
Takayama şehrinden ayrılmak zor geldi. Sabah kahvaltı sonrasında otel önüne çıktığımda okula giden çocukları gördüm. Tek sıra halinde dizilmişler, önde daha büyük bir çocuk, onun da elinde bir sarı flama ve hepsinin başlarında baret vardı. Merakımdan bir süre onları takip ettim. Tek sıra halini hiç bozmadılar, takip ettiğim sürece hiç birbirleri ile konuşmadılar. Trafik ışıklarına gelince elinde bayrak olan çocuk öne çıktı, flamasını kaldırdı. Tüm araçlar durdu ve çocuklar karşıya geçtiler. Bu Japonlar çoluk çocuk ilginç insanlar. Doğru olan bu davranışların bu toprakların insanı bizlere, en azından bana, ilginç gelmesi de üzücü tabii.


Ogimachi Köyü Gezi Planı http://www.japan-guide.com/e/e5951.html
Otobüsle Takayama’dan Shirakawa-go ya gidiş süresi yaklaşık 1 saat sürüyor. Shirakawa-go, 1995 yılında UNESCO tarafından Dünya Kültür Mirası listesine dahil edilmiş olan bir yer. Shirakawa-go ve komşu Gokayama bölgesi, Shogawa Nehri Vadisi içinde bulunuyor. Bu bölgenin en önemli ve turist çeken özelliği, bazıları 250 yılı aşan yaşta olan, geleneksel “gassho-zukuri çiftlik evleri“. Biz de Japonya programını yaparken bir fotoğrafını gördüğümüz bu bölgeyi programa aldık. Burası Türkiye’den Japonya’ya giden turların çoğunun programında yer almıyor ama bence bir Japonya turu programında mutlaka olması lazım.
Gassho-zukuri “dua eden el benzeri yapı” (Budist inanışta dua edenlerin el ayalarını birbirleri ile bitiştirmiş ve parmak uçlarını yukarıya çevirdiği tutuş biçimi) anlamında. Bu tanım evlerin çatılarının dua eden el pozisyonunda olmasına olan bir benzetmeden kaynaklanıyor. Yıllar içerisinde yöre yaşayanlarının, ağır kış koşullarında yağan yoğun karın damlarda kalmasına engel olmak amacı ile ortaya çıkan bir yapı biçimi. Bu çivi kullanılmadan yapılan sivri dam yapılı evlerle aynı zamanda geniş bir tavan arası boşluk yaratılıyor.

Shirakawa-go’nun en büyük olan ve en çok ziyaret edilen köyü Ogimachi Köyü. Biz de bu köyü ziyaret ettik. Otobüsümüz köyü tepeden gören Shiroyama Seyir Noktasına park etti. Buradan hem köy ve evler hakkında bilgi aldık ve hem de köyü fotoğrafladık.
Daha sonra seyir terası yanından köye inen yol boyu köye kadar yokuş aşağı yürüdük. Burada evler sanki masal dünyasından çıkmış gibi. Damların kalınlığı yaklaşık 1 metre kadar var. Açıları 45-60 derece arasında değişen gassho-zukuri tarzı damların alt kısmı mutlaka marangozlarca yapılıyor. Ancak dam kısmı tüm köy halkınca imece usulü (Japonca “Yui” şeklinde adlandırılıyor) ile yapılıyormuş. Güzün toplanan saman sapları kurutuluyor ve bir kış geçmesi bekleniyormuş. Dama saman sapı döşenmesi ise ilkbahar ya da sonbaharda yapılıyormuş. Damın çapı iskeleti kalın ve ince kerestelerle yapılıyor ve bunların birbirine bağlanması halatlarla oluyormuş. Bu iskelet üzerine ise önce hasırlar ve sonrada bunun üstüne kat kat saman sapları diziliyormuş. Bu işlem tüm köy insanlarınca, hep bir anda ve aşağıdan yukarıya doğru oluyormuş. Dam kısmı iki katlı ve burada yaratılan geniş alanda ipek böcekçiliği yapılırmış. Evlerin istikameti Kuzey-Güney yönünde olurmuş. Tabii bu samanlar zamanla deforme olunca yerine yenileri döşenilirmiş. Yağmurdan kardan etkilenmeyecek damın serilmesi belirli bir ustalık gerektiriyor tabii ki.
Köyün içine girip, bu güzel evleri yakından incelemeye başladık. Her evin yanından ince kanallar içinden su akıtılıyor. Evlerin yanına, yangın anında otomatik olarak devreye giren, yangın söndürme sistemi yapılmış. Bu kanallarla temelde pirinç tarlalarına su taşınırken, yangın anında yangın söndürme istemine de su aktarılıyormuş.
Köy içinde bazı evler sahipleri tarafından ziyarete açılmış. Biz de bir tanesine (Wada Evi) girip, ziyaret ettik. Bu ev aslında bu köyün en büyük ve en eski evi. Bu köyün 1888’de idari statüsü değişince, bu evin sahibi Yaemon Wada bu köyün ilk başkanı olmuş. Aile bir zamanlar çok getirisi olan ve barut yapımında kullanılan potasyum nitrat işinden dolayı çok zengin olmuş.
Daha sonra ise yaklaşık 2 saat kadar serbest zaman verildi ve bu rüya köyü doya doya gezdik.
Köyün sonuna doğru gassho-zukuri tarzı yapılmış Myosenji ve Hachiman Tapınakları ile köy mezarlığını ziyaret ettik.
Sonunda Shogawa Nehri üzerinde bulunan asma köprüyü geçip, buluşma yeri olarak verilen otobüs park alanında grupla buluştuk. Bu alanın yanında 26 tane gassho-zukuri evinin sergilendiği bir müze alanı varmış. Geç fark ettim ve gezemedim. Bu müze alanını gezenler çok beğenmişler.
Shirakawa-go’da Ogimachi Köyü ziyareti sonrasında otobüsümüzde yerimizi aldık ve 80 km kadar ötede bulunan Kanazawa şehrine doğru yollara düştük.
Edo döneminde pirinç üretimi ve toprak sahipliği bakımından Tokugawa Klanından sonra en güçlü klan olan Maeda Klanına yerleşim alanı olarak hizmet eden Kanazawa, günün diğer ziyaret yeriydi. Gecelemeyi de burada yapacağız. İkinci Dünya Savaşının yıkımından büyük ölçüde kurtulmuş bir şehir olarak Kanazawa pek çok tarihi ziyaret alanına sahip. Ancak benim en çok ziyaret etmeyi beklediğim yer Kenrokuen Bahçesi.

Kanazawa’ya varınca ilk olarak Kenrokuen Bahçesine bitişik bir yerde olan restorana gidip öğle yemeği yedik. Yol boyu sakuralar gözüküyor. Yemeği erken kesip dışarıda onları seyrettim.
Daha sonra Kanazawa’da bir zamanlar en üst rütbelisinden, en alt rütbeli askerine kadar samurayların yaşadığı Nagamachi Bölgesini gezmeye gittik. Kanazawa Kalesi yakınında aileleri ile birlikte samuraylar, bu bölgede yaşarlarmış. Samuray, 1876 yılında İmparator Meiji tarafından ortadan kaldırılana kadar var olmuş olan soylu asker sınıfı için kullanılan bir terimdi. Samuray, eski Japoncada ‘hizmet etmek’ manasına gelen saburau kelimesinden türemiş. 9.-12. yüzyıllar arasında samuraylar bir sınıf haline gelmişler. Bu insanların bir kısmı yönetici sınıflara bağlanmışlar ve onların askerleri olmuşlar. Bir kısmı ise para karşılığı savaşmışlar. Samuraylar, feodal derebeylerine (Daimyo) bütünüyle bağlıydılar. Hizmetlerinin karşılığında onlara mevki ve arazi verilirmiş. Daimyo’lar ise samurayları daha fazla arazi kazanmak ve güçlerini arttırmak için kullanırlarmış.

Dar sokaklar, toprak duvarlar, açık kapılardan gözüken bahçeler içinden geçerek Nomura Samuray Evi Müzesini gezdik.
Nomura ailesi Kanazawa Kalesinin ele geçirildiği dönemden beri derebeylerine hizmet etmiş yüksek rütbeli bir samuray ailesi. Samuray sınıfına son verilene kadar da, kuşaktan kuşağa geçecek şekilde, bölgede en yüksek rütbeli samuray olmuşlar. Bu ev aslında daha büyükmüş. Ancak samuray dönemi sonlandırılınca evin bir bölümü tahrip edilmiş. Evin bahçesi çok güzeldi. İnsan kendini bu bahçede huzur içinde buluyor. Evin bir diğer hayran kaldığım bölümü ise kayan kalın kağıttan kapı ve duvarlarına çizilen resimler oldu.
Bu evin hemen yakınında bulunan Kaburaki Porselen Dükkanını gezdik ve porselenler aldık. Burası 200 yıla yakın süredir sarı, yeşil, mor, kırmızı ve mavi renklerin hakim olması ile bilinen Kutani porselenlerinin üretildiği meşhur bir dükkan. Kutani porselenlerinin tarihi daha da eskiye gidiyor. İçeride fotoğraf çekimi yasaktı. Gerçekten çok güzel desenli ve çok canlı renkte porselenler yapıyorlar. Merakı olanın burayı ziyaret etmesini tavsiye ederim.
Kanazawa’da kaldığımız otel çok merkezi bir yerde olan Tokyu Hotel. Burası Kanazawa Kalesi ve Kenrokuen Bahçelerine yürüme mesafesinde. Otele çabucak yerleştik ve günlük program bitti. Ama ben heyecan içinde Kenrokuen Bahçesini görmek için yollara düştüm. Bu önemli yer aslında yarının programı içinde ama fazla fazla görmenin de bir zararı yok dedim. Kanazawa Kalesi tarafındaki yoldan bahçeye giriş yaptım.

Kanazawa’daki Kenrokuen Bahçesi tüm Japonya’da bulunan bahçeler içinde en önemli 3 bahçeden bir tanesi kabul ediliyor. Diğer iki bahçeden birisi Mito’da bulunan Kairakuen ve diğeri ise Okayama’da bulunan Korakuen Bahçesi. Kenrouken Bahçesinin geniş toprakları, 200 yüzyıla yakın süre yönetimde olan Maeda Ailesinin ikamet adresi olan Kanazawa Kalesinin dış bahçesiymiş. Bahçe 1871’de halka açılmış.

Kenrokuen anlam olarak “Altı Yüceliğin Bahçesi” demek. Bu altı yücelik ferahlık, tenhalık, yapaylık, eskilik, bol sulu ve geniş görüş olarak tanımlanmış. Ben bu bahçeyi insan eli ile yaratılmış, iyi korunmuş ve bakılmış ve başka bir dünyanın bahçesi diyebilirim. Kanazawa’da kaldığımız dar sürede 3 kez gittim. Tam bir cennetten köşe diyebileceğim bahçe.
Bu bahçe ile ilgili biraz daha geniş yazıyı, bir sonraki bölümde yazacağım.
Bahçeden dönüşte hava daha tam olarak kararmamış olduğundan, Samuray bölgesini bir daha, bu sefer kalabalık olmadığı bir saatte tekrar gezdim. Bu sakin ve huzur dolu gözüken mahalle ve eski evlerde bir zamanlar sürekli bir savaş ve savaş sanatının konu olması ne kadar tezat?
Benim Sevgili Sanal Gezgin Arkadaşlarım! Yoğun geçen bir Japonya günümü daha paylaştım. Nasıl? Güzel bir gezi olmuş değil mi? Ama asıl güzellikler bundan sonra başlıyor.
Gezekalın.
Dr Ümit Kuru
04.05.2016 Saat 02:00



Shinkansen ya da bilinen lakabı ile “bullet train-kurşun tren” Japon halkının rahatlığı, hızı, güvenliği nedeni ile en çok tercih ettikleri ulaşım aracı olmuş. Yeni çıkan Shinkansen modelleri ile hız saat 320 km’ye kadar ulaşmış. Bir de manyetik alan üzerinde hareket eden ve 2015 yılında 603 km hıza ulaşan (dünya rekoru) trenler var. Bu trenlerde, yıllık tren varış-kalkış saatinden sapma ortalaması 54 saniyeymiş. Yani dakikası dakikasına hareket eden ve varan trenler bunlar. JRP kartınızla birlikte hangi hattı kullanacaksanız biletinizi hem binerken ve hem de inerken yanınızda bulundurmak zorundasınız. Bilet üstünde hangi peronda, hangi vagon ve numarada oturacağınız belirli. Perona gidince o vagona ait numaranın yazıldığı yerde tek sıra halinde bekliyorsunuz. Trenin size ait vagon kapısı da tam o çizgide duruyor. Tren hangi saat ve dakikada kalkacaksa o saat ve dakikada kalkıyor. Yani bindin bindin, yoksa bekleme hiç yok! Bindiğimiz Shinkansen, Tokyo-Osaka arası çalışan Tokaido Shinkansen hattı treni. Bunlarla seyahat pahalı sayılacak ücretlerde. 







Aslında biz bugün Japonya’daki ikinci Dünya Miras Listesi eserimizi görmeye gidiyoruz. Fujisan 2013 yılında Dünya Kültür Miras Listesine alınmıştır ve 3776 mt ile Japonya’nın en yüksek dağı konumundadır. Bu dağ halen aktif olan bir yanardağ olsa da en son faaliyetini 1707-08 yıllarında göstermiş. Fujisan çok güzel bir görünüme sahip. Fuji Dağı, uzun eğimli koni biçiminde bir yanardağ. Tepe kısımları her daim karlar altında. Utangaç bir dağ ve çok sık olarak bulutlar arkasında kalıyor. Aslında Fujisan ve Hakone’yi içine alan çevresi Fuji-Hakone-Izu Millî Parkı olarak adlandırılıyor. 





Nehir yanı balık marketinin -Uogashi-, yani Tsukiji Balık Marketinin tarihi çok eskilere dayanıyor. Edo döneminin başlangıç yıllarına, 16. yüzyıla kadar gittiği söyleniyor. Tokugawa Ieyasu, Tsukudajima, Osaka gibi kentlerden yeni kurduğu ve o zamanın Edo’su, günümüzün Tokyo’suna balıkçıları davet etmiş. Amacı Edo Kalesinin balık ihtiyacını onlardan temin etmekmiş. Balıkçılar kalenin balık ihtiyacını karşılarken, kalan balıkları ise Nihonbashi Köprüsü kenarında halka satmaya başlamış. Zamanla talep de artınca pazar büyümüş. Civar limanlardan getirilen balık, Şogun tarafından atanmış bir yönetici nezaretinde, toptan şekilde yerel tüccarlara satılıyormuş ve onlarda balığı halka satıyorlarmış. Bu satış o zamanda, günümüzde olduğu gibi açık arttırma usulü ile olurmuş. Fiyatlar satıcı ve alıcı arasında pazarlıklarla ortaya çıkarmış. Aynı şekilde sebze satışı da toptan olurmuş. İşte buranın, Tsukiji Balık Marketinin çıkış noktası olduğu düşünülüyor.







Tapınak alanlarına “Torii” (Tanrı Kapısı-Yolu) denen kapılardan geçerek girilir. Tapınağın girişinde sağlı sollu bulunan aslan, köpek veya tilki heykelleri “Koma inu” olarak adlandırılıyor. Gerçekten sonradan gezdiğimiz tapınakların girişlerinde bu hayvan heykellerinin değiştiğini gördük. Bu hayvan heykellerinin tapınağı koruduklarına inanılıyor. Ziyaretçilerin dileklerini tahta plakalara yazarak bıraktıkları kısma “ema” deniyor. El ayak çekildikten sonra Kamilerin (Tanrılar) gelerek bu dilekleri okuduklarına inanılıyor. Omikuji, içinde yazılar bulunan kıvrılmış kağıtlara deniyor. Bu bir çeşit fal aslında. İnsanlar bu fal kağıtlarını çekip okuyor, sonra da ağaç dalına bağlıyorlar. Ağaç dalına bağlanan fal iyiyse gerçekleşeceğine, kötüyse iyiye dönebileceğine inanılıyor. Tapınağa girmeden önce arınma çeşmesindeki bir kepçe ile su alarak ellerinizi yıkamanız, avucunuza aldığınız suyla ağzınızı çalkalayarak yalağa tükürmeniz gerekir. Doğrudan kepçe ile su içilmez, ağza alınan su yutulmaz.



