İstanbul’un tüm dünyada, protokollerle karşılıklı imza atarak kardeş kent olduğu 39 ve aralarında Kazablanka‘nın da bulunduğu 20 tane kentle işbirliği sözleşmesi bulunmakta. Kazablanka (İspanyolca: Casablanca (Beyaz Ev anlamında) Fas’ın batısında, Atlas Okyanusu kıyısında yer alan bir liman kentidir. Aynı zamanda 3.900.000 kişilik nüfusu ile Fas’ın en büyük şehri ve ekonomik başkentidir.
Kazablanka bizim Fas gezimizde İstanbul’dan uçakla gelip ayak bastığımız ilk Fas kentiydi. Gezimizde yaşadığımız ilk aksilik de Kazablanka Havalimanında kaybettiğimiz zamandı. Umre’den dönen Fas vatandaşı hacı kafilesi dolu THY tarifeli uçağı ile Kazablanka’ya gidip, bir de yavaş işleyen (pasaport kontrol görevlisi, bagaj dağııtım görevlileri gibi) sistemle karşılaşınca havalimanında yaklaşık 2,5 saat kaybettik.
Kazablanka denince hepimizin aklına başrollerini Humphrey Bogart ve Ingrid Bergman’ın oynadığı, 1942’de gösterime giren efsanevi Hollywood filmi Kazablanka gelir. Yukarıda paylaştığım kısa video daki “Play it, Sam” sahnesi, filmden hafızalarımıza kazınmış önemli bir sahnedir. Gerçi Kazablanka filminin sadece konusu Fas-Kazablanka’da geçiyor, film ise Amerika Birleşik Devletleri-Kaliforniya’da çevrilmiş. Kazablanka’da bulunan meşhur Rick’s Cafe’nin, filme ithaf edilen ismi ve dekoru dışında filmle hiç bir alakası yok. Şehrin tüm kaosundan uzakta güzel bir ortamda menüsü zengin, servisi muazzam bir yemek için gidebilirsiniz. Gruptan da giden arkadaşlarımız oldu ve memnun kaldılar. Sadece burada yemek yedikten sonra “Kazablanka filminin çevrildiği Rick’s Cafe’de yemek yedim, içki içtim demeseniz” doğru olur. Buraya gidecekseniz önceden rezervasyon yaptırmanız şart.
Kazablanka’nın bugünkü yerinde 12. yüzyılda Anfa adlı bir Berberi köyü varmış. 15. yüzyılda korsanların merkezi durumuna gelen köy, 1468’de Portekizlilerce yakılmış. 1515’te bölgeye dönen Portekizliler burada kelime anlamı “Beyaz Ev” olan Casa Branca adlı bir yerleşim yeri kurmuşlar. 1755’te bölgede büyük hasara yol açan Lizbon Depreminden sonra boşaltılan kent, 18. yüzyılın sonlarında Alevi Hanedanlığından Sultan Sidi Muhammed bin Abdullah‘ın emriyle yeniden kurulmuş. Daha sonra kente Kazablanka (Casablanca) adını veren İspanyol tüccarlar ve öteki Avrupalılar buraya yerleşmeye başlamışlar. 1907 yılında Fransızlar Kazablanka’yı işgal etmişler. Fransız himayesinde burası çok önemli bir liman kenti olmuş. O dönemden sonra da Fransız mimarisi şehre hakim olmaya başlamış.
HENRİ PROST İSTANBUL’U PLANLARKEN
Fransız yönetiminde şehrin tasarımını Fransız mimar Henri Prost gerçekleştirmiş. Fransız mimar ve şehir plancısı Henri Prost Fas’ta Kazablanka, Fes, Marakeş, Meknes, Rabat gibi şehirlerin planlamasını gerçekleştirmiş. Bu ünlü planlamacıyı Mustafa Kemal Atatürk özel davetle Türkiye’ye çağırıp, 1935 ile 1951 yılları arasında İstanbul’un nazım planını hazırlatmış. O dönemlerde Henri Prost sayesinde İstanbul modern bir mimari ve şehir planına kavuşmuş. Otelimiz M Kamal ve Muhamed Al Quari Caddelerinin kesişme yerinde olduğundan, bu dönemden kalma Art Nouveau binalarının iyi örneklerine yakındık. Gezimizde sonradan göreceğimiz Fas şehirlerine pek benzemeyen, yüksek katlı ve modern binalarla dolu Kazablanka’nın bu kısımları galiba şehrin de en sevimli yerleri. Belki haksızlık ediyorum ama Kazablanka benim için soğuk ve sevimsiz bir şehir oldu. Şehir, nispeten sınırlı tarihi mirasına rağmen yine de kültürel veya mimari ilgi çekici unsurlardan tamamen de yoksun değil.
Kazablanka II. Dünya Savaşı sırasında stratejik bir liman olarak değerlendirilmiş ve 1943 yılındaki Kazablanka Konferansına ev sahipliği yapmış. Bu konferansta Churchill ve Roosevelt savaşın gelişimini tartışmışlar. Ayrıca İkinci Dünya Savaşı sırasında Amerikan hava üssünün bulunduğu Kazablanka, Avrupaya olan Amerikan hava saldırılarının destek ve tedarik noktası olarak da rol oynamış. Yandaki fotoğrafta gözüken Hotel Excelsior‘da İngilizler karargahlarını kurarlarken, Birleşmiş Milletler Meydanındaki diğer otel olan Hyatt Regency’de Amerikan askerleri karargah kurmuşlar.
KUTSAL KALP KATEDRALİ-FAS GEZİSİ 2025
Yoldan geçerken araç içinden gördüğümüz Kazablanka’daki Kutsal Kalp Katedrali (Cathédrale Sacré-Coeur),Arap Birliği Parkı içinde olan eski bir Katolik mabedi. Günümüzde ibadethane olarak kullanılmayan eski katedralde sergiler ve kültürel etkinlikler düzenleniyor.
Fas’da kralın bilinen 26 adet kraliyet sarayı varmış. Fas’da kraliyet sarayları halkın ziyaretlerine kapalı. Sadece dışarıdan görebiliyorsunuz. Marakeş’deki Bahia Kraliyet Sarayını içeriden gezebiliyorsunuz, biz de gezdik. Ancak Bahia Sarayı emekli edilmiş. Yani aktif kraliyet saraylarından değil. Kazablanka içinde Habous Meydanı’na yakın olan küçük bir kraliyet sarayı mevcut. 1920’lerde yapılan bu sarayı ancak dıştan ve heybetli kapısı için ziyaret edebilirsiniz.
KAZABLANKA MEDİNASI-FAS GEZİSİ 2025
Kazablanka Medinası eski şehir merkezidir. 1770 yılında Fas geleneksel mimarisine göre yeniden inşa edilmiş. “Kazablanka Medinasına akşam vakti gitmeseniz iyi olur” dedikleri için gitmedik. Fes şehrindeki medina başta olmak üzere gezimizin diğer medinalarına göre kayda değer değilmiş.
Kazablanka’da bir gece konaklamamız sırasında otelimize yakın Birleşmiş Milletler Meydanında gezdik, kafelerine oturup bir şeyler içtik. Bunun dışında havalimanından şehre gelirken ve Hassan II Cami gezimiz dışında otobüsle gelip, giderken ne gördüysek onunla kaldık.
EL HANK DENİZ FENERİ-FAS GEZİSİ 2025
Camiye otobüsle giderken, adını dikildiği noktadan alan, El Hank Deniz Fenerini gördük. Fener, 51 metre yüksekliği ile Fas’ın en yüksek deniz feneri. 1920 yılında hizmete girmiş ve daha önce tehlikeli sayılan limana ulaşımı kolaylaştırarak, Kazablanka kentinin gelişmesine katkı sağlamış.
HASAN II CAMİSİ-KASABLANKA FAS GEZİSİ 2025
Kazablanka Hasan II Camisi‘ne ev sahipliği yapıyor. Zaten Kazablanka’da da ziyaret etmeyi ihmal etmemeniz gereken tek yer burası. Fransız mimar Michel Pinseau tarafından tasarlanmış, okyanus kıyısında yer alan cami, kapalı alanda 25.000 kişiye, cami dış duvarları içerisinde 80.000 kişiye hizmet verebiliyor. Kuzey Afrika’nın en büyük 2. ve dünyanın en büyük 14. aktif camisi olma özelliğini taşıyor.
Camiyi, Fas Kralı V. Muhammed’in ölümünden sonra oğlu II. Hasan tasarlamış. Bina, İslami ve geleneksel Mağribi Fas mimari unsurlarını harmanlıyor. Rabat’taki tamamlanmamış cami ve Marakeş’teki Koutoubia Camisi gibi diğer Fas yapılarında bulunan unsurları sergiliyor.
Cami kısmen karada, kısmen de Atlas Okyanusu’nun üzerinde inşa edilmiş. Cami bittikten sonra tuzlu su, caminin deniz kısmındaki beton bölümlere hasar vermiş. Yani cami bittikten kısa bir süre sonra restorasyona alınması gerekmiş.
1980 senesinde Fransız firma, eski Fas kralının 60. doğum gününe (1989) yetiştirilmek üzere cami inşasına başlamış. Cami açılışı ancak 1993 yılında gerçekleştirilebilmiş. Ülkenin ekonomisini zorlayan maliyet için halkan yardım istenmiş. Yaklaşık 12 milyon Fas’lı da yardımda bulunmuş. Cami inşaatının tahmini bedeli 800 milyon dolar.
Caminin minaresinin uzunluğu tam 210 metre. Bittiği zaman dünyanın en uzun minaresiymiş. Ama bu ünvanını sonradan sonradan yapılan daha uzun minareler nedeni ile kaybetmiş. Cami minaresinden akşamları başlatılan, yön olarak Mekke’yi gösterip, 30 km kadar uzağa ulaşabilen laser ışını salınımı da caminin benzerszi bir diğer özelliği. Cami minareleri Fas’da kare planlı.
Cami dışında bu alanda bulunan diğer yapılar arasında bir medrese, Fas Tarihi Müzesi, konferans salonları ve kütüphane bulunmakta. Camiyi sadece dışarıdan gezdik. Fas’da cami içlerine sadece Müslüman olanlar girebiliyorlar. O da sadece namaz saatlerinde olmak üzere. Fas’da Hasan II Camisi, Müslüman olan ve olmayan herkese ziyarete açık. Cami içine belirli sayıda ve mutlaka rezervasyonla olmak şartıyla ziyaretçi alınabiliyor.
Cami gezisi sonrasında Atlas Okyanus’u kıyısında bir kafeye sabah kahvesi içmeye gittik. Gün batımı ile meşhur Kazablanka Kornişi gezisi niyetine buradan Kazablanka manzarasının keyfini çıkarttık. Buradan Kazablanka güzel görünüyor.
Kahve ve manzara sonrasında otobüse doluşup, Rabat şehrine doğru yollara düştük. Fas gezimiz aslında daha yeni başlıyor sevgili Sanal Gezginler….
“Fas hakkında ne söyleyebilirsin? Fas’ı kısaca nasıl tanımlarsın?” diye sorsanız, bir çırpıda söyleyebileceklerim şunlar olabilir; Egzotik, modernite ve eskiyi/geleneği bir arada barındıran, kendine özgü mimarisi olan, çok farklı iklimlerin aynı anda yaşanabildiği, güzel insanların yaşadığı bir coğrafya. Arap, Berberi, Afrika, ve Avrupa kültürlerinin yüzyıllar içerisinde güzelce harmanlandığı bir ülke. Fas gezi yazımın ilk bölümünü Fas ile ilgili izlenimlerime ve tavsiyelerime ayırmıştım. Bu bölümü ise Fas hakkında genel bilgileri vermeye ayırdım. Aşağıdaki Fas haritası, aynı zamanda bizim gezide takip ettiğimiz rotayı da gösteriyor.
KAZABLANKA’DAN BAŞLAYAN VE MARAKEŞ’DE BİTEN ROTA/FAS GEZİSİ 2025
Fas bir Mağrip ülkesi. Mağrip dediğimiz zaman Arap Dünyasının batı kısmını anlıyoruz. Bölge, Cezayir, Libya, Moritanya, Fas ve Tunus dahil olmak üzere Batı ve Orta Kuzey Afrika’yı kapsar. Mağrip ayrıca Batı Sahra’nın tartışmalı bölgesini de içerir. Tarihsel olarak bu tanım içine, bir zamanlar Müslüman idaresi altındaki İber Yarımadası, Malta ve Sicilya’yı da katabiliriz. Günümüzde Mağrip, dar manada Tunus, Cezayir, Fas ve Batı Sahra’yı içerir.Libya ve Moritanya‘nın da bunlara eklenmesiyle “Geniş Mağrip” diye adlandırılabilecek bölge ortaya çıkar. Daha da ayrıntıya girersek El-Mağrabü’l-Aksa (En Uzak Batı) Fas’ı tanımlamak için kullanılmıştır. El-Mağrabü’l–Evsat (Orta Batı) Cezayir’i, El-Mağrabü’lEdna (Yakın Batı) ise Tunus’u tanımlamak için kullanılmıştır.
