• Arşivler

  • Diğer 531 aboneye katılın
  • Mart 2013 den beri

    • 381.717 ziyaretçi
  • Şubat 2026
    P S Ç P C C P
     1
    2345678
    9101112131415
    16171819202122
    232425262728  

Bir Ülke, İki Zaman: Güney Kore / Andong-4. Gün

Bugün artık gezimizin Seul dışındaki kısmına başlayacağız. Seul’un hakkını verdiğimiz düşünülebilir. Kalan kısımı da Jeju Adası dönüşüne bıraktık. Kore güneyine yolculuk Busan’a kadar sürecek. Busan’da gezip, sonrasında Jeju Adası’na uçacağız. Orayı gezdikten sonra, Seul’e geri döneceğiz.

İlk durağımız bir Konfüçyüs Akademisi olan Dosan Seowon olacak. Seowon, Kore’de Joseon Hanedanı döneminde kurulmuş olan Konfüçyüsçü özel akademilere verilen bir isim. Bu kurumlar hem eğitim yeri, hem de bilginleri onurlandırmak için yapılan anı mekanları olarak işlev görmüşler. Yani öğrenciler bu akademilerde Konfüçyüs felsefesi, ahlak, tarih ve edebiyat üzerine dersler alır, burada muhafaza edilen ünlü bilginlerin tabletlerine (ruh levhaları) saygı gösterir ve belirli günlerde de saygı törenleri düzenlerlermiş.

Seowonlar, genellikle doğayla uyumlu, dağ ve nehir yakınlarına kurulmuş, sade ama zarif yapılar olmuşlar. Günümüzde Kore’de bunlardan az sayıda kalmış. Zaman zaman Güney Kore yerine, sadece Kore yazıyorum ama siz kastedileni anlıyorsunuzdur.

19. yüzyılda yapılan devlet reformlarıyla bu akademiler büyük ölçüde kapatılmış ve yok olmuş olsa da, günümüze kadar ulaşan bazıları tarihi ve kültürel miras olarak korunmaktalar. UNESCO, 2019 yılında “Kore Seowonları” başlığıyla dokuz Konfüçyüs akademisini Dünya Kültür Mirası Listesi’ne almış. Bu dokuz Seowon, hem doğayla uyumlu yerleşimleri, hem de Konfüçyüsçü ahlak ve eğitim anlayışını yansıtan mimarileri nedeniyle listeye girmişler. Andong Bölgesinde bu listeye giren 2 seowon mevcut; Dosan Seowon ve Byeongsan Seowon. Biz bunlardan ilkini gezeceğiz ve hakkında bilgi alacağız. Bu arada Kore’deki 5. UNESCO Kültür Mirası eserini de ziyaret etmiş olacağız.

Kasvetli ve zaman zaman da yağmur yağan bir havada, yaklaşık 220 km yol ve 3,5 saatlik bir zaman harcayarak Seul’den Dosan Seowon’a ulaştık. Yolda coğrafyanın değiştiğine, tarım alanlarının çoğaldığına şahit olduk. Bu akademi Andong Şehrinin 20 km kadar dışında bulunuyor. Otobüs bizleri girişte bıraktıktan sonra, akademiye doğru güzel bir doğa içinde yürüyüşe başladık.

Her seowonun temelinde bir kurucu bilge bulunuyor. Dosan Seowon’un temellerini de 1501–1570 yılları arasında yaşamış Koreli bilge Yi Hwang atmış. Kendisi, Konfüçyüsçülüğü Kore’ye derinlemesine yerleştiren en önemli düşünürlerden bir tanesi kabul ediliyor. Halen kullanımda olan 1000 won’luk banknotların üzerinde Yi Hwag’ın temsili bir resmi bulunuyor.

Kore’de bir dönem yaşamış bilge ve düşünürler, adları dışında kendi karakterleri veya yaşadıkları yerleri anlatan takma adlarla çağrılır ya da kendileri seçerlermiş. Yi Hwang’ın takma adı ise “Toegye“. Kore’ce “to”, dilimizde “geri çekilmek”gye”ise “dere” ya da “akarsu” anlamına geliyor. Dolayısıyla Yi Hwang‘a verilen “Toegye” lakabı, kelimesi kelime anlamıyla “Derenin kıyısına çekilen kişi” veya “Dereye çekilen bilge” anlamına geliyor.

Şair ve filozof olan Yi Hwang zamanının önemli tüm devlet sınavlarını geçip, kraliyet sarayına devlet memuru olarak girmiş. Önemli danışmanlıklar ve kral adına gizli müfettişliklerde bulunmuş. Taviz vermeyen dürüstlüğü ve ahlakı takdir görmüş. Ancak bir süre sonra saray içi entrikalara şahit olunca siyasetten uzak durmaya ve emekli olmaya karar vermiş. 1557 yılında Andong’da, Dosan Vadisinde dere kenarında, Dosan Seodang adlı küçük bir okul kurmuş. Toegye takma adının kaynağı da buradan geliyor. Ölümünden sonra öğrencileri bu okulu genişleterek, 1574 yılında günümüzde Dosan Seowon dediğimiz akademi hâline getirmiş.

Aşağı yukarı her seowonda benzer bazı yapısal özellikler bulunuyor. Yapılar, doğa içine kuruluyor ve manzaraya entegre ediliyor. Akademide ahşap direklerle desteklenmiş, sade ama zarif bir yapıda olan ve öğrencilerin eğitim aldığı bir ana bina, anıt ve tapınma alanı, öğrencilerin ve öğretmenlerin konakladığı küçük geleneksel evler bulunuyor.

Dosan Seowon özeline geri dönersek; Dere kenarından çok güzel bir yolu takip ederek akademiye geldik. Akademinin ön tarafı dereye, arka tarafı dağa yaslanmış durumda. Tam da bir seowonda olması gerektiği gibi. Akademiye ilk girişte, küçük bir lotus göletinin arkasında, buranın en eski binası, ve Toegye’nin ilk kurduğu küçük binayı yani ilk dersliği göreceksiniz.

Daha yukarıya doğru çıkınca karşınıza bir kapı ve kapının iki tarafında birer tane olmak üzere akademinin kütüphane binaları çıkıyor. Kütüphane binalarının ahşap ayakları, içerideki kitapları nemden korumak için yüksek tutulmuş. Kapının arkasında derslikler, öğretmen ve hocaların kaldıkları binalar, daha arkada belgelerin basıldığı bir matbaa bulunuyor.

Bir kapıdan daha geçilerek mutfak ve kiler gibi binaların bulunduğu yaşam alanlarına ulaşıyorsunuz.

Yan merdivenlerden aşağıya inerek, daha yeni olan bölümlere ve müzeye ulaştık. Müzeyi gezdik. Müze küçük olsa da gezilmeye değer.

Bahçede dereye bakan bölümde ortamın dinginliğinin, manzaranın güzelliğinin tadını çıkarttık.

Aşağıdaki fotoğrafta gördüğünüz derenin karşı kıyısında bulunan taş yapı Dosan Seowon’a ait. Buraya “Sisadan” deniyor. Sisadan, şiir sanatına adanmış anıt alanını ifade ediyor. “Si (şiir), sa (tapınak), dan (sunak)” kelimeleri yanyana gelerek, Şairlere adanmış sunak” veya “Şiir tapınağı” anlamına geliyor. Dosan Seowon kurucusu Toegye ve onun öğretileri yüzlerce yıldır devlet ve kraliyet düzeyinde saygı görmüş. Onun ölümünden tam 222 yıl sonra, 1870 yılında bu karşıda gözüken alanda, Kral Gojon bir sınav düzenlenmesini emretmiş. Yi Hwang (Toegye)’in öğretilerini yeniden canlandırmak ve Joseon’daki Konfüçyüsçü değerleri güçlendirmek amacıyla bu sınavın yapılması uygun görülmüş.

Dosan’da devletin izni ile yapılan bu özel sınava “Dosan Byeolgwa ” deniyor. Krallığın özel Konfüçyüsçü akademiler arasından, sadece biri için yaptığı bu sınav, Dosan Seowon’un bir öğrenim merkezi olarak devlet nezdinde hala çok saygı gördüğünü göstermesi ve Seowon kültürünün devlet düzeyinde onurlandırıldığı nadir örneklerden biri olması açısından önemli. O dönemde yapılan bu sınavla ve sadece bu akademiden yetişen 7228 öğrenci arasından, sınavı geçen 11 Dosan Seowon öğrencisi kralın hizmetine girmiş.

Ziyaret etmekten herkesin çok memnun olduğu bu akademiden çıkıp, yukarıda fotoğraflarını gördüğünüz bir başka cennet köşesine kurulmuş Bongjeongsa Tapınağı’nı ziyarete gittik. Bu tapınağa gitmemizin nedeni, onun Sansa Budist Tapınakları’na iyi bir örnek olması.

Sansa” terimi, Kore Yarımadası’nda dağlık alanlarda yer alan Budist manastır ve tapınaklar için kullanılıyor.
2018 yılında Güney Kore’deki yedi sansa tapınağı, bir seri yapı olarak UNESCO Dünya Kültür Mirası listesine alınmış.

Bongjeongsa Tapınağı, Kore’nin en eski ahşap yapılarından birine sahip olmasıyla ünlü ve çok özel bir Sansa Budist tapınağı. Bu arada bu tapınağı gezerek 6. UNESCO Kültür Mirası eseri ziyaretimizi de yapmış olacağız.

Tapınak, Andong’un kuzeyindeki dağ eteklerinde, gür ormanların içinde saklı. Kalabalıktan uzak bu tapınakta olmak sessiz ve dingin bir ruh hali yaratıyor. Silla Krallık döneminde, 672 yılında yapıldığı, daha sonra birçok kez onarıldığı öne sürülüyor. Son büyük yeniden inşa, Goryeo Hanedanlığı döneminde, 1363 yılında gerçekleşmiş ve bu da Bongjeongsa’nın ana salonunun Kore’deki en eski ahşap bina olduğunu gösteriyor.

Hanedanlığın genel olarak Budizm karşıtı tutumuna rağmen, Joseon Krallığı döneminde, 1625 yılında da daha küçük bir yenileme çalışması yapılmış.

Bongjeongsa Tapınağı ana salonu, Kore’de kalan az sayıdaki Goryeo ahşap mimarisi örneğinden biridir. Sütun başlığı konsolları ve kavisli braketlerin kullanımıyla dikkat çeker.

Aslında biz ilk programımızda bu tapınakta konaklama yı planlamıştık. Ancak temmuzda belli olacak dedikleri yer durumu ağustos ayında hala belli olmayınca, başka bir tapınakta konaklamayı kararlaştırdık.Siz bu tapınakta gece konaklamayı planlayabilirsiniz. Bizim konakladığımız tapınak işlerin daha profesyonelleştirildiği bir tapınak gibi geldi bana. Bongjeongsa Tapınağı’nda gece konaklamak, işin özüne daha uygun olabilir belki.

Daha sonra Andong şehrine doğru yolumuza devam ettik. 168.000 nüfuslu küçük şehir Andong, bir kültür ve halk gelenekleri merkezi olarak biliniyor. Gezdiğimiz Dosan Seowon, Bongjeongsa Tapınağı ve gezeceğimiz Hahoe Halk Köyü gibi önemli yerlerin Andong’da bulunması nedeniyle bölge çok turist çekiyor.

Çevrede birçok gelenek yaşatılır ve en ünlü unsurlarından birinin, Andong maskeleri olduğu Halk Festivali, her yıl ekim ayı ortasında düzenlenir. Biz Andong’da hem öğle yemeği yiyeceğiz ve hem de Woryeong Köprüsü ziyaretimiz olacak.

Nakdong Nehri üzerinde, 2003 yılında yapılmasına rağmen, Andong’un simge yapılarından biri olarak kabul edilen Woryeong Yaya Köprüsü‘ne yemek sonrası gittik.

“Ayın gölgesi” anlamına gelen Woryeong Köprüsü Kore’nin ahşaptan yapılmış en uzun yaya köprüsüdür. 387 metre uzunluğundaki köprü, Andong Barajı’nın üzerinden geçer. Kore’ce -gyo köprü demek. Woryeonggyo denince Woryeong Köprüsü anlaşılmalıdır.

Woryeong kelimesi “ay ışığı gölgesi” gibi bir anlama gelir. Efsaneye göre 1500’lü yıllarda bir kadın, hastalanan kocası için kendi saçından ve kenevir ipinden “mituri” (kenevir ayakkabı) yapmış. Ancak kocası iyileşmeden vefat etmiş. Bu nedenle kadın mituriyi ve bir mektubu kocasının mezarına gömmüş. Bu hikaye köprünün mimarisine de yansımış: Köprünün uçlarında mituri şekline benzer platformlar yer alıyor. Köprünün merkezinde ise Woryeongjeong Köşkü bulunuyor.

Köprünün karşı tarafına geçince kendinizi ağaçlar arasında buluyorsunuz. Aslında burada çok güzel yürüyüş parkurları da var. Bizde var olmayan ise zaman!

Köprü hem gündüz hem de gece ziyaret edilebilir. Özellikle geceleri köprü ışıklandırmaları ve nehir üzerindeki ay yansımaları ile ortamın çok romantik olduğu yazılıyor. Bizim gece köprüye gelme şansımız konakladığımız yerin buraya olan uzaklığı nedeni ile mümkün değildi.

Kore’nin her yerinde modern ama ruhsuz gökdelenler bulabilirsiniz. Tepelik yerlerde duvarlarına, bazıları sanat eseri kabul edilebilecek kadar güzel resimlerin çizildiği, yan yana bitişik nizam az katlı evlerle dolu mahallelere “Daldongnae” deniyor. Bu mahallelere tepelerde olması nedeniyle ve aya yakınlığından hareketle “ay köyleri” de deniyor. Son adlandırma olayı, işin romantikleştirilme tarafı olsa gerek.

Güney Kore’nin yoksulluktan az çok kurtulmuş, neredeyse tüm şehirlerinde mevcut olan Daldongnaeler, son yıllarda Kore’nin trend sanat bölgeleri haline gelmişler.  Hayranlık uyandıran bu kültür köylerini gezerken renkli boya katmanlarının arkasındaki hikayelere bakmayı unutmamalıyız.  Çünkü Daldongnae bölgelerinde sanatın işlendiği ev duvarlarının ardında gerçek insanlar yaşıyorlar.

Kore’deki ünlü mural köylerinden bazıları şunlar; Gamcheon Kültür Köyü (Busan’da bulunan bu köy daldongnaelerin en ünlüsüdür. Bunu Busan’da gezeceğiz), Ihwa Mural Köyü (Seul), Dongpirang Mural Köyü (Tongyeong) ve Sungjingol Mural Köyü (Andong).


Sungjingol Mural Köyü, mural köyler (daldongnae) içinde daha sakin ve yerel ruhunu koruyan iyi bir örnek. Bugün ziyaret edeceğimiz son yer de burası olacak.

Başlangıçta gayriresmi bir yerleşim yeri olan köy, 2009 yılında başlatılan sanat projesi ve ardından gelen kentsel yenileme projeleriyle Andong’un en ünlü turistik yerlerinden biri haline gelmiş. Günümüzde köy, çok sayıda duvar resmine ev sahipliği yapıyor.

Bugün için programımızda Andong Hahoe Folk Village gezisi de vardı. Ancak benim reddetmeyeceğim bir teklifle, bu köyün gezisini yarına almayı teklif ettiler. Köye gidişimiz saat 17:00 civarı olacağından gezimiz de mecburen kısa kalacaktı. Bu köyün gezisi sabahtan daha da güzel olacağı ve daha rahat gezeceğimiz için ben de doğru yapılan teklifi kabul ettim.

Andong’da konaklayacağımız otele gidip, günü sonlandırdık. Güzel bir gündü. Zaten Güney Kore’de hangi günümüz kötü geçti ki?

10 Kasımdan dakikalar aldığımız bu anlarda, içimi yine bir hüzün kaplıyor. Modern Türkiye’nin yaratıcısı ulu önder Atatürk’ün ruhu şad olsun.

Gezekalın

Dr Ümit Kuru

10.11.2025

Bir Ülke, İki Zaman: Güney Kore / Seul/Suwon-3. Gün

Bugün Seul dışında iki güzel yeri ziyaret edeceğiz. Gezilecek bu önemli yerler, Hwaseong Kalesi-Hwaseong Geçici Sarayı ve Namhansanseong Kalesi olacak (“seong” Korece “kale-hisar” anlamına geliyor). Daha sonra Seul’e döneceğiz ve Bongeunsa Tapınağı, Gangnam-gu Semti ve Coex Alışveriş Merkezi içindeki Starfield Kütüphanesi ile gezi gününü tamamlayacağız. Namhansanseong, daha az turist çeken daha bakir ve ama daha özgün bir kale. Sonbaharın sararmış, kızarmış yaprak manzaraları arasında, kale surları üzerinde yürüyüş yapmayı umuyorum. Hwaseong Geçici Sarayı önünde, geçmişteki Joseon askerlerinin eğitimlerine ait bir performans olan 24 Martial Arts Trials adlı gösteri de büyük bir merakla beklediğim olaylardan.

Seul’ün yaklaşık 30 km güneyinde bulunan Suwon, hem kültürel mirasıyla hem de sanayi ve teknoloji alanındaki önemiyle dikkat çekiyor. 1,2 milyon nüfuslu bu şehirde, dünya devlerinden Samsung Electronics’in genel merkezi bulunuyor. Bu yüzden bu şehir “Samsung City” olarak da anılır. Tabii ki biz Suwon’a, Samsung Electronics’i gezmeye gitmiyoruz. Amacımız 1997 yılından beri UNESCO Dünya Kültür Mirası listesindeki Hwaseong Kalesi’ni ziyaret etmek. Bu bizim Güney Kore’deki 3. UNESCO Dünya Kültür Mirası eserimiz olacak.

Saat 10’u biraz geçe Suwon’a vardık ve doğrudan kaleye geçtik. Burada grup ikiye ayrıldı. Bir grubumuz kalenin 5,7 km’lik kale surlarının bir kısmında yürüyecekler. Bir diğer grubumuz ise “kraliyet treni” denen elektrikli araçlarla kale içini gezecekler. İki grup daha sonra askeri gösteride buluşacaklar ve geçici sarayı gezecekler. Saat 11:00’de başlayacak ve yaklaşık yarım saat sürecek olan Joseon askeri eğitim performansı için de Hwaseong Geçici Sarayının önünde olmamız lazım.

Hwaseong kelime olarak “Parlak Kale veya Çiçek Kale” anlamına geliyor. Bu kale hem tarihi hem de mimari açıdan büyük öneme sahip. Joseon Hanedanlığının 22. Kralı Kral Jeongjo, babası Veliaht Prens Sado’nun anısını onurlandırmak için 1794-1796 tarihleri arasında kaleyi inşa ettirmiş. Prens Sado, yaptığı zalimlikler, sapkınlıklar ve delilikler nedeni ile babası tarafından ölüme mahkum edilmiş. Ama kral soyundan birisinin kanını akıtmak da yakışık almayacağından, veliaht prens bir pirinç sandığına kapatılarak ölüme terk edilmiş.

Jeongjo, babasına yapılan bu olayı unutamamış ve babasına adanmış bir şehir (Suwon) ve kale (Hwaseong) kurarak onun itibarını iade etmeye çalışmış. Aynı zamanda kraliyet merkezini Hanyang’dan (Seul’un eski adı), Suwon’a taşımayı düşünmüş. Başkenti taşıma eylemi hiç gerçekleşmemiş ama babası adına geçici bir saray yaptırmayı başarmış. Onun mezarını da buraya taşıtmış ve zaman zaman ziyaret ederek, geçici sarayda kalmış.


Kore’de, bu kale inşası öncesi, şehir veya kasaba için basit bir duvar örmek ve savaş zamanlarında insanların tahliye edilebileceği ayrı bir dağ kalesi yapmak, yöntem olarak tercih ediliyormuş. Bu kale, çevresinde surlarla, içinde savunma kalesi ve şehir merkezi unsurlarını bir arada içerecek şekilde planlanmış ve inşa edilmiş. Dört ana kapı, kasabanın kapıları olarak kullanılmış. Hwaseong Kalesi, geleneksel Kore mimarisi ile erken modern mühendisliğin birleşimini yansıtan nadir örneklerden biridir ve bu nedenle de UNESCO Dünya Kültür Mirası Listesi içine alınmıştır.

