• Arşivler

  • Diğer 531 aboneye katılın
  • Mart 2013 den beri

    • 381.717 ziyaretçi
  • Şubat 2026
    P S Ç P C C P
     1
    2345678
    9101112131415
    16171819202122
    232425262728  

Bir Ülke, İki Zaman: Güney Kore / Golgulsa Tapınağı Konaklama-6. Gün

Bugün grupça çok farklı bir deneyim yaşayacağız. Gezi hayatımız boyunca, dünya üzerinde çokça Budist tapınağı gezmişizdir. Tapınağın özelliğine göre tapınak ziyaretimizi yapar, rahipleri de göz ucumuzla süzeriz. En büyük derdimiz ise, onları en ikonik halleri ile, fotoğraf karelerimize hapsetmeye çalışmak olur.

Güney Kore ziyareti planlamasını yaparken, tapınakların çoğunda konaklama hizmetinin de verildiğini öğrenmiş ve bu konuda çok blog yazısı okumuştum. Bir Budist tapınağında rahipler “gece ne yaparlar ve nasıl yaşarlar?” sorusuna yanıt arama ve bu olaya bir gece de olsa şahitlik etme fikri bana cazip geldi. Biz de bir Budist tapınağı konaklaması yapmak ve bu deneyimi yaşamak istedik. Bunun için de Kore’ye gitmeden Andong şehrinde, Bongjeongsa Tapınağı’nı gözüme kestirmiştim.

Bu tapınak daha önce anlattığım gibi bir “Sansa-Budist Dağ Tapınağı” idi. UNESCO Listesinde ve doğa içinde, konaklama deneyimimiz için çok uygun bir tapınaktı. Sorun şu ki bu tapınağın sadece 16 kişinin aynı anda konaklayabileceği kadar odası vardı. Revaçta olan bu tapınak konaklamasına kayıtlar için temmuz ayına kadar beklememiz gerektiği söylendi. Ağustos ayında, lokal acentadan hala haber gelmeyince, tapınak konaklamasını başka bir tapınağa alma fikri ön plana çıktı. Böylece hiç olmazsa burada kalabilme şansını kaçırmamış olacaktık. Gyeongju’da Golgulsa Tapınağı konaklamamız için teyit alındı. Bu konaklama deneyimi ilginçti. Onu bugün sizlerle paylaşacağım.

Golgulsa Tapınağına gitmeden önce bugün iki yere ziyaretimiz olacak; Seokguram Kaya Tapınağı ve Bulguksa Tapınağı. Hava yine yağmurlu. Kore gezimizde 2 gün yağmura yakalandık, bir tanesi de bugüne denk geldi.

Seokguram Mağarası, bir inziva yeri ve Bulguksa Tapınak Kompleksinin bir parçası. Burası, 8. yüzyılda, Silla Kralı Gyeongdeok‘un hükümdarlığı döneminde inşası bitirilen, bin yıllık bir tapınak. Yapay bir mağara. Bulguksa Tapınağı, Kral’ın şu anki hayatındaki ebeveynleri için inşa edilmişken, Seokguram Kaya Tapınağı (Seokguram Grotto), önceki hayatındaki ebeveynlerine adanmış.


Hem kendisi hem de Bulguksa Tapınağı, Tohamsan Dağı‘ndadır. Ancak ikisi arasında yaklaşık 3 kilometre mesafe var. Mağara, Doğu Denizi’ne bakar ve deniz seviyesinden 750 metre yüksektedir. 1995’te Seokguram, Bulguksa Tapınağı ile birlikte UNESCO Dünya Kültür Mirası Listesi’ne eklenmiştir. Dünyadaki en iyi Budist heykellerinden bazıları buradadır. Biz bugün Kore’deki 8. UNESCO Listesi alan ziyaretimizi bu tapınaklara yaparak tamamlayacağız.

Oraya ulaşmak için yaklaşık 10-15 dakika yürümeniz gerekiyor. Yağmurlu havada bu yol biraz eziyet gibi gözükse de bizler ortamdan memnunuz. Tabii ki güneşli bir ortamda burada yürümenin keyfi bir başka güzel olurdu.

Düz bir yol yürüyüşü sonrasında renkli fenerlerin bulunduğu bir alana ve tapınağa ulaştık. Buradan merdivenlerle yukarıdaki Seokguram Mağara Tapınağına çıkılıyor.

Hem zamanın yıpratıcı etkisinden ve hem de Konfüçyüsçü devlet anlayışının Budist Tapınakları yok sayan yaklaşımları nedenleriyle, bu mağara tapınak bir dönem çok harap hale düşmüş. Japonlar Kore’yi işgalleri sırasında mağara tapınağına restorasyon adı altında, istemeden de olsa, zarar vermişler. Bu restorasyon sırasında uygulanan hatalı teknik işlemler mağara ve heykellerin nemden zarar görmesine sebep olmuş. Neyseki artık günümüzde mağaranın nemden zarar görmesi engellenmiş ve doğru bir restorasyon uygulanarak mağara kurtarılmış.

Burası dışarıdan bakıldığında pek bir şeye benzemiyor olabilir. Ancak dışarıdan küçük ve tipik bir kore yapısı ve içeriden camekanlar ardındaki karanlık bir odada, Budist sanatının ve mimarisinin en büyük şaheserlerinden biri saklı. Derinlerde, dairesel bir odada oturan ve öğrencileriyle çevrili bir Bodhisattva (Aydınlanmış-gerçeğe ermiş Buda) figürü bulunuyor.

O dönemde yaygın bir korku olan, sinir bozucu Japon işgalcilerden Kore’yi koruması için heykel doğuya bakacak şekilde konumlanmış. Buda ve çevresindeki havari heykelleri camekanın arkasıda korunuyor.

Bu tapınakta fotoğraf çekmek yasaktı. Aşağıdaki fotoğraf internet paylaşımlarından alınmıştır.

Aynı güzel yoldan bu sefer geri dönerek Seokguram Tapınağı gezimizi tamamladık ve sonraki hedefimiz olan Bulguksa Tapınağı‘na doğru yola çıktık.

Bulguksa Budist Tapınağı, Kore Budizmi’nin Jogye Tarikatı’nın baş tapınağıdır. Dabotap ve Seokgatap adı verilen taş pagodaları, Cheongun-gyo (Mavi Bulut Köprüsü) ve iki yaldızlı bronz Buda heykeli gibi Ulusal Hazineler bu tapınakta bulunmaktadır.

Tapınak, Silla Krallığında Budist sanatının altın çağının bir şaheseri olarak kabul edilir. Tapınağın kayıtlarında, 528 yılında bu alana küçük bir tapınağın inşa edildiği yazılıyormuş. Mevcut tapınak inşasına 751 yılında başlanmış ve 774 yılında tamamlanabilmiş. Tapınağa “Buda Ülkesi Tapınağı” anlamına gelen Bulguksa Tapınağı adı verilmiş.

Tapınak Goryeo ve erken Joseon Hanedanlığı döneminde yenilenmiş. Imjin savaşları sırasında ahşap binalar Japonlarca yerle bir edilmiş. 1604’ten sonra Bulguksa’nın yeniden inşası ve genişletilmesi başlamış ve bunu 1805’e kadar yaklaşık 40 yenileme işleme izlemiş. Son olarak kapsamlı bir arkeolojik araştırmanın ardından, 1969 ile 1973 yılları arasında büyük bir restorasyon gerçekleştirilmiş ve Bulguksa Tapınağı bugünkü haline getirilmiş.

Tapınak daha girişten itibaren insanı etkiliyor. Heybetli bir kapıdan geçerek tapınağa giriş yapıyorsunuz. Daha sonra karşınıza büyükçe bir gölet çıkıyor.

Tapınağın ünlü taş yapıları, Silla Krallığı dönemindeki yapımından beri aynı şekilde korunmakta. Tapınağın girişi, (buraya Sokgyemun deniyor), tapınak kompleksinin içine giden çift bölümlü bir merdiven ve köprüye sahip. Merdiven 33 basamaklı. Cheongungyo (Mavi Bulut Köprüsü) adı verilen alt kısım, 6,3 metre uzunluğunda ve 17 basamağa sahip. Baegungyo (Beyaz Bulut Köprüsü) denen üst kısım ise 5,4 metre uzunluğunda ve 16 basamağa sahip. Bu merdivenler Leylak Sis Kapısı‘na (“Jahamun’a” ) çıkıyorlar.


Normalde tapınak alanında iki pagoda birden bulunması çok nadirken, bu tapınakta var. İki metre yüksekliğindeki üç katlı Seokgatap (Sakyamuni Pagodası), sade çizgilere ve minimal detaylara sahip, geleneksel Kore tarzı bir taş pagodadır. Seokgatap 13 asırdan daha eski. Dabotap (Çok Hazineli Pagoda) ise 10,4 metre yüksekliğindedir.

Ana salonun adı Büyük Aydınlanma Salonu‘dur (Daeungjeon). Bu salonun önünde ise biraz önce bahsettiğim iki pagoda bulunuyor. Salon, Sakyamuni Buda’yı barındırır ve ilk olarak 681 yılında inşa edilmiştir.

Biz bu güzel tapınağın kalabalık zamanına denk geldik. Sanki duyan gelmiş! Gelinmeyecek gibi de değil. Çok güzel bir tapınak burası. Etrafta keyifle gezmeye devam ettik.

Tapınağın arka ve yan taraflarını da mutlaka gezmelisiniz. Bu tapınağın çatı uçları, Silla Krallığı dönemindeki gibi yukarıya doğru belirgin derecede kalkık. Bahçede peyzaj düzenlemesi olağanüstü güzel. Bir de arka taraftaki dev çanı gözden kaçırmayın derim.

Tapınakların çoğunda gördüğümüz Lotus çiçeği şeklinde kağıttan renkli fenerler, arınmayı ve aydınlanmayı temsil ediyorlar. Üzerlerine, dilek ve dua yazılmış kağıtlar asılıyor.

Tapınak girişindeki havuzun farklı yönlerden birkaç fotoğrafını daha çekerek, bu güzel tapınağın gezisini sonlandırdık.

Konaklama yapacağımız tapınakta hem akşam yemeği ve hem de kahvaltı yapılacak. Tapınak yemekleri sadelikleri ile meşhur. Konaklama öncesinde yemeklerin tadının da, tuzunun da pek olacağını sanmıyordum. Tapınakta aldığımız yemekler sonrasında bu düşüncemin doğruluğu tescillendi. Bu nedenle tapınağa girmeden önce yiyeceğiniz güzel yemek, sizi ertesi güne kadar idare etmeli. Öğlenleyin güzel bir et galbi yedik. Galbi-jjim Kore usulü haşlanmış dana kaburga yemeği. Galbi, Korece kaburga anlamına geliyor. Domuzdan da galbi yemeği oluyor tabii ki.

Golgulsa Tapınağı, yaklaşık 1.500 yıl önce Hindistan’dan Kore’ye gelen bir keşiş tarafından, yakınlarda bulunan Girimsa Tapınağı ile birlikte kurulmuş.

