yoğun olduğunu başta söylemiştim. Günün devamı yarına…

Gezekalın..

Dr Ümit Kuru

27.02.2023

Arap Yarımadası’nın Ötesinde Bir Ülke: UMMAN-Wadi Bani Khalid-Wahiba Kumulları

Bugün Umman gezimizin en renkli günlerinden bir tanesi daha anlatacağım. Önce Wadi Bani Khalid‘in berrak sularında yüzeceğiz, arkasından Wahiba Kumullarında jeep safari ve yürüyüş yapıp, akşam güneşinin batışını izleyeceğiz.

Umman ziyaretinizde yapacağınız, olmazsa olmaz aktivitelerden bir tanesi de vadilerden birini seçip yürüyüşünüzü yapmanız, berrak sularla dolu tatlı su havuzlarında yüzmenizdir. Wadi Shab ve Wadi Bani Khalid bu işler için ilk olarak akla gelen vadiler. Wadi Tivi ve Wadi Hawer‘de hakkında çok yazı okuduğum ama benim şahsen görmediğim vadilerden. Bu vadilerle ilgili gezi yazılarına bakacak olursanız buraların hakkını vermek isteyen gezginlerin, özellikle Wadi Shab ve kısmen de Wadi Bani Khalid’de, neredeyse tüm günü buraya ayırmaları gerekiyor. Bizim gibi bu kadar vaktiniz yoksa seçme yapacaksınız ve hatta seçtiğiniz vadide de bazı yerleri kısaltarak gezmek zorunda kalacaksınız demektir.

Bu gezilerde yanınızda olmazsa olmaz bazı eşyaları bulundurmanız gerekiyor. Örneğin yanınızda suyun içinde de kullanabileceğiniz bir ayakkabı olması gerekiyor. Ben tabanı kalınca deniz ayakkabısı, eşim ise sandaletle işi hallettik. Islanmasını istemediğiniz eşyalarınızı içine koymak için yanınızda su geçirmez çanta bulundurmanız gerekir ya da telefon gibi ıslanmasını istemediğiniz kıymetli eşyalarınızı yanınızda götürmeyecek, arabada bırakacaksınız. Fotoğraf çekmek için ise su geçirmez özellikli bir makine olması lazım

Buralarda yüzmeye uygun kıyafetleriniz olacak. Daha önce anlattığım gibi denizlerde mayo ile denize girmeniz sorun olmuyor ama vadilerde daha muhafazakar giyinmeniz bekleniyor. Suyunuz ve güneş kreminiz yanınızda olmalı. Yüzmeyi istemiyorsanız ve bana yukarıdan fotoğraflamak yeter diyorsanız trekking ayakkabılarınızı giymeniz en uygunudur. Bu demektir ki hem yüzeceğim ve hem de yürüyeceğim derseniz iki ayakkabı da yanınızda olacak.

Bir de hatırlatmam gerekir ki bu tatlı sularda yüzmek hiç de kolay değil. Wadi Bani Khalid’de yüzmeye başladığımız yerden gideceğimiz yere mesafe uzun olunca ve bir taraftan da elimde su geçirmez makine, sağı solu su içinden fotoğraflamaya kalkınca az daha boğuluyordum. Buralarda bazı yerlerde ciddi derinlikler var. Aman dikkat diyelim, suyun şakası olmaz.

Aslında Wadi Bani Khalid dediğimizde birkaç köyü kapsayan ve geniş bir alandan geçen bir vadiyi anlamamız gerekiyor. Turistik Wadi Bani Khalid ise Muqal Mağarası yönünde olan bölüm. Kaldığımız tesis ile Wadi Bani Khalid arası, 2,5 saatlik yol demek olan, 166 km sürdü. Saat 10:00 gibi alanda olduğumuzda aracı otoparka bırakıp daha sonra ayrıntısı ile bahsedeceğim falaj sulama kanalları üzerinde yürüyerek gezimizin başlayacağı tesislerin bulunduğu yere ulaştık. Tesislerin bulunduğu alan Wadi Bani Khalid’deki ilk, en büyük havuz ve en derin havuz.

Burada kayaların ve köprünün üzerinde kısa bir yürüyüş sonrasında kayaların kenarına eşyalarımızı bırakıp kendimizi sulara attık. Önde Basim, arkasında Naime ve en sona da bendeniz yüzüyoruz. Elimde su geçirmez kamera ile bir taraftan yüzmeye çalışıp bir taraftan da su içinden fotoğraf çekmeye çalışıyorum. Beş dakika kadar sonra önümde ne Basim ne de Naime görünür oldu. Bir metreden daha aşağıda olmayan yüksek kayaların arasından akan tatlı suyun beni aşağıya doğru çektiğini hissettim. Kenara yüzüp elimde makine kayalara tutunup dinlemeye çalıştıkça kayaları tutmanın ve kendimi de yukarıya çekmenin mümkün olmadığını anladım. Bu sefer adrenalin düzeyi artınca kulaçlarım da sıklaştı. “Anıydı, yazıydı, fotoğraftı derken boğulacağım Umman vadilerinde!” diye düşüncelere ve endişelere daldım. Hedefe varmak için çabaladığım 20-30 dakikalık bölüm benim için unutulacak gibi değildi.

Demem o ki aman bu kısım da yüzecekseniz dikkat edin ya da isterseniz bu kısımda yüzmeyi atlayıp daha ileri bölümde yüzmeyi deneyin.

Gerçi kanyonun bu kısmında, düşmüş kayaların oluşturduğu tünellerin içinden yüzmek de başka bir heyecan. Biz bir kayayı tırmanıp, diğer bir havuz kısmını da yüzerek küçük bir şelaleye kadar gittik. Sonra da yine aynı yoldan suya ilk girdiğimiz yere yüzerek parkuru tamamladık. Epey bir yorulmuş olmalıyız ki kayalara çıkınca yere uzanıverdik.

