• Arşivler

  • Diğer 531 aboneye katılın
  • Mart 2013 den beri

    • 381.720 ziyaretçi
  • Şubat 2026
    P S Ç P C C P
     1
    2345678
    9101112131415
    16171819202122
    232425262728  

Arap Yarımadası’nın Ötesinde Bir Ülke: UMMAN-Muscat’dan Ras Al Jinz Kaplumbağa Rezervine Doğru (2)

Bimmah Sinkhole gezimiz sonrası Sur Şehrine doğru yola devam ettik. Yol üzerinde önce Fins Sahiline uğranacak, arkasından da, uzaktan da olsa Qalhat Antik Şehrini, dahası bu şehrin ayakta kalan tek anıtı Bibi Meryem Mozolesini fotoğraflayarak öğle yemeği için Sur yakınlarında sahilde duraklayacağız.

Fins Sahili, Bimmah Sinkhole’den 20 dakikalık mesafede olan çok güzel bir kumsal. Burası hem Maskat’a yakınlığı ve hem de sahilinin güzelliği ile yerli yabancı günübirlik yada çadır kampı yapan insanları konuk ediyor. Biz kısa bir fotoğraflama molası verip yola devam ettik.

Qalhat, bir zamanlar Umman kıyı şeridi boyunca önemli bir antik kentmiş. Bölgedeki ticaret, Umman’ın şu anki başkenti Maskat’a kaydığında, Qalhat’ın eski önemi kalmamış. Bugün uzaktan bakınca sadece Bibi Meryem’in mozolesinin ayakta olduğu antik kent daha çok kazılmayı bekliyor. Bibi Meryem anıt mezarı hakkında kesin bir bilgi yok. Zaten 5000 yıllık tarih olduğu söylenen bu topraklarda bence yeteri kadar arkeolojik çalışma da yapılmamış sanki. Bazı kaynaklar anıtın Hürmüz İmparatoru Bahaeddin Ayaz tarafından eşi Bibi Meryem için yaptırıldığını söylüyor. Ancak bizim rehber de bu konuda başka bir hikaye anlattı. Sizin anlayacağınız bu antik kent aslında keşfedilmeyi bekliyor.

Basim yemek için Sur Şehri yakınında, sahil kenarında bir restoranı seçti. Maskat’ta AVM içinde yemeğe verdiğimiz para ile kırsaldaki restoranlarda daha iyi yemeğe verdiğimiz fiyat arasında bariz fark vardı. Üç kişi ana yemek, salata için ortalama 4 OMR verdik. Porsiyonlar çok büyük geliyor.

Yemek sonrası Sur Şehri’ni güzelce gezme şansını yakaladık. İlk gittiğimiz yer asma köprünün olduğu ve Sur Şehrinin güzel panoramik fotolarını aldığımız bir yer oldu.

Al Ayjak Köprüsü ya da Khor Al Batah Köprüsünün bir ayağından solumuzdaki denizi ve sağımızdaki halici fotoğrafladık. Sağ ve sol tarafta tepelerde gözetleme kuleleri, haliç içinde klasik Umman gemileri, ileride Al Ayjah Kalesi ve deniz feneri gözüküyorlar. Bu hali ile bile zamanında ne kadar korunaklı ve önemli bir yer olduğunu anlayabiliyorsunuz.

Bu şehir Umman’ın doğu sahilinin incisi olarak kabul ediliyor. Tarihsel olarak, Sur Şehri denizciler için önemli bir varış noktası olarak biliniyor. Okyanuslarda binbir tehlikeli yolculuğun ardından Sur Şehrine varan gemiciler rahat bir nefes alır ve mallarını burada boşaltırlarmış.

Aynı zamanda birçok malın denizaşırı ülkelere götürülmeden önce toplandığı da bir limanmış. Şehir 16. yüzyılda Portekiz egemenliği altında kalmış. Ummanlı İmam Nasir ibn Murşid tarafından kurtarıldıktan sonra Hindistan ve Doğu Afrika ile ticaretin merkezi haline gelmiş. İngilizlerin köle ticaretini yasakladığı 19. yüzyılın ortalarına kadar da şehrin önemi devam etmiş. Şehir Süveyş Kanalı’nın açılmasıyla önemini kaybetmiş.

Sur’da köprüden sonra bir gemi tersanesine gittik. Umman’a özgü olan gemilere, tekne anlamında “Dhow” deniyor. Sur Şehri Basra Körfezi bölgesinin ahşap gemi yapımında ünlü şehirlerinden birisidir. Dhowlar geleneksel Arap yelkenli gemileriymiş ve Sur şehrinde eskiden çok sayıda tersane bulunurmuş. Gemilerde kullanılacak iyi kalite kereste ve halat yapımında kullanılacak Hindistan cevizi lifi için Hindistan’ın Kerala Eyaletinin Beypore kentine gidilirmiş. Gemi keresteleri birbirlerine hatalarla bağlanılırmış, çivi kullanılmazmış. İşte biz Sur şehrinde bu gemilerin hala geleneksel olarak yapılığı bir tersaneye gittik. İçeriye giriş 1 OMR/kişi başı. Gemi yapımı sembolik de olsa devam ediyor ve içeride küçük bir müze de var.

Daha sonra Sur Şehrinin simgelerinden Al Ayjak Deniz Feneri’ni görmeye gittik. Bu fenerin tarihi yüzyıllar öncesine gitse de fenerin bugünkü hali 1996 yılında yapılan yenilenme sonucu ortaya çıkmış. Sur sahili çok güzel.

Sur şehrinde son aktivitemiz Al Ayjah Kalesinin dışarıdan gezilmesi oldu. Daha sonra göreceğimiz kalelere göre daha küçük olan bir kale burası. Kalenin mimarisi sade ve bölgedeki diğer birçok kale gibi düzgün kare planlı. Civarda eskiden tüccar evleri varmış. Bu evlerin bazıları hala ayaktalar.

Bilad Sur Kalesi, kara tarafından gelebilecek olan saldırılara karşı şehri korumak için inşa edilmiş. Biz bu kaleyi gezmedik. Bu yazıyı yazarken bu kaleyi atladığımızı fark ettim. Gerçi kale olarak daha sonra göreceklerimiz yanında çok özelliği yoktu, belki kaleden şehrin başka bir açıdan panoraması için gidilebilirdi.

Bugünün son aktivitesi hem konaklama, hem de akşam sahilde kaplumbağa gözlemeye gideceğimiz Ras Al Jinz Kaplumbağa Rezerv Alanına gitmek olacak. Size biraz Umman ve kaplumbağalar hakkında bilgi vermem gerekir. Umman’ın en doğusundaki yarımada, dünyanın en önemli yeşil kaplumbağa popülasyonlarından birine ev sahipliği yapıyor. Nesli tükenme riski altında olan erişkin deniz kaplumbağaları, Ras Al Jinz’de denizden çıkıp 190 kilograma varan ağırlıklarını sürüye sürüye, yumurtalarını sahildeki kuma gömüyorlar. Bu muazzam çaba sonrası gecede 100 yumurta bırakan bir dişinin yumurtalarından sadece 1 tanesinin erişkin çağına ulaşabileceğini bilmek ne üzücü! İşte biz 1996’da koruma alanı ilan edilen Ras Al Jinz’de konaklayarak bu muazzam olaya şahit olmak istiyoruz.

