• Arşivler

  • Diğer 534 aboneye katılın
  • Mart 2013 den beri

    • 391.216 ziyaretçi
  • Mayıs 2026
    P S Ç P C C P
     123
    45678910
    11121314151617
    18192021222324
    25262728293031

Bir Ülke, İki Zaman: Güney Kore / Seul-1. Gün

Girişiydi, genel bilgileriydi derken Kore gezimizin gün ve gün anlatımına başlama zamanı geldi. Buyrun bakalım İstanbul Havaalanında grubun buluşmasından, Seul’e varış ve ilk gün gezilerimizin hikayesine!

Geziye 14 kişi ile başladık ve şükürler olsun ki 14 kişi sağsalim bitirebildik. Mutlu gittik ve çok mutlu döndük. Gezi organizasyonu, gezinin rehberliği ve yönetimi gayet güzeldi. Bu nedenle tur programımızı istediğimiz şekliyle organize eden tur firması sahibi Özgür Gülün‘e ve programı eksiksiz gerçekleştirip, bilgilerini bizlerle paylaşarak rehberliğimizi yapan Seden Edgü‘ye teşekkür etmemiz gerekiyor.

On saatlik uçuşumuza biraz gecikmeli olarak başladık. Asian Air koltuk araları biraz dar ama ikram kısmı fena değildi. Uçak içi eğlencelik bölüm ise, bence, Asian Air’de tam bir felaket. Seul Incheon Havaalanı’na varışımız da beklenenden 1 saat kadar geç oldu. Bu gecikme ince ince hesaplanmış ama biraz sıkışık olan programımızı, daha da sıkıştırdı. Bugün yol yorgunluğumuzda,işin bonusu olacak.

Yerel rehber Adela, bizi elinde Hoşgeldiniz “Ümit Kuru ve Dostları” tabelası ile karşıladı ve Kore içindeki seyahatimiz de böylece resmen başlamış oldu. Havaalanından, Seul’e kadar yaklaşık 1,5 saatlik bir yolumuz oldu ve ayağımızın tozu ile ilk gezi yerimiz olan Seul’deki Kore Ulusal Müzesini ziyarete gittik.

Yongsan semtindeki Ulusal Müze, Güney Kore’deki, Kore tarihi ve sanatının amiral gemisi müzesi ve sadece Kore’nin değil ama aynı zamanda Asya Kıtasının da en büyük müzelerinden bir tanesi. Müze çok büyük ve müzenin kurulu olduğu tepeden, karşıdaki N Seul Tower gözüküyor. Müze, pazartesileri hariç, her gün 10:00-18:00 arası açık. Kore gezisine buradan başlamak, gezilecek ülke hakkında bir fikir sahibi olmak için çok doğru bir tercihti. Aslında Kore’nin İmparatorluk Hanedanlığı, ilk müzeyi 1909 yılında saray içinde kurmuş. 1945 yılında kurulan ulusal müzenin çekirdeğini, bu ilk müzedeki eserler oluşturmuş. 2005 yılında da müze bugünkü yerine taşınmış.

Müzeyi yaklaşık 1 saat kadar gezebildik. Çünkü esas olarak Changdeokgung Sarayı ve Saklı Bahçesini ziyaret etmemiz ve oradan da Nanta Show’un saat 17:00 deki gösterisine yetişmemiz gerekiyor. Bu güzel müzeyi koştura koştura gezmek zorunda kaldık.

Kore Ulusal Müzesinde altı kalıcı sergi bölümünde 12.000’den fazla eser sürekli olarak sergileniyormuş. Müzede Düşünen Bodhisattva, Goryeo Seladon Ajurlu Brülör, Gyeongcheonsa Tapınak Alanı’ndan On Katlı Pagoda ve Silla’dan Altın Taç gibi Kore’nin önemli tarihi ve ulusal hazineleri bulunuyor.

Ben özellikle Üç Krallık Dönemi arkeolojik eserlerinin yer aldığı bölüme, 1. kata vakit ayırdım. Gyeongju’daki Silla Krallığı’ndan kalma göz alıcı altın taç da bu müze sergileniyordu ama ziyaretimizde müzedeki yerinde olmadığından onu göremedik.

2. kattaki hat ve resim salonlarının bazıları da geçici olarak kapalıydı. 3. kat ise Buda Heykellerinin bulunduğu kat ve bu kata ait tek kare bile fotoğraf çekmeye vaktim olmadı. Düşünceli Budha Heykelini bile koşturmaktan atlamışım. Kore Ulusal Müzesi’nin birinci katında yer alan ve yanda fotoğrafını gördüğünüz 10 katlı Gyeongcheonsa Pagodası’nı fotoğraflayarak müze gezisini tamamladık. Müzenin resmi web adresi www.museum.go.kr/MUSEUM/main/index.do. Buradan müzenin durumunu önceden takip edebilir ve son durum hakkında bilgi sahibi olabilirsiniz. Ben bu kısmı önceden neden yapmadım, anlamadım.

Müzenin hızlıca gezilmesi sonrasında Changdeokgung Sarayı‘na doğru yola çıktık. Seul’de hem tarihi hem de kültürel açıdan önemli olan 5 tane kraliyet sarayı bulunuyor. Bu saraylar, Joseon Hanedanı döneminden kalma ve ziyarete açık. Seul’deki kraliyet saraylarının isimleri sırası ile şunlar; Gyeongbokgung, Changdeokgung, Changgyeonggung, Deoksugung, Gyeonghuigung. Biz bu saraylardan Changdeokgung’u ilk gün gezeceğiz. Gyeongbokgung‘da 2. gün nöbet değişimini izleyeceğiz. Otelimize gelip giderken ise Deoksugung‘un kapısının önünden geçip, duracağız. Tarih boyunca en az dört farklı dönemde (Baekje Krallığı, Joseon Hanedanı, Kore İmparatorluğu ve modern Güney Kore) başkentlik yapmış olan Seul’e saraylar şehri demek yakışır.

Korece “Gung”, Türkçe’de “Saray” anlamına geliyor. Gyeongbokgung, Joseon Hanedanlığının en eski, en büyük ve ana sarayıdır. Türkçe “Fazileti Parlayan Saray” anlamına gelen Changdeokgung, UNESCO Dünya Kültür Mirası Listesinde olan bir eser ve burayı gezerek, aslında Kore’deki ilk UNESCO Listesi eserini de ziyaret etmiş olacağız. Kore ziyaretimiz boyunca 12 tane UNESCO Listesi eserini gezeceğiz. Kore’de toplamda 17 tane UNESCO Kültür ve Doğa Mirası Listesi eseri bulunuyor.

Changdeokgung, Seul’deki en büyük saray olmasa da, hem yerlileri hem de yabancıları büyüleyen sade güzelliğiyle ve “Gizli Bahçesi (Secret Garden)” ile ünlü. Saray pazartesileri hariç her gün 09:00-18:30 saatleri arasında gezilebiliyor. Eğer ulusal kıyafetler (Hanbok) içinde sarayı gezerseniz, giriş ücreti ödemezsiniz. Aşağıda bu sarayın gezilecek yerlerinin bir listesi mevcut.

  1. Donhwamun Kapısı …………………….9. Nakseonjae Salonu…………..17. Gwallamjeong Köşkü
  2. Geumcheongyo Köprü……………..10. Yeonghwadang Köşkü……..18. Ongnyucheon Deresi
  3. Injeongmun Kapısı…………………….11. Buyongjeong Köşkü……….. 19. Yeni Seonwonjeon Tapınağı
  4. Injeongjeon Salonu ………………….12. Buyongji Göleti………………………..
  5. Seonjeongjeon Salonu ……………13. Juhamnu Köşkü……………………….
  6. Huijeongdang Salonu………………14. Aeryeonji Göleti………………………
  7. Daejojeon Salonu……………………..15. Yeongyeongdang Salonu………
  8. Seongjeonggak Salonu…………..16. Seonhyangjae Salonu…………….

İlk olarak Joseon Kralı Taejong, 1412 yılında burayı ikinci saray olarak inşa ettirmiş. Saray 1592’de Hideyoshi istilası sırasında Japon birlikleri tarafından yakılıp, yıkılmış. 19 yıl sonra, Joseon Hanedanlığı’nın 15. Kralı, sarayı yeniden inşa ettirmiş ve burası daha sonra kraliyet ikametgahı ve hükümet merkezi olarak hizmet vermiş.

1907’den itibaren Kore’nin son İmparatoru, soldaki fotoğraftaki Kral Sunjong, 1910’daki istifasından sonra bile, 1926’daki ölümüne kadar Changdeokgung’da ikamet etmiş. Nitekim kraliyet ailesinin son üyeleri 1989’a kadar burada yaşamışlar.

Sarayda mimari olarak Joseon dönemine özgü, doğayla uyumlu mimari tarzı benimsenmiş. Binalar, topografyaya göre asimetrik şekilde inşa edilmiş. Saray bu özelliğiyle Gyeongbokgung’dan ayrılıyor. Orada saray yerleşimi Çin etkisindeki Konfüçyüsçü düzen anlayışına uygun olarak simetrik bir eksen üzerine kurulmuş. Ana eksen üzerinde kralın resmi görevlerini yürüttüğü yapılar sıralanıyor. Gyeongbokgung’da mimari yapılar ana kapı Gwanghwamun’dan başlayarak kuzeye doğru sıralanan bir eksen üzerine, güney-kuzey doğrultusunda yerleştirilmiş (Bu düzen, doğu felsefesinde “doğal düzen”i simgeliyor).

Kore geleneksel saray mimarisinde yapılar taş temeller üzerine inşa edilmiş ahşap strüktürlerden oluşuyor. Eğimli, zarif çatı hatları ve renkli süslemelerle dikkat çekiyor. Zamanında tek bir çivi bile çakmadan, ahşabı anahtar ve kilit sistemi ile geçmeli şekilde inşa etmişler. Binaların ısıtılması “Ondol” denen bir sistemle alttan ısıtma şeklinde oluyor. Yani yerden ısıtma sistemi tarihte ilk olarak Korelilerin icadı ve arkeolojik bulgular, ondol benzeri ısıtma sistemlerinin Kore Yarımadası’nın kuzey bölgelerinde —özellikle günümüz Kuzey Kore’sindeki yerleşimlerde— MÖ 1000 civarında kullanıldığını gösteriyormuş. Mutfak ocağından çıkan duman, taş kanalların altından geçerek taş zemini ısıtıyor. Isı, mutfaktaki ocaktan (agungi) çıkan dumanla üretiliyor ve yer altındaki kanallardan geçerek dışarı atılıyor. Bu arada zemin ısınıyor. Atasözlerini seven bir arkadaşımın sözleri ile Ondol için Koreliler şöyle derlermiş; “Sıcak Taş Sıcak Kalptir”.

Zeminin ısıtılması,kültürel olarak yere oturma ve yer yatağında yatma geleneğini doğurmuş. Yukarıda size hem geleneksel olarak Kore ondol sistemi ve hem de geçme ahşap yapı kuran bir ustanın videosunu paylaşıyorum. Bu usta küçük bir evin, sadece küçük bir odasını geleneksel yöntemlerle yapıyor. Bunu bir de sarayın dev ahşap kapı ve yapıları için düşünürseniz, geçmişte nasıl bir ustalık ve iş gücü uygulandığını anlayabilir ve zamanın ustalarını takdir edebilirsiniz.

Sarayın en ilgi çekici ana bölümleri; Sarayın ana giriş kapısı ve 1412’de inşa edilmiş olan Donhwamun Kapısı. Bu kapı, Kore’deki en eski ahşap saray kapılarından birisi. Kapıdan girince 1411 yılında inşa edilmiş Geumcheongyo Köprüsü üzerinden geçiyorsunuz. Bu, Seul’de günümüze ulaşan en eski taş köprülerden biridir.

Changdeokgung üç alandan oluşur: İdari bölüm, yaşam alanları ve gizli bahçe. Injeongmun Kapısı’dan, resmi törenlerin ve taç giyme merasimlerinin yapıldığı ana bina olan Injeongjeon (Taht Salonu)’a giriliyor. Bu kapı ilk olarak 1418 yılında inşa edilmiş. Mevcut kapının ise Injeongjeon’un yeniden inşa edildiği 1745 yılında inşa edildiği varsayılmakta.

Pyeonjeon, Joseon Hanedanı döneminde kralın günlük işleriyle ilgilendiği, resmi olmayan toplantılarını yaptığı küçük salon veya ofis anlamına geliyor. Kralın günlük işlerini yürüttüğü çalışma binası ise Seonjeongjeon diye adlandırılıyor. ‘Seonjeong’, ‘siyaseti ve eğitimi yaygınlaştırmak’ anlamına gelir ve Seonjeongjeon, kralın resmi ofisidir (Pyeonjeon).

Kral ve tebaası Seonjeongjeon’da devlet işlerini tartışırken, kralın solunda ve sağında oturan tarihçiler, Sacho adı verilen toplantının içeriğini kaydederlermiş.

Sarayın merkezinde “Huijeongdang” adlı kral konutu ve hemen arkasında, “Daejojeon” adlı bir kraliçe konutu bulunuyor. Genellikle saraydaki her binanın çatısında bir çıkıntı bulunur, ancak Daejojeon’da bu çıkıntı yoktur. Bu, Daejojeon’un nerede olduğunu gösteriyor. Bu Korece isimleri akılda tutmak mümkün olmayacaktır ama en azından yazımın bir bölümünde kayıtlı şekide kalsın istedim. Sonuçta bu yapıları gezdik mi? Evet, gezdik ve fotoğrafladık!

Daha sonra sarayın “Gizli Bahçe” denen bölümünü gezdik. Bu bölüm saraydan ayrı olarak ve ayrı bir ücretlendirme ile geziliyor. Gruplar için randevu ile gezme yapılıyor. Gezecek grubun başına mutlaka bir saray rehberi veriliyor ve gezi o şekilde tamamlanıyor.

Bahçe gerçekten çok güzeldi. Nanta Show saatine yetişmenin verdiği sıkıntı ile bu kısmı da daha hızlı gezmek zorunda kaldık. Aslında reberli gezi yaklaşık 1 saat sürüyor, biz yarım saate sığdırmaya çalıştık. Yine de hızlıca tüm bölümleri gezebildik.

Gizli bahçede belirli dönemlerde yapılmış göletler, pavyonlar mevcut. Ortam gerçekten çok güzel ve bu güzel saraya kadar gelmişken, gizli bahçeyi gezmeyi de asla ihmal etmeyin derim.

Saray ve gizli bahçe gezilerimizden sonra Myeong-Dong Caddesi‘nde bulunan Nanta Tiyatrosu‘na gitmek için yola koyulduk. Myeong-Dong, “Parlak mağara” anlamına geliyor. Burası, Seul’un ana alışveriş, geçit töreni ve turizm bölgelerinden biri olup çoğunlukla ticari bir alan olarak kullanılıyor. 2011, 2012 ve 2013 yıllarında bu cadde dünyanın en pahalı dokuzuncu alışveriş caddesi olarak listelenmiş. Bölge katedrali, Nanta Tiyatrosu ve bir de sokak lezzetleri ile ünlüdür.

Yorgunluktan artık iyice düşmemize rağmen, Myeong-Dong Caddesinde kısa bir yürüyüş sonrası Nanta Tiyatrosundaki şova yetişebildik. Nanta Show, Song Seung-Whan tarafından yaratılan ve geleneksel “samul nori” ritmini içeren sözsüz bir komedi gösterisi. Adından da anlaşılacağı gibi samul nori, dört geleneksel Kore müzik aletiyle icra edilir: Küçük bir gong (kkwaenggwari), daha büyük bir gong (jing) , kum saati şeklinde bir davul (janggu) ve buk adı verilen bir fıçı davul ile icra ediliyor.

Seul’deyseniz, Nanta Shovu mutlaka seyretmelisiniz. Tam adıyla Cookin’ NANTA, Seul’de uzun yıllardır sahnelenen, müzik, dans ve mizahı birleştiren dünyaca ünlü bir sahne gösterisi. Söz olmamasına rağmen, sanatçıların mimikleri, akrobatik hareketleri, performansları muhteşemdi.

Gösteri, bir restoran mutfağında çalışan dört şefin hikâyesini anlatıyor. Gösteri, patronun mutfağa gelip şeflere “Bu akşam saat altıya kadar büyük bir düğün yemeği hazırlayacaksınız!”demesi ile başlıyor. Ama hazırlık için çok az zaman kalmıştır ve mutfak tam bir kaos içindedir. Gösteri boyunca şefler sebze doğrarken, tencerelere vururken, tabakları dizerken ritim tutar, mutfaktaki her eşyayı (bıçak, kepçe, tava, şişe, tahta kaşık) birer müzik aleti gibi kullanırlar. Komik aksilikler yaşanır ve aralarında küçük yarışmalar yaparlar. Zamanla mutfakta çalışmak onlar için kaostan, eğlenceye dönüşür.

Yaklaşık 1,5 saat süren bir performans izliyorsunuz. Pazartesi Cuma: 17:00 ve 20:00 saatleri arasında günde iki kez, cumartesi günleri saat 14:00, 17:00 ve 20:00 olmak üzere 3 kez ve pazar günleri 14:00 ve 17:00 arasında olmak üzere günde iki kez gösteri var. Bu şovun bir diğer benzeri de Jeju Adası’nda sergileniyor. Seul’de gidemezseniz ve belki yolunuz düşerse orada da seyredebilirsiniz.

Gösteri sonrasında, Myeong-Dong Caddesinde sokak aralarında tezgahlarını açmış sokak lezzetcileri arasından geçtik. Artık sınırlarımızın sonlarındayız. Daha önce randevusu alınan ve aynı cadde üzerindeki tipik bir barbekü restoranına grupça girdik. Kore barbeküsü, soju-bira ikilisi ve Kore mezeleri ile ilk buluşmamızı burada gerçekleştirdik. Herşey tek kelime ile nefisti.

Sonrasında otelimize yerleştik. Grubun diğer üyelerini bilmem ama biz neredeyse bavul açmadan yatağa düşmüşüz. Bir süre sonra ve gecenin ters bir vakti, maalesef Türkiye saatine kurulu biyoritmimizle, Seul’de kargalar bile uyanmadan, dikildik ayağa. Yeniden uyumalar ve uyanmalarla sabahı zor ettik. Tabii ki sonunda uyuya kalmışız. Gezi hayatımızda ilk defa yeni günün gezisinin başlamasına 15 dakika kala uyandık. Kahvaltı edemeden, yeni bir gezi gününe merhaba dedik..

Gezekalın..

5.11.2025

Dr Ümit Kuru

Bir Ülke, İki Zaman: Güney Kore / Genel Bilgiler ve Gezi Sonrası Öneriler

Sevgili Sanal Gezginler ve Güney Kore’ye seyahat niyetine girmiş olan dostlar..

Kore gezimiz öncesi derlediğim genel bilgileri ve gezimiz boyunca edindiğim deneyimlerimi başlıklar halinde aşağıda sizlerle paylaşmak isterim. Bu yazının Kore gezinizde sizlere çok yardımı olacağına, seyahate başlamadan gereken bazı hazırlıkları daha ülkedeyken yapmanızı sağlayacağına ve gezdiğiniz ülkeyi anlamanıza yardımcı olacağına eminim. Doğrusu ben her seyahat öncesi bu tür hazır ve “hap” halindeki bilgileri ararım. Ne yazık ki eskiden çok fazla bulamaz ve eksikliğini çok hissederdim. Günümüz seyahat yazılarında artık daha fazla beklediğim türden yazılar bulabiliyorum ama yine de çok değiller. Bu yazıyı sıkıcı ve uzun bulsanız da, bu yönden değerlendirmenizi isterim.

GÜNEY KORE İÇİN EN UYGUN AYLAR HANGİLERİDİR? SAKURA ZAMANI SARARAN YAPRAKLAR?

Güney Kore’yi gezmek için en uygun dönemler genellikle ilkbahar (nisan–mayıs) ve sonbahar (eylül–ekim) ayları olarak biliniyor. Nisan-mayıs ayları Seul, Busan ve Jeju’da sakura zamanıdır (Kiraz çiçekleri).Bu zamanda ortalık pembemsi beyaz bir renge bürünür. Bu nedenle bu mevsimde ülkeyi ziyaret eden turist sayısı biraz fazla olur ve oteller nisbeten pahalıdır. Biz gezimizi sonbaharda Kore’de olacak şekilde düzenledik.

Eylül-ekim ayları Kore’de havanın serin, daha az yağışlı olduğu dönemdir. Ekim sonlarına doğru sonbahar, ağaçların cinsine göre, yaprakların rengini kızartır ya da sarartır. Biz Ekim ayı ortalarında geziye başladık. Yaprakları beklediğim kadar sarı ya da kırmızı bulamadım. Güney Kore yemyeşil bir ülke. Ağaçlar yapraklarını yeni yeni kızartıyor ve sarartıyordu. Kore’nin güneyini gezip, İstanbul’a dönüş için tekrar Seul’e geldiğimizde yapraklar daha sarı renkli, akçaağaçlar yapraklarını yeni yeni kızartmışlardı. Yukarıda Naime’nin akçaağaçların kızarmış yaprakları ile fotoğrafı, gezinin son gününde çekildi. Bizden sonraki 7-15 gün içinde yaprakların rengi iyice sonbahar renklerine bürünecekti. Gezi işleri her zaman önceden planlandığı gibi olmuyor. Bazen o kadar akçaağaç içinde, kızarmış yaprakları ağaç aramanız gerekecek, ve o tek bir ağacı bile buldu mu sevineceksiniz.

GÜNEY KORE SEYAHATİ İÇİN VİZE GEREKLİ MİDİR?

Kasım 2025 itibarıyla Güney Kore’ye seyahat edecek herkesin, muafiyeti olanlar hariç, elektronik vize alması gerekiyor. Yeşil pasaporta sahip olanların da bu vizeyi alması isteniyor. Muafiyet uygulanan kişiler ise giriş tarihinden itibaren, 17 yaştan küçük ve 65 yaştan büyük olanlar olarak tarif ediliyor. Bu muafiyete sahip olanların, ayrıca bir varış formu (arrival form) doldurması bekleniyor. Bu form uçakta dağıtılıyor ya da Seul’e vardığınızda, pasaport öncesi, havaalanında alınabiliyor.

K-ETA (Korea Electronic Travel Authorization) için resmi bağlantı adresi: https://www.k-eta.go.kr. Bunun dışındaki siteler genellikle aracı firmalar ve fazladan ücret talep edebiliyorlar. Aman bu kısma dikkat edin ve arama motoruna “kore vizesi” yazdığınızda karşınıza çıkan sponsorlu ilk aracı firma sitesine para kaptırmayın. Garantisiz iş yapmayın.

Bu vize için 10.000 Kore Wonu (KRW) yani yaklaşık 7–8 ABD Doları ödenmesi ve bunun da kartla yapılması gerekiyor. K-ETA formu aşama aşama dolduruluyor. Yanınızda biyometrik vesikalık fotoğrafınızın ve pasaportunuzun bulunması gerekiyor. Form elektronik ortamda yolladıktan sonra, genellikle 24–72 saat içinde sonuç alınıyor (Bize aynı gün onay gelmişti). Ancak siz yine de seyahatten en az 15-30 gün önce bu elektronik vize için başvurun derim. Bu vize onaylandığı tarihten itibaren 3 yıl geçerlidir. Ancak eğer pasaportunuzun geçerlilik süresi 3 yıldan kısa ise vizeniz, pasaportunuzun son kullanma tarihine kadar geçerli oluyor. Bu süre içinde aynı pasaportla birden fazla kez ülkeye giriş yapılabiliyor. Vize işleri resmi ve değişebilen konular olduğundan, her seferinde vize prosedürlerini yeniden kontrol etmenizi ve buradaki paylaştığım bilgilere değil, resmi sitedeki bilgileri dikkate almanızı öneririm.

GÜNEY KORE’YE NASIL GİDİLİR ?

İstanbul Havaalanından, Seul’e (Incheon Uluslararası Havaalanı) doğrudan uçuşlar var. Türk Hava Yolları, Korean Air ve Asian Air bu uçuşları doğrudan yapan firmalar. Uçuşumuzu, fiyat daha uygun diye, Asian Air ile yaptık. Gidişimiz 10.5 saat, dönüşümüz ise 12 saat kadar sürdü. Hem gidiş ve hem de dönüş uçuşları zamanında oldu. Tabii ki beklemesi daha uzun olabilen, ancak belki daha ucuz başka uçuş da bulabilme şansınız var. Bizim gezilerde, bu kadar vaktimiz olmadığından doğrudan uçuşları aramak tercihimiz oluyor.

GÜNEY KORE HAKKINDA GENEL VE KISA BİLGİLER

Güney Kore’nin başkenti Seul. Ülkenin yüzölçümü yaklaşık 100.000 km² ve 2025 yılı tahmini nüfusu yaklaşık 52 milyon. Seul’ün nüfusu 9,4 milyon ama Seul’e bağlı periferik bölgeler olan Incheon ve Gyeonggi Eyaleti ile birlikte düşünüldüğünde nüfusu yaklaşık 26 milyon kişiye ulaşır. Bu da Seul metropol alanını, dünyanın en kalabalık şehir bölgelerinden biri yapıyor. Bunun bir diğer anlamı, Seul’de trafik bir felaket! Bir noktadan diğerine ulaşım zaman alabiliyor. Otobüsler için ayrılmış ayrıcalıklı yollar biraz turist otobüslerini rahatlatsa da yeterli değil.

İnsanları çok yardımsever. Güvenli bir ülke. Gece gündüz tek başımıza da sorun yaşamadan gezebildik. Akşamları sokaklarda olmayı, iş çıkışı toplanıp yemeyi, içmeyi seviyorlar. İçki tüketiyorlar ve genetik olarak bir enzim eksikliği nedeni ile çabuk sarhoş oluyorlar. Ama çevreye rahatsızlık vereni gezi boyu görmedim.

Ülke, başkanlık tipi demokratik cumhuriyet şeklinde yönetiliyor. Kore’nin dünya çapında ve çok güçlü bir eğitim sistemi var. Ancak rekabete dayalı sınavlar ve sıkı eğitim sisteminin, çocukları ve aileleri çok zorlaması nedeni ile ülkede intihar vakaları da görülebiliyor. Sistemin bu hali şikayetlere konu olabiliyor.

Güney Kore ulusal bayrağı Joseon Hanedanlığı döneminden beri benimsenmiş. Ortada eşit olarak ve kusursuz bir dengeyle ikiye bölünmüş tegık çember yer alıyor. Bu çember birbirine karşıt olan ama kusursuz bir uyum ve denge oluşturan evrensel güçleri yani yin ve yang‘ı temsil ediyor. Üstteki kırmızı bölüm yang’ı alttaki mavi bölüm yin’i simgeliyor.

Bayrağın dört köşesindeki üçlü çizgiler karşıtlık ve uyumu anlatır. Sol üst köşedeki çizgiler cennet ve gökyüzünü, sağ üst köşedeki çizgiler suyu, sol alt köşedeki çizgiler ateşi, sağ alt köşedeki çizgiler ise yeryüzünü temsil ederler. Bayrağın beyaz fonu, Kore halkının katıksız saflığını ve barışsever kişiliğini anlatır. Bayrağın bütünü, Kore halkının evrenle uyum içinde yaşama ülküsünü simgeler.

KORE’DE PARA DEĞİŞİMİ

Kore para birimine Won (KRW) deniyor. Biz orada iken 1 Amerikan Doları’nı 1400-1440 Won ile değiştirebiliyorduk. Kore’de harcamalarınızı Won dışında başka bir para birimi ile yapmanız pek mümkün değil. Mümkün olsa da kurdan çok zarar edersiniz. Onun için en iyisi paranızı daha havaalanındayken, az da olsa, bozdurmanızdır. Yemek, içecek, alışveriş derken ülke parası gerekebiliyor. Şehir içindeki exchange bürolarından, oranı iyi olanlardan da istediğiniz kadar bozdurmanız uygun olur. Kredi kartlarınızı da rahatlıkla kullanabiliyorsunuz.

KORE’DE İNTERNET KULLANIMI

İnternet altyapısı dünyanın en hızlılarından birisi olan ülkede, otellerde ve bazı alanlarda ücretsiz wifi bağlantısı var. Buradan giderken aktifleştireceğiniz e-sim uygulamalarınızı kullanabildiğiniz gibi, oradan kiralayabileceğiniz internet boxlarını yanınızda taşıyarak da internet kullanım işinizi halledebilirsiniz. Bizim grupta çoğumuz son yöntemi tercih etti ve yerel rehberden bizim adımıza internet boxlarından kiralamasını istedik. Havaalanında karşılanma sonrası bu kutular bize verildi ve gezi boyu onları kullandık

15 günlük sınırsız internet için 50.700 won (yaklaşık 1500 TL) ödeme yaptık. Aynı kutuya 4 kişi bağlanıp, ücreti bölüşme şansınız da var. Ancak paylaşımcılar birbirlerinden ayrılınca internet bağlantınız kopabiliyor. Bu nedenle bu yöntem özellikle beraber gezecek aileler veya aynı odayı paylaşacak gezginler için uygun. Büyüklüğü, yukarıda fotoğrafta gördüğünüz gibi, avuç içi kadar. Günlük 2 gb internet kullanımı için, 15 gün boyunca 37.700 Won ödemek de bir seçenek.

KORE GEZİNİZDE KONAKLAMA

Otelimizi Myendong Bölgesinden seçtik. Burada iki ayrı otelde, 4 gece konaklama yaptık (özellikle Courtyard by Marriott Seoul Namdaenum oteli çok beğendik). Kahvaltılar bizimkilerden biraz farklı. Beyaz peynire düşkünlüğünüz varsa yanınızda götürmenizi tavsiye ederim. Odaların tuvaletlerinde, klozetlere oturmak tam bir keyif işi. Oteller çoğu turistik yerlere yakındı. Metro istasyonu yakınımızdaydı. Tur otobüsü ile uzak yerleri, yürüyerek ise kısa mesafeleri gezdik. Hanımla ben bu gezi boyunca 120 km yol yürümüşüz. Yerel halkın içinde olmak ve onlara dokunmak, bize her zaman keyifli gelmiştir ve bir ülke insanlarını tanımanın en güzel yolu yürüyerek gezmektir.

Elektrik prizleri Türkiye’dekilerle aynı (Tip C ve Tip F). Bu nedenle Türkiye’den Güney Kore’ye giden birisinin genellikle dönüştürücüye ihtiyacı olmaz. Bizim kaldığımız otellerin odalarında da bolca priz bulunuyordu.

KORE SEYAHATİNİZDE YÖN BULMA YÖNTEMLERİ

Güney Kore, kendilerinin Doğu Denizi olarak kabul ettikleri denizi, Japon Denizi diye yazmaları üzerine Google’a ambargo uyguluyor. Google Map gibi haritalar, Güney Kore içinde veya dışında arama yaptığınızda sağlıklı çalışmayacaktır. Bu nedenle buradan gitmeden Kakao Map ve Naver Map gibi uygulamaları telefonlarınıza indirmeniz uygun olacaktır. Kakao Map, Kore içinde yön bulmanızda daha iyi çalışacaktır. What’s Up yazışmalarımızı sorunsuz yaptık. Ama sorun olursa diye buradan gitmeden Kakao Talk‘u indirmiştik. Gerçi onu kullanmaya gerek de kalmadı. Bazı yerlerde mutlaka tercümeye ihtiyacınız olacak. Burada da google lensi kullanmanız veya diğer tercüme uygulamalarını gitmeden telefonunuza yüklemeniz iyi olacaktır. Özellikle kırsalda olmak üzere, herkesle de İngilizce anlaşmak mümkün olmayabiliyor.

KORE’DE YEMEK KONUSU:”LİTTLE LİTTLE İNTO THE MİDDLE” YAPILAMIYOR!

Kaldığımız bölgede çok sayıda yemek yiyebileceğimiz restoran bulunuyordu. Yorumlarda yüksek puan alan restoranlar için mutlaka önceden rezervasyon yaptırın. Yoksa dışarıda beklemeniz gerekecektir. Masalara oturdunuz mu, hepinizden sipariş vermeniz bekleniyor. “Ben tok geldim, yancıyım ve sadece içeceğim” ya da “Üç kişiyiz, iki kişilik barbekü istiyoruz” gibi istekleriniz karşısında önce şaşkınlıkla yüzünüze bakıyorlar, sonra da kibarca kabul etmediklerini ifade ediyorlar. Bazen oturmadan mekanı terk etmek, ya da oturmuşken masadan kalkmak zorunda kalıyorsunuz. Yani Cem Yılmaz’ın tabiri ile “Little little into the middle” diye bir talep, Güney Kore’de de geçerli değil.

Kore yemekleri için uzunca ve ayrıca bir bölüm yazmam gerekir. Ama hemen söyleyeyim ki Kore mutfağı çok güzel. Barbeküleri müthiş. Andong’da yediğimiz tavuk menüsü inanılmaz lezzetliydi. Busan ve Jeju Adasında balık ve deniz ürünlerinin çeşitliliği karşısında şaşırmamak mümkün değildi. Denizden ne çıksa yiyorlar. Ekmek ancak kahvaltıda var ve o da ruhsuz tost ekmeği oluyor. Bekleyeceğiniz gibi ekmek niyetine pirinç var.

Sojularını, bizim rakıya değişmem ama bira içine katılmış soju (Bira ile sojunun karıştırılmasıyla yapılan içkiye “somaek” deniyor.) iyi gidiyor. Genelde 1/3-1/4 oranında bir karışım yapılıyor (bira kısmı fazla oluyor).

KORE’DE ALIŞVERİŞ VE KOZMETİK KONUSU

Kore’de alışveriş denince akla hemen kozmetik ve ginseng gibi ilaçlar geliyor. Sokaklarda yürürken, her köşe başında karşınıza çıkan kozmetik mağazaları, ülkenin güzellik anlayışını bir yaşam biçimine dönüştürdüğünün bir göstergesi. Kadın-erkek cilt bakımına gösterilen özen, Korelilerin parlak, pürüzsüz ve sağlıklı tenlerinin sırrını açıklıyor. Cilde özen göstermek Kore’de bir kültür ve bu kültürü yakından görmek isteyenler için kozmetik mağazaları adeta küçük keşif alanları gibi.

Kore kozmetiği, doğadan gelen içerikleri bilimsel formüllerle buluşturmasıyla dünyada öncü bir yere sahip. Ayrıca birçok ürün, küresel piyasaya çıkmadan önce Kore’de tanıtılıyor. Bu yüzden de güzellik trendlerini kaynağından yani Kore’de keşfetme şansınız olabiliyor.Kozmetik ürünlerin ihracat değeri: 2023 yılında yaklaşık 7,5 milyar ABD doları olmuş. Toplam mal ihracatındaki payı: %1 civarında ve GSYH içindeki payı: Yaklaşık %0,3–0,5 düzeyinde. Bu oranlar düşük gibi gözükse de, kozmetik için ülkeye gelen azımsanmayacak kadar fazla turizm hareketini göz önüne alırsanız çarpan etkisinin fazla olduğunu anlıyorunuz. Kore, dünyada kozmetik ihracatında ilk 3 arasında yer alıyor (Çin, Fransa, ABD ile birlikte). Grupta konu ile ilgili hanımlarımız fiyatların çoğu zaman Türkiye’ye göre daha uygun olduğunu iddia ettiler ve benim sevgili eşim dahil hanımlar tarafından çokça kozmetik ürün satın alındı.

Kozmetik olsun, ginseng gibi ilaçlar olsun alt ve orta düzey ürünleri her yerden satın alabiliyorsunuz. Olive Young adlı mağazalar zinciri orta düzey ürünler için en çok rağbet edilen mağaza oldu. Neredeyse her adım başında, irili ufaklı bu mağazalardan karşınıza çıkıyor.

Üst düzey kozmetik ve ginseng ürünler için ise randevu alarak bazı firmalarla görüşmeye ve ürün görmeye gidiliyor. Bizimkiler orta düzey kozmetik ürünlerle yetindiler. Ancak üst düzey ve daha saf ginseng ürünler için Seul’deki büyük bir mağazadan (Donghwangtosan) randevu alındı. Orada Kore ginsengi hakkında bilgiler aldık. Ürünlerin fiyatı gerçekten can yakıcı. Ama anlatılana göre de Kore ginsengi çok kıymetli ve son ürün haline gelmesi çok zahmetli.

Kore ginsengi (Panax ginseng), dünya genelinde “en güçlü ve saf ginseng türlerinden biri” olarak kabul ediliyormuş. Onu diğer ginseng türlerinden (Çin, Amerika, vb.) ayıran birkaç önemli fark varmış. Kore’nin nemli yazları ve soğuk kışları, ginseng köklerinin yoğun besin ve saponin (ginsenosid) biriktirmesini sağlıyormuş.

Ginsengin enerji artırıcı ve bağışıklık güçlendirici etkilerini sağlayan bileşiklere “Ginsenosid” deniyor ve Kore ginsengi, Çin veya Amerika ginsengine göre daha yüksek ginsenosid çeşitliliğine ve oranına sahip diye yazılıyor (yaklaşık 37 farklı bileşik tespit edilmiş). Ginseng ekildikten altı yıl sonra hasat edilebiliyor. Ginseng kökleri işlenip kurutularak ilaç haline getiriliyor. Ginsengin, krem, maske, serum, çay, macun, toz ve kapsül gibi bir çok formu bulunabiliyor. Özelikle enerji verici ve bağışıklık sistemine katkıları nedeni ile ginseng içeren ürünler satın alınabiliyor.

Bunlar dışında grup arkadaşlarım Uniqlo mağazaları ile ayakkabı mağazalar zinciri olan ABC Mart mağazalarından da epey bir ürün satın aldılar. Bendeniz ise epey karlı bir şekilde Canon fotoğraf makinası satın aldım. Fotoğraf makinası ve bilgisayar-ipad gibi ürünlerin fiyatları ülkemize göre daha uygun görünüyor. Yine de ihtiyacınıza göre, önceden fiyat araştırması yaparak, alışverişe çıkmanızı tavsiye ederim.

Mağazaların bazıları hemen tax free uyguluyorlar. Ama bir kısmı ise faturanızı kesiyor, formunu dolduruyor ve Incheon Havaalanından vergi için kesilen paranızı geri almanızı istiyorlar. Yani mutlaka pasaportlarınız yanınızda olsun. Ben fotoğraf makinamın vergi iadesini havaalanındaki ofisten aldım. Makina gibi pahalı ürünlerin paketini açmamanız isteniyor. Paketin de havaalanında görevliye gösterilmesi için yanınızda olması gerekiyor. Vergi iadesi için tercih edilmesi gereken en iyi yöntemin, kredi kartına paranın iadesi olduğu söylendi ama ben USD olarak parayı geri aldım. Kararı sizin vermeniz gerekiyor.

KISASINDAN KORE TARİHİ

Gezilerim nedeni ile çok rehber tanıdım ama aralarından birkaç tanesinin yeri bende çok ayrıdır. İlk Kore yazımı paylaştığımda bir rehber arkadaşımdan mesaj aldım. Japonya gezisinden tanıdığım ve o bölgeler hakkındaki bilgisine çok güvendiğim sevgili Huriye Yılmaz‘ın mesajında, Kore hakkındaki ifadeleri aynen şöyleydi;

Kore, Çin ve Japonya ikileminin arasında kalmış ve dolayısıyla tarih boyunca da onlardan çok etkilenmiş. Bu açıdan Kore için “Balinaların arasındaki karides “ifadesi de kullanılmış. Bu iki büyük ülkenin etkisi altında Kore, tarih boyunca bu zamana kadar gelmiş ve bir anlamda da acıların ülkesi olmuştur.” Kore tarihini aslında bundan daha güzel özetlemem mümkün olmazdı.

Güney Kore tarihini, Kore Yarımadasının tarihinden ayırmak zordur. 20. yüzyıl sonrası gelişmeler, ülkeye tarihi kimliğini kazandırmış. Aslında milattan önce 2500 yıllarından beri Kore Yarımadasında yaşayan uygarlıkların varlığı (Gojoseon) biliniyor. Milat sonrası 1. yüzyılda Çin’in Han Hanedanlığı ile yapılan savaşlar sonrası yıkılan Gojoseon Krallığı, 3 krallık dönemine (Goguryeo, Baekje, Silla Krallıkları) yerini bırakmış. Bu krallıklar sırası ile hüküm sürdükten sonra zaman zaman Çin, zaman zaman da Japonların saldırıları altında tarih sahnesinden silinmişler. 918-1392 yılları arasında önce  Goryeo Hanedanlığı, 1392– 1897 yılları arasında da Joseon Hanedanlığı Kore yarımadası ve civarında hüküm sürmüşler. 1897–1910 yıllarında Kore İmparatorluğu ilan edilmiş 1910 yılında da Japonya, 1945 yılına kadar sürecek şekilde Kore’yi ilhak etmiş. Bu dönemde Kore halkı çok eziyet görmüş ve halka asimilasyon uygulanmış. 1950-1953 yılları arasında ise Çin ve Amerika’nın etkisi ile Kore’nin Güney ve Kuzey Kore olarak bölünmesine neden olan savaş yaşanmış.

Bu bölümü de bitirdik. Girişi yapmak zordur, genel bilgileri vermek ise uzun ve maalesef sıkıcıdır. Ancak bu temel bilgiler olmadan nereyi gezdiğinizi ve nasıl gezeceğinizi bilemezsiniz. Bu nedenle bu kısım bir gezgin için çok önemlidir. Aman dikkatle okuyun!

Gezekalın

Dr Ümit Kuru

04.11.2025

Bir Ülke, İki Zaman: Güney Kore

GEZI YAZISINA GİRİŞ

Gezi sonrası ilk yazıya başlamak hep zor olmuştur; Hangi başlığı seçmeliyim ki, herkesin ilgisini çeksin?”, “Gezilen ülkeyi veya şehri en iyi anlatmanın yolu nedir?”, “Yüzlerce fotoğraf arasından hangilerini seçeyim ki, o fotoğraflar okuyucularda gezme arzusu uyandırsın?”

Bu sorular bazen daha da uzuyor ve yazı dizisinin başlangıcını yapabilmem hayli zamanımı alıyor. Konuyu gün ve gün işlerken bu kadar zorluk yaşamıyorum. 18 Ekim-31 Ekim 2025 tarihleri arasında gezisini yapıp döndüğümüz Güney Kore yazısının başlangıcında da bu sorunu yaşıyorum. Şükürler olsun ki sonunda yukarıdaki başlığı uygun görüp, yazıma giriş bölümüne başlayabildim. Neden bu başlığı seçtiğime, eminim sizler de yazıyı okuduktan sonra hak vereceksiniz.

GÜNEY KORE GERÇEĞİ

Günümüz modern dünyasında bir Güney Kore gerçeğinin var olduğu hakkında, herhalde hiçbirimizin itirazı yoktur. Samsung, LG, Kia, Hyundai gibi global büyük Kore firmaları, K-Drama ve K-Pop gibi eğlence piyasasını etkileyen Kore yapımları tüm dünyaca biliniyor, kullanılıyor ve izlenip, dinleniyor. Özellikle Seul ve Busan gibi büyük şehirlerin neon ışıkları ve gökdelenleri, akıllı şehir uygulamaları, çok gelişmiş bilişim alt yapıları bu ülkenin günümüzdeki modern yüzünü temsil ediyorlar.

Seul’de bulunan Namsan Dağı’nın tepesine kurulu 236 metrelik Seul Televizyon Kulesi (N-Seoul Tower), 555 metre yükseklikte, 123 katlı ve dünyanın altıncı en yüksek binası Lotte World Tower, Busan şehrinde Songdo Plajında, deniz üzerinden 1,6 km boyunca yol alan Songdo Teleferik Hattı Güney Kore’nin modern yüzünün vücut bulmuş halleri olarak ortaya çıkıyorlar.

BİR ÜLKE, İKİ ZAMAN

Güney Kore’yi gezerken dikkatinizi çekecek bir başka gerçeklik, modernite ve zengin ekonominin yarattığı güç ve zenginlik simgeleri dev yapılar yanında Kore’nin geçmişi ve geleneklerinin de birikte yaşatıldığıdır.

Seul’de bulunan kraliyet saraylarında, hala eski kıyafetler içinde ve günde iki defa Joseon Hanedanlığı dönemindeki haliyle nöbet değişim törenleri yapılıyor. O dönemin giysileri içinde, ellerinde kılıçları ve mızraklarıyla askerler, bando takımı eşliğinde yürüyüşlerini yaparak tören alanına geliyorlar. Sarayın görkemli kapısının ardındaki avluda eski nöbetçileri yenileri ile değiştiriyorlar. Bu ana şahitlik ederken gökdelenlerin arasından başka bir zamana geçiş yaptığınızı hissediyorsunuz.

Canlı renkleri ve sade çizgileri ile karakterize geleneksel Kore kıyafetleri olan hanbokları giymiş çok sayıda koreli insanı sarayları, korunmuş eski Kore evlerinin bulunduğu Bukchon Hanok Köyü gibi mahalleleri veya Andong-Hahoe Halk Köyü‘nü gezerken göreceksiniz. Zaten yerli-yabancı tüm turistlerden bu kıyafetleri giyenler de saray ve müzeleri ücret ödemeden gezebiliyorlar. Yani gelecek içinde geçmişi yaşamak ve yaşatmak, Kore’de bilinçli bir tercih.

