• Arşivler

  • Diğer 531 aboneye katılın
  • Mart 2013 den beri

    • 381.857 ziyaretçi
  • Şubat 2026
    P S Ç P C C P
     1
    2345678
    9101112131415
    16171819202122
    232425262728  

Nepal-Bhutan Gezisi-1.Gün Katmandu

IMG_7665

2 Kasım günü istenen saate Atatürk havaalanındaydık. Uçağımız olan GulfAir’in standı önünde dikilmeye başladık. Ellerde bavul, gözlerimiz diğer gezginleri aradı. Gezi liderimiz de gelince hızlı bir Check-İn sonrası bavulları verdik, biletlerimizi aldık. Önce Bahreyn’e uçup, havalimanında 5 saatlik bir bekleme sonrasında Katmandu’ya varacağız. Teoride böyle ama maalesef pratikte öyle olmadı. Sorunsuz bir uçuş sonrası Bahreyn’e vardık ve bir güzel dükkanları gezdik. Bu arada bir parantez açayım; burada makyaj malzemeleri, parfümler ve içki-sigara bizim havaalanından ucuzdu. Dükkanları bir aşağı bir yukarı gezerken gözüm uçuş saatlerini gösteren panoya takıldı; Uçak 3 saat rötar gösteriyor. Hayde! Dakika bir, gol bir.. Biz erkenden gideceğiz, gün kazanacağız derken başımıza gelene bak. Hemen görevlileri bulduk ama adamların bu 3 saatlik rötar sonrası için bile uçağımızın kalkamayabileceğini söylemeleri iyice morallerimizi bozdu. Bundan sonraki bekleyiş ise bir işkence oldu. Bu arada Barış ve Günseli hanım “Madem öyle, bizi doyurun bakalım” restini çekti. GulfAir’den yemeğe davet edildik ve yemeğimizi yedik. Saat 03:30 civarı uçağa anons edildik ve yorgunluktan perişan halde yerimize yerleştik. Aslında 3,5 saat gecikme ile ne kadar şanslı olduğumuzu sonradan öğrenecektik. Meğerse Katmandu’ya sis yüzünden uçaklar inememiş ve birisi bizim uçak olmak üzere sadece 2 uçak, bir ara hava açılır gibi olunca inebilmiş. Everest’e tırmanış yapanlara da hava muhalefeti yüzünden birkaç gün hiçbir şekilde ulaşılamamıştı. Neyse buna da şükür dedik, daha da kötü olabilirdi.

Uçaktan Himalayalar

Uçaktan Himalayalar

Gecikme boyunca havaalanında bekleyiş tam bir eziyetti.

Gecikme boyunca havaalanında bekleyiş tam bir eziyetti.

Katmandu Havaalanına iner inmez Hindistan’a gelmişim hissine kapıldım. Delhi’deki cümbüşü, burada henüz göremedim ama hissediyorum. Ülkeye girerken vize almak gerekiyor. Biz bu işi İstanbul’da hallettiğimizden rahatız. Bavulları beklerken paramızı bozdurduk. Bu arada oraya Amerikan Doları ile gitmenizin daha karlı olduğunu söyleyeyim. Para birimleri Nepal Rupi’si ve 1 USD’yi verip yerine 100 Rupi alıyorsunuz (2014 verisi).

Bavullar alındıktan sonra dışarı çıktık ve bizi bekleyen yerel acente yetkilisinin yönlendirdiği minibüse binip, kalacağımız Yak and Yeti adlı otele doğru yola çıktık. Yoldaki manzaralar, Hindistan’dan tanıdık; Boyna korna sesleri, sağdan soldan çıkan arabalar, yol ortası inekler, açıkta dikiş makineleri ile terziler.. Tadında olmak şartı ile bu manzarayı seviyorum.

Nepal hakkında kısacık bilgi verelim; Nepal Hindistan ve Tibet arasına sıkışmış, 147.000 km2’lik alanında, yaklaşık 28.5 milyon nüfusu barındıran bir ülke. Batıdan doğuya uzanıyor ve ülkenin %19 gibi bir alanı Himalayalar ile kaplı. Geri kalan büyük bir alan dağlık ve sadece %17’lik kısım yarı tropik ve düzlükten (Terai bölgesi) oluşuyor. Ülkenin büyük kısmı dağlık olunca tarım da teraslar halindeki alanlarda yapılıyor.

Ülke tarihi çok eski dönemlere gidiyor ama yazılı tarihi MÖ. 6-7 yüzyıldan başlıyor. Moğollarla akrabalıkları varmış. Çeşitli çıkışlar ve inişler sonrasında 1769 yılında Prithvi Narayan Şah, bölgedeki küçük krallıkları boyunduruğu altında topluyor ve başkenti Katmandu’ya taşıyarak bugünkü Nepal’in kurucusu oluyor. Ülke tarihinde sürekli çatışmalar olmuş ve hatta 1996 yılı ile 2006 yılları arasında iç savaşlar olmuş. 2008 Yılında ise Laik, Nepal Cumhuriyeti ilan edilmiş ve monarşi sona ermiş. Monarşiler direniyor ama sonunda mutlaka tarihe karışıyorlar.

Ülkenin başkenti Katmandu. Bizim gezimizin ana duraklarından birisi de burası. Şehirde çoğunlukla Hindu tapınakları varken, Budist tapınakları da bolca var. Yani iki inanç sistemi de kavgasız dövüşsüz yaşayabiliyor. Daha sonra açıklayacağım şekilde Katmandu ile Patan (Lalitpur) ve Bhaktapur şehirleri ile tarihsel olarak kardeşler. Bunlar aslında birbirlerine çok yakın yerler. Katmandu Vadisi içinde, bu üç yerde, çok sayıda UNESCO’nun dünya kültürü mirası listesine girmiş eser var.

Bir milyon civarı nüfuslu Katmandu şehrinin ismi ise Kastmandap adlı bir tapınaktan geliyor. Bir diğer söylence de Katmandu isminin orta çağdan gelen Kantipur’dan kaynaklandığı. Sanskritçe “Kanti“ Tanrıça Lakshmi’nin diğer isimlerinden birisi  ve  “pur” ise yer demekmiş.

IMG_7757

IMG_7696Otelimiz güzel temiz bir otel çıktı. İnternet erişimi var ama ücretli. Halbuki sonradan gezeceğimiz Bhutan’da tüm otellerde ücretsizdi. Valizlerimizi hızlıca odaya bırakıp şehir turuna çıktık. İlk durağımızda Nepalin en eski ve en kutsal Budist tapınağı olan Swayambunath Tapınağı oldu. Buraya “Maymunlu tapınak” da deniyor. Her taraf Rhesus Makaklarından dolu. Çantalara ve özellikle elde yiyecek varsa kendimize dikkat etmek gerekiyor. Anında götürüveriyorlar. Tapınağı, Katmandu’ya tepeden bakan bir noktaya kurmuşlar. Söylence o ki; Katmandu Vadisi, bir tarihte, çok büyük bir gölmüş (jeolojik olarak bu vadinin eskiden göl olduğu doğrulanmış). Tapınağın kurulduğu tepe, artık deprem mi oldu nedir, bu gölün sularından yükselmiş. Zaten “Swayambu” kelime anlamı olarak “kendiliğinden yükselen” demekmiş.

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Bu tapınağın kayıtlı tarihi 460 yılına kadar gidiyor ama daha da eski olabilir. Tapınak 14. Yüzyılda Moğol saldırıları ile ve bu saldırganların altın aç gözlülüğü ile yakılıp, tahrip edilmiş. Sonradan yeniden yapılıp, bugüne gelmiş. Çok önemli bir not; Bu tapınak UNESCO’nun dünya kültürü mirası listesinde yer alıyor. Yani görülmeden geri dönülemezler arasında…

IMG_9241

Tapınağa bizim girdiğimiz nokta batıdaki giriş noktası, bir de 17. Yy da Kral  Prathap Malla’nın yaptırdığı doğu tarafından giriş var ki epey bir merdiven çıkmanız gerekiyor. Bizim girdiğimiz noktadan, az sayıda merdiveni çıktıktan sonra, karşımıza ortasında Budha heykeli ile birlikte kurumuş bir dilek havuzu çıktı. Ortadaki Budha heykelinin ayak kısmındaki küçük bir alan içini hedefleyerek attığınız bozuk paralar, havuz içine düşmeden orada kalırsa tuttuğunuz dilek kabul olurmuş. Dünyanın bir ucundan buralara gelmişim, sağlığım ve mutluluğum da yerimde, ben daha ne dilerim! Ama grup psikolojisi işte; Attık bizde bir avuç para…

IMG_9247Bu havuzun sağ tarafında küçük bir Stupa ve çevresinde daha da küçük olanları yer alıyor. Büyükçe olan Stupa üstünde Budha dört yöne doğru bakarken resmedilmiş.  Etrafta bol miktarda maymun var, bir o yana bir bu yana, insanlara hiç aldırış etmeden geziniyorlar. Budist tapınaklarında saat yönünde hareket etmeniz gerekiyor, bizde saat yönünde hareketle merdivenleri tırmanmaya başladık. Yolda bol miktarda bordo renkli tek tip giysileri içinde Budist rahipleri ve öğrencileri görüyoruz. Yukarıda ayin varmış, oraya doğru yiyecek ve içecek götürüyorlar.

Merdivenlerin sonunda büyük Stupaya ulaştık. Burada neredeyse her köşede bir ayin var. Siz varmışsınız, yokmuşsunuz, fotoğraf çekiyormuşsunuz hiç mi hiç aldırmadan dualarını edip, ritüellerini yapıyorlar. Büyük Stupa çok etkileyici ve altın renkli, pırıl pırıl parlayan külah biçimli kulesi var. Bu kule üstünde de Budha, Katmandu Vadisinin dört bir yanına doğru bakmakta. Her resimde, Budist inanışta içe bakışı temsil eden gözler (üçüncü göz) ve bunların hemen altında ise, orada iken burun şekline benzettiğim ama aslında birliği-beraberliği temsil eden ve Nepal’ce –bir- sayısını (ek) gösteren kıvrımlı şekil vardı. Bu alanda bulunan bir diğer önemli eser de Hariti (Ajima) Tapınağı. Bu aslında Hindu inanışında çiçek hastalığı ve sağlık tanrıçası olan Hariti için yapılmış. Budist bir tapınak içinde Hinduizm motiflerinin ve tapınaklarının bulunması hoşgörüyü gösteriyor. Bir dinin, dini inanışın bir diğerine karşı tahammülü ne güzel bir hoşgörüdür.. Bu nedenle de aynı Tapınak hem Hindular ve hem de Budistler tarafından ziyaret ediliyor.

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

IMG_7677Bu tapınakta bulunan bir diğer önemli eserde pirinç kaplı büyük bir heykel. Buna “dorje” deniyor ve Tibet Budizm’inde şimşeği temsil ediyor. Cehaleti yok eden aydınlanma gücünü gösteriyor ve Sanskritçe Vajra’da deniyor. Erkek gücünü de gösteriyor. Budist ayinlerde, ayinleri yöneten başrahibin bir elinde bu sembolü gösteren küçük bir heykel, diğer elinde ise kadın gücünü temsil eden bir çan bulunuyor. Daha sonra ise merdivenlerden aşağıya inerek bu güzel ve fotoğrafik açıdan bana bir cennet olan tapınağı terk ettik. IMG_7737

Bugün gezi programının son zamanlarını Durbar Square’de geçireceğiz. Ölmüş olan büyük bir Nepal kralının 3 torunu ülkeyi yönetmekte anlaşmazlığa düşmüşler. Her biri bir bölge alıp, kendi hükümdarlıklarını sürmeye başlamışlar. Katmandu, Bhaktapur ve Patan bölgelerini yöneten bu üç torun şehirlerindeki sanat eserleri ve şatafat bakımından birbirleri ile yarışa girmişler. Bu nedenle bu üç şehrinde (aslında birbirlerine çok yakınlar) Saray Meydanı denen alanları birbirlerinden güzeller. Biz bu gezide Patan’ı görmedik ama diğer ikisini gördük. İkisi de çok güzeller ama bence Bhaktapur’un Saray (Durbar) Meydanı daha güzeldi.

IMG_7959

Tam adı Hanuman-dhoka Durbar Meydanı olan Katmandu’nun bu eski bölümü, 12-18. Yüzyıllar arasında yapılmış birbirinden güzel Hindu ve Budist tapınaklarına, mükemmel işçilikle oyulmuş tahta işlerle süslü evlere ve Saraylara sahip. Nepal kralları burada taç giyerlermiş ve 20. Yüzyıla kadar da Kraliyet Sarayı bu meydanda imiş. Buradaki eserlerin bir kısmı 1934 yılındaki depremden zarar gördüklerinden sonradan aslına benzer şekilde yapılmışlar. 1979 yılından itibaren de tüm alan UNESCO dünya kültür mirası listesi içindeymiş.

Aracımız bizi alanın dışında bıraktı ve 15 dakikalık bir yürüyüşle alana geldik. Yol boyu Nepal insanlarının gündelik yaşamlarına şahit olmamız çok iyi oldu. Burası, boyna korna çalan arabalar ve daha az sayıda da olsa özgürce Nepal sokaklarını dolaşan ineklerle, Hindistan’da geziyormuşuz havasını daha da çok verdi.

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

IMG_0365Bu kısa yürüyüş sonrası ilk olarak Kumari-Ghar’ı gezdik. Nepal’liler sadece sayısız Tanrı ve Tanrıçaya sahip değiller. Aynı zaman da yaşayan bir tanrıçaları da var; Kumari. Kumari şehrin yaşayan tanrıçası olarak kabul ediliyor. Bu kız çocuğunun yaşı 4-6 civarında olmalı ve sesi, dişlerinin biçimi ve düzgünlüğü ve saçı biçimi gibi 32 farklı fiziksel özelliği taşımalıymış. Bu seçim için adaylar önce fiziksel özellikleri yönünden karşılaştırılıyorlarmış, sonrada korkunç maskelerle dans eden insanlarla dolu odaya kapatılıyorlarmış. Gerçek tanrıça, adaylar arasında bunlardan korkmayan olmalıymış. Son sınav ise bu yaşayan tanrıça adayının, kendinden öncekinin giydiği elbiseleri seçmesiymiş. Seçilen bu Kumari, bu 3 katlı ve kırmızı tuğlalı evde yaşarmış. Ne zamana kadar derseniz; ilk adetini görene kadarmış. Sonra bu karta kaçan Kumari yerine, yeni bir Kumari seçilirmiş. Bu gelenek Nepal’in yaşayan son Malla kralı, Jaya Parakash Malla zamanından beri varmış.  Kumari zaman zaman muhteşem oymalı pencerelerden bir tanesinde görülüyor. Ancak bunun için önce pencereden bakan ve aşağıda fotoğraf veya kayıt yapan birisinin olmadığını kolaçan eden bir adamın onayı gerekiyor. Yani Kumari’nin fotoğrafını çekmek kesinlikle yasak… İşte biz bu evi gezdik.

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Kumari’nin evine sırtınızı verince sağda neoklasik tarzda olan ve bu meydanın bence en çirkini olan bir Saray var; Gaddhi Baithak. Bu bina 1908 yılında Rana sülalesi döneminde, sarayın bir parçası olarak yapılmış.

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Yola devam ederek 1690 yapımı Trilokya Mohan Narayan (Vişnu’ya adanmış), yine bir 17 yüzyıl eseri olan Maju Dega (Hindu tapınağı) ve Şiva Parvati Tapınaklarının önünden geçtik. Kraliyet Sarayına giriş yasaktı ama şöyle bir kafayı uzatıp içerinin ve nöbetçi askerin fotosunu aldık. Fotoğraf çekme konusunda en rahat ettiğim gezilerden biriydi diyebilirim. Kibarca sormanız onları mutlu ediyor ve en güzel pozlarını veriyorlar. Asker bile bir güzel poz verdi.

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Tanrı Taleju, Katmandu şehrini koruyan tanrıymış. Onun adına yapılan Taleju Tapınağının kapısı önünde iki adet dev aslan heykeli var. Bu süslü kapı önünde de fotoğraf çektirmeyi ihmal etmedik.

IMG_7936

Hanuman; Hint destanı Ramayana’da adı geçen Rama’ya, kaçırılan karısı Sita’yı kurtarmak konusunda yardım eden bir Hindu ilahı. Onun heykeli bu meydana ismini veriyor.

En son olarak da 12. Yy’a tarihlenen ve Katmandu şehrine ismini veren Kasthamandap Tapınağını gezdik. Nepalin söylencesi bol. Bir söylenceye göre de burası tek bir Sal ağacından çıkan odunlarla yapılmış. Sabah ve akşamları çevresinden satıcılar eksik olmuyor.

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Bu meydan gezisini tamamlayarak aracımıza doğru yürüyüşe geçtik.

Akşam yemeğini otelde yedik. Günseli hanım sayesinde soframızda standart dışı yemekler de vardı. Burada ilk defa Momo denen ve bir tür hamur işi yemeği tanıdık. Sonradan tüm Nepal-Bhutan gezisi boyunca da sofralarda aradık.

Artık ben dahil, herkesin gözünden uyku akıyor ama son bir gayret Katmandu’nun gecesini tanıyalım istedik. Gece gündüz hareketli bir alışveriş merkezi olan Thamel’e bir yürüyüş yaptık. Burada Outdoor malzemeleri satan dükkanlar var. Bu dükkanlarda ünlü markaların taklitleri bol miktarda var.

Bu gece yürüyüşü sonrası otele döndük. Yatağa girdim ve başım yastığa 5 cm kala uyumuşum..

İlk defa, bir gezinin ilk günü, deliksiz bir uyku çektim.

İlk gün, zor bir yolculuk sonrası geldi ve dolu dolu da geçti. Haydi hayırlısı bakalım, uçak gecikmesi hariç, gezinin ilk günü çok güzel geçti. Darısı diğer günlere…

GEZEKALIN

Ümit Kuru

İlk yazım tarihi 18.11.2011 Saat 00:54

Gözden geçirilmiş son yayım tarihi 19.03.2015 Saat 01:32

IMG_7787

Nepal-Bhutan Gezi Anıları: Giriş

IMG_8405

Evet Sevgili Sanal Gezginler,

Bu sene Nisan ayındaki İtalya gezimize kadar başka yerlerde yayınladığım gezi yazılarımı bu sayfa altında yeniden yazmaya devam. Nepal-Bhutan gezimizi Kasım 2011 tarihinde yapmışız. Güzel bir geziydi. Okumamış olanların zevkle okuyacağına eminim..

Dr Ümit Kuru

IMG_9805

Bu sefer ki rotamız Nepal-Bhutan ülkeleri oldu. Aslında biz daha çok Bhutan’ı merak ediyorduk ve bundan aylarca önce de bir tur şirketi ile anlaşmış ve paramızı da yatırmıştık. Ancak sonradan hem Naime ve hem de benim moralimi bozan o telefon geldi;  “Özür dileriz Bhutan turunu yapamıyoruz, paranızı iade edebileceğimiz bir hesap numarası alabilir miyiz?”