Resmi adı ile Fas Krallığının yüz ölçümünü kaynaklarda farklı olarak görebilirsiniz. Kaynakların büyük çoğunluğu Fas’ın yüz ölçümünü 446.550 km2 olarak bildirir. 1975’te Fas, Batı Sahra’nın eski İspanyol kolonisini ilhak etti. O zamandan beri, Fas ve yerli Sahra halkı arasında devam eden bir toprak anlaşmazlığı konusu mevcut. Bu nedenle bir kısım kaynaklar Batı Sahra’nın 267.028 km2 tartışmalı topraklarını, Fas toprakları olarak kabul ederek ülkenin yüz ölçümünü 720.000 km2 olarak yazıyor. Fas bayrağında, yukarıda görüldüğü gibi, kırmızı zemin üzerinde yeşil renkte Mühr-ü Süleyman olarak bilinen beş köşeli yeşil yıldız bulunur. Yıldız İslam’ın beş şartını temsil etmektedir.
Ülke nüfusu ise 37,5 milyon civarında ve kişi başına düşen milli gelir 2023 yılı Dünya Bankası verilerine göre 3771 USD. Fas, Afrika’nın 6. büyük ekonomisine sahip. Tarım, fosfat gibi bazı mineraller ve turizm ülkenin ana gelir kaynağını teşkil ediyor. Refahı çok olan bir ülke değil ama aşağıdaki fotoğraftaki gibi evsizleri çok fazla da görmedik.
TAYFUN ÇALKAVUR FOTOĞRAFI-FAS GEZİSİ 2025
Fas topraklarında yerleşime ait bulunan izler millattan önce 8000 yılına kadar gidiyor. Tarihçiler bu topraklarda yaşayan ve Berberilerin ataları kabul ettikleri Amazigh adlı bir halkın varlığında hemfikirler.
Onlarla temas edenlerin Fenikeliler ve Akdeniz Koloni Devletleri olduğu, Romalıların bölgeye gelişinin ise onlardan sonra olduğu biliniyor. Bizim de gezdiğimiz Volubilis Antik kenti, Fas’taki Roma varlığının en güzel örneğidir.
VOLUBİLİS ANTİK KENTİ-FAS GEZİSİ 2025
Daha sonra 7. yüzyılda bölgeye Müslüman Araplar gelirler ve Berberi halkı asimile ederler. Arap kökenli İdrisi Hanedanı kurucusu İdris, bu topraklardaki ilk büyük Müslüman hanedanlığını kurar. İdrisiler önce Volubilis ve sonra da Fes‘i başkent yaparak yaklaşık olarak 200 yıl hüküm sürerler. Bu döneme ait gezdiğimiz en önemli eser Fes Şehrindeki El-Karaviyyin (Al-Qarawiyyin) Üniversitesidir.
İdrisi Hanedanlığı sonrası bölgenin tarihinde bağımsız kabilelerin yönetimleri ortaya çıkar ve 11. yüzyıla kadar bu şekilde ulaşılır. Ülkenin özellikle iç kesimlerinde İslamiyetin gevşek ve kötü uygulandığını iddia eden Berberi kökenli Murabıtlar 1050-1147 yılları arasında bölgede yönetimi ele geçirirler. İslamiyetin en katı hali ile uygulandığı bu dönemde, en geniş toprak kazanımları olur. Murabıtlar döneminde tüm Mağrip ülkelerine ve İspanya’nın büyük bölümüne hakim olunduğunu görüyoruz.
MARAKEŞ SURLARI-FAS GEZİSİ 2025
Marakeş Şehri Murabıttlar döneminde inşa edilmiş. Bu şehrin medinasının duvarları bu dönemden ayakta kalan ve Marakeş’te görebileceğiniz nadir eserlerden. Marakeş’te günümüze kadar ulaşan ve Murabıt mimarisinin en önemli örneği olan Murabbıt Kubbesi‘ni (Qubbat al-Ba’diyyin) gezemeden geldik. Siz bu önemli eseri Marakeş’i gezerken mutlaka programınıza ekleyin.
By R Prazeres-Wikipedia. MURABIT KUBBESİ-MARAKEŞ
Murabıtların gündelik hayatta İslamiyeti katı uygulama biçimine tepkiler sonucu bir başka Berberi kabilesi olan MuvahhidHanedanlığı yönetimi ele geçirmiş (1147-1248). Marakeş’teki Kutubiyya Camisi, Rabat’taki Hassan Kulesi ziyaret edebildiğimiz Muvahhid dönemi önemli eserlerinden.
Muvahid Hanedanlığından sonra Berberî kökenli Merinid Hanedanlığı bölgeyi bir süreliğine yönetmiş (1244-1465). Fes kentinde gezdiğimiz Al-Attarine Medresesi, Merinid döneminden kalma müthiş bir eser.
EL ATTARİNE MEDRESESİ FES / FAS GEZİSİ 2025
1465 Fas isyanı diye bilinen bir isyanla Wattasi Hanedanı, Merinid Hanedanlığı yönetimini sonlandırmış. Bu dönemde bölgede yaşayan çok sayıda Yahudi’de katledilmiş. Wattasiler hatırı sayılır bir yönetim şekli gösterememişler ve Saadi Hanedanlığı tarafından yıkılmışlar. Saadiler’in tarih sahnesine çıktığı dönemde Fas’ın Akdeniz kıyıları İspanyollar, Atlantik sahilleri Portekizliler tarafından işgal edilmişti. Saadi Hanedanları kendilerini Hz. Peygamber’in torunu Hasan’ın soyundan olarak kabul ederler. Portekizler’den Atlantik kıyılarındaki toprakları geri almanın getirdiği kahramanlık ve Peygamber soyundan gelmelerinin dini önemi gibi sebeplerle Saadiler bölgedeki iktidarlarını pekiştirmişler. Arap kökenli Saadi Hanedanları 1549-1659 yılları arasında Fas’ı ve Batı Afrika’nın bazı bölgelerini yönettiler. Böylece Fas topraklarının yönetimi Berberilerden, yeniden Arapların eline geçmiş oldu. Saadilerin bu başarıları Cezayir’in tümüne hakim olan Osmanlıları rahatsız etti.
CEZAYİR VALİSİ RAMAZAN PAŞANIN FES KENTİNİ SAADİLERDEN ALDIĞINI GÖSTEREN MİNYATÜR
Osmanlı İmparatorluğu ile Saadiler arasındaki ilk diplomatik ilişki 1548 yazında Marakeş’e gelen Türk elçisi aracılığıyla olmuş. Osmanlı himayesindeki Vattasîler lehine girişimde bulunan Osmanlı Elçisi, Kanuni Sultan Süleyman‘ın mektubunu takdim ederek Saadilerden Vattasî başkenti Fes’in kuşatılmasının kaldırılmasını talep etmiş. Mektupta; Saadi Sutanı I. Muhammed‘in Sultan unvanı tanınmazken “Arap kabileleri Şeyhi” (Şeyh ül-Arab) hitabında bulunulmuş. Buna mukabil Fas Sultanı talebi reddederken, Kanuni Sultan Süleyman için “Balıkçılar ve kayıkçılar Sultanı” unvanını kullanmış. Böylece Osmanlı-Saadi ilişkileri gergin bir şekilde başlamış. Saadi Sultanları Osmanlı’nın en kudretli döneminde, en kudretli padişahının kızdırılmasına neden olmuşlar ve Osmanlı’nın Fas’a olan ilgisi de böylece başlamış. Osmanlı, zaman zaman Portekiz, zaman zaman da İspanyolların desteği ile kendisine kafa tutan Saadilerle epey uğramış. Osmanlı onlarla ya savaşmış yenmiş ya da donanmayı gönderip sopa göstermiş. Osmanlı, Saadi Hanedanlarını zorla hizaya getirip Osmanlı adına yönetici bırakarak Cezayir’e döndüğünde, Saadiler ayaklanmalarla iktidarı tekrar ele geçirmişler.
Saadi eserlerini Fas’ın birçok kentinde görebilirsiniz. Ben en çok Marakeş’teki Saadi mezarlarını görmeyi istedim. Onu da göremeden geldim ve aşağıya da internetten fotoğrafını yerleştirmek zorunda kaldım. Bu mezarlar bence Fas gezi programınızda İhmal edimeyecek yerler arasındadır.
By Matt Kieffer from London-Wikipedia SAADİ MEZARLARI-MARAKEŞ
Fas’da Saadi Hanedanlığının da sonu gelmiş. 1666 yılından itibaren bölgede Alevi Hanedanlığı hüküm sürmeye başlamış. Bu hanedan da Hz. Muhammed’in torunu, Hz. Ali’nin oğlu Hasan ve Hz. Muhammed’in kızı Fatıma aracılığıyla Hazreti Muhammed’in soyundan geldiğini iddia ediyor. Alevi Hanedanlarından Sultan al-Rashid, tüm ülke üzerinde otoritesini kuran ilk kişi olurken, en güçlü merkezi yönetimi sağlayan ise hanedandan Moulay Isma’il olmuş. Alevi Hanedanlığı halkının, 13. yüzyılda Hicaz’daki Yenbu Bölgesini etkileyen kuraklık nedeniyle göç eden ve Kuzey Afrika’ya yerleşen göçmenlerin torunları olduğuna inanılıyor. Moulay Isma’il‘in ölümünden sonra bölgeye İspanyol ve Fransızların ilgisi başlamış. 1904 yılında Fransa ve İspanya, Fas toprakları üstünde nüfuz bölgeleri oluşturmuşlar.
Fas, 1912’ye kadar Alevi yönetimi altında bağımsız kaldı ve daha sonra Fransız himayesine girdi. ‘Alevi Sultanları, 1956’da Fas bağımsızlığını yeniden kazanana kadar Fransız sömürge yönetimi altında monarşik düzeni devam ettirmişler. Fas’lılar, Fransızların ülkeyi filen yönettiği bu dönemi “sömürge” olarak değil , “himaye” dönemi olarak görüyor. Hiç aklıma yatmayan ve özgürlüğü seven Bedevi halka yakıştıramadığım bir yaklaşım.
KRAL V MUHAMMED
Fransa, Fas’da milliyetcilik duyguları başlayınca 1953’te çok saygı duyulan Sultan V. Muhammed’i sürgüne göndermiş ve yerine sevilmeyen Muhammed Ben Aarafa’yı getirmiş. Ben Aarafa’nın saltanatı, ülkede yaygın olarak “gayri meşru” olarak algılanmış ve Fransız yönetimine karşı aktif bir muhalefeti ateşlemiş. Fransa, V. Muhammed’in 1955’te ülkeye geri dönmesine izin vermiş ve 1956’da Fas bağımsızlığını yeniden kazanmış. Fransızlar, Fas’a bağımsızlıklarını geri verdiklerinde iktidarda olan V. Muhammed resmen “Kral” unvanını almış ve Fas o zamandan beri artık resmen Fas Krallığı olarak biliniyor. İspanya, aşağıdaki haritada görüldüğü gibi, Fas topraklarındaki Ceuta ve Melilla olmak üzere iki kıyı bölgesini bugün hala elinde tutuyor.
Kral V. Muhammed’in ölümünden sonra, Kral II. Hasan tahta geçiyor. Kral Hasan 350.000 sivil gönüllünün İspanyol Sahrası’na geçmesini emreden (Yeşil Yürüyüş) kral olarak tarihte yerini almış. Bu eylem sonrasında İspanya bölgeden ayrılmayı ve onu Fas-Moritanya ortak kontrolüne devretmeyi kabul etmiş. Sonradan Fas güçleri bölgeyi işgal etmişler. Şimdiki Fas kralı VI. Muhammed, II. Hasan’ın oğlu vekral olarak halen ülkeyi yönetiyor.
KRAL II. HASAN VE KRAL VI. MUHAMMED
Bugün Fas’ta kral halk tarafından çok seviliyor. Ülke medeni hukukta şeri hükümlerle yönetilse de, ticari konularda batı hukuku uygulanıyor. 1990’larda Kral Hasan ekonomik ve politik liberalleşmeye doğru büyük adımlar atmış. Oğlu VI. Muhammed’de bu reformları sürdürme sözü vermiş. Muhammed VI döneminde Fas Hükümeti, 2003 Moudawana Aile Statü Kodu Reformu ve 1956’dan 1999’a kadar insan hakları ihlali iddialarını araştıran 2006 Eşitlik ve Uzlaşma Komisyonu da dahil olmak üzere bir dizi ekonomik, politik ve sosyal reform gerçekleştirmiş. Kralın Hz Muhammed’in soyundan geldiği inancı, dindar halk üzerinde yönetimini kolaylaştıran önemli bir faktör. Ancak kralın yaptığı modern reformlar, onun halk gözündeki kıymetini arttırırken, sevilmesini de sağlıyor.
Fas nüfusunun %99’unu Arap ve Berberi etnik grupları teşkil ediyor. Bir zamanlar bu topraklarda çok yoğun olan Yahudi nüfusu bugün 4000 civarında, Hristiyan nüfusunun ise 1.000’den az olduğu tahmin ediliyor. Halkın %99,99’u Müslüman.
Arapça, Fas’ın resmi dilidir. Ancak Fransızca yaygın olarak öğretilir ve ticaret ve hükümetin birincil dili olarak hizmet eder. Fas günlük konuşma Arapçası, Arapça, Berberi ve Fransız lehçelerinin benzersiz bir kombinasyonundan oluşuyor. Çoğunlukla kırsal alanlarda yaşayan yaklaşık 10 milyon Faslı, Arapçanın yanı sıra üç Fas Berberi lehçesinden birini (Tarifit, Tashelhit ve Tamazight) de konuşuyor. İspanyolca da ülkenin kuzey kesiminde kullanılıyor. Kralın reformlarından biri de Berberice dil varlığının inkar edilmemesi. Yollarda tabelalarda hem Arap’ça ve hem de Berberice yazıları bir arada göreceksiniz.
Fas Anayasası, Fas yönetimini bir Parlamento ve bağımsız bir yargıya sahip monarşi olarak öngörüyor. Kral, Bakanlar Kurulu’na başkanlık ediyor, yasama seçimlerini takiben başbakanı atıyor, başbakanın önerilerini dikkate alarak hükümetin tüm üyelerini atıyor ve kendi takdirine bağlı olarak herhangi bir bakanın görev süresini sonlandırabiliyor. Parlamentoyu feshedebilme, yeni seçimler talep edebilme veya kararname ile yönetebilme hakları var. Kral, ordunun Başkomutanıdır ve ülkenin dini lideri olan Amir al-Mou’minin unvanını taşır. Nihai yetki Kral’dadır. Kral devletin, ordunun ve yürütmenin yani herşeyin tek hakimi durumundadır. Fas’da dağlarda taşlarda Arapça yazılar göreceksiniz; Allah, Vatan ve Kral. Bu yazılarda kralın konumu halka sık sık hatırlatılıyor.
ALLAH, VATAN, KRAL YAZILARI. FAS GEZİSİ 2025
Çoğu insan, ülkeyi Sahra Çölü’nden ayıran Atlas Dağları’nın batısında yaşar. Kazablanka ticaret ve endüstrinin merkezi ve önde gelen limandır. Rabat hükümetin merkezidir. Tanca İspanya’nın giriş kapısıdır ve aynı zamanda önemli bir limandır. “Arap” Fes, kültür ve din, “Berberi” Marakeş ise önemli turizm merkezleridir.
Fas’ta eğitim ilkokula kadar (15 yaş) ücretsiz ve zorunludur. Yine de birçok çocuk (özellikle kırsal kesimdeki kızlar) okula gitmez. Ülkenin okuryazarlık oranı, hem cinsiyet hem de konum açısından eğitimde keskin uçurumlar olduğunu ortaya koyuyor. Ülke çapında okuryazarlık oranları kadınlarda %39 ve erkeklerde %64 olarak tahmin edilirken, kırsal kesimdeki kadın okuryazarlık oranı yalnızca %10’dur.
Fas hakkında genel bilgiler verirken Fas mimarisinden bahsetmezsek olmaz, bilgiler eksik kalır. Bu coğrafyada Kuzey Afrika’daki Amazigh (Berberi), İslam öncesi Roma, Bizans, Vizigot ve İslami Orta Doğu’daki çağdaş sanat akımlarından gelen etkilenmeler olmuş ve hepsinden bir kısım özellik bir arada harmanlanmış.
BAHİA SARAYI TAVAN SÜSLEMELERİ-MARAKEŞ/ FAS GEZİSİ 2025
At nalı kemerler, riyad bahçeleri, ahşap, oyma sıva ve zellij çini işçiliğinde ayrıntılı geometrik ve arabesk motifler yüzyıllar süresince bir araya gelmişler.
Medina, sadece Fas’ta değil, Kuzey Afrika’nın birçok ülkesinde bulunan bir kasaba veya şehrin eski kısmıdır. Genellikle duvarlarla çevrilidir ve dar sokaklar, çeşmeler, saraylar ve camiler içerir. Birçok medina, arabaların geçemeyeceği kadar dar sokakları nedeniyle araç trafiğine kapalıdır. Yalnızca Bab adı verilen eski şehir kapılarından içeriye girebilirsiniz. Evlerin neredeyse hepsi penceresiz geleneksel tarzdadır. Evler ya beyaz ya da o şehre özgü bir renkte boyanmıştır. Örneğin, Marakeş’teki medinada evler turuncu-kırmızı, Şafşavendekiler mavi ve Essaouira’daki evler beyaza boyanmıştır.
AİT BENHADDOU KASR – FAS GEZİSİ / 2025
Berberi dilinde bir Ksar(veya ighrem) esasen müstahkem bir kabile köyüdür, Kasbah (veya tighremt) ise yönetici aile için yapılmış müstahkem bir evdir. Başka mevcut malzeme bulunmaması nedeniyle nehir kıyılarının çamurlu kilinden inşa edilmiş devasa, yüksek duvarlı yapılardır. Dış duvarlar ve eğimli kuleler geometrik desenlerle muhteşem bir şekilde dekore edilmiştir. Mevsimsel yağmurlar çamurun bir kısmını götürebilir. Bu nedenle binalar sürekli bakım gerektirir. Bir Kasbah bakımsız bırakıldığında çok hızlı bir şekilde çöker. Duvarlar yenilenmezse yirmi yıl içinde harap bir duruma dönüşebilir. Ksar yapısının bir çeşidi olan Agadir, hem kabile kalesi, hem de köyler için ortak ambar veya depo işlevi görüyordu. Ait Benhaddou Kasr ziyaret ettiğimiz en güzel yerlerdendi. Sizin de programınızda mutlaka olmalı.
KAZABLANKA DA HOTEL EXCELSIOR-MODERN FRANSIZ MİMARİ ÖRNEĞİ-FAS GEZİSİ 2025
Fas’taki modern mimari, 1912 ile 1956 yılları arasında ülkenin Fransız ve İspanyol sömürge işgali sırasında inşa edilen erken 20. yüzyıl Art Deco ve yerel neo-Mağribi mimarisinin birçok örneğini içerir. Kazablanka’da bu binaların güzel örneklerini gördük.
20. yüzyılın sonlarında, Fas bağımsızlığını yeniden kazandıktan sonra, bazı yeni binalar geleneksel Fas mimarisine ve motiflerine (yabancı mimarlar tarafından tasarlansa bile) saygı göstermeye devam etti; buna örnek olarak Kral Muhammed V’in Türbesi (1971’de tamamlandı) ve Kazablanka’daki devasa Hasan II Camii (1993’te tamamlandı) gösterilebilir. Zamanı geldikçe bunlardan ayrıntılı olarak bahsedeceğim.
Son olarak klasik Fas evlerinden de bahsedelim; Riad (veya riyad) ortada bir bahçesi ve havuzu olan üstü açık bir avluya sahip ve her bir odası bu bahçeye bakan ev olarak tanımlanır. Fas’da çok güzel, riyad tarzı butik oteller mevcut. Maalesef biz iyi bir örneğinde konaklayamadık. Dar denen evler denince avlusu olan ancak ortada havuzu olmayan ve üstü kapalı evleri anlamalısınız.
FES KENTİNDE BİR RİYAD
Konu genel bilgiler kısmına gelince yazı daima uzar. Bazen bu uzunluk nedeni ile yazımın sonuna kadar okunmadığını düşünürüm. Ancak emin olmanızı isterim ki bir gezi yazısında en zorlandığım kısım bu bölümdür. Yanlış bilgi vermeden, ülke ve insanı hakkında bir derleme yazı hazırlamak çok kolay bir iş değil. Bir ülke hakkında “neden, niçin, nasıl, kim ve ne zaman“ı merak edip sormadan, ne gördüğünüzü anlamadan gezerseniz sadece taş, topaç görmüşsünüz demektir. Kat ettiğiniz uzun yollar size sadece eziyet gelecektir.
12-19 Nisan 2025 tarihleri arasında Afrika’nın kuzey ülkesi olan Fas’a bir gezimiz oldu. Geziyi 1 haftalık programı olan tura katılarak yaptık. Daha yazımın en başında söylemeliyim ki Fas gibi bir ülke için 1 hafta kesinlikle yeterli bir süre değil.
FAS GEZİSİNE NE KADAR SÜRE AYIRMALIYIZ?
Geziye gitmeden önce Kazablanka’dan başlayan, çöl konaklamalı ve Marakeş’de sonlanan programı incelediğimde, gezinin tadının damağımda kalacağını öngörmüştüm. Ama bu sefer şartlarım hazır programı olan bir tura katılmamızı gerektirdi. Gezi sonrasında düşüncem; Fas gibi topraklarından medeniyetlerin geçtiği, kültürlerin harmanlandığı bir ülkeye en az 11-12 gecenin ayrılmasının gerektiğidir. Kısa süreli Fas programları mecburen uzun otobüs yolculuklarını gerektiriyor. Hele bir de bizim bu gezide yaşadığımız otobüs bozulmaları ve yollarda kalma gibi vakit kaybettirecek olaylara denk gelirseniz, işte o zaman keyfiniz kaçıyor.
FAS’A NEDEN GİTMELİYİZ ?
İnsanlığın doğuş kıtası olan Afrika’yı, renkli ülkelere sahip bir kıta olarak görmek gerekir. Tarihlerinde çok medeniyetler barındırmış olan ülkeler, her zaman çok renkli ve çok kültürlü olmanın izlerini taşırlar. İnsanların gündelik yaşamlarında, giyim tarzlarında, sanat ve yemek kültürlerinde bu izleri ayırt edebiliyorsunuz. Fas topraklarında bir zamanlar hüküm sürmüş kadim medeniyetlerin ve Fas topraklarına sömürgeci olarak girmiş batılı ülkelerin günümüze ulaşmış izlerini, Fas’da gezdiğiniz müddetçe görmek size ilginç gelecektir.
Fas’da kasbah, kasr, riad, dar, medina gibi terimler, küçük ayrımlarla da olsa, insanların farklı yaşam alanlarını tarif ediyor. Bunları yerinde görmek ve hatta yapabilirseniz bir riad’da konaklama deneyimi yaşamak istemez misiniz?
Marakeş’de medinaların dar sokaklarından geçerken Berberi sanatçıları olan Gnaoua‘ların (Gnawa), geleneksel müzik aletleri “Lguembri” ve “Qraqeb“leri çalarak yaptıkları müzikleri dinleyebilir, aynı anda başlarını çevirerek şapkalarındaki püskülleri döndürmelerindeki ustalığı ve bunu şova dönüştürmelerini hayranlıkla izleyebilirsiniz. Gezimizde fotoğrafladığım ve bana o an çok şirin gözüken bu sokak sanatçısının, aslında şarkıları ile Sahra Altı Afrika ülkelerinden kölelerin hüzünlü hikayelerini anlatıyor olabileceğini bilmenizi isterim.
Fas dört mevsimi bir arada yaşayabileceğiniz bir ülke. Sahil kesimlerine uzun süredir yeteri kadar yağmayan yağmurlara, Fas gezimizin ilk 3 gününde denk geldik. Akdeniz ve Atlas Okyanusuna komşu kesimlerde ılıman iklim havası yaşanıyor. Rif ve Atlas Dağları‘nı geçerken karlı tepeleri görebiliyorken, Sahra Çölü‘ne ulaştığınızda ise, nisan ayında bile, sıcaktan bunalabiliyorsunuz.
Yüksek Atlas Dağları‘nın doğu kesiminde, Tinghir Kasabası yakınlarında Todgha Kanyonu sizi doğanın gücüne hayran bırakacaktır.
Fas, fotoğraflamayı sevenler için tam bir cennet ülke. Her köşede, bir kapak fotoğrafı olabilecek kişiye denk geleceksiniz. Gezi grubumuzda tanımaktan mutlu olduğum gezginler arasından sevgili Tayfun Çalkavur, Fas insanlarını fotoğraflama konusunda tam bir sanatçıydı. Onun izni ile bazı fotoğraflarını, benimkilerle birlikte aşağıda sizler için paylaştım.
UNESCO Dünya Kültür Mirası Listesinde bulunan Rabat Eski Şehri, Marakeş ve Fez Medinaları, beni bıraksalar tüm gün boyu gezeceğim ve fotoğraflayacağım Fas şehirleri oldular.
Ama en çok da Şafşaven‘i (Chefchaouen) yani “Mavi Şehri” gezmeye bayıldım. Yüzlerce fotoğraf çektim. Meknes,Tetouan ve Essaouira (Suveyre) gezemediğimiz üç Fas şehriydi. Siz bence bu şehirleri de mutlaka gezi programınıza ekleyin.
Marakeş’de Jemaa El Fna Meydanı her vakit hareketli. Ancak bu meydan akşam saatlerinde tam bir açık hava restoranına dönüşüyor. Yılan oynatıcıları, satıcılar, müzik yapanlar hepsi bu alanda toplanmışlar. Tatlı bir keşmekeş alana hakim oluyor. Marakeş’de bu olaya şahit olmalısınız.
Fas tarih boyunca Fenike, Kartaca ve Roma gibi uygarlıklara ev sahipliği yapmış. Roma uygarlığının bu topraklarda olup da günümüze ulaşan en güzel örneği olan Volubilis Antik Kenti‘ni mutlaka gezmelisiniz. Klasik anlamda kapalı alan müze örneklerini Fas gezimizde göremedim. Açık hava müze örnekleri ise Fas’da bolca mevcut. Gladyatör, Arabistanlı Lawrence, Son Krallık gibi bir çok filmin çekildiği bir plato olan Aït Benhaddou, yarım gününüzü rahatça geçirebileceğiniz UNESCO Dünya Mirası Listesi içinde olan bir köy.
Fes Şehrindeki Chouara Deri Tabakhanesi‘ni, sizi kokusu ile rahatsız edecek deseler bile, ziyaret listenize mutlaka almalısınız.
Fas’da gördüğüm kadarı ile yerler bile Fas’a gitmeniz için birer neden teşkil edebilecektir. Bunları zamanı gelince ayrıntılı olarak anlatacağım. Şimdilik sadece birkaç fotoğraf paylaşarak bu bölümü bitirelim.
FAS’A NE ZAMAN GİTMEK UYGUN OLUR?
Fas’ı gezmek için en uygun zaman bahar ayları (Mart-Nisan ve Ekim-Kasım) olarak tavsiye ediliyor. Yazın sıcaklarında ise, açık hava müzesi gibi olan Fas şehirlerini gezmek bunaltıcı olacaktır.
FAS’A TÜRKİYEDEN NASIL GİDERİZ?
Türk Hava Yolları (THY) ve Pegasus’un Fas’a düzenli olarak uçuşları var. THY Kazablanka ve Marakeş’e, Pegasus ise sadece Kazablanka’ya doğrudan uçuyor. İstanbul Kazablanka uçuşu 5 saat 15 dakika kadar sürüyor. Marakeş-İstanbul uçuşu ise yaklaşık 5 saat sürüyor. Biz geziye Kazablanka’dan başladık ve Marakeş’den döndük. Havalimanları ile şehir merkezi mesafeleri çok da uzun değil. Ama her iki şehrin de trafikleri, saatine göre, yoğun olabiliyor. Bu arada bir dipnot; Marakeş Havalimanı free shop dükkanlarında alkollü içkiler, bizim havalimanları dükkanlarına göre oldukça uygundu. Ancak argan yağı, baharatlar ve diğer alabileceğiniz ürünler şehir içlerine göre havalimanında daha pahalıydı. Fas içinde bazı şehirler arasında (Kazablanka-Rabat-Tanca) hızlı trenler (El Borak tren hattı) çalışıyor. Bu şehirlere daha konforla ve hızla seyahat etmeniz mümkün. Fas’da yollarda çok sık trafik kontrolü yapılıyor. Araç kiralayarak ülkeyi gezmek isteyenler, ülkenin trafik kurallarına mutlaka uymalılar.
FAS’IN PARA BİRİMİ DEĞERİ NEDİR? YANIMIZDA HANGİ PARA BİRİMİNİ GÖTÜRELİM?
Fas’ın para birimi Fas Dirhemi. Paraları bizimkine göre 4 kat daha kıymetliydi (22.04.2025’de 1 Fas Dirhemi=4,15 TL). Yanınızda Euro götürmeniz daha uygun olacaktır (1 EUR=10 Fas Dirhemi, 1USD=9 Fas Dirhemi). Bazı esnaflar Amerikan Doları almakta pek gönüllü değillerdi.
FAS GÜVENLİ MİDİR?
Fas gezimden edindiğim izlenim, ülkenin güvenli olduğu şeklindedir. Fas insanları cana yakın ve samimiler. Alışverişlerinizde Fas esnafı ile ise sıkı pazarlık etmelisiniz. Şaka yollu da olsa, yanınızdaki kadınlar dahil, kadınlara “Güzelliğiniz için binlerce deve verebilirim” laflarını burada da duyabiliyorsunuz. Arap ülkelerinde erkeklerin, kadınlara iltifat etme için çok sık kullandıklarına şahit olsam da, bu cümleyi hep itici bulduğumu söylemeliyim! Onun dışında Fas insanına karşı hiç olumsuz bir deneyimim olmadı. Bu ülkeyi kendiniz de rahatça gezebilirsiniz. Şeriat hükümleri ile yönetilen bir krallık olmasına rağmen kadınlar hayatın tam içindeler. Kafelerde oturan veya araç kullanan kadınlara bolca rastlayabiliyorsunuz.
FAS’TA KONAKLAMA VE YEMEK
Fas içinde gezdiğimiz şehirlerde otel konaklamalarında sorun yaşamadık. Kahvaltıların çok iyi olduğu otellere denk gelsek de, akşam yemeklerinin otellerde yenmesi yerine, Fas yemeklerinin iyi örneklerini tadabileceğimiz restoranlarda yemek yemeyi tercih ederdim. Size de onu yapmanızı tavsiye ederim. Tajin, kuskus, pastilla gibi Fas’a özgün yemekleri mutlaka tatmalısınız. Ortalama bir restoranda 15-20 Euro’ya rahatlıkla doyabiliyorsunuz. Alkollü içkileri sadece otellerde tüketebilirsiniz. Nane çaylarını mutlaka denemenizi tavsiye ederim.
Sanırım Fas hakkında bu kadar izlenim ve tavsiye şimdilik yeterlidir. Genel bilgilendirme ve sonrasında gün gün Fas gezi yazıma ilgilerinizi beklerim.
Bu arada 23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramımız kutlu olsun.
Gezileri sevdiğim kadar, gezi sonrası gezi anılarımı yazmayı seviyorum. Gezi yaptığım ülkeyi gezi sonrası da kaynaklardan okumak, tarihini, coğrafyasını, insanını, yaşam biçimlerini, siyasi olaylarını öğrenmek, onları görerek edindiğim izlenimlere bir bütün olarak anlam kazandırıyor. Zimbabwe bu anlamda benim için çok ilginç ve öğretici bir ülke oldu. Kısaca sizlerle paylaşayım da ayrıntıyı sonra kendiniz okuyun.
Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.
Zimbabwe 1980 yılına kadar sömürge durumunda yaşamış bir ülke. 1980 sonrası kazanılan bağımsızlık ve parlamenter sistem ilk yıllar herkesi mutlu mesut etmiş. 1987 yılından sonra bir anayasa değişikliği ile Yarı Başkanlık Sistemine geçilmiş. Bu başkanlık sistemi ile başa gelen Robert Mugabe‘nin ilk zamanlarında her şey güzelmiş; Tarım reformları yapılıyor, çiftçiye destekler veriliyor, açlıkla siyasi-sosyal mücadele veriliyormuş. “Oh! Bu Yarı Başkanlık ne hoş bir sistemmiş!” diyesi geliyor değil mi insanın? Hikayenin sonu pek öyle gitmiyor. Mugabe yıllar içerisinde tek taraflı Diktatöryel bir rejim oluşturmuş ve ülkeyi 2017 yılına kadar da yönetmiş. Sonuç; baskı ile sindirilmiş insanlar ve basın, olmayan bir muhalefet, yolsuzluk, halkının lehine işlemeyen ve daha fazla açlık. 2009 yılında Zimbabwe’de enflasyon düzeyi kaç biliyor musunuz? Tam % 158.000.000. Yok ya hu yanlış okumadınız! Sayılar doğru. Zimbabwe vatandaşı bir kilo et almak için (o da alabilecek durumda olanlar) bir bavul Zimbabwe parası ile kasaba gidiyorlarmış. Ticari değeri kalmayınca Zimbabwe parası tedavülden kalkmış, şimdilerde Amerikan Doları ülkenin resmi parası. Neyse bana Zimbabwe örneği ve yaşadıkları başkanlık sistemi deneyimi pek bir ilginç geldi. Konuya başlamadan öğrendiklerim, sizlerle paylaşayım dedim.
Zimbabwe’ye gidiş amacımız Viktorya Şelalesini ziyaret etmek içindi. Botswana sınırını ne kadar kolay geçtiysek, Botswana-Zimbabwe sınırını o kadar sıkıntılı aşabildik. Sabahın çok erken saatlerinde sınıra ulaştığımız ve ön sıralarda olduğumuz halde sınırda 3 saate yakın zaman harcadık. Bu süre için rehberler “Kısa sürede geçtik” dediler. Kıssadan hisse Zimbabwe’ye karadan geçiş problemli.
Dünyada meşhur olarak görülen sekiz yüze yakın şelale içinde sadece yüksekliğine baktığınızda Viktorya Şelalesi önemsiz gibi gözükür. Ancak bir şelalenin önemi sadece ne kadar yüksekten aktığına göre değerlendirilmiyor. Dünyanın en yüksekten akan Angel Şelalesi genişlik ve su debisi gibi kriterleri göz önüne alırsanız ilk 3 içinde yer alamıyor. Eğer bu üç kriteri göz önünde tutarsanız sadece Niagara, İguazu ve Viktorya Şelaleleri ilk üçe girerler. Niagara Şelalesi genişlik (1203 metre), yükseklik (51 metre) bakımından diğer ikisinden geride kalsa da akan su hacmi en büyük olanıdır (2407 m³/sn). 82 metre yükseklikten akan İguazu Şelalesinin genişliği kağıt üzerinde en fazla (2700 metre) gözükse de şelale bir bütün değil, 270 tane şelale takımından oluşuyor. İşte Viktorya Şelalesi 107 metre yüksekliği, bütüne yayılan 1100 metre genişliği ve su debisi ile dünyanın en büyük şelalesi kabul ediliyor. Şelalenin suyunun en bol olduğu zaman Nisan-Mayıs ayları. Ama bu zamanlar yoğun su buharı dumanı yüzünden fotoğraf çekme hevesi olanlar için iyi zaman değil.
Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.
Yerlilerin “Gürleyen Duman-Mosi-oa-Tunya” adını verdikleri Viktorya Şelalesi 2693 km’lik Afrika Kıtasının 4. büyük nehri olan ZambeziNehri üzerinde bulunuyor. Aslında “Gürleyen Duman” ismi bu şelaleye ne kadar yakışıyor bilemezsiniz. Üzerinde hiç kaybolmayan gökkuşağı ve su buharının oluşturduğu duman ile bu adı ne kadar güzel bulmuşlar. 1885 yılında burayı ziyaret eden İskoç kâşif David Livingstone şelalelere Kraliçe Victoria‘nın anısına Victoria Şelaleleri ismini vermiş. Bence iyi de etmemiş.
Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.
Viktorya Şelalesini önce helikopterle havadan gördük. Helikopter turu sadece 15-20 dakika sürüyor ve önemli sayılacak bir para ödüyorsunuz. Ama kısa gelse de şelalenin ihtişamı için bu turu yapmalısınız.
Şelaleyi havadan gezdikten sonra park içinde yürüyerek gezmeye gittik. Viktorya Şelalelerini mutlaka rehber eşliğinde geziyorsunuz. Park girişinde önce ayrıntılı bir bilgi paylaşımı yapılıyor. Park içinde 16 noktada gözlem istasyonu yapılmış. Geziye David Livingstone’nun heykelinin bulunduğu yerden başlıyorsunuz ve Tren Yolu Köprüsünde bitiriyorsunuz. Gezinizi 2 saatte bitirebilirsiniz.
Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.
Şelalelerin başlangıcında Şeytan Çağlayanı (Devil’s Cataract) ve Adası var. Buradan aşağıya inen merdivenler mevcut. Yoğun su buharı fotoğraf çekmenizi zorlaştırıyor.
Yukarıdaki video benim kaydettiğim görüntülerden yaptığım bir Viktorya Şelalesi videosudur.
Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.
Tur devamında sırasıyla Ana Çağlayan (Main Cataract),
Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.
Horseshoe Çağlayanı,
Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.
Gökkuşağı Çağlayanı (Rainbow Cataract) ve Doğu Çağlayanı (Eastern Cataract) gibi bölümleri görüyorsunuz. Sona doğru gittikçe daha fazla su buharı nedeni ile ıslanmamanız imkansız hale geliyor. Fotoğraf makinalarınızla elde edeceğiniz görüntülerde bozulmaların olması da kaçınılmaz. Ancak suyun gücüne ve zaman zaman çift olarak göreceğiniz gök kuşağına hayran olmamanız da imkansız. Zevkini çıkarın bu manzaranın…
Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.
En sonunda Viktorya Şelalesi Köprüsünü görüp arka yoldan park girişine geri dönüyorsunuz.
Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.
Viktorya Şelalesi sonrasında şehirde bir tur da attık. Burada Maramba Market tahta işi hediyelikleri bolca bulabileceğiniz bir yer ama mutlaka pazarlık edin derim. Namibya’ya göre burası daha pahalıydı.
Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.
Viktorya Şelalesi gezimizle Namibya, Botswana ve Zimbabwe’yi içine alan Afrika gezimizi tamamlamış olduk. Artık yeni gezileri bekleyeceğiz. Hem yeni görmek ve hem de paylaşmak için..
There are some photos of mine in this article which I have taken from my Namibia and Botswana trips at 2018. I have tried to find and write their names and where I have taken the photos. I hope you will enjoy and I also hope that I hadn’t made any mistake with the names. If so please send me their correct names.
Namibya ve Botswana gezimizden çok güzel kuş fotoğrafları ile döndüm. İnsanın bu kadar güzel ve renkli kuşların varlığına inanası gelmiyor doğrusu. Namibya, Botswana ve Zimbabwe anılarımı yazarken, geziden çektiğim çok sayıda kuş fotoğraflarını görünce onları ayrı bir yazıda paylaşmayı uygun gördüm. Bu bir görsel paylaşım olacak tabii ki.. Fotoğrafların altına kuşların ismini yazmaya çalıştım. Profesyonel kuş bilimcisi olmayınca kaynaklardan benzettiklerimin adını yazdım. Umarım seversiniz…
Blue Waxbill /Mavi İspinoz (Chobe National Park-Botswana)
Starling (Etosha National Park-Namibia)
Koyu Şapkalı Bülbül/Dark-capped Bulbul (Chobe National Park-Botswana)