Golgulsa, Kore’deki en eski mağara tapınağıdır. Aslında eskiye ait çizimlerde kaya tapınağın önünde ahşap bir binanın olduğu görülüyormuş. Ancak Joseon döneminin ortalarında ve sonlarında yandıktan sonra bu ahşap tapınak harabeye dönmüş.

Golgulsa’nın kayaya oyulmuş Oturan Buda heykeli, 9. yüzyılda Birleşik Silla Hanedanlığı döneminde kireçtaşı kayalığa oyulmuş. Golgulsa’nın baş Buda’sı olan ve kayaya oyulmuş Oturan Buda, Kral Munmu’nun su altındaki mezarına bakacak şekilde konumlanmış. Kral Munmu, Silla Hanedanlığında önemli bir kral. Genellikle Birleşik Silla döneminin ilk hükümdarı olarak kabul ediliyor.

Yaklaşık 70 yıl önce tapınağın yeniden inşasına başlanmış. Görüldüğü gibi aslında Golgulsa Tapınağı’nın, kayaya oyulmuş olan Buda kısmı ve çevresi hariç, kalan kısmı yeni sayılır. 1992’lerde faaliyete geçmiş ama 30 yıldır tapınak konaklama (templestay) hizmeti veren tapınak, bu alanda en eski olanı sayılabilir.

Golgulsa’da öğretilen, dünyevi acıları dindirmek ve aydınlanmaya ulaşmak için tasarlanmış, farklılık yaratan bir eğitim yöntemi de Sunmudo (veya Seonmudo) dövüş sanatıdır. Bu eğitimin amacı, zihin ve bedenin nefesle uyum içinde olmasıdır.

Kore’de, Ocak 2024 itibarıyla 17.141 kayıtlı Budist tapınağı bulunduğuna dair bir yazı buldum. Bu 17.141 tapınağın yalnızca 982’si Geleneksel Budist tapınağıdır. Kore’de geleneksel bir Budist tapınağı olmanın kriteri, tapınağın 100 yıldan eski olması ve Budist tapınağının gerçekten 100 yıldan eski olduğunu kanıtlayan belgelerin bulunmasıdır. Bu da Kore’deki kayıtlı tüm tapınakların yalnızca %5,7’sinin geleneksel tapınak olduğu anlamına geliyormuş Kore’de konaklama yapılabilen tapınak sayısı ise 150’nin üzerine ve ülkenin her yerinde konaklama yapılabilecek tapınak bulmak mümkün.

Tapınak konaklama (Templestay) programı ilk olarak 2002 yılında, Dünya Kupası’nın Kore’de yapıldığı zamanla başlamış. Program, insanlara Kore’nin geçmişinin ve bugününün ayrılmaz bir parçası olan Kore Budist kültürünü deneyimleme fırsatı sunmak amacıyla başlatılmış. Başlangıçta programa 32 tapınak katılıyormuş. 2025 yılına gelindiğinde bu sayı 150’yi geçmiş. Başlangıçta program pek yabancılara yönelik değilmiş. 2025 yılı itibarıyla yabancı uyruklular için 30 tane Templestay Programı uygulayan tapınak bulunmakta. Buna ait güncel bilgiye bu linke tıklayarak ulaşabilirsiniz.

Grup olarak saat 14:00 gibi tapınağa giriş yaptık. Önce tapınağın resepsiyon binasına gidip kayıt olduk. Bize burada harita, uymamız gereken kurallar, program saat ve yerlerini gösterilen belgeler verildi. Sonra da giymemiz gereken kıyafetler dağıtıldı. Kıyafet olarak bir pantolon (kız-erkek herkese) ve yelek dağıtıldı.

Sonra da kalacağımız yerlere yönlendirildik. Kızlar ayrı, erkekler ayrı konaklayacağımız odalara dağıldık. Biz 4 erkek bir yerde, kızlar ise ikiye bölünmüş halde odalara yerleştik. Kızlar ranzadalar, biz erkekler ise yerlere yer yataklarımızı serdik. Çarşaf ve yorganları paylaştık. Odalarda ortak duş-tuvalet mevcut.

Bu bölümde sizlere tapınak kuralları hakkında bilgi vermem gerekir. Malum, daha önce bir Kore Budist tapınağına veya Tapınakta Kalma programına gitmediğimizden, tapınakta bizden ne beklendiğini bilmiyor olmamız gayet normal. Amacımız tabii ki Budist olmak değil! Bu inanışa sahip olanların günlük yaşamlarına, bir günlükte olsa dahil olup, onları izlemek istiyoruz. Bunun için de ortama biraz uymak, onlara saygı duymak ve kurallarını temelden de olsa bilmek gerekiyor. Bu yüzden, bir Kore Budist tapınağında görgü kuralları açısından bizlerden beklenen bazı şeyleri sizinle paylaşmak isterim.

Bir tapınakta ne giymeniz gerektiği, ilk bilmeniz gereken bilgidir. Bir Kore Budist tapınağı, Budistlerin ibadet ettiği kutsal bir yer olduğundan, ziyaretçiler uygun şekilde giyinmelidir. Bu da kıyafetlerinizin temiz, düzenli ve muhafazakâr olması gerektiği anlamına geliyor. Kolsuz üst giysiler, mini etekler veya kısa-uzun şortlar giyilmemelidir. Ayrıca, ağır makyajdan, güçlü parfümlerden veya abartılı aksesuarlardan da kaçınılmalıdır. Tapınak salonuna çıplak ayakla girmek yasak. Temiz bir çorapla salonda olmamız gerekiyor.

