• Arşivler

  • Diğer 531 takipçiye katılın
  • Mart 2013 den beri

    • 271.055 ziyaretçi
  • Kasım 2022
    P S Ç P C C P
     123456
    78910111213
    14151617181920
    21222324252627
    282930  

Tüm Çekincelerinizi Bir Kenara Bırakın! İRAN GEZİ YAZISI: Yezd Ateş Tapınağı ve Sessizlik Kuleleri

Şimdiye kadar ki geçmiş İran yazılarıma dikkat ettim. Hemen hepsine, “Onu da paylaşayım”, “Bunu da anlatmalıyım” diye başlamış, “En güzel gündü, “En beğendiğim yerdi” türünden son notlarla da yazıları bitirmişim. Eminim bundan sonra da anlatacağım İran için bunları yazacağım. Çünkü İran gezimizin tamamı çok güzeldi. Ama Yezd (Yazd) öne çıkan gezi yerlerimizden oldu.

Yezd Şehri’nde 2 gece geçirip 1 tam gün de şehri gezmişiz. Yezd yazısını yazmak için fotoğrafları seçip, konular için araştırma yaparken, neredeyse yarım gün geçirdim. Yezd yazısını yazmak zor olacak. Yazıyı birkaç kısma böleceğim ama yine de bu şehir için bir şeyler eksik kalacaktır.

Yezd, sanki İran tarihinin kitabı gibi. Şehrin yeni bölümleri hariç, tamamen ağır killi topraktan yapılmış ve sahip olduğu tarihi değeri yanında, doğa ile uyumlu olunması halinde ondan nasıl faydalanılabileceğinin de en güzel, en canlı örneği Yezd. Kanat denen su taşıma sistemi ile suyun olmadığı yere su getirilmiş, “badgir” denen rüzgar kapanları ile evlerdeki sıcak hava soğutulmuş, çöller kenarında yerleşik şehire klima düzeni kurulmuş. İran’da en fazla Zerdüşt popülasyonuna sahip şehir olması, en önemli Zerdüşt Ateş Tapınağı’nın bu şehirde olması, sarsıcı Sessizlik Kuleleri, nefis tatlıları bu şehir için hemen bir çırpıda aklıma gelen notlar. Yani sizin anlayacağınız Yezd Şehri’nin tamamına 2017 yılından beri UNESCO Dünya Kültür Mirası unvanı verilmesi boşuna değil.

Tüm İran’da en çok bisiklet kullanımının olduğu şehir Yezd. Bu nedenle bu şehre bisiklet şehri de deniyor.

Yezd’de Parsian Safaiyeh adlı otel’de kaldık. İran’da kaldığımız her otelin kahvaltısı güzeldi. Ama bu otelin kahvaltıları mükemmeldi. İran’da bizim alıştığımız tarzda ekmek bulamayacaksınız ya da nadiren denk geleceksiniz. Otellerde ve restoranlarda genelde lavaş tipi ekmek veriyorlar. En yaygın olan diğer ekmek çeşitleri berberi dedikleri en kalın lavaş ekmeği, sangak dedikleri tam buğday unundan ve fırınlarda küçük taşlardan bir yatak üstünde pişirilen lavaştan kalınca ekmek, taftun denen ve kil fırında pişirilen mayalı ekmek. Bu otelde taftun yapıyorlardı. Fırından sıcacık çıkan ekmek üzerine kaymak ve petek balı koyduk koyduk yedik. Müthişti, umarım siz de denk gelirsiniz.

Yezd’de M.Ö. 700’lü yıllardan beri yerleşim var. Şehrin ismi, Sasani kralı Yezdgerd’den geliyor. İpek ve Baharat Yolları üzerinde olması ile her zaman bir ticaret şehri olmuş, iki çölün ortasında olması ile yıkıcı Moğol saldırılarından, Timur’un ordularından uzak kalmış. Marco Polo bu şehri ziyaret etmiş, güzelliği hakkında yazmış.

Yezd’de kahvaltı sonrası gezdiğimiz ilk yer Zerdüşt Ateş tapınağı oldu.

Bir zamanlar bu topraklardaki ana din Zerdüştçülükmüş. Yezd Şehri’nin bugünkü halinin şekillenmesinde, İran’ın Müslüman Araplar tarafından ele geçirilmesinin önemi var. Müslümanların toprakların hakimi olmasından sonra Pers topraklarında yaşayan Zerdüştler’in büyük bölümü, Hindistan’a doğru göç yolculuğuna başlamışlar. İran topraklarından, Hindistan’a göç eden Zerdüştlere Parsi deniyor. Zerdüşt inanışının doğum yeri olan İran topraklarında bugün sadece 30000 inanan varken, Zerdüştlerin büyük kısmı Hindistan topraklarında yaşıyor. İran’da yaşayan Zerdüştlerin büyük bir bölümü ise Yezd’de yaşıyorlar. Zerdüşt dininin tüm dünyada 167 tane ateş tapınağı var. Bunlardan 9 tane en büyük dereceden ateş tapınağından 8 tanesi Hindistan’da, diğeri ise İran’ın Yezd Şehri’nde bulunuyor. İşte sabahın erken saatlerinde gezdiğimiz Ateş Tapınağı, İran’lı Zerdüştler için bu kadar önemli bir yer.

Binanın kendisi 1936 yılında bitirilmiş. Parsi Zerdüşt Dernekleri tarafından toplanan paralarla ve Bombay’lı mimarlar tarafından Ahameniş mimarisi göz önüne alınarak inşa edilmiş. Yani yeni bir bina sayılır. Tapınağa girişte üst tarafta büyük bir Faravahar göze çarpıyor. Faravahar’ın bir eli sadakati simgeleyen bir yüzüğü tutarken, diğer eli saygıyı belirtmek için havaya kalkmış. Kanatların üç kat tüyü var. Bunlar Zerdüştlerin düzgün düşünmeniz, konuşmanız ve davranmanız gerektiğine dair inancını yansıtıyor. Daha önceden sıkça gördüğümüz ama hep boyasız ve soluk haldeki bu simge, bu haliyle bir başka etkiliyor insanı. Daha önce bahsettiğim gibi Faravahar, Tanrı Ahura Mazda’nın tezahürü.

İçeride ancak kehribar bir cam arkasından görebileceğiniz kutsal ateş, M.S. 470 yılından beri yanıyor. Bu tapınağa 1939 yılında getirilmiş. Zerdüşt inancında saflığı ve gerçeği temsil eden ateş kutsaldır. Her törende bulunur ve Tanrı’nın ışığı Ahura Mazda’yı sembolize eder. Burada yanan ateşin buraya gelmeden önceki serüveni ise hayli ilginç. Başlangıçta Larestan’da Sasani Kralının yaktığı ateş 700 yıl sonra bugünkü Yezd Eyaleti sınırları içindeki Akda’ya, sonrada 300 yıl kalacağı Ardakan’a getirilmiş. Bu yeni bina yapılınca da, hiç sönmemiş ateş, buradaki yerine yerleştirilmiş. Zerdüşt tapınakları eskiden dere ya da göl gibi su kenarı yanında kurulurmuş. İki kutsalın, ateş ve suyun, yan yana bulunmasına dikkat edilirmiş. Yezd’de bunların ikisi de olmayınca meyve ağaçları arasındaki bahçeye bir havuz kondurmuşlar.

Tapınağın yan tarafında bir de müze var. Ziyaretçilere Zerdüşt inanışı hakkında bilgi verilen müzeye uğramayı ihmal etmeyin derim.

Yezd’de Sessizlik Kuleleri gezimizi de Ateş Tapınağı’ndan sonra anlatarak bir bütünlük sağlamak istiyorum. Biz Sessizlik Kuleleri’ni akşam üstü saatlerinde yaptık. Hem fotoğrafik açıdan ve hem de sıcak açısından iyi bir tercih oldu. Sizlere de bu saatlerde ziyaret etmenizi tavsiye ederim. İran’da her arkeolojik alan, cami ve diğer ziyaret yerlerinde olduğu gibi burayı ziyaret de ücretli.

Bir insanın ölmüş olan yakının bir tepeye bırakılıp onun yırtıcılar tarafından yeneceği düşüncesi, günümüzde bildiğimiz her şeye ve her değere ters gelecektir. Ama biz gezginlerin esas görevi sadece şahit olmak, böyle bir olayın var olduğunu (en azından bir zamanlar) ve yaşandığını gözlemlemektir. Olayın kendisi ve nedenleri hakkında bilgilenmektir. Tabii ki olay eleştirilebilir, yargılanabilir ve bilimsel gerçeklere de ters olabilir. Ama göz önüne almamız gereken zaman ve inanış temelleri gibi kavramlardır. Bu nedenle aşağıda anlatacağım ritüeller okuyucuya ürkütücü ve sarsıcı gelebilecektir. Alanı gezerken bu bilgilerle gezmeniz, gezdiğiniz yerin gözünüzde daha farklı görünmesine neden olacaktır. Yezd’de gezdiğiniz Sessizlik Kulelerinin dünyada örneği çok azdır.

Zerdüşt inancında 4 ana eleman kutsaldır ve saf kalması, kirletilmemesi lazım. Zerdüşt geleneğinde, biri öldükten sonra vücuduna anında iblisler bulaşabilir ve murdar hale gelebilir. Zerdüşt dininin inançlarına göre, kötü ruhlar (veya nasu), ölünün etine ve ruhuna saldırmak için geldiğinde, ölü beden kirli hale gelir. Nasu, cesedi kirleterek canlıları da tehdit eder. Cesedi toprağa gömmek Zerdüşt inanışına göre toprağı kirletmek anlamına gelir. Bu nedenle de bir Zerdüşt’ün ölüm sonrası toprağa gömülmemesi gerekir. Bunun yerine cesedin Sessizlik Kuleleri-Dahme (Dakhma) denen kulelere, belirli bir ritüel içinde getirilip yırtıcı kuşlara bırakılması ve onlar tarafından kemikler kalana kadar yenmesinin beklenmesi gerekir. Böylece 4 ana element hiç kirletilmeden ölen kişinin ruhunun huzura kavuşması sağlanmış olur.

Ölüleri, Hindistan’da tercüman olarak çalışmış olan Robert Murphy’nin 1832’de taktığı isimle “Sessizlik Kuleleri” ne gömmek ya da diğer adlandırmayla “Gökyüzünde gömmek”, çürümeyi önlediği için temiz bir ölüm olarak kabul edilir. Bu ürkütücü cenaze töreni, gömme ve yakmanın doğayı ve toprak da dahil olmak üzere doğayı oluşturan unsurları kirletici olarak kabul edildiği inancından ortaya çıktı. Doğaya olan bu saygı, bazı bilim adamlarının Zerdüştlüğü “dünyadaki ilk ekolojik din” olarak tanımlamasına yol açmış. Yani olaya bu yönden bakan bir düşünce de mevcut.

“Dakhmenashini” olarak bilinen Zerdüştlerin ölüleri yırtıcılara terk etme uygulaması, ilk olarak M.Ö. 5. yüzyılın ortalarında Herodot tarafından yazılı belgelerde var. Ancak Sessizlik Kuleleri çok daha sonra, dokuzuncu yüzyılda Sasanilerin getirdiği bir yenilik.

Alana girdiğimizde iki yüksek tepeye kurulmuş olan, iki adet dahme görünüyor. Sessizlik kulelerinin mutlaka şehir dışında, yüksek bir alanda, silindirik yapıda ve duvarlarla çevrili olması gerekiyor. Solda bulunan kule Hintli Zerdüşt Maneckji öncülüğünde yapılmış. Diğerine göre daha büyük ancak yolu daha zorlu. Sağda bulunan Gülistan Kulesi ise daha küçük ve Kaçar döneminde yapılmış. Bu kuleye ulaşım daha kolay olduğundan ziyaretçilerin çoğu bu kuleye gidiyorlar ve biz de o kuleye yöneldik.

Kulelere çıkmak ve ölülere dince gereken ritüelleri uygulamak sadece o alanda yaşayan ve “salar” adı verilen görevlilerce yapılabilirmiş. Kulelere çıkmadan evvel alanda sağlı sollu binalar göreceksiniz. Bu binaların bir kısmı salarların yaşadıkları, bir kısmı ise uzaktan gelen ve ölülerini getiren kişilerin kalabilecekleri yerler. Burada her köyün kendisine ait yeri var. Ölüler kulelere çıkartılmadan önce bazı dini ritüellerin yerine getirilmesi lazım.


İlk etapta su ve boğa sidiği olan bir karışım ile yeni ölen kişinin cesedini, ardından elbiselerini ve cesedin yatacağı yeri yıkıyorlar. Ayrıca, cesedin huzuruna kutsal saydıkları köpek getirerek iblisleri durdurmaya çalışma süreci var. Bu süreç, köpeğin bakışı anlamına gelen Farsça “Sagdid” olarak biliniyor ve Zerdüşt cenaze töreninin önemli bir parçasını oluşturuyor. Daha sonra kumaşı kefen olarak kullanarak cesedi örtüp, onu bir taşın veya yerdeki sığ bir deliğin üzerine koyuyorlar. Ayrıca ziyaretçiler ile beden arasında bir mesafe oluşturmak ve kötü güçleri uzak tutmak için manevi bir engel olarak cesedin etrafına bazı daireler çiziyorlar. Bu ritüelle Zerdüştler ateşi kutsal bir unsur olarak kullanarak ve güzel kokulu odunları yakarak yeri hastalık ve kirlilikten uzak tutmayı amaçlıyorlar. Daha sonra ise cesedin sessizlik kulesine taşınma işlemi başlıyor.

Kulelere ölü yakınları dahil salarlar dışında kimsenin girmesine izin verilmiyor. Törenin bu kısmı sadece gündüz yapılıyor ve taşıyıcıların sayısının her zaman çift olması gerekiyor. Ayrıca yas tutan ölü yakınları da sadece kule girişine kadar cesedi takip ederken çiftler halinde hareket ediyorlar Üç gün boyunca ölen kişinin ruhu için dua ediliyor, cenazenin hazırlandığı evde et yemekten ve yemek pişirmekten kaçınıyorlar.

Kulelerin de belirli bir şekilde olması gerekiyor. Silindir şeklinde olan kulenin tabanı mutlaka geçirgenliği olmayacak şekilde taş kaplı olmalı. Cesetler halka şeklindeki bu alana dizilirken de belirli bir düzen içinde dizilmeli. Duvara en yakın yere erkekler, orta kısma kadınlar ve ortada bulunan çukura en yakın yere ise çocuk cesetler diziliyor. Cesetlerin bacakları çukura bakmalı. Cesetler çıplak olarak yere konuyor. Bir gözlem odasından görevliler olayı devamlı takip ediyorlar.


Bundan sonra insanı kötü hissettirebilecek kısım başlıyor Burada devreye akbabalar gibi yırtıcı kuşlar ve güneş giriyor. Yırtıcı kuşlar, sulu olduğundan, önce gözlerden cesedi yemeye başlıyorlarmış. Kuşların sağ gözden yemeye başlaması ölen yakınları için müjdeli bir haber. Çünkü ölenin günahsız olduğu anlamına geliyormuş. Sol gözden başlaması ise günahkarlık işareti ve bu haberi alan ölü yakınları affettirmek için sevap işleme zorundalar.

Çok sayıda yırtıcı kuşun bulunduğu bir ortamda bir vücudun sadece kemik haline gelmesi için birkaç saat yetebiliyormuş. Kuşlar, güneş ve rüzgar tarafından ağartılmış olan kemikler görevlilerce toplanır ve kulenin ortasındaki kemik çukurunda biriktirilir, ardından kireç eklenir ve yavaş yavaş parçalanmaya izin verilirmiş. Tüm süreç neredeyse bir yıl sürüyor. Parçalanmış ve erimiş olan kemikler çukurun dört tarafında bulunan kanallarla atılıyor. Bu kanallar filtre görevi görmesi için konan kömür gibi bazı maddelerden geçtikten sonra toprağa gidebiliyor ve böylece işlem tamamlanıyor.

1970’lerden sonra bu gelenek İran’da yasadışı hale gelmiş ve hükümet Zerdüşt cemaatini cenaze töreni gibi diğer yöntemlere zorla da olsa alıştırmış. Gerçi alışmasınlar da ne yapsınlar? Ne gökte bolca dolaşan akbaba kalmış ve ne de büyüyen nüfus ve yerleşim yeri nedeniyle şehre uzak olan mesafe.  Sonuç olarak, Zerdüştler tüm kirleticilerden kaçınmanın bir yolu olarak cesedi betonun altına gömme uygulamasına geçmişler. Zaten kuleden aşağıya doğru bakınca sol tarafta yeni Zerdüşt mezarlarını görebiliyorsunuz. Bugün alan sadece turistler için gezi amaçlı kullanılıyor. Sessizlik Kuleleri bugüne kadar gezdiğim yerler içinde en ilginç olan yerlerden birisiydi. Yezd gezisinde kesinlikle ihmal edilmeden gezilmeli.

Yarın Yezd gezimize devam ederiz. Anlatacak çok yer ve olay var.

Gezekalın..

Dr Ümit Kuru

11.07.2022