Sakura Zamanı Japonya:Tokyo

P4030164.JPG

Gezi grubumuzla Atatürk Hava Limanında toplandıktan sonra İstanbul’dan 11 saat sürecek olan uçuşumuz için THY’na ait olan uçakta yerimizi aldık. Bu kadar uzun bir uçuş için son derece rahatsız bir uçaktı. Koltuk araları dar ve sunumlar eskiye göre çok kötüydü. Seyahatlerimizi genelde THY ile yapan birisi olarak, THY’nın zaman içinde konfor ve hizmet açısından geriye doğru gidişini gözlemlemek insanı üzüyor doğrusu. 

Japonya coğrafi açıdan tam 6852 adadan oluşan bir takımada ülkesi. Bu adaların en büyükleri olan Honshu, Hokkaido,Kyushu ve Shikoku adaları ülkenin %97’sini oluşturuyor. Biz gezimize Tokyo’dan başlayıp Osaka’da sonlandıracağız ve buradan ülkeye dönüş yapacağız. Tokyo ve çevresine 4 gün ayırdık. Burada geçen zaman daha az yorucu gibi duruyor. Sonraki kısımlar ise daha çok seyahat gerektiriyor. Yani aslında geziye yorucu bölümler olan ve Osaka’da biten Tokyo dışı kısımlardan başlayarak Tokyo’da sonlandırıp, oradan ülkeye dönüş yapmak mantıklı olan rotaydı. Ancak konu sakuraları görmek olunca ve geziye sakuraların açışlarının ilk günlerini kaçıracağımız bir zaman diliminden başlamak zorunda kaldığımızdan, geziyi sakuraların yeni açmaya başladığı Tokyo’dan başlamak daha mantıklı gelmişti.Çünkü sakuralar Mart ayı ortalarından itibaren Güney bölgelerinden açmaya başlıyor ve en son son Kuzey bölgelerinde açıp Nisan ayı ortalarından itibarende tüm ülkede bitiyor. Ama bazen uzayan soğuklar ya da erken gelen sıcaklar nedeni ile açma zamanı şaşabiliyor. Şansımıza bu sene sakuraların açışı biraz gecikmiş ve biz Tokyo’da yeni çiçeklenen sakuraları da gördük, Osaka’da dökülmeye başlayan sakuraları da. Aslında bölge bölge, şehir şehir sakura açma durumunu bildiren siteler de var .

IMG_2008.JPG

Japonya nüfusu 128 milyon kadar ve dünyanın en kalabalık 10. ülkesi. Bu kadar insan kalabalığını toplamda 377.000 km² olan ülke alanına sığdırmak zor olmuş tabii ki. Tokyo ülkenin başkenti ve Honshu Adası üstünde bulunuyor. Japonya idari yönetim bakımından 47 adet prefektörlük denen bölgeye ayrılmış. Tokyo hem şehirin ve hem de Büyük Tokyo Bölgesi denen bir yapıyla bölgenin adı. Şehir olarak Tokyo nüfusu 13.5 milyon civarında ama Büyük Tokyo Bölgesi nüfusu 38.5 milyonu aşıyor.

Tokyo-İstanbul arası saat farkı 6 saat olunca uçağımız 19:00 gibi ToIMG_5005-001kyo Hava Limanına indi ve gümrük işlemleri sonrasında bizi karşılayan yerel rehberimiz Kotomisan ile buluştuk. Doğruca otelimiz olan Tobu Hotel’e gittiğimiz halde, yol 1 saat kadar sürdü. Otel şehrin Shibuya adlı bir bölgesinde ve merkezde. Ortalık ışıl ışıl, cıvıl cıvıl. Otele girdikten sonra uykusuz geçen yolculuğun yorgunluğu kendini belli edince vurdum kafayı yattım.
Sabah erkenden de dikildik ayağa. Yaklaşık 15 dakikam tuvaletin klozetini keşfetmekle geçti diyebilirim. Bu Japonlar ilginç adamlar doğrusu. Dokunmatik, sıcak sulu klozet yapmışlar.

IMG_1932Otel lobisine inince etrafta rengarenk kimonoları ile dolaşan genç-yaşlı bir sürü kadın görünce neye uğradığımızı şaşırdık. Sanki geldiğimizi duyan Japon kadınları bizim otele toplanmışlar ve bizi karşılamaya gelmişler. Meğerse, cumartesi olan o gün, bir gösteri varmış ve civardan gelen katılımcılardan bir kısmı bizim otelde konaklamışlar. Gösteriye katılmak için gitmeden önce lobide toplanıyorlarmış. İstesek, para versek böyle bir fırsat yaratamazdık. Tokyo olsun, diğer gezdiğimiz şehirlerde olsun etrafta bolca kimonolu kadın görüyorsunuz. Ancak bu kadınların çoğu Japon değillermiş. Bunlar çoğunlukla Japonya’yı ziyarete gelen Çinli turistlermiş. Bunların turlarında kadınlara isterlerse opsiyonel olarak kimono kiralanır ve onlara giydirilirmiş. Çinli turistler kimono ile şehirde gezmeyi pek seviyorlarmış. Bu nedenle en güzel ve doğru kimono giyinmiş halleri ile Japon kadınlarla aynı otelde kalmış olmak  ve gezinin daha ilk gününde onlara rastlamak iyi bir şanstı doğrusu . Gezi güzel başladı.

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

 

Odanobunaga

Oda Nobunaga

Kahvaltı sonrası ilk gezi yerimiz olan Odaiba’ya doğru yola çıktık. Günümüz Tokyo’sunun önemli bir alışveriş ve eğlence merkezi olan ve insan eli ile yapılmış bir ada olan Odaiba’nın nasıl bir yer olduğunu anlayabilmek için biraz daha geçmişe gitmek gerekiyor.

Japonya tarihi çok sayıda savaşa sahne olmuş. Bir zamanlar “Daimyo”lar (Daimyo 12-19 yüzyıllar arasında Japonya’da hüküm sürmüş feodal hükümdarlara-derebeylere verilen ad) arasında sürekli hükümranlık mücadeleleri oluyormuş. Bunlara son vermeye ve tüm ülkeyi tek çatı altında toplamaya çalışan Oda Nobunaga adlı Şogun olmuş. Büyük bir başarı sağlasa da tüm derebeylere kendi hükümdarlığını kabul ettirememiş. Bir savaşta ihanete uğrayan Nobunaga intihar edince onun yerini Toyotomi Hideyoshi almış. Nobunaga’nın “tek hükümranlık ve ülke birliği” hayalini “Maymun” lakaplı Hideyoshi sağlamış. Kore’yi istilaya bile kalkmış ve 2 defa denemiş. Ancak bu savaşlarda ölünce yerine Tokugawa İeyasu adlı Şogun geçmiş. 1603’de Tokugawa Şogunluğu kurucusu Tokugawa İeyasu Japonya tarihinde iki önemli olaya imza atmış; Bunlardan bir tanesi önemli bir samuray klanı olan Edo ailesinin 12. yüzyılda Edo adı ile kurduğu ve bugünkü adı Tokyo olan şehri yönetiminin başkenti yapması olmuş.  Şogunluk rejimi altında Edo, kültürel, ekonomik ve politik alanda Japonya’nın merkezi olmuş. Bir diğer yaptığı iş ise Japonya’yı dış dünyaya kapatması olmuş. Tokugawa İeyasu, Nobunaga’nın Budist rahiplerin kendisine karşı tavır almalarına karşı önlem olarak misyonerlik yapmalarına izin verdiği Hristiyanları, yayılan etkisinden korkusu nedeni ile, Japonya’dan gitmeleri için zorlamış ve yeniden ülkeye girmelerine de izin vermemiş. 

IMG_1996.JPG

İşte buraya kadar uzunca anlattığım dışa kapalı olan dönemde (1603-1868 yılları arasında) batılıların gemilerinin Tokyo’ya (o zamanların Edo’su) girişlerine önlem olarak Odaiba’da yapay adacıklar yapılmış ve buralara bataryalar yerleştirilmiş. Adanın inşaatına 1853 yılında başlanmış.Aslında 11 adet yapay adacık planlansa da ancak 5 tanesi bitirilebilmiş. Aynı yıl Amerika, Japonya’yı dış dünya ile ticarete zorlamak için bir donanma göndermiş. Matthew Perry komutasındaki donanmaya adacıklar üzerine konan toplar pek fayda etmemiş. Bunun sonucunda Tokugawa Şogunluğu sona ermiş ve İmparator Meiji dönemi başlamış. Günümüz Odaiba’sı ise 1941’lerden itibaren yeniden şekillenmiş. Eski yapay adacıkların  2 tanesi hariç hepsi gemilerin girişine engel oldukları için kaldırılmış ve 1990’lı yıllara kadar da yeni adacıklar oluşturulmuş. Oluşturulan yeni adacıkları, işlenmiş çöpleri değerlendirerek yapmışlar.

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Tokyo Körfezi ile Shibaura İskelesini birbirine bağlayan Gökkuşağı Köprüsü’de (Rainbow Bridge)  burada. Köprü 798 mt uzunluğunda ve 1993’de bitirilmiş. Burada bulunan diğer ziyaret yeri ise Özgürlük Heykelinin bulunduğu yer. Bunun da ilginç bir hikayesi var. 1998 yılında, Japonya’da Fransız Günleri aktiviteleri kapsamında, Paris’teki 14 tonluk heykel buraya geçici olarak getirilmiş. Orjinal heykel sergi sonrası Paris’e, ait olduğu yere götürülünce buraya bu heykelin çok yakıştığı düşünüldüğünden 2000 yılında özgürlük heykelinin benzeri yapılıp bugünkü yerine dikilmiş. Odaiba’da yeni açmış sakuralar içinde 1 saat kadar süren bir gezi yaptık.

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Odaiba gezisi sonrasında Ginza semtini gezdik. Burası Tokyo’nun bir diğer önemli alışveriş merkezi. Dünyadan tüm önemli markaların mağazaları var. Chuo Dori Caddesi bu semtin en gözde yeri. Çok kalabalık bir cadde.

IMG_2227.JPG

Benim bugünkü Tokyo şehir gezisinden esas heyecanla beklediğim Ueno Parkı gezisiydi. Bu park aslında bir zamanlar burada bulunan Kaneiji Tapınağının bir bölümüydü. Bu tapınak Edo döneminde Tokyo’nun en ünlü ve zengin tapınağıymış. Şehri şeytandan koruma gibi de bir görevi varmış. Ancak 1868 Meiji Restorasyonu sırasındaki Boshin Sivil Savaşında tamama yakın yıkılmış. Burası 1873’de Japonya’nın batı tarzı ilk parkına dönüştürülmüş ve halka açılmış. Parkın Güney giriş kapısına yakın bir yerde savaşta önemli rol oynamış generallerden biri olan Saigo Takamori’nin heykeli var.

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Parkın içinde Tokyo Ulusal Müzesi, Batı Sanatı Müzesi, Metropolitan Sanat Müzesi ve Ulusal Bilim Müzesi gibi müzeler var. Biz bunlardan Tokyo Ulusal  Müzesini gezdik. Çok zengin bir müze. Özellikle tahtaya baskı resimler, porselenler, oyuncakların ve samuray eşyalarının bulunduğu bölümler çok güzeldi. Müzeden çıkıp parkın içine girdik.

IMG_2198Bu parkın benim için önemi içinde 1000’den fazla Vahşi Kiraz Ağacının (bu kiraz ağaçları meyve vermiyorlar) bulunması. Buraya özellikle sakura görmek için geldik. Burada hemen girişte otelde gördüğümüzden daha da fazla kimonolar içinde Japon kadınlarını gördük. Bir güne bu kadar kimonolu kadın sığdırmak! Ne şanslı bir gündeyiz..

Kiraz ağaçlarının altında insanlar öbek öbek oturmuşlar, yeyip, içip, sohbet ediyorlar. Bana önce çok garip gelen bu kalabalık sonradan öğrendiğim kadarı ile aslında bir Japon geleneğiymiş. Ağaçlar altında oturup Sakura izleme ve piknik yapma geleneğine Hanami deniyor. Bu işi geceleri de yapılırken gördüm. Buna ise Yozakura diyorlar. İnsanlar yere serdikleri örtüler üzerine bağdaş kurmuşlar ama hepsi de ayakkabılarını çıkartmış pozisyondalar. Etrafta yüzlerce çiçek açmış kiraz ağacı var. Bir saate yakın bu parkı geziyoruz.

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Ueno parkı gezisi sonrasında öğle yemeğine gittik. Daha yazımın başında söyleyeyim ki Japonya’da aç kalmadık. Nefis yemekler yedik, en iyi örneklerini yedik ve en iyi sunum yapılan yerlerde yedik. Onun için yazımda mümkün oldukça isim vereceğim.

P4030114.JPG

Biz bugün öğle yemeğini Ueno Parkına yakın Tokori Restorantta yedik. Burası Yakiniku (Yakiniku-Japon Barbeküsü; masanın ortasındaki gazlı mangalda pişirilen et ve sebze) usulü et yiyeceğiniz bir mekan. Masaların ortasında bir mangal var. Masaya et, sebze, pilav, soslar ve turşu getiriyorlar. Siz de mangalda eti isteğinize göre pişiriyorsunuz. Aslında Kore mutfağına ait bir pişirme biçimiymiş. Etler çok lezzetliydi. Bunun üstüne sindirimi kolaylaştırsın diye Tomorokoshi (mısır) Çayı içtik.

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

IMG_2430
Bir sonraki durağımız ise İmparatorluk Sarayı ve Bahçesi gezileri oldu. Şimdiki Saray eski Edo Kalesinin bulunduğu yerde. Saray çevresi su dolu bir hendekle çevrili. Edo Kalesinde Japonya’yı 1603-1867 yılları arasında yöneten Tokugawa Şogunu otururmuş. Kale 1888’de büyütülerek saraya çevrilmiş ama İkinci Dünya Savaşında saray yerle bir edilmiş. IMG_2351Şimdiki hali eski saraya benzer şekilde yeniden yapılmış ve hala İmparator oturuyor. Yeni yıl kutlamalarında (2 Ocak) ve İmparatorun doğum gününde  (23 Aralık) sadece halka açılıyor, diğer günlerde ise sarayı gezmek yasak. Saraya girerken gözlük biçiminde gözüken taş köprüyü görüyorsunuz ( Nijubashi Köprüsü). 

IMG_2468.JPG

Sarayın geniş bahçesini ise gezmek serbest. Biz de bu içinde renk renk açmış çiçekler ve ağaçlarla dolu bahçeyi gezdik.

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

IMG_2509.JPG

Bugünün son gezi durağı ise Tokyo Kulesi oldu. Paris’teki Eyfel Kulesi baz alınarak yapılan bu kulenin yüksekliği 333 mt ve örnek alındığı Eyfel kulesinden 13 mt daha yüksek. Minato-ku Shiba Parkına yapılmış. Kuleye asansörle çıktığınızda ilk olarak 150 mt ye çıkılıyor. Sonra başka bir asansörler 250 mt’ye ulaşılıyor. Buradan Tokyo Şehrinin yapılarını ve Tokyo Şehrini kuş bakışı görebiliyorsunuz. Tokyo’ya yapılan yeni kule olan Skytree 634 mt yüksekliği ile en uzun kule olma unvanını Tokyo Tower’ın elinden almış.

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

IMG_2511Gezi sonrası otele döndük ve biraz dinlenme sonrası otelimize yürüme mesafesindeki restorana gitmek için Shibuya Sokaklarına çıktık. Önce Seibu Mağazası önündeki Maneki Neko (Çağıran Kedi) büstü önünde fotoğraflar çektirdik. Maneki Neko,  Japon kültüründe çok önemli yeri olan ve özellikle tüccarların dükkânlarına bolluk ve bereket çağırdığına inanılan bir Japon halk sembolü kedi. Hemen her yerde bu kedi büstünü veya resmini görebiliyorsunuz.

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

IMG_2535Restoranda bu sefer ocak üzerine konmuş iki taraflı ve her bir taraf üzerinde farklı sos (bir tanesi soya sosu, diğerinde içinde yosun olan bir başka sos) bulunan bir kap vardı. Önce çeşitli sebzeler geldi. Ocak ateşlendi ve bizden isteğimize göre sebzeleri bu soslarda pişirmemiz istendi. Isıtılmış bu sebzeleri yedikten sonra ince dilimlenmiş etler getirildi ve bu etleri kaynar soslar içinde pişirdik. Bu et dilimlerini tek hamlede ağzımıza götürdük.  Yumurtaları çiğ olarak bir kaba koyup, pişmiş etlere bulayarak da yiyebiliyorsunuz. Bu kısım pek içimize sinmedi. Bazı arkadaşlar yemekten hiç hoşlanmayıp sıcak soslar içinde yumurta haşladılar. Haşlanmış yumurtayı da biz onlara öğretmiş olduk. Bu stil Japon yemeğine Shabu Shabu deniyor. Japonlar Şabu şabu diye telafuz ediyorlar. “Japon Fondüsü” de denilen Shabu Shabuyu çok ince dilimlenmiş dana etlerin çok kısa bir süre, içerisinde çeşitli sebzeler bulunan ve kaynamakta olan suya batırılıp çıkarılması olarak düşünülmelisiniz.

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Sakeyi ilk olarak o restoranda denedim. Sake Pirinç ve tahıl tozundan yapılan Japon ulusal içkisi. Rakıya benzetilse de bizim rakının yerini tutamaz bence. %18-20 oranında alkol içeriyor. Bardakları özel ve küçük. Bir dikişte bitirilmeli. Eğer iki kişi karşılıklı sake içiyorsa adet olarak biri diğerinin sakesini bardağına dolduruyor. işin raconu buymuş.

HachikoOtelimize dönerken bu sefer Shibuya Tren İstasyonu önündeki Hachiko Heykeline gittik ve fotoğraf çektirdik. Hachiko, Akita cinsi bir köpekmiş ve çok dramatik  de bir öyküsü var. Filme de konu olmuştu ve ağlayarak seyrettiğimi hatırlıyorum.

1924 yılında Ziraat Fakültesi’nde görev yapan Japon profesör Dr. Hidesaburo Ueno, küçük bir köpek yavrusu bulmuş ce sahiplenmiş. Profesör Ueno, köpeğin adını Japonca “sekizinci” anlamına gelen Hachiko koymuş.  Hachiko, her sabah üniversiteye gitmek için evden metroya kadar yürüyen sahibine eşlik ediyormuş. Metronun dış kapısına kadar getirdiği sahibini uğurladıktan sonra da eve dönüyormuş. Günlerce bu durum hiç değişmemiş. Ama bir akşam Profesör metrodan çıkmamış. Çünkü Profesör üniversitesinde çalışırken kalp krizinden ölmüş. Hachiko her akşam ”sahibim metrodan gelecek” diye inatla beklemiş. Haftalar, aylar boyunca her akşam Tokyo metrosunun Shibuya istasyonu’nun kapısına gitmiş ve sahibini beklemiş. Bu bekleme tam 9 yıl boyunca sürmüş ve Hachiko 11 yaşındayken metronun kapısında ölmüş (1935).

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

İşte bu gece Shibuya Tren İstasyonunun kapısında bulunan ve fotoğraflarını çektiğimiz köpek heykeline konu olan  Hachiko’nun öyküsü bu. Japonlar, sadakat ve insan-hayvan ilişkisinin sembolü olarak ölümünden hemen sonra 9 yıl boyunca sahibini beklediği yere Hachiko’nun heykelini dikmişler.

Kedi heykelleri, köpek heykelleri. Japonlar hayvanları ne kadar seviyorlar diye düşünüyorsunuz değil mi? Gezdiğim kentlerin hiç bir tanesinde sokakta kedi köpek göremedim. Japon rehberimiz Kotomisan’a neden diye sorduğumda aldığım yanıt beni şok etti. “Biz sahipsiz sokak hayvanlarını katlederiz” dedi. Bu da işin bir başka boyutu diye bilin istedim.

Evet sevgili Sanal Gezginler…Japonya’daki ilk gezi günümüzün öyküsü budur. Farkındayım uzun oldu. Ben yazarken bile yoruldum, siz okurken inşallah sonuna kadar gelebilirsiniz. Ama arkadaşlar Tokyo’daki ilk günümüz dolu doluydu ve deneyimler ise daha önce hiç yaşanmamıştı. Uzun uzun yazılmayı hak etmiyor mu sizce?

Gezekalın..

Dr Ümit Kuru

19.04.2016 Saat 02:25

 

 

 

 

 

Yorum bırakın

2 Yorum

  1. tuncay türkeli

     /  Nisan 19, 2016

    Çok güzeldi. Zevkle izledim

    Cevapla
  2. nurçin

     /  Nisan 20, 2016

    Ümit Bey yazınızı okuyunca sanki ogün bende sizin grupla gezmiş gibi oldum, çok bilgilendim, Japonya benimde planımda, çok daha bilinçli gezeceğim, çok güzeldi…Gezekalın…

    Cevapla

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: