• Arşivler

  • Diğer 532 aboneye katılın
  • Mart 2013 den beri

    • 380.020 ziyaretçi
  • Ocak 2026
    P S Ç P C C P
     1234
    567891011
    12131415161718
    19202122232425
    262728293031  

Şafak Tanrıçası Aurora’nın Peşinde

Tanrıça Aurora
Tanrı Boreas

Bazı kaynaklarda “Kuzey Işıkları” için “Aurora Borealis” terimini ilk kez 1623 yılında Galileo Galilei’nin kullandığı yazılıyor. Şafağın Işığı anlamına gelen Aurora Borealis kelimesindeki Aurora Roma mitolojisinde Şafak Tanrıçasından, Borealis ise Kuzey Rüzgarları Tanrısı Boreas‘tan gelmektedir. Yani Şafak Tanrıçası ‘Aurora’ ile kuzey rüzgarının birleştirilmiş hali anlamında bir tanımlama.

Biz 19-24 Aralık 2023 tarihleri arasında Rusya’nın Murmansk kentine kuzey ışıklarını görebilmek umuduyla bir gezi yaptık. “Umuduyla” dememin nedeni kuzey ışıklarını görmenin gerçekten bir şans işi olmasıdır. Amacınız fotoğraflarını gördüğünüz doğanın renk cümbüşü olayını görebilmek! Önceden turu ayarlayıp, biletlerinizi alıyorsunuz ve bir dünya yol gidiyorsunuz. Sonrası orada bulunduğunuz zamandaki güneş patlamalarına, havanın durumuna, bulutların insafına bağlı kalıyor. Tabii ki aurora izleme programları ile nokta atışı ayarlama yapabiliyorlar. Ama siz orada iken havanın durumu sürekli yağışlı ve bulutlu ise buna program ne yapsın? Yaptığınız harcama, gezinizin başlangıç amacını karşılamayacak, umudunuz da boşa çıkacaktır. O zaman da bol bol kar topu oynar ve yurda dönersiniz. Bu dediklerimi yaşamış çok sayıda gezgin arkadaşım oldu.

Kuzey ışıklarını görmek için Rusya’nın Murmansk şehrine yaptığımız gezimizde yukarıda bulunan fotoğraf gibi net, çıplak gözle görülen Kuzey Işıklarına rastlayamadık. Yukarıdaki fotoğraflar aynı bölgeye gezi yapan profesyonel rehber ve sevgili arkadaşım Teoman Cimit‘in fotoğraflarıdır. Onun izniyle ve aynı bölgeye yaptığı geziden kendi çektiği fotoğrafları kullanmak zorunda kaldım. Kendisine teşekkür ederek konuya girelim. Bizim gezideki fotoğraflar, kuzey ışıklarını görmedeki şansızlığımız nedeni ile ancak aşağıdaki fotoğraf kadar olabildi.

Kutup Işıkları Dedikleri Ne Ola ki?

Kuzey Işıklarının adı çıkmış ama bunun bir de Güney Işıkları ( Aurora Australis) var. Yani aslında bunlara “Kutup Işıkları” (Kutup Aurorası) demek lazım. Kutup ışıkları, kuzey ve güney kutup bölgelerinde gökyüzünde görülen, yeryüzünün manyetik alanı ile güneşten gelen yüklü parçacıkların etkileşimi sonucu ortaya çıkan doğal ışımalardır. Aşağıdaki video olayı kabaca izah ediyor.

Biraz daha ayrıntısına girersek şu bilgileri sizlerle paylaşabilirim; Güneşte her zaman jeomanyetik fırtınalar yaşanıyor ve bunlar dalgalar halinde uzaya saçılıyor. Her yöne giden ve yüklü parçacıklardan oluşan dalgalar dünyamıza da ulaşıyorlar. Dünyamızın çevresinde var olan manyetik alan güneşten gelen bu parçacıkları saptırıyor. Yani bir nevi kalkan görevi görüyor. Bu parçacıkların dünyanın atmosferine girmeyi en çok başarabildiği yerler ise kutup bölgeleri. Çünkü bu bölgelerde güneşten gelen yüklü parçacıklar manyetik alan çizgilerine görece daha paralel hareket ederek manyetik kuvvetlere daha az maruz kalıyor. Güneşten gelen parçacıklar atmosferdeki oksijen ile etkileşime girdiğinde yeşil, azot molekülleriyle çarpıştığında mavi, iyonlaşmamış azot atomları ile çarpıştığında ise mor ya da eflatun ışık yayılıyor. Böylece kutup ışıkları olarak adlandırılan doğa olayı ortaya çıkıyor. Bu ışımalar genellikle geceleri gözlemleniyor. Ağırlıklı olarak da atmosferin iyonosfer tabakasında (70-400 km arasındaki kısım) meydana geliyor.

Türkiye’de Kuzey Işıkları-2023

Bu doğa olayı yaygın olarak 60 ve 72 derece kuzey ve güney enlemleri arasında görünüyor. Her iki kutup ışıklarının oluşumu benzer özelliklere sahip. Ancak Antarktika’da (Güney Kutbu), Arktika’da (Kuzey Kutbu) olduğundan daha yüksek enlemlerde kutup ışıkları görülüyor. Normal şartlarda Türkiye gibi orta enlemlerde yer alan ülkelerde kutup ışıkları görülmüyor. Ancak güneşten güçlü jeomanyetik fırtınalar koptuğu zamanlarda dünyamızın her köşesinden kutup ışıkları görüldüğü rapor edilmiş. Nitekim 2023 yılının kasım ayında Türkiye’de bile kırmızı renkli kuzey ışıkları görüldü.

Kuzey Işıkları Nerede Görülür?

Eylül-mart ayları aralığında görülebilen Aurora Borealis, dünyanın kuzey kutup dairesi içerisinde toprakları olan ülkelerden izlenebiliyor. Kuzey ışıkları için hangi ülkeye gideceğinizi seçmenizde en önemli kriterlerin başında maliyet geliyor. Her gezginin rüyalarını süsleyen renk cümbüşünü görmek için en çok Lapland olarak da bilinen bir bölge ziyaret ediliyor. Rusya, Finlandiya, Norveç, İsveç gibi ülkelerin kuzey kısımlarında kalan topraklar Lapland diye adlandırılıyor. Bu ülkeler arasında en ucuz gözükenler Rusya ve Finlandiya. Kanada ve Alaska‘da Kuzey Işıkları için, daha az olmakla birlikte, tercih edilen diğer yerlerden.

Bu bölgelerden sadece Rusya’daki Murmansk bölgesini ve İzlanda’yı ziyaret ettim. Ama kuzey ışıkları ile ilgili bu yazımı tamamlaması için Lapland’da tercih edilen diğer yerleri de araştırdım. Okuduklarımdan bu bölgeler hakkındaki bilgileri ve açık kaynaklardaki görselleri sizlerle paylaşmak isterim.

İsveç, kuzey ışıklarının görülebildiği diğer ülkelere nazaran daha ılıman iklim yapısıyla tercih edilebiliyor. İsveç’te Abisko Milli Parkı, Kiruna Bölgesi, Björkliden, Luleå, Jukkasjä ve Tornedalen kuzey ışıklarının görülebildiği turistik yerlerinden. Yazıldığı kadarından anladığım buzdan ve ağaçlardan tasarım otelleri ile daha lüks bir ortamda, daha ılıman bir havada kuzey ışıklarını görmek istiyorsanız İsveç’i tercih edeceksiniz.

Eğer kuzey ışıklarını görmek için Norveç’e gitmek isterseniz dikkat etmeniz gereken bazı konular var. Norveç diğer İskandinav ülkelerine göre daha pahalı. Ayrıca Norveç, kış aylarında yağış alan bir bölge. Bu nedenle gideceğiniz tarihlerde yağış olacaksa gökyüzü bulutlu olacağı için kuzey ışıklarını görmeniz imkânsız hale gelecektir. Norveç’e kasım ve aralık aylarında gidilmesi hava durumunun uygunluğu açısından daha çok tavsiye ediliyor. Norveç’in Svalbard Adası, Trondheim, Finnmark, Bodo, Alta, Tromsø, Narvik, Kjollefjord, Skibotn, Nordkapp, Tana Bru, Vardo ve Lofoten Adaları kuzey ışıkları için tercih edilen bölgeler.

Finlandiya, komşu Lapland ülkelerine göre daha uygun fiyatlı olması ve gündüz aktiviteleri bakımından daha zengin olmasıyla bir cazibe merkezi. Finlandiya’nın Kakslauttanen, İnari, Nellim, Utsjoki ve Luosto şehirleri kuzey ışıklarının izlenebildiği şehirlerinden bazıları.

Danimarka’nın Grönland Bölgesi, kuzey ışıkları deyince akla gelen diğer bölgelerden. Danimarka’nın özerk bölgesi olan Grönland’ın tamamı kuzey kutup dairesi içerisinde kaldığından burası kuzey ışıklarının yuvası haline geliyor. Bölgede kuzey ışıklarını görmeye en uygun şehirler, Nuuk, Ilulissat, Isortoq ve Ammassalik olarak belirtiliyor.

Rusya kuzey ışıklarının gözlemlenebildiği diğer alternatif yerlere göre oldukça uygun fiyatlı ancak diğer seçeneklerine göre daha soğuk. Rusya’nın kuzey kısmında yer alan Murmansk, kuzey ışıklarının en sık gözlemlendiği bölge. Türkiye’den bu bölgeye gitmeniz için önce Moskova’ya gitmeniz ve oradan da Murmansk’a 2 saatlik bir uçak yolculuğu daha yapmanız gerekecek. Murmansk dışında Naryan-Mar, Vorkuta, Yakutski, Kirovsk ve Petrozavodsk Rusya’nın Aurora merkezlerinden.

İzlanda pahalı tercihlerden olacaktır. İzlanda’da kuzey ışıklarının görülebildiği yerlerin başında Thingvellir Ulusal Parkı, Reykjavik, Vik, Vatnajokull ve Akureyni geliyor. 2016 yılında temmuz ayında İzlanda’ya güzel bir gezi yapmıştık ve yazısını da yazmıştım (https://gezekalin.com/2016/08/01/atesin-ve-buzun-yurdu-izlanda-baslangic/) İzlanda tercihinizde görebileceğiniz gayzerler, kaplıcalar, buzullar gibi diğer doğal güzellikler burayı cazip hale getirebilir. İzlanda’da elül- nisan ayları arasında kuzey ışıklarını görebilirsiniz.

Kuzey Işıklarının Kanada’da en iyi ekim ve mart ayı arasında izleyebileceği yazılıyor. Yukon, Manitoba, Alberta, Calgary, Nunavut, Tuktoyaktuk, Yellowknife, Whitehorse, Iqaluit, Kuujjuaq, Banff, Jasper Kanada’da Kuzey Işıkları için tavsiye edilen yerler.

Kuzey ışıklarını görmenin garantisinin verilmesi oldukça zor olmasına karşın Alaska, bu ihtimalin en yüksek olduğu yer. Alaska, uzun geceleri ve açık hava koşulları nedeniyle yıl boyunca kuzey ışıklarının görülebildiği nadir bölgelerden. Ağustos sonundan mayıs ayına kadar olan zaman dilimi içerisinde Alaska’ya giderseniz şansınız epey artacaktır. Alaska’nın neredeyse tüm şehirlerinden kuzey ışıkları gözlemlenebiliyor. Özellikle Fairbanks hem konaklama seçeneğini ve hem de kuzey ışıklarını görme ihtimalinizi artırmanız açısından tavsiye ediliyor. Buraya ulaşmak ise hem maliyetli ve hem de zor olacaktır.

Kuzey Kanada şehirleri arasında Churchill, Yellowknife, Newfoundland, Calgary, Banff, Manitoba, Igaluıt ve daha pek çok şehir muhteşem kuzey ışıklarını görebileceğiniz şanslı noktalardan. Kanada’nın bazı eyaletlerinde ağustos sonundan mayıs ayına kadar kuzey ışıkları gözlemlenebiliyor.

Evet Sanal Gezgin arkadaşları kuzey ışıkları ile ilgili bu giriş yazısı sonrasında sizlerle Murmansk gezimizi paylaşacağım..