Ziyaretçilerin davranışlarına gelince, hem sessiz hem de başkalarına karşı dikkatli olunmalıdır. Bu nedenle, yüksek sesle konuşmanın, koşmanın, bağırmanın, şarkı söylemenin veya müzik çalmanın yasak olduğunu söylemeye gerek yok. Ayrıca, tapınak arazisindeyken alkol almaktan, et yemekten veya tütün içmekten kaçınılmalıdır. Son olarak, özellikle de tapınakta kaldıkları süre boyunca, erkekler ve kadınlar yakınlaşmaktan kaçınmalıdır. Bizler de hanımlar ayrı, erkekler ayrı kaldık.

İzin almadığınız sürece yapmamanız gereken bir şey, tapınak salonlarının içinde fotoğraf çekmektir. Gerçi bu kısım için kendimi epey bir zaman zorladım. Sonra çaktırmadan fotoğraf çekmeye çalıştım. Fark ettim ki tapınak ustaları ve öğrenciler birbirlerinin fotoğraf ve videolarını çekiyorlar, o andan sonra ben de çekmeye başladım. Size tavsiyem salonda en önde ve yanda bir yer seçmenizdir. Ayrıca, bir salona girmeden önce ayakkabılarınızı çıkarmanız gerekecektir. Salona girdiğinizde ve bunu yaparken kendinizi rahat hissediyorsanız, avuçlarınızı birleştirerek Buda’ya eğilmelisiniz. Salondan çıkarken de aynısını tekrarlamalısınız.

Salonun ortasındaki ibadet yeri yalnızca rahipler içindir. Bu yüzden genellikle merkezin sağında ve solunda insan grupları görürsünüz. Ayrıca, salonda uzanmamalı, sırtınızı ana sunağa vermemeli veya kapı girişinde oturmamalısınız. Son olarak, dua edenlerin önünden geçmemelisiniz.

Bir tapınak konaklaması ruhsal olarak canlandırıcı bir deneyim olabilirken, özellikle rahatlatıcı olmasını beklemeyin! Birçok tapınak konaklaması, katılımcıların günün aktivitelerine başlamak için sabah üçte uyanmasını gerektirir. Bunların hepsine de katılmanızı beklemiyorlar tabii ki. Grubumuz ilk tanışma ve oryantasyon kısmı ile Sunmudo gösterisine firesiz katılırken 108 secde, akşam ayini kısımlarında epey bir fire verdi. Sabah duasına ise gruptan sadece bir temsilci göndermekle yetindik. Bizim gezi grubunun da bazı sınırları var yani!

Tapınaktaki herhangi bir iç mekana girmeden önce ayakkabılar her zaman çıkarılır ve ayrılmadan önce odanızı temizlemeniz beklenir. Tüketeceğiniz kadar yemek almalısınız. Yemekleri tabağınızda bırakmanız ve çöpe atmanız hoş karşılanmıyor. Amaç aç kalmak değil, sadece israf etmemek. Bazı yiyeceklere artık aşına olduk ama özellikle tapınakta sebze veya diğer yiyeceklerden karşınıza bilmediğiniz bir tadın çıkma olasılığı var. İşte o zaman az da alsanız yemek arttırıyorsunuz. Yemek sonrası tabak çanaklarınızı sizlerin yıkamasını bekliyorlar.

Tapınakta ilk kez kalacaklar için ipuçları; Rahat çoraplar ve kolay çıkartılır ayakkabılar getirin. Her odaya girip çıktığınızda ayakkabı bağcıklarınızı yeniden bağlamak yorucu oluyor. Ortak duşları kullanırken terlik veya duş terliği kullanışlı olacaktır. Böcek kovucu özellikle yaz aylarında işe yarayabilir.

Her tapınak, kendine özgü konumu ve belirli ruhsal odak noktasına göre kendi programını ve aktivitelerini tasarlıyor. Ancak hemen hemen her tapınak konaklamasının içerdiği birkaç ortak aktivite var.

Bunlardan birisi meditasyondur. Tapınakta kalmanın gerçek keyiflerinden biri, zihninizi temizleme ve sadece var olmaya zaman ayırma şansıdır. Meditasyon aktiviteleri genellikle oturarak yapılır. Bazen tapınak arazisinde veya dışarıda güzel bir doğal noktada da meditasyon yapılabilir. Bu tapınakta olduğu gibi yürüyüş de bir meditasyon olabiliyor. Etkinliğe katılmış gruptan bir arkadaşımın ifadeleri ile sabahın erken saatinde gong sesi ile katılımcıların davet edildiği yürüyüş meditasyonunda adeta yürüyüş yeniden öğretiliyor, adım ve nefes ilişkisine dikkat çekiliyor. Bir rahip, zihninizi temizlemek için doğru duruşu size öğretiyor. Amaç zihni sakinleştirmek, bedeni eğitmek. Bu tapınakta Seonmudo’da bir tür meditasyon olarak uygulanıyor.

Her tapınak konaklaması secde etme veya eğilme eylemini içerir. Herhangi bir dua törenine katılmadan önce eğilmenin kesin görgü kurallarını ve hareketlerini öğretiyorlar. 108 secde, kişinin 108 acı kaynağından kurtularak bedenini ve zihnini arındırması için yapılıyor. Bu uygulamanın bütün amacı, iç gözlemi ve öz eleştiriyi teşvik eden fiziksel ve ruhsal bir egzersiz oluşturmak. Daha katı tapınaklar katılımcıların günde 108 secde etmesini beklerlerken, rahat tapınaklar bu konuda esnek olabilirler. Bizim gruptan sadece bir arkadaşımız 108 kez secde etmeyi başarabilmiş. Çoğu arkadaş yarı yolda secde etmeyi bırakmışlar. Utanarak söylemeliyim ki, secde kısmına gelindiğinde hanımla ben, yağmurun dinmesini fırsat bilip kaya Buda Heykeline doğru yürüyüşe çıktık. Olsun! Ayıplamayın lütfen. Bu da bir başka meditasyon şekli değil mi?

Birçok tapınak konaklama programında, bir rahibin size çay yapmanın ritüellerini öğrettiği geleneksel bir çay seremonisi bulunuyormuş. Çoğu zaman, çay seremonisi rahiple bir diyaloğu da içeriyor. Bizim program içinde bu kısım yoktu.

Diğer aktiviteler arasında açık havada yürüyüşler veya rehberli meditasyonlar, yiyecek toplama ve yemek pişirme dersleri ve tapınak fenerleri veya boncuk dizileri yapmayı öğrenmek de yer alabilir.

Tapınak Konaklama programına katılmak ilginç bir deneyimdi. Bir daha dener miyim? Yok! Bana şahsen bu kadarı yetti. Yeni heyecanlara ve deneyimlere bakalım!

Gezekalın

Dr Ümit Kuru

13.11.2025

Bir Ülke, İki Zaman: Güney Kore / Gyeongju-5. Gün

Bugün ilk gezi yerimiz, dünden kalan Hahoe Folk Village olacak. Türkçe karşılığını, Hahoe Geleneksel Köyü veya Hahoe Halk Köyü olarak bulabilirsiniz. Hahoe, “ha hway” olarak telaffuz ediliyor. Nakdong Nehri, köyün etrafında doğal bir kıvrım yaparak akıyor ve köyü adeta bir yarım ada haline getiriyor. Bu nehirden esinlenerek köye “Hahoe” yani Türkçesi ile ‘Geri Dönen Nehir‘ adı konmuş.

Bu köy Joseon dönemi mimarisini, halk geleneklerini, değerli yazmalarını ve klan temelli köylerin eski geleneklerini koruduğu için Kore kültürünün önemli bir parçası kabul ediliyor. 2010 yılında Yangdong Halk Köyü ile birlikte Hahoe Halk Köyü, UNESCO Dünya Kültür Mirası alanı olarak listeye alınmış. Yani Kore gezimizin 5. gününde, 7. UNESCO alanı gezeceğiz. Joseon döneminden kalma Kore kırsal köy yaşamının yumuşak ritmini deneyimleyeceğiz. Köy denen çoğu yer, çok turistik ve yapay görünebilir ancak Hahoe’de, mekana canlılık hissi veren 230 köy sakini yaşıyor ve Joseon döneminin doğal ortamı özenle korunuyor.

Köyün tarihi 14.-15. yüzyıllara kadar gidiyor. Güney Kore’de yakın akraba aileler bir araya gelerek, Hahoe ve Yangdong adları ile kendi klanlarının köylerini kurmuşlar. Bu köylerin o dönemlerdeki önem ve saygınlıkları günümüze kadar ulaşmış durumda.

Hahoe Halk Köyü’nü Ryu Klanı kurmuş. Köydeki birçok yapının orijinalliği korunmuş ve köyün ortak ruhlarını onurlandırmak için düzenlenen bir şaman ayini olan Hahoe Maske Dansı Draması gibi halk sanatları devam ettiriliyor.

İngiltere Kraliçesi Elizabeth’in 1999’da ve ABD Başkanı George H. Bush’un 2005’te köyü ziyaret etmesiyle, köy daha da ünlenmiş. Yukarıdaki fotoğrafta, Kraliçe Elizabeth’in ziyareti onuruna dikilen ağacı görüyorsunuz.

Köy ziyaretimiz hakkında izlenimlerimi ise şu şekilde aktarabilirim; Sabah köye ziyarete gelen ilk grup biz olmuşuz gibi gözüküyor. Bu çok iyi bir şey. Çünkü köy ziyaretçi akını nedeniyle çok kalabalık olabiliyor. Bizim bu erken saatte, sakin ve sesiz bir ortamda köyü gezme şansımız olacak. Ayrıca fotoğrafik açıdan da köyün ya sabah ya da gün ışıklarının son saatlerine doğru ziyareti tavsiye ediliyor.

Köyün araçlara müsade edilen girişinde otobüsten indik ve burada giriş biletlerimiz alındı. Köy ziyareti 09:00-18:00 saatleri arasında olabiliyor.

Bu arada köye giden servis otobüsüne binmeden önce veya köy gezisi sonrasında, Kore ve dünyanın diğer ülkelerinden gelen maskelerden oluşan koleksiyonuyla Hahoe Maske Müzesi‘ni keşfetmeye zaman ayırın. Otoparkın yakınında maskeli dans gösterileri de (Byeolsingut Talnori) düzenleniyor. Bu gösteriye biz zaman olarak denk gelemedik. Sizlerin hem bu performans saatleri hakkında bilgi almak ve hem de köyün haritasını edinmek için turist ofisine danışmanızı tavsiye ederim.

Bizi köye götürecek olan ve çok sık ring sefer yapan köyün otobüsüne bindik. Köyü yürüyerek gezeceğimiz başlangıç yerinde de otobüsden indik. Girişte köy hakkındaki bilgilendirmeleri dinledik. Köye giderken ve köyü gezerken ilk dikkatimi çeken çeltik tarlaları oldu. Bazı tarlalarda hasat yapılmış, bazılarında ise hasat zamanı için bekleniyordu. Çeltik tarlalarının manzarasını hep sevmişimdir. Işığın bu güzel zamanında, çeltik tarlaları güzel fotoğraf veriyor. Bir de çeltik tarlasında hasat zamanı çalışanlara denk gelebilseydik iyiydi.

Köyde kiremit çatılı evleri aristokratlar, sazdan çatılı evleri ise sıradan köylüler kullanıyorlarmış. Bu ev stili Joseon Hanedanlığı’nın mimari stilleri olarak hala korunuyor. Adlarını aklınızda tutmanız belki imkansız olacak ama Wonjijeongsa Köşkü, Yeomhaendong Evi, Chunghyodang Evi, Yanglingdang Evi gibi zengin evleri ile köy kilisesi ve 600 yıllık zelkova ağacı köyde görmeniz gereken önemli yapılar.

Bilgilendirme ofisinden alacağınız bir harita ile köyü rahatça gezebilirsiniz. Yukarıda adlarını yazdığım evler bu haritada, yürüyüş rotası üzerinde numaralandırılmış şekilde belirtilmiş. Buna göre kendi rotanızı belirleyebilirsiniz. Nehir kenarına kadar yürüyebilir veya daha da çok vaktiniz varsa Hahoe Halk Köyünü yukarıdan en güzel görebileceğiniz yer olan Buyongdae Uçurumu‘na çıkıp, köyü yukarıdan fotoğraflayabilirsiniz. Aşağıda internette bulduğum ve bu noktadan çekilen bir fotoğrafı paylaşıyorum. Benim bu fotoğrafı çekmem için vakit zengini olmam lazım ki ben de ve grubumda olmayan tek şey de maalesef vakit. Bu tepeye ulaşmak için köy girişinden veya ziyaretçi merkezinden küçük bir tekneyle nehri geçmeniz, sonra da yaklaşık 10–15 dakikalık bir tırmanışla tepeye çıkmanız gerekiyor.

Biz önce köy kilisesinin bulunduğu yöne doğru yürümeye karar verdik. Yol üzerinde saman çatılı sıradan köy sakini evlerinden bolca görüyoruz. Kiremit çatıları ile aristokrat evleri daha nadir de olsa karşımıza çıkıyor. Bu yöndeki ilk soylu evimiz, 200 yıllık olan ve günümüzde de konaklama hizmeti veren Jisan Gotaek Evi oldu. Köyde bazı evler butik otel olarak konaklama hizmeti veriyorlar. Tabii ki geceliği en pahalı olanlar, aristokrat evleri.

Yürüyüş sonrası hedefimiz olan kiliseye ulaştık. Bu kilisenin tarihi hakkında net bir bilgi yok. Ancak mimari olarak çok aykırı bir kilise. İçinde özel bir şey yok ama dışı ilginç. Bu kilisenin çan kulesi ana yapıdan ayrı, yani çan kulesi bina dışında duruyor.

Kilise sonrasında, elimizde harita ve rehberlerimiz eşliğinde dar sokaklar arasında yürümeye devam ettik. KÖyü gezdikçe bana saman çatılı evler daha sevimli geldiler.

Hahoe Folk Village içindeki önemli tarihi bir konut da Chunghyodang Evi. Burası köyün en önemli ve gösterişli evi ve tahmin edeceğiniz gibi köyün de en saygın aristokrat ailesine ait. Yani “Yangban” sınıfından insanlara ait bir ev. Bu terim, Joseon Hanedanlığı döneminde toplumun asil, yönetici ve entelektüel sınıfını ifade ediyor.

Köyün en ünlü ağacı, 600 yıldan daha eski olan ve içinde “Samshin” Tanrıçasının yaşadığına inanılan zelkova ağacı. Samshin (Samshin Halmeoni) Kore mitolojisinde doğumun, doğurganlığın ve çocukların koruyucusu olan tanrıça olarak bilinir. “Samshin”, “üç tanrısal güç” anlamını taşıyor ve bu üç güç genellikle doğum, yaşam ve büyüme olarak yorumlanıyor. Bu ağaçın doğurganlığa yardımcı olduğuna inanılıyor. Geleneğe göre, dileğinizin tanrıça tarafından kabul edilmesi için bu kutsal ağacın etrafında üç tur atıp, ardından tanrıçaya olan dileğinizi küçük bir kağıda yazmanız ve bunu ağacın etrafındaki iplere bağlamanız gerekiyor. Samshin kültü, Kore’nin eski şamanist inançlarının bir parçası. Budizm’in yayılmasından sonra bile halk geleneklerinde güçlü bir şekilde yaşamaya devam etmiş.

Daha sonra köyün diğer evlerini ve kalan kısmını bir daire çizerek gezmeye devam ettik. Benim başka bir sevdiğim yer ise salıncakların bulunduğu bölüm oldu. Bizim grubun, yüreği çocuk gezginleri sıra ile salıncakların tadını çıkarttılar. Bu yazıları yazarken ve yazı fotoğraflarıma baktığımda, zaman zaman ” Ben niye yapmadım ki?” diye kendi kendime sorduğum anlar olmuştur. Bu fotoğrafta bana “Niye ben de sallanmadım ki?” dedirten fotoğraf oldu.

En son olarak Kore ve Japon kültürlerinde sonbaharın son güzelliği olarak anılan Tatar Yıldız Çiçeği (mor yıldız çiçeği) tarlaları arasından geçerek başladığımız yere dönmüş olduk. Otobüse binerek kendi aracımızın olduğu yere ulaştık. Bu köy, Güney Kore gezilerinizin olmazsa olmazı olmalı. Köyde yaklaşık 1,5 saat kaldık ama yetti mi? Hayır! Biz en baştan gezi planımızı yaparken bir tercih yaptık; “Little, little..Into the middle!

Daha sonra kendi aracımıza atlayıp Gyeongju Şehrine doğru yola çıktık. Yaklaşık 150 kilometre kadar yolumuz var ve yolculuk 2.5-3 saat sürecek. Araçta yakalandığımız yağmur, Gyeongju şehri gezimiz boyunca devam etti.

Güney Kore’nin tarih ve kültür açısından en zengin şehirlerinden birisi Gyeongju‘dur ve Kore’nin “açık hava müzesi” olarak bilinir. Bu şehrin bulunduğu bölge, M.Ö. 57–M.S. 935 yılları arasında hüküm süren, Silla Krallığı’nın başkentiydi. Silla, 7. yüzyıl sonlarında Kore yarımadasını ilk kez ve neredeyse tamamen birleştiren krallıktı. Yaklaşık bin yıl boyunca Kore Yarımadası’nın politik, kültürel ve sanatsal merkezliğini bu şehir yaptı. Gyeongju’nun bu uzun dönem boyunca geliştirdiği zengin miras, onun UNESCO Dünya Kültür Mirası listesine girmesine neden olmuş. Yani biz bu şehrin kendisini gezerek, Kore’deki 8. UNESCO alanımızı da ziyaret etmiş olacağız. Gyeongju, hâlâ eski Silla döneminin havasını koruyor. Sokaklarda geleneksel çatı biçimleri, taş duvarlar ve tarihi kalıntılar yan yana görülüyor. Yazılana göre bahar aylarında (özellikle nisan ayında) Gyeongju kiraz çiçekleriyle çok etkileyiciymiş.

Bu şehirde ilk gezeceğimiz yer Tumuli Park-Daereungwon (te-rüng-won okunur) olacak. Tumuli Park-Daereungwon, Silla döneminden kalma höyük mezarlarından oluşan bir kompleks. Silla döneminin insanları, ölülerine höyükler inşa ederek saygı gösteriyordu. Bunların en büyükleri, elbette kraliyet ailesine ait olanlar. Gösterişli ve büyükler kraliyet ailesine ait olsa da, bu durum sıradan insanların da ölülerini gömerken, aynı gelenekleri izlemelerini engellemiyordu.

Çoğu mezarın tahta tabutu yer seviyesinin altındadır. Mezarların sağlam yapısı, yağmacıların erişimini zorlaştırmış ve bu sayede kalıntılarının birçoğu günümüze kadar iyi korunmuştur.

Tümülüs Park Kompleksinde Silla döneminden kalma 23 kral, kraliçe ve soyluya ait mezar bulunmakta. Bu höyüklerin çoğu kapalı ve yalnızca birkaç tanesi ziyaretçilere açık. Açık olanları da sadece dışarıdan görebiliyoruz. Bu mezarlardan çok azının kime ait olduğu ve tarihi belirlenebilmiş.

Daereungwon’daki tek ziyaret edilebilir mezar odası, 1973’te kazılan ve 5.-6. yüzyıllarda yaşamış bir Silla kralı ve eşine ait çift mezar.

Gyeongju’nun Tümülüs Parkı’ndaki en ünlü mezar da budur. Cheonmachong veya Türkçesi ile “Uçan At-Göksel At” Mezarı diye adlandırılır. Biz bu mezarı gezdik. Alan çok güzel düzenlenmiş. Mezar odası, tabut ve içinden çıkanların imitasyonları, bulundukları konumda sergileniyor.

Mezardan çıkarılan çok sayıda altın hazine Gyeongju Müzesi’nde sergilenmekte. Mezarda bulunan at zırhına çizilmiş uçan at resmi ise şu anda Seul’delki müzede sergileniyor. O resimde atın ayakları kanatlıdır. Bu ünlü resim, erken dönem Kore devletinde şamanizm ve at kurban etme fikirleriyle ilişkilendirilir. Bu höyük kazısında ahşap tabut odası, altın taç, at eyerleri, silahlar ve süs eşyaları bulunmuş.

Daha sonra alandaki diğer höyükleri dışarıdan gezdik.

Sadece Asya’da değil ama muhtemelen tüm dünyada hayatta kalan en eski gözlemevi unvanını elinde tutan Cheomseongdae (Çom-song-de diye okunur) Gözlem Kulesi‘ni yağmurun şiddetlendiği zamanda ziyaret ettik. Bu sade görünümlü ve zamanının bilimsel yapısının 632-646 yılları arasında inşa edildiği düşünülüyor. Taş bloklardan yapılmış ve yaklaşık 9 metre yüksekliğindeki yapının silindirik gövdesi yukarıya doğru gittikçe daralıyor.

Güney cephesinde kare şeklinde küçük bir pencere bulunuyor. Pencerenin alt kısmındaki bölüm toprak yapı ile dolu ancak üst kısmın içi boş. Bir düşünceye göre bu pencereden içeriye girilip gözlem yapılırmış. Yapının her taşında ve katmanında bilimsel bir gerçeklik olduğu iddia ediliyor. Şöyleki kulede bulunan 29 taş katmanı, bir ay (lunar sistem) ayındaki 29,5 güne karşılık gelir. Yuvarlak gövdenin 27 katmanı, ayın 27,3 günlük yörünge döngüsünü temsil eder. Pencerenin üstündeki ve altındaki 12 taş katmanı, yılın 12 ayını ve 24 mevsimsel bölümü sembolize eder. Gövdenin en alttaki altı katmanı sırasıyla 16, 15, 15, 16, 16 ve 15 taş levhadan oluşur. Bunlar, kış gündönümü, ilkbaharın başlangıcı ve ilkbahar ekinoksu dahil olmak üzere Kore mevsim takvimindeki çeşitli önemli olaylar arasındaki gün sayısını temsil eder. Son olarak yapıdaki 365 adet taş tuğla (çıkıntılı altı taş hariç ve iç kısımdaki bir taş dahil) yılın 365 gününü temsil etmektedir. Adının anlamı kelimenin tam anlamıyla ” Yıldızları Gözlemleme Platformu ” olarak tercüme edilen yapı, ilk olarak yaklaşan hava şartlarını tahmin etmek için kullanılmış. Daha sonra, kozmolojinin en eski biçimlerinden bazıları olan ekinoksları ve mevsimsel gün dönümlerini belirlemede rol oynamış.

Gerçekten ilginç bir yapıydı. Yine etrafta yağmur, çamur demeden getirilen çocuk dolu. Sanırım Kore’de sınıflarda ders yapılması kadar, sahada da bolca uygulamalı dersler oluyor. Tarihi ve doğayı yerinde öğreniyorlar.

Öğle yemeği için serbest zaman verdiğimiz saatlerde alanda bulunan diğer höyükleri, Gyerim Ormanlık alanını ve Banwolseong (Yarım Ay Kalesi) gibi alanları gezdik.

Gyerim, küçük bir ormanlık alandır. Adı tam anlamıyla “Horoz Ormanı” anlamına gelir. Tarihî ve efsanevi bir ormandır ve Kore kültüründe önemli bir yere sahiptir. Özellikle Silla Krallığı döneminin doğuşuyla ilişkilendirilir.

Koru, Gyeongju’nun merkezindeki eski Silla krallık sarayının (Banwolseong) yakınında yer alır. Yakınlardaki önemli yerler arasında Banwolseong Kalesi, Cheomseongdae , Gyeongju Ulusal Müzesi ve Kraliyet Mezarları Kompleksi bulunmaktadır. Tepeden baktığımızda alanın ne kadar geniş ve tarihi eserler bakımından ne kadar zengin olduğu kolayca anlaşılıyor.

Gyerim Ormanının hemen yanında eski Silla Krallığı saray kalıntıları yer alıyor. Burası, Silla döneminde kralların yaşadığı asıl saray alanıydı.

Gyeongju Ulusal Müzesi, Silla Krallığı’nın tarihini, kültürünü ve sanatını en kapsamlı şekilde sergileyen çok önemli bir müze. İlk olarak 1945’te Gyeongju İmparatorluk Müzesi adıyla kurulmuş. 1975 yılında da bugünkü adıyla ama yeniden düzenlenerek halka açılmış. Müze, UNESCO Dünya Mirası listesinde yer alan Gyeongju Tarihi Alanları ile birlikte şehrin kültürel merkezlerinden biri. Gyeongju’ya gelmişseniz mutlaka gezmeniz gereken bir yer.

Ana Sergi Salonunda Silla dönemine ait altın taçlar, mücevherler, bronz aynalar, at koşum takımları gibi arkeolojik eserler sergileniyor.

Müzenin Sokguram Salonu, Bulguksa ve Sokguram’dan getirilen Budist heykeller, taş oymaları sergiler.

Wolji (Anapji) Salonu’nda, Donggung Sarayı ve Wolji Göleti kazılarında bulunan günlük kullanım eşyaları, seramikler, ahşap objeler sergileniyor.

Açık Hava Sergi Alanında, Silla dönemine ait taş pagodalar, fenerler, dev çanlar (özellikle Kral Seongdeok’un Büyük Çanı, Kore’nin en büyük bronz çanı) sergileniyor.

Müzede yaklaşık 1 saat kadar zaman geçirip sergilenen eserleri ziyaret etmeye çalıştık. Daha sonra da Bunhwansa Tapınağı‘na doğru yola çıktık.

Bunhwangsa Tapınağı, Silla Krallığı dönemine ait en eski Budist tapınaklardan biri. 634 yılında Silla Kraliçesi Seondeok döneminde inşa edilmiş.  Başlangıçta büyük bir Budist kompleksi iken günümüze sadece bazı yapıları ve ünlü taş pagodası ulaşmıştır.

Tapınak çok tarihi bir bölgede yer alıyor. Şimdi boş olan yan taraftaki arazide bir zamanlar devasa bir tapınak/saray inşa ediliyormuş. Ancak ne yazık ki bu kompleks tamamlanmadan önce yıkılmış. Bu sefer saldırı Japonların suçu değil, Moğollar’ın!

Bunhwang” kelimesi “Kokulu Sarı” anlamına gelir; Budist cennetin güzelliklerini simgeler. Üç Katlı Taş Pagoda Silla’da bilinen en eski taş pagodadır. “Tuğla görünümlü taş” tekniğiyle yapılmış (taşlar ince tuğla şeklinde yontulmuş). Aslen 9 katlı olduğu düşünülüyor, bugün sadece 3 katı günümüze ulaşmış.

Köşelerinde bekçi hayvan heykelleri (dört yönü koruyan figürler) bulunuyor. Pagodanın iç kısmında Buda heykelleri ve kutsal yazmalar saklandığı tahmin ediliyor. Bu tapınakta, UNESCO Dünya Mirası kapsamındaki Gyeongju Tarihi Alanları’nın bir parçası.

Woljeonggyo Köprüsü, Silla Krallığı döneminde, 8. Yüzyılda inşa edilmiş ahşap kemerli ve üstü kapalı büyük bir köprü. Orijinal köprü, 760’larda inşa edilmiş. Silla başkentinin güney ve kuzey bölgelerini bağlayan önemli bir yapı.

Joseon döneminde bakım görmediği için 14-15. Yüzyıllarda tamamen yıkılmış ve sadece taş temelleri kalmış. 2013–2018 yılları arasında tarihi kaynaklar ve arkeolojik bulgulara göre yeniden inşa edilmiş. Köprü ahşap yapılı, iki katlı kapalı köprü formunda.

Bu köprünün hem gecesi