Afrika Cömerttir: Namibya (Himbalar)

IMG_5604-001.jpg

Konakladığımız Damara Mopane Lodge’da kahvaltıya giderken yolda gördüğüm kuşlar bana o sabah kahvaltıyı filan unutturdu. Sanki Namibya’nın çeşit çeşit kuşları doğa içinde ve doğa ile kardeş olarak kurulmuş bu tesiste buluşmuş, bana göz zevki yaşatıyorlardı. 

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Tam ekran yakalama 18.09.2018 103911

Bugün yine tozlu yolları takip ederek Etosha Ulusal Parkına doğru gideceğiz. Namibya gezinizi bizim programla yapmak isterseniz iki şey garanti; Uzun tozlu yollar ama karşılığında yol boyu macera. Yani yine tozlu bir yolda 400 km civarında yolumuz var. Etosha Ulusal Parkına varır varmaz ilk safarimize çıkacağız. Yol üzerinde bir Himba Köyüne (Otjikandero Himba Orphanage Köyü) uğrayarak bu ilginç insanlara dokunacak, onları tanıyacağız.

Hareketimizden 1.5 saat kadar sonra Outjo adlı bir küçük şehre ulaştık. Bu şirin yerden asıl bahsetmemin nedeni burada bulunan Images of Africa adlı küçük hediyelik eşya satan dükkan. Namibya’daki tüm hediyelik alışverişinizi bu dükkana saklayın derim. İçeride çeşit çeşit hediyelikler hem kaliteli ve hem de bu kalitede alabileceğiniz en ucuz fiyata sunulmuş. Bizim grup dükkanı talan etti desem yalan olmaz. Etosha’ya yolunuzda bu küçük şehri ve bu dükkanı boş geçmeyin derim.

IMG_54161

Bir süre daha yol aldıktan sonra Himba Köyüne vardık. Köyü bir müzeyi gezermişcesine geziyorsunuz. Himbalar Afrika’nın en ilginç kabilelerinden birisi. Akrabaları sayılan Herero’lar gibi Almanların etkisinde kalıp Viktorya stilinde giysilere geçiş yapmamışlar. Hala kırmızı renkli örme saçları, keçi derisinden etekleri ve eski adetlerini devam ettiriyorlar. Benim Afrika kabilelerinden birisi olarak ziyaret ettiğim Mursilerden sonra gördüğüm en ilginç kabile diyebilirim. Sayıları 50000 civarında  olduğu düşünülen ve Kuzey Namibya’da yaşayan etnik bir grup. Kunene Nehri boyunca yaşıyor ve hayvancılıkla uğraşıyorlar. 

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Bizi köyün girişinde çocuklar karşıladılar. Aslında belli ki bu tip ziyaretlere çok hazırlıklılar. Bize şarkılar söylediler. Öğretmenleri sordu, çocuklar yanıtladı. Öğretmen ne sordu az buçuk anladık ama doğru yanıt verdiklerini çocukların sevinç çığlıklarından kesin anladık. Bizi çocuklarla tanıştırdıkları yer ana okulu benzeri, tek odalı kerpiçten yapılı binaydı. Öğretmenleri ise karnı burnunda bir Himba kadınıydı. Çocuklarla olmak, başlangıçların en güzeli oldu. Poz poz fotoğraf çektik. 

IMG_5383.jpg

Köye şefin izni olmadan girmek mümkün değil. Şef de tam şefti doğrusu. Bize bir selamlama ritüeli öğretildi; “Moro Perivi Nawa”. Bu kelimelerin anlamı “Merhaba, Nasılsınız? Ben iyiyim.” Kabilede erişkin kime temas etsek aynı sözleri söyleyip özel bir şekilde el sıkıştık.

IMG_5461.jpg

Köyde şeften ve köyün girişinde bize katılan rehberden başka erişkin erkek yok. Erkeklerin yaptıkları tek iş hayvan otlatmak. Bunun dışında aklınıza gelebilecek tüm işler Himba kadınlarının sırtında.

IMG_5436.jpg

Himba kadınları keçi yağı, birtakım otlar ve özel bir topraktan elde ettikleri otjize denen turuncu renkte macunu vücutlarına sürüyorlar. Bu sadece güzelleşmek amacı ile yapılmıyor. Bölgenin aşırı sıcak, kavurucu güneşinden, böcek ve sineklerinden de ciltlerini korumak için sürülüyor. Ortamda su yok, uzaklardan taşınmak zorunda ve yıkanmak lüks kaçıyor. Yüzyıllar içinde Himba kadınları şartlara uymuş ve içine kattıkları bitkilerle aromatize edilmiş bu özel turuncu renkli macunu, bu şartlarda, bu ortamda dertlerine deva etmişler.

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

IMG_5607Genç Himba kızları ergenliğe kadar, saçlarını ikiye ayırıp yüzlerinin önüne gelecek şekilde örgü yapıyorlar. Ergenlikten sonra ise tereyağı, çamur, aşı boyası ve keçi kılıyla karıştırdıkları macunu birden çok saç örgüsünün üzerine kaplıyorlar. Ergenliğe geçiş yapan genç kızın başına oğlak derisinden yapılan bir taç takılıyor. Böylece evlenme yaşının geldiği ilan edilmiş oluyor.

IMG_5626.JPG

IMG_5350Erkekler ise evlenene kadar göz hizasında uzayan tek bir örgü yapıyor. Evlenen erkekler başlarına bir bez bağlıyorlar. “Benim başım bağlı” anlamında olsa gerek. Ama erkekler batılı tarzda giyime daha çok eğilimli. Sanki şef bile ortama uymak için geleneksel kıyafeti içerisinde.

Erkekler birden fazla kadını kendilerine eş olarak alabiliyorlar. Haliyle ortalık çocuk kaynıyor.

Rehberimiz bize bir kadının günlük bakımının yapmasını, uygulama yapan bir kadın eşliğinde anlattı. Kadınlar düzenli olarak saç bakımlarını yapıyorlar ve kokulu bitkileri yakarak, onların dumanları ile yıkanıyorlar.

IMG_5568.jpg

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

En sonunda köy meydanına toplanan tüm kabile kadın ve çocukları hediyelik eşyalarını sergilediler ve satışa sundular. Elimizi turuncu renge boyayan ve Himba kadınlarının kullandıkları macunla kaplanmış bir heykelcik aldık ve evimizin bir köşesine koyduk. 

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Köy gezimizi bitirip çıkarken geriye dönüp baktığımda, çocuğun her yerde çocuk olduğunu ispatlarcasına, Himba çocukları asli işlerine yani oyunlarına dönmüştü. 

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Köyden sonra Etosha Ulusal Parkına doğru yollara düştük. Orada 2 günlük gezimiz oldu ama onu bu sayfalara sığdırmasam iyi olacak. Bir daha ki yazı konum olarak kalsın Etosha Ulusal Parkı.

Image-1Sanal Gezgin arkadaşlarım, Himba insanları ile ilgili paylaşacaklarım bu kadar. Namibya gezisinde Himba köyünden getirdiğim heykelciği balkona koyduk. Nedeni boyası akıyor ve mobilyaları boyamasını istemedik. Ne zaman balkonda sigara keyfine çıksam o heykelcikle göz göze geliyorum. İçimi, çok özel insanları, yaşadıkları ortamda tanımış olmanın mutluluğu ve ayrıcalığı kaplıyor. Yüzümde bir gülücükle elimi o heykele sürü veriyorum. Ama elime Himba kadınlarının olumsuz ortam şartlarını düzeltmek için buldukları ve yüzyıllardır kullandıkları o turuncu renkli boya gelince yüzümdeki gülücük bir anda kayboluyor. Aklıma yaşadığım şartlarda elimi yıkamak için muslukta akan suya götürmenin ve temizlenmenin kolaylığı fikri geliyor.

IMG_5526

Bu yazıyı yazarken fark ettim ki Himba kadınları hiç gülmüyor, gülen tek Himba çocukları. Dünyanın bir kısmı aç, susuz ve şartları rezalet halde ve nasıl gülünebilinir ki o halde? Gelenekleri yaşamak ve yaşatmak için illa olumsuz şartları devam ettirmek ve o şartlarda kalmak gerekmiyor! Gezmenin güzelliğini sadece verdiği tatlarda değil, farkında olmada da bulmamız gerekir diye düşünüyorum. 

Gezekalın ve gezip gördükleriniz farkındalık yaratsın…

Dr Ümit Kuru

19.09.2018 Saat 00:01

 

 

 

 

Afrika Cömerttir: Namibya (Etosha Ulusal Parkına Doğru)

IMG_5152

Swakopmund, Namibya gezimizin içinde deniz olan kısmıydı. Bundan sonrası ise artık Afrika’nın vahşi hayatına tanıklık etmekle geçecek.  Bugün Namibya’nın Damara Bölgesine doğru yaklaşık 400 km sürecek olan yolumuz var. Ondan sonrası ise Etosha Ulusal Parkında safari olacak.

Tam ekran yakalama 10.09.2018 105500-001.jpg

788px-Namibia_homelands_78

ilk ziyaret yerimiz Skeleton Coast  (İskelet Sahili) oldu. İskelet Sahili denince Namibya ve Angola’nın, sırasıyla, Kunene ve Swakop Nehirlerinin arasındaki Atlantik Okyanusu’na bakan Kuzey Doğu ve Güney sahillerini anlıyoruz. Namibya’lı yerliler bu sahile “Tanrının kızgınlıkla yarattıkları topraklar” demişler. Bunun nedeni bu sahillerde bulunan binin üzerinde gemi enkazı. Denizin içindeki kayalık yapılar ve sörf yapanlar için bir cennet olan dev dalgalar nedeni ile 500 km uzunluğundaki bu sahil gemi enkazları ile dolu. 

 

IMG_5021-001.JPG

Sahile vuran balina ve fok iskeletleri nedeni ile de bu isim uygun görülmüş olabilir. Yolumuz uzun olunca İskelet Sahilinde hemen ulaşılabilir en kolay gemi enkazına gittik ve bol bol fotoğraf çektik.

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Henties Körfezi, Dorob Ulusal Parkı, Khorixas istikametinde epey bir yol aldık. Namibya’nın bu yöndeki yolları çukurlu değil ama stabilize ve yol boyunca toz toprak içinde kalmamak pek mümkün değil. Araç kapalı bir araç olsa bile aracımızın içine toz girdi. Yolunuz üzerinde, yol kenarında bir sürü hediyelik eşya satan yerli halkı göreceksiniz. Tozdan rahatlamak için iyi bir sebeptir, onları es geçmeyin, bol bol mola verin derim. 

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Brandberg Dağı yolumuz üzerinde. Bu dağ Namibya’nın en yüksek dağı ama benim sizlerle bu ismi paylaşmamın nedeni en yüksek dağ olmasından değil. 2600 metrelik bir dağın yüksekliğinden ne olacak ki?   

1200px-Weiße_Dame_Brandberg.JPG

Kaynak Wikipedia:White Lady

Ama bu dağda bulunan ve bir mağara içindeki granit taşa 2000 yıl önce resmedildiği kabul edilen “Beyaz Kadın-White Lady-”  adlı bir resim, bu dağı meşhur kılıyor. Buraya biz gidemedik. Bir yandan bu konuyu çok da dert etmedim. Çünkü bugün gezeceğimiz Twyfelfontein zaten eski Afrikalıların taşa yaptıkları sanatı göreceğimiz UNESCO Dünya Mirası Listesindeki yerlerinden. Gerçi orada göreceklerimiz oyma, White Lady ise taşa yapılan resim ama yapacak bir şey yok.  Rehberin söylediğine göre bölgede bulunan fillerde sorun yaratıyormuş. Bu çölde fil ne arıyor dedik rehbere, yanıtı bilindik oldu; Ortama adaptasyon. Etosha’dan buralara kadar gelen bir avuç çılgın fil 1-2 hafta susuzluğa katlanır olmuşlar. 

IMG_5036.JPG

Namibya’nın içlerine girdikçe yollarda ilk vahşi hayvanları da görmeye başladık . Gerçi gördüklerimiz 3 adet deve kuşuydu ama olsun, yine de heyecanlandık. 

IMG_5053

Namibya yarı değerli taş meraklıları için bir cennet. Yol boyu Darma yerlileri bu taşları koydukları tezgahlarda satıyorlar. Darma yerlileri Namibya etnik grupları içindeki dağlık alanlarda yaşayan insanlar. Bizim gruptan meraklıları alınca, merakım olmadığı halde ben bile aldım birkaç tane taş. Yani artık yeni bir merakım oldu.

P7260029.JPG

Yolda durmak için bahane arıyoruz ya, bir de Herero yerlilerinin tahta oyma ve dokumalarını sattıkları tezgahlarda mola verdik. Herero yerlileri ise hayvancılıkla uğraşan göçebe etnik grup. Bu grubun en önemli ayırt ettirici özellikleri giysileri.

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Almanlardan etki ile, adeta gece baloya gidermiş gibi bol ve uzun ama balo ciddiyetine uymayan canlı desen ve renkte elbiseleri,  besledikleri sığırlara saygı ve minneti yansıtan ve adeta boynuzu andıran şapkaları ile Hereroları diğer etnik gruplardan ayırt edebiliyorsunuz. Bu grup arasında çıplak ve kiremit renkli boyalı saçları ile bir Himba yerlisi de vardı. 

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Twyfelfontein kaya oymalarına gitmeden önce yemek ihtiyacımızı giderecek bir yere gittik. Burası aslında konaklama yapabileceğiniz bir yerdi. Kayaların arasında insanın pek kalmak istemeyebileceği bir yeri, yapabildikleri kadar lüks yapmışlar ve ortamın doğasını da hiç bozmamışlar. Zaten Namibya ile ilgili en önemli gözlemim o fakirliğin arasında doğayı bu kadar güzel koruyarak, etrafta çer-çöp olmadan temiz tutmaları oldu.

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Twyfelfontein Country Lodge adlı yer bence çok iyi bir seçimdi. Sevgili Aykut ne istediğimizi iyi bildiğinden bu otantik yeri seçmiş, iyi de etmiş. Burada bile binlerce yıl öncesinden seremonik kaya oyma figürleri vardı. 

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Yemek sonrasında günün en önemli gezi yerine, Twyfelfontein kaya oymalarına ulaştık.  

IMG_5151.jpg

Burada Geç Dönem Taş Devrinde yapıldığı düşünülen kayalara oyulmuş eski Afrika insanlarının eserleri mevcut. Belki o dönemde kayalara yaptıkları oymaları sanat eseri olarak görmediler. Geleceğe aktarmak gibi bir niyetleri de yoktu. Korktukları, avladıkları, taptıkları hayvanları kayalara oydular, mağara duvarlarına resmettiler.

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Neden yaptılar bilmem ama 2007 yılından beri UNESCO Dünya Mirası Listesinde olan bu yeri tam bir açık hava sanat galerisini gezermiş gibi gezdim. 2000’den fazla yıl önce burada birilerinin yaşadığını düşündüm ve kayalara oydukları zürafa, fil, oriks, gergedan, deve kuşu gibi hayvanları tanıdıkça da çocuklar gibi sevindim. El izleri oymalar ise sanki yapanların imzaları gibiydi. Kıssadan hisse Namibya’ya gelmişseniz burası görülmeden Namibya’dan dönülemez. 

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Khorixas’ın 50 km Batısında, Namibya’nın bir diğer önemli yeri olan Taşlaşmış Orman gezi yeri var.

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Şöyle bir gözlerinizi kapatıp hayal etmenizi istiyorum. Çünkü buraları gezerken olayı canlandırmadan gezerseniz eminim çoğunuz “Ne işim var bu taş topaç arasında” dersiniz.

Dünyada daha kıtalar, bugünkü gibi oluşmamış. Dünyanın tek kıtası -ki buna Pangea deniyor- yeni yeni parçalanmış (yeni yeni derken milyonlarca yıllık süreçten bahsediyorum). Bu büyük parçalardan Güney yarım kürede olanda – ki buna da  Gondwana deniyor- buzul çağlarından bir tanesi sona ermiş ve arkasından dünyanın ısınması ile büyük seller yaşanmış. Size bahsettiğim olaylar 280 milyon yıl öncesi. İşte bu seller beraberinde ağaç,taş, kum artık önüne ne kattı ise, her yere olduğu gibi, buralara da taşımış.

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Ağaçlar tonlarca ağırlıkta çamur ve taşın altında milyonlarca yıl kalmış. Organik materyal silisik asitle yok olmuş ama bu materyalin yerini artık kuvarts almış. Yani ağacın gövdesi taşlaşmış. Ortaya da bugün gezdiğimiz Taşlaşmış Orman çıkmış. Namibya’daki bu ormanı 1940 yılında iki çiftçi fark etmiş. 1950’de de bölge koruma altına alınmış. Burada bulunan ağaçlar bu bölgede binlerce yıldır yetişmeyen ağaçlar. Bazı ağaç fosillerinin boyu 45 metreyi buluyor. Bu benim ilk taşlaşmış orman gezdiğim yer değil. Bir tanesini de Midilli Adasında gezmiştim. O zaman daha da fazla etkilenmiştim. 

Evet sevgili Sanal Gezginler, bir gün daha bitti. Bir gün, milyarlarca yıllık devam eden süreçte ne kadar komik kalıyor. Bir günü anlatırken milyonlarca yıl önceki selleri, binlerce yıl önce bölgede yaşamış insanları satırlara dökmek ne kadar kolay geldi şu an bana.

Hayat kısacık ve galiba makro düşüncede çok da anlamsız. 

Yani demem o ki Gezekalın ve Hoşcakalın…

Dr Ümit Kuru

12.09.2018 Saat 02:24

P7260078.JPG

 

 

Afrika Cömerttir: Namibya (Swakopmund)

IMG_3998-001.JPG

Sabah erkenden Swakopmund’dan Walvis Bay’da (Türkçe karşılığı Balina Körfezi) Sandwich Limanı’na  doğru hareket ettik. Bugün tekne ile körfez turu yapacağız. Swakopmund’da kaldığımız otel ile teknelerin kalktığı liman arası 45 km kadar. 

IMG_3935-001IMG_3943-001OLYMPUS DIGITAL CAMERA

Sabah liman, bizim gibi tura çıkmak için bekleyen ziyaretçilerle doluydu. Bu turda sabah saat 09/10 arası tüm tekneler limandan ayrılıyor. Yaklaşık olarak 4 saat süren bir tur bu. Grup büyüklüğüne göre değişiyor ama teknelerin çoğu katamaran. Daha tekne hareket bile etmeden ve biz ne olduğunu anlamadan teknenin ilk körfez misafiri geldi. Biz fok göreceğiz diye onlar için tekne turu almışken, aniden denizden teknemize zıplayan bir fok hepimizi başta ürküttü. Meğerse burada bazı foklar, sanki teknenin kadrolu elemanı gibiymişler. Epeyce iri bir fok teknemize çıkıp, personelin kendisine sunduğu balıkları bir güzel midesine götürdü. 

P7250021.JPG

Aynı arsızlığı pelikanlarda gösteriyorlar. Pelikanları bu kadar yakından, hemen yanı başımızda ve detayları ile görmemiştik.

IMG_3969.JPG

Gezi boyunca foklar başta olmak üzere, beyaz pelikan ve Heaviside (Benguela) yunuslarını görüyorsunuz. Zamanına denk gelirseniz balina da görülüyormuş. 

IMG_4400

Körfez gezisi en uzak olarak fok kolonisinin bulunduğu bir kumsala gidiyor. Buraya kara yoluyla da gidiliyor. Foklar sahili sese boğmuşlar, bağırışıp duruyorlar.

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Biz bunun üstüne bir de Güneş (Ay) Balığı gördük. Aslında bu balık orada olduğumuz dönemde görülmezmiş.

IMG_4507.JPG

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Asıl görmek istediğimiz yunuslar ise artık dönüş yolundayken kendilerini gösterdiler. “Biz bu tekneyi denizde geçeriz” edasında bizimle biraz yarışıp mavi derinlerde kayboldular. 

IMG_4544.JPG

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Teknede sizlere, istiridyenin de içinde bulunduğu, açık büfe yemek de ikram olarak sunuluyor.

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Tekneden indikten sonra bir lagüne gidip Pembe-beyaz renkli tüyleri ile Küçük Flamingoları da gördük. Kuşlara pembe rengini veren beslenme alışkanlıkları ile yedikleri besinler içinde bulunan fotosentetik pigmentler. 

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Tekne gezisi sonrasında Swakopmund’un teneke evlerini gezmeye gittik. Swakopmund Şehri sahilindeki evler şehir popülasyonu hakkında doğru bilgi vermiyor. Buralarda beyaz insanlar çoğunlukta. Yani eski/yeni sömürgeciler şehrin bu lüks kısmında oturuyorlar.

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Aslında yerli halkın çoğu tenekeden yaptıkları derme çatma evlerin oluşturduğu Mondesa ve toplu konutlara yerleştirilmek için geçici evlerde bekletilen insanların oluşturduğu DRC dedikleri (açılımı Democratic Resettlement Community) semtlerde oturuyorlar. Biz bu mahalleleri gezip halkın yaşam koşulları hakkında bir fikir edineceğiz.

OLYMPUS DIGITAL CAMERA

Bu mahallelerde yaşayan yerel bir rehber alarak gezimize başladık. Swakopmund’ta kaldığımız otel ve çevresi mahallerde ne kadar lüks bir yaşam ve temizlik varsa buralarda bir o kadar fakirlik ve yoksunluk var. Evlerin çoğu tenekelerden yapılma.

IMG_4803IMG_4860IMG_4861

İnsanlar evlerin dışında ikili üçlü gruplar halinde muhabbetteler. Varlığımız onları rahatsız etmiyor ve hatta pek umursadıklarını da söyleyemem. Şahit olduğumuz fakirlikten ziyade, şehrin iki yakası arasındaki uçurum rahatsız edici.

Buralarda bazı okullarda yabancılar, teneke evlerden daha hallice yapılarda çocuklara eğitim veriyorlar. Bu okullardan bir tanesini gezdik. Yirmili yaşlarına henüz varmış 2 Alman kızcağızım Namibya’nın bu fakir köşesinde çocukların eğitimine gönüllü olarak katkıda bulunuyordu. Yaklaşık 1 yıldır buradalarmış. Onlar gibi buralara gönüllü hizmet vermeye gelmiş bir Türk gencinden de bahsettiler. Kimimiz masa başında sosyalist, bu gençler gibi kimileri de pratikte ve gerçek uygulamadalar! Bilgilerini, dağarcıklarındaki paylaşıyorlar.

IMG_4902

Namibya çocukları ise, dünyanın zengin fakir her köşesinde olduğu gibi, ellerinde ne varsa onu oyuncağa çevirmiş, çocukluğunu yaşıyordu. 

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Rehber bizi yerel sanatçı dediği bazı insanların mekanlarına da götürdü. Bu kişilerin yapıtlarının sanat eseri olduğu çok tartışılabilir ama biz bu ortamda işin pek sanat tarafında filan değiliz. Kendimizce, bize satın alabileceğimiz ne sunulursa, pazarlık filan etmeden alışveriş yaparak katkıda bulunmaya çalışıyoruz. Herhalde Namibya’da satın aldıklarımızdan benzerleri içinde en pahalılarını burada almışızdır. 

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Teneke Mahaller gezimiz bizi Afrika’nın genelindeki acı gerçekler ile tanıştırdı. Araca atlayıp, yemek yiyeceğimiz modern ve lüks semte geri döndük.

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Sahilde yürürken düşünceler biraz karışık olsa da midemizin “acıktım” sesi artık düşüncelerimizi bastırmaya başlayınca Light House adlı bir restorana yerleştik.

Hepimiz bir ana öğün istemekle yetindik ama önümüze gelen öğünlerin büyüklüğü ile  gezdiğimiz okulun çocukları doyardı eminim. Bu dünya böyle bir dünya işte. Afrika’da da nimet bol ve Afrika’da cömert.. Ama her yerde olduğu gibi parası olana.

P7250323.JPG

Ne mesajı vermek mi istedim? Valla ben de bilemedim 🙂

Ulusumuzun en önemli bayramı, 30 Ağustos Zafer Bayramı, hepimize kutlu olsun..

Gezekalın…

Dr Ümit Kuru

31.08.2018 Saat 00:35

 

Afrika Cömerttir: Namibya (Swakopmund’a Doğru)

IMG_3767.JPG

Bir önceki gün sabah erkenden başlayan ve günün ilerleyen saatlerine kadar devam eden aktivitelerin verdiği yorgunluğu ertesi gün geç uyanarak ve uzun bir kahvaltı ile attık. Ben kahvaltı masasından erken ayrılıp kamptan ayrılmadan önce kırmızı göğüslü örümcek kuşu ve beç tavuklarının fotoğraflarını çekmeye çalıştım. Namibya gerçekten tam bir kuş cenneti.

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Bugün hedefimiz Atlantik kıyısındaki Swakopmund kentine ulaşmak. Konaklamamız orada 2 gece şeklinde olacak. 300 km’yi geçen bir yolculuğumuz olacak ve duraklama yapmazsak 4 saate yakın sürecek. Biz ise Moon Valley (Ay Vadisi) de bir mola vermek istiyoruz. 

IMG_3584.JPG

Toz toprak yollara düştük. Bir süre sonra Oğlak Dönencesi tabelası yazan bir noktada durduk. Güneş ışınları yılda iki kez yeryüzüne dik açı ile geliyor. Bunlarda Kuzeyde ve Güney yarım kürede 23º-27 dakika enlemlerine denk gelen zamanlar olup, bunlara dönence adı veriliyor. Kuzeyde olana Yengeç, Güneyde olana Oğlak Dönencesi deniyor. Sıcağın Kuzey ve Güney sınırları dönence ile belirleniyor. Namibya Oğlak Dönencesi enlemi üzerinde bulunan 10 ülkeden biri ve bizim bulunduğumuz bu nokta, bu enlemi gösteriyor.

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Kuiseb Geçidinden geçerken küçük bir mola verip etrafı fotoğrafladık. Bu bölümlerde coğrafya farklı olmaya başladı. Windhoek’in Batısındaki dağlardan doğan ve 500 km ilerleyip çoğu zaman Atlas Okyanusuna ulaşamadan kaybolan Kuiseb Nehri’ni hiç göremedik ama onun şekillendirdiği kanyondan yolumuza devam ettik.

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

indirYola devam edip de, Swakopmund’a 60 km kadar kala Namibya için önemli bir bitkinin bulunduğu yere ulaştık. Namibya bu bitkiyi ulusal  arması içine katmış. Armada en alttaki şekil bu bitkiyi temsil ediyor. Bu bitkinin adı Welwitschia Mirabilis. Bitki Namibya’da bir Namib Çölü ‘nde, bir de Güney Angola’da bulunuyor ve burası için endemik bir bitki. Yerliler ona “çölün soğanı” ismini takmışlar. Namibya bu bitkiyi armasına koyduğuna göre güzel, çiçekli, havalı bir bitki bekliyorsunuz değil mi? Hayal kırıklığı yaşayacaksınız! Hiç bir çiçeksever, hiç bir bahçe sahibi bu bitkiyi bahçesini güzelleştirsin diye bahçesine koymazdı. 

IMG_3614.JPG

1859’da ilk defa Avusturya’lı botanikçi Friedrich Weltwitsch bu garip, çirkin görünüşlü, uzun ömürlü, 2 yaprak ve bir kökten oluşan bitkiyi bilim dünyasına tanıtmış. 2 tane yaprak deyip geçmiyoruz. Bu yaprakların boyu 8 metreye kadar ulaşabiliyor. Yapraklar uzadıkça birbiri üzerine kıvrıldığından  garip şekiller alıyor. Kök uzamak yerine kalınlaşarak derine doğru büyüyor. Yeraltında suyu hangi derinlikte bulursa o seviyeye kadar iniyor.  Yaprakların geniş yüzeyleri ise suyun depolamasında rol oynuyor. Bu nedenle çöllerde uzun yıllar yaşayabiliyor. Ömürleri 400-1500 yıl arasında olabiliyormuş. Bu bitkinin bir özeliği ise erkeğinin ve dişisinin olması.

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Bitki susuzluğa ve çöl koşullarına yüzyıllarca dayanabiliyor ama insanoğlu rahat bırakırsa! Hemen yakın çevrede Rusların işlettiği uranyum madeni faaliyete geçtiğinden beridir bu bitkinin yaşamı kısalmaya ve ölmeye başlamış. Bu bitkinin çevresine koruma alanları yapmışlar güya ama dinazorlar çağının bitkisi kabul edilen Welwitschia Mirabilis’in maalesef soyu tükenmeye doğru gidiyor.

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Bizim ziyaret ettiğimiz alanda çevresi tellerle çevrilmiş bitkinin 1500 yıllık olduğu biliniyor. 

IMG_3661.JPG

Moon Valley (Ay Vadisi) doğrusu benim pek ilgimi çekmedi. Milyonlarca yol öncesinden başlayan ve yer altından yer üstüne çıkan Damara Granitleri, Swakopmund Nehri ve rüzgarın etkisi ile erozyona uğramış ve ayın yüzeyi gibi boş, verimsiz, sevimsiz bir yeryüzü şekli halini almış. Görmesem de olurdu dediğim yerlerdendi.

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Sonunda öğleden sonra Swakopmund’a girdik. Şehrin adı, “Swakop (Nehri) Ağzı” anlamına gelen Almanca bir kelimeden geliyor. Şehri 1892 yılında Almanlar kurmuşlar. Amaçları ise ticaretleri ve ülkeden sömürdüklerini gemilere yükleyebilecekleri bir liman şehri kurmakmış. Zaten şehri gezerken Alman tarzı bina yapılarını görebiliyorsunuz.  

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Doğrudan kalacağımız otele gittik. Burada kaldığımız butik otel, rastladığım en güzel butik otellerdendi. Şaşırtıcı olarak banyodaki sıvı sabun şişelerinin üstünde Mevlana Celalettin Rumi’ye ait “Kendini okyanusta bir damla sanma. Bir damlanın içinde kocaman bir okyanussun. ” yazısını gördük. Odada bulunan beleş şarap ise işin bonusu oldu.

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Günün bence en önemli aktivitesi Swakopmund sahilinde güneşi batırmaktı. Bunun için saat 17:00 civarında sahile gittik ve gün batımı için ellerimizde biralarımızla sahilde yerimizi aldık. Size tavsiyem güneşi Tiger Reef adlı bir mekanda elinizde içecekle batırın. Bu arada benim ülke pahalılık kriterimle ilgili fikir de vermek isterim. Namibya para birimi Namibya Doları. Bir Amerikan Doları ile yaklaşık olarak 13.5 Namibya Doları alıyorsunuz. Namibya yerel biralarından en çok Tafel Lager’i sevdim. İçtiğiniz yere göre değişiyor ama ortalama bir küçük şişe Tafel bira için 20 Namibya Doları ödüyorsunuz. Bir şişe su  markette 7 Namibya Doları. 

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Sahil bizim gibi gün batımını deniz kenarında izlemek için bekleyen insanlarla dolu. Burada gün batımına mutlaka şahit olmalısınız.

Sonraki yazıya Swakopmund’da denizde botla safarimiz var.

Bir yere söz vermeyin, beklerim Sanal Gezginler…

Gezekalın.

Dr Ümit Kuru

14.08.2018 Saat 22:55

P7240100.JPG

 

 

 

 

 

Afrika Cömerttir: Namibya (Sossusvlei’nin Kızıl Kumulları)

IMG_3263.JPG

Namibya’da bol miktarda (tam olarak 12 adet)  Ulusal Park mevcut.  Bunlardan en çok bilinenleri Etosha, İskelet Sahili, Bwabwata ve Namib-Naukluft Ulusal Parkları. Namib-Naukluft Ulusal Parkı, dünyanın en eski çölü kabul edilen Namib Çölü’nün bir bölümünü içine alan bir park. Toplam alanı 50000 km²’yi buluyor.

IMG_3057.JPG

Parkta 4 bölüm var: Sossusvlei ve Sesriem, Naukluft, Namib bölümü ve Sandviç Limanı. Parkın en çok ilgi çeken ve ziyaret alan bölümü Sossusvlei.

IMGP6981 (1)-002.JPG

Atlantik Okyanusundan gelen nemli hava, özellikle Şubat-Nisan aylarında bu parka yağmur olarak düşüyor.  Sis getiren rüzgarlar parkın kumullarını ve portakal renkli görünümünü de yaratıyor. Zamanla toprakta bulunan demir oksitlendikçe portakal renkli kumullar oluşuyor. Kumul ne kadar yaşlı ise renkte o kadar canlı portakal renk oluyor. Zaman da öyle 3-5, 10 yıl değil, yüzyıllar geçmesi gerekiyor. Buradaki kumullar dünyadaki çöller içinde en uzun olanları ki boyları 300 metreden fazla olanlar var. Sahile yani ıslak kısımlara yaklaştıkça da kumulların boyu kısalıyor. Zaten bu kumulların Atlantik Okyanusuna kavuşan Sandviç Limanı gibi bölgelerde olanları Dünya Kültür Mirası Listesi içinde olan doğa harikası yerler. işte biz bugün bu önemli bölgeyi gezeceğiz.

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Kaldığımız yerden parkın girişine kadar toplamda yaklaşık 70 km yol var. Tahmin edeceğiniz gibi yol toz toprak ve park yoğun ilgi gören bir yer olduğundan kalabalık oluyor. Sevgili Aykut ve Namibyalı şoförün aldıkları doğru bir kararla sabahın 05:00’i gibi yollara düşüyoruz. Amacımız sabahın kalabalığına yakalanmadan sıraya girip, ışığın en güzel zamanlarında kumullarda olabilmek. Yani sabahın 05:00’in de ayak üstü kahvemizi içip, kumanyalarımızı alıp yollara düştük.  

IMG_3054.JPG

Park girişine vardığımızda 3. araba olarak sıradaydık. Kısa zaman içinde arkamızda epey bir sıra oluştu. Namibya’da tüm ulusal parklara giriş ve çıkışlarınızı kayıt altına alıyorlar. Sabahları çöl çok soğuk oluyor. Araç içinde olmamıza rağmen epey üşüdük. Bu aktiviteler için yanınızda mutlaka polar olsun. Sabahın ilk ışıkları ile kuş cıvıltıları da duyulmaya başladı. Saat 07:30 gibi de park açıldı ve hemen gezimize başladık. 

IMG_3081.JPG

Parkın girişinden sonraki 45. km de park içinde önemli bir ziyaret yeri olan Dune 45’e (Kumul 45) ulaştık. Dune 45 adı bu kumulun hem girişten sonraki 45 km’de ve hem de 45º eğilime sahip olmasından kaynaklanıyor. Genelde bu kumulda yürüyüş yapılıyor. Biz de araçtan inip Dune 45’de yürüyüşümüze başladık. Yükseldikçe nefesimiz sıklaşmaya ve terlemeye başladık.

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

İncecik, sabahın bu erken saatlerinde bile sıcaklığını hissettiğiniz kumlara bata çıka 45º eğimle yürüyüş zorladı. Tepedeki düzlük alana gelince biraz rahatladık ve nefes alışımız, kalp atışımız düzelmeye başladı. İşte o andan sonra civarı seyretmeye ve fotoğraflamaya başladım. Sağa sola dizili, koyulu açıklı portakal renkli kumullar ve aralardaki bazen kül ve bazen de beyaz renkli düzlük alanlar ve yapraksız, sadece kurumuş artık odunsu hale gelmiş dallardan oluşan ağaçlar ortama çok mistik bir hava veriyor. Ortamı bu yükseklikten seyretmek muhteşem bir deneyimdi. Bu etkileyici cansızlığın ortasında bizlerden başka tek yaşam belirtisi nereden ortaya çıktığı belli olmayan oriksdi.

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Çıkış sonrası iniş kolaydı. Kumulun eteklerine yayıldık ve artık iyice hissedilen sıcakta tırmanışa yeni başlayan arkadan gelen gezginleri biraz izledik.

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Dune 45 gezisi sonrasında aracımızla parkın içinde ilerlemeye devam  ettik. Bu sefer hedefimiz Deadvlei. Buraya kadar kendi aracınızla gidemiyorsunuz. Son 5 km’lik kısmı parkın özel araçları ile gidiyorsunuz. Deadvlei benim gezdiğim yerler arasında en etkilendiğim yerlere kesinlikle girdi diyebilirim. Sossusvlei’de Dune45 gibi kumullar arasındaki düzlük alanlar tuz tabakası kaplı topraklar.

IMG_3261.JPG

Ancak Deadvlei de bulunan Big Daddy gibi dünyanın en büyük kumulu arasındaki topraklar killi topraklar ve beyaz renkli. Buraya geldiğimizde dünyanın en büyük kumuluna doğru yürümeye yeltenmedik. Deadvlei’ye kadar 1.5 km’lik bir mesafeyi yürümeniz gerekiyor. 1.5 km’de geri döneceksiniz. 

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

1.5 km’yi yürümek zor değildi ama yukarıda bahsettiğim Atlantik rüzgarına fena yakalandık. Rüzgar ve havalandırdığı kum ortama ve fotoğraflarımıza müthiş bir güzellik kattı. Ancak rüzgarın havalandırdığı kumun burun, kulak, göz gibi girmediği yerimiz kalmadı. Bu aşamada yanımızda basit bir maske olmamasına hayıflanmadım değil doğrusu. Size tavsiyem gereğinde maske olarak da kullanabileceğiniz bir “buff” u yanınızda taşımanızdır.

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

IMG_3306

Deadvlei’de epey bir zaman geçirdikten sonra Namib-Naukluft Ulusal  Parkının bir başka köşesine, Sesriem Kanyonu‘na doğru yola çıktık. Kanyon park girişinden 5 km sonra bulunuyor. Genelde önce aşırı sıcağa kalmadan kumullar ziyaret ediliyor, öğlen sıcağında ise kanyonun gölgesinde gezi yapılıyor.

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Kanyonun adı, buranın kaşifleri olan Hollandalı öncülerin, kanyondan su çıkarmak için kullandıkları  kovaların kanyonun dibindeki suya ulaşması için 6 (ses) deri askının (riem) bağlanması ile oluşan halatın gerekmesinden geliyor. 30 metre derinlikte ve 1 km uzunluğunda olan kanyon bizim olduğumuz zaman kuruydu. Kumullarda harcadığımız efor ve artık acıkmanın verdiği kan şekeri düşüklüğü kanyon boyu yürümemiz konusunda isteksizlik yarattı. 

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Kanyon sonrası öğle yemeği yendi ve parktan çıkıp yorgun argın ama gün içinde şahit olduğumuz güzelliklerin ayrıcalığını da hissederek konakladığımız otele geri döndük. Hiç abartmıyorum ayakkabımdan bir çay bardağını dolduracak kadar kum çıktı. Odamızda aldığımız duşta, saçımızın arasına girmiş kumları çıkartmak zaman aldı.

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Bu yazıyı yazarken “keşke sabah balonla kumullar üzerinde uçuş yapan bir tur alsaydım” diye düşündüm. Sesriem Kanyonunu da yürümem gerekirdi. 

Gün bitti sanıyorsunuz değil mi? Bitmedi vallahi..

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Otelde duş sonrası saat 16:00 yapılan gün batımı safarisine katıldık. Otele ait jeeplerle civarı gezip, dün yürüdüğümüz yürüyüş yolunu ve kaldığımız oteli tepeden gördük. Yol boyu orikslerin beslenmesini izledik. Tepeden Naukluft Dağları üzerinden güneşin batışına, dolunay haline gelmesine ramak kalmış ayın ise gökyüzünde yerini alışına şahitlik ettik. Bunu yaparken elimizde içkilerimiz vardı.

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

IMG_3558-001.JPG

Akılsız, yanlış ve doğru olmayan ekonomik politikaların uygulanmasının bırakın gezmeyi, temel ihtiyaçlarımızı karşılamamızı güçleştirdiği günlere inat ;

Gezekalın…

Dr Ümit Kuru

12.08.2018 Saat 01:27