Bu yüzme sonrası kayalar üstünden yürüyerek Muqal Mağarasına kadar gitmek ve kanyonu bir de yukarıdan fotoğraflamak aklımıza gelmedi. Size tavsiyem eğer bizim yaptığımız gibi köprü altı kayalara eşyalarınızı bırakıp parkuru yüzerek gidecekseniz, bu aktiviteniz sonrasında 10 dakika süren kısa yürüyüşü de yapıp, kanyonu dışarıdan da fotoğraflamayı ihmal etmemenizdir.

Wadi Shab’daki yürüyüş parkuru buradakinden daha uzunmuş, Wadi Bani Khalid’in devamında gözüken Wadi Hawer parkuru ise çok kısaymış. Dün gezdiğimiz Wadi Arbeieen de ise arabayı kenara park edip hemen yüzmeye başlayabiliyorsunuz.

Dolayısı ile eğer olursa ve bir daha Umman’a gezi yaparsak Wadi Shab’a yürüyüş için gidip, su dolu kısmı karadan fotoğraflamak en iyisi olacak galiba. Yüzme kısmı ise neresi berrak ve tehlikesizse yapılacak artık. Bu vadilerde yüzmenin bir kötü tarafı suya girişin kolay ama çıkışın zor olması. Ummanlılar benim gibi 60 yaş üstü bir adamın sudan çıkması için tırmanma halatında çekeceği eziyeti hiç düşünmemiş…

Çölün gerçek ruhunu taşıyan önemli örneklerden birisi Umman’daki Wahiba Çölü. Burası dünyanın en güzel çöl manzaralarından birine sahip olarak kabul ediliyor. Rengarenk dalgalı kum tepeleri içinizi kıpır kıpır ediyor. Yüzlerce yıllık yaşam tarzlarını koruyan Bedevi topluluğu da bu çöllerde yaşıyor.

Bawshar, Ramlat Tawq Kumulları (bu ikisi Maskat’a yakın) ve Rub’al Khali Çölü Umman’ın diğer çöllük alanları. Suudi Arabistan, Yemen, Birleşik Arap Emirlikleri ve Umman arasında yer alan ve İngilizlerin taktığı isimle Boş Çeyrek yani Rub’ Al Khali sadece Arap Yarımadasının değil dünyanın en büyük çöl alanlarından bir tanesi.

Wadi Bani Khalid gezimiz ardından Wahiba Kumullarında konaklama yapacağımız Desert Night Camp‘e kadar yaklaşık bir saatlik yolu kat ederek ulaştık. Çöle araçlarını sokmadan önce tüm şoförlerin yaptığı ilk iş araçlarının lastiklerinin havasın indirmek oluyor. Basim’de Kampa girmeden önce aracının lastiklerinin havasını indirtti. Sonra doğrudan çölde jeeple safari yapmak için kumullara gittik.

Çölde kaldığımız kamp, Umman’da konakladığımız en güzel yerlerdendi. Çölün ortasına hemen kumulların dibine, ortamı da bozmayacak şekilde bir tesis kurmayı başarmışlar.

Kamp alanında bize verilen odada biraz dinlenme sonrasında, akşam güneşin batışını izlemek üzere kumullara götürüldük. Kumullarda akşam güneş batımını izlemek ve sabah saat 10:00’a kadar deve ile gezinti, otelde kalanlara ücretsiz aktivite olarak sunuluyor. Kamptan kumullara gidiş otelin kendi araçları ile oluyor.

Batan güneşin ışıkları ile çöl kumları kızıllığa büründü. Bir tepeye elimizde bira ile oturup bu kızıllığı hayranlıkla izledik. Otellerde alkollü içki servis ediliyor. Havaalanı dükkanlarından kendi alkolünüzü de alabiliyorsunuz.

Gün batımı sonrası kamptaki odamızda duşumuzu aldık. Otelin açık büfe yemeği ve akşam olan ud eşliğindeki müzik ziyafeti ise işin bonusu oldu. Sizin anlayacağınız güzel bir güne yakışır gün sonu oldu.

Ertesi gün sabah 04:00 gibi yollarda olmalıyız. Sevgili rehberimiz Basim’in bize en büyük sürprizi geliyor.

Gezekalın..

24.02.2023

Arap Yarımadası’nın Ötesinde Bir Ülke: UMMAN-Muscat’dan Ras Al Jinz Kaplumbağa Rezervine Doğru (2)

Bimmah Sinkhole gezimiz sonrası Sur Şehrine doğru yola devam ettik. Yol üzerinde önce Fins Sahiline uğranacak, arkasından da, uzaktan da olsa Qalhat Antik Şehrini, dahası bu şehrin ayakta kalan tek anıtı Bibi Meryem Mozolesini fotoğraflayarak öğle yemeği için Sur yakınlarında sahilde duraklayacağız.

Fins Sahili, Bimmah Sinkhole’den 20 dakikalık mesafede olan çok güzel bir kumsal. Burası hem Maskat’a yakınlığı ve hem de sahilinin güzelliği ile yerli yabancı günübirlik yada çadır kampı yapan insanları konuk ediyor. Biz kısa bir fotoğraflama molası verip yola devam ettik.

Qalhat, bir zamanlar Umman kıyı şeridi boyunca önemli bir antik kentmiş. Bölgedeki ticaret, Umman’ın şu anki başkenti Maskat’a kaydığında, Qalhat’ın eski önemi kalmamış. Bugün uzaktan bakınca sadece Bibi Meryem’in mozolesinin ayakta olduğu antik kent daha çok kazılmayı bekliyor. Bibi Meryem anıt mezarı hakkında kesin bir bilgi yok. Zaten 5000 yıllık tarih olduğu söylenen bu topraklarda bence yeteri kadar arkeolojik çalışma da yapılmamış sanki. Bazı kaynaklar anıtın Hürmüz İmparatoru Bahaeddin Ayaz tarafından eşi Bibi Meryem için yaptırıldığını söylüyor. Ancak bizim rehber de bu konuda başka bir hikaye anlattı. Sizin anlayacağınız bu antik kent aslında keşfedilmeyi bekliyor.

Basim yemek için Sur Şehri yakınında, sahil kenarında bir restoranı seçti. Maskat’ta AVM içinde yemeğe verdiğimiz para ile kırsaldaki restoranlarda daha iyi yemeğe verdiğimiz fiyat arasında bariz fark vardı. Üç kişi ana yemek, salata için ortalama 4 OMR verdik. Porsiyonlar çok büyük geliyor.

Yemek sonrası Sur Şehri’ni güzelce gezme şansını yakaladık. İlk gittiğimiz yer asma köprünün olduğu ve Sur Şehrinin güzel panoramik fotolarını aldığımız bir yer oldu.

Al Ayjak Köprüsü ya da Khor Al Batah Köprüsünün bir ayağından solumuzdaki denizi ve sağımızdaki halici fotoğrafladık. Sağ ve sol tarafta tepelerde gözetleme kuleleri, haliç içinde klasik Umman gemileri, ileride Al Ayjah Kalesi ve deniz feneri gözüküyorlar. Bu hali ile bile zamanında ne kadar korunaklı ve önemli bir yer olduğunu anlayabiliyorsunuz.

Bu şehir Umman’ın doğu sahilinin incisi olarak kabul ediliyor. Tarihsel olarak, Sur Şehri denizciler için önemli bir varış noktası olarak biliniyor. Okyanuslarda binbir tehlikeli yolculuğun ardından Sur Şehrine varan gemiciler rahat bir nefes alır ve mallarını burada boşaltırlarmış.

Aynı zamanda birçok malın denizaşırı ülkelere götürülmeden önce toplandığı da bir limanmış. Şehir 16. yüzyılda Portekiz egemenliği altında kalmış. Ummanlı İmam Nasir ibn Murşid tarafından kurtarıldıktan sonra Hindistan ve Doğu Afrika ile ticaretin merkezi haline gelmiş. İngilizlerin köle ticaretini yasakladığı 19. yüzyılın ortalarına kadar da şehrin önemi devam etmiş. Şehir Süveyş Kanalı’nın açılmasıyla önemini kaybetmiş.

Sur’da köprüden sonra bir gemi tersanesine gittik. Umman’a özgü olan gemilere, tekne anlamında “Dhow” deniyor. Sur Şehri Basra Körfezi bölgesinin ahşap gemi yapımında ünlü şehirlerinden birisidir. Dhowlar geleneksel Arap yelkenli gemileriymiş ve Sur şehrinde eskiden çok sayıda tersane bulunurmuş. Gemilerde kullanılacak iyi kalite kereste ve halat yapımında kullanılacak Hindistan cevizi lifi için Hindistan’ın Kerala Eyaletinin Beypore kentine gidilirmiş. Gemi keresteleri birbirlerine hatalarla bağlanılırmış, çivi kullanılmazmış. İşte biz Sur şehrinde bu gemilerin hala geleneksel olarak yapılığı bir tersaneye gittik. İçeriye giriş 1 OMR/kişi başı. Gemi yapımı sembolik de olsa devam ediyor ve içeride küçük bir müze de var.

Daha sonra Sur Şehrinin simgelerinden Al Ayjak Deniz Feneri’ni görmeye gittik. Bu fenerin tarihi yüzyıllar öncesine gitse de fenerin bugünkü hali 1996 yılında yapılan yenilenme sonucu ortaya çıkmış. Sur sahili çok güzel.

Sur şehrinde son aktivitemiz Al Ayjah Kalesinin dışarıdan gezilmesi oldu. Daha sonra göreceğimiz kalelere göre daha küçük olan bir kale burası. Kalenin mimarisi sade ve bölgedeki diğer birçok kale gibi düzgün kare planlı. Civarda eskiden tüccar evleri varmış. Bu evlerin bazıları hala ayaktalar.

Bilad Sur Kalesi, kara tarafından gelebilecek olan saldırılara karşı şehri korumak için inşa edilmiş. Biz bu kaleyi gezmedik. Bu yazıyı yazarken bu kaleyi atladığımızı fark ettim. Gerçi kale olarak daha sonra göreceklerimiz yanında çok özelliği yoktu, belki kaleden şehrin başka bir açıdan panoraması için gidilebilirdi.

Bugünün son aktivitesi hem konaklama, hem de akşam sahilde kaplumbağa gözlemeye gideceğimiz Ras Al Jinz Kaplumbağa Rezerv Alanına gitmek olacak. Size biraz Umman ve kaplumbağalar hakkında bilgi vermem gerekir. Umman’ın en doğusundaki yarımada, dünyanın en önemli yeşil kaplumbağa popülasyonlarından birine ev sahipliği yapıyor. Nesli tükenme riski altında olan erişkin deniz kaplumbağaları, Ras Al Jinz’de denizden çıkıp 190 kilograma varan ağırlıklarını sürüye sürüye, yumurtalarını sahildeki kuma gömüyorlar. Bu muazzam çaba sonrası gecede 100 yumurta bırakan bir dişinin yumurtalarından sadece 1 tanesinin erişkin çağına ulaşabileceğini bilmek ne üzücü! İşte biz 1996’da koruma alanı ilan edilen Ras Al Jinz’de konaklayarak bu muazzam olaya şahit olmak istiyoruz.

Bu sahilerde başlıca deniz kaplumbağası türü yeşil deniz kaplumbağası. Ama bunun yanında Caretta türü kaplumbağalar, deri sırtlı deniz kaplumbağası, zeytin yeşili deniz kaplumbağası ve şahin gagalı deniz kaplumbağası gibi deniz kaplumbağası türleri de bu sahillerde, daha az da olsa, görülebilirmiş. Umman’daki en yoğun kaplumbağa sezonu genellikle Mayıs’tan Eylül ayına kadar sürüyor. Umman kaplumbağalarını yakalamak için en iyi zamanlar ise Temmuz ve Eylül ayları arası. Yani Şubat ayında Umman’da olarak aslında kaplumbağa yumurtlaması için mevsim dışı bir zamanda oradaydık. Yumurtlama döneminde ise gecede 100-150 kaplumbağanın yumurtlama için sahile çıktığı görülebilirmiş. Sağlıklı bir şekilde yumurtalarını sahilde kumlar içine gömen bir kaplumbağanın yumurtalarından, bebek kaplumbağaların çıkışı ise 55-60 gün sürermiş.

Gelelim bizim Ras Al Jinz kaplumbağa gözlemimize. Kaldığımız otel aslında bu rezerv alanına dahil, sahilden epey geride bir otel. Civar otellerde de konaklamayı tercih edip buraya akşam ve sabah turuna katılmaya gelen turistler vardı. Biz saat 17:00 gibi otelde olup odamıza yerleştik. Kısa bir dinlenme sonrasında otelin arkasında bulunan yürüyüş yolunu takip ederek sahili tepeden gören seyir terasına çıktık. Civarı fotoğraflayıp otele döndük.

Otelde akşam ve sabah olmak iki defa rehber eşliğinde sahile kaplumbağa gözleme aktivitesine katılabiliyorsunuz. Bunlar otelde kalanlar için ücretsiz. Kendi başınıza sahile inmeniz yasak. Gruplar halinde ve her grubun başında bir rehberle sahile iniliyor. Otelde konaklayanlar ilk gruplarda oluyor. Akşam saat 20:30-21:00 civarı başlayan turda sahilde ışık, fener kullanmak, flaşlı fotoğraf çekmek kesinlikle yasak. Tek ışık kaynağı olarak rehberin elinde olan kırmızı fener kullanılabiliyor. Biz mevsim dışı olmamıza rağmen 2 adet yumurtlamaya gelen kaplumbağa denk geldik. Şansımıza o kaplumbağa da yumurtalarını bırakmış ve kumunu örtüyordu. Güzel bir çekim yapma şansımız olamazdı ve sadece ana şahit olduk. Rehber “Grup beni burada beklesin. Ben bebek kaplumbağa aramaya gidiyorum” dedi. Sahil boyunca yaklaşık yarım saat dolaştı durdu. Yanımıza geldiğinde doğrusu pek bir şey bulduğunu düşünmemiştim ama elindeki bir yavru kaplumbağayı kumlar üzerine bırakıverdi. Bu sefer beyaz ışıklı feneri deniz yönüne doğru tutup, kaplumbağaya yol gösterdi. O minicik yaşam bir süre sonra dalgalarda kayboldu gitti. Bu yavrunun yumurtadan çıkıp yaşama şansı elde eden yüzde bir arasında olmasını dilerim…

Otelde bir de sabah saat 05:00 civarı olan sabah kaplumbağa keşfi var. Bize Şubat ayında sahilde sabah kaplumbağa görmenin çok nadir olduğu söylendi. Doğrusu biz de yorgunluktan sabah kalkmaya üşendik. Ama iphone azizliği nedeni ile kendi çektiğim yavru kaplumbağa fotoğraflarımı bilgisayara aktardığımda kaybolduğunu görünce sevgili Basim’in fotoğraflarını talep ettim. Basim sezon boyunca haftada bir kez bu tür gezilere katılınca elinde bolca arşiv fotoğrafı oluyor. Bu yazının kapak fotoğrafı sabah çekilmiş. Bunu görünce “keşke sabah da kaplumbağa gözlemeye gitseydim” diye düşündüm. Belki akşam karanlıkta çekemediğim kaplumbağa fotoğrafını sabah denize dönerken çekme şansım olabilirdi.

Yarına başka bir Umman macerası. Gezekalın..

Dr Ümit Kuru

23.02.2023

Arap Yarımadası’nın Ötesinde Bir Ülke: UMMAN-Muscat’dan Ras Al Jinz Kaplumbağa Rezervine Doğru (1)

Bugün artık Maskat’taki otelimizden ayrılıp Umman’ın diğer bölgelerine doğru geziye başlıyoruz. Maskat’tan başlayarak önce Koryat (Quriyat), sonra Wadi Al Arbeieen, Bimmah Sinkhole, Fins Beach, Sur Şehri, Ras Al Hadd gezilerini yapıp en son olarak da Ras Al Jinz Kaplumbağa Rezerve Alanında geceleme yapacağız. Bu gecenin son aktivitesi ise kalacağımız otelde kaplumbağaların karaya çıkıp yumurtlamalarını ya da bebek kaplumbağaların yumurtadan çıkmalarını gözlemek olacak. Son kısım kaplumbağaların yumurtlama mevsimi dışında olduğumuzdan şansa kalmış bir bölüm. Toplamda 300 km’yi bulan ve hiç durmadan gitsek 5 saati bulacak olan uzun bir yolumuz var.

Önce sizlerle Umman’da 4*4 araçla gezmek hakkında bazı bilgileri paylaşmam lazım. Umman’ın iç kısımlarına ve vadilere, çöllere sakın ola küçük binek araçlarla kendi başınıza gezi planlamayınız. Umman’da kıyı kesimindeki Salalah’a kadar uzanan düz ve birkaç şeritli yollara güvenmeyin. Vadi ve çöl yolları düzgün değil. Bu gezilerin tadına varmak istiyorsanız illaki 4*4 araçla geziyor olmalısınız. Hem çölde ve hem de vadilerde, 45 derece eğimli yollarda kullanmam ve o heyecanı yaşamam için Basim arabasını verdi. Ama bu bizim gibi asfalt şoförlerinin işi değil. Bir 4*4 araç bagajı, kabin boy valizden biraz büyükçe 4 valiz alabiliyor ve arka koltuğa 3, ön tarafa 1 kişi toplam 4 kişi grup halinde gezilebiliyor. Araçta 3 kişi gezmek belki maliyeti biraz arttırır ama gezinin konforu daha fazla olacaktır.

Benim orijinal Umman gezi programım rehber-şoförümüz Basim’le tanışıp, “Karım” dediği 4*4 Toyotasının bagaj kısmına valizlerimizi yerleştirip yollara düştüğümüzde yukarıdaki gibi değildi. Bu bize Basim’in sunduğu alternatif bir programdı. Gerçi seyahat başlayana kadar masa başında kaç kez program değiştirdiğimi ve orijinal programımın hangisi olduğunu da unuttum.

Ben Umman gezilerinin olmazsa olmazı Wadi Shab‘ı bugünün merkezine koymuştum. Koryat sonrası Bimmah Sinkhole ve sonrasında Wadi Shab gezileri planımızdaydı. Rehberimiz Basim, benim Wadi Shab’lı program yerine başka bir program teklifi yaptı. Ona göre Wadi Shab herkesin bildiği, ana yoldan ulaşımın kolay ve bu nedenle de kalabalık bir yerdi. Uzun ve trekking tarzı yürümenin fazla, yüzmenin az olması ise işin diğer yanıydı. Bunun yerine ertesi gün Wadi Bin Khalid‘de daha tenhada ve daha berrak bir suda yüzebileceğimizi, yürüme yerine yüzerek vadi içinden gitmenin mümkün olduğunu söyledi. Wadi Shab’ı programdan çıkartırsak da hem Koryat’ı ve hem de Wadi Al Arbeieen’i programa ekleyebileceğimizi, Sur şehrini daha rahat gezip, akşamki Ras Al Jinz Kaplumbağa rezervindeki programa da rahatça yetişebileceğimizi ekledi. Yolda da sürprizlerden bahsetti.

O an bir ikilem yaşamadım değil doğrusu. Bir tarafta herkesin ilk planda gittiği ve övgüler düzdüğü, bol bol fotoğrafını gördüğüm Wadi Shab’ı görmemek, bir tarafta da burada yaşayan ve bu yerleri çok sıkça gören bir Umman’lının söyledikleri ve alternatif yol teklifi. Yolu ve günü kısaltmaya çalışan cingöz bir rehbere çatmış olma olasılığı da işin bir başka boyutu tabii ki. Kısa bir düşünme sonrası “Tamam. Biz sana güveniyoruz. Bizim programımız elinde mevcut ama biz sana artık karışmayacağız. Sen nereye dersen oraya. Yeter ki Umman’dan giderken elimizde iyi hikayeler, anılar ve fotoğraflar olsun“. Basim’in de rahatladığını ve yüzüne bir gülümse yerleştiğini fark ettim. Gerçi gezilerde beni tanısa pişman olurdu bu teklifine! Haydi hayırlısı bakalım. İlk günden tüm gezimizin gidişatı belli olacak.

Saat 08:00 Maskat’taki otelden başlayan gezimizde ilk durağımız Maskat’tan 129 km uzaktaki Quriyat (Koryat) adlı küçük balıkçı köyü oldu. Burası Portekiz döneminden kalma ve bölgede kıyı boyunca dizilmiş kale ve gözetleme kulelerinden birkaç tanesine de ev sahipliği yapıyor. İlk durağımız Al Serah Gözetleme Kulesinin bulunduğu sahile gitmek oldu. Sabahın sakinliği içinde burasını bol bol fotoğrafladık.

Daha sonra Basim’in ilk sürprizlerinden olan bir yeri ziyaret ettik. Burası Koryat’ın 6 km kadar güneyinde olan tuz halici. Burada köylüler geleneksel yöntemlerle yüzyıllardır tuz elde ediyorlar. Çok tuz halici ziyaret ettik ama burası gerçekten kendine özgün bir yerdi.

Kenarda bolca bulunan tuz torbalarının fiyatını öğrenince iyice şaşırdık. Bu kadar emek yoğun işin karşılığı çok ucuz geldi bize.

CORYAT TUZ HALİCİ/UMMAN GEZİSİ-2023

Tuz halici gezimiz sonrasında yola devam ederek Wadi Al Arbeieen‘e (Wadi Al Arabiyeen veya Wadi Al Arabieen olarak da yazılıyor) gittik. Bu vadi Umman’da yapacağımız vadi off-roadları içinde ilk olanıydı. Bu vadiyi planlarım arasına almıştım ama ana yoldan ayrılmak gerektiğinden ve uzun bir yolu olduğundan bir tercih yaparak programdan çıkartmıştım.

Aslında Umman’da gezebileceğiniz çoğu vadiye göre daha özgün ve daha sessiz olan bir vadi. Burada yürüyüşler yapıp, yürüyüş boyunca akan sular içinde kısa molalarda yüzmeler yapabilirsiniz. Ama benim size esas tavsiye edeceğim kısım Wadi Al Arbeieen’de palmiye ağaçları arasındaki köye kadar aracınızı sürmeniz ve özgün bir Umman Köyü yaşamına şahit olmanızdır. Bu yol Koryat’tan yaklaşık 40 km kadar sürüyor.

Köye girerken yol tek aracın geçeceği kadar daralıyor. Köyde süpermarket yazılı dükkanı görmek yüzümüzde gülümsemeye neden oldu. Araçtan inip köy içinde yürüyüş yaptık. Doğrusu köyde biraz daha fazla yaşam belirtisi bekliyordum. Uzakta olan birkaç çocuk dışında pek hareket yoktu. Yürüyüşümüzü yıkık gözetleme kulesine kadar yaptık.

Sonra buradan aracımızla hareket edip 1,5 km kadar süren ve suyu solumuza alan bir yolla şelaleye kadar gittik. Burada fotoğraflar çekildi. Biraz daha fazla yürüyüşü göze alırsanız, ilerilerde daha sulu yerler karşınıza çıkıyormuş ama bizim program bugün çok dolu, niyetlenmedik bile.

Wadi Al Arbeieen diğer vadilerde de olduğu gibi hurma ağaçları ya da bazen muz ağaçları dışında ağaç ve yeşillik göremeyeceğiniz, kendine has kaya formasyonuna sahip bir yer. Beklenmedik yerlerde yeryüzüne çıkan sular, ortamın havasını bir anda değiştiriveriyor.

Bir kısmınız Umman’ın bu yönünü sevmeyebilir. Ben kendi adıma çok ilginç kaya şekilleri olan ve zaman zaman beliriveren dereler ve küçük yeşil renkli su birikintileri çevresinde hurma ağaçları ile bu ortamı ilginç buldum. Trekking seven gruplar bu ortamda yürüyüş yapmayı, aniden karşılarına çıkan küçük göletlerde yüzmeyi seveceklerdir.

Wadi Al Arbeieen gezisi sonrası 17 km kadar devam ederek Dibab denen yerleşim yerine ulaştık. Burada bizi günün ikinci sürprizi bekliyordu. Basim’in bize yol boyu hiç bahsetmediği sürpriz bir Buhur Ağacı (Akgünlük Ağacı-Frankincense) görmemizdi. Gezdiğimiz tüm Umman bölgelerinde reçinesinin kokusunu aldığımız buhur-frankincense ağacı, Salalah Bölgesinde Wadi Dawkah denen bir yerde yoğunca bulunuyor. Bu ağacı görememek beni üzüyordu. Birden bire arabayı durdurup bize ağacı gösteren Basim sayesinde buhur ağacını da yakından görmüş, gövdesine dokunmuş olduk. Bölgedeki tek ağacı kim dikmişse ve nasıl bu kadar sene kalmışsa bilmem ama bizi onu görmek mutlu etti.

Aşağıdaki videoda Basim reçinenin ağaçtan nasıl toplandığını gösteriyor.

Buhur, tütsü ya da akgünlük ağacı olarak da bildiğimiz Burseraceae familyasından Boswellia sacra ağacının aromatik reçinesi, tarihin çok eski zamanlarından beri biliniyor ve ticareti yapılıyor. “Kokuların Kralı” olarak adlandırılmış. Frankincense kelime olarak “Kaliteli Tütsü” anlamına geliyor. Tarihte bilinen ilk medeniyetlerden itibaren hemen bütün çok tanrılı ve tek tanrılı dinlerde, dinî törenler sırasında ateşe güzel kokulu madde atılırmış. Buhur bu nedenle dini törenlerin vazgeçilmezlerinden olmuş. Bebek Hz İsa’ya getirilen 3 hediye arasında yer alıyor. Bundan başka soyluların banyolarında, ev ortamlarında tütsü olarak kullanılmış. İpek yolu kervanlarına katılan kıymetli ürün olmuş. Bir ağacın reçine verir hale gelmesi 8-10 yılı buluyormuş ve reçinesi yılda 2-3 kez toplanabiliyormuş.

Umman’da 5 yer Dünya Kültür Mirası Listesine alınmış. 2000 yılında UNESCO, Salalah ve çevresinde frankincense ticaretiyle bağlantılı aşağıdaki siteleri listeledi ve onları Dünya Kültür Mirası Listesine aldı. Bunlar Wadi Dawkah Doğal Koruma Alanı, Ash Shisr’deki Wubar Arkeolojik Alanı, Khor Rori’deki Sumhuram Eski Şehri, Al Baleed Arkeoloji Parkı.

Wadi Dawkah 5 km2‘lik bir alana yayılan doğal bir koruma alanı. Bu vadinin özelliği Boswellia sacra türü frankincense ağaçlarının yaşam alanı olması. Bu ağaçtan elde edilen tütsü, en iyi tütsü türü olarak kabul ediliyor. Bu vadide hasat edilen buhur yukarıda sayılan antik liman ve yerlerden dünyanın kalanına gemi ve kervanlarla dağıtılırmış. Umman’ın güneyinde Salalah’a yakın bu yeri gezme ve bu ağacı görme şansımız yoktu. İşte bizim Basim’in sürprizinden etkilenmemizin nedeni bu ağacı tek bir ağaç da olsa görebilme şansını yakalamamızdı.

Buhur ağacının reçinelerinden su buharı distilasyon yöntemi ile elde edilen odunsu ve baharatlı bir koku hem cilde uygulama ve hem de soluma yoluyla kullanılmış. Bu kokunun zihinsel rahatlatıcı bir özelliği var. Umman’da nereye giderseniz gidin bu kokuyu mutlaka alıyorsunuz. Umman’dan getirilecek en özellikli iki hediyeden birisi buhur, bir diğeri ise hurma.

Bu güzel sürpriz sonrasında günün önemli gezi yerlerinden olan Bimmah Sinkhole‘e doğru yola devam ettik. Burası 50 metreye 70 metre genişliğinde ve yaklaşık 20 metre derinliğinde bir düden.

Altındaki kireçtaşının çözünmesi nedeniyle yüzey tabakasının çökmesi sonucu oluşmuş. Ummanlılar ise su kuyusu şeklindeki bu obruğun bir göktaşı tarafından yaratıldığına inanıyor. Bu nedenle Arapça adı “(düşen) yıldızın derin kuyusu” anlamına gelen Hawiyyat Necm.

Ummanlılar burayı bir park haline çevirmişler. Kısa bir yürüyüş sonrası ulaştığınız alana merdivenlerle iniyorsunuz. Hep hayalim burada yüzmekti. Hemen sol tarafa geçip suya daldık. Bizim bulunduğumuz saat nispeten erken bir saat ve Ummanlılar için de iş günü olunca burada bol bol keyif yaptık.

Burada yüzmeseniz bile mutlaka ayaklarınızı suya sokun. Ayak derinizle uğraşan küçük balıkları verdiği gıdıklanma hissini deneyimleyin.

Bir diğer konu ise burada ve diğer vadi sularında (Wadi Shab ve Wadi Bin Khalid gibi) Ummanlılarla beraber yüzerken giydiğiniz mayonun kollarınızı ve bacaklarınızı örter olmasının onlara olan saygınızın bir işareti olacağını unutmayın. Mayo ile suya giren kadınlara muhtemelen bir şey demeyeceklerdir ama başını örten olmasa da, haşama benzeri uzun kollu ve bacaklarınızı örten türden bir mayo ile yüzmenizi de bekliyorlar. Haşama giymeseniz de mayonuzu üstüne giyeceğiniz bir uzun kollu giysi bile aynı işi görecektir. Mayolarınızı ya orada havluya örtünerek ya da girişte bulunan tuvaletlerde değiştirebiliyorsunuz.

Bimmah Sinkhole çok güzel bir yerdi. Ama burada olmayı Ummanlıların tatil günlerinde ya da turistlerin kalabalık olduğu zamanlarda çok da özel bulmayabilirsiniz. Bu nedenle programınızı yaparken hafta içine ve en geç öğle saatlerine orada olacakmışsınız gibi yapmanızı tavsiye ederim.

Konunun daha gerisi var. Şimdilik burada keselim derim. Arkası yarına….

Gezekalın

Dr Ümit Kuru

22.02.2023

Arap Yarımadası’nın Ötesinde Bir Ülke: UMMAN-Muscat(2)

Maskat gezimizin ikinci gününü sabahın erken saatlerinde başlattık. Bunun nedeni Sultan Kabus Ulu Camisini (Sultan Qaboos Grand Mosque), saat 12:00’de şnorkelle dalış yapacağımız Bandar Khayran gezisi öncesi bitirebilmekti. Zaten saat 11:00’den sonra Sultan Kabus Ulu Camisi geziye kapatılıp, sadece ibadete açık hale geliyor. Buraya ziyaret ücretsiz.

Sultan Kabus Camisi aslında yeni bir cami ve 1995 yılında yapımına başlanılıp, 2000 yılında ibadete açılmış. Açılış Sultan Kabus’un saltanatının 30. yılına denk getirilmiş. Umman diğer Arap Yarımadası ülkelerinden ayrılan ve konunun başlığını seçmeme neden olan kendine has monarşisi ve Sultan Kabus gibi ilginç lideri olan bir ülke. Sultan Kabus, ölmeden önce yapılmış ve dünyanın en zengin hanedanları sıralamasını gösteren listeye göre 10. sırada olan zengin bir sultan. Bu sultan ülkedeki çoğu alt yapı yatırımlarını ve cami gibi kamu binalarını kendi parası ile yaptırması ile biliniyor. “Zaten ülkenin tüm gelir paraları kendi kasasına akıyordu. Azıcığını vermiş de ne olmuş yani?” diyeniniz olabilir ama Sultan veya kral olup ta zenginliği sadece kendine saklayan örnekler çok değil mi? Sonuçta monarşik bir düzenden bahsediyoruz. Sultan Kabus babası ve diğer ataları gibi “Tüm paramı mezara götüreceğim! Kim karışır?” ya da Devletin yolundan bana ne? Kıyıdan Hacer Dağları eteklerine kadar iyi yol olsa yeter.. Dağdan sonrası beni ırgalamaz arkadaş!” diyebilirdi. Ama dememiş ve iyi de yapmış. İşte bu muazzam cami de, ülkenin hemen her şehrinde kendi adı ile yaptırdığı diğer camiler gibi, kendi parası ile yaptırdığı kamusal binalardan bir tanesi.

1991 yılında Sultan Kabus, annesi adına bir Cami yaptırmak ister ve bunun için birçok mimarın katıldığı bir proje yarışması düzenlenir. Londra’da yaşayan fakat Ummanlı bir mimar yarışmayı kazanır, caminin yapımına başlanır. Sultan, 2020 yılında vefat ettiğinde de cenaze namazı bu Camide kılınmış.

Caminin İslam’ın 5 şartını simgeleyen 5 adet minaresi var ve ana minare diğerlerinden daha da büyük (90 metre). 416.000 m2‘lik bir alana yerleştirilmiş camide, avlu da göz önüne alınırsa; 20.000 kişi aynı anda ibadet edebiliyormuş. Caminin etrafında oluşturulan bahçe ve koridorlar, ona çok ayrı bir güzellik katıyor. Zeminde kullanılan mermerler İtalya’dan getirilmiş.

Ben çok az caminin içinden ve/veya dışından etkilenmişimdir. Bunların çoğu da Mimar Sinan Camileri olmuştur. Yeni camileri ne kadar büyük olurlarsa olsunlar kişiliksiz ve duygusuz, insanı ulu yaradan için ibadet edilen yerler imajından uzak görmüşümdür. Ama Maskat’taki Sultan Kabus Ulu Camisi insanı hem dışından ve hem de içinden çok etkiliyor. Hele bir de uzaktan şahit olduğumuz gece ışıklandırması var ki değmeyin gitsin.

Caminin 6500 kişinin aynı anda ibadet edebildiği ana mabet bölümünde var olan 8 ton ağırlığındaki büyük avize insanı hayretler içinde bırakıyor. Avize Avusturya’dan getirilmiş Savarovski taşlardan yapılmış ve avizede 1122 ampul kullanılmış. Esas hayrete düşüren ise avizenin içinde 7-8 kişinin yürüyebileceği bir merdiven sisteminin yapılmış olduğu bilgisi. Böylece bakımı rahatlıkla yapılabiliyormuş. Camide ayrıca 34 adet küçük avize de bulunuyor.

Caminin bir diğer özelliği ise ana mabet içindeki halısı. Halı yekpare olup, tamamen burası için 600 İranlı kadın tarafından 4 yıl boyunca ve 85 ayrı parça olarak dokunmuş. Daha sonra Camide birleştirilmesi yapılmış.

Kadınlar için olan taraf ise daha küçük ve daha az gösterişli. İlk olarak buraya girince “Bu mudur Ulu Cami dedikleri?” demiştim kendi kendime. Ama ana mabedi görünce “Budur Ümit’cim!” dedim tabii ki..

Bahçede bulunan ve Hindistan’dan getirilen Asoca Ağacı, özellikle Kraliyet ailesine ait yapılarda veya önemli binaların etrafında süsleme amacıyla kullanılan bir ağaçmış.

Sırası geldi Sultan Kabus’tan biraz daha bahsedelim diyorum. Modern Umman’ın kurucusu olmasını aslında ben bu adamın kaderi değil, kendisine verilmiş bir vazifesi olarak düşünüyorum. 1940 yılında doğduktan sonra ilk eğitim yıllarını Salalah’da geçirmiş. 16 yaşında ise İngiltere’ye eğitime yollanmış. 20 yaşında İngiliz Kraliyet Askeri Akademisine girmiş. Buradaki eğitimden sonra İngiliz ordusunda hizmet vermiş. Arkasından kendisine eşlik eden bir İngiliz Askeri diplomat ile dünya turuna çıkmış ve görgüsünü artırmış. Umman’a dönünce babası onun fikirlerinden ve o fikirlerin uygulanması halinde saltanata olacak olan etkilerinden korkmuş olsa gerek, onu Salalah’da sarayda ev hapsine yollamış. Sultan Kabus, İngiliz dostları yardımı ile babasını devirip kendisi saltanatı devralmış. Babasını ise İngiltere’ye sürgüne yollamış.

Sultan Kabus bence başlarda İngiltere’ye olan borcunu ödemiş. Petrolün Umman topraklarında bulunduğu ilk yıllarda %100’ü İngiltere’ye ait olan petrol gelirlerinin, zaman içerisinde, %60 hakkını Umman için alabilmeyi becermiş. Ülkenin zengin kıyısı ile fakir dağlık iç bölge kabile halklarını birleştirmeyi ve birleşik Umman Sultanlığı’nı kurmayı başarmış. Geliri alt ve üst yapılara, yola, hastaneye okula harcamış. Yönetim hala monarşik düzen ama diğer Arap Yarımadası ülkelerine göre kendilerine has yönetim şekilleri var. Ülkedeki bazı uygulamalar, bulunduğu coğrafyanın gerektirdiği şekilde bırakılmış ya da bırakılmak zorunda kalmış. Tam olarak bilemiyorum ama işte tam da burada Mustafa Kemal Atatürk’ün benzersiz özelliği ve kökten devrimciliği kapatılamaz bir fark yaratıyor. Yine de Sultan Kabus’a saygı duyduğumu ifade etmeliyim.

İşte Maskat içinde gezdiğimiz Müze gibi Kraliyet Opera Binası da, Sultan Kabus’un Avrupa’da aldığı eğitimin, dünya gezisi ile edindiği uluslararası sanata ve kültüre dair izlenimlerin ülkeye yansıtılması olsa gerek. Arap Yarımadasının ilk opera binası 2011 yılında hizmete açılmış. Tek kelime ile muhteşem bir yapı. Maskat’taki hemen her bina gibi dışarıdan bembeyaz renkte ve düz bir bina gibi gözüküyor. Binanın içinde ise kendinizi kaybedeceksiniz. Gezi öncesi bu salonda bir eser izleyebilmek için çok bakındım ama maalesef biz orada iken programlı bir performans yoktu.

Aracınızı ücretsiz park yerine park edebiliyorsunuz. Burası aslında bir kompleks. Yan tarafa güzel sanatlar le ilgili binalar ve alış veriş merkezi yapmışlar. Opera binasına gezi için giriş ücretli ve 3,15 OMR. Bir rehber eşliğinde gezebiliyorsunuz.

Opera binasının fuayesi müthiş. Tavan döşemeleri, daha sonra gezeceğimiz Jabrin Kalesi (Jabreen Castle) tavan süslemelerinden esinlenilerek yapılmış. Modernite ile yerel mimari sanatın bir araya gelince yaratılabilecek olan güzelliğinin en iyi örneklerinden. Yer döşemelerindeki mermerler yine Ulu Camide olduğu gibi İtalya^dan.

1100 kişilik salon ise ayrı bir dünya. Sahnede inanılmaz bir derinlik yaratılmış. Sahne döner bir sahne ve yerden yukarıya çıkabilen platformlar varmış. Orkestra yeri aşağı bölümde olduğundan gözükmüyor.

Her bir sıranın arkasında birer küçük ekran var. Buradan bir kaç dilde tercüme yapılarak performansı yapılan eseri herkesin anlamasına olanak sağlanıyor. Üst katta krala ait loca ve yanlarda da kraliyet ailesine ait başka localar var. Çok güzel bir mekan. Maskat’ta mutlaka gezilmeli.

Opera binası sonrasında Maskat’ın Qurum Bölgesini gezmeye gittik. Bu bölge Maskat’ın en güzel ve lüks semtlerinden bir tanesi. Qurum’da sahilde yürümek çok zevkliydi.

Burada ayak üstü yiyebileceğiniz yerlerden D’Arcy’s Kitchen Shatti tavsiye edilen atıştırmalık yemek yeme yerlerinden biri olarak bulunuyor.

Maskat benim gördüğüm en temiz ve en güvenli şehirlerden. Kimseden rahatsız olmuyorsunuz. Herkes kendi işinde. Size her zaman yardımcılar. Bir tek trafikte araç kullanmalarını sevmedim. Hemen dibinizden takip etmeye bayılıyorlar. Bu arada Maskat’ta araç kullanırken ceza yeme olasılığınız çok yüksek. Bunca yıllık araç kullanmışlığımda 4 kez ceza yedim, bir tanesi Maskat’ta araç kullanmam sırasında oldu. Maskat içinde araç kullanmak kolay ama çıkışları ve girişleri kaçırmadan yakalamak zor. Araçları benzin ne seviyede ise öyle alıp, öyle de teslim ediyorsunuz. Aracınızın yaktığı benzine ödeyeceğiniz rakam komik.

Yemek işi ayrı bir bölüm ama yemek yiyebileceğiniz mekan isimleri de verelim. Maskat’ta bir akşam yemeğini Mall of Muscat içinde Bazza diye bir yerde yedik, bir özelliği yoktu. İstanbul’a dönüş gecemizde ise Ghubrah bölgesinde Dukanah Cafe adlı bir yerde dürüm et yedik. Hem otantik Umman ortamı ve hem de leziz ayak üstü yemekleri ile kesinlikle tavsiye edeceğim bir mekan.

Belki Sultan Kabus Ulu Camisine gitmeden önce sabah kahvaltısını bile burada yapabilirsiniz. Benim planım bu idi ama belki Bandar Khayran’a geç kalırız korkusu ile yapamamıştık.

Maskat için sizlerle paylaşabileceklerim bunlar..

Esas Umman gezisi bundan sonra başlıyor..

Gezekalın

Dr Ümit Kuru

18.02.2023