• Arşivler

  • Diğer 532 aboneye katılın
  • Mart 2013 den beri

    • 385.238 ziyaretçi
  • Mart 2026
    P S Ç P C C P
     1
    2345678
    9101112131415
    16171819202122
    23242526272829
    3031  

Kenya’da Safari; Silahımız Fotoğraf Makinelerimizdi-Giriş

IMG_6049

Okuyucuya Önemli Not: Bu gezi 2012 yılında gerçekleştirilmiş ve yazı başka bir blokta tarafımdan yayınlanmıştır. Gezi yazılarımın tümünü tek bir blogta yayınlamak adına yazı güncellenerek yeniden yayınlanmıştır. Bilgilerinizi rica ederim

Dr Ümit Kuru

Doğrusu bu ya! Bu sefer ki gezi fikri benden çıkmadı ve hatta çaktırmadan muhalefet bile ettim diyebilirim. Kendimce safari ağırlıklı bir gezi fikri bana pek sıcak gelmemişti. Doğası bol olan gezileri tercih ederim tabii ki.. Ama safariye çıkıp ta sadece hayvanları izlemek, hele de bu hayvanlar yırtıcılar ise onları avlarını parçalarken görmek pek sevimli gelmemişti.

IMG_6862

IMG_6872Kenya’ya seyahat kesinleşince aklıma hemen “Out of Africa” adlı film geldi. Çoğumuz Karen Blixen’nin kendi hayatını anlattığı romanından uyarlanan bu filmi seyretmiştir. Ünlü aslan avcısı Denys Finch Hatton (Robert Redford oynamıştı) ve onunla büyük aşk yaşayan yazarımızın (Meryl Streep;Karen Blixen’i oynamıştı) bu güzel filminden aklımda kalan sahne batan bir güneş ve fondaki Afrika Akasya ağacıydı. İşte heyecanımın kaynağı da bu filmdi. Düşünsenize; Fonda, şöyle batan bir güneş, Afrika Akasya ağaçları ve tabii ki fillerin bulunduğu bir kareyi fotoğraflamak ne heyecanlı olurdu. Unutmadan bu filmi seyretmeyen izlesin. Ben de niyetlendim, tekrar izleyeceğim.

1960’lı yıllara kadar, aralarında Krallar, Prensler ve hatta ünlü yazar ve düşünürlerin dahi bulunduğu, büyük sayıda hayvanların öldürüldüğü safariler düzenlenirmiş. Aslan, gergedan, fil, bufalo ve leoparın bulunduğu “Beş Büyükler” denen hayvanları avlamak üzere safariler yapılmış. Zevk uğruna ve adına spor bile denerek, binlerce hayvan öldürülmüş. Kenya da safari düzenlenen ülkelerin en başında gelmiş. IMG_6730

Kenyalılar Safarinin ana vatanı olmakla övünüyorlar. Neden derseniz; Safari kelimesinin kaynağı Kenya. Safari, Kenya’nın iki ana dilinden bir tanesi olan Swahili dilinde “uzun seyahat” demek.  Hayvan avlamak peşinde uzun gezi yapılması anlamında kullanılmış. Şükürler olsun ki bugün artık bu tür safariler kalmadı. En azından resmi olarak yok ve bu alanlarda vahşi yaşamın korunduğu doğal parklar haline dönüştürüldü. Artık safarileri elde top, tüfek değil,  fotoğraf makineleri ve dürbünlerle yapıyorsunuz.

Evet benim sevgili Sanal Gezgin Arkadaşlarım;  Bizde elimizde fotoğraf makineleri ve dürbünlerle çıktık bir safariye ve adet olduğu üzere Kenya’ya gittik. Bir geziyi daha bitirip geldik.

Bir ödevimiz var; meraklısına gezimizi anlatmak ve fotoğraflarla göstermek. Buyurun bakalım; arkası yarın tarzında “Kenya’da Safari; Silahımız Fotoğraf Makinelerimizdi” adlı yazı dizimize…..

Gezekalın

Dr Ümit Kuru

İlk yayın tarihi 28.08.2012 Saat 00:12

Gözden geçirilmiş son yayım tarihi 24.01.2015 Saat 01:31

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Dünya Mirası Listesinde Etiyopya

Adsız

 Etiyopya’nın Dünya Mirası Listesinde 9 gezi yeri bulunmaktadır;

Kültür Mirası Listesi

  • Aksum (1980)
  • Fasil Ghebbi, Gondar Bölgesi (1979)
  • Harar Jugol, Surlarla çevrili eski şehir (2006)
  • Konso Kültür Alanı (2011)
  • Aşağı Awash Vadisi (1980)
  • Aşağı Omo Vadisi (1980)
  • Kayalara Oyulmuş Kiliseler, Lalibela (1978)
  • Tiya Arkeolojik Alanı (1980)

Doğa Mirası Listesi

  • Simien Ulusal Parkı (1978)

(Kaynak: http://whc.unesco.org/en/statesparties/ET/

Biz yukarıdaki liste içinde üç adet yeri görme şansını edindik.

Konso Kültür Alanı

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Konso Kültür Alanı, Etiyopya’nın Konso bölgesinde 55 km²’lik bir alanı kapsayan ve taş duvarlı teras ve surlarla çevrilmiş bir yerleşim bölgesi. Kuru ve verimli olmayan bir bölgeye, 21 jenerasyon geri (yaklaşık 400 yıl) gidecek şekilde insanın adaptasyonu ve kültürünü yaşatmaya devam etmesinin iyi bir örneği olduğu için listeye girmiştir.  Teraslar toprağı erezyondan koruyorken, az olan suyun tutulmasına, fazlasının atılmasına ve tarım için az da olsa alan yaratılmasına neden oluyor. Yüksek tepelerAlanın çevresinin yüksek duvarlarla çevrilmesi düşmalaPaylaşılan ve hala devam eden sosyal değerler ve çevreye uyumun iyi bir örneği Konso insanlarının yaşam bölgesi burası. Ayrıca ölmüş akraba, öldürülmüş düşman veya kahramanların insan biçiminde tahta heykelleri de bu listeye girmelerinin nedenlerinden. Eskiden bu heykeller ölüye saygı ve şahitlik anlamında geleneksel bir gömü olayı olarak evlerin önlerindeyken,  artık kaybolmaya yüz tutmuş bir gelenek olarak heykeller müzede saklanıyor. Bu bölgeyi ziyaret etmeden dönmemek gerekir.

Aşağı Omo Vadisi

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Güney-Batı Etiyopya’da ve Turkana Gölü yakınında bulunan ve prehistorik döneme ışık tutan Aşağı Omo Vadisi, 165 km2 ‘nin üzerinde bir alanı kaplıyor. Bu alanda milyonlarca yıl öncesine ait insanımsı ve hayvan fosillerinin ve çok eski dönemlere ait aletlerin bulunması bu bölgeyi tüm dünyada tanınan ve insan evriminin çalışıldığı bir yer haline getirdi. Aşağı Omo Vadisi, Homo sapiens’e gelene kadar gelişimin ve insanlığın prehistoric dönemde teknik aktivitelerinin izlendiği bir laboratuvar oldu. Bu alan sayesinde evrim araştırmalarında 1.000.000 yıl ile 3.500.000 yıl arasına kadar geri gidilebildi. 1966 Yılından beri bu alanda yapılan bilimsel çalışmalarla arkeolojik, jeolojik, paleo-anthropolojik ve paleo-çevresel çalışmalara önemli katkılar sağlandı. Tüm bu özelliklerle 1980 Yılında Dünya Kültür Mirası Listesine girmeye hak kazandı. IMG_3752

Omo Vadisinden çıkan fosilleri Addis Ababa’daki Müzede görme şansınız var. Bu kadar önemli eserler için maalesef çok kötü bir sergileme yapılıyordu. Umarım 2014 yılında bu düzelmiştir.

Omo Vadisinin yerli kabileleri ise sanki ayrı bir dünya. Hala kendi gelenek ve görenekleri içinde yaşıyorlar. Bazı gelenekleri (Erkekliğe geçiş döneminde yapılan -Maza- törenlerde  kadınların kırbaçlanması töresinde olduğu gibi) sizlere garip ve çok itici gelecektir. Ama bizimde garip törelerimiz yok mudur? Ben kendimce bunu böyle değerlendiriyorum. Zamanla bunlar sadece birer gösteri olarak kalacaktır tabii ki.

Tiya Arkeolojik Alanı

Tiya, Addis Ababa’nın Güneyinde, Soddo Bölgesinde şimdiye kadar keşfedilen 160 kadar arkeolojik alanın en önemlisi olarak tarif ediliyor. 50 Metrelik bir alan içinde, 32 tanesi oyulmuş dikili taş olmak üzere, 36 adet eser bulunuyor. Bu taşlar üzerindeki oymaların anlamı ve hangi tarihe kadar gittiği bilinmiyor. Büyük bir olasılıkla henüzü bilinmeyen eski bir Etiyopya kültürüne ait kalıntılar olarak düşünülüyor.

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Gezekalın

Dr ümit Kuru

Etiyopya Gezi Anıları-9. Arba Minch-Addis Ababa (SON)

IMG_4713

Bugün artık son gün. Büyük bir heyecanla başladığımız gezi bitiyor. Gece Etiyopya saati ile 02:10’da THY uçağına binip İstanbul’a doğru uçuşa başlayacağız.

IMG_4363Artık deliksiz uyumaya iyice alıştık, böylece sabaha dinç ve zinde de kalkabiliyorum. Bavulu geceden topladığımızdan, son kalanları da yerleştirdikten sonra valizleri, görevliler tarafından toplansın diye kapı önüne bıraktık ve son kez de olsa babun gösterisini izlemek ve güneşin doğuşunu görebilmek için restoranın önünde bulunan terasa doğru gittik. Babunlar daha yok ancak akbabalar dünden kalan kesilmiş hayvan artıklarını büyük bir ustalıkla midelerine indirmekle meşguller. Bu arada karşıdan, tepeler arasından, güneş ilk ışıklarını yollamaya başladı. Bir tarafta Chamo Gölü, diğer tarafta Abaya Gölü ve doğan güneş! Güzel bir manzaraydı gerçekten.. Babunlar ise salına salına geldiler ama bu sefer bakışları hoş değil. Aralarda küçük babunlar var, galiba ondan bize poz yapıyorlar. Nitekim önde sandalyelerinde romantik romantik güneşin doğuşunu seyreden diğer misafir turistlerden bir çifte doğru hamlelerini de yaptılar.. Dikkat etmek lazım bu hayvanlara, hele de yanlarında küçükleri varken…

Bahçe hala güzelim renkleri içinde kuşlarla dolu. Giderayak hiç görmediğim kırmızılıkta bir kuş daha gördüm. Kahvaltı sonrası bu güzel yerden ayrıldık ve Addis Ababa’ya doğru yola çıktık.

IMG_4411Arabanın ön tarafında, tüm gezi boyunca oturduğum koltuktan, camın temizliğinin izin verdiği ölçüde fotoğraf çekmeye çalışıyorum. Yol boyu insanların o kadar güzel pozları vardı ki, her birisi için arabayı durdurmaya çalışsam beni taşlarlar. IMG_4594

Addis Ababa’ya doğru ilerledikçe giyinik halde olan insanların sayısı arttı. O saçları bakır kızılına çalan, hayvan postundan giysileri, boncuklardan oluşan kolyeleri, boyunda halkaları, ayakta hal halları içinde otantik insanlar kaybolmaya başladı. Bir usta ressamın yapabileceği tatta beyaza boyanmış yüzleri ve vücutları ile erkekler ve çocuklar azalmaya başladı artık. Bu insanlara, beyaz adam “ayıp” demiş, “bunları giymelisin” demiş ve onlarda giymişler ama bu gün bendeki duygu, bu özgür insanların hala bu giyinme tarzını istemeden benimsedikleri yönünde. Yani bu giysiler, bu insanlarda sırıtıyor sanki. Onlar hala çıplak, süslü ve boyanmış biçimli vücutlarını özgürce ve art niyetsiz sergilemek, danslarını yapmak, basit hayatlarını sürdürmek ister gibiler. Bu duygumu Addis Ababa’ya iyice yaklaşınca kaybettim. Uygarlık burayı esir almıştı. Artık pek “rahat etmiyorlar” hissini taşımıyordum. Doğrusu içim biraz burkuldu.

Sonunda iyice acıktık ve aracımızda yanımızda bulunan yiyeceklerimizi yiyebileceğimiz bir yer aramaya başladık. “Varan turizmin sayın yolcuları. Kaptanınız 30 dakika ihtiyaç molası vermiştir. Çaylar şirketten” diyecek bir tesis burada olmadığından, gözümüze hoş gelen ve tuvalet ihtiyacı için bol ağaçlıklı bir yerde mola verdik. Sandviç ve meyve suyundan oluşan öğünlerimizi alıp, hem muhabbet ve hem de yemek faslını hallettik. Her zamanki gibi nereden geldiklerini anlamadığımız şekilde insanlar ortaya çıktılar, biz onları, onlarda bizi seyrederken yemek faslını bitirdik. Bu arada bir kız çocuğu ve kardeşi fotojenik görüntüsü ile hem benim ve hem de diğer arkadaşlarımın dikkatini üzerine çekmeyi başardı.

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Dönüş yolundaki son aktivitemiz ise Tiya arkeolojik sit alanı. Yazılı tarihin başlangıçlarında yapıldığı düşünülen ve 32’si yazıtlı, 36 adet dikili taşın bulunduğu bu yer, UNESCO tarafında dünya mirası listesi içinde yer alıyor. Hala bu taşların anlamı nedir bilen yok. Mezar alanı olduğu düşünülüyormuş.

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Daha sonra ise Addis Ababa’ya vardık. Bizi alışveriş yapabileceğimiz şekilde turistik dükkanların bulunduğu bir yere götürdüler ama doğrusu pek alacak bir şey bulamadık. İyi ki gezi başlangıcında kahve almışız. Bir tahta heykel hem hanımın ve hem de benim çok beğenimizi kazandığından onu almakla yetindik. Üç yüz Birr ile başlayan pazarlık 150 Birr de bitti. IMG_4681

Sonra otele gittik. Daha önce kaldığımız otelden sadece birkaç saatlik yararlanabileceğiz. “Etiyopya’da şahitlik edeceğimiz sadece birkaç saatlik yaşantı kaldı” mantığı ile alelacele yüzümüzü yıkayıp hemen aşağıya indik ve yakındaki süper market yazan ama aslında “süper” sıfatını pek hak etmeyen yere gittik. Hanım çok beğendiği Avaze isimli acıdan buldu, ben de ona inat “bal” isterim diye tutturdum ve aldım. Gezdiğimiz yerlerde çok sayıda ağacın üstünde kara kovan tarzı kovanları görünce farklı bir tat olmalı diye düşündüm ama Etiyopya’dan bal getirmeseniz de olur derim.

Gezinin son aktivitesi ise folklorik gösteriler izleyip yemek yiyeceğimiz bir restorana gitmek. Burada yediğimiz yemek İnjera ağırlıkta, yani çok bir özelliği yok ama gösteri muhteşemdi. Tek kelime ile harikaydı. Buna ait videoyu daha önce yüklemiştim. Hatırlamak isteyenler bakabilirler.

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Saat 22:30 gibi bu mekandan ayrıldık. Ama daha uçağa çok var, bizi Sherton otelin kafesine götürdüler. Orada kahvelerimizi yudumlarken sevgili Miki’ye ve Mehmet’e teşekkürlerimizi ilettik.

Ve sonunda uçaktayız. Giderken uçak boştu ama gelirken hemen her yer doluydu. Uçuşumuz beklenen saatte gerçekleşti ve zamanında da İstanbul’a indik.

Bir geziyi daha bitirdik. Genellikle gezilerimi önceden planlarım ama ilginçtir Etiyopya planlanmış bir gezi değildi. Ben Yemen’i, hanım da İran’ı görmek istiyordu. Pek orta değil ama ortada buluşup, programını ilginç bulduğumuz Etiyopya’ya gitmeye karar verdik. İyi ki öyle yapmışız, Yemen ve İran turları iptal olmuş. Daha da önemlisi Etiyopya muhteşem bir seçim olmuş. Doğası ve insanların özgünlüğü bozulmadan her gezgine Etiyopya’yı ama özellikle de güneyini, Omo Vadisini, görmesini tavsiye ederiz. Kuzey bölgelerini görmemek bizim için eksiklik oldu ama belli mi olur belki bir gün tekrar gideriz.

Evet sevgili Sanal Gezgin arkadaşlarım; bu yazımın son satırlarını siz takip edenlere teşekküre ayırdım. İzlediğiniz için hepinize teşekkür ederim. Umarım bir gün yolu oralara düşecek olan gezginlere yol gösterici olur.

Bir teşekkür de en sevgili gezgin arkadaşıma, yani sevgili eşime.. Eee! Ne de olsa bu yazı, onun saatlerinden çalınarak yazıldı.

Sabrınıza minnettarım.

Gezekalın..

Dr Ümit Kuru

İlk yayın tarihi 23.03.2011 Saat 19:15

Gözden geçirilmiş son yayın tarihi 01.10.2014 Saat 22:45

IMG_9668

Etiyopya Gezi Anıları-8. Gün Turmi-Konso Müzesi-Arba Minch

IMG_4040

Hanım dünden beni uyarmıştı; “Otelin dükkanında bir kuş kitabı var. Etiyopya Orta Rift Vadisi Kuşları” isimli. Bir bak istersen. ” Şu ana kadar çok sayıda kuş fotoğrafı çektim ama çoğununda ismini bilmiyorum ve ilk defa görmüşüm. Mantıklı geldi ve sabah ilk işim bu dükkana uğramak oldu. Fotoğrafların kalitesi çok iyi değil ama az çok ne olduğu da anlaşıldığından bu kitabı aldım.

Sabah kahvaltıdan sonrada Abra Minch’e doğru yola düştük. Artık dönüş yolundayız demektir. Biraz canım sıkkın yani, tatil bitti bitecek. Bugün programda, yol üstündeki Arbore kabilesine ait olan bir köye uğramak ve daha önceki günlerde yapamadığımız Benna kabilesine ait bir köy arayıp , ona uğramak var. Toplam yolumuz 190 km kadar.

hamer kadını4Yolda bir Hammer kadınını görünce, bu havalı ve güzel insanları son kez fotoğraflayalım diye arabaları durdurduk. Bir müddet daha yol aldıktan sonra yol kenarında sayılacak köye vardık. Her zamanki gibi köy halkında bir canlanma ve hareketlenme gözlendi. Çevremiz fotoğraf çektirmek için her türlü güzelliğini ön plana çıkartmak için uğraşan insanlarla doldu.

Arboreler Müslümanlığı kabul etmiş olan bir halk ama kendilerince yorumluyorlar. Başı kapalı, türbanlı, çarşaflı insan yok. Evli olmayan kadınlar saçlarını kazıtıyorlar, evlilerin ise saçı uzunca. Boyanmayı ve süslenmeyi bu insanlarda çok seviyorlar. Konso kabilesi insanları ile akrabalıkları var ve bir çok şarkı ve dansları ortakmış. Kadınlar evlenince sünnet ediliyorlarmış. Ticareti en iyi bilen kabile imişler ve hayvan verip karşılığında tarım ürünleri alıyorlarmış. Kadınlar başlarına siyah bir örtü takıyorlar ama daha çok güneşten korunmak içinmiş. Çocuklar ise bal kabağından yapılma şapkamsı şeyleri takıyorlarmış ama bu bizim orada pek dikkatimizi çekmedi. Erkeklerin ise ellerinde ya başlarının altına koyup yatmak ya da üstüne oturmak için kullandıkları küçük tabureleri var. Kuşiktik dil konuşuyorlarmış.

Son zamanlarda yaptığımız gibi 3 kişi grup halinde fotoğraf çektirdik ve bu sayede de bol bol fotoğrafımız oldu.

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

IMG_4087Arbore köyüne yaptığımız bu gezi sonrasında yola düştük ve yol boyunca da Benna (Bana veya Banna) köyü arayarak devam ettik. Tsemay-Konso karışımı bir köye uğrayıp, civardaki Benna köylerini sorduk. Bir tane “hemen şurda” diye tarif ettikleri köy söylediler. Ama doğrusu bu adamların zaman ve mesafe kavramları bize göre çok farklı olunca  risk almadık ve Benna köyü aramaktan vazgeçtik. Benim için gezinin bu kısmı bir kayıp olsa da, kazançlarımı düşününce “boş ver, bu da eksik kalsın, bir daha ki sefere artık” diyebiliyorum. IMG_4085-001

Öğleden hemen az sonra bir Ermeni iş adamınca Karat kasabasına yakınlarında  bir tepede, halen inşaatı süren ve ama o haliyle bile modern hayatın ihtiyaçlarını karşılayan güzel bir tesiste yemek için durduk. Yemekte menü klasik; makarna tabii ki. Ama burada, bu ortamda, çok güzel geldi doğrusu. Harrar birasını da beğendim ama tatmak için denediğimiz Tej adlı baldan yapılma alkollü içki bize uygun bir tatta gelmedi. Avaze isimli acıları ise, acı sevenler için kayda değer bir acı olsa gerek (hanımdan biliyorum!).

IMG_4096-001

Yemek sonrası hemen yakınımızda bulunan Konso müzesini gezmeye gittik. Küçük ama Konsolar hakkında çok bilgilendirici bir müze. Özellikle bu müzede olan ve daha önce ilgili bölümde de bahsettiğim gibi ailenin ileri gelen ölüleri için evin önüne dikilen tahta heykellerden örnekler birer sanat şahaseriydiler. “Böyle bir sanatçı yönleri var ve neden bu tür eserleri yapıp satmıyorlar?” diye o anda düşünsem de, bugün düşününce, o eserlerin yapılış amacı ticaret olmayınca bu özgünlük ve güzellik ortaya çıkıyor diye düşünüyorum.

Sonrasında Arbaminch’e varıp, tanıdık olan ve daha önceden iki gece kaldığımız Swaynes Eco Lodge’e giriş yaptık. Bu sefer odalarımız daha güzel ve ön cepheden. Daha önce kaldığımız odalardan bayağı farklı. Yer kısıtlı ve talepte fazla olunca bu yerler kıymete biniyor. Koptur’dan tur liderimiz Mehmet bu yerleri ayarlamak için, Etiyopya için teknoloji harikası sayılacak bir el fenerini kaptırdı.

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Akşama kadar ayakları biraz uzatıp, keyif yaptık. Akşam yemek sonrasında, sofra başında uzunca bir muhabbet oldu.

Yarın son günümüz artık. Gece Addis Ababa’dan ülkeye dönüş var. Hep söylerim ” geziye ayırabilecek ne az zamanımız ve ne az paramız var”. Neyse yine de çok şanslıyız, sağlığımız yerinde ve imkanlar dâhilinde gezebiliyoruz. Daha da önemlisi karı-koca iyi gezginleriz. Nankörlük etmeyelim…

Gezekalın

Dr Ümit Kuru

İlk yayın tarihi 22.03.2011 Saat 21:19

Gözden geçirilmiş son basım tarihi 30.09.2014

Etiyopya’nın kuşlarından örnekler..

Herhalde hiçbir gezimde bu kadar çok sayıda ve farklı kuş fotoğrafı çekme şansım olmamıştı..