Seul ve Jeju Adasında her gösterileri yıllardır kapalı gişe oynanan K-Drama ile K-Pop karışımı Nanta Show adlı bir tiyatro var. Bu gösteride kepçe, bıçak ve kaşık gibi sıradan mutfak aletleri ve çöp bidonlarıyla, Kore geleneksel samul nori ritmini içeren sözsüz bir performans icra ediliyor. Yani 1997 yılında ilk olarak sahneye konan modern sanat gösterisi içine yedirilmiş, geleneksel Kore müzik ritmine şahitlik edebiliyorsunuz.

Seul’de Myendong Caddesi‘nde Nanta Show Tiyatrosunun da içinde bulunduğu sokağa adımınızı atar atmaz sizleri sokak lezzetlerini tatmanız için davet eden yiyecek satıcılarının tezgahları karşılıyor. Bu davetlerden herhangi birine rahatça ve güven içinde katılmanızı tavsiye ederim. Tezgahların,ışıl ışıl olduğunu, sunulan lezzetlerin geleneksel Kore mutfağı olduğunu göreceksiniz.

İŞİN ÖZÜ

Yukarıda yazdıklarımdan anlayacağınız bu güzel ülkeyi gezerken, hem günümümüzün en modern ve ileri teknolojisi ile gündelik yaşama ve hem de kıyafetleri, müziği ve yiyecekleri ile geçmişin gelenek ve göreneklerine şahitlik ediyorsunuz. Yani Kore’deyken, iki zamanı bir arada yaşayabileceğiniz bir ülkede olduğunuz hissini yaşıyorsunuz.

Bunun en ironik ifadesini, Seul’ün idari ve tarihi merkezlerinden biri olan Gwanghwamun Meydanı‘da fotoğrafladığımı düşünüyorum. Yukarıdaki fotoğrafımda Kore’yi Japonlara karşı başarıyla savunan büyük denizci ve komutan Amiral Yi Sun-sin’in heykelini görüyorsunuz. Kore tarihinin bu büyük komutanı, sanki karşı gökdelende dev ekranda geçen reklamları izliyor. Tesadüfen çektiğim bu karede büyük komutan bir kozmetik ürünün reklamını seyrediyordu. Bu fotoğraf geçmişin, geleceğin içine dahil edilmesinin fotoğrafı değil midir sizce?

Kozmetik demişken Kore’nin bir kozmetik cenneti olduğunu yazmama gerek yoktur sanırım. Çoğunlukla gezgin, azıcık alışveriş ruhuna sahip bir grubuz. Ama bizim gruptan bile, satın aldıkları kozmetik ve ilaçlar için boş bavulla gelip dolduranlar ya da yeni bavul alanlar oldu. Kore yemekleri ise tamamen farklı bir yazıyı gerektiriyor.

KORE’NİN SİZE SUNACAĞI ÇOK ŞEY VAR

Kore’nin sizlere sunabileceği çok şeyi var ve bu sunumlarını da en doğru ve çarpıcı şekilde yapıyorlar. Ziyaret ettiğiniz yerde bir performans varsa kaçırmamanızı ya da programınızda yoksa bile var olanı izleme şansını yaratmanızı öneririm.

Daha önce sarayların önündeki nöbet değişim törenlerinden bahsetmiştim. Seul’e yakın sayılacak Suwon şehrine gidince Hwaseong Sarayı önünde belirli saatlerde sunulan Dövüş Sanatı gösterisini izlemeyi kaçırmayın ve kalenin surlarında yürüyüşünüzü mutlaka yapın.

Sabah gezdiğiniz tarihi yerleri, bir de geceleri ışıklandırılmış hali ile gezmeye çalışın. Seul’de Gyeongbokgung Sarayı Gwanghwamun Kapısı‘nın, Gyeongju‘da Woljeongyo Köprüsü‘nün ve Donggung Sarayı’nın gece ışıklandırılmış halini görmek için çaba gösterin. Gece ışıklandırmalar her zaman çok güzel oluyor.

Kore çok güvenli bir ülke. Gece yalnız bile olsanız, korkmanızı gerektirecek bir durum olmuyor. Son derece yardımsever ve saygılı insanlar.

Gyeongju’da Woljeongyo Köprüsü’nün aşağıdaki gündüz ve gece ışıklandırma ile çektiğim fotoğrafıları anlatmak istediğimin belgeleridir.

Kore müzeciliğin en iyi yapıldığı ülkelerden bir tanesi. Seul’deki ve Gyeongju Ulusal Müzeler başta olmak üzere, müzeleri ziyaret etmeyi sakın ihmal etmeyin.

KORE’DE TAPINAKLARIN HEPSİNİ AYNI OLARAK GÖRMEYİN

Kore hem Budizm’e ait tapınaklar ve hem de Konfüçyüs inanış biçimine uygun akademiler bakımından önemli bir ülke. Tapınaklar bilinçli olarak doğanın içinde, çoğunlukla suyun yanında huzur dolu bir ortamda seçilip, inşa edilmişler. Bunlardan önemli olanlarından bazılarını gezmeniz yerinde olur.

Tapınakların hepsi aynı olur” diyerek bir tanesini, özellikle en yakınınızdaki gezip, bırakmayın. Tarikatların tapınakları, dağ tapınaklarının özellikleri farklı olabiliyor. Kimisi kurulduğu yerin cennet gibi bir ortam olması açısından, kimisi en eski ahşap yapıda olması bakımından, kimisi de tek parça kayaya oyulması yönünden farklı tapınaklar.

Gezimizde tapınak konaklaması da yaparak, Budist inanış biçiminde inananların, bir gecelik de olsa, yaşamlarına şahitlik ettik.

KORE’NİN DOĞAL GÜZELLİKLERİ

Kore’nin sizlere sunacakları arasında müthiş doğal güzellikleri de olacaktır. Ülkemizde alışık olmadığımız doğaya saygının en güzel örneklerini görmek için bile Kore’ye gidilebilir.

Ulsan şehrinde Ahopsan Bambu Ormanı, Daewangam Parkı ve Jeju Adası‘nda Seonsan Peak ve Hallim Park yürüyüşlerimiz çok güzellerdi. Sizlere de mutlaka bu deneyimleri yaşamanızı tavsiye ederim.

GÜNEY KORE BİR GEZGİNİN MUTLAKA GÖRMESİ GEREKEN BİR ÜLKE

Yazımın bu bölümüne son vermeden önce, 14 kişilik bir grup olarak, Güney Kore’ye çok güzel bir gezi yaptığımızı rahatlıkla söyleyebilirim. Farklı zamanların, geçmişle geleceğin, bilinçli bir tercihle bu ülkede yaşatıldığını bilmenizi isterim. Programı kendimiz belirledik ve standart tur programlarına göre benzersiz olduğunu iddia edebilirim. Sakın ola Japonya-Kore ortak programları ile yetinmeyin; Hem Kore’ye ve hem de Japonya’ya yazık edersiniz.

Artık hangi firma ile gittiğimizi bloğumdaki yazılarda belirtmiyorum ama doğrudan mesajla soran olursa yönlendirebilirim. Genelde hizmetten ve rehberlikten memnun kaldığımızı söyleyebilirim.

Evet sevgili sanal gezginler ve potansiyel Güney Kore yolcuları! Buyrun bakalım Gezekalın’ın yeni macerasını dinlemeye ve izlemeye..

Gezekalın

03.11.2025

Dr Ümit Kuru

Şafak Tanrıçası Aurora’nın Peşinde-Murmansk Şehir İçi Gezileri

Murmansk’ın kuruluş tarihi yeni sayılsa da anıtlar, parklar bakımından yine de zengin sayılabilecek bir şehir. Kaldığımız Azimut Hotel şehrin göbeğinde ve 5 bulvarın kesiştiği bir alanda bulunuyor. Bu nedenle sabahın erken saati olsun, gece olsun hanımla beraber şehrin ana caddeleri üzerinde, özellikle Lenin Bulvarı üzerinde, yürüyüşler yaptık. Gece kuzey ışıkları avı, gündüz diğer aktiviteler olunca kısıtlı gün ışığında şehri gezmek pek mümkün olmadı. Biz de bulduğumuz her fırsatta şehirde yürüyüşler yaptık. Şehri gece gündüz rahatlıkla ve güvenle yürüyerek gezebilirsiniz.

Yalnız Rus alfabesine yabancı oluşumuz, tabela altlarında İngilizce karşılıkların olmayışı gezdiğimiz yerleri tanımakta zorluğa neden olurken, toplu taşımayı kullanmaktan uzak durmamıza neden oldu. Murmansk sokaklarında İngilizce konuşanı bulmanız neredeyse imkansız. Turumuzun son günü grupla şehir turumuz oldu. Bu yazımda sizlerle Murmansk şehir gezilerimizden izlenimlerimi paylaşacağım.

Murmansk’da Lenin Bulvarı üzerinde sıralı halde devlete ait heybetli binalar ve parklar bulunuyor. Caddeler ve parklar yılbaşı nedeniyle süslenmiş. Parkların önünden geçerken mutlaka kafanızı o tarafa doğru çevirin. Çünkü parklar içinde bulunan bazı heykelleri kaçırabilirsiniz.

Murmansk’da gezilecek yerlerin başında Lenin Nükleer Buzkıran Gemisi geliyor. Murmansk Ticari Limanında demirlenmiş olan gemiyi biz de gezdik. Önce limanın bahçesinin yılbaşı için çok güzel bir şekilde süslendiğini belirtmeliyim.

Ayrıca limanın içinde İkinci Dünya Savaşındaki bombalamalar sırasında ölen liman işçileri anısına ve Murmansk’ın Büyük Vatanseverlik Savaşı kahramanları adına dikilmiş olan ilk anıt da bulunuyor; Pamyatnik Portovikam Anıtı. Anıt 1945 yılında dikilmiş.

Rusya’nın ilk nükleer buzkıran gemisi olan Lenin, yapıldığı 1957 yılından, emekliye ayrıldığı 1989 yılına kadar Sovyetler Birliği’nin kuzey kıyılarında seyreden kargo gemileri için, rotaları üstündeki buzları kırma görevi yapmış. Sonra da gemi limana çekilerek, uzun bir hazırlık aşaması sonrasında, müzeye dönüştürülmüş.

134 metre uzunluğundaki Lenin gemisini bir rehber eşliğinde geziyorsunuz. Personel kameraları, toplantı, yemek, sinema ve diğer sosyal aktivite salonları, ameliyathanesi, diş ve sağlık üniteleri ile gemi yüzer bir şehir gibi.

Büyük Vatanseverlik Savaşı” terimi Rusya ve bazı eski Sovyet Cumhuriyetleri Birliği ülkelerince sık olarak kullanılır. Bu terimle 22 Haziran 1941 tarihinde Nazi Almanya’sının Rusya’ya başlattığı savaşa karşı vatanın savunulması anlatılır. Terimin orijinali 1812 yılında Napolyon önderliğindeki Fransa ordularının Rusya’ya saldırmasına karşılık, Rusların verdikleri vatan savunması savaşından geliyor. Rusya’da Leningrad ve Stalingrad gibi bazı şehirler İkinci Dünya Savaşı’nda verdikleri kahramanca savunma savaşları ile ön plana çıkıyorlar. Murmansk şehri de Büyük Vatanseverlik Savaşında Almanlara karşı verdikleri topyekün savunma savaşları ve şehrin Nazi bombardımanı altında ağır hasar alması ile anılıyor. Yoğun saldırılara rağmen Almanların Murmansk’ı ele geçirmesine izin verilmemiş. Savaşın geri kalanında, diğer müttefik ülkelerin Sovyetler Birliği’ne girerek silah ve diğer malzemeleri iç kısımlara iletmesinde Murmansk geçiş noktası olarak görev yapmış. Murmansk’a bu kahramanlıkları nedeni ile 1985 yılında “Kahraman Şehir” unvanı verilmiş. Bu nedenle Murmansk’da çok sayıda Büyük Vatanseverlik Savaşı anısına anıt bulunuyor. Alyosha Anıtı bu anıtlar içerisinde en önemli ve en heybetli olanı.

Alyosha’nın bizdeki karşılığı “Mehmetçik“. Anıt 1974 yılında bulunduğu yere yapılmış. Omuzunda hafif makineli tüfek bulunan, yağmurluk giymiş Alyosha, sırtı şehre dönük, Kola Körfezine doğru bakarak vatanı Almanlara karşı savunuyor. Anıt, Murmansk’ın başlıca turistik yerlerinden biri. Alana iki tarafı zincirli bir yürüyüş yolundan giriliyor.

Anıt, Rusya’nın en yüksek anıtlarından biri. Yedi metrelik bir kaide üzerinde 35,5 metrelik bir asker figürü yükseliyor. Anıtın önünde devamlı olarak ateşin yandığı bir podyum bulunuyor. Anıtın önünden şehrin ve Kola Körfezi’nin muhteşem manzarası gözüküyorsa da bizim o saatte, sisli havada ve karanlıkta ne körfezi, ne de şehri görmemiz mümkün oldu.

Kuzey Kutbu’nun Sınır Muhafızları Anıtı (Pamyatnik Pogranichnikam Arktiki) Lenin Bulvarı üzerinde, Murmansk Bölge Tiyatrosu yakınında bir park içinde bulunuyor. Anıt bir sınır taşı çevresinde nöbette olan kara, hava ve deniz kuvvetlerinden askerler ve sınır köpeği içeriyor.

Büyük Vatanseverlik Savaşı anıtlarından bir diğeri savaş kahramanı Anatoly Bredov anısına 1958’de dikilmiş. Anatoly Bredov Anıtı Lenin Bulvarı üzerinde bulunuyor.

Büyük Vatanseverlik Savaşı sırasında Murmansk halkının kararlılığı ve cesaretini simgeleyen bir başka anıt kompleksi ise Bacalar Anıtı. Şehir savaş sona erdiğinde Alman uçaklarından atılan bombalar nedeni ile tanınmayacak derecede yerle bir olmuş. Sadece bir günde, 18 Haziran 1942’de, Murmansk’ın bombalanması sırasında binaların yaklaşık yarısı yıkılmış. Bu nedenle 18 Haziran Murmansk tarihindeki en kara gün kabul ediliyor.

Askeri fotoğrafçı Yevgeny Khaldei’nin çektiği bombalanmış Murmansk fotoğraflarında, Murmansk’ta sadece bacaların kaldığı görülüyor. Bu nedenle Semenovsky Gölü‘nün güney kıyısında Murmansk halkının Büyük Vatanseverlik Savaşı sırasındaki dayanıklılığına ve cesaretine dair bir başka anıt daha yaratılmış. Yerel dilde Bacalar Anıtı denen anıt kompleksine Sovyet askeri tarihçisinin fotoğrafları ilham kaynağı olmuş. Alanda bombalardan sonra ayakta kalan bacalar ve anı duvarında ise o bombalardan sonra çekilen fotoğraflar var. Anıtın yakınında biri alanın orta kısmında, ikincisi ise gölün kıyı bölgesinin yakınında olan iki izleme platformu bulunuyor. Donmuş gölde zaman zaman aktiviteler düzenleniyormuş.

Barış Zamanında Ölen Denizcilere Anıt, Chelyuskintsev Caddesi ve Geroyev-Severomortsev Bulvarı arasındaki iniş yolunda bulunan bir parkın içindeki deniz feneri. Açık havada Kola Körfezi’nin güzel manzarasının keyfini çıkarabileceğiniz şehrin en güzel yerlerinden birisi de burası.

2002 yılında açılan 17,5 metre yüksekliğinde altıgen bir deniz feneri kulesi, savaşta değil ama barış zamanında ölen denizcilerin anısına açılmış. Deniz fenerinin yanında, altına deniz suyu kapsülü yerleştirilmiş bir gemi çapası, deniz fenerinin içinde ise bir anı müzesi bulunuyor. Müzenin beş duvarına da, barış zamanında denizde ölen farklı filolardaki denizcilerin anısına anıt levhalar eklenmiş.

2009 yılında bu park içine, deniz fenerinin yanına Kursk nükleer denizaltısının kontrol odası yerleştirilmiş. Nükleer denizaltı Kursk‘ın batışı trajik bir kaza ile olmuş. Bir tatbikat sırasında gemide meydana gelen patlamanın ardından 12 Ağustos 2000’de denizaltı Barents Denizi‘nde batmış. Gemideki 118 kişinin tamamı da ölmüş.

2001 yılında büyük çaplı bir uluslararası operasyon sonucunda denizaltı 108 metre derinlikten çıkartılmış. Bu denizaltının kontrol odasının bir parçası da bu parka yerleştirilmiş. Duvarda, sonsuza dek denizde kalan bir insanın elini temsil eden bir elin izi oyulmuş

Deniz fenerinin karşısında, parkın merdivenlerini tırmanarak üst platformda Sulardaki Kurtarıcı Kilisesi‘ne (Spas on the Waters Church) ulaşıyorsunuz. Karlar altında bu anıt kompleksinin çok güzel fotoğraflarını alabiliyorsunuz.

Bekleyen Kadın Anıtı (Skul’ptura Zhdushchaya) diğer ziyaret ettiğimiz yerlerdendi. Chumbarova-Luchinskogo Caddesi üzerinde ve körfeze tepeden bakan bir parkın içinde bulunan anıt, denizde bulunan eşlerini oğullarını bekleyen kadınlara adanmış. Anıtın fikir babası şair Viktor Timofeev. 1970 yılında, yazdığı “Duygusal Nöbet” adlı şiirinden hareketle kadın sevgisi ve bağlılığının sembolü olan Bekleyen Kadın Anıtı dikilmesi fikrini dile getirdi. Anıt ancak 2012 yılında yapılabildi. Anıtın bulunduğu alandan aşağıda körfezin güzel bir manzarasını görebilirsiniz.

Son olarak da Murmansk’da alışveriş ve yemek için sizlere tavsiyelerim olsun. Plazma Mall denen market her türlü alışverişleriniz için uygun. Çok geniş bir içki reyonu var. Gray Goose adlı restoran bir akşam yemeği için tavsiye edeceğim yerlerden.

Bir de aklıma gelen bir ayrıntıyı da sizlerle paylaşayım. Murmansk’da bazı evlerin ışıkları pembe. Rus rehber bu konuya dikkatimizi çekerek bizlere “Evlerdeki bu pembe ışıklar ne için” diye sordu. Hiç birimiz bilemedik tabii ki. Öğrendik ki 6 ayın gece olarak sürdüğü ve gün ışığına hasret Murmansk’da Ruslar cam kenarında bitkilerini büyütebilmek için bu pembe ışıkları kullanırlarmış. Murmansk’ı gezerken bu pembe ışıkları görürseniz başka bir şeye yormayın..

Evet sevgili Sanal Gezgin arkadaşlarım.. Bu yazı ile Murmansk Bölgesine yaptığımız kuzey ışıkları avı ve katıldığım alternatif aktiviteleri, Murmansk hakkındaki bilgileri sizlerle paylaşmış oldum. Bu gezide çıplak gözle göremediğimiz kuzey ışıkları avına yeniden çıkar mıyız? Bilmiyorum! Hayat bizlere ne gösterecek, hangimiz bilebilir?

Yine de gökyüzündeki ışık oyunlarına şahit olma arzum tatmin olmadı. Belki bir gün, yeniden bir daha kuzey ışıkları için ve belki de başka bir bölgeye gezimiz olur.

Gezekalın

Dr Ümit Kuru

25.03.2024

Şafak Tanrıçası Aurora’nın Peşinde-Murmansk’da Alternatif Aktiviteler

Kuzey ışıkları gözleme turları genellikle alternatif aktiviteler içerirler. Turunuz eğer Lapland Bölgesinde ise Sami insanlarının köylerine ziyaret ve yaşamlarını tanıma, ren geyikleri ve Husky köpekleri çiftlikleri ziyaretleri ve onların çektikleri kızaklarla geziler, snowmobil ve ATV araçlarla karda geziler ve donmuş göllerde balık avlama gibi aktiviteler tura mutlaka ekleniyor. Böylece gece kuzey ışıkları avına kadar gününüz dolmuş oluyor. Bunlar Finlandiya, Norveç ve İsveç gibi ülkelerde de yapılmaktalar. Murmansk’ı diğer Lapland Ülkelerine göre cazip kılan ise düşük fiyat, daha doğal bir ortamda aktivite sunumları ve Murmansk’ın ve çevresinin gezilecek yerlere sahip olması. Bizim gezimize bir gün rekreasyon alanında kış aktiviteleri, bir gün Sami Köyü ziyareti (Ren geyiği ve Husky çiftliği dahil) ve bir gün de Murmansk civarı gezileri dahildi. Bu yazımda sizlerle bu alternatif aktiviteleri paylaşacağım.

Bu aktivelerden bölgeye özgün olanı Sami Köyü ziyareti. Murmansk’da Lovozero Sami Köyü ziyaretini gerçekleştirdik. Bunun için Murmansk’ın 170 km güneydoğusuna doğru seyahat etmek zorunda kaldık. Yaklaşık iki buçuk saatlik bir yol yapmanız gerekiyor. Bu köyde aktiviteleri kalabalık guruplar halinde yapacaksanız mutlaka rezervasyon gerekiyor. Sabah 10:30’dan itibaren 3 grup alabiliyorlar. Bizim gibi günün son gezi grubuna kalırsanız havanın erkenden kararması nedeniyle fotoğraflarınızın kalitesinden şikayet edeceksiniz. Bu nedenle erkenden tura başlayabilmek ve gün ışığı altında aktiviteleri yapabilmek önemli.

Samiler ya da Laponlar, Rusya, Norveç ve İsveç’in Kuzey Kutup Dairesi içinde kalan bölgelerinde çok eski tarihlerden bu yana yaşamakta olan bir etnik grup. Zamanında bu coğrafyanın tek halkı onlarken, zaman içinde asimilasyona uğratılmışlar. Şaman gelenekleri ile aslında Orta Asyalı bir halk gibi. Soylarını Orta Asya halkı ile benzeştiren yazılar okudum. Yaşam tarzlarından ve kültürlerinden benzerlikler olduğu kesin.

2000 civarı Murmansk’da olmak üzere, tüm Sami halkı sayısı 60.000 kadar diye tahmin ediliyor. Halkın %70’i Ural dil ailesine bağlı Sami (Saame) dili olan Laponca-Samice konuşuyor. Samiler kendilerine Laponyalı denmesinden hiç mi hiç hoşlanmıyorlar. “Lapp” yama anlamında ve Samilerin çok renkli giysilerinden hareketle “yamalı insanlar” anlamına gelebilecek “Laponyalı” denmesinden rahatsızlar. Bence giysilerinin renkleri çok güzel. Öyle sıkı ve güzel bir dokuması var ki kışın o en soğuk günlerine karşı son derece sağlıklı giysiler. Onlarla “yamalı” diye alay edenler halt ediyorlar!

Bizim aktivitelerden hem Sami Köyü ziyareti ve hem de Husky çiftliği ziyareti aynı bölgeye yani Lovozero’ya oldu. Husky çiftliği ziyareti benim en sevdiğim bölümdü. Samileri tanımanın, kültürlerini öğrenmenin yanında Husky Köpeklerin çektiği kızaklarla seyahat etmek müthiş bir keyifti.

Lovozero Husky çiftliğinde bizi karşılayan görevli, grup büyük olunca önce grubu ikiye böldü ve bir grubu Huskylerin çektiği kızaklara götürdü. Diğer grup ise Ren geyiklerinin beslendiği ve Sami halkının yaşamlarından kesitlerin sergilendiği alana götürüldü. Burada bizlere Sami İnsanları, yaşamları ve kültürleri hakkında bilgiler verildi. Ren geyikleri ve Husky köpekler Sami İnsanları için her şey demek. Burada Ren geyikleri evcilleştirilmiş. Ren geyiklerine bu bölgenin inekleri muamelesi gösteriyorlar. Hem kızakları çekmek amacıyla ve hem de etinden ve derisinden faydalanmak amacı ile besleniyorlar. Finlandiya, İsveç ve Rusya’nın kuzey bölgelerinde bolca evcil Ren geyiği bulunuyor. Bu hayvanlar liken türü bir yosunla besleniyor. Bir evin içinde Sami halkının ev eşyaları ve şamanların aletleri sergileniyor. Sergide Orta Asya Şamanlarınınkilerle ortak bir sürü alet sergileniyordu.

Husky köpeklerine ise bayılacaksınız. Kızaklara 10-12 Husky köpeği bağlıyorlar. Kızağa bağlanmayan köpeğin ağladığına şahit oldum. Bu kadar küçük gözüken bir hayvanın bir sürücü, iki yolcu ve bir de kızağın ağırlığını o kadar süratte çekebilmesi çok şaşırtıcı.

Husky” terimi aslında 1600’lü yıllarda Kuzey Amerika’ya ilk ayak basan Avrupalı kaşiflerin, kendilerine “Uskee” diyen Eskimoların adlarını yanlış telaffuz etmelerinden kaynaklanıyor. Bu kaşifler ilk kez gördükleri halkın köpeklerine, Eskimoların köpekleri anlamında, “Husky Köpekleri” demişler. Ataları gri kurt ve soyu tükenmiş Arktik ırk olan Taimyr Kurduna dayanan bu köpeklerin adı da Husky kalmış. Çok güzel, çok sadık ve bu zorlu coğrafyaya çok uygun hayvanlar. Fillerin sırtında seyahat ederken hissettiğim hayvanın gücünü, kızakları çeken Husky köpekleri için de hissettim.

Diğer gün gittiğimiz Sami Köyü tam bir turistik tesis gibiydi. Bu köyde her şey daha çok şova yönelik olarak dizayn edilmişti. Burada da Ren geyikleri, Husky köpekleri vardı. Ama burada mini bir hayvanat bahçesini gezdiğimiz hissine kapıldım. Sami çadırları ve Sami giysili insan heykelleri de sergileniyordu. Geleneksel Sami oyunlarına biz de dahil olduk. Bana buradan ziyade Lovozero Husky Çiftliği daha doğal geldi. Sami Köyünde akşam yemekleri, Sami geleneklerine uygun olarak sunuldu. Sami usulü balık çorbası, ren geyiği eti yedik.

Aktif Rekreasyon Parkı (Park Aktivnogo Otdykha-Winter Park) Murmansk’a yakın olan ve insanların kış aktivitelerini gerçekleştirebilmek için kurulan bir merkez. Murmansk’a 25 km mesafede bir eğenlerce parkı. Burada bir merkezde tanıtım yapılıp herkese uygun kar çizmeleri, kasklar ve isteyene üst giysileri veriliyor. Daha sonra 3 grup haline ayrılıp ATV, snowmobil ve denizlerden alışık olduğumuz muz üstünde kayak aktivitelerine başlanıyor.

Hedef donmuş olan göle kadar gruplar halinde hareket etmek. Göle ulaşınca gölün buz yüzeyinde delik açılarak balık tutmaya çalışılıyor. Burada çay kahve bisküvi sunmak verilen hizmetler arasında. En çok zevk aldığımız snowmobille gezmek oldu.

Bir sonraki yazıda son olarak sizlere Murmansk şehir içi gezi yerlerini paylaşacağım ve kuzey ışıkları maceramızı da bitirmiş olacağım.

Gezekalın

Dr Ümit Kuru

22.03.2024