Dönemin ünlü bilim insanları kalenin yapımında görev almışlar. Kale inşasında o dönem için yenilikçi sayılacak mühendislik araçları olan makara sistemleri, vinçler ve kasnaklar gibi araçlar kullanılmış. Kalenin Changnyongmun (doğu), Hwaseomun (batı), Janganmun (kuzey, en büyük kapı), Paldalmun (güney) olmak üzere 4 ana kapısı var. Düşmanı gözlemlemek için gözlem kuleleri yapılmış. Savunma ve okçuluk için taretler ve nişan noktaları inşa edilmiş.

Kalede ilginç diğer bir yapı, bir örneğini gezimizin N Seul Kule bölümünde gördüğümüz, işaret kulesidir. Burada duman veya ateşle farklı sinyaller vermek için beş bacalı bir sistem var. Bacalardan bir tanesi yakıldığında barışı işaret eder, ikisi düşmanın görüldüğü anlamına gelir. Üç baca birden yakılırsa düşmanın yaklaştığını uyarır, dördü düşmanın şehre girdiğini ve beş sinyal yakıldığında ise savaşın başladığını bildirir. Yani beş bacadan duman çıkması “artık geçmiş ola” anlamına geliyor 😜 (fotoğraf maalesef internetten. Changnyongmun Kapısından başlayan surlarda koştur koştur yürüdük de, aşağıdaki fotoğrafı çekmek için biraz daha gitmedik 😔)

Kale içindeki Haeng Sarayı (Haenggung), Kralın geçici olarak konakladığı küçük bir saraydır. Kral hem savaş sırasında buraya sığınırmış ve hem de babasının mezarına ibadet ziyaretleri sırasında da burada konaklarmış. Günümüzde Nisan-Ekim ayları arasında kapının önünde düzenli olarak dövüş sanatları gösterileri de düzenlenmekte.

Kalenin Doğu Kapısı olan Changnyongmun Kapısı‘na yakın Yeonmudae Turist Merkezinde otobüsten indik ve yakında bulunan Suwon Hwaseong Turist Treni (Hwaseong Turist Tramvayı veya Hwaseong Kraliyet Treni) ile gidecek bir grup arkadaşımızı araçlarına bindirdik. Fotoğrafı yukarıda gözüken turistik araç, son Joseon İmparatoru Sunjong‘un arabası ve Joseon Hanedanlığı kraliyet tahtırevanından esinlenerek yapılmış. Kraliyet treni ile alınan kale turu yaklaşık 20 dakika sürüyor.


Benim de içinde bulunduğum grup ise, bu noktadan güneye doğru, kale surlarının bir kısmını yürümeye başladık. Tüm kale surlarını yürümeye kalksak, yaklaşık 3-4 saate gereksinimimiz olacak. Ama bizim o kadar vaktimiz yok. Bu nedenle kale surlarında kendimize göre bir rota belirlememiz gerekti. Doğrusu yürümeye mecbur kaldığım rota, yürümek istediğim kısım değildi. Bu kısım (fotosu yukarıda) zamanında (ve hala) okçuluk eğitimlerinin ve şimdilerde balonla yukarıdan kaleyi görme aktivitelerinin yapıldığı bölüm.

Yukarıda Hwaseong Kalesinin şematik planını görüyorsunuz. Ben başlangıçta Hwaseomun (Batı) Kapısı’ndan, Paldalmun Kapısı yönüne yürümek ve oradan da Haeng Sarayındaki aktiviteye yetişmek üzerine plan yapmıştım. Batı Kapısı yerine farklı bir kapıda bırakılınca, bu yürüyüşü saray gezisi sonrasında yapmak zorunda kaldım.

En çok önerilen yürüyüş rotası Hwaseomun Kapısı‘ndan Changnyongmun Kapısı‘na olan ve standart bir yürüyüşle 50 dakika süren yürüyüş rotası. Bu rota kale surlarının en güzel manzaralarını içeriyor ve düz bir zeminde gidiyor.

Muhafız köşkü, topçu köşkü (Hwaseong Kalesi’ndeki beş topçu köşkü arasında en yüksek olanıdır) ve muhafız karakolunun yanından geçiyor. Hwaseomun Kapısı, Hwaseo Parkı, Jangangmun Kapısı, Hwahongmun Sel Kapısı’na giden bu çok popüler bir yürüyüş rotasını, askeri eğitim performansı ve saray gezisi sonrası yaptık.

Daha sakin ama manzaranın en güzel olduğu rota olan Paldalmun Kapısı (Güney) yönünde, Paldalsan Dağına doğru olan yürüyüş rotası biraz yokuş içermesi ile zorlu.

Benim, yapabilen gezginler için önerim; Changnyongmun Kapısı‘nda Hwaseomun Kapısı yönüne doğru yürüyüş yapmanızdır.

Bu yürüyüş sonrasında Haeng Sarayı önünde saat 11:00’de olan askeri eğitim performansını yakalamanız ve sarayı gezmeniz güzel olur. Bu rota ile tüm önemli eserleri görmüş olacaksınızdır.

Artık size saat 11:00 Haeng Geçici Sarayı önünde izlediğimiz performansı anlatabilirim. Bu konuda önce benim ve gezi arkadaşım Ömer’in videolarından yaptığım kısa bir filmi paylaşayım.

Önce yakın dövüş, sonra mızraklar ve en sonda da kılıç kullanılarak gerçekleştirilen askeri gösteriyi gözümüzü kırpmadan izledik. Yaklaşık 30 dakika sürüyor. Gösteriyi önlerde ve iyi bir yerde izlemek için erkenden orada olmanız gerekiyor. Bu gösteriyi izlerken, çok güzel fotoğraflar çekebilirsiniz. Zamanın silahlarını kullanmakta ne kadar da ustalar!

Kore’de, Kral’ın başkent dışındaki şehirlerde konaklamak için kullandığı geçici saraylara “Haenggung” adı veriliyor. Suwon’da, Hwaseong Kalesinin geçici sarayının ismi de Hwaseong Haenggung. Joseon döneminde inşa edilen sayısız “haenggung” arasında, Hwaseong Haenggung, ölçeği ve işlevleri bakımından en iyisiydi ve etrafındaki sur kalesiyle birlikte siyasi ve askeri öneme sahipti.

“Yeni Yurt / Yeni Şehir Kapısı” anlamında “Sinpungnu” diye adlandırılan sarayın güzel kapısı, kralın bölgeye duyduğu bağlılığı simgeleyecek şekilde iddialı. Saray içinde resmi tören alanı ve saray dışından gelen yüksek rütbeli konukların konakladığı evler, kralın özel konutları ve davet salonları bulunuyor.

Saray gezisi sonrası, yukarıda bahsettiğim gibi önce sel kapısı kısımlarına yürüdük. Sonra da dere boyu aşağı yöne gittik. Haenggung-dong Mural Köyü içinden geçerek Hwaseomun Kapısı ‘ndan çıktık. Buradan da otobüse binerek diğer gezeceğimiz Namhansanseong Kalesi’ne doğru yola çıktık.

Biz öğle yemeğini Suwon’da yemedik. Ama ben size Suwon’da yemenizi tavsiye ederim. Suwon, bir tür soslu ızgara olan, galbisi ile meşhur (özellikle “wang galbi”-kaburga galbi). Suwon’da tavuk, özellikle bütün kızarmış tavuk (Tongdak) çeşidi de çok tercih ediliyor. Hatta Paldal-gu civarındaki caddenin ismi de “Tongdak (Tavuk) Caddesi”. Buradan gitmeden tavuk yemeyi ve hatta yiyeceğim yeri –Jinmi Chicken– bile seçmiştim. Gerçi Andong’da yediğimiz tavuğun üstüne bir tat olur muydu? Bilemeyeceğim!

Hwaseong Kalesi gezimiz ardından, günümüzde Güney Kore’nin egemenliğinin bir simgesi olarak görülen UNESCO Dünya Mirası listesindeki Namhansanseong Kalesini ziyaret edeceğiz. Kale, pazartesi günleri ziyarete kapalı. Bu kale haziran 2014’te UNESCO Dünya Mirası listesine alındı. Bizim Güney Kore’deki 4. UNESCO Dünya Kültür Mirası eseri ziyaretimiz, Namhansanseong Kalesi‘ne olacak. Yani biz bugün iki UNESCO eserini birden gezmiş oluyoruz. Ama önce öğle yemeği işini halletmeliyiz.

Öğle yemeğini kaleye yakın, salaş bir mekanda yedik. Gün gayet güzel geçiyor ve benim esas beklentim sararan yapraklar üzerimize düşerken Namhansanseong Kalesi’nin surlarında yürümek. Ama yaprakların o hale gelmesi için 10 gün daha gerekiyormuş.

Namhansanseong Kalesinin, özellikle doğa tutkunlarına sunabileceği çok şey var. Namhansanseong, muhteşem sonbahar yapraklarıyla yerli halk arasında özellikle popülermiş. Seul’e yakın, turist kalabalığından uzak ve en iyi sonbahar yapraklarını gözleyebileceğiniz destinasyonlardan biri tanesi burası.


Seul’ün yaklaşık 25 km güneydoğusunda bulunan Namhansanseong, Birleşik Silla döneminde 672 yılında Jujangseong Kalesi olarak inşa edilmiş ve daha sonra Joseon Hanedanlığı’ndan Kral Injo’nun hükümdarlığı sırasında, ulusal bir acil durum halinde Kral ve halkı için bir sığınak oluşturmak amacıyla 1626 yılında yeniden yapılandırılmış. Yani Namhansanseong, Joseon Hanedanlığı’nın acil durum başkenti olarak tasarlanmış. Savaş zamanlarında Hanyang’ın (Seul’un eski adı) saraylarının yerine hizmet vermek üzere inşa edilmiş.

Zamanında burası, kralın ofisi ve yaşam alanı, yerel yönetim salonu, Kraliyet Atalar Tapınağı, sunak, gölet, köşk ve arka bahçe’den oluşan, savunma kalesiyle çevrili, kendi kendine yeten bir saraydı.

Namhansanseong Kalesi’nin surları iyi korunmuş ve surların toplam uzunluğu 12,4 km. Bu kale iyi ve bakımlı yürüyüş parkurlarına da sahip. Süresi 1 saatten 3.5 saate kadar değişen 5 adet ana yürüyüş parkuru var. Bir de ormanın içine giren ara parkurlar var.

Biz bir grup arkadaş, bu parkurlardan bir tanesinde yürüyüş yapmayı daha Kore’ye gitmeden planlamıştık. Yaklaşık 60 dakika sürecek olan 3 km’lik ve 2 numaralı parkuru yürüyüş parkuru olarak tercih ettik. Alana girişte turizm ofisinde çok güzel haritalar bulabilir ve rotanızı seçerek, güzel bir ortamda yürüyebilirsiniz.

Benim bu rotada en sevdiğim kısım Batı Kapısından sonraki kısım oldu. Ah! Bir de yaprakların daha çok sarardığı zamana burada bu yürüyüşü yapabileydik ne kadar güzel olurdu.

Surlardan Seul’un ve Lotte World Tower’ın dev kulesinin karşıda gözüktüğü bir noktadan manzara çok güzeldi.

Bugünün diğer bir ziyaret yeri, 23 metrelik Maitreya Budha (Budist inanışına göre gelecekte dünyaya gelecek olan Budha) heykelinin bulunduğu Budist tapınak kompleksi Bongeunsa Tapınağı. Bongeunsa Tapınağı (Yüce Erdem Tapınağı (-sa eki Budist tapınak anlamındadır)), Silla Krallığı döneminde, 794 yılında inşa edilmiş. Tapınağın ilk kurulduğundaki ismi Gyeonseongsa imiş. Kelime olarak “Hakiki doğayı görme tapınağı” anlamına geliyor (Zen Budizminde aydınlanma kavramı).

Joseon Hanedanlığının bir döneminde Budizm devlet dini olmaktan çıkarılmış, yerine Konfüçyüsçülük (özellikle Neo-Konfüçyüsçülük) devlet ideolojisi haline getirilmiş. Ancak bazı krallar ve saray mensupları Budizm’i desteklemeye devam etmişler. Bu inancı devam ettiren bir kraliçe zamanında Gyeonseongsa Tapınağı restore edilmiş ve ismi Bongeunsa olarak değiştirilmiş.

Ad değişikliğinden sonra Bongeunsa Tapınağı, Budist faaliyetlerin merkezlerinden biri haline gelmiş. Joseon döneminde Budist rahiplerin resmi eğitim aldığı az sayıdaki tapınaktan birisi olmuş. Bongeunsa Tapınağı, tarih boyunca birçok değişim ve gelişim yaşamış. Özellikle 16. yüzyılda büyük bir restorasyon geçirmiştir ve bu restorasyon sırasında, tapınağın birçok yapısı yeniden inşa edilmiş ve yenilenmiş.

Günün son gezisi, Seul’ün en modern, yoğun ve en pahalı bölgelerinden birisi olan Gangnam’a olacak. Gangnam-gu, Han Nehri’nin güneyinde (“Gangnam” kelimesi kelime anlamıyla “nehir güneyi” demek) yer alan, lüks alışveriş mağazaları, Kore kahve zincirleri, tematik kafeler, üst sınıf restoranlar bulunduğu, eğlence sektörünün kalbinin attığı bir merkez. “Gangnam Style” (PSY, 2012) bu bölgenin modern, zengin ve şık yaşam tarzını şarkısı ile hicvederek anlatmış ve meşhur olmuştu.

Meydanda bulunan PSY’nin dünyaca ünlü K-pop şarkısı “Gangnam Style” anısına yapılan Gangnam Style heykeli önünde bir fotoğraf çektirdik. Bu yetmedi, aşağıdaki videoda olduğu gibi bir de Turkish Gangnam Style dansımızı ettik. Bu kadar gezmenin üstüne hala dans eder haldeyiz ya! Helal olsun bize…


Asya’nın en büyük alışveriş merkezlerinden biri olan Starfield Coex Mall bu semtte bulunuyor. BU merkez gerçekten de inanılmaz derecede büyük ve bu kadar yorgunluk üstüne içini gezmeye yeltenmedik bile. İçerisinde devasa bir akvaryum ve harika bir kütüphane var. Biz buraya sırf Starfield Library’i görmek için girdik.

2800 metrekare alan üzerine kurulu bu kütüphanede dijital ve yazılı olarak 70 binden fazla kitap bulunuyor. İnsanlar burayı sadece kitap okumak için değil aynı zamanda içindeki cafede buluşup oturmak için de kullanıyor. İçinizde birazcık olsun kitap sevgisi bulunuyorsa buradan çok zevk alacaksınız. İki kata yayılan ikonik raflar nedeniyle yürüyen merdivenle yukarı çıkarken çok dikkatli olmanız gerekiyor. Zira kitaplıkların kendine has güzelliği ve mekanın büyüleyici atmosferi dikkat dağıtabiliyor.

Yazarlarla buluşmalar, edebiyat tartışmaları, şiir dinletileri, konferanslar gibi çeşitli etkinlikler düzenli olarak gerçekleştiriliyor. Tüm bunlar Starfield Kütüphanesi’ni diğer kütüphanelerden ayırıyor ve artık bir gizli ipucu olmasa da kesinlikle Seul’ün en ikonik, mutlaka görülmesi gereken yerlerinden biri.

Otobüse binip bir grup otele giderken, biz Myeondong’da inip sokak lezzetleri ile karnımızı doyurmak istedik. Gecenin bu saatinde bile bu yazının fotoğraflarını seçerken, Seul’de bu sokak tezgahlarında yediğimiz ayaküstü yemeklerin lezzeti aklıma geldi.

Bugün iflah olmaz şekilde gezmeye devam ediyoruz. Seul’deki son gecemizde Cheonggyecheon (Çonggeçon diye okunuyor) Deresi’ne yapılan çevre düzenlemesini görmek ve biraz da orada yürümek istedik.

Bu dere, Seul’ün merkezinde, Gwanghwamun Meydanı ve Jongno bölgesine çok yakın bir yerde bulunuyor. Eskiden üzeri kapatılmış bir su yolu iken, 2000’li yıllarda büyük bir kentsel yenileme projesi kapsamında restore edilmiş ve bugünkü haline getirilmiş. Yaklaşık 11 km uzunluğunda ve yürüyüş yolları, köprüler, sanat enstalasyonları ve ışıklandırmalarıyla çok güzel bir şehir içi yürüyüş alanı. Akşamları da ışıklandırmaları ve ışık gösterileri ile ilginç bir yer oluyor.

Burada son noktadan çıkınca beni bir sürpriz bekliyordu; İki gecedir Gwanghwamun Meydanı‘nın gece görüntüsünü görmek istediğimi söyleyip duruyordum ama bana eşlik edecek gezgin bulamıyordum. Dere yatağından çıkınca kafamızı kaldırıp baktığımızda karşımızda Amiral Yu Sun sin Heykelini gördük.

Gece, ışıl ışıl meydanda heykeller ve sarayın kapısı nefis gözüküyordu. Doya doya seyrettik ve sonra yürüyerek otelimize geri döndük. Tüm gezi boyunca 121 km yol yürüdüğümü daha önce söylemiştim. Bunun 20 km’sini bugün yürümüşüm…

Ne yorucu ama ne güzel bir gündü be dostlar!

Gezekalın..

8.11.2025

Dr Ümit Kuru

Bir Ülke, İki Zaman: Güney Kore / Seul-2. Gün

Bugünkü programımız Gyeongbok Sarayı’nın (Gyeongbokgung) Gwanghwamun Kapısı’ndan saraya girip, sarayın avlusundaki nöbet değişimini izlemek ile başlayacak. Seul’un trafiği gerçekten berbat. Otel ile hedef arasındaki 1,5 kilometrelik yol için bile, otobüsle neredeyse yarım saat seyahat etmek zorunda kaldık. Yürüsek 20 dakika tutuyormuş.

Törenin başlamasına daha yarım saat var ve henüz sarayın geniş avlusunda pek kalabalık yok. Bir daha gündüz gözü ile Gwanghwamun Meydanı‘nı, dolayısıyla ünlü Amiral Yi Sun-sin‘in ve Büyük Kral Sejong‘un heykellerini ziyaret etme şansını bulamayacağız korkusuyla tören başlamadan önce meydanı hızlıca gezmeyi gruba teklif ettim. Böyle de yaptık. Neredeyse koşar adım sarayın kapısından, heykellerin bulunduğu meydana doğru yöneldik.

Kral Sejong, Kore halkı tarafından sadece bir hükümdar değil, halkının eğitimini, refahını ve kimliğini düşünen aydın bir lider olarak hatırlanıyor. En çok, Kore alfabesi Hangıl’ı oluşturmasıyla tanınıyor. Kore alfabesinin oluşması Kore’yi Çin’in etkisi altından çıkartmaya ve ulusal kimliğine kavuşmasına neden olan önemli bir olay. O dönemde okuryazarlık yalnızca soylular arasında yaygın. Çünkü resmi yazı dili Çince (Hança) ve öğrenmesi de çok zor.

Sejong, halkın kolayca okuyup yazabilmesi için “herkesin bir günde öğrenebileceği kadar kolay” bir yazı sistemi geliştirilmesini emretmiş. Hangıl’ın icadı, Kore halkını kültürel olarak özgürleştirmiş ve eğitimde eşitliği sağlamış. Hanedanlığın 4. Kralı Sejong döneminde güneş saati, su saati, yağmur ölçer gibi aletler de keşfedilmiş. Yani bu kralın dönemi, Joseon Hanedanlığının altın çağı kabul ediliyor.

Amiral Yi Sun-sin’in heykeli de bu meydanda bulunuyor. Bu arada belki gereksiz bir bilgi ama Korece isimler yazılırken soyadı başa yazılıyormuş. Ben ilk gördüğümde yanlış yazılmış diye düşündüm ama meğerse Korece’de Soyadı başa yazılır ve büyük harfle başlarmış. Sonra ad yazılır ve o da büyük harfle başlarmış. Ada eklenen diğer isim ise küçük harfle başlarmış. Yani amiralin adının son kısmı olan “sin” küçük harfle yazılmalı. Kore halkı için cesaretin, sadakatin ve vatanseverliğin sembolü haline gelen bu heykel 1968 yılında dikilmiş. Japon işgallerine (1592–1598, İmjin Savaşı) karşı ülkesini kahramanca savunan Amiral Yi Sun-sin’in anısını yaşatmak için dikilmiş.

Daha sonra nöbet değişimi törenini izlemek için Gyeongbok Sarayı Gwanghuwamun Kapısına doğru yürüdük. Avluya girince bir de ne görelim? Alan tıklım tıklım ve fotoğraf çekilebilecek tüm güzel alanlar kapılmış. Buraya biraz daha erken gelmemiz lazımmış. Şimdiki aklım olsa otelden 1.5 km uzaktaki Gwanghuwamun Meydanına kadar yürüyerek gidip, meydanı gezip, 20 dakika öncesinden saray avlusunda, önlerde yerimi kapardım. Tören sonrası saraydan çıkıp, Bukchon Hanok Köyü’ne yürüyerek gitmemiz gerekiyor.

Şimdi gelelim saray avlusunda gerçekleştirilen ve Joseon döneminde olduğu gibi, günümüzde de hala sürdürülen tören hakkındaki izlenimlerime.

Saray Nöbet değişimi Seul’de bulunan 5 Joseon dönemi sarayından sadece Gyeongbok ve Deoksu Saraylarında yapılıyor. Bunlar idari saray olarak kabul edilmişler. Changdeok Sarayı daha çok kralların özel yaşam alanı ve bu nedenle burada nöbet değişim töreni gerçekleştirilmiyor.

En büyük Joseon sarayı olan Gyeongbok Sarayı’nda nöbet değişim töreni, Gwanghwamun Kapısı önünde yapılıyor. Pazartesi hariç her gün sabah 10:00 ve öğleden sonra 14:00 saatlerinde bu tören gerçekleşiyor.

Muhafızlar, geleneksel Joseon dönemi kıyafetleriyle (renkli zırhlar, şapkalar, mızraklar) yürüyüş yapıyorlar. Geleneksel müzik enstrümanları eşliğinde bayraklar taşınıyor. Kraliyet muhafız komutanının emriyle nöbet değişimi gerçekleşiyor. Tören yaklaşık 20 dakika sürüyor. Mistik tarafı da olan gösteriyi izlemek, Seul’de bir turistin yapması gereken aktivitelerden. Tören Sonrasında muhafızlarla fotoğraf çekilmesi aşaması geliyor. Aşağıda bu tören sırasında benim ve Ömer Sökmenoğlu arkadaşımın çektiği videolardan yapılmış bir kolajı paylaşıyorum.

Gezi grubumdan arkadaşlarım bu yazının çeşitli aşamalarına katkıda bulunuyorlar. Yani Ümit Kuru’nun dostları, hep beraber bu geziyi yazıyorlar…

Grubumuzdan sevgili Ayşegül Başoğlu’nun bu törende çektiği fotoğrafları da aşağıda sizlerle paylaşıyorum.

Tören sonrası, restore edilmiş geleneksel Kore evlerini görebileceğimiz Bukchon Hanok Köyü‘nü ziyaret ettik. Bukchon Hanok Köyü, Seul’ün merkezinde yer alan ve geleneksel Kore mimarisi olan “hanok” evlerinin korunduğu tarihi bir mahalledir.

İsminin kaynağı, Gyeongbok Sarayının kuzeyinde yer alması (buk = kuzey demek).  Bu köy hem yerli halk ve hem de turistler için zamanın durduğu, geleneksel Kore kültürünün yaşadığı ve hissedildiği çok özel bir yer. Bu köyü veya saraydaki töreni izlerken ziyaretçilerin yaptığı bir aktiviteden daha bahsetmem lazım.

Buralar gezilirken turistlerin bir kısmı geleneksel Kore giysileri olan Hanbokları giyiyorlar. Bu kıyafetleri kiralayan dükkanlar var. Ortalama 20-25 dolar civarında kiralama parası ödemeniz halinde bu giysilerle ortamda gezebiliyorsunuz. Günlük programımız yoğun olunca bu aktiviteye gezimizin bugünü hiç girmedik.

Bukchon Mahallesinin geçmişi, Joseon Hanedanlığı dönemine (14.–15. yüzyıl) dayanıyor. Bukchon, Gyeongbok ve Changdeok sarayları arasında yer aldığı için, geçmişte soylular, devlet yetkilileri ve kraliyet ailesine yakın kişiler buralarda yaşamışlar.

Evler, doğayla uyumlu, avlulu, ahşap, kiremit çatılı geleneksel hanok stilinde inşa edilmiş.

Modernleşmeyle birlikte birçok hanok yıkılmış olsa da, Bukchon’daki evler koruma altına alınmış ve restore edilmiş. 900’den fazla korunmuş hanok evi varmış. Mahalleyi gezmeye başlarken, önce yokuş yukarıya doğru çıkılıyor. İkonik fotoğraf çekme noktası da mahallenin en tepe noktası. Buradan aşağıya doğru çekilen fotoğraflar çok güzel oluyor ama insan kalabalığından sokağı boş yakalamanız pek mümkün değil.


Hanok evleri ahşap, taş, kağıt (hanji), toprak gibi doğal malzemelerle yapılmış. Evlerde geleneksel yerden ısıtma sistemi (Ondol) var.

Evler mahremiyet ve doğayla uyumu sağlayacak şekilde avlulu ve duvarlı yapılılar.

Mahalle sakinleri, mahallelerine turistlerin bu kadar yoğun ilgi göstermelerinden şikayetçiler. Çoğu zaman ev sahipleri fotoğraf çekilmesinden hoşlanmadıklarını belli edebiliyorlar.

Bukchon Hanok Köyü gezimiz sonrasında günün diğer gezisini Insadong Caddesine yaptık. Seul’deki Insadong Caddesi, Güney Kore’nin en ünlü kültürel ve turistik noktalarından birisi. Joseon Hanedanı döneminde (1392–1897) burası resmi sanatçılar ve kaligrafikerlerin bölgesi olarak biliniyormuş. Bugün hala bu dükkanlardan oldukça fazla bulunuyor.

Japon sömürge döneminde birçok antika ve sanat eseri burada toplanmış. Cadde 2000’li yıllarda kültürel koruma altına alınarak restore edilmiş.

Insadong Caddesi Kaligrafi dükkanları, seramik ve porselen atölyeleri, Kore maskeleri, kağıt işleri (Hanji), geleneksel kıyafetler (Hanbok), antika satan galerilerle dolu. Biz bu caddede yemek yiyecek bir mekana girdik ve öğle yemeği işini orada hallettik.

Kore gezimde, nedense, bir tek bu caddeyi gezmek bana vakit kaybı geldi. Belki de Insadong’da doğru yerde ya da doğru zamanda değildik. Bu aktivite sonrasında N Seul Tower‘a gitmek üzere yola çıktık.

Namsan Tower olarak da bilinen ve Namsan Dağı, Jung-gu bölgesinde kurulu N Seul Kulesinin yüksekliği 236 metreyi buluyor. Namsan Dağı’nın, zirvesiyle birlikte deniz seviyesinden yüksekliğini de hesaba katarsak, kule yerden 480 metre yükseklikte bulunuyor diyebiliriz. Kulenin inşasına 1969’da başlanmış. Tamamlanması 1971 ve halka açılışı ise 1980 yılında olmuş. Mülkiyeti ve işletmesi özel bir Kore firmasında. Genelde sabah 10:00 – akşam 23:00 arası açıktır.

Kule işlevi dışında, aynı zamanda turistik, kültürel ve romantik bir cazibe merkezi. Özellikle gece aydınlatmalarıyla, Seul siluetinin ikonik bir parçası. Seul’ün panoramik manzarasını izlemek için de en popüler yer. 360 derece manzara sunan gözlem katları sayesinde, Seul’ün tüm yönlerini kuşbakışı olarak görebiliyorsunuz.

Kuleye teleferikle çıkmanızı ama mutlaka yürüyerek inmenizi tavsiye ederim.İnişi yeşillikler içinde ve her bölümde farklı Seul manzarası eşliğinde oluyor. Teleferik ile tepeye, yani kuleye çıkış yaklaşık 10 dakika kadar sürüyor. Teleferik yavaş yavaş yükselirken, altınızda küçülen Seul’un değişik manzaralarına hayran olacaksınız.

Teleferikten indikten sonra karşınıza kule, zamanında şehrin güvenlik durumunu dumanla etrafa duyurma amaçlı olarak kullanılan işaret bacaları (aşağıda fotoda gözüken tuğladan bacalar) ve “Aşk Kilitleri (Locks of Love)” denen platform çıkacak.

Binlerce kilidin bulunduğu teras aynı zamanda kulenin en çok selfie çekilen bölümüymüş. Gruptan arkadaşlardan “kale kilitlerini” oraya asanlar oldu.

Aşk kilidi takılmış bir çok yer gördüm ama bu kadar çok kilidin bir arada bulunduğu yeri ilk defa görüyorum. Bu alanda son fotoğrafları aldıktan sonra grup ikiye ayrıldı. Bir grubun başında ben olduğum halde, merdivenleri kullanarak aşağıya indik. Kalan diğer grup ise yine teleferikle aşağıya indiler.

Eğer yürüme ile ilgili bir sıkıntınız yoksa mutlaka yürüyerek aşağıya inmenizi tavsiye ederim. Çok sayıda ama yormayan merdiven ile aşağıya iniş, bizim gibi fotoğraf için çok durmayla bile, 30-45 dakika sürüyor. Aşağılara indikçe manzara değişiyor. Doğru yerlere seyir terasları yapmışlar. Aslında buralar, eski Seul’un sur duvarlarının bulunduğu yerler

Bir not daha ekleyerek konuyu kapatayım; İnişinizi tamamlayıp, merdivenleri bitirince karşınıza bir arkeolojik alan çıkacak. Burası Seul’un en eski şehir surlarının bulunduğu kazı alanı. Burayı da kısacık gezmeniz de sakınca yok. Teleferiğe bindiğiniz noktaya dönmek için ise ana yola indikten sonra sağa dönüp, aşağıya doğru biraz yürümeniz gerekiyor.

Gün batımı ve gece saatleri, kule manzarasını izlemek için en ideal zamanlar diye yazılıyor. Kule ışıklandırmasında sürdürülebilir enerji ve çevre dostu aydınlatma teknolojileri kullanmışlar. Gece yanan LED sistemi, hava kirliliği uyarılarını da gösterecek şekilde programlanmış ve rengi duruma göre değişiyor.

Bir sonraki gezi durağımız olan Jogyesa Tapınağı‘nın anlatımına geçmeden önce N Seul Kule gezimizle ilgili hazırladığım kısa videoyu izlemenizi öneririm. Size planlayacağınız gezinizde yardımcı olacaktır.

Kore gezimizde çok tapınak gezdik sayılır. Gezimizin Jeju Adası bölümüne kadar neredeyse her gün bir ya da bugün olduğu gibi bazen iki tapınak gezmişizdir. Hepsinin ayrı bir özelliği ve kendilerince güzellikleri vardı. Ama gezimizin 2. günü Seul’de gezdiğimiz Jogyesa Tapınağı, gezdiğimiz tapınaklar içinde en çok sevdiklerimizden oldu.

Bir de tapınak bahçesinde piknik yapan çocukların etkinliklerine denk geldik ki bu da olaya, bizim açımızdan, ayrı bir hava kattı.

Bu tapınak, Kore Budizminin Jogye Tarikatı‘nın ana tapınağı olarak kabul ediliyor. Jogye Tarikatı, Kore’deki Zen (Seon) Budizmi geleneğinin ana temsilcisi ve hem tarihi, hem de günümüzdeki konumu açısından Kore Budizminin en önemli kolu kabul ediliyor.

Çin’den gelen bu öğreti 7-8. yüzyıllarda Kore’de yayılmaya başlamış. 9. yüzyılda Zen Budizmi Kore’de iyice yerleşmiş. Bu gelenek içinde, Kore turumuzda bazılarını gezeceğimiz, “Nine Mountain Seon Schools (Dokuz Dağ Seon Okulu)” ortaya çıkmış. Tarihte, Goryeo ve Joseon dönemlerinde, Budizm devlet tarafından zaman zaman baskı altına alınmış.

20. yüzyılda, Japon sömürgesi sırasında Kore Budizmi büyük zarar gördü. Tarikatlar bastırıldı, tapınaklar dönüştürüldü. 1945’te Japon yönetiminin sona ermesiyle birlikte Jogye Tarikatı, geleneksel Kore Seon Budizmini yeniden canlandırmak amacıyla kuruldu. Yani Jogye Tarikatının tarihi kökleri çok eski olsa da, 1930’larda Japon sömürge döneminden kurtulduktan sonra yeniden organize olmuş. Güney Kore’de Budizm inancının en görünür yüzü bu tarikattır ve yaklaşık 10 milyon takipçisi olduğu tahmin ediliyor (Güney Kore nüfusunun yaklaşık %20’si).

Tarikatın felsefik temeli, zihinsel aydınlanma için temel uygulama olan meditasyon yapılmasıdır. Tarikat içinde Mahayana Sutraları (özdeyişleri) okunur ve tapınaklarda halka açık ayinler, atalara saygı seremonileri yapılır.

Seul’de bulunan ve bizim bugün gezeceğimiz Jogyesa Tapınağı tarikatın merkez tapınağı ve sembolik kalbidir.

Tapınak, bizim gezdiğimiz gün, çocuklar için mi bu kadar şirin hale büründürülmüştü? Yoksa hep mi böyledir? Bilemiyorum! Süslenmiş şirin Buda heykelleri, çiçeklerle kaplanmış yunus ve ördek maketleri ortamın ciddiyetini biraz bozuyor. Yere yaydıkları örtülerde oturup kumanya tarzı yemeklerini bakıcıları eşliğinde yiyen anaokulu çağında onlarca çocuk da ortama başka bir şirinlik veriyor.

Ana tapınak binasının ahşap işlerine bayıldım. Pencerelerdeki ahşap oymalar tam bir sanat eseriydi.

Bugünün en önemli gezi yerlerinden birisi de Jongmyo Tapınağı olacak. Türkçe’ye tapınak diye çeviriyoruz ama aslında burası bir mabed. Tam İngilizce adı da “Jongmyo Shrine”. Burası UNESCO Dünya Kültür Mirası Listesi’ndeki önemli yerlerden. Kore’de ikinci günümüzde, ikinci UNESCO eserini ziyaret ediyoruz.

Jongmyo, günümüze kadar korunmuş en eski ve en otantik Konfüçyüs kraliyet mabedidir. Joseon Hanedanlığı’nın (1392-1910) atalarına adanmış olan mabet, 16. yüzyıldan beri mevcut haliyle varlığını sürdürmekte ve eski kraliyet ailesinin üyelerinin öğretilerini içeren tabletlere ev sahipliği yapmaktadır.

14. yüzyıldan beri Konfüçyüsçü bir geleneğe dayanan müzik, şarkı ve dansı bir araya getiren ritüel törenler (Jerye veya Jeryeak), burada hâlâ gerçekleştiriliyor. Jongmyo Tapınağı, Joseon Hanedanı döneminde ölen kralların ve kraliçelerin ruhlarının onurlandırılması ve anılması için yapılmış.

Jongmyo Mabedi rehberle gezmek zorunlu. Mekana, Kore’de çok önem verdikleri ve saygı duyulan bir yer olduğu, bize rehberlik eden bayan rehberin her halinden belliydi. Tapınağa giden yol üç bölümlü. Ortadaki yol yalnızca ruhlar için ve buradan kimsenin yürümesine izin verilmiyor. Diğer iki yol ise kral ve katılımcılar için.

Jongmyo Tapınağı’nın mimari özelliği sade ve simetrik olması ki bu da Konfüçyüsçü sadelik ve saygı anlayışını yansıtıyor. Ortamda çok ruhani bir atmosfer var. Çok sessiz ve huzurlu bir yer.

Jeongjeon (Ana Tapınak Binası) en önemli yapı. 19 bölmeden oluşuyor ve her biri bir kral ve kraliçesine adanmış. Uzunluğunun 100 metreyi aşması ile dünyada cephesi en uzun Konfüçyüsçü tapınak binası burası diye söyleniyor.

Yeongnyeongjeon (Ruhların Dinlendiği Yer), ana binaya ek olarak yapılan ikinci mabed yapısı. Yine burada da kral ve kraliçelerin ruh tabletleri bulunuyor.

Joseon krallarına adanmış yıllık atalara saygı töreni, Jongmyo Jerye, her yıl mayıs ayının ilk pazar günü bu tapınakta düzenleniyor. 600 yıldan uzun süredir kesintisiz yapılan ritüellerden birisi. UNESCO, bu töreni Somut Olmayan Kültürel Miras olarak da tanımıştır. Yukarıdaki bağlantıda bu törenin bir internetten bulduğum bir videosu var.

Daha sonra Dongdaemun Tasarım Plazaya (DDP) gitmek üzere otobüse doluştuk. Dongdaemun bölgesinin merkezinde yer alan DDP, tasarımla ilgili gösteriler, konferanslar, sergiler ve diğer etkinlik ve toplantılar için önemli bir mekan olarak hizmet veriyor.

Eskiden bu alanda bir stadyum bulunuyormuş. 1925 tarihli bu stadyum, 1988 yılında artık terk edilmiş. Bu alana ikonik ve modern tasarımlı bir bina yapılması fikrinden hareketle 2007 yılında stadyum yıkılmış. Binanın açılışı 2014 yılında yapılmış. Ancak bu stadyuma ait iki adet projektör binanın arkasında hala duruyor

Dünyaca ünlü mimar Zaha Hadid tarafından tasarlanan DDP, dünyanın en büyük alışılmadık mimari yapılarından. DDP beş salondan oluşuyor: Sanat salonu, müze, tasarım laboratuvarı, tasarım pazarı ve Dongdaemun Tarih ve Kültür Parkı.

Akşam yemeğimizi Ashley Queens adlı bir yerde, açık büfe olarak aldık. Çok güzel suşileri vardı. Tavsiye edebileceğim bir yer. Daha sonra da Myeongdong Caddesinden yürüyüşle otelimize döndük. Yazarken bile yoruldum. Bugün amma çok gezmişiz!

Gezekalın

Dr Ümit Kuru

7.11.2025

Bir Ülke, İki Zaman: Güney Kore / Genel Bilgiler ve Gezi Sonrası Öneriler

Sevgili Sanal Gezginler ve Güney Kore’ye seyahat niyetine girmiş olan dostlar..

Kore gezimiz öncesi derlediğim genel bilgileri ve gezimiz boyunca edindiğim deneyimlerimi başlıklar halinde aşağıda sizlerle paylaşmak isterim. Bu yazının Kore gezinizde sizlere çok yardımı olacağına, seyahate başlamadan gereken bazı hazırlıkları daha ülkedeyken yapmanızı sağlayacağına ve gezdiğiniz ülkeyi anlamanıza yardımcı olacağına eminim. Doğrusu ben her seyahat öncesi bu tür hazır ve “hap” halindeki bilgileri ararım. Ne yazık ki eskiden çok fazla bulamaz ve eksikliğini çok hissederdim. Günümüz seyahat yazılarında artık daha fazla beklediğim türden yazılar bulabiliyorum ama yine de çok değiller. Bu yazıyı sıkıcı ve uzun bulsanız da, bu yönden değerlendirmenizi isterim.

GÜNEY KORE İÇİN EN UYGUN AYLAR HANGİLERİDİR? SAKURA ZAMANI SARARAN YAPRAKLAR?

Güney Kore’yi gezmek için en uygun dönemler genellikle ilkbahar (nisan–mayıs) ve sonbahar (eylül–ekim) ayları olarak biliniyor. Nisan-mayıs ayları Seul, Busan ve Jeju’da sakura zamanıdır (Kiraz çiçekleri).Bu zamanda ortalık pembemsi beyaz bir renge bürünür. Bu nedenle bu mevsimde ülkeyi ziyaret eden turist sayısı biraz fazla olur ve oteller nisbeten pahalıdır. Biz gezimizi sonbaharda Kore’de olacak şekilde düzenledik.

Eylül-ekim ayları Kore’de havanın serin, daha az yağışlı olduğu dönemdir. Ekim sonlarına doğru sonbahar, ağaçların cinsine göre, yaprakların rengini kızartır ya da sarartır. Biz Ekim ayı ortalarında geziye başladık. Yaprakları beklediğim kadar sarı ya da kırmızı bulamadım. Güney Kore yemyeşil bir ülke. Ağaçlar yapraklarını yeni yeni kızartıyor ve sarartıyordu. Kore’nin güneyini gezip, İstanbul’a dönüş için tekrar Seul’e geldiğimizde yapraklar daha sarı renkli, akçaağaçlar yapraklarını yeni yeni kızartmışlardı. Yukarıda Naime’nin akçaağaçların kızarmış yaprakları ile fotoğrafı, gezinin son gününde çekildi. Bizden sonraki 7-15 gün içinde yaprakların rengi iyice sonbahar renklerine bürünecekti. Gezi işleri her zaman önceden planlandığı gibi olmuyor. Bazen o kadar akçaağaç içinde, kızarmış yaprakları ağaç aramanız gerekecek, ve o tek bir ağacı bile buldu mu sevineceksiniz.

GÜNEY KORE SEYAHATİ İÇİN VİZE GEREKLİ MİDİR?

Kasım 2025 itibarıyla Güney Kore’ye seyahat edecek herkesin, muafiyeti olanlar hariç, elektronik vize alması gerekiyor. Yeşil pasaporta sahip olanların da bu vizeyi alması isteniyor. Muafiyet uygulanan kişiler ise giriş tarihinden itibaren, 17 yaştan küçük ve 65 yaştan büyük olanlar olarak tarif ediliyor. Bu muafiyete sahip olanların, ayrıca bir varış formu (arrival form) doldurması bekleniyor. Bu form uçakta dağıtılıyor ya da Seul’e vardığınızda, pasaport öncesi, havaalanında alınabiliyor.

K-ETA (Korea Electronic Travel Authorization) için resmi bağlantı adresi: https://www.k-eta.go.kr. Bunun dışındaki siteler genellikle aracı firmalar ve fazladan ücret talep edebiliyorlar. Aman bu kısma dikkat edin ve arama motoruna “kore vizesi” yazdığınızda karşınıza çıkan sponsorlu ilk aracı firma sitesine para kaptırmayın. Garantisiz iş yapmayın.

Bu vize için 10.000 Kore Wonu (KRW) yani yaklaşık 7–8 ABD Doları ödenmesi ve bunun da kartla yapılması gerekiyor. K-ETA formu aşama aşama dolduruluyor. Yanınızda biyometrik vesikalık fotoğrafınızın ve pasaportunuzun bulunması gerekiyor. Form elektronik ortamda yolladıktan sonra, genellikle 24–72 saat içinde sonuç alınıyor (Bize aynı gün onay gelmişti). Ancak siz yine de seyahatten en az 15-30 gün önce bu elektronik vize için başvurun derim. Bu vize onaylandığı tarihten itibaren 3 yıl geçerlidir. Ancak eğer pasaportunuzun geçerlilik süresi 3 yıldan kısa ise vizeniz, pasaportunuzun son kullanma tarihine kadar geçerli oluyor. Bu süre içinde aynı pasaportla birden fazla kez ülkeye giriş yapılabiliyor. Vize işleri resmi ve değişebilen konular olduğundan, her seferinde vize prosedürlerini yeniden kontrol etmenizi ve buradaki paylaştığım bilgilere değil, resmi sitedeki bilgileri dikkate almanızı öneririm.

GÜNEY KORE’YE NASIL GİDİLİR ?

İstanbul Havaalanından, Seul’e (Incheon Uluslararası Havaalanı) doğrudan uçuşlar var. Türk Hava Yolları, Korean Air ve Asian Air bu uçuşları doğrudan yapan firmalar. Uçuşumuzu, fiyat daha uygun diye, Asian Air ile yaptık. Gidişimiz 10.5 saat, dönüşümüz ise 12 saat kadar sürdü. Hem gidiş ve hem de dönüş uçuşları zamanında oldu. Tabii ki beklemesi daha uzun olabilen, ancak belki daha ucuz başka uçuş da bulabilme şansınız var. Bizim gezilerde, bu kadar vaktimiz olmadığından doğrudan uçuşları aramak tercihimiz oluyor.

GÜNEY KORE HAKKINDA GENEL VE KISA BİLGİLER

Güney Kore’nin başkenti Seul. Ülkenin yüzölçümü yaklaşık 100.000 km² ve 2025 yılı tahmini nüfusu yaklaşık 52 milyon. Seul’ün nüfusu 9,4 milyon ama Seul’e bağlı periferik bölgeler olan Incheon ve Gyeonggi Eyaleti ile birlikte düşünüldüğünde nüfusu yaklaşık 26 milyon kişiye ulaşır. Bu da Seul metropol alanını, dünyanın en kalabalık şehir bölgelerinden biri yapıyor. Bunun bir diğer anlamı, Seul’de trafik bir felaket! Bir noktadan diğerine ulaşım zaman alabiliyor. Otobüsler için ayrılmış ayrıcalıklı yollar biraz turist otobüslerini rahatlatsa da yeterli değil.

İnsanları çok yardımsever. Güvenli bir ülke. Gece gündüz tek başımıza da sorun yaşamadan gezebildik. Akşamları sokaklarda olmayı, iş çıkışı toplanıp yemeyi, içmeyi seviyorlar. İçki tüketiyorlar ve genetik olarak bir enzim eksikliği nedeni ile çabuk sarhoş oluyorlar. Ama çevreye rahatsızlık vereni gezi boyu görmedim.

Ülke, başkanlık tipi demokratik cumhuriyet şeklinde yönetiliyor. Kore’nin dünya çapında ve çok güçlü bir eğitim sistemi var. Ancak rekabete dayalı sınavlar ve sıkı eğitim sisteminin, çocukları ve aileleri çok zorlaması nedeni ile ülkede intihar vakaları da görülebiliyor. Sistemin bu hali şikayetlere konu olabiliyor.

Güney Kore ulusal bayrağı Joseon Hanedanlığı döneminden beri benimsenmiş. Ortada eşit olarak ve kusursuz bir dengeyle ikiye bölünmüş tegık çember yer alıyor. Bu çember birbirine karşıt olan ama kusursuz bir uyum ve denge oluşturan evrensel güçleri yani yin ve yang‘ı temsil ediyor. Üstteki kırmızı bölüm yang’ı alttaki mavi bölüm yin’i simgeliyor.

Bayrağın dört köşesindeki üçlü çizgiler karşıtlık ve uyumu anlatır. Sol üst köşedeki çizgiler cennet ve gökyüzünü, sağ üst köşedeki çizgiler suyu, sol alt köşedeki çizgiler ateşi, sağ alt köşedeki çizgiler ise yeryüzünü temsil ederler. Bayrağın beyaz fonu, Kore halkının katıksız saflığını ve barışsever kişiliğini anlatır. Bayrağın bütünü, Kore halkının evrenle uyum içinde yaşama ülküsünü simgeler.

KORE’DE PARA DEĞİŞİMİ

Kore para birimine Won (KRW) deniyor. Biz orada iken 1 Amerikan Doları’nı 1400-1440 Won ile değiştirebiliyorduk. Kore’de harcamalarınızı Won dışında başka bir para birimi ile yapmanız pek mümkün değil. Mümkün olsa da kurdan çok zarar edersiniz. Onun için en iyisi paranızı daha havaalanındayken, az da olsa, bozdurmanızdır. Yemek, içecek, alışveriş derken ülke parası gerekebiliyor. Şehir içindeki exchange bürolarından, oranı iyi olanlardan da istediğiniz kadar bozdurmanız uygun olur. Kredi kartlarınızı da rahatlıkla kullanabiliyorsunuz.

KORE’DE İNTERNET KULLANIMI

İnternet altyapısı dünyanın en hızlılarından birisi olan ülkede, otellerde ve bazı alanlarda ücretsiz wifi bağlantısı var. Buradan giderken aktifleştireceğiniz e-sim uygulamalarınızı kullanabildiğiniz gibi, oradan kiralayabileceğiniz internet boxlarını yanınızda taşıyarak da internet kullanım işinizi halledebilirsiniz. Bizim grupta çoğumuz son yöntemi tercih etti ve yerel rehberden bizim adımıza internet boxlarından kiralamasını istedik. Havaalanında karşılanma sonrası bu kutular bize verildi ve gezi boyu onları kullandık

15 günlük sınırsız internet için 50.700 won (yaklaşık 1500 TL) ödeme yaptık. Aynı kutuya 4 kişi bağlanıp, ücreti bölüşme şansınız da var. Ancak paylaşımcılar birbirlerinden ayrılınca internet bağlantınız kopabiliyor. Bu nedenle bu yöntem özellikle beraber gezecek aileler veya aynı odayı paylaşacak gezginler için uygun. Büyüklüğü, yukarıda fotoğrafta gördüğünüz gibi, avuç içi kadar. Günlük 2 gb internet kullanımı için, 15 gün boyunca 37.700 Won ödemek de bir seçenek.

KORE GEZİNİZDE KONAKLAMA

Otelimizi Myendong Bölgesinden seçtik. Burada iki ayrı otelde, 4 gece konaklama yaptık (özellikle Courtyard by Marriott Seoul Namdaenum oteli çok beğendik). Kahvaltılar bizimkilerden biraz farklı. Beyaz peynire düşkünlüğünüz varsa yanınızda götürmenizi tavsiye ederim. Odaların tuvaletlerinde, klozetlere oturmak tam bir keyif işi. Oteller çoğu turistik yerlere yakındı. Metro istasyonu yakınımızdaydı. Tur otobüsü ile uzak yerleri, yürüyerek ise kısa mesafeleri gezdik. Hanımla ben bu gezi boyunca 120 km yol yürümüşüz. Yerel halkın içinde olmak ve onlara dokunmak, bize her zaman keyifli gelmiştir ve bir ülke insanlarını tanımanın en güzel yolu yürüyerek gezmektir.

Elektrik prizleri Türkiye’dekilerle aynı (Tip C ve Tip F). Bu nedenle Türkiye’den Güney Kore’ye giden birisinin genellikle dönüştürücüye ihtiyacı olmaz. Bizim kaldığımız otellerin odalarında da bolca priz bulunuyordu.

KORE SEYAHATİNİZDE YÖN BULMA YÖNTEMLERİ

Güney Kore, kendilerinin Doğu Denizi olarak kabul ettikleri denizi, Japon Denizi diye yazmaları üzerine Google’a ambargo uyguluyor. Google Map gibi haritalar, Güney Kore içinde veya dışında arama yaptığınızda sağlıklı çalışmayacaktır. Bu nedenle buradan gitmeden Kakao Map ve Naver Map gibi uygulamaları telefonlarınıza indirmeniz uygun olacaktır. Kakao Map, Kore içinde yön bulmanızda daha iyi çalışacaktır. What’s Up yazışmalarımızı sorunsuz yaptık. Ama sorun olursa diye buradan gitmeden Kakao Talk‘u indirmiştik. Gerçi onu kullanmaya gerek de kalmadı. Bazı yerlerde mutlaka tercümeye ihtiyacınız olacak. Burada da google lensi kullanmanız veya diğer tercüme uygulamalarını gitmeden telefonunuza yüklemeniz iyi olacaktır. Özellikle kırsalda olmak üzere, herkesle de İngilizce anlaşmak mümkün olmayabiliyor.

KORE’DE YEMEK KONUSU:”LİTTLE LİTTLE İNTO THE MİDDLE” YAPILAMIYOR!

Kaldığımız bölgede çok sayıda yemek yiyebileceğimiz restoran bulunuyordu. Yorumlarda yüksek puan alan restoranlar için mutlaka önceden rezervasyon yaptırın. Yoksa dışarıda beklemeniz gerekecektir. Masalara oturdunuz mu, hepinizden sipariş vermeniz bekleniyor. “Ben tok geldim, yancıyım ve sadece içeceğim” ya da “Üç kişiyiz, iki kişilik barbekü istiyoruz” gibi istekleriniz karşısında önce şaşkınlıkla yüzünüze bakıyorlar, sonra da kibarca kabul etmediklerini ifade ediyorlar. Bazen oturmadan mekanı terk etmek, ya da oturmuşken masadan kalkmak zorunda kalıyorsunuz. Yani Cem Yılmaz’ın tabiri ile “Little little into the middle” diye bir talep, Güney Kore’de de geçerli değil.

Kore yemekleri için uzunca ve ayrıca bir bölüm yazmam gerekir. Ama hemen söyleyeyim ki Kore mutfağı çok güzel. Barbeküleri müthiş. Andong’da yediğimiz tavuk menüsü inanılmaz lezzetliydi. Busan ve Jeju Adasında balık ve deniz ürünlerinin çeşitliliği karşısında şaşırmamak mümkün değildi. Denizden ne çıksa yiyorlar. Ekmek ancak kahvaltıda var ve o da ruhsuz tost ekmeği oluyor. Bekleyeceğiniz gibi ekmek niyetine pirinç var.

Sojularını, bizim rakıya değişmem ama bira içine katılmış soju (Bira ile sojunun karıştırılmasıyla yapılan içkiye “somaek” deniyor.) iyi gidiyor. Genelde 1/3-1/4 oranında bir karışım yapılıyor (bira kısmı fazla oluyor).

KORE’DE ALIŞVERİŞ VE KOZMETİK KONUSU

Kore’de alışveriş denince akla hemen kozmetik ve ginseng gibi ilaçlar geliyor. Sokaklarda yürürken, her köşe başında karşınıza çıkan kozmetik mağazaları, ülkenin güzellik anlayışını bir yaşam biçimine dönüştürdüğünün bir göstergesi. Kadın-erkek cilt bakımına gösterilen özen, Korelilerin parlak, pürüzsüz ve sağlıklı tenlerinin sırrını açıklıyor. Cilde özen göstermek Kore’de bir kültür ve bu kültürü yakından görmek isteyenler için kozmetik mağazaları adeta küçük keşif alanları gibi.

Kore kozmetiği, doğadan gelen içerikleri bilimsel formüllerle buluşturmasıyla dünyada öncü bir yere sahip. Ayrıca birçok ürün, küresel piyasaya çıkmadan önce Kore’de tanıtılıyor. Bu yüzden de güzellik trendlerini kaynağından yani Kore’de keşfetme şansınız olabiliyor.Kozmetik ürünlerin ihracat değeri: 2023 yılında yaklaşık 7,5 milyar ABD doları olmuş. Toplam mal ihracatındaki payı: %1 civarında ve GSYH içindeki payı: Yaklaşık %0,3–0,5 düzeyinde. Bu oranlar düşük gibi gözükse de, kozmetik için ülkeye gelen azımsanmayacak kadar fazla turizm hareketini göz önüne alırsanız çarpan etkisinin fazla olduğunu anlıyorunuz. Kore, dünyada kozmetik ihracatında ilk 3 arasında yer alıyor (Çin, Fransa, ABD ile birlikte). Grupta konu ile ilgili hanımlarımız fiyatların çoğu zaman Türkiye’ye göre daha uygun olduğunu iddia ettiler ve benim sevgili eşim dahil hanımlar tarafından çokça kozmetik ürün satın alındı.

Kozmetik olsun, ginseng gibi ilaçlar olsun alt ve orta düzey ürünleri her yerden satın alabiliyorsunuz. Olive Young adlı mağazalar zinciri orta düzey ürünler için en çok rağbet edilen mağaza oldu. Neredeyse her adım başında, irili ufaklı bu mağazalardan karşınıza çıkıyor.

Üst düzey kozmetik ve ginseng ürünler için ise randevu alarak bazı firmalarla görüşmeye ve ürün görmeye gidiliyor. Bizimkiler orta düzey kozmetik ürünlerle yetindiler. Ancak üst düzey ve daha saf ginseng ürünler için Seul’deki büyük bir mağazadan (Donghwangtosan) randevu alındı. Orada Kore ginsengi hakkında bilgiler aldık. Ürünlerin fiyatı gerçekten can yakıcı. Ama anlatılana göre de Kore ginsengi çok kıymetli ve son ürün haline gelmesi çok zahmetli.

Kore ginsengi (Panax ginseng), dünya genelinde “en güçlü ve saf ginseng türlerinden biri” olarak kabul ediliyormuş. Onu diğer ginseng türlerinden (Çin, Amerika, vb.) ayıran birkaç önemli fark varmış. Kore’nin nemli yazları ve soğuk kışları, ginseng köklerinin yoğun besin ve saponin (ginsenosid) biriktirmesini sağlıyormuş.

Ginsengin enerji artırıcı ve bağışıklık güçlendirici etkilerini sağlayan bileşiklere “Ginsenosid” deniyor ve Kore ginsengi, Çin veya Amerika ginsengine göre daha yüksek ginsenosid çeşitliliğine ve oranına sahip diye yazılıyor (yaklaşık 37 farklı bileşik tespit edilmiş). Ginseng ekildikten altı yıl sonra hasat edilebiliyor. Ginseng kökleri işlenip kurutularak ilaç haline getiriliyor. Ginsengin, krem, maske, serum, çay, macun, toz ve kapsül gibi bir çok formu bulunabiliyor. Özelikle enerji verici ve bağışıklık sistemine katkıları nedeni ile ginseng içeren ürünler satın alınabiliyor.

Bunlar dışında grup arkadaşlarım Uniqlo mağazaları ile ayakkabı mağazalar zinciri olan ABC Mart mağazalarından da epey bir ürün satın aldılar. Bendeniz ise epey karlı bir şekilde Canon fotoğraf makinası satın aldım. Fotoğraf makinası ve bilgisayar-ipad gibi ürünlerin fiyatları ülkemize göre daha uygun görünüyor. Yine de ihtiyacınıza göre, önceden fiyat araştırması yaparak, alışverişe çıkmanızı tavsiye ederim.

Mağazaların bazıları hemen tax free uyguluyorlar. Ama bir kısmı ise faturanızı kesiyor, formunu dolduruyor ve Incheon Havaalanından vergi için kesilen paranızı geri almanızı istiyorlar. Yani mutlaka pasaportlarınız yanınızda olsun. Ben fotoğraf makinamın vergi iadesini havaalanındaki ofisten aldım. Makina gibi pahalı ürünlerin paketini açmamanız isteniyor. Paketin de havaalanında görevliye gösterilmesi için yanınızda olması gerekiyor. Vergi iadesi için tercih edilmesi gereken en iyi yöntemin, kredi kartına paranın iadesi olduğu söylendi ama ben USD olarak parayı geri aldım. Kararı sizin vermeniz gerekiyor.

KISASINDAN KORE TARİHİ

Gezilerim nedeni ile çok rehber tanıdım ama aralarından birkaç tanesinin yeri bende çok ayrıdır. İlk Kore yazımı paylaştığımda bir rehber arkadaşımdan mesaj aldım. Japonya gezisinden tanıdığım ve o bölgeler hakkındaki bilgisine çok güvendiğim sevgili Huriye Yılmaz‘ın mesajında, Kore hakkındaki ifadeleri aynen şöyleydi;

Kore, Çin ve Japonya ikileminin arasında kalmış ve dolayısıyla tarih boyunca da onlardan çok etkilenmiş. Bu açıdan Kore için “Balinaların arasındaki karides “ifadesi de kullanılmış. Bu iki büyük ülkenin etkisi altında Kore, tarih boyunca bu zamana kadar gelmiş ve bir anlamda da acıların ülkesi olmuştur.” Kore tarihini aslında bundan daha güzel özetlemem mümkün olmazdı.

Güney Kore tarihini, Kore Yarımadasının tarihinden ayırmak zordur. 20. yüzyıl sonrası gelişmeler, ülkeye tarihi kimliğini kazandırmış. Aslında milattan önce 2500 yıllarından beri Kore Yarımadasında yaşayan uygarlıkların varlığı (Gojoseon) biliniyor. Milat sonrası 1. yüzyılda Çin’in Han Hanedanlığı ile yapılan savaşlar sonrası yıkılan Gojoseon Krallığı, 3 krallık dönemine (Goguryeo, Baekje, Silla Krallıkları) yerini bırakmış. Bu krallıklar sırası ile hüküm sürdükten sonra zaman zaman Çin, zaman zaman da Japonların saldırıları altında tarih sahnesinden silinmişler. 918-1392 yılları arasında önce  Goryeo Hanedanlığı, 1392– 1897 yılları arasında da Joseon Hanedanlığı Kore yarımadası ve civarında hüküm sürmüşler. 1897–1910 yıllarında Kore İmparatorluğu ilan edilmiş 1910 yılında da Japonya, 1945 yılına kadar sürecek şekilde Kore’yi ilhak etmiş. Bu dönemde Kore halkı çok eziyet görmüş ve halka asimilasyon uygulanmış. 1950-1953 yılları arasında ise Çin ve Amerika’nın etkisi ile Kore’nin Güney ve Kuzey Kore olarak bölünmesine neden olan savaş yaşanmış.

Bu bölümü de bitirdik. Girişi yapmak zordur, genel bilgileri vermek ise uzun ve maalesef sıkıcıdır. Ancak bu temel bilgiler olmadan nereyi gezdiğinizi ve nasıl gezeceğinizi bilemezsiniz. Bu nedenle bu kısım bir gezgin için çok önemlidir. Aman dikkatle okuyun!

Gezekalın

Dr Ümit Kuru

04.11.2025