Gezekalın

Dr Ümit Kuru

18.03.2024

Salalah / Umman Gezisi-Batı Salalah

Salalah’da kaldığımız kısa sürede Salalah’ın batı kısımlarını da ziyaret etmeye çalıştık. İstanbul’da Batı Salalah gezilerini planlarken en uzakta olan Fazayah Plajına kadar gidiyorduk. Son durak olan Fazayah Plajına giderken Coconut Street, Haffa Souk, Dahariz Lagünü Kuş Gözlem Yeri, Al Baleed Arkeolojik Parkı ve Frankincense Toprakları Müzesi, Mughsail Plajı, Marneef Mağarası ve hava deliklerine de uğrayacaktık. Bu gezi tüm bir günü alabilecek gezi programıydı. Ama tatil gün sayımızın az olması gerçeği ile plajı ve yemekleri son derece güzel bir otelde vakit geçirmenin baştan çıkarıcı cazibesi yan yana gelince programı değiştirmek zorunda kaldık. “Belki bir gün kalan kısımlar için bir daha yolumuz buralara düşer” diyerek Batı Salalah’ta gezdiğimiz kısımları sizlerle paylaşmaya başlayalım.

Gezimize biraz geç başladık. Bunun nedeni Al Baleed Arkeolojik Parkının açılış saati olan 15:00’de orada olacak şekilde geziyi ayarlamaktı. İlk durağımız Coconut Street denen yer oldu.

Salalah tropikal meyve bahçeleri ile ünlü. Kokonat Caddesi, tahta kulübeler içinde her türlü tropikal meyvelerin satıldığı bir yer. Burada sıralanmış olan kulübelerdeki satıcıların birinden meyve satın aldık. Bir kilo muz için 300 Baizas (yaklaşık 24 TL) ödedik. Kokonat Caddesi’nde, otelde yediğimiz öğle yemeğinin hemen sonrası olunca pek bir şey denemek istemedik. Ama tezgahlar denemek isteyebileceğiniz bildiğiniz ve bilmediğiniz bir sürü meyve ile doluydu. Hiç bir şey denemeseniz ve yemeseniz dahi fotoğraf çekmek için bile gidilebilecek bir yer.

Sonraki durağımız Haffa Souk (Çarşı) oldu. Geçen Umman gezimizde bu çarşılardan güzel örnekler görmüştük. En iyi örnek olarak Nizwa’daki çarşıyı söyleyebilirim. Muscat’taki çarşı daha çok Hint ve Çin işi mallarla doluydu. Salalah buhurun memleketi olunca dükkanların çoğunda tütsü satışı yapılıyordu

Haffa, Salalah şehrinde semtin adı. Çarşıya verilen “Haffa Souk” ismi de bu semtten geliyor. Çarşının bir diğer ismi Al Husn Souk. “Al Hosn” Arapça “saray” demek. Umman’ın en önemli sultanı olan Sultan Kabus Bin Said’in bir sarayı da Salalah’ta bulunuyor. Çarşının saraya yakın olması nedeni ile buraya Al Husn Souk‘da deniyor.

Ad Dahariz Plajı beyaz ince kumu ve yer yer Hindistan cevizi ağaçları ile güzel bir plaj. Biz buraya flamingoların bulunduğu lagün için gittik. Muson yağmurlarında Ad Dahariz Deresi denize buradan kavuşuyor. Aslında muson mevsiminde dere kuş gözlemek için en güzel yermiş. Dere kenarına sıra sıra çardaklar da bu iş için yapılmış. Bizim gittiğimiz zaman dere yatağı kurumuş ve tek damla suyu da yoktu. Bu nedenle Ad Dahariz Plajına yönelip, oradan da lagüne doğru yürüdük.

Lagün kuş gözleme yeri olarak biliniyor. Daha sulu mevsimde bu lagün flamingolarla doluyormuş. Biz oradayken suyu çok azalmış olsa da lagünde bir kaç flamingo vardı. Onları fotoğrafladık ve sonrasında sahilde biraz yürüdük. Bu satırları yazarken Ad Dahariz Plajı ile ilgili çok güzel fotoğraflar gördüm. Bizim gezide bu kısmı da eksik yapmışız. Hindistan cevizi ağaçlarına doğru daha çok yürümeliymişiz.

Al Baleed Arkeolojik Parkı yakınlarında bir başka kuş gözleme yeri daha var. Buraya gitmeyi ihmal edebilirsiniz. Kuşları görmek için yanınızda dürbün olması gerekiyor.

Bu geziler beklediğimizden kısa sürünce arkeolojik park alanı açılışı için bir saatimiz daha kaldı. Biz de çay kahve içmek için Oasis Alışveriş Merkezine gittik ve vakit geçirdik. Sonrasında bu yönde yapabildiğimiz son aktivite olan Al Baleed Arkeolojik Parkı ve Frankincense Toprakları Müzesi gezilerimizi yaptık.

Tarihte bilinen ilk medeniyetlerden itibaren hemen hemen bütün dinlerde, dini törenler sırasında ateşe güzel kokulu madde atmak, yerine getirilmesi gereken önemli şartlardan biri sayılmış. Ele geçen arkeolojik buluntu ve yazılı belgelerden Çin, Hint, İran, Mısır, Mezopotamya, Anadolu, Yunan, Roma, Aztek ve İnka gibi eski medeniyetlerin hepsinde tütsü yakmanın manevi temizlenme ve tanrılara yaklaşma aracı olarak kabul edildiği biliniyor. Bu nedenle buhur (bahur) bir dönemler ticareti çok yapılan ve kıymetli bir tütsüymüş. Umman’da buhur (ya da Sığla ağacı) plantasyonları Wadi Dawkah‘ta bulunuyor.

UNESCO Dünya Mirası listesine göre Frankincense Topraklarını oluşturan dört bileşen var; Bunlar Al Baleed Arkeolojik Alanı, Sumhuram Eski Şehri (khor Rori), Wubar Arkeolojik Alanı ve Wadi Dawkah. Kayıp şehir Wubar’dan iç kesimlere kervanlarla buhur yollanırmış.

Al Baleed Arkeolojik Alanı ve Sumhuram Eski Şehri (khor Rori) ise bölgedeki antik limanlar ve bu limanlardan buhur, Afrika, Avrupa, Hindistan ve Çin dahil olmak üzere dünyanın diğer bölgelerine deniz yolu ile gönderilirmiş. Saati ayarlayamadığımızdan içeri giremeyip ancak dışarıdan gördüğümüz Sumhuram’da M.Ö. 4. yüzyıldan MS 5. yüzyıla kadar yaşam olmuş. Al Baleed ise 8. yüzyıldan, 16. yüzyıla kadar işlev gören antik bir liman.

İşte biz bugün Al Baleed Arkeolojik Alanı ziyareti yapacağız. Bu alanda aslında milat öncesi 2000’li yıllardan beri yaşam izleri mevcut. Ancak buranın esas önemi 8. yüzyıldan sonra buhurun bu limandan deniz aşırı ülkelere yollanmaya başlanması ile ortaya çıkıyor. Ünlü İtalyan Kaşif Marco Polo ve ünlü Faslı Gezgin İbn Battuta bu antik şehri ziyaret etmişler ve yazılarında muhteşem bir şehir olarak anlatmışlar.

Saat 15:00’i gösterince içeri giren ilk ziyaretçiler biz olduk. Ayrı olarak ücretlendirilen küçük golf arabalarıyla antik alanı gezebiliyorsunuz.

Al Baleed Arkeolojik alanında zamanın iktidardaki sultanlarının yaşadığı saraya ait kalıntılar var. Bu kalıntılar arkeolojik parktaki en büyük taş yığını.

Al Baleed’deki Ulu Cami, Al Baleed Cami olarak da biliniyor. Caminin kalıntıları etkileyici. Ulu Cami bir zamanlar var olan yerel mimarinin mükemmel bir örneği. 950 yıllarında yapıldığı tahmin edilen caminin toplam kapalı alanı 1.700 m2‘nin üzerindeymiş. Çatısında 144 sütun bulunuyor ve bunların çoğu hala bölgede görülebiliyor.

Alanda ki kazılar 1952 yılında başlamış. Daha kazılacak çok alan var gibi gözüküyor. Alanda sağlam olarak ayakta kalan diğer buluntular şehir surlarına ait. Alanda bir de lagün var.

Daha sonra Frankincense Toprakları Müzesini gezdik. Müzenin bir bölümü denizcilikle ilgili. Zamanında kullanılan gemilerin maketleri ve limandan çıkartılan denizcilikle ilgili buluntular var. Umman halkının bir zamanlar denizcilikte olan ileri düzeyleri ve öncülük ettikleri aletlerle ilgili olarak sunumlar yapılıyor.

Bu bölümün yanında ise gerek Al Baleed ve gerekse de Sumhuram Antik kenti kazılarından elde edilen buluntuların sergilendiği müze bölümü var.

Bu yazı ile Umman Salalah kenti ve civarı gezi izlenimlerimizi sizlerle paylaşmış oldum. Yeni yazılarda buluşmak üzere…

Gezekalın

29.02.2024

Salalah / Umman Gezisi-Doğu Salalah

Konakladığımız Fanar Hotel Salalah’a yaklaşık 25 km kadar doğuda kalıyor. İlk günü otel çevresini tanımakla geçirdik, sahilinden faydalandık. Bu arada ertesi gün için Salalah’ın doğusuna yarım günlük bir tur ayarlandı. Ama benim esas heyecanım başka! Sabah Marbat’ta şnorkelle dalış yapacağız. Geçen sene Umman’da Daymaniat Adalarında yaptığımız şnorkelle dalışın tadı hala damağımızda. Şnorkelle dalış sonrasında Marbat (Mirbat) eski şehir, Wadi Darbat, Khor Rori Arkeolojik Alanı gezilerimiz olacak.

Turun programını önceden yapmıştım ama şnorkelle dalış dahil gerçekleşmesi Fanar Hotel ekibi sayesinde oldu. Sabah bizi otelden alan araçla Marbat’a (ya da Mirbat) doğru yola çıktık. Marbat’ın otele uzaklığı yaklaşık 50 km. Umman’ın bu bölgesinin yolları çok düzgün. Buhur ticareti yanında Marbat’ın bir başka tarihsel önemi, 1972 yılında ayrılıkçı isyan hareketine ev sahipliği yapması. Marbat bir dönem Zufar Vilayetinin başkentliğini de yapmış.

Eski Marbat evleri, kerpiçten tipik yemen evleri tarzındalar. Pencere ve kapılar işlemeli. Bugün Marbat harap halde ve şehir tamamen terk edilmiş görünümde. Bir tek kalesi restore edilmiş.

Bize Marbat’ta şnorkelle dalış turunu ayarlayan ABT (Arabian Beach Tourism) firmasından Tanyel bey, dalış sonrası kısa bir Marbat şehir turu yaptırma nezaketini gösterdi. Kendisi Umman’ın bu bölgesinde bir kaç yıldır tüple dalış eğitmenliği yapan bir Türk. Fanar Hoteller grubu başındaki Mehmet Tunç Müstecaplıoğlu gibi, kendisi de burada tanıştığım Türklerden oldu.

Marbat Kalesi, Umman’da savunma amaçlı yapılmış son kalelerden sayılıyor. Tarihi 1806 yıllarına kadar gidiyor. Hem limana ve hem de Marbat çarşısına bakan bu küçük kale sonradan aslına uygun restore edilmiş.

Marbat’ta dalış, beklediğimden daha az etkileyici oldu. Bunda hava nedeni ile deniz suyunun bulanık olması bir neden olabilir. Bir başka neden ise geçen sene Muscat’ta şnorkelle dalış yaptığımız Daymaniat Adaları’nın çıtayı çok yükseklere taşıması olsa gerek. Aşağıdaki video bu şnorkel dalışında benim emektar Olympus makine ile çekildi.

Şnokel turunda sizi kıyıya yakın bir batık gemiye kıyıdan yüzerek götürüyorlar. Batık gemi çok sayıda deniz canlısına ev sahipliği yapıyor. Marbat sahilinde kıyıdan da şnorkel dalışı yapmanız mümkün. Ben daha çok kıyının hemen dibindeki kayalıkların civarında şnorkel yapmaktan zevk aldım. Bu kıyıda herhangi bir tesis yok. Bu nedenle eğer kendiniz gidecekseniz yanınızda suyunuzu filan götürmeniz gerekecektir. Dalış sonrası, önceden ABT firmasının kurduğu çadır altında çay, kahve ve atıştırmalıklarla vakit geçirdik.

Umman’da bir önceki gezimizde birkaç önemli wadi görme şansını yakalamıştık. Dhofari Dağı silsilesinde yer alan Wadi Darbat, içinde sadece birkaç güzel su havuzu bulunan o tipik vadilerden bir tanesi değil. Özellikle mevsiminde tam manası ile keşfetmek için kolayca bir gününüzü harcayabileceğiniz şelaleler, havuzlar ve nehirlerden oluşan tam bir doğa harikası. Maalesef şubat ayı Wadi Darbat’ın güzelliğini anlayabilmek için hiç de uygun bir mevsim değildi. Yine de görebildiklerimiz ortamın güzelliği hakkında bir fikir edinmemizi sağladı.

Muson mevsimi, Wadi Darbat’ta şelalelerin yoğun bir şekilde akmasına, doğanın parlak yeşile dönmesine ve gelişen bitki yaşamıyla canlı çeşitliliğinin artmasına neden oluyor. Yalnız yağışlı mevsim beraberinde kaçınılmaz olarak sisli, nemli ve yağmurlu bir hava olmasına da sebep oluyormuş.

Kaynaklarda bunun manzarayı gölgeleyebildiği, bazen suyun çok daha az mavi görünmesine neden olduğu yazıyor.  Ben şahsen bu olumsuzluklara katlanabilirim. Ama turizm sezonunda (Temmuz ve Ağustos) burada olan aşırı insan ve araç kalabalığı benim için katlanabilirliğin ötesinde kalır. Yine de yağışlı mevsimde burada bulunmak isterseniz tüm yol boyu park etmiş araçlar ve insan kalabalığına rastlamamak için sabahın erken saatlerinde burada olmanız tavsiye ediliyor.

Wadi Darbat’a ulaşmak oldukça kolay. Önce Wadi Darbat’ın tepe bölgesinden geziye başlamanızı tavsiye ederim. Buradaki nehir biz orada iken çok sakin akıyordu ve suyu da çok azdı. Nehirde ziyaretçilere tur attıran birkaç tekne vardı.

Bu alanda ilginç gelebilecek bazı kulübemsi evler bulunuyor. Anladığım kadarı ile bunlar yerel insanların kaldıkları yayla evleri.

Daha sonra Wadi Darbat’ın bizim orada bulunduğumuz ayı için tartışmasız en iyi yeri olan çağlayan şelaleleri bölümüne gittik. O mevsim için en kalabalık olan Wadi Darbat bölümü de sanırım burasıdır.

Burada yukarıdan aşağıya süzülen çok sayıda çağlayan var. Yukarı kısımda serbestçe gezen develer, ortama bir başka güzellik katıyorlar.

Yağışlı mevsimde 100 metre yükseklikten akan şelalenin bulunduğu kısım Wadi Darbat’ın son bölümü oluyor. Biz oraya gitmek için çaba sarf etmedik. Çünkü şelale kupkuruydu. Aşağıda soldaki ilk fotoğraf mevsiminde çekilmiş Wadi Darbat Şelalesi fotoğrafı, sağdakini ise ben çektim. Sağdaki fotoğrafta görülen beyaz kısım aslında kurumuş olan şelaleyi gösteriyor. Mevsimsel farkı net görebiliyorsunuz!

Diğer Wadi Darbat fotoğrafları, geçen sene Umman gezimizde bize rehberlik eden sevgili Basim Al Habsi tarafından mevsiminde çekilmişler. Sağ olsun! Kendisinden rica ettim ve yolladı. Kullanmama izin verme nezaketini gösterdi.

Wadi Darbat’ın sularında yüzmeye niyetiniz varsa buraya özgü bir paraziter hastalık olan Schistosomiasiz riski altında olduğunuzu hatırlatmak isterim. Wadi Darbat gezimiz sonrasında, yolda yukarıdan kuşbakışı fotoğrafını çektiğim Khor Rori’ye doğru yola düştük.

Taqah şehri yakınlarında bulunan Khor Rori çok önemli bir yerleşim yeri. Yazılı tarihi kaynaklarda MÖ 3. yüzyıldan itibaren adı geçiyor. Umman’ın İslamiyet’le tanışmadan önce varlığı bilinen en önemli arkeolojik alanı. Al Baleed arkeolojik alanı ve Frankincense Toprakları ile birlikte Umman’ın UNESCO Dünya Kültür Mirası yerleri arasında bulunuyor.

O zamanlar bölgede bulunan Ḥaḍramawt Krallığına ait bir yerleşim yeriymiş. Aslında burası Wadi Darbat’ın ağzında, çoğu doğa, bir kısmı insan eliyle bar şeklinde inşa edilmiş bir haliç. Zamanında Umman Denizi’nden halice gemiler girer ve mallarını boşaltırlarmış. Gemiler buradan buhur ve atları Hindistan’a taşır ve Hindistan’dan da buraya oranın mallarını boşaltırlarmış. Yani burası antik dönemin çok önemli bir limanı. MS 5. yüzyılda haliç ağzı gemilerin giremeyeceği kadar kumla kaplanınca burası önemini yitirmiş ve terk edilmiş.

Yanılmış olabilirim ama okuduklarımdan algıladığım Khor Rori denince arkeolojik alanın liman kısmını, Sumhuram denince buradaki yerleşim yerini anlamak gerekiyor. Efsanevi Saba Kraliçesinin yazlık sarayının da burası olduğu turistlere söylense de tarihsel olarak dönem uymuyor.

Biz araba ile arkeolojik alana vardığımızda, bizi büyük bir sürpriz karşıladı. Müze, cuma ve cumartesi günleri saat 15:00 ile 18:30 arası açıkmış. Diğer günler ise saat 08:30’dan itibaren açık oluyormuş. Ziyaret günümüz cuma ve saat ise 13:00’dü. Dolayısı ile 2 saat beklemek gerekecekti. Otelin arabası sabahın erken saatlerinden itibaren bu gezi için bize tahsis edildiğinden aracı orada o kadar saat bekletmek hiç uygun olmazdı. Biz de sadece dışarıdan bir kaç fotoğraf çekip alandan ayrılmak zorunda kaldık. Araç kiralasaydık bu önemli yeri ziyaret için mutlaka beklerdik. Arkeolojik alanın kapısından geçtikten sonra araçla belirli bir yere kadar gidiyorsunuz. Sonra ise yürüyerek antik şehri geziyorsunuz. Ülkeye dönüp bu yazıyı hazırlarken izlediğim videolarda antik kentin binalarının sağlamlığını görünce gezemediğimize çok hayıflandım doğrusu. Aşağıda izlediğim videolardan bir tanesinin bağlantısını verdim.

Khor Rori sonrasında Taqah Köyüne gezi yapılabilirdik. Sardalya balıkları ve balıkçılarıyla ünlü olan bu köyde bir de kale var. Burayı da zaman nedeni ile gezmedik. Hotelin aracını daha fazla tutmak istememe arzumuz, Fanar Hotelin güzel yemeklerine ve sahiline bir an evvel dönmek arzumuzla birleşince dönüş yoluna geçtik.

Salalah’ın doğu tarafı ile ilgili olarak sizlerle paylaşabileceklerim bunlar. Zaman dar ve konakladığımız alan çok güzel olunca klasik olarak her tarafa gitmek gibi bir teşebbüsümüz olamadı. Bu davranışımızda geçen sene Umman’ın iç kısımlarına yaptığımız gezinin varlığı da etken olmadı değil tabii ki! “Umman’da geçen sefer bolca kale gördük. Taqah Kalesini görmesek de olur” dedik doğrusu. Aşağıdaki fotoğraflara bakınca bize hak vereceksiniz…

Gezekalın

Dr Ümit Kuru

24.02.2024

Salalah / Umman Gezisi-Giriş

İkinci kez Umman’a gitmek mi? Bu Salalah gezisi de nereden çıktı?
2023 yılında Muscat’tan başlayan ve Umman’ın iç kısımlarını kapsayan gezimizin yazısını sizlerle paylaşmıştım. Muscat’tan ülkenin güneyine, en son Sur şehrine doğru yol alıp, rotayı Wahiba Kumulları ve Nizwa’ya çevirmiş, büyükçe bir daireyi tamamlayarak tekrar Muscat’ta gezimizi bitirmiştik. Ülkenin en güneyinde olan Dhofar (Zufar okunuyor) bölgesine ise zaman kısıtlılığı nedeni ile gidememiştik.

Umman gezi yazımı okuyan gezginlerden sevgili Mehmet Tunç Müstecaplıoğlu bana ulaşarak “Umman’da yaşayan ve çalışan birisi olarak” yazımı ilgi ve beğeni ile okuduğunu ancak Umman ile ilgili yazımın eksik kalmış olduğunu ifade etti. “Nasıl yani?” diye sorduğumda ise Dhofar Bölgesi ve Salalah şehrini görmeden ve yazmadan bir Umman gezi yazısının eksik kalacağını kibarca belirtti.

Dhofar Bölgesinin UNESCO Dünya Kültür Mirası listesinde olan yerlere ve farklı doğal güzelliklere sahip olduğunu teorik olarak biliyordum. Ama Sur şehri ile Salalah arasının araba ile 1000 km’den fazla mesafesi olduğu gibi bir gerçeğimiz de vardı. Bu nedenle Umman gezimizde bu bölgeyi ihmal etmek zorunda kalmıştık. Ama Mehmet Tunç bey gibi bir gezginin lafını, hele ki kendisi orada yaşayan ve ülkeyi iyi tanıyan birisinin tavsiyesini dinlememek hata olurdu. İlk fırsatta, kısa da olsa, Umman’ın bu bölgesini de gezme şansını yakaladık. Bu paylaşım bu geziye ait ve önceki Umman gezi yazısını tamamlayan bir yazı olacaktır

Umman gezinize Salalah neden eklenmelidir?
Umman’ın 9 yönetim bölgesinden bir tanesi olan Dhofar (Zufar) Vilayeti ülkenin güney kısmında yer alıyor. Geçen sene gezdiğim kısımları ile Umman’ın coğrafyası beni zaten çok etkilemişti. Umman’ın bu bölgesinin coğrafyası ise ülkenin geri kalanından çok farklı ve benzersiz. Mevsiminde (haziran ortası-ekim ortası) yağmurların etkisi ile dağ taş yeşile bürünüyor. Ummanlıların Kaareef olarak adlandırdığı muson yağmurları döneminde körfez bölgesi ülkelerinden insanlar ve yerli turistler, kalan aylarda ise Avrupa ve Amerika kıtası insanları bu bölgeye akın ediyorlar. Hint Okyanusu’nun uzantısı Umman Denizi bu bölgenin kıyılarını görsel bir şölen sunacak şekilde işlemiş.  


Bölge her zaman deniz yolu ticaretinin yapıldığı doğal limanlara sahip olmuş. Bu bölgeden antik dünyanın geri kalanına buhur ve at yollanmış. “Buhur Toprakları-Frankincense Land”, Umman’ın UNESCO Dünya Kültür Mirası Listesinde olan yerleri arasında. Geçen seneki gezimiz boyunca ancak bir tane buhur ağacına şahit olurken, bu bölgede hala çok sayıda buhur ağacını bir arada görebiliyorsunuz.

Bu yazıyı hazırlarken edindiğim ve bana ilginç gelen bilgiye göre dünyaya düşen meteorların yüzde 4,8’i bu bölgeye düşüyormuş. Frankincense Land Müzesini gezerken gördüğüm göktaşları bu bilgiyle anlam kazandı.

Bu bölgeye gitmeniz için bir başka neden ise bölgenin bembeyaz kumları ile plajları olabilir. Muscat’tan başlayan ve yukarıdaki harita da görüldüğü gibi bir daire çizerek yine Muscat’ta biten 6-7 güne sığdıracağınız yoğun bir Umman gezisi sonrasında, Muscat’tan Salalah şehrine iç hat uçuşu satın alarak plaj kenarı güzel bir tesiste geçireceğiniz 3-4 günlük bir tatilden keyif almanız garanti. Salalah’ın doğu ve batı taraflarına yapacağınız kısa geziler işi daha cazip hale getirecektir. Ben bu alternatifi ilk gezimde neden aklıma getirmedim hiç anlamadım.

Biz Fanar Hotel & Residences‘da konakladık. 14 km2‘lik çok geniş bir alanın bir kısmına kurulu, birbirinden farklı konseptlere sahip 4 otelden bir tanesi olan Fanar Hotel bize kendimizi evimizde ve özel hissettirdi. Her akşam dünyanın farklı yörelerinden leziz yemekleri tadarken beyaz kumsallı sahili ve güzel denizinden faydalandık. İki günümüzün 4-5 saatlik zaman diliminde ise kısa mesafe Salalah civarı gezileri yaptık.

Umman gezinize Salalah’ı eklemenin en uygun yolu ne olabilir?
Umman gezinize Salalah’ı da dahil etmek isterseniz ve vaktinizde kısa ise uzun araba yolculukları yerine Muscat’tan Salalah’a uçmanız uygun olacaktır. Aklımıza Salalah’a gitmek düşünce alternatif uçuş yollarını araştırmaya başlamıştık ki Pegasus Hava Yollarının kampanyası karşımıza çıktı. Pegasus’un 5 EUR’ya uçak bileti kampanyası tam da bu zamana denk geldi. Hemen Umman-Muscat için uçak biletlerimizi aldık. Ülkemizden Salalah’a doğrudan uçuş yok. Türk Havayolları, Oman Air ve Qatar Havayolları Muscat için diğer alternatif uçuşlarınız olacaktır.

Pegasus ile uçuşumuz 21:20’de başlayıp saat 03:15 de bitti. “Pasaport kontrolden geç, bagaj al” derken saat 04:30 gibi ancak dış hatlardan çıkabildik. Dış hatlardan valizinizle çıkınca havaalanı içinden ayrılmadan 4. kata çıkarak iç hatlar gidişe ulaşmanız gerekecek. Salalah’a Oman Air ya da Salam Air ile gidebiliyorsunuz. İstanbul Sabiha Gökçen havalimanından kalkan Pegasus uçağını tercih ederseniz, Oman Air’in Salalah’a saat 08:50’de kalkan uçağına rahat rahat yetişebiliyorsunuz. Havalanı içinde ayakları uzatıp dinlenebileceğiniz yerler var. Uçuş saatinize kadar buralarda dinlenebilirsiniz. Biz Muscat-Salalah-Muscat iç hat uçuşuna iki kişi için 76 OMR  ödeme yapmıştık. Bileti epey önceden almanın avantajını yakaladık. Muscat’tan Salalah’a uçuş normal şartlarda1 saat 40 dakika sürüyor.

Evet sevgili gezginler..

Buyurun bakalım Dhofar-Salalah gezi yazıma..

Gezekalın

16.02.2024

Odlar Diyarı Azerbaycan’a Düğünle Veda

Aklımızda olmayan Azerbaycan gezimizin bir doktor arkadaşımın Azerbaycan’da olan düğünü ile şekillendiğini daha önce anlatmıştım. Şeki’de ki gezimizin ardından önce 320 km ötedeki Bakü’ye dönmemiz, kalan Bakü gezilerimizi tamamlamamız ve aracı teslim edip kıyafet değişimi için otele gitmemiz gerekiyor. Düğün Azerbaycan’ın 2. büyük kenti olan ve Bakü’den yaklaşık 40 km ötede bulunan Sumgayıt şehrinde olacak. Otelde giyindikten sonra kiraladığımız şoförlü araçla Sumgayıt’taki düğün salonuna yetişeceğiz. Düğün sonrası otelde kısa bir dinlenme ve sabaha karşı olan uçakla İstanbul’a dönüşümüz var.

Sabah erken saatlerde Bakü’ye doğru yola düştük. Yol üzerinde manzaranın keyfini çıkartabileceğimiz hiç bir fırsatı kaçırmadık. Bazen durarak son Kafkas Dağları fotoğraflarımızı çektik, bazen de yol kenarı alışveriş yaptık. Yol kenarı satıcılarından birinden reçel aldık. Beyaz kiraz reçelleri tavsiye ediliyordu. Aldık ama reçelleri çabuk şekerlendi.

Şeki’den yaklaşık 170 km sonra Şamahı’ya yakın Abqora Restoran ve Şarap Kulübü adlı bir yerde durduk. Burada Azerbaycan şarapları tadacağız. Şarap markalarının ismi Meysarı ve bu Şamahı şehrinin bir köyünün adı.

Bu tesiste yöreye ait bağlardan çeşitli şarap örneklerini denemek şansımız oldu. Her şarap bardağı tadımı ücretli. Hanım bir tane seçti, ben bir tane seçtim. Bir masaya oturduk ve güzel bir peynir tabağı eşliğinde şaraplarımızı yudumladık. Bu aslında güzel geçen Azerbaycan gezimizin baş başa kutlaması da oldu. Mekan çok güzel. Şarapları ise benim damağımın tadı değil. Aslında Azerbaycan’da şarapçılığın milattan önce 2000’li yıllara giden geçmişi mevcut. Dağlık Karabağ, Nahçıvan, Gence ve Şamahı önemli şarap üretim yerleri.

Şimdi gelelim Azerbaycan’daki düğün törenleri hakkındaki izlenimlerimize. O gün aslında sabah erken kalkma, Şeki’den Bakü’ye uzun yol, Bakü’de kalan gezileri tamamlama derken çok yorulmuştuk. Düğüne şöyle bir uğrar, otele erkenden döner ve uçak saatimize kadar uyuruz demiştik. Ama düğün öyle ilgimizi çekti, öyle güzel ağırlandık ki kalkış saatini hep erteledik, durduk. Sonunda 23:30’a doğru, boyna düğünden ayrılma saatimizi ertelememiz nedeniyle Bakü’lü şoföre utancımızdan, arkamıza baka baka düğün sahipleri ile vedalaşıp ayrıldık. Bu nedenle bu düğünü sizlerle biraz paylaşmam gerekiyor.

Bakü’de ve rayon denen taşralarında “Şadlık Sarayları” dedikleri düğün salonlarına bolca rastlanıyor. “Toy” dedikleri düğünler bu salonlarda yapılıyor. Biz de Sumgayıt’da bir şadlık sarayında bizim kızın “toyuna” katıldık. Aslında adetler büyük oranda ülkemizdekilerle aynı. Ancak edindiğim izlenim düğün Azerbaycan’lılar için her şey. Gelin Azerbaycan’lı doktor arkadaşım, damat ise bizim ülkeden. Biz gelin tarafıyız.

Azerbaycan’da düğün eskiden hem erkek ve hem de kadın tarafı olarak ayrı ayrı yapılabiliyormuş. Yani iki düğün yapabiliyorlarmış. Günümüz şartlarında Azerbaycan’da da düğünü artık ortak yapıyorlar. Bizim düğünü Azerbaycan’da doğal olarak gelin tarafı yapıyor, damat ise Türkiye’de ayrıca düğün yapacak. Bizim kızın düğünü mecbur iki düğün şeklinde oldu. Azerbaycan’da geline altın takmak, bilezik takmak, boynuna para iliştirmek gibi bir adet yok. Biz ülkeden gitmeden altınımızı almıştık ama bizim geline “Cumhuriyet altınını da aldım” diye hava atarken öğrendim ki onlarda düğünde altın takmak, keseye altın atmak adeti yokmuş. Gelen “qonaklar” yani konuklar hediye, takı yerine düğün sahibine önceden belirlenen miktarda para veriyorlar. Orada milletin içinde altın takmak görgüsüzlüğünü yaşamak bir yandan, bir de geline “Cumhuriyet” demişim ama “Çeyrek” altını takarken yakalanmak vardı. Ucuz kurtulduk!!

Düğün salonuna girerken salonun dışında iki ayrı masa ve iki ayrı sandık görüyorsunuz Üzerine zarf, kalem ve bir de seçim sandığı gibi sandık konuyor. İşte davetliler gelin ve damada düğün hediyesi olarak uygun gördükleri parayı zarfın içine koyup, zarfın üstüne veya içine de adlarını yazarak sandığa atıyorlar. Damat tarafı iseniz damat sandığına, gelin tarafı iseniz gelin sandığına uygun gördüğünüz para hediyenizi atıyorsunuz. Güzel bir adet. Bizdeki gibi takı takacağım diye sıraya girmek, beklemek gibi sıkıcı olayları atlamış oluyorsunuz. Bir de gelinin takıları üstünde taşıması, para takılı kuşakla gezmesi gibi gelini zora sokan durumlar olmuyor.

Salonda kız tarafı olarak yerimizi aldık. Masa üstünde soğuk yiyecek ve içecekleri görünce meşhur Azerbaycan düğün ikramlarının nasıl olabileceğini tahmin etmeye başladım. Masalara bol soğuk meze, votka, alkolsüz içki önceden konmuş oluyor, bunları garsonlar servis ediyorlar. Sürekli ara sıcaklar getiriyorlar. Tüm düğün boyunca masada ikram eksilmedi, garsonlar boyna çalıştı. Tavuktan, bıldırcın etine kadar durmadan yiyecek geldi durdu.

Önce “bu kadar ikramın bitmesine imkan yok, yazık olacak, atılacaklar” diye düşünmüş ve üzülmüştüm. Ama düğün sonrası artanlar ziyan edilmezmiş. Yine abartılı bir ikram adeti diye düşünmeden kendimi alamıyorum. Sonuç olarak adetleri böyle.

Toy erkenden başlıyor. Sanatçılar sazlı sözlü eğlenceyi başlatıyorlar. Bir süre sonra gelin ve damat salona giriyor ve nikah memuru nikahı kıyıyor. Arkasından herkesin piste fırladığı canlı müzik eşliğinde sürekli oynayıp dans ettikleri gerçek eğlence başlıyor. Bu arada gelin ve damat tüm salona bakan yüksekte bir masada oturuyorlar. Sonra da davetliler sıra ile ayaklarına giderek gelin ve damadı tebrik ediyorlar. Aralarda akrabalar söz alıp konuşuyorlar. Gelin de damat da her daim pistteler. Gün onların günü, eğlenecekler tabii ki..

İlerleyen saatlerde kına törenine sıra geliyor. Damat ve geline özel bir kaftan giydiriliyor ve kep takılıyor. Sonra salonun sahne kısmına kurulan özel bir platforma gelin ve damat oturuyor. Gelinin yanında annesi, damadın yanında annesi ayakta duracak şekilde yerleşiliyor. Sonra gelin ve damat annelerini temsilen birer kadın sahneye geliyor. Bu kadınlar karşılıklı olarak manilerle atışmaya başlıyorlar. Tatlı bir sahneydi. Her söyleneni anlayamadık ama her temsilci, temsil ettiklerinin iyi yönlerini, karşı taraftan beklentilerini manilerle birbirlerine aktarıyorlarmış. Sonra kınalar yakıldı ve eğlence kaldığı yerden devam etti. Son kısım ise pastanın gelmesi.

Umarım bir gün böyle güzel düğünü yerinde, Azerbaycan’da, yaşarsınız. Ya da size de benim gibi iki düğün davetiyesi gelir ve birisi Azerbaycan’da düğün davetiyesi olursa, ya iki davete de katılın ya da Azerbaycan düğününü tercih edin. Bu vesile ile bu güzel günlerine bizleri ortak eden, düğünlerine davet eden sevgili meslektaşım Uzman Dr  Lale Soltanova ve saygıdeğer ailesine tekrar teşekkür ederim. Mutlulukları daim olsun ve gezekalsınlar…..

Bu yazı ile Azerbaycan gezi yazısını tamamlamış oldum. Aslında Aliyev ailesi ile ilgili bir kısım da araştırmış ve yazı için derlemiştim. Ama o kısmı sanki bu son yazıya saklamakla iyi etmemişim. Eklemekten vazgeçtim. Sonuçta Azerbaycan’da başkanlık sistemi var ve ülkede bir başkan var. Dediği dedik..Gerçek demokrasi adına yazılacak şeyler belli. Haydar Aliyev’in büyük bir devlet adamı olduğu konusunda hiç bir şüphe yok. Sonuçta hayatı ve kariyerinin önemli bir bölümünü Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliği sistemi içinde geçirmiş ve o sistemde çok önemli mevkilere gelmiş. Orada yoğrulmuş ve şekillenmiş. Sol ya da sağ emperyalist ülkelerin hakimiyeti altında iş yapmak zordur. “Tam bağımsızlık” diyebilen ve onu uygulayabilen tek Türk’ün adı Mustafa Kemal Atatürk’tür.

Bir zamanlar seçimle başa gelen ve ülkenin ikinci başkanı olan Elçibey’in iyi niyetli, ütopik ve ülkesini seven bir siyaset adamı olduğuna da şüphem yok. Kendimce onun “Tek Millet İki Devlet” söylemini de daha samimi bulduğumu itiraf etmeliyim. Ancak bazen iyi niyet ve söylem yetmiyor. Her yandan yalnız kalabiliyorsunuz. Bir son söz de Dağlık Karabağ’da yakın zamanda yaşananlar için olsun. Yine dünyanın hiçbir bölümünün tanımadığı Dağlık Karabağ’daki Ermeni yönetim dayatmalara devam ediyor. Devam edeceğini de tüm dünya biliyor aslında. Temennim yine kan dökülmeye, insanların yerlerinden göç etmeye başlamamalarıdır. Bu güzel topraklar ve insanlar bir arada ve barış içinde yaşamayı hak ediyorlar.

Gezekalın

Dr Ümit Kuru

13.09.2023