IMG_8379Tatil için izinler ayarlanmış, para denkleştirilmiş, havasına girilmiş bir anda bu telefon insana küfür etmek gibi geldi ama yapacak bir şey yok. Aldık paramızı geri. Aldık almasına da ne yapacağız şimdi diye kara kara düşünmeye de başladık. Bir müddet sonra gezgin dostlarla yaptığımız toplantılardan birinde bir arkadaşımız aynı tarihlerde bir Nepal-Bhutan turundan bahsetti. Bahsettiği şirketi, doğrusu bu ya, daha önce hiç duymadım. Bu konularda titiz insanımdır, incik cıncık incelerim. Ancak canı tez arkadaşım, hemen telefona sarılıp sorumlu kişi Barış Malkoç’a bizden bahsederek programı göndermesini isteyince serüven başlamış oldu. Uzatmayalım bugün bu satırları yazarken geçmişe gidince iyi ki yapmışız da bu insanlarla geziye katılmışız diyorum. Nepal fahri Konsolosu sevgili Prof. Günseli Malkoç’un da bulunduğu gezi öncesi yapılan toplantıda içimdeki ben “Tamam, budur işte. Bu gezi kötü olamaz. Bunlar amatör ruhlu ama profesyonel iş yapmaya çalışan insanlar” dedi. Gezi de sorun olmaz mı? Aksaklıklar olmaz mı? Pek ala olur ve bu gezide de oldu.Ama önemli olan onunla baş etme yöntemi nasıl, ona bakmak lazım. Sonu başta söyleyeyim ki gezi güzel oldu ve benim için unutulmazlar arasına girdi. Günseli Malkoç hanım sanki ilk defa Nepal’e Bhutan’a gidiyormuşçasına heyecanlıydı. Defalarca gittiği ve bir müddet de yaşadığı bu ülkelerde, tattığı tüm güzellikleri ve deneyimleri, hiç birini atlamamaya çalışarak bizlerle paylaştı. Sevgili Barış ise hiçbir isteğimizi kırmadan, sabırla ve tüm iyi niyeti ile her zaman yanımızdaydı.

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

IMG_0028Gelelim geziye; Himalaya Krallıklarından olan bu iki ülke beni çok şaşırttı. “Neden daha önce gitmemişim” diyeceğim ama bu kadar gündemde olmaları da çok uzun zaman öncesine dayanmıyor. Tabii ki bu ülkelerdeki güvenlik sorunları ve bu ülkelere seyahat etmede zorluklar gecikmemin nedenleri arasında. Özellikle Bhutan’a ulaşmak hala zor. Örneğin buraya sadece bir tek uçak şirketi uçuyor; Drukair ve o da Krallığın hava yolu ve uçak kapasiteleri çok sınırlı. Bilet bulmanız sorun olabiliyor. Sırtınızda çantanızla Bhutan a kendi başınıza gitmeniz zor. İlla ki oradan veya buradan bir acenta ile görüşmeniz ve önceden bazı izinleri almış olmanız gerekiyor. Bhutan’a aldığınız izinler, Bhutan’ın tamamı için de geçerli olmayabiliyor, daha içeri bölgelere gitmek için de yerel yetkililerin izni gerekebiliyor. Ancak özellikle bu ülkeyi şimdilerde görmenizi isterim, ileri de ne olacağı belli olmaz. Bir ülke düşünün ki, kanunlarla ülke topraklarının en az %60’ı orman olacak densin ve bugün ülkenin %72’lik kısmı orman olsun…

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

“Namaste” ile başlayan gezimizi “namaste” ile bitirdik ve ülkeye döndük ama benim gezi tekrar başlıyor. Sizlerle gezi anılarımı paylaşırken, yeniden oralarda oluyorum ve doğrusu o anda dikkat etmediğim bazı şeyleri yeniden keşfediyorum, öğreniyorum. Gezi daha güzel bir hale geliyor.Sonuçta bunlar bize anılar ama siz Sanal Gezginlerle paylaşmaktan mutlu oluyoruz..

IMG_0020

GEZEKALIN

Ümit Kuru

İlk basım tarihi 14.11.2011 Saat 09:13

        Gözden geçirilmiş yeni basım tarihi  18.03.2015 Saat 00:37

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Kenya’da Safari; Silahımız Fotoğraf Makinelerimizdi: 6-7. Gün-Masai Mara Rezerv Alanı/Dönüş

IMG_9084

Sıkı bir uyku sonrası ertesi gün, bu sefer sabah erken saatlerde, bir daha safariye çıktık. Moralimiz bozuk! Foto safariden kedigilleri görüntüleyemeden dönecek miyiz ne?

Bu sefer farklı bir rotayı takip ettik. Ama ortalık hayvan kaynamakla birlikte, aslan-leopar kıtlığı var sanki! Ortalıkta leşler var, belli ki bir yerlerdeler ama biz onları bulamıyoruz.

IMG_8616

En sonunda “aslan görüldü” müjdeli haberini alıp, kısa sürede ulaştığımız kalabalık jeep grubunun arasında yerimizi aldık. Ama yerimiz hem ışık açısından ve hem de aslanı görmek açısından uygun değil. Aslanın bizim tarafa doğru yürüyüşe geçmesini dileyip, beklemeye başladık. Hey Aslanım be! Sonunda bizim tarafa doğru salına salına yürümeye başladı. Kendine güveni, duruşu, yürüyüşündeki asalet ile ormanın ve savananın tek hakimi olduğunu gösterdi. Beş büyüklerin bir tanesini daha fotoğraf karelerimiz arasına hapsetmeyi sonunda başardık.

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Aslanı bulduk ve bir gayret leopar peşine düştük ama maalesef ne bugün ne de ertesi gün leoparı görmek mümkün olmadı. Yani “beş büyükleri” tamamlayamadık. Diğer araçtaki arkadaşlar leoparı şöyle bir göz ucu ile görebilmişler ama net bir fotosu olanımız yok.

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

IMG_8796Aslanı görmenin verdiği rahatlıkla Masai Köyü ziyaretine gittik. Köyün şefi olduğu söylenen kişi ile tanışıp bir program dahilinde gezimizi yaptık. Hemen söyleyeyim ki bu köy gezisi yapılmaz ve bu insanlarla tanışmaz, onların yaşamlarına tanık olmazsanız, Kenya’da safari yaptım diyemezsiniz.

Kenya’da 42 kabile var. Bunlardan popülasyon olarak 20. sıralarda yer alan Masai Kabilesinin ünü en fazla. Diğer tüm kabileler geleneksel giysi ve yaşam tarzlarını terk ederken, onların bunları sürdürmeye devam etmesi onları popüler hale getiriyor. Masai insanları hem Kenya ve hem de Tanzanya’ya dağılmış durumdalar ve sayılarının 900.000 civarında olduğu kabul ediliyor.

Yarı göçebe ve savaşçı bir kabile olan Masai yerlilerini, cesaretlerinin simgesi olan kırmızı renkli, ekoseli bir kumaşa bürünmeleri ile kolayca tanıyabilirsiniz. Masai halkı çok ince ve uzun bir ırk. Ayaklarına araba lastiğinden yapılma sandaletler giyiyorlar dendi ama ben pek benzetemedim. Ataerkil bir aile yapıları var. Erkeklerin ellerinde güvenlik amaçlı kullandıkları, aynı zamanda güçlerinin de simgesi olan asaya benzeyen sopalar var. Hem kadın ve hem de erkekler pek süslüler. Kulaklarının dış kepçesinde büyük bir delik açılmış. Bazılarının dış kulaklarında bayağı bir yırtık var. Buraya takı veya obje yerleştiriyorlar.

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

IMG_9019Masailerde bebek 3 aylık olana kadar tam olarak adamdan sayılmıyormuş. Bir Masai’nin yaşamının sona ermesi durumunda tören yapılmıyor. Cesedin toprağa zarar vereceği düşüncesiyle toprağa verme işlemi sadece büyük şefler için yapılıyor. Genellikle ceset köyün dışında leşçillere terk ediliyormuş.

Masai kadınları yuvarlak şekilli bir demiri iyice kızdırarak 3 yasına gelen çocuklarının yüzlerini dağlıyorlar. Yüzlerindeki o yuvarlak kızgın demir izi onların Masai Kabilesi üyesi olduklarının bir diğer göstergesi. Masai halkının çoğu Hıristiyanlığı kabul etmiş. Erkek, kız tüm çocuklar ergenlik çağına girmeden sünnet ettiriliyor. Erkek çocukları sünnet edilmeden iki gün önce saçları kazınıyor. Eski dönemlerde erkek çocukları sünnet ettirilmeden önce büyüdüklerini kanıtlamak için aslan avına çıkarlarmış. Aslan popülâsyonunun tehlike altında olması dolayısıyla Doğu Afrika’daki ülkeler aslan avını nihayet yasakladılar. Erkek çocukları köyün hayvanlarından sorumluyken, kız çocukları da ev işleriyle ilgileniyorlar, evde annelerine yardım ediyorlar. Hepsinin ortak dili Swahili, çoğunluğu İngilizce konuşuyor.

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Masai kulübeleri biri ebeveyn odası, diğeri mutfakla çocukların yatağının bulunduğu oda olmak üzere iki kısımdan oluşuyor. Elektrik yok, su yok. Çok uzaklardan bidonlarla su taşıma görevi kadınların görevi sayılıyor.

IMG_9059

Ziyaretimiz de önce köyün Masai erkekleri yan yana gelip geleneksel danslarını yaptılar. Danslarda bir özellik yok ama sıçramaları çok yükseklere yapabiliyorlar. Bize kibritsiz, çakmaksız ateş yakmanın nasıl olduğunu gösterdiler. Daha sonra da takı yapan kadınların, nasıl takı yaptıklarını gördük.

IMG_9115

IMG_9039Köyün ortak ahırını gezdik. Sonra da köye girdik. Köyde avcı hayvanlardan korunmak için çitler yapılmış. Evler kerpiçten yapılma. Gruplar halinde evlerini gezdik. Evlerin hemen girişinde hayvanlar için küçük bir odacık var. Evde ışık filan yok tabii ki. Gözlerimizin karanlığa alışması zaman aldı. Orta bölüm mutfak, ortada küçük ateş yanıyor. Taburelere oturduk. Sol tarafımızda anne ve babanın kaldığı oda, diğer tarafta ise çocukların odası. 10 cm² var yok, küçük bir pencere deliği var. Deliğin küçük olmasının nedeni sivrisineklerden korunmakmış. Evin içinde dikkatimi çeken en önemli şeyde orta boy bir bidon oldu. Ne olduğunu sorduğumda ev yapımı bira olduğunu söylediler ve iyi bir misafirperverlik örneği ile “içmek ister misin?” diye sordular. “Kalsın, teşekkür ederim” dedim! Daha evden çıkmadan satışlar başladı. Bir aslan dişi olduğunu iddia ettikleri dişi satabileceklerini söylediler. O da beni bozacağından, kabul etmedim.

Sonrasında ise Masai kadınlarının oynadıkları bir gösteriyi izledik. Daha sonra da köyün arkasında oldukça profesyonel şekilde düzenlenmiş pazarlarından alışveriş yaptık. Naime her zamanki gibi çocuklarla meşguldü. Hepsi sıraya girip “uçtu uçtu” oynamak için bekleştiler. Hepimiz bu deneyimi yaşamaktan mutlu olduk.

IMG_9083

Öğle yemeği için tesise geri döndük. Öğeden sonra ise tekrar bir safari yaptık.

Akşam yemekte herkes mutlu mesut, yaşadıklarını anlattı. Teoman arkadaşımın çektiği nefis fotoğraflardan bir kısım örnek seyrettik.

Ertesi gün erkenden kalktık. Çünkü hala Leoparı göremedik. Bir umut görürüz diye bu sefer sabahın çok erken bir saatinde yollara düştük. Hava serin. Gazellere son bakışlarımız artık bunlar. Ne de güzel hayvanlar! Çakallar sabah paylarına bir av düşer mi diye dolaşıyorlar. Çakalların Thomson gazellerini avlayabildiklerini öğrenince şaşırıyorum.

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Leopar göremeyeceğimiz artık kesinleşti. Sağlık olsun derken bizim Jimmy gaza bastı. “Helal Jimmy sana! Leoparı buldu” diye düşündük. Jeeplerin toplandığı yere gidince gözlerim faltaşı gibi oldu. Bir erkek aslan, yeni avladıkları bir wildebeest ile kendine bir güzel ziyafet çekiyordu. “Tamam! Buna da razıyız!” dedim kendime… İki tane aslanı avlarını yerken fotoğraflama şansımız oldu. Daha ne isteriz.

IMG_9347

Otele dönüp son öğle yemeğimizi yedikten sonra yola düştük. Yüz kilometrelik berbat yol, bu sefer bizi pek zorlamadı. Yol boyu gördüğümüz zürafalar sanki bize “hoşça kalın” der gibiydiler. Esas biz size teşekkür ederiz. Bizi doğanızda ağırladınız.

Nairobiye varmadan önce bir yerde yemek için durduk. Nairobi’nin dış mahalleleri çay ve kahve bahçeleri dolu. İngilizlerin bu huylarını seviyorum. Nereden geçtilerse ve iklim de uygunsa hemen çay bahçeleri bitiveriyor.


IMG_9457

IMG_9455Nairobi’yi gezmedik ve belki bu şehre kötü ünü nedeni ile haksızlık ettik. Ama “Village Market” adlı bir alışveriş merkezini gezip, hem Kenya’nın başka bir yüzünü gördük ve hem de alışverişimiz yaptık. Burası her türlü hediyelik ve hatıra eşyalarınızı alabileceğiniz bir yer fiyatları da çok makul.

Son yemeğimizi çok özel bir yerde, Carnivore adlı bir restorantta yedik. Burası timsah etinden devekuşu etine, sığırdan domuz etine kadar her türlü eti test edebileceğiniz bir yer. Ortam çok güzel. Önce Dawa adlı (rom, şeker veya bal, limon ve buz küplerinden yapılan) bir içki alabiliyorsunuz. Tavsiye ederim. Sonrasında, “pes artık” anlamında işaret bayrağını indirene kadar, şişlerle gelen et çeşitlerini yedik . Hemen söyleyeyim timsah eti matah bir şey değil!

Gecenin, sabaha iyice yaklaştığı bir saatte uçağımız bizi ülkemize ve evimize götürdü.

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Evet Sanal Gezgin Arkadaşlarım benim; bir gezimin ardından daha, üşenmeden, bencillik yapmadan ne gördüysem ve ne öğrendiysem aktarmak ve çektiğim kareleri sizlere göstermek suretiyle paylaşımda bulundum. Bu sefer ki konu Kenya idi. Allah Baba sağlık verdikçe para ve zaman ikilisini yan yana getire bildikçe gezmeye devam. Gezdikçe kendimi bir hikayeci gibi hissetmeye başladım. Hikayemin sonunu da 3 elma hikayesi ile bitirelim bari;

Gökten 3 elma düştü.. Birisi bana, ikisi siz takip edenlere olsun..

Gezekalın

Dr Ümit Kuru

İlk yayın tarihi 04.09.2012 Saat 23:03

Gözden geçirilmiş son yayın tarih, 11.02.2015 Saat 22:25

Kenya’da Safari; Silahımız Fotoğraf Makinelerimizdi: 5. Gün-Masai Mara Rezerv Bölgesi

IMG_8309

_46378128_kenya_mau01_466Masai Mara Rezerv Bölgesi Kenya’nın en geniş rezerv bölgesi olup, Tanzanya sınırları içerisinde yer alan Serengeti Ulusal Parkı ile devamiyeti var. Her yıl Temmuz-Eylül ayları arasında, Serengeti’den yaklaşık 2 milyon hayvanın buraya göçü oluyor. Göç eden hayvanların, 395 Km uzunlukta olan ve dağlardan doğup, Viktoria Gölüne boşalan Mara Nehrinden geçişleri sırasında timsahlar tarafından avlanmasını eminim çoğu kişi belgesellerden izlemiştir.

Masai Mara’da yerel dilde ‘Benekli Bölge’ anlamına gelir. Benekli bölge adı sadece Leopar, Çita ve Sırtlan gibi hayvanların derilerindeki beneklerinden değil aynı zamanda göz alabildiğine düz otlak alanlar arasına serpiştirilmiş gibi duran akasya ağaçları, tepeler ve su kenarlarındaki vaha gibi ağaçlık alanları da anlatmak için verilmiş olsa gerek. Masai Mara Rezerv Bölgesi yaklaşık 1500 km²’lik bir bölgeyi kaplıyor. Masai Mara Büyük Kedigillerin en çok bulunduğu bir alan. Gerçi biz Kenya da geçirdiğimiz şu ana kadar geçen zaman diliminde değil Aslan, Leopar, Çita gibi büyük kedigiller, küçüklerini bile göremedik.

Bu sefer erken kalkmadık. Bir gün önce yoldaki eziyet bizi biraz geç yola çıkmaya itti. Kaldığımız otel (lodge) Rezerv alanı içinde bulunuyor. Masai Mara Rezerv alanı içinde çok sayıda rota var. Biz bugünün tamamını burayı gezmeye ayırdık yani öğle yemeği için bile dönmeyeceğiz. Kutular içine konmuş olan sandviç tarzı öğle yemeğimiz alıp safarimize başladık.

IMG_8089

Safariye geç (saat 09:00) başlamış olduk. Doğrusu burada kabahat bizde oldu, çünkü biraz geç başlayalım diye Teoman’a baskıyı biz yaptık. Ancak aklınızda olsun, ne kadar yorgun olursanız olun ve nerede safariye çıkacaksanız çıkın, mutlaka erkenden başlayın. Çünkü etoburlar işlerini sabah erkenden bitiriveriyorlar ve daha sonrasında dinlenmek için ağaçlık bir alan arayıp, orada dinlenmeye başlıyorlar.

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Şansımıza turun daha ilk saatlerinde beslenme işini halletmiş ve ağaçlık bir alan arayan bir çift çitaya rastladık. Karınları şiş ve yanaklarında yeni yedikleri avın kanları olduğu bir halde çevresini saran jeeplere hiç aldırmadan ağır ve kendinden emin adımlarla ağaçlık bir alan arıyorlardı. Biraz ilerde avladıkları hayvandan geri kalanları yemeğe çalışan akbaba sürüsü dikkatimizi çekti. Aslan, Leopar, Çita gibi hayvanlar, avladıkları hayvanların sadece but, karaciğer ve kalp tarzı yerlerini yiyip, gerisini bırakırlarmış. Ama kalan av doğada hiç ziyan olmuyor. Akbabalar ve sırtlanlar tüm iç organlarını yiyip geriye sadece deri, kafatası ve toynaklarını bırakıyorlar. Civarda bol miktarda kafatası görülüyor zaten. Daha da arta kalanlar ise böceklerin işi. Yani doğada canlılar sadece ihtiyaçları kadar avlanıyorlar ve hiçbir parçada ziyan edilmiyor. Zevkine ve ihtiyaç fazlası hayvan öldürme biz insanlara mahsus galiba.

IMG_8183

Hayvanlar içinde en hızlısı Çitalar ve saatte 115 km hıza, çok kısa bir zaman dilimi içinde ulaşabiliyorlar. Anatomileri diğer kedigillerden farklı; Kafaları vücutlarına göre küçük kalıyor ve gövdeleri de daha yüksekte. Yüzlerindeki siyah çizgiler ve kafasının küçük olması ile benim gibi acemi safariciler bile, Çitalarla, Leoparların ayrımını yapabilirler. Çitayı gezi boyunca hemen her gün görebildik. Ertesi gün şansımıza bir anne çita ve 4 yavrusunu fotoğraflamayı bile başardık. Ama ne ilginçtir ki, Çita büyük beşler arasında yok. Yani Hala Leopar ve Aslan fotoğraflamak gibi bir eksiğimiz var. IMG_8248

Burada Safari yapan jeep sayısı gezdiğimiz diğer iki yere göre çok daha fazla. Aslan, leopar veya çita gibi hayvanlar bir jeep tarafından görülünce bir anda tüm jeepler oraya doğru yöneliyor. Bazen şoförler telsizle haber veriyor, bazen de safariye katılanlar jeeplerin toplandığı yeri görünce, “bir olay var” diyerek hemen oraya doğru yöneliyorlar.

Masai Mara’nın göz alabildiğine düzlük alanlarında on binlerce wildebeest, zebra ve gazel dolaşıyor. Biz oraya gelmeden önceki hafta Serengeti’den büyük bir parti hayvan göçü olmuş. Bu hayvanlar o zorlu geçişten sonra hak ettikleri otlara kavuşmuş ve özgürce karınlarını doyuruyorlar.

Uzunca bir süre aslan ve leopar peşinde dolaştık. Gelgelelim ortalıkta hiçbirisi yok. Bir ara bir haber geldi “ Aslan var” diye. Bizden önce onu keşfetmiş ve en iyi görüş noktasını kapmış olan jeep kümesine doğru yöneldik ama aslanın sadece gözlerini çalılar arkasından görebildik diyebilirim.

IMG_8212

IMG_8225Sonrasında bir havaalanına geldik. Evet, yanlış duymadınız! Pırpır dediğimiz küçük uçakların inebildiği düz bir alan var burada. İsterseniz Nairobi’den buraya ya da tersi yönde, yaklaşık 250 USD karşılığı ulaşabiliyorsunuz. Bir diğer aktivite de uçakla Masai Mara üzerinden uçup hayvanları gözlemek. Bu aktivite için 450 USD istendiği söylendi ama bu rakam çok uçuk geldiğinden yapmadık.

Daha sonraki rotamız ise Tanzanya-Kenya sınırına gitmek oldu. Burada sadece bir sınır taşı var. Taşın üzerinde Tanzanya’yı gösteren “T” harfi ve Kenya’yı gösteren “K” harfi var. Bir taraf Serengeti, bir taraf Masai Mara. Bol bol fotoğraf aldık.

IMG_8297

Bir sonraki durağımız ise Mara Nehri oldu. Mara nehrinde bizleri askerler karşıladı. Araçlardan inip, bize verilen asker eşliğinde nehir kıyısınca yürümeye başladık. Nehirde hipopotam aileleri var. Bir erkek hipopotam, dişileri ve genç hipopotamlar 8-10 arası değişen sayılarla aileler oluşturuyorlar. Bazen bu sayı 30 ları bulabilirmiş. Heybetli bir hipopotam 3 ton ağırlığını bulabiliyormuş. Bu ağırlığına rağmen de çok hızlı hareket edebiliyorlarmış. İnsanlar için en tehlikeli olanlar ise timsahlardan ziyade hipopotomlar oluyorlarmış. Dişiler için savaşan erkekler arasında da ciddi yaralanmalar veya ölümler olabiliyormuş.

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Nehir kenarında tembel tembel yatan bir timsah, yeni bir hayvan göçünü bekliyor. Bu göç sırasında 3000 e yakın ot obur hayvan timsahlara yem oluyor ama ocak şubat ayında dünyaya gelen 400000 kadar ot obur yanında bu rakam çok küçük değil mi? Daha önce yazdığım gibi geçen hafta bir grup wildebeest göçü olmuş ve timsahlar avlayacaklarını avladıktan sonra, sağ salim nehri geçen Wildebeestler Masai Mara otlaklarında yayılıyorlar. Bir grup daha göç için karşı tarafta birikiyormuş ve 1-2 haftaya kadar da bir göç olacakmış ancak bekleyecek zamanımız da yok.

IMG_8385

Artık öğle saatlerini bulunca yemek yemek için bir yere gittik. En çok sevdiğimiz yerlerden birisi de burası oldu. Burada kutularımızda bulunan yiyecekleri çıkartıp, yemeklerimizi yedik. Arsız Starling kuşları, tepemizdeki ağaçlarda bizden kalacak kendi yemek paylarını bekliyorlar.

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Yemek sonrası eksik olan kedigiller arayışımız devam etti. Ama sabah gördüğümüz dışında aslan filan yok ortalıkta. Şansımız yok.

IMG_8285

Bu arada en büyük zürafa topluluğunu gördük. Ondan fazla zürafa ağaçların tazecik en üst yapraklarını yemekle meşguldü. Onların fotoğraflarını çekmek için durduğumuzda çok ilginç bir olaya şahit olduk. Üç zürafanın bulunduğu bir zürafa grubundan 2 tanesi, birbirlerine boynuzları ile vuruyorlardı. Önce anlamadık ama sonradan bize söylendiği üzere iki tane erkek zürafa arkada kendilerini izleyen dişi zürafa için birbirleri ile dövüşüyorlarmış. Zürafaların boynuzları ile dövüşmelerini izlemek çok ilginç oldu. Ah Dişiler! Size kendimizi beğendirmek için, biz erkekler, neler yapıyoruz !

Artık güneş batmaya başladı ve saat 18:00 oldu. Parkın terk edilmesi gerekiyor. Kaldığımız tesise vardığımız zaman bizimkiler tesisin alt tarafında gördükleri işlemeli kumaşları görmek için Masai satıcılarına yönlenirlerken ben doğrudan odaya gittim. Toz toprak içindeyim, duş almam lazım.

Kızlar döndükleri zaman bir sürü güzel hediyelikle döndüklerini gördüm. Keşke ben de gitseydim!

Gezekalın…

Dr Ümit Kuru

İlk yayın tarihi 04.09.2012 Saat 16:49

Gözden geçirilmiş son yayın tarihi 08.02.2015 saat 19:54

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Kenya’da Safari; Silahımız Fotoğraf Makinelerimizdi: 4. Gün-Nakuru Gölü Rezerv Alanı

IMG_8039

IMG_8054Gezilerde adet haline getirdiğim ve çok yorgun değilsem veya çok erken yola çıkmayacaksak yapmaya çalıştığım gibi sabah erkenden kaldığımız yerin bahçesini keşfe çıktım. Bahçenin en bol kuş olan yeri, havuz çevresindeki ağaçlardı. Buradan güzel kuş fotoğrafları aldım. Özellikle Dokumacı Kuşları pek bir faaller. Dokumacı Kuşlarının erkek olanları yuvalarına taşıdıkları çalı çırpılarla yuvalarının dış kısmını adlarına yakışır şekilde dokurlarken, dişi olanları iç kısma sıva yapıyorlar. Sıkı ve tam da damağımıza uygun bir kahvaltıdan sonra Nakuru Rezerv Alanını yeniden gezmek için yola düştük. Parkın girişini biraz geçince Babun ailelerini gördük. Daha sonra göl kenarında yol boyu yavaş yavaş yol aldık. Sarı Gagalı Leylekler, Balıkçıllar, İbis Kuşları, Afrika Balık Kartalı, Mısır Yaban Ördekleri benim tanıyabildiğim kuşlar.

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Nakuru Gölü Rezerv Alanı kuş çeşitliliği bakımından zengin bir yer. Burada 400’den fazla kuş türü varmış. Bunun dışında İmpalalar, Thomson Gazelleri ve Grant’s Gazeller buradaki yeşilliklerde bol miktarda varlar.

IMG_7290

Yalnız bizim jeepin şoförü Jimmy ile başımız dertte. Adama arabayı durdurtmakta bir problem, kaldırtmakta.. Tam fotoğraflık bir olay görüyoruz ve hep bir ağızdan bağırıyoruz; “Dur Jimmy!”. Oooo! Jimmy durana kadar ne ışık uygun olarak kalıyor, ne de hayvanın bizi heyecanlandıran görünüşü. Bir de durmadan radyo dinleme merakı var. Cin gibi, gözler fıldır fıldır.. İstese çalı arkasındaki Aslanı görüyor ama gelgelelim Jimmy de yeni gelenlere bir şeyler gösterme merakı azalmış. Allahtan Teoman durumun farkında; Bir bizim arabada bir diğer arabada. Tatlı sert fırçasını basıyor Jimmy’e. Ama bir süre sonra eski tas eski hamam.

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Aslında Safarilerde kesinlikle araç dışına çıkılmıyor. Ama Nakuru Gölü kıyısında Flamingolara daha yaklaşabilmek amacı ile kısa bir yürüyüşe izin veriliyor. Bizde göl kıyısında araçtan indik ve kısa bir yürüyüşle Flamingoları fotoğraflamak için, onlara yaklaşmaya çalıştık. Ama hala çok uzaktalar. Lenslerimizin yettiği kadar onları görüntülemeye çalıştık. Bir dönem Flamingoların sayısı çok azalmış ama son zamanlardaki göl sularında düzelmelerin olması ile yeniden bolca gelmeye başlamışlar. Bazen Flamingoların sayısı milyonları buluyormuş.

IMG_7753

Flamingoları gözlemledikten sonra araçlara binerek tüm Nakuru Gölü alanının panoramasını almak üzere bir tepeye doğru gittik. Buradan manzara gerçekten çok güzel. Bu arada tepede bizden başka, çok sayıda Kenyalı çocukta var. İşin aslı, o gün Kenya’da okullar tatilmiş ve çocukları da toplayıp Nakuru Gölüne geziye getirmişler. Kuzey Rift Vadisinden geliyorlarmış. Benim yeğen Dilara, Kenyalı çocukların çok dikkatini çekti. Herkes birbirine güzel güzel bakıyor. Bu arada Kenyalı çocuklardan biri Dilara ile fotoğraf çektirmek istedi. Vay anam vay! Arkası bir geldi! Herkes birbiri ile fotoğraf çektiriyor..Ben de onların fotoğraflarını çekiyorum. Bir ara dikkat ettim benimle fotoğraf çektiren yok! Ben de ortama bağırdım; “Benimle fotoğraf çektirmek isteyen yok mu?” Arkamdan bir ses geldi;”Ben çektiririm”. Dönüp bakınca sonradan okulun müdiresi olduğunu öğrendiğim yaşlıca bir bayanı gördüm. Eh! Bize kısmette bu imiş deyip pozları verdik. Sonra karşılıklı adresler alındı-verildi. Farklı kültürlerin birbirleri ile teması olmadan iyi bir gezi yapmış olamazsınız..

IMG_0954

Öğle yemeğini yemek için tekrar aynı otele döndük ve sonrasında gezinin en önemli bölümü olan Masai Mara’ya doğru yola çıktık.

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Bulunduğumuz noktadan gideceğimiz noktaya uzaklık yaklaşık olarak 340 km kadar. Bu yolun son 100 km’si ise tam bir rezalet gerçekten. Bu 100 km’yi yaklaşık olarak 2 saatte ancak geçebildik ve saat 20:30 civarı ancak tesise varabildik. Kaldığımız yerin adı Mara Sopa Lodge. Bir gece önce kaldığımız yere göre daha az lüks bir yer ama safaride de lüks ararsak biraz ayıp olur. Yine de çok güzel bir yerdi. Yarın sabaha başlayacak olan safaride şimdiye kadar göremediğimiz aslan ve leoparı görmek dilekleri ile uykuya daldık.

Gezekalın

Dr Ümit Kuru

İlk yayın tarihi 01.09.2012 Saat 23:26

Gözden geçirilmiş son yayın tarihi 07.02.2015 Saat 01:03

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.