Bu sahilerde başlıca deniz kaplumbağası türü yeşil deniz kaplumbağası. Ama bunun yanında Caretta türü kaplumbağalar, deri sırtlı deniz kaplumbağası, zeytin yeşili deniz kaplumbağası ve şahin gagalı deniz kaplumbağası gibi deniz kaplumbağası türleri de bu sahillerde, daha az da olsa, görülebilirmiş. Umman’daki en yoğun kaplumbağa sezonu genellikle Mayıs’tan Eylül ayına kadar sürüyor. Umman kaplumbağalarını yakalamak için en iyi zamanlar ise Temmuz ve Eylül ayları arası. Yani Şubat ayında Umman’da olarak aslında kaplumbağa yumurtlaması için mevsim dışı bir zamanda oradaydık. Yumurtlama döneminde ise gecede 100-150 kaplumbağanın yumurtlama için sahile çıktığı görülebilirmiş. Sağlıklı bir şekilde yumurtalarını sahilde kumlar içine gömen bir kaplumbağanın yumurtalarından, bebek kaplumbağaların çıkışı ise 55-60 gün sürermiş.

Gelelim bizim Ras Al Jinz kaplumbağa gözlemimize. Kaldığımız otel aslında bu rezerv alanına dahil, sahilden epey geride bir otel. Civar otellerde de konaklamayı tercih edip buraya akşam ve sabah turuna katılmaya gelen turistler vardı. Biz saat 17:00 gibi otelde olup odamıza yerleştik. Kısa bir dinlenme sonrasında otelin arkasında bulunan yürüyüş yolunu takip ederek sahili tepeden gören seyir terasına çıktık. Civarı fotoğraflayıp otele döndük.

Otelde akşam ve sabah olmak iki defa rehber eşliğinde sahile kaplumbağa gözleme aktivitesine katılabiliyorsunuz. Bunlar otelde kalanlar için ücretsiz. Kendi başınıza sahile inmeniz yasak. Gruplar halinde ve her grubun başında bir rehberle sahile iniliyor. Otelde konaklayanlar ilk gruplarda oluyor. Akşam saat 20:30-21:00 civarı başlayan turda sahilde ışık, fener kullanmak, flaşlı fotoğraf çekmek kesinlikle yasak. Tek ışık kaynağı olarak rehberin elinde olan kırmızı fener kullanılabiliyor. Biz mevsim dışı olmamıza rağmen 2 adet yumurtlamaya gelen kaplumbağa denk geldik. Şansımıza o kaplumbağa da yumurtalarını bırakmış ve kumunu örtüyordu. Güzel bir çekim yapma şansımız olamazdı ve sadece ana şahit olduk. Rehber “Grup beni burada beklesin. Ben bebek kaplumbağa aramaya gidiyorum” dedi. Sahil boyunca yaklaşık yarım saat dolaştı durdu. Yanımıza geldiğinde doğrusu pek bir şey bulduğunu düşünmemiştim ama elindeki bir yavru kaplumbağayı kumlar üzerine bırakıverdi. Bu sefer beyaz ışıklı feneri deniz yönüne doğru tutup, kaplumbağaya yol gösterdi. O minicik yaşam bir süre sonra dalgalarda kayboldu gitti. Bu yavrunun yumurtadan çıkıp yaşama şansı elde eden yüzde bir arasında olmasını dilerim…

Otelde bir de sabah saat 05:00 civarı olan sabah kaplumbağa keşfi var. Bize Şubat ayında sahilde sabah kaplumbağa görmenin çok nadir olduğu söylendi. Doğrusu biz de yorgunluktan sabah kalkmaya üşendik. Ama iphone azizliği nedeni ile kendi çektiğim yavru kaplumbağa fotoğraflarımı bilgisayara aktardığımda kaybolduğunu görünce sevgili Basim’in fotoğraflarını talep ettim. Basim sezon boyunca haftada bir kez bu tür gezilere katılınca elinde bolca arşiv fotoğrafı oluyor. Bu yazının kapak fotoğrafı sabah çekilmiş. Bunu görünce “keşke sabah da kaplumbağa gözlemeye gitseydim” diye düşündüm. Belki akşam karanlıkta çekemediğim kaplumbağa fotoğrafını sabah denize dönerken çekme şansım olabilirdi.

Yarına başka bir Umman macerası. Gezekalın..

Dr Ümit Kuru

23.02.2023

Arap Yarımadası’nın Ötesinde Bir Ülke: UMMAN-Muscat’dan Ras Al Jinz Kaplumbağa Rezervine Doğru (1)

Bugün artık Maskat’taki otelimizden ayrılıp Umman’ın diğer bölgelerine doğru geziye başlıyoruz. Maskat’tan başlayarak önce Koryat (Quriyat), sonra Wadi Al Arbeieen, Bimmah Sinkhole, Fins Beach, Sur Şehri, Ras Al Hadd gezilerini yapıp en son olarak da Ras Al Jinz Kaplumbağa Rezerve Alanında geceleme yapacağız. Bu gecenin son aktivitesi ise kalacağımız otelde kaplumbağaların karaya çıkıp yumurtlamalarını ya da bebek kaplumbağaların yumurtadan çıkmalarını gözlemek olacak. Son kısım kaplumbağaların yumurtlama mevsimi dışında olduğumuzdan şansa kalmış bir bölüm. Toplamda 300 km’yi bulan ve hiç durmadan gitsek 5 saati bulacak olan uzun bir yolumuz var.

Önce sizlerle Umman’da 4*4 araçla gezmek hakkında bazı bilgileri paylaşmam lazım. Umman’ın iç kısımlarına ve vadilere, çöllere sakın ola küçük binek araçlarla kendi başınıza gezi planlamayınız. Umman’da kıyı kesimindeki Salalah’a kadar uzanan düz ve birkaç şeritli yollara güvenmeyin. Vadi ve çöl yolları düzgün değil. Bu gezilerin tadına varmak istiyorsanız illaki 4*4 araçla geziyor olmalısınız. Hem çölde ve hem de vadilerde, 45 derece eğimli yollarda kullanmam ve o heyecanı yaşamam için Basim arabasını verdi. Ama bu bizim gibi asfalt şoförlerinin işi değil. Bir 4*4 araç bagajı, kabin boy valizden biraz büyükçe 4 valiz alabiliyor ve arka koltuğa 3, ön tarafa 1 kişi toplam 4 kişi grup halinde gezilebiliyor. Araçta 3 kişi gezmek belki maliyeti biraz arttırır ama gezinin konforu daha fazla olacaktır.

Benim orijinal Umman gezi programım rehber-şoförümüz Basim’le tanışıp, “Karım” dediği 4*4 Toyotasının bagaj kısmına valizlerimizi yerleştirip yollara düştüğümüzde yukarıdaki gibi değildi. Bu bize Basim’in sunduğu alternatif bir programdı. Gerçi seyahat başlayana kadar masa başında kaç kez program değiştirdiğimi ve orijinal programımın hangisi olduğunu da unuttum.

Ben Umman gezilerinin olmazsa olmazı Wadi Shab‘ı bugünün merkezine koymuştum. Koryat sonrası Bimmah Sinkhole ve sonrasında Wadi Shab gezileri planımızdaydı. Rehberimiz Basim, benim Wadi Shab’lı program yerine başka bir program teklifi yaptı. Ona göre Wadi Shab herkesin bildiği, ana yoldan ulaşımın kolay ve bu nedenle de kalabalık bir yerdi. Uzun ve trekking tarzı yürümenin fazla, yüzmenin az olması ise işin diğer yanıydı. Bunun yerine ertesi gün Wadi Bin Khalid‘de daha tenhada ve daha berrak bir suda yüzebileceğimizi, yürüme yerine yüzerek vadi içinden gitmenin mümkün olduğunu söyledi. Wadi Shab’ı programdan çıkartırsak da hem Koryat’ı ve hem de Wadi Al Arbeieen’i programa ekleyebileceğimizi, Sur şehrini daha rahat gezip, akşamki Ras Al Jinz Kaplumbağa rezervindeki programa da rahatça yetişebileceğimizi ekledi. Yolda da sürprizlerden bahsetti.

O an bir ikilem yaşamadım değil doğrusu. Bir tarafta herkesin ilk planda gittiği ve övgüler düzdüğü, bol bol fotoğrafını gördüğüm Wadi Shab’ı görmemek, bir tarafta da burada yaşayan ve bu yerleri çok sıkça gören bir Umman’lının söyledikleri ve alternatif yol teklifi. Yolu ve günü kısaltmaya çalışan cingöz bir rehbere çatmış olma olasılığı da işin bir başka boyutu tabii ki. Kısa bir düşünme sonrası “Tamam. Biz sana güveniyoruz. Bizim programımız elinde mevcut ama biz sana artık karışmayacağız. Sen nereye dersen oraya. Yeter ki Umman’dan giderken elimizde iyi hikayeler, anılar ve fotoğraflar olsun“. Basim’in de rahatladığını ve yüzüne bir gülümse yerleştiğini fark ettim. Gerçi gezilerde beni tanısa pişman olurdu bu teklifine! Haydi hayırlısı bakalım. İlk günden tüm gezimizin gidişatı belli olacak.

Saat 08:00 Maskat’taki otelden başlayan gezimizde ilk durağımız Maskat’tan 129 km uzaktaki Quriyat (Koryat) adlı küçük balıkçı köyü oldu. Burası Portekiz döneminden kalma ve bölgede kıyı boyunca dizilmiş kale ve gözetleme kulelerinden birkaç tanesine de ev sahipliği yapıyor. İlk durağımız Al Serah Gözetleme Kulesinin bulunduğu sahile gitmek oldu. Sabahın sakinliği içinde burasını bol bol fotoğrafladık.

Daha sonra Basim’in ilk sürprizlerinden olan bir yeri ziyaret ettik. Burası Koryat’ın 6 km kadar güneyinde olan tuz halici. Burada köylüler geleneksel yöntemlerle yüzyıllardır tuz elde ediyorlar. Çok tuz halici ziyaret ettik ama burası gerçekten kendine özgün bir yerdi.

Kenarda bolca bulunan tuz torbalarının fiyatını öğrenince iyice şaşırdık. Bu kadar emek yoğun işin karşılığı çok ucuz geldi bize.

CORYAT TUZ HALİCİ/UMMAN GEZİSİ-2023

Tuz halici gezimiz sonrasında yola devam ederek Wadi Al Arbeieen‘e (Wadi Al Arabiyeen veya Wadi Al Arabieen olarak da yazılıyor) gittik. Bu vadi Umman’da yapacağımız vadi off-roadları içinde ilk olanıydı. Bu vadiyi planlarım arasına almıştım ama ana yoldan ayrılmak gerektiğinden ve uzun bir yolu olduğundan bir tercih yaparak programdan çıkartmıştım.

Aslında Umman’da gezebileceğiniz çoğu vadiye göre daha özgün ve daha sessiz olan bir vadi. Burada yürüyüşler yapıp, yürüyüş boyunca akan sular içinde kısa molalarda yüzmeler yapabilirsiniz. Ama benim size esas tavsiye edeceğim kısım Wadi Al Arbeieen’de palmiye ağaçları arasındaki köye kadar aracınızı sürmeniz ve özgün bir Umman Köyü yaşamına şahit olmanızdır. Bu yol Koryat’tan yaklaşık 40 km kadar sürüyor.

Köye girerken yol tek aracın geçeceği kadar daralıyor. Köyde süpermarket yazılı dükkanı görmek yüzümüzde gülümsemeye neden oldu. Araçtan inip köy içinde yürüyüş yaptık. Doğrusu köyde biraz daha fazla yaşam belirtisi bekliyordum. Uzakta olan birkaç çocuk dışında pek hareket yoktu. Yürüyüşümüzü yıkık gözetleme kulesine kadar yaptık.

Sonra buradan aracımızla hareket edip 1,5 km kadar süren ve suyu solumuza alan bir yolla şelaleye kadar gittik. Burada fotoğraflar çekildi. Biraz daha fazla yürüyüşü göze alırsanız, ilerilerde daha sulu yerler karşınıza çıkıyormuş ama bizim program bugün çok dolu, niyetlenmedik bile.

Wadi Al Arbeieen diğer vadilerde de olduğu gibi hurma ağaçları ya da bazen muz ağaçları dışında ağaç ve yeşillik göremeyeceğiniz, kendine has kaya formasyonuna sahip bir yer. Beklenmedik yerlerde yeryüzüne çıkan sular, ortamın havasını bir anda değiştiriveriyor.

Bir kısmınız Umman’ın bu yönünü sevmeyebilir. Ben kendi adıma çok ilginç kaya şekilleri olan ve zaman zaman beliriveren dereler ve küçük yeşil renkli su birikintileri çevresinde hurma ağaçları ile bu ortamı ilginç buldum. Trekking seven gruplar bu ortamda yürüyüş yapmayı, aniden karşılarına çıkan küçük göletlerde yüzmeyi seveceklerdir.

Wadi Al Arbeieen gezisi sonrası 17 km kadar devam ederek Dibab denen yerleşim yerine ulaştık. Burada bizi günün ikinci sürprizi bekliyordu. Basim’in bize yol boyu hiç bahsetmediği sürpriz bir Buhur Ağacı (Akgünlük Ağacı-Frankincense) görmemizdi. Gezdiğimiz tüm Umman bölgelerinde reçinesinin kokusunu aldığımız buhur-frankincense ağacı, Salalah Bölgesinde Wadi Dawkah denen bir yerde yoğunca bulunuyor. Bu ağacı görememek beni üzüyordu. Birden bire arabayı durdurup bize ağacı gösteren Basim sayesinde buhur ağacını da yakından görmüş, gövdesine dokunmuş olduk. Bölgedeki tek ağacı kim dikmişse ve nasıl bu kadar sene kalmışsa bilmem ama bizi onu görmek mutlu etti.

Aşağıdaki videoda Basim reçinenin ağaçtan nasıl toplandığını gösteriyor.

Buhur, tütsü ya da akgünlük ağacı olarak da bildiğimiz Burseraceae familyasından Boswellia sacra ağacının aromatik reçinesi, tarihin çok eski zamanlarından beri biliniyor ve ticareti yapılıyor. “Kokuların Kralı” olarak adlandırılmış. Frankincense kelime olarak “Kaliteli Tütsü” anlamına geliyor. Tarihte bilinen ilk medeniyetlerden itibaren hemen bütün çok tanrılı ve tek tanrılı dinlerde, dinî törenler sırasında ateşe güzel kokulu madde atılırmış. Buhur bu nedenle dini törenlerin vazgeçilmezlerinden olmuş. Bebek Hz İsa’ya getirilen 3 hediye arasında yer alıyor. Bundan başka soyluların banyolarında, ev ortamlarında tütsü olarak kullanılmış. İpek yolu kervanlarına katılan kıymetli ürün olmuş. Bir ağacın reçine verir hale gelmesi 8-10 yılı buluyormuş ve reçinesi yılda 2-3 kez toplanabiliyormuş.

Umman’da 5 yer Dünya Kültür Mirası Listesine alınmış. 2000 yılında UNESCO, Salalah ve çevresinde frankincense ticaretiyle bağlantılı aşağıdaki siteleri listeledi ve onları Dünya Kültür Mirası Listesine aldı. Bunlar Wadi Dawkah Doğal Koruma Alanı, Ash Shisr’deki Wubar Arkeolojik Alanı, Khor Rori’deki Sumhuram Eski Şehri, Al Baleed Arkeoloji Parkı.

Wadi Dawkah 5 km2‘lik bir alana yayılan doğal bir koruma alanı. Bu vadinin özelliği Boswellia sacra türü frankincense ağaçlarının yaşam alanı olması. Bu ağaçtan elde edilen tütsü, en iyi tütsü türü olarak kabul ediliyor. Bu vadide hasat edilen buhur yukarıda sayılan antik liman ve yerlerden dünyanın kalanına gemi ve kervanlarla dağıtılırmış. Umman’ın güneyinde Salalah’a yakın bu yeri gezme ve bu ağacı görme şansımız yoktu. İşte bizim Basim’in sürprizinden etkilenmemizin nedeni bu ağacı tek bir ağaç da olsa görebilme şansını yakalamamızdı.

Buhur ağacının reçinelerinden su buharı distilasyon yöntemi ile elde edilen odunsu ve baharatlı bir koku hem cilde uygulama ve hem de soluma yoluyla kullanılmış. Bu kokunun zihinsel rahatlatıcı bir özelliği var. Umman’da nereye giderseniz gidin bu kokuyu mutlaka alıyorsunuz. Umman’dan getirilecek en özellikli iki hediyeden birisi buhur, bir diğeri ise hurma.

Bu güzel sürpriz sonrasında günün önemli gezi yerlerinden olan Bimmah Sinkhole‘e doğru yola devam ettik. Burası 50 metreye 70 metre genişliğinde ve yaklaşık 20 metre derinliğinde bir düden.

Altındaki kireçtaşının çözünmesi nedeniyle yüzey tabakasının çökmesi sonucu oluşmuş. Ummanlılar ise su kuyusu şeklindeki bu obruğun bir göktaşı tarafından yaratıldığına inanıyor. Bu nedenle Arapça adı “(düşen) yıldızın derin kuyusu” anlamına gelen Hawiyyat Necm.

Ummanlılar burayı bir park haline çevirmişler. Kısa bir yürüyüş sonrası ulaştığınız alana merdivenlerle iniyorsunuz. Hep hayalim burada yüzmekti. Hemen sol tarafa geçip suya daldık. Bizim bulunduğumuz saat nispeten erken bir saat ve Ummanlılar için de iş günü olunca burada bol bol keyif yaptık.

Burada yüzmeseniz bile mutlaka ayaklarınızı suya sokun. Ayak derinizle uğraşan küçük balıkları verdiği gıdıklanma hissini deneyimleyin.

Bir diğer konu ise burada ve diğer vadi sularında (Wadi Shab ve Wadi Bin Khalid gibi) Ummanlılarla beraber yüzerken giydiğiniz mayonun kollarınızı ve bacaklarınızı örter olmasının onlara olan saygınızın bir işareti olacağını unutmayın. Mayo ile suya giren kadınlara muhtemelen bir şey demeyeceklerdir ama başını örten olmasa da, haşama benzeri uzun kollu ve bacaklarınızı örten türden bir mayo ile yüzmenizi de bekliyorlar. Haşama giymeseniz de mayonuzu üstüne giyeceğiniz bir uzun kollu giysi bile aynı işi görecektir. Mayolarınızı ya orada havluya örtünerek ya da girişte bulunan tuvaletlerde değiştirebiliyorsunuz.

Bimmah Sinkhole çok güzel bir yerdi. Ama burada olmayı Ummanlıların tatil günlerinde ya da turistlerin kalabalık olduğu zamanlarda çok da özel bulmayabilirsiniz. Bu nedenle programınızı yaparken hafta içine ve en geç öğle saatlerine orada olacakmışsınız gibi yapmanızı tavsiye ederim.

Konunun daha gerisi var. Şimdilik burada keselim derim. Arkası yarına….

Gezekalın

Dr Ümit Kuru

22.02.2023

Arap Yarımadası’nın Ötesinde Bir Ülke: UMMAN-Muscat(2)

Maskat gezimizin ikinci gününü sabahın erken saatlerinde başlattık. Bunun nedeni Sultan Kabus Ulu Camisini (Sultan Qaboos Grand Mosque), saat 12:00’de şnorkelle dalış yapacağımız Bandar Khayran gezisi öncesi bitirebilmekti. Zaten saat 11:00’den sonra Sultan Kabus Ulu Camisi geziye kapatılıp, sadece ibadete açık hale geliyor. Buraya ziyaret ücretsiz.

Sultan Kabus Camisi aslında yeni bir cami ve 1995 yılında yapımına başlanılıp, 2000 yılında ibadete açılmış. Açılış Sultan Kabus’un saltanatının 30. yılına denk getirilmiş. Umman diğer Arap Yarımadası ülkelerinden ayrılan ve konunun başlığını seçmeme neden olan kendine has monarşisi ve Sultan Kabus gibi ilginç lideri olan bir ülke. Sultan Kabus, ölmeden önce yapılmış ve dünyanın en zengin hanedanları sıralamasını gösteren listeye göre 10. sırada olan zengin bir sultan. Bu sultan ülkedeki çoğu alt yapı yatırımlarını ve cami gibi kamu binalarını kendi parası ile yaptırması ile biliniyor. “Zaten ülkenin tüm gelir paraları kendi kasasına akıyordu. Azıcığını vermiş de ne olmuş yani?” diyeniniz olabilir ama Sultan veya kral olup ta zenginliği sadece kendine saklayan örnekler çok değil mi? Sonuçta monarşik bir düzenden bahsediyoruz. Sultan Kabus babası ve diğer ataları gibi “Tüm paramı mezara götüreceğim! Kim karışır?” ya da Devletin yolundan bana ne? Kıyıdan Hacer Dağları eteklerine kadar iyi yol olsa yeter.. Dağdan sonrası beni ırgalamaz arkadaş!” diyebilirdi. Ama dememiş ve iyi de yapmış. İşte bu muazzam cami de, ülkenin hemen her şehrinde kendi adı ile yaptırdığı diğer camiler gibi, kendi parası ile yaptırdığı kamusal binalardan bir tanesi.

1991 yılında Sultan Kabus, annesi adına bir Cami yaptırmak ister ve bunun için birçok mimarın katıldığı bir proje yarışması düzenlenir. Londra’da yaşayan fakat Ummanlı bir mimar yarışmayı kazanır, caminin yapımına başlanır. Sultan, 2020 yılında vefat ettiğinde de cenaze namazı bu Camide kılınmış.

Caminin İslam’ın 5 şartını simgeleyen 5 adet minaresi var ve ana minare diğerlerinden daha da büyük (90 metre). 416.000 m2‘lik bir alana yerleştirilmiş camide, avlu da göz önüne alınırsa; 20.000 kişi aynı anda ibadet edebiliyormuş. Caminin etrafında oluşturulan bahçe ve koridorlar, ona çok ayrı bir güzellik katıyor. Zeminde kullanılan mermerler İtalya’dan getirilmiş.

Ben çok az caminin içinden ve/veya dışından etkilenmişimdir. Bunların çoğu da Mimar Sinan Camileri olmuştur. Yeni camileri ne kadar büyük olurlarsa olsunlar kişiliksiz ve duygusuz, insanı ulu yaradan için ibadet edilen yerler imajından uzak görmüşümdür. Ama Maskat’taki Sultan Kabus Ulu Camisi insanı hem dışından ve hem de içinden çok etkiliyor. Hele bir de uzaktan şahit olduğumuz gece ışıklandırması var ki değmeyin gitsin.

Caminin 6500 kişinin aynı anda ibadet edebildiği ana mabet bölümünde var olan 8 ton ağırlığındaki büyük avize insanı hayretler içinde bırakıyor. Avize Avusturya’dan getirilmiş Savarovski taşlardan yapılmış ve avizede 1122 ampul kullanılmış. Esas hayrete düşüren ise avizenin içinde 7-8 kişinin yürüyebileceği bir merdiven sisteminin yapılmış olduğu bilgisi. Böylece bakımı rahatlıkla yapılabiliyormuş. Camide ayrıca 34 adet küçük avize de bulunuyor.

Caminin bir diğer özelliği ise ana mabet içindeki halısı. Halı yekpare olup, tamamen burası için 600 İranlı kadın tarafından 4 yıl boyunca ve 85 ayrı parça olarak dokunmuş. Daha sonra Camide birleştirilmesi yapılmış.

Kadınlar için olan taraf ise daha küçük ve daha az gösterişli. İlk olarak buraya girince “Bu mudur Ulu Cami dedikleri?” demiştim kendi kendime. Ama ana mabedi görünce “Budur Ümit’cim!” dedim tabii ki..

Bahçede bulunan ve Hindistan’dan getirilen Asoca Ağacı, özellikle Kraliyet ailesine ait yapılarda veya önemli binaların etrafında süsleme amacıyla kullanılan bir ağaçmış.

Sırası geldi Sultan Kabus’tan biraz daha bahsedelim diyorum. Modern Umman’ın kurucusu olmasını aslında ben bu adamın kaderi değil, kendisine verilmiş bir vazifesi olarak düşünüyorum. 1940 yılında doğduktan sonra ilk eğitim yıllarını Salalah’da geçirmiş. 16 yaşında ise İngiltere’ye eğitime yollanmış. 20 yaşında İngiliz Kraliyet Askeri Akademisine girmiş. Buradaki eğitimden sonra İngiliz ordusunda hizmet vermiş. Arkasından kendisine eşlik eden bir İngiliz Askeri diplomat ile dünya turuna çıkmış ve görgüsünü artırmış. Umman’a dönünce babası onun fikirlerinden ve o fikirlerin uygulanması halinde saltanata olacak olan etkilerinden korkmuş olsa gerek, onu Salalah’da sarayda ev hapsine yollamış. Sultan Kabus, İngiliz dostları yardımı ile babasını devirip kendisi saltanatı devralmış. Babasını ise İngiltere’ye sürgüne yollamış.

Sultan Kabus bence başlarda İngiltere’ye olan borcunu ödemiş. Petrolün Umman topraklarında bulunduğu ilk yıllarda %100’ü İngiltere’ye ait olan petrol gelirlerinin, zaman içerisinde, %60 hakkını Umman için alabilmeyi becermiş. Ülkenin zengin kıyısı ile fakir dağlık iç bölge kabile halklarını birleştirmeyi ve birleşik Umman Sultanlığı’nı kurmayı başarmış. Geliri alt ve üst yapılara, yola, hastaneye okula harcamış. Yönetim hala monarşik düzen ama diğer Arap Yarımadası ülkelerine göre kendilerine has yönetim şekilleri var. Ülkedeki bazı uygulamalar, bulunduğu coğrafyanın gerektirdiği şekilde bırakılmış ya da bırakılmak zorunda kalmış. Tam olarak bilemiyorum ama işte tam da burada Mustafa Kemal Atatürk’ün benzersiz özelliği ve kökten devrimciliği kapatılamaz bir fark yaratıyor. Yine de Sultan Kabus’a saygı duyduğumu ifade etmeliyim.

İşte Maskat içinde gezdiğimiz Müze gibi Kraliyet Opera Binası da, Sultan Kabus’un Avrupa’da aldığı eğitimin, dünya gezisi ile edindiği uluslararası sanata ve kültüre dair izlenimlerin ülkeye yansıtılması olsa gerek. Arap Yarımadasının ilk opera binası 2011 yılında hizmete açılmış. Tek kelime ile muhteşem bir yapı. Maskat’taki hemen her bina gibi dışarıdan bembeyaz renkte ve düz bir bina gibi gözüküyor. Binanın içinde ise kendinizi kaybedeceksiniz. Gezi öncesi bu salonda bir eser izleyebilmek için çok bakındım ama maalesef biz orada iken programlı bir performans yoktu.

Aracınızı ücretsiz park yerine park edebiliyorsunuz. Burası aslında bir kompleks. Yan tarafa güzel sanatlar le ilgili binalar ve alış veriş merkezi yapmışlar. Opera binasına gezi için giriş ücretli ve 3,15 OMR. Bir rehber eşliğinde gezebiliyorsunuz.

Opera binasının fuayesi müthiş. Tavan döşemeleri, daha sonra gezeceğimiz Jabrin Kalesi (Jabreen Castle) tavan süslemelerinden esinlenilerek yapılmış. Modernite ile yerel mimari sanatın bir araya gelince yaratılabilecek olan güzelliğinin en iyi örneklerinden. Yer döşemelerindeki mermerler yine Ulu Camide olduğu gibi İtalya^dan.

1100 kişilik salon ise ayrı bir dünya. Sahnede inanılmaz bir derinlik yaratılmış. Sahne döner bir sahne ve yerden yukarıya çıkabilen platformlar varmış. Orkestra yeri aşağı bölümde olduğundan gözükmüyor.

Her bir sıranın arkasında birer küçük ekran var. Buradan bir kaç dilde tercüme yapılarak performansı yapılan eseri herkesin anlamasına olanak sağlanıyor. Üst katta krala ait loca ve yanlarda da kraliyet ailesine ait başka localar var. Çok güzel bir mekan. Maskat’ta mutlaka gezilmeli.

Opera binası sonrasında Maskat’ın Qurum Bölgesini gezmeye gittik. Bu bölge Maskat’ın en güzel ve lüks semtlerinden bir tanesi. Qurum’da sahilde yürümek çok zevkliydi.

Burada ayak üstü yiyebileceğiniz yerlerden D’Arcy’s Kitchen Shatti tavsiye edilen atıştırmalık yemek yeme yerlerinden biri olarak bulunuyor.

Maskat benim gördüğüm en temiz ve en güvenli şehirlerden. Kimseden rahatsız olmuyorsunuz. Herkes kendi işinde. Size her zaman yardımcılar. Bir tek trafikte araç kullanmalarını sevmedim. Hemen dibinizden takip etmeye bayılıyorlar. Bu arada Maskat’ta araç kullanırken ceza yeme olasılığınız çok yüksek. Bunca yıllık araç kullanmışlığımda 4 kez ceza yedim, bir tanesi Maskat’ta araç kullanmam sırasında oldu. Maskat içinde araç kullanmak kolay ama çıkışları ve girişleri kaçırmadan yakalamak zor. Araçları benzin ne seviyede ise öyle alıp, öyle de teslim ediyorsunuz. Aracınızın yaktığı benzine ödeyeceğiniz rakam komik.

Yemek işi ayrı bir bölüm ama yemek yiyebileceğiniz mekan isimleri de verelim. Maskat’ta bir akşam yemeğini Mall of Muscat içinde Bazza diye bir yerde yedik, bir özelliği yoktu. İstanbul’a dönüş gecemizde ise Ghubrah bölgesinde Dukanah Cafe adlı bir yerde dürüm et yedik. Hem otantik Umman ortamı ve hem de leziz ayak üstü yemekleri ile kesinlikle tavsiye edeceğim bir mekan.

Belki Sultan Kabus Ulu Camisine gitmeden önce sabah kahvaltısını bile burada yapabilirsiniz. Benim planım bu idi ama belki Bandar Khayran’a geç kalırız korkusu ile yapamamıştık.

Maskat için sizlerle paylaşabileceklerim bunlar..

Esas Umman gezisi bundan sonra başlıyor..

Gezekalın

Dr Ümit Kuru

18.02.2023

Arap Yarımadası’nın Ötesinde Bir Ülke: UMMAN-Muscat(1)

Umman Sultanlığı’nın başkenti Muscat ya da bizde ki adı ile Maskat. Umman’ın 5 milyonu bulan nüfusunun, 1,2 milyonu bu şehirde yaşıyor. İlginç olan ise Maskat şehri nüfusunun önemli bölümü Arap olmayan yerleşiklerden oluşuyor. Yani bu şehir hem bugün ve hem de geçmişte çok kozmopolit bir şehir olmuş. Şehir dükkanlarında ticaret yapan çok sayıda Hintli, Çinli ve Filipinli’ye şahit olduk.

Maskat’ın tarihi aslında Umman’ın da tarihi demek. Maskat’ın 1507 yılında Portekiz hakimiyetine girmeden önce pek de önemi yokmuş. Kaynaklar Maskat’tan Hindistan’a ve Çin’e giden gemilerin Maskat limanından su almak için uğradıkları küçük bir liman olarak bahsediyor. Portekizliler Basra Körfezine girişi, Hürmüz Boğazını kontrol etme imkanı sağlayan Maskat’ın önemini ilk anlayanlar olmuşlar. Bizim Piri Reis’de Basra Körfezi ve Hindistan ticaret yoluna hakimiyeti dolayısıyla Maskat’ı 1552’de ele geçirse de Portekizliler onun arkasından yeniden Maskat’ı geri almışlar.

Portekizliler Osmanlı korkusuna Maskat’a, en önemlileri Celali (St. John) ve Mirani (Fort Capital) adlarıyla iki kale olmak üzere çok sayıda kale ve gözetleme kulesi inşa etmişler. Ummanlılar 1648’de Portekizlileri buradan çıkartmışlar. Sonrasında parlak bir dönem yaşanmış. Kırsal kesimde ticaretten zenginleşen sultanla, iç kısımları yöneten ve zenginlikten pay almak isteyen imamlar arasında iç savaşlar yaşanmış. Maskat bu iç savaşlardan faydalanıp Maskat’ı ele geçiren İran egemenliğini de görmüş.

Said Hanedanlığı Maskat”tan İranlıları çıkartıp şehri yeniden Umman yönetimine sokmuş. Üstelik bir de Maskat’ı, Rustaq Şehri yerine başkent yapmışlar. Said Hanedan Sultanlarından birisi bir ara Maskat yerine, Zanzibar’da yaşamış ve Maskat o dönem gözden düşmüş. Sultan Kabus 1970’de başa geçerek kabileler arası savaşa son verip, ülkede birliği sağlamış. Maskat, Umman’ın modernleşmesinin en önemli göstergesi olarak kabul ediliyor.

Biz Maskat’da iki gece konaklayıp buradan hem Maskat çevresi şnorkel dalışlarını yaptık ve hem de Maskat şehrini gezdik. İlk gün Daymaniat dalışı sonrasında saat 14:00 gibi Al Mouj Marina’dan hareketle şehrin diğer ucunda (44 km), eski Maskat tarafında bulunan Ulusal Müze gezisi ile Maskat gezimize başlamıştık. Ulusal Müze civarında ücretsiz park yerlerinden birinde park edip önce Ulusal Müze sonra da Al Alam Sarayı ve civarını gezebiliyorsunuz. Bu gezi sonrası Mutrah Corniche (Korniş-Kordon) ve civarını yürüyerek gezip, Mutrah Souq (Mutrah Kapalı Çarşısı) gezisi ile günü tamamlayabilirsiniz.

Ulusal Müze saat 17:00’de kapanıyor. Ulusal Müzeyi biraz hızlı gezerseniz (ki ben tavsiye etmem, burası Umman’ın en önemli müzesi) ya da bizim gibi uçaktan iner inmez uykusuz programa başlamamış ve zinde halde iseniz civarda bulunan Bait Al Zubair Müzesini de gezebilirsiniz. Biz eski silahlar koleksiyonu ile ünlü bu müzeyi gezmedik. Ulusal Müze yetti bize.

Ulusal Müze girişi adam başı 5 OMR. Türk parasına vurursanız epey ediyor ama bu müze gerçekten çok iyi düzenlenmiş ve içeride de oldukça kıymetli eserler var. Sultan Kabus’un ülkeye kazandırdığı sayısız eserlerden bir tanesi. Bu müzeyi gezmeden Umman’ın demografik yapısını ve tarihini anlamanız zor olacaktır.

Müze iki katlı ve 14 kalıcı sergiye ev sahipliği yapıyor. Etnografik bölüm, denizcilik tarihi, silahlar ve zırh bölümü, buhur bölümü ve sonradan bahsedeceğim aflaj bölümü en çok ilgimi çeken yerler oldu. Müzenin bir bölümü Sultan Kabus’un ülkede yarattığı rönesansı anlatıyor.

Müzenin kapısından çıkar çıkmaz, sağlı sollu hükümet binaları arasından geçerek saraya doğru, Kasr-ı Al Alam‘a yöneldik. Kelime anlamı “Sancak Sarayı” demek. 200 yıllık olan sarayın bugünkü hali 1972 yılında Sultan Kabus tarafından yaptırılmış. Saray, daha çok seremonilerde ve yabancı devlet adamlarını ağırlamakta kullanıyor. Ziyarete açık değil ama parmaklıklar arasından bile fotoğraf alımına bile karışmıyorlar. Mavi ve altın renkli kapısı çok zarif duruyor. Kesinlikle abartılı bir saray değil. Hayret! Bu kadar zengin bir sultan ol, böylesine mütevazi bir sarayda yaşa!

Sarayın sağa tarafında Celali Kalesi (Al Jalali-St John Kalesi) ve sol tarafında Mirani Kalesi (Al Mirani Fort) var. Bu kalelerden Celali Kalesini en iyi olarak Mirani Kalesi yönündeki sahilden fotoğraflayabilirsiniz. Her iki kaleyi de ziyaret etme şansınız yok.

Celali Kalesi de, Mirani Kalesi de Portekiz döneminden kalma kaleler. Celali Kalesi Piri Reis’in Maskat’ı ele geçiren saldırılarından sonra var olan ve daha küçük bir kale yerine yapılmış. Her iki kale de büyük bir kaya blok üzerine inşa edilen kaleler.

Ortada şimdiki Al Alam Sarayı ve iki yanda Celali ve Mirani Kaleleri eski Maskat Limanına karşı inşa edilmişler. Sarayın arka tarafında tepelerde başka bir kale ve bolca gözetleme kuleleri var.

Daha batı da ise 1580 yılında yine Portekizliler tarafından Mutrah Kalesi yapılmış. Bir de tüm bu kaleler civarını surlarla kaplı olarak düşünürseniz Maskat’ın nasıl önemli ve elde tutulmak için nasıl çok çaba gösterildiğini tahmin edebilirsiniz.

Daha sonra Mutrah Korniş‘e (Mutrah Kordonu’da diyebiliriz) doğru arabanızla yollara düşebilirsiniz. Riyam Anıtına bakan sahil kısmında arabanızdan inip, kordonda güzel bir yürüyüş yapabilirsiniz. Özellikle akşam üstü gün batımında buraları çok güzel oluyor.

İlk gün bizim son durağımız ise Mutrah Souq (Mutrah Kapalı Çarşısı) oldu. Burası gördüğüm en güzel kapalı çarşı değil doğrusu. Ama Umman’ın en büyük kapalı çarşılarından. Nizwa’daki Kapalı Çarşıyı daha özgün bulduk. Maskat’a gelmişseniz mutlaka uğrayacaksınız.

Buhur kokulu bu çarşıda mallar daha çok Hint işleri gibiydi. Umman’a özgü hançer, buhur, buhurdanlık ve çeyiz sandıkları daha özgün eşyalar.

Buhur ve hurma alışverişinizi Nizwa Kapalı Çarşısına saklayın, Mutrah Kapalı Çarşısını ise mutlaka gezin derim.

Gezekalın

Dr Ümit Kuru

17.02.2023

Arap Yarımadası’nın Ötesinde Bir Ülke: UMMAN-Su Altı Zenginliği

Umman tüple veya şnorkelle dalış severler için tam bir cennet. Bunu Umman’a gitmeden öncesinden okuduklarımdan anlamış ve bu nedenle 2 günü bu iş için ayırmıştım. Niyetimiz ilk gün Daymaniat Adaları, sonraki gün de Bandar Al Khiran (ya da Khayran)’a tekne tur yapıp şnorkel ile dalış yapmaktı. Bu iki nokta da Maskat civarında olan yerler. Biz vakit bulamadık ama bunlardan başka Al Fahal Adası civarında da dalış turu alabilirsiniz. Umman’a gezi planlıyorsanız Umman’ın su altı güzelliğine şahit olmazsanız kesinlikle turunuz eksik kalır.

Bu iş için Maskat civarında dalışa bile 2 günün yetmediğini düşünüyoruz. Bunun dışında Musandam Yarım Adası ve Salalah Kıyıları da su altı zenginliğine sahip diye yazılıyor. Umman’da şnorkelle dalış tüm yıl boyu yapılabiliyor ve en uygun zaman kavurucu sıcakların olduğu Nisan-Eylül ayları dışında olan zamanlar olarak öneriliyor. Biz Ocak ayında dalıştaydık ve doğrusu su, özellikle Daymaniat Adaları civarındaki dalış için, biraz soğuk geldi bize. Yani su sıcaklığı Şubat sonu Mart gibi daha uygun olabilir. Mayıs-Ekim ayları arasında kaplumbağaların yumurta bırakma zamanları olduğundan Daymaniat Adaları’nda dalışa veya şnorkelle yüzmeye müsaade edilmiyor.

Umman, hem Kızıldeniz hem de Batı Hint Okyanusu’na özgü balık ve mercan türleri de dahil olmak üzere çok çeşitli deniz yaşamına ev sahipliği yapıyor. Cerrah balığı, palyaço balığı, kelebek balığı, homurtu ve müren balığı sığ resiflerde görülüyor. Biz de bunların çoğunu görme şansı edindik. hayatımda bir daha göremeyeceğim kadar çok yeşil deniz kaplumbağa ile daldık. Umman bu türler için bölgedeki en gözde yuvalama alanlarından biri olarak kabul ediliyor.

Umman Körfezi’nin besin açısından zengin sularında yunuslara, balina köpek balıklarına ve Mobula vatozları gibi çok sayıda büyük deniz canlısına rastlıyorsunuz. Biz bu büyüklere denk gelmedik ama yanlış yerde olduğumuz için oldu bu da.

Ben sizlere 2 gün boyunca yaptığımız dalışlar hakkında yazacağım. İstanbul’dan gece saat 21:35’de kalkan uçağımız saat 03:30 gibi Maskat Uluslararası Havaalanı’na iniş yaptı. İşlemler kolayca bitti. Galiba bizim ülkeden turistik amaçla giden yeşil pasaportlu sayısı az. Gümrük görevlilerinin yeşil pasaportun ne olduğunu anlamaları biraz zaman aldı. Sonraki işimiz para bozdurmak ve araç kiralamak oldu. Booking.com’dan araç kiralamadan havaalanında araç kiralayabilirsiniz ve daha da ucuza geliyor. Ancak yüksek sezon durumunda havaalanından araç bulamamak durumu olabiliyormuş. Sıra sıra dizili olan araba kiralama ofislerinin 4 tanesinden Araç yok” yanıtı aldık ve biraz telaşlandık. Ama sonrakilerden bir tanesinden araç kiraladık. 2 gün Toyota Yaris için 31 Oman Riyali (OMR) para ödedik. Biz Maskat içinde geçecek olan 2 günün ulaşımını kendimiz araç kiralayarak hallettik. Aracı havaalanından aldık ve Oman Alışveriş Merkezinde teslim ettik. Havaalanında teslim için 5 OMR daha fazla para alıyorlar (havaalanında park dedikleri bir para). Diğer günleri ise 4*4 aracı ile sevgili Basim’den rehberlik hizmeti satın aldık. Havaalanında döviz bürosunda dolar bozdurmak biraz daha ucuza oluyor tabii ki ama bence değmez. 1 OMR yaklaşık 2,6 USD ya da 49 TL.

Sabah sallana sallana yukarıdaki işleri yaptığımız halde saat 05:30 gibi havaalanından çıktık. İlk güne Daymaniat Adaları şnorkel turunu koymuştum. Saat 08:00 de Al Mouj Marina da olmamız lazımdı. Yüksek süratli tur tekneleri buradan 45 dakikada Daymaniat Adalarına varıyorlar. Havaalanından Al Mouj Marina arası 16 km ve 15 dakikada marinada olduk. Sizin anlayacağınız in cin top oynarken biz dalış turu için marinada otoparkta beklemedeydik. Aracın içinde uyumuşuz biraz. Havaalanından otele de gidebilir ve oradan sabah marinaya gidebilirdik. Ama otele girdi çıktı yapmak bize zor geldi. Al Mouj civarı oteller de var ve Mysk Hotel bu iş için en ideali ve marinanın hemen içinde. Ama geceleme için 3 kat para (66 OMR/gecelik) ödeme yapmak işimize gelmedi. Üstelik burada kalsak, Maskat şehri gezimiz için şehir merkezine de uzak kalacaktık.

Sabah 07:00 gibi hava aydınlanınca marinanın güzelliği ortaya çıktı. Starbucks kahvesi sonrasında yanımızda getirdiğimiz sandviçlerle kahvaltı faslı da halloldu ve sonrasında turu satın aldığımız Daymaniat Shells adlı firmanın bürosuna gittik. Daymaniat Shells firması bu tur için tek geçeceğim bir firma. Farkı ertesi gün yaptığımız Bandar Al Khayran turunda bariz olarak anladık. Tur için ödediğimiz para adam başı 30 OMR ve bunun içine tekne, adalara ayakbastı vergisi, teknede yiyecek içecek dahil. Ciddi doyurucu snackleri, bol meyveleri ve meyve suları ikramı var. Daracık bir alanda olsa teknede giyinip soyunabileceğiniz mekan var. Türkiye’den gidişinizin ilk günü ise yanınızda dalış malzemeleriniz (isterseniz teknede maske ve palet veriyorlar), güneş kremleriniz ve mayolarınızı almalısınız. Denizde yüzme ve dalışlarda mayolarınızla yüzmede sorun yok. Uzun süre suda kalacağınız için kısa kollu dalış kıyafeti iyi olabiliyor.

Tam saatinde 12 kişilik bir tur olarak yola çıktık. Ocak ayında ve sabahın o saatinde, hızlı tekne ile yolda üşüme olasılığınız çok yüksek olacaktır. Daymaniat Adaları 9 adet adadan oluşan bir yer. İki noktada dalış yaptırılıyor. İlki çok güzel bir dalış alanı. Mercan alanlarından zengin.

En fazla kaplumbağayı bu adada gördük. Kaplumbağa yeşilbaşlı olanlardan. İnsana pek alışkınlar ve sizleri pek umursamıyorlar. Bir anda 20-25 adet kaplumbağayı aynı alanda görünce şok oldum doğrusu. Ondan sonra da cerrah balıkları, kelebek balıkları sardı etrafımızı. Naime beyaz müreni görmüş ama bana görmek nasip olmadı. Hiç ayrılasımız gelmedi o alandan.

İkinci alan daha çok bembeyaz kumsalı ile meşhur. Burada daha az kaplumbağa ve daha az mercan var. Ama burada da kumsal size Güney Amerika sahillerinde olduğunuz hissini veriyor. Gerçi eksik olan yeşillik kısmı sırıtmıyor değil.

Toplam aktivite saat 13:30 da limanda olacak şekilde sonlandırılıyor. Bu turu mutlaka yapmalısınız, Keşke kendi grubum olsaydı da başka bir noktada daha dalış yapabilseydik.

Bandar Al Khayran turu için ise başka bir marina olan Marina Bander Al Rowdha‘dan tekneler kalkıyor; Buradaki turumuzu ise Coral Ocean Tours adlı bir firma ile yaptık. Bu marina Maskat şehir merkezinin epey dışında ve kaldığımız Ramada Encore by Wyndham Muscat Al-Ghubra Otelden yaklaşık 30 km sürüyordu. Bu mesafeyi göz önüne almalısınız. Bu turu Al Mouj Marina’da yerleşik firmalarla da yapabilirsiniz ama daha pahalıya geliyor.

Burada bir taktik hatası yaptık, aynı gün yunusları gözlemeyi de tura ekleyebilirmişiz. Bunun için saat 10:00 orada olup, rezervasyonunuzu da ona göre yaptırmanız gerekiyor. Bu arada tüm bu aktiviteler için önceden rezervasyon şart. Saat 12:00 de başlayan turumuz için adam başı 15 OMR ödedik.

Diğer tura göre ikramlar daha zayıftı. Benim bu turdan Daymaniat Adaları turuna göre pek beklentim yoktu. Ama burada mercanlar daha güzel ve renkli balıklar daha da fazla sayıdaydı. Kaplumbağa ise “daha az görürsünüz” dediler. Ama bizim burada da kaplumbağadan yana şansımız fazlaydı.

Bu tarafa olan tura yerel halkın ilgisi daha fazla ama onlarda şnorkel yapmıyorlar galiba. Bizim turun 2 saat sürmesi gerekirken, sanırım genel istek üzerine daha az süreli bir dalışımız oldu. Biz hanımla renkli dünyaya o kadar dalmışız ve tekneden uzaklaşmışız ki korna çalarak bize doğru gelen tekne ile vaktin dolduğundan haberimiz oldu. Buraya mutlaka grubumuzla gelip daha uzun süre dalmamız gerekirmiş.

Bandar Al Khayran’da marinada üstünüzü değiştirmeniz için gayet güzel bir duş-tuvalet mevcut. Marina Al Mouj’a göre daha az sosyetik olan bu marinada Fresco diye kafe var. Orada limonata içmenizi tavsiye ederim.

Sonuçta hiç bir şey için olmasa bile Umman’a yeniden şnorkel dalışı için gitmeyi arzu ediyoruz. Tadı damağımızda kalan en önemli aktivite bu oldu doğrusu.

Gezekalın

Dr Ümit Kuru

16.02.2023