Lavantaya Gönül Veren Dostlar Arasında

IMG_8769.JPG

………………………………………………………

Ufuklara bakakalan bir çift göz
Ve içimden geçen bin bir söz
Hüzün yazıyor kalem, böyle anlarda
Özlemlerim dolaşıyor
Mor çiçekler soluyor nefesim
Bir güzel kadın düşümde deniz deniz
Kokusunda lavantaların…

Nevin Kalafatoğlu

IMG_8668.JPG

İnternette, içinde lavanta geçen ne kadar çok şiir olduğunu bir bilseniz şaşarsınız…Yukarıdaki şiir gibi, beğendiklerimden bir tanesini sizlerle paylaştım diğerlerini ise kaydettim bir taraflara. Kokusu, rengi, görünüşü ve yıllardır kullanım yaygınlığı ile aşklara, şiirlere konu olmuş lavanta çiçeği…

Nereden çıktı bu lavanta merakı derseniz, Fransa’nın Provence Bölgesinden çıktı. Benim gezilere başlangıcım, genelde, hayranlık uyandıran bir fotoğraf sayesinde olur. Fransa’nın Provence Bölgesinde lavanta tarlaları ile ilgili şurada burada müthiş fotoğraflar görüp duruyorum ve bu bölgeyi de mutlaka bir gün göreceğim. Ama son zamanlarda Türkiye’nin Kuyucak Köyü’nden de benzer fotoğraflar görüp duruyordum. Bu sene farklı bir program vardı ama kattım araya lavanta zamanı Kuyucak Köyünü de ve sizlerle paylaştım izlenimlerimi.

IMG_8680.JPG

Isparta’ya 47 kilometre uzaklıkta olan Kuyucak Köyü, Torosların eteğinde yüksek bir tepeye kurulmuş, etrafındaki yamaçların ve ovaların çoğu lavanta tarlalarıyla çevrili şirin bir köy. Kıraç ve susuz arazileri yüzünden yıllar önce göç vermeye başlayan Kuyucak Köyü’nün kaderi, bir adam sayesinde tersine dönmüş. Bölgeyi 1971’de lavanta tarımıyla tanıştıran kişi, dönemin Fransız firması Robertet ile Türkiye’de Gül Yağı Fabrikası ortaklığı yapan Zeki Konur. Fransızlarla ortaklığı babası başlatıyor aslında. Benim bu gezide tesadüfen tanıştığım ve bilgisine inandığım bir arkadaşın anlatmasına göre,  Zeki Konur Fransa’ya eczacılık okumaya gitmiş ve lavanta ile orada tanışmış. Fransa’dan melez lavanta olarak adlandırılan Lavandula İntermedia türüne ait Super çeşidini de ithal etmiş. Kuyucak Köyü başta, Keçiborlu’da bazı arazileri ekim için kiralayarak lavantanın bu türünü ektirmiş ve sonradan bu ürünleri onlardan satın almış. Belli bir süre bu kiralama ve ekim işi devam etmiş. Bu arada ürün zahmetsiz ve araziye uygun, parası da çok olunca diğer köylüler de lavanta ekimine geçmişler. Başlangıçta ekim yapılan Aydoğmuş ve Kuyucak Köylerini, Kuşçular, Çukurören ve Özbahçe köyleri takip etmiş. Yani sizin anlayacağınız yörede lavanta dikim alanları 40 yılda 15 dekardan 3000 dekara ulaşmış. Bugün Kuyucak köyünde tarım arazilerinin yüzde 75’i lavantayla kaplı. Türkiye’nin lavanta üretiminin % 93 lük kısmını bu yöre karşılıyor. Bugün köyde Birleşmiş Milletler destekli bir kalkındırma projesi uygulanıyor. Son zamanlardaki geniş medya yazıları sayesinde de Kuyucak Köyü iyice meşhur olmuş. Ben Kuyucak Köyü gezimde bir yerlerde bu insan anısına bir tabela ve hatırlatıcı bir anıt göremedim. Belki vardır, bilemiyorum. Ne olursa olsun, Zeki Konur’a bir vefa borcu var yöre insanının.

IMG_8677

Bizim ülkemize getirilen lavanta türü, hibrid bir tür. Verimi yüksek ama makbul olan Fransa’nın Provence Bölgesinde ekilen lavanta türü, Lavandula Angustifolia adlı bir tür. Daha az verimi var ancak kozmetikte daha çok tercih edilen türmüş. Bunların da alt türleri var ama rengi genelde bizimkinden daha koyu ve daha yoğun kokuya sahip.

lavandula-angustifolia-vicenza-blue-o9930-1.jpg

Lavandula Angustifolia

Yani demem o ki, galiba, o masmavi ya da daha mor lavanta türü değil bizim buralardaki lavanta türü. Lavanta bitkisi, 1 metreye kadar boylanabilen, yarı çalımsı, çok yıllık bir bitki. Lavanta bölgede özellikle haziran ayı içerisinde çiçeklenmeye başlıyor ve çiçeklenme kademeli olarak yaklaşık 45-50 gün sürüyor. Temmuz ortasından ağustos ortasına kadar lavanta biçiliyor. İlk hasat kuru çiçekte kullanılırken, yağ üretimi için geç biçim yapılıyor. Lavanta bitkisinin ekonomik olarak kullanılan kısmı ise çiçekleri. Bitkinin çiçek ve çiçek saplarından elde edilen uçucu yağ, dünyada ticareti en fazla yapılan 15 uçucu yağdan birisi.  Uçucu yağ kalitesi bu bileşenlerden linalil asetat oranına göre belirleniyor ve bizim ekili melez türden daha fazla yağ elde edilmesine rağmen, linalil asetat oranı düşük olduğundan kozmetikteki kıymeti düşük. Bu lavanta türü daha çok sabun ve suyundan tonik elde etme amaçlı kullanılıyor. Yani Lavandula Angustifolia türü pahalı kokularda bulunan lavanta türü. Bizimkini ise daha çok sabun, şampuan içine katmak için alıyorlarmış.  

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Ne olursa olsun Kuyucak Köylülerinin girişimlerini ve lavantaya bu kadar sahip çıkmalarını çok önemsiyorum. İlaç sanayinden kozmetiğe, gıdadan parfümeri sektörüne kadar pek çok kullanım alanı bulunan lavantaya sahip çıkmaları ve iyi bir reklam sayesinde dışarıya olan göçü tersine çevrilmiş. Köye başka bir canlılık gelmiş. 

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Kuyucak Köyüne Pazar günü gittim. Gördüğüm tur otobüsleri ve kalabalık anlatılacak gibi değil. Yalnız bu köyü bulmanız gerçekten zor. Keçiborlu’yu geçtikten sonra “Oto Sanayi” yazan tabelayı takip edip oraya sapmanız gerekiyor. Benim gibi, bir an “Ne işim var burada?” izlenimi yaşasanız da, bozuk bir yoldan ve köprü altından geçip, yaklaşık 5 km kadar sonra Kuyucak Köyüne ulaşıyorsunuz. Önce Kılıç Köyünü geçiyorsunuz sonra da Kuyucak köylülerinin tarlaları başlıyor zaten.

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Ben de kalabalığı ilk gördüğüm tarlada durup bol bol lavanta fotoğrafı çektim. Rengi beklentimin altında, “ya koku?” derseniz, koku alacağım diye zorlamak lazım. Ama görüntü güzel ve fotoğrafik.

Bu arada 1 hafta kadar önce o yörede gezmiş olan Teoman Cimit arkadaşımı arayıp önerisi var mı diye sordum. İyi ki sormuşum ve o da sağ olsun bana yöreden bir isim ve telefon numarası verdi. Günüm çok renklendi sayesinde. Bana verilen numarayı aradım ve telefona çıkan Hasan bey isimli Keçiborlulu birisinden Kuyucak lavanta tarlaları için tavsiyelerini sordum. Söylediği “Orayı gezin ama ben sizi daha güzel bir lavanta tarlasına götüreceğim” oldu. Kendisi ile 1 saat kadar sonra Kılıç Köyü’nde buluşmak üzere randevulaştık.

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Yola devamla Kuyucak Köyüne geldim. Köyün girişinde Kadın Girişimciler Kooperatifi var. Burada köyü ziyarete gelenlere hem yemek hizmeti sunuluyor ve hem de lavanta ürünleri satışı yapılıyor. Köy, şirin bir köy. Evlerin çoğu lavantaya atfen mor renge boyanmış. Kerpiçten, avlulu evleri ile köy gibi bir köy! Her evin önünde lavanta ve ürünleri satılıyor. Lavantadan taçlar yapılıyor. lavanta yağı, sabunu, suyu, kurusu satılıyor. İş, lavanta balı üretimi, lavanta dondurması, lavanta çayına kadar ilerletilmiş. Her tezgahın önünde ise müşteri var.

IMG_8721

Hemen köyün kahvesine gidip, ziyaretçileri büyük bir memnuniyetle seyreden köy halkı arasına karıştım. Benim esas ilgilendiğim onların ne gördüklerini öğrenmek ve onlarla temasta bulunmak. Mutlaka güzel bir şeyler çıkar köyün kahvelerinden. Güzel sohbetimiz oldu, çaylarını içtim. Memnuniyetlerini dinledim. Birisi ne meslek yaptığımı sordu. “Doktorum, İstanbul’dan geldim” dedim. Bir an da kahve halkı ayaklandı ve başıma üşüştüler. Belli, herkesin sağlık sorunu var. Ne doktoru olduğumu sordular. “Çocuk Doktoruyum” dedim. Bir anda hepsi tekrar yerine oturdular. Biraz bozulsam da, tatilimde meslekle ilgili sorunlarla karşılaşma olasılığının kaybolduğuna sevinmedim değil 🙂 Belli köy halkının nüfusu yaşlı ve çocuk sayısı az… Bir tanesi bir umut sordu; “Benim dizlerim çok ağrıyor. Ne yapsam doktor bey ?” Ben de “lavanta yağı iyi geliyormuş ya! Sürmüyor musun? ” demiş bulundum. Amcamın gözlerinde bir hınzır gülüş gördüm ya! Hayra yordum 🙂

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Kuyucak Köyüne gelince lavanta çayı ve dondurmasını yemeyi tavsiye ediyorlar. Ben de “Bu sıcakta çayı boş ver, dondurma ye!” dedim kendi kendime ve bir yere oturup dondurma sipariş ettim. Yediğim güzel bir dondurmaydı ama lavanta kuruları dışında lavanta tadı pek alamadım. 

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Bu yazdıklarımdan kimse olumsuz bir anlam çıkartmasın. Bu köy sadece sadece insanlarının sıcaklığı, samimiliği ve köyünün güzelliği için bile gidilesi bir köy. Lavanta tarlaları ise gerçekten güzel ve özel. Ama Fransa’nın Provence Bölgesinin lavanta tarlalarının sadece fotoğraflarını görmüş bir kişi olarak da aynen orası gibi demek olmaz benim için.

IMG_8767-001.JPG

Hasan Ali Erken beyle Kılıçlar Köyü kahvesinde buluştuk. Sanki 40 yıllık dostmuşuz gibi de arkadaş olduk. Kendisinin göstereceği lavanta tarlası için yollara düştük. Keçiborlu’yu geçtik ve ana yoldan saptık. Anam! Arabayı yeni almışım.. Daha yeni 1000 km yapmışım! Girdik mi stabilize yollara.. Bata çıka gidiyoruz. Biliyorum bunun sonunda mutlaka bir güzellik çıkacak ama Allah var, kendime de söyleniyorum arabayı soktum bu yollara, lavanta göreceğim diye!!

IMG_0081.JPG

Bu yolların arabaları bunlardır işte 🙂

Yaklaşık 15-20 dakikalık bozuk yoldan gittik (bizim arabalar için tabii.. Gözünü seveyim Renault Broadway’lerin, Tofaşların..Tam bu yolların arabaları 🙂 ). Neyse Hasan bey bir tarlada durdu. Ağzımdan kocaman bir “Vayyyy” çıktı. Aşağıda gerçekten göz alabildiğine uzanan lavanta bahçesi. Renk daha koyu! Bu sefer başladım hoplamaya, zıplamaya, Hasan beye de beni buraya getirdiği için teşekkür etmeye!

IMG_0118.JPG

IMG_0079

Gerçekten 20 dönüm alana yayılmış bu lavanta bahçesi daha güzeldi. Bu arada hava bozdu, yağmur yağdı ama bu bile keyfimi hiç mi hiç kaçırmadı..

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

IMG_8796.JPG

Beni esas sürpriz, bundan sonra bekliyordu. Hasan bey eğer istersem gül yağı ve lavanta yağının geleneksel yöntemlerle elde edildiği bir yere göndereceğini söyledi. Daha Kaş’a 4 saatlik yolum var, saat oldu 17:00! Çok gecikeceğim, karanlıkta araba kullanmaktan nefret ederim. Ama yine kuralı bozmadım. “Bu insanlar bir şey diyorlarsa dinleyeceksin oğlum Ümit!” diyerek tarladan da 15 km ötede, Güneykent teki Hasan beyin ortağı İsmail Baltacı’nın gül ve lavanta yağı tesisine doğru yola düştüm.

IMG_8855.JPG

Bir yere kadar Hasan bey önde, ben arabamla arkada yol aldık. Sonra o bana yolu tarif etti ve onunla iki samimi dost gibi sarılıp ayrıldık. 15 km sonunda yol kenarında İsmail bey beni karşıladı ve aslında evi olan küçük işletmesine götürdü. Önceleri bir şeye benzetemediğim yerin sonradan aslında bir hazine olduğunu fark ettim. 

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Dünyanın en tatlı insanları ile karşılaştım burada. İsmail bey kayınpederinin mesleği olan geleneksel yöntemle elde ettikleri gül yağı ve suyu elde etme sistemini devam ettiriyor. Yanında bir başka tatlı insan, komşusu Veli beyle birlikte yapıyorlar bu işi. İsmail bey halen kütüphanede çalışıyor ve işini daha çok hafta sonları yapabiliyor. Kayınpederinden öğrendikten sonra, artık en azından bu köyde, kimsenin yapmadığı bir işi devam ettiriyor. Civarda ne kadar eskiden kalmış ve artık kullanılmayan damıtma ibriği varsa toplamış ve 7-8 tane havuzda gül ve lavanta yağı,  gül suyu ve lavanta suyu elde ediyor. Buradaki her alet en az 70-80 yıllık.. Fazlası var eksiği yok. Bu ibrikleri artık yapan da yok!

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Olay kısaca şu; Bu ibrikler içine gül ya da lavanta artık ne elde edeceklerse atılıyor. Altta odun ateşi ısıtılıyor. Buharlaşan ürün soğuk havuz içinden borularla geçirilip yoğunlaştırılıyor. Sonra da bir damacanada toplanıyor. Bu yöntemle elde edilen ürün daha yoğun ve doğal oluyor. Gerçekten burada elde edilen yağ daha koyuydu.

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Daha bitmedi. Hasan ve İsmail bey bir şekilde bir araya gelmişler. İsmail bey işin geleneksel tarafında ama ortağı Hasan bey ise yurt dışı görmüş işin pazarlama tarafında. İsmail beyin elde ettiği gül yağını yurt dışına yollamış ve buradan talep olmuş. Ondan sonra da İbrahim bey civarda kullanılmayan ne kadar eski ibrik varsa peşine düşmüş. 5-6 tane havuz yapabilmişler. Küçük ama kaliteli ürünle, civarda aynı işi yapanlara göre 5-6 kat daha fazla kazanabiliyorlar. Bana gönderdikleri gül yağının kullanıldığı dünyaca meşhur parfümlerin örneklerini gösterdiler, inanamadım!! 

IMG_8847.JPG

Gider ayak dondurmalarından da yedim. Rengi bile farklı, kokusunda ise lavanta kokusu vardı.

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

İsmail ve Veli dayıya bir güzel sarıldım, teşekkür ettim ve yoluma düştüm. Kuyucak Köyü diye çıktım ama tesadüfen kaybolmaya yüz tutmuş bir olaya şahit oldum. Bu iki güzel insan, Hasan ve İsmail beyler iş ortakları olarak birbirlerini öyle güzel tamamlamışlar ki, insan hayranlık duyuyor. Tanımadığı bir insanı kolundan tutup, zaman, benzin harcayıp kendi güzelliğine ortak eden kaç insan kaldı bu ülkede? Bir günaydını, bir selamı esirgeyen, gönlü ayrı, aklı ayrı insanlarla dolu çevremizde bu insanların varlığını hissetmek, onlara dokunmak ne kadar hoş geliyor insana! Aslında Hasan, ibrahim ve Veli dayıya öncelikle insan kaldıkları için teşekkür ettim ve yol boyu da düşündüm. İnsan yolda yalnızken ne kadar düşünüyor bir bilseniz!

Gezekalalım ve hep dostlarla kalalım…

18.07.2017 Saat 00:17

 

 

 

 

Yorum bırakın

1 Yorum

  1. Huriye Y.

     /  Temmuz 18, 2017

    Hocamm,harika gezmissiniz gene .Fotograflar “ayy keske orda olsaydim”dedirtiyor. Anadolu , Fransa’dan sonra lavanta yetistirmede 2.ulke olmayi zorluyor zaten ! Daima GEZEKALIN hocam

    Cevapla

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: