• Arşivler

  • Diğer 531 aboneye katılın
  • Mart 2013 den beri

    • 381.899 ziyaretçi
  • Şubat 2026
    P S Ç P C C P
     1
    2345678
    9101112131415
    16171819202122
    232425262728  

Nepal-Bhutan Gezisi-1.Gün Katmandu

IMG_7665

2 Kasım günü istenen saate Atatürk havaalanındaydık. Uçağımız olan GulfAir’in standı önünde dikilmeye başladık. Ellerde bavul, gözlerimiz diğer gezginleri aradı. Gezi liderimiz de gelince hızlı bir Check-İn sonrası bavulları verdik, biletlerimizi aldık. Önce Bahreyn’e uçup, havalimanında 5 saatlik bir bekleme sonrasında Katmandu’ya varacağız. Teoride böyle ama maalesef pratikte öyle olmadı. Sorunsuz bir uçuş sonrası Bahreyn’e vardık ve bir güzel dükkanları gezdik. Bu arada bir parantez açayım; burada makyaj malzemeleri, parfümler ve içki-sigara bizim havaalanından ucuzdu. Dükkanları bir aşağı bir yukarı gezerken gözüm uçuş saatlerini gösteren panoya takıldı; Uçak 3 saat rötar gösteriyor. Hayde! Dakika bir, gol bir.. Biz erkenden gideceğiz, gün kazanacağız derken başımıza gelene bak. Hemen görevlileri bulduk ama adamların bu 3 saatlik rötar sonrası için bile uçağımızın kalkamayabileceğini söylemeleri iyice morallerimizi bozdu. Bundan sonraki bekleyiş ise bir işkence oldu. Bu arada Barış ve Günseli hanım “Madem öyle, bizi doyurun bakalım” restini çekti. GulfAir’den yemeğe davet edildik ve yemeğimizi yedik. Saat 03:30 civarı uçağa anons edildik ve yorgunluktan perişan halde yerimize yerleştik. Aslında 3,5 saat gecikme ile ne kadar şanslı olduğumuzu sonradan öğrenecektik. Meğerse Katmandu’ya sis yüzünden uçaklar inememiş ve birisi bizim uçak olmak üzere sadece 2 uçak, bir ara hava açılır gibi olunca inebilmiş. Everest’e tırmanış yapanlara da hava muhalefeti yüzünden birkaç gün hiçbir şekilde ulaşılamamıştı. Neyse buna da şükür dedik, daha da kötü olabilirdi.

Uçaktan Himalayalar

Uçaktan Himalayalar

Gecikme boyunca havaalanında bekleyiş tam bir eziyetti.

Gecikme boyunca havaalanında bekleyiş tam bir eziyetti.

Katmandu Havaalanına iner inmez Hindistan’a gelmişim hissine kapıldım. Delhi’deki cümbüşü, burada henüz göremedim ama hissediyorum. Ülkeye girerken vize almak gerekiyor. Biz bu işi İstanbul’da hallettiğimizden rahatız. Bavulları beklerken paramızı bozdurduk. Bu arada oraya Amerikan Doları ile gitmenizin daha karlı olduğunu söyleyeyim. Para birimleri Nepal Rupi’si ve 1 USD’yi verip yerine 100 Rupi alıyorsunuz (2014 verisi).

Bavullar alındıktan sonra dışarı çıktık ve bizi bekleyen yerel acente yetkilisinin yönlendirdiği minibüse binip, kalacağımız Yak and Yeti adlı otele doğru yola çıktık. Yoldaki manzaralar, Hindistan’dan tanıdık; Boyna korna sesleri, sağdan soldan çıkan arabalar, yol ortası inekler, açıkta dikiş makineleri ile terziler.. Tadında olmak şartı ile bu manzarayı seviyorum.

Nepal hakkında kısacık bilgi verelim; Nepal Hindistan ve Tibet arasına sıkışmış, 147.000 km2’lik alanında, yaklaşık 28.5 milyon nüfusu barındıran bir ülke. Batıdan doğuya uzanıyor ve ülkenin %19 gibi bir alanı Himalayalar ile kaplı. Geri kalan büyük bir alan dağlık ve sadece %17’lik kısım yarı tropik ve düzlükten (Terai bölgesi) oluşuyor. Ülkenin büyük kısmı dağlık olunca tarım da teraslar halindeki alanlarda yapılıyor.

Ülke tarihi çok eski dönemlere gidiyor ama yazılı tarihi MÖ. 6-7 yüzyıldan başlıyor. Moğollarla akrabalıkları varmış. Çeşitli çıkışlar ve inişler sonrasında 1769 yılında Prithvi Narayan Şah, bölgedeki küçük krallıkları boyunduruğu altında topluyor ve başkenti Katmandu’ya taşıyarak bugünkü Nepal’in kurucusu oluyor. Ülke tarihinde sürekli çatışmalar olmuş ve hatta 1996 yılı ile 2006 yılları arasında iç savaşlar olmuş. 2008 Yılında ise Laik, Nepal Cumhuriyeti ilan edilmiş ve monarşi sona ermiş. Monarşiler direniyor ama sonunda mutlaka tarihe karışıyorlar.

Ülkenin başkenti Katmandu. Bizim gezimizin ana duraklarından birisi de burası. Şehirde çoğunlukla Hindu tapınakları varken, Budist tapınakları da bolca var. Yani iki inanç sistemi de kavgasız dövüşsüz yaşayabiliyor. Daha sonra açıklayacağım şekilde Katmandu ile Patan (Lalitpur) ve Bhaktapur şehirleri ile tarihsel olarak kardeşler. Bunlar aslında birbirlerine çok yakın yerler. Katmandu Vadisi içinde, bu üç yerde, çok sayıda UNESCO’nun dünya kültürü mirası listesine girmiş eser var.

Bir milyon civarı nüfuslu Katmandu şehrinin ismi ise Kastmandap adlı bir tapınaktan geliyor. Bir diğer söylence de Katmandu isminin orta çağdan gelen Kantipur’dan kaynaklandığı. Sanskritçe “Kanti“ Tanrıça Lakshmi’nin diğer isimlerinden birisi  ve  “pur” ise yer demekmiş.

IMG_7757

IMG_7696Otelimiz güzel temiz bir otel çıktı. İnternet erişimi var ama ücretli. Halbuki sonradan gezeceğimiz Bhutan’da tüm otellerde ücretsizdi. Valizlerimizi hızlıca odaya bırakıp şehir turuna çıktık. İlk durağımızda Nepalin en eski ve en kutsal Budist tapınağı olan Swayambunath Tapınağı oldu. Buraya “Maymunlu tapınak” da deniyor. Her taraf Rhesus Makaklarından dolu. Çantalara ve özellikle elde yiyecek varsa kendimize dikkat etmek gerekiyor. Anında götürüveriyorlar. Tapınağı, Katmandu’ya tepeden bakan bir noktaya kurmuşlar. Söylence o ki; Katmandu Vadisi, bir tarihte, çok büyük bir gölmüş (jeolojik olarak bu vadinin eskiden göl olduğu doğrulanmış). Tapınağın kurulduğu tepe, artık deprem mi oldu nedir, bu gölün sularından yükselmiş. Zaten “Swayambu” kelime anlamı olarak “kendiliğinden yükselen” demekmiş.

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Bu tapınağın kayıtlı tarihi 460 yılına kadar gidiyor ama daha da eski olabilir. Tapınak 14. Yüzyılda Moğol saldırıları ile ve bu saldırganların altın aç gözlülüğü ile yakılıp, tahrip edilmiş. Sonradan yeniden yapılıp, bugüne gelmiş. Çok önemli bir not; Bu tapınak UNESCO’nun dünya kültürü mirası listesinde yer alıyor. Yani görülmeden geri dönülemezler arasında…

IMG_9241

Tapınağa bizim girdiğimiz nokta batıdaki giriş noktası, bir de 17. Yy da Kral  Prathap Malla’nın yaptırdığı doğu tarafından giriş var ki epey bir merdiven çıkmanız gerekiyor. Bizim girdiğimiz noktadan, az sayıda merdiveni çıktıktan sonra, karşımıza ortasında Budha heykeli ile birlikte kurumuş bir dilek havuzu çıktı. Ortadaki Budha heykelinin ayak kısmındaki küçük bir alan içini hedefleyerek attığınız bozuk paralar, havuz içine düşmeden orada kalırsa tuttuğunuz dilek kabul olurmuş. Dünyanın bir ucundan buralara gelmişim, sağlığım ve mutluluğum da yerimde, ben daha ne dilerim! Ama grup psikolojisi işte; Attık bizde bir avuç para…

IMG_9247Bu havuzun sağ tarafında küçük bir Stupa ve çevresinde daha da küçük olanları yer alıyor. Büyükçe olan Stupa üstünde Budha dört yöne doğru bakarken resmedilmiş.  Etrafta bol miktarda maymun var, bir o yana bir bu yana, insanlara hiç aldırış etmeden geziniyorlar. Budist tapınaklarında saat yönünde hareket etmeniz gerekiyor, bizde saat yönünde hareketle merdivenleri tırmanmaya başladık. Yolda bol miktarda bordo renkli tek tip giysileri içinde Budist rahipleri ve öğrencileri görüyoruz. Yukarıda ayin varmış, oraya doğru yiyecek ve içecek götürüyorlar.

Merdivenlerin sonunda büyük Stupaya ulaştık. Burada neredeyse her köşede bir ayin var. Siz varmışsınız, yokmuşsunuz, fotoğraf çekiyormuşsunuz hiç mi hiç aldırmadan dualarını edip, ritüellerini yapıyorlar. Büyük Stupa çok etkileyici ve altın renkli, pırıl pırıl parlayan külah biçimli kulesi var. Bu kule üstünde de Budha, Katmandu Vadisinin dört bir yanına doğru bakmakta. Her resimde, Budist inanışta içe bakışı temsil eden gözler (üçüncü göz) ve bunların hemen altında ise, orada iken burun şekline benzettiğim ama aslında birliği-beraberliği temsil eden ve Nepal’ce –bir- sayısını (ek) gösteren kıvrımlı şekil vardı. Bu alanda bulunan bir diğer önemli eser de Hariti (Ajima) Tapınağı. Bu aslında Hindu inanışında çiçek hastalığı ve sağlık tanrıçası olan Hariti için yapılmış. Budist bir tapınak içinde Hinduizm motiflerinin ve tapınaklarının bulunması hoşgörüyü gösteriyor. Bir dinin, dini inanışın bir diğerine karşı tahammülü ne güzel bir hoşgörüdür.. Bu nedenle de aynı Tapınak hem Hindular ve hem de Budistler tarafından ziyaret ediliyor.

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

IMG_7677Bu tapınakta bulunan bir diğer önemli eserde pirinç kaplı büyük bir heykel. Buna “dorje” deniyor ve Tibet Budizm’inde şimşeği temsil ediyor. Cehaleti yok eden aydınlanma gücünü gösteriyor ve Sanskritçe Vajra’da deniyor. Erkek gücünü de gösteriyor. Budist ayinlerde, ayinleri yöneten başrahibin bir elinde bu sembolü gösteren küçük bir heykel, diğer elinde ise kadın gücünü temsil eden bir çan bulunuyor. Daha sonra ise merdivenlerden aşağıya inerek bu güzel ve fotoğrafik açıdan bana bir cennet olan tapınağı terk ettik. IMG_7737

Bugün gezi programının son zamanlarını Durbar Square’de geçireceğiz. Ölmüş olan büyük bir Nepal kralının 3 torunu ülkeyi yönetmekte anlaşmazlığa düşmüşler. Her biri bir bölge alıp, kendi hükümdarlıklarını sürmeye başlamışlar. Katmandu, Bhaktapur ve Patan bölgelerini yöneten bu üç torun şehirlerindeki sanat eserleri ve şatafat bakımından birbirleri ile yarışa girmişler. Bu nedenle bu üç şehrinde (aslında birbirlerine çok yakınlar) Saray Meydanı denen alanları birbirlerinden güzeller. Biz bu gezide Patan’ı görmedik ama diğer ikisini gördük. İkisi de çok güzeller ama bence Bhaktapur’un Saray (Durbar) Meydanı daha güzeldi.

IMG_7959

Tam adı Hanuman-dhoka Durbar Meydanı olan Katmandu’nun bu eski bölümü, 12-18. Yüzyıllar arasında yapılmış birbirinden güzel Hindu ve Budist tapınaklarına, mükemmel işçilikle oyulmuş tahta işlerle süslü evlere ve Saraylara sahip. Nepal kralları burada taç giyerlermiş ve 20. Yüzyıla kadar da Kraliyet Sarayı bu meydanda imiş. Buradaki eserlerin bir kısmı 1934 yılındaki depremden zarar gördüklerinden sonradan aslına benzer şekilde yapılmışlar. 1979 yılından itibaren de tüm alan UNESCO dünya kültür mirası listesi içindeymiş.

Aracımız bizi alanın dışında bıraktı ve 15 dakikalık bir yürüyüşle alana geldik. Yol boyu Nepal insanlarının gündelik yaşamlarına şahit olmamız çok iyi oldu. Burası, boyna korna çalan arabalar ve daha az sayıda da olsa özgürce Nepal sokaklarını dolaşan ineklerle, Hindistan’da geziyormuşuz havasını daha da çok verdi.

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

IMG_0365Bu kısa yürüyüş sonrası ilk olarak Kumari-Ghar’ı gezdik. Nepal’liler sadece sayısız Tanrı ve Tanrıçaya sahip değiller. Aynı zaman da yaşayan bir tanrıçaları da var; Kumari. Kumari şehrin yaşayan tanrıçası olarak kabul ediliyor. Bu kız çocuğunun yaşı 4-6 civarında olmalı ve sesi, dişlerinin biçimi ve düzgünlüğü ve saçı biçimi gibi 32 farklı fiziksel özelliği taşımalıymış. Bu seçim için adaylar önce fiziksel özellikleri yönünden karşılaştırılıyorlarmış, sonrada korkunç maskelerle dans eden insanlarla dolu odaya kapatılıyorlarmış. Gerçek tanrıça, adaylar arasında bunlardan korkmayan olmalıymış. Son sınav ise bu yaşayan tanrıça adayının, kendinden öncekinin giydiği elbiseleri seçmesiymiş. Seçilen bu Kumari, bu 3 katlı ve kırmızı tuğlalı evde yaşarmış. Ne zamana kadar derseniz; ilk adetini görene kadarmış. Sonra bu karta kaçan Kumari yerine, yeni bir Kumari seçilirmiş. Bu gelenek Nepal’in yaşayan son Malla kralı, Jaya Parakash Malla zamanından beri varmış.  Kumari zaman zaman muhteşem oymalı pencerelerden bir tanesinde görülüyor. Ancak bunun için önce pencereden bakan ve aşağıda fotoğraf veya kayıt yapan birisinin olmadığını kolaçan eden bir adamın onayı gerekiyor. Yani Kumari’nin fotoğrafını çekmek kesinlikle yasak… İşte biz bu evi gezdik.

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Kumari’nin evine sırtınızı verince sağda neoklasik tarzda olan ve bu meydanın bence en çirkini olan bir Saray var; Gaddhi Baithak. Bu bina 1908 yılında Rana sülalesi döneminde, sarayın bir parçası olarak yapılmış.

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Yola devam ederek 1690 yapımı Trilokya Mohan Narayan (Vişnu’ya adanmış), yine bir 17 yüzyıl eseri olan Maju Dega (Hindu tapınağı) ve Şiva Parvati Tapınaklarının önünden geçtik. Kraliyet Sarayına giriş yasaktı ama şöyle bir kafayı uzatıp içerinin ve nöbetçi askerin fotosunu aldık. Fotoğraf çekme konusunda en rahat ettiğim gezilerden biriydi diyebilirim. Kibarca sormanız onları mutlu ediyor ve en güzel pozlarını veriyorlar. Asker bile bir güzel poz verdi.

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Tanrı Taleju, Katmandu şehrini koruyan tanrıymış. Onun adına yapılan Taleju Tapınağının kapısı önünde iki adet dev aslan heykeli var. Bu süslü kapı önünde de fotoğraf çektirmeyi ihmal etmedik.

IMG_7936

Hanuman; Hint destanı Ramayana’da adı geçen Rama’ya, kaçırılan karısı Sita’yı kurtarmak konusunda yardım eden bir Hindu ilahı. Onun heykeli bu meydana ismini veriyor.

En son olarak da 12. Yy’a tarihlenen ve Katmandu şehrine ismini veren Kasthamandap Tapınağını gezdik. Nepalin söylencesi bol. Bir söylenceye göre de burası tek bir Sal ağacından çıkan odunlarla yapılmış. Sabah ve akşamları çevresinden satıcılar eksik olmuyor.

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Bu meydan gezisini tamamlayarak aracımıza doğru yürüyüşe geçtik.

Akşam yemeğini otelde yedik. Günseli hanım sayesinde soframızda standart dışı yemekler de vardı. Burada ilk defa Momo denen ve bir tür hamur işi yemeği tanıdık. Sonradan tüm Nepal-Bhutan gezisi boyunca da sofralarda aradık.

Artık ben dahil, herkesin gözünden uyku akıyor ama son bir gayret Katmandu’nun gecesini tanıyalım istedik. Gece gündüz hareketli bir alışveriş merkezi olan Thamel’e bir yürüyüş yaptık. Burada Outdoor malzemeleri satan dükkanlar var. Bu dükkanlarda ünlü markaların taklitleri bol miktarda var.

Bu gece yürüyüşü sonrası otele döndük. Yatağa girdim ve başım yastığa 5 cm kala uyumuşum..

İlk defa, bir gezinin ilk günü, deliksiz bir uyku çektim.

İlk gün, zor bir yolculuk sonrası geldi ve dolu dolu da geçti. Haydi hayırlısı bakalım, uçak gecikmesi hariç, gezinin ilk günü çok güzel geçti. Darısı diğer günlere…

GEZEKALIN

Ümit Kuru

İlk yazım tarihi 18.11.2011 Saat 00:54

Gözden geçirilmiş son yayım tarihi 19.03.2015 Saat 01:32

IMG_7787

Nepal-Bhutan Gezi Anıları: Giriş

IMG_8405

Evet Sevgili Sanal Gezginler,

Bu sene Nisan ayındaki İtalya gezimize kadar başka yerlerde yayınladığım gezi yazılarımı bu sayfa altında yeniden yazmaya devam. Nepal-Bhutan gezimizi Kasım 2011 tarihinde yapmışız. Güzel bir geziydi. Okumamış olanların zevkle okuyacağına eminim..

Dr Ümit Kuru

IMG_9805

Bu sefer ki rotamız Nepal-Bhutan ülkeleri oldu. Aslında biz daha çok Bhutan’ı merak ediyorduk ve bundan aylarca önce de bir tur şirketi ile anlaşmış ve paramızı da yatırmıştık. Ancak sonradan hem Naime ve hem de benim moralimi bozan o telefon geldi;  “Özür dileriz Bhutan turunu yapamıyoruz, paranızı iade edebileceğimiz bir hesap numarası alabilir miyiz?”

IMG_8379Tatil için izinler ayarlanmış, para denkleştirilmiş, havasına girilmiş bir anda bu telefon insana küfür etmek gibi geldi ama yapacak bir şey yok. Aldık paramızı geri. Aldık almasına da ne yapacağız şimdi diye kara kara düşünmeye de başladık. Bir müddet sonra gezgin dostlarla yaptığımız toplantılardan birinde bir arkadaşımız aynı tarihlerde bir Nepal-Bhutan turundan bahsetti. Bahsettiği şirketi, doğrusu bu ya, daha önce hiç duymadım. Bu konularda titiz insanımdır, incik cıncık incelerim. Ancak canı tez arkadaşım, hemen telefona sarılıp sorumlu kişi Barış Malkoç’a bizden bahsederek programı göndermesini isteyince serüven başlamış oldu. Uzatmayalım bugün bu satırları yazarken geçmişe gidince iyi ki yapmışız da bu insanlarla geziye katılmışız diyorum. Nepal fahri Konsolosu sevgili Prof. Günseli Malkoç’un da bulunduğu gezi öncesi yapılan toplantıda içimdeki ben “Tamam, budur işte. Bu gezi kötü olamaz. Bunlar amatör ruhlu ama profesyonel iş yapmaya çalışan insanlar” dedi. Gezi de sorun olmaz mı? Aksaklıklar olmaz mı? Pek ala olur ve bu gezide de oldu.Ama önemli olan onunla baş etme yöntemi nasıl, ona bakmak lazım. Sonu başta söyleyeyim ki gezi güzel oldu ve benim için unutulmazlar arasına girdi. Günseli Malkoç hanım sanki ilk defa Nepal’e Bhutan’a gidiyormuşçasına heyecanlıydı. Defalarca gittiği ve bir müddet de yaşadığı bu ülkelerde, tattığı tüm güzellikleri ve deneyimleri, hiç birini atlamamaya çalışarak bizlerle paylaştı. Sevgili Barış ise hiçbir isteğimizi kırmadan, sabırla ve tüm iyi niyeti ile her zaman yanımızdaydı.

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

IMG_0028Gelelim geziye; Himalaya Krallıklarından olan bu iki ülke beni çok şaşırttı. “Neden daha önce gitmemişim” diyeceğim ama bu kadar gündemde olmaları da çok uzun zaman öncesine dayanmıyor. Tabii ki bu ülkelerdeki güvenlik sorunları ve bu ülkelere seyahat etmede zorluklar gecikmemin nedenleri arasında. Özellikle Bhutan’a ulaşmak hala zor. Örneğin buraya sadece bir tek uçak şirketi uçuyor; Drukair ve o da Krallığın hava yolu ve uçak kapasiteleri çok sınırlı. Bilet bulmanız sorun olabiliyor. Sırtınızda çantanızla Bhutan a kendi başınıza gitmeniz zor. İlla ki oradan veya buradan bir acenta ile görüşmeniz ve önceden bazı izinleri almış olmanız gerekiyor. Bhutan’a aldığınız izinler, Bhutan’ın tamamı için de geçerli olmayabiliyor, daha içeri bölgelere gitmek için de yerel yetkililerin izni gerekebiliyor. Ancak özellikle bu ülkeyi şimdilerde görmenizi isterim, ileri de ne olacağı belli olmaz. Bir ülke düşünün ki, kanunlarla ülke topraklarının en az %60’ı orman olacak densin ve bugün ülkenin %72’lik kısmı orman olsun…

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

“Namaste” ile başlayan gezimizi “namaste” ile bitirdik ve ülkeye döndük ama benim gezi tekrar başlıyor. Sizlerle gezi anılarımı paylaşırken, yeniden oralarda oluyorum ve doğrusu o anda dikkat etmediğim bazı şeyleri yeniden keşfediyorum, öğreniyorum. Gezi daha güzel bir hale geliyor.Sonuçta bunlar bize anılar ama siz Sanal Gezginlerle paylaşmaktan mutlu oluyoruz..

IMG_0020

GEZEKALIN

Ümit Kuru

İlk basım tarihi 14.11.2011 Saat 09:13

        Gözden geçirilmiş yeni basım tarihi  18.03.2015 Saat 00:37

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Gittim, Gördüm, Yedim…Kars’ın Lezzetleri

Kars’ın tarihten gelen kozmopolit yapısı, çok kültürlü geçmişi zengin bir mutfağa da sahip olmasına neden oluyor.

Kars ve civar yöresi gezimizde, bazıları bölgeye özel, yemekleri tatma şansını elde ettik. Şahsen ben Sim-Er Otelin mutfağından servis edilen yemekleri, dışarıda yediğimiz yöresel yemeklere göre daha çok beğendim. Otelde grubun konakladığı gecelerden ilk 2 akşam yemeğinde yöresel tatları deneme şansımız oldu. Ama biz İstanbulzedeler otelde sadece 1 gece o güzelim yöresel yemekleri tatma fırsatını yakaladık.

Gırar (Lebeni) Çorbası

OLYMPUS DIGITAL CAMERA
Nohut ve dövme (dibekte dövülerek kabuklarından ayrılan buğday) pişirildikten sonra (bazen kabak da katılabilirmiş) ayran dökülüp, hafif kaynatılıp, üstüne de nane ve çeşitli dağ otları katılarak yapılan bir çeşit çorba. Kürt yemeği olarak bilinirmiş. Bizim yediğimiz Gırar Çorbası örneğine aşotu ve dağdan toplanan bazı  otlar katılmıştı. Benim damak tadıma uygundu ve çok beğendim.

Piti

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Piti, Azerbaycan mutfağına ve özellikle Kars mutfağına özgü yemek. Bazı yörelerde, özellikle Iğdır ve çevresinde Bozbaş olarak da anılıyor. Pitinin temel malzemeleri koyun eti, nohut ve lavaş. Yemeğin suyuna kendine özgü rengini veren ise zerdeçala benzeyen sarıkök adlı ot. Pitinin sunumu aşamasında kullanılan çömlek veya çukur tabakların altına lavaş döşeniyor. Bizim otelde yediğimiz de çok güzel bir örnekti. Mutlaka bardağı andırır bir kapta geliyor. Yemeğin en üstünde kuyruk yağı konmuştu. Önce çorba gibi suyunu kaşıkladık. Arkasından da kupa içindeki yemeği tabağa boşaltıp yedik.

OLYMPUS DIGITAL CAMERA

Helva (Umaç Helvası)

Kıtırlı bir helva türüydü. Ben sevdim doğrusu. Sabah kahvaltıda bile vardı.

OLYMPUS DIGITAL CAMERA

Üşenmedim bir de tarifini buldum. Belki yapan olur da yerim 🙂

Kaz eti

OLYMPUS DIGITAL CAMERA

Çok şey bekleyip de aradığım tadı bulmadığım bir yemek oldu.

http://www.altinkaz.com/sayfa_24_kars—ardahan-kazinin-ozelligi.html adresinden aldığım aşağıdaki bilgiyi olduğu gibi aktarıyorum;

“Kars ve Ardahan kazına tat veren 6 temel özellik vardır. Bunlar; yöredeki suların soğukluğu, bölgedeki minerallerin zenginliği, bin bir çeşit bitki örtüsü, tuzlamada kullanılan kaya tuzu ve havadaki ayazdır. 

Yaz bastırınca kazlar yaylaya çıkarılıyor, havalar soğuyup, yağmurlar düştüğünde yeniden köye indiriliyor. Bu dönem genellikle harman sonu olduğundan, kazlar başaklardan toprağa düşmüş tahıl taneleriyle iyice semizleşiyor. İlk kar yağdığında ise kesilip tüyleri ve içi alınıyor, bütün olarak tuzlanıp 10 gün (baskıya) salamuraya yatırılıyor. Ardından karda açık havada(ayazda), güneş ve rüzgâr görecek biçimde asılıp, 30 ile 60 gün süreyle kurutuluyor. Tuzlanıp bu yörenin ayazında kalan kaz pastırma halini alıyor.  Bu yöreye özgü nefis bir tat, Kars-Ardahan kazı.”

Biz Kaz Evi’nde kaz yemeğini yedik. Burada yemeği ya sadece kaz eti olarak ya da bulgur yanına kaz eti olarak istekte bulunabiliyorsunuz. Benim damak zevkime uygun bir et değildi. Sert bir et gibi geldi bana. Ama siz yine de deneyeceksiniz elbette.

Kete

Kete sadece Doğu Anadolu yöresinde değil, İç Anadolu’da da yapılan bir unlu yiyecek. İçinin hazırlanışı unun yağda kavrulması ile oluyor. Bana pek güzel gelmedi ama beyaz peynir ve çayla beraber fena değildi.

Lahana Dolması

OLYMPUS DIGITAL CAMERA

Lahana dolmasını Kaz Evi’nde denedik. Ben bu mekanda en çok dolmayı beğendim.

Kars Kaşarı

OLYMPUS DIGITAL CAMERA

Taze inek sütünün peynir mayası ile mayalanmasının ardından elde edilen beyaz peynirin, kaynar suda haşlanması ve tecrübeli ustaların elinde yoğrulduktan sonra kalıplara dökülmesinin ardından kalıplardan çıkarılan kaşarlar, tuzlanarak özel serin odalarda bekletilir ve biraz eskidikten sonra torbalanarak soğuk hava depolarında eskimeye ve yıllanmaya bırakılır. Eskidikçe lezzeti daha çok artan Kars kaşarı, depodan çıkarıldığından kabuk bağlamış ve hafif küflenmiş şekilde piyasaya sürülür. Kars kaşarı yapılma işlemi sırasında, kalıplara dökmeden hemen önce Kaşarın boğumlanan kısmından  kaşarın büyüklüğüne göre ağırlığı değişen bir parça koparılır.Bu parçaya “Kaşar Göbeği”  denir, eğer bu tekrar Kaşar imalatına katılmayıp da piyasaya sürülmek için ayrılırsa buna da “Göbek” yada “Göbek Kaşar” denir.

Kars deyince akla kaşar ve gravyer peyniri gelmesi o kadar doğal ki..Ayırım yapmayacağım. Cadde boyu dükkanları gezin ve hangisi damak tadınıza uyarsa oradan kaşarlarınızı alın derim.

Bundan başka bir tür mantı olan Hangel, Haşıl ve daha başka yöreye özgün yemekleri de denemelisiniz..

Gezekalın

Dr Ümit Kuru

15.03.2015 Saat 23:00

Kars Gezi Yazısı

IMG_9392

İlk defa bir gezi yazısını yazıp yazmamakta kararsız kaldım. Genellikle gezeceğim yerle ilgili hazırlık aşamasında dokümantasyon hazırlığımı iyi yapar ve gezi sırasında aldığım notlarla birleştirir, gezi dönüşü en kısa zaman içinde yazımı yazardım. Kars gezisi dönüşünde de gezi anılarımı yazarken Hasbey Köyü, Çıldır Gölü ve Ani Harabeleri yazılarını zevkle ve bir çırpıda yazabildim. Ancak gelgelim Kars yazısını yazmak bir türlü içimden gelmedi doğrusu. Hatta yazmayı da düşünmüyordum. Nedense Kars bende yazı yazma hevesi uyandırmadı. Bundan Kars’ın gezilmeye değer bir şehrimiz olmadığı izlenimi çıkartılmasın. Büyük olasılıkla, İstanbul’daki yoğun kar sebebi ile, bir gün gecikme ile bu şehre ayak basmamız ve programın Kars bölümünden olan kayıplar bende bu şehir hakkında yazı yazma ve siz Sanal Gezginlerle paylaşmaya değer bir izlenim bırakmadı. Bu akşam Kars fotoğraflarına bakarken bu düşüncemin yanlış olduğuna inandım ve gezimizin odağı olan Kars şehri ile ilgili bir şeyler yazmamamın, bu şehre haksızlık etmek anlamına geleceğini düşündüm.

IMG_9326

Halen içinde barındırdığı çeşitli alt kimliklerden insanları ile kozmopolit bir şehir olan Kars, Türkiye’nin en yüksek il merkezi durumunda (ortalama rakım 1768 metre). Tarihsel olarak Kars ili zamanında  Bagratlı Krallığı’na ve Cenub-u Garbi Kafkas Hükümeti’ne (Güneybatı Kafkasya Cumhuriyeti) başkentlik yapmış bir sınır şehridir. Bir kaynağa göre Kars adı, M.Ö. 130-127 tarihleri arasında Kafkas Dağlarının kuzeyinden gelen Bulgar Türkler‘inin Velentur boyunun Karsak Oymağı’ndan gelmektedir. Türkiye’de bundan daha eski Türkçe isim taşıyan bir şehrin daha olmadığı sanılmaktadır. Kars, 1877-1878 Osmanlı-Rus Savaşı’nın ardından 40 sene boyunca Rus egemenliği altında kalmıştır. Bu dönemde Ruslar Kars şehrini yeniden düzenlemişler. Bugünkü Yusufpaşa, Ortakapı ve Cumhuriyet mahallelerinin bulunduğu alanlara 1890 yıllarında Hollanda’dan getirilen mimar ve mühendislere ızgara planlı, birbirini kesen caddelerden oluşan yeni bir şehir kurdurmuşlar. Düzenli caddeleri, bu cadde ve sokaklara sağlı sollu dizilmiş Rus mimari tarzındaki binaları ile karla kaplı Kars Şehri, benim gezi öncesindeki Kars hayalimdi. Ancak bu yüksek beklentim çok da karşılandı diyemem. Eski binalara hoyratça davranılmış ve görebildiğim binalardan bir kısmı da kaderine terk edilmiş durumda.

IMG_9309Sabah erkenden Kars şehrini yürüyerek gezmeye başladık. Otelimiz Simer Hotel şehrin dışında gibi gözükse de aslında merkezi sayılır. Otelden çıkışta Kars Çayının üstüne kurulu köprülerden birini geçerek eski Rus binalarının ilk örneklerinden biri olan Cheltikov Konağını ziyaret ettik. 1894 yılında Rus Cheltikov ailesi için konak olarak yapılan söz konusu yapı Rus egemenliği döneminde opera binası olarak da kullanılmış. Bir dönem sağlıkçıların misafirhanesi olarak kullanılmış. Bugün ise otel olarak hizmet veriyor. Binanın içine de girdik. Bende bıraktığı izlenim bu binayı dışarıdan seyretmenin daha keyifli olduğuydu.

IMG_9318

Yola devamla restorasyon gören Tuncer Güvensoy Evi‘ni gördük. Burası Kars’da hem içi ve hem dışı aslına uygun olarak restore edilen ilk Baltık mimarisi örneği olarak biliniyor. “Bu evlerin ısıtılması bölgenin sert geçen ikliminde sorun olmuştur” diye düşünebilirsiniz. Ama zamanında bu problem için bazı ısıtma sistemleri kullanmışlar. Bunlardan bir tanesi “peç” adı verilen bir şömine sistemi. Peç, binanın içinde bulunan bir şömineden çıkan sıcak havanın binanın duvarları arasında kalan boşlukta dolaşarak binayı ısıtmasına verilen isim. Kars ve Sarıkamış’da bulunan bu tür binaların büyük çoğunluğunda bu sistem uygulanmış.

IMG_9323Tuncer Güvensoy Evine yüzünüzü verdiğinizde sağdaki sokakta biraz ileride, şimdilerde İsmet Paşa İlköğretim Okulu olarak hizmet veren bina 1886-1888 yılları arasında askeri bina olarak yapılmış. Bu binanın dış cephe ön yüzü ile yan yüzleri arasında o kadar fark var ki! Üzülmemek elde değil. Bir de sıfır estetikle tabela takmışlar binaya. IMG_9343

Kars Kalesine doğru yola devamla Ebul Hasan Harakani Türbe ve Evliya Camisine geldik. Ebul Hasan Harakani Türkmenistan’dan Anadolu’ya M.S.11.yüzyılda Selçuklu akınları sırasında gelmiş ve Bizans ordusu ile yapılan bir savaşta yaralanarak Kars’ta şehit olmuştur. 16. Yüzyıl sonlarında, Kars şehrinin yeniden imarında önemli rol oynan Lala Mustafa Paşa camiyi yaptırmış ve türbeyi de inşa ettirmiş.

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Aynı alana yakın bir başka ziyaret yerimiz ise  Doğu’nun Ayasofya’sı diye nitelendirilen Havariler Kilisesi (Kümbet Cami).  Bu yapı bir Gürcü-Ermeni Kilisesi olsa da, bir ibadethaneden ziyade, Hristiyanlık için büyük bir kutsallığa sahip olan 12 Havariler´i anma münasebeti ile de yapılmış. 1064 Yılında Müslüman egemenliğine geçen yöredeki bu kilise, camiye dönüştürülerek Kümbet Cami adını almıştır. Bölge Rus hakimiyetine girince cami Rus Ortodoks Kilisesine çevrilmiş, 1918 yılında ise yeniden camiye çevrilmiş.

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Eski ve yeni olmak üzere iki bölümden oluşan Kars il merkezinin eski Kars bölümü kuzeyde, tepeye kurulu kalenin içinde ve eteklerinde yer alıyor. Tepede, tüm Kars’a hakim konumda olan Kars Kalesine gelince eski Kars’ın merkezine de gelmiş oluyorsunuz.  Kale İçi Mahallesi dar ve eğri yollar boyunca düzensiz dizilmiş bakımsız evleriyle, sıkışık yapılar topluluğu gibi duruyor. Evler çoğunlukla yığma taş ve kerpiçten yapılmış. 1878 Rus işgali sonrasında bu kesim olduğu gibi bırakılmış ve Eski Kars’ın güneydoğusunda, buraya gelene kadar bir bölümünü gezdiğimiz, Taht Düzü denilen ovaya yeni bir garnizon kent oluşturulmuş.

Desktop

Kaleye girmeden hemen önce sevgili rehberimiz Reyhan Kars Çayı karşında bir tepeyi işaret etti. Bu tepede kısa bir zaman öncesine kadar İnsanlık Anıtı yükseliyordu.  7 Kasım 2005 tarihinde Kars Belediye Meclisi oy birliğiyle Ermenistan’daki Soykırım Anıtı’na karşı Sukapı Mahallesi’nde İnsanlık Anıtı yaptırılması kararını aldı ve  2006 yılında dönemin Kars Belediye Başkanı Naif Alibeyoğlu ile heykeltıraş Mehmet Aksoy arasında sözleşme imzalandı. Mehmet Aksoy 24,5 metre uzunluğundaki heykelin yapımına başladı. O zamanın Başbakanı Recep Tayyip Erdoğan, Sarıkamış şehitlerini anma törenleri için gittiği Kars’ta heykeltıraş Mehmet Aksoy’un yaptığı İnsanlık Anıtı’nı “ucubeye” benzeterek anıtın “belediye tarafından yıkılacağını ve yerine park yapılacağını” söyledi. Bir zamanlar Belediye Meclisince oy birliği ile alınan kararla bir yığın para harcanarak yapılan anıt, olasılıkla daha fazla para harcanarak 14 Haziran 2011 günü yıkıldı. İnsanların kardeşliğine bir mesaj olabilecek olan bir anıt, bir çarpık düşünce sonucu yok edildi. Neresinden baksan trajedi, neresinden baksan dram!  Boş heykel alanını görünce ve olayın gelişimini bilince üzülmemek ve hayıflanmamak elde değil.

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Kars Kalesine gelince; M.S. 1153 yılında Selçuklulara bağlı Saltuklu Sultanı Melik İzzeddin’in emri ile Veziri Firuz Akay tarafından yaptırılmıştır. Kenti çevreleyen dış kale surları da 12. yy’da inşa edilmeye başlanmış. 1386 Tarihinde Kars şehrini ele geçiren Timur tarafından kale yıktırılmış. 1579 Yılında Osmanlı Padişahı III. Murat’ın fermanı ile Kars’a gelen Lala Mustafa Paşa tarafından kale ve dış cephe surları yeniden yaptırılmış. Kaleden şehrin panoraması gerçekten çok güzel gözüküyor. Burada bulunan kafeterya, çay molası için çok uygun bir yer.

Kale gezisi sonrasında Taş Köprü, Mazlumağa Hamamı, Topçuoğlu Hamamı, Muradiye Hamamını görüntüledik.

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Desktop1

Ortakapı Mahallesinde bulunan Fethiye Cami 19.yy sonlarında Ruslar tarafından Baltık Mimari tarzında kilise olarak yaptırılmış olup, bina Cumhuriyetin ilk yıllarından sonra Kapalı Spor Salonu olarak kullanılmış. 1985 yılında ise camiye çevrilmiş. Bu bina Kars’ta en beğendiğimiz bina oldu.

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Kars’da sadece kısa zaman diliminde gezebildiğimiz yerleri sizlere anlattım. Yani Kars’da sadece bu kadar tarihi eser var demek yanlış olur. Aşağıdaki adresler Kars ile ilgili olarak beğendiğim ve bilgi verici adreslerdir;

http://www.karskulturturizm.gov.tr/TR,54867/gezilecek-yerler.html

http://www.karskulturturizm.gov.tr/

http://www.virtualani.org/

Meraklı gezginler için yardımı olacaktır.

“Kars deyince aklınıza ilk gelen kelime nedir?” diye sorsam herhalde Kars Kalesi ya da Fethiye Cami, Havariler Kilisesi demezdiniz. Kars deyince sizin gibi benim de aklıma ilk olarak kaşar peynir, gravyer peynir geliyor. Kars’da Atatürk ve Kazım Bey Caddeleri üzerinde çok sayıda dükkanda başta Kars kaşar, gravyer ve çeçil peyniri olmak üzere süt ürünleri ve bal bulabilirsiniz. Dükkanlarda tattırılan kaşar ve gravyerlerle neredeyse bir öğünü aradan çıkartabilirsiniz. “Almanızı tavsiye eder miyim?” diye sorduğunuzu işitir gibiyim! Tabii ki olabilir. Üstelik bedeli karşılığında kargo yapıp yolluyorlar da. “Hangi dükkan?” derseniz. Bence pek fark yok, hangisi damağınıza denk gelirse oradan alın derim.

Evet Sanal gezgin arkadaşlarım, Kars-Sarıkamış gezi hikayemizin sonu bu yazıdır. Sarıkamış kısmını yazmaya pek gerek yok. Genellikle kışın kayak yapmak amacı ile gelinen ve Kars ve çevresine pek de uğranılmadan geçilen Sarıkamış’da da Baltık Mimarisinin örnekleri var. Bunların bir kısmı askeri alan içinde kalmış ve ilk yapıldığı zamandaki amaca uygun şekilde askerin hizmetinde. Bence bu binalar, Kars’ta gördüklerim yanında daha iyi durumdalar. Buradan sadece fotoğrafları göstersem daha iyi olur. Birkaç saatlik gezilmiş Sarıkamış’ın yazısı zor olacaktır.

Yeni gezi yazılarında buluşmak üzere,

Gezekalın..

Dr Ümit Kuru

08.03.2015 Saat 23:12

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Kars-Ani Harabeleri

IMG_9494

IMG_9422Ani Antik kentine girişi ana giriş kapısı olan Aslanlı Kapı‘dan yapıyorsunuz. Aslanlı kapının bulunduğu surların Doğu yanındaki burç üzerinde Selçuklu Sultanı Alparslan’ın şehri 1064 yılında fethetmesini belgeleyen 4 satırlık “Kufi İslâmî Kitabe” mevcut. Biletleri bu kapının bulunduğu yerden alıyorsunuz. Eğer müze kartınız varsa girişinizi bu kartı göstererek yapabilirsiniz. Antik şehri gezmek için ödeyeceğiniz para 6 TL.

IMG_9424Aslanlı Kapıdan sonra yürüyüş yolu sizi Ebul Menucehr Camisine kadar götürüyor. Bu yol boyunca  beyaz kar örtüsü altında “burada ben varım” dercesine dikkatinizi çekmeye çalışan eserler olarak Abukhamrents (Aziz Krikor) Kilisesi, Selçuklu Sarayı gözüküyor. Bu satırları yazarken bir yer dikkatimi çekti; Ana kapıdan giriş sonrası sağda, karlar altında kalan ve 4.yüzyılda yapıldığı sanılan Ateşgede. Ateşgede, ateşe tapanların üzerinde ateş yaktıkları bir tür sunak demek. Zerdüştlük dininde kutsal ateşin etrafında toplanılıp ibadet edilen yer. Anadolu’daki en eski Zerdüşt eseri burada, Ani Harabelerinde bulunuyor. Tüm semavi dinler öncesinde böyle bir sunağın Ani’de  varlığı, buralardan geçen medeniyetlerin önemli bir göstergesi olsa gerek.

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Bir zamanlar ticaret alanı olarak kullanılan sağlı sollu dükkanlar ve hamamın bulunduğu alanı geçtikten sonra Yıkık Minare ve Ebu’l Muammeran Külliyesi önünde bir süre durduk ve fotoğrafladık.

IMG_9496

Sonra ise 1072’de Şeddatoğulları’ndan Ebu Süca Manucehr tarafından yaptırılan Ebul Manucehr Camisini ziyaret ettik. Cami, Selçukluların Anadolu’da inşâ ettikleri ilk cami olarak biliniyor. Tavanlarında mozaik görünümlü renkli taşlar ve zengin motifli geometrik süslemeleriyle, Anadolu Selçuklu eserlerinin en güzel örneklerinden.

Bu caminin önünde ise muhteşem bir vadi manzarası var ve aşağıda akan Arpaçay’ın ötesi Ermenistan. Ermenistan’a ait gözetleme kulelerini görebiliyorsunuz. Nehir üstünde ise İpek Yolunu devam ettiren köprü gözüküyor.

IMG_9478

Bu cami sonrası ise Ani Katedraline geldik. Meryem Ana Katedrali (Fethiye Cami), çok sayıda yıkıntısı olan Ani kentinin en iyi korunmuş yapıları arasındadır.

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Katedralin Ani Kent merkezinde yapımına 1010 yılında 2. Sembat zamanında başlanılmış olup, 1. Gagik döneminde bitirilmiş. 1064 yılında Alpaslan’ın Ani’yi fethiyle birlikte bir süre cami olarak kullanılmış. 1319’da depremden hasar görmüş ve Mimar Tiridot tarafından onarılmış. Bu yapıyı gezerken sevgili rehberimiz Reyhan bize güzel bir sürpriz yaptı ve buraya yakışan bir melodi söyledi.

Yürüyüşümüze Tigran Honents ( Boyalı Kilise) Kilisesi’ne doğru devam ettik. Bu arada sağda Ermenistan topraklarında taş ocağı madenlerini gördük. Buradan çıkartılan taşlarla Ermenistan’da yeni bir Ani yaratılmak, yeni Kilise ve binalar için taş temin edilmek istenmiş. Ancak bu madende kullanılan patlayacıların Ani Antik Şehrine zararı olmuş. Yine de maden halen faaliyette.

IMG_9539-001

 

Halaskâr (Amenaprgiç) Kilisesi yol üzerindeki diğer bir kilise. 1957 yılında yıldırım düşmesi sonucu yarısı yıkılmış diğer yarısı ise eksiksiz ayakta kalmış.

Yolun bizi getirdiği yerin adı Tigran Honents Kilisesi. Bu kilise Ani’de en sağlam ve içinde freskleri nisbeten korunmuş olanı. Tigran Honents adlı bir tüccar tarafından 1215 yılında yaptırılmış.

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Bu kilise gezimiz sonrasında çıkışa doğru yürümeye başladık. Ani kayalarının altta yumuşak tüf, üstte sert bazal oluşum taşıyan bir özelliği var. Bu nedenle kayalarda oda açmak kolay. Yol boyunca derin vadilerin duvarlarında mağaralar, odalar gördük. Bu odaların çeşitli işlevi varmış. Bazısı mezar, diğeri depo, başkası güvercinlik, başkaları ev, daha da başkası dinî yapılarmış. Bazen de, iç merdivenlerle bağlanmış, birkaç katlılarmış.

IMG_9604

 

Ani gezimizi son fotoğrafları alarak tamamladık. Bu şehri gezerken ” Burada hiç bir kazı yapılmamış!” gibi bir düşüncem vardı. Ancak 93 Harbi olarak bilinen Osmanlı-Rus savaşları’nda 40 yıl Ruslar’ın hakimiyetinde kalan bölgede St. Petersburg Çarlık Üniversitesi’nden Gürcü tarihçi ve dil bilimci Nikolai Marr yönetiminde 250 kişilik bir grup ile uzunca bir süre arkeolojik çalışmalar yapılmış ve bir de müze kurulmuş. Bölge Türklere devredilince de, 10000’e yakın, taşınabilir bütün eserler ve bir çok fresk Rusya’ya götürülmüş.

Ani, Hıristiyan-Ermeni inanışına göre kutsal sayılmakta. Şehirde, Selçuklu eserleriyle kiliseler, yan yana, hatta iç içe duruyor. Ermeni ve Gürcülere ait kiliseler ve Abbasiler döneminde yapılan cami, Zerdüşt inanışına ait Ateşgede çok az yerde olan bir çeşitliliği bu alanda sergiliyor. Ne yazık ki Ani Antik Kentinin bu çeşitliliğini tarih boyunca korumasını tüm insanlık olarak pek becerememişiz. Ani hızla yıkılıyor ve onu ayakta tutacak çalışmalar bence yeterli derecede değiller.

Yani siz Sanal Gezgin arkadaşlarım; Ani’ye, yaz ya da kış, ne zaman fırsat bulabilirseniz ziyaret imkanı yaratın derim. Ani iyice taş toprak haline gelmeden ve bir an evvel!

Gezekalın.

Dr Ümit Kuru

04.03.2015 Saat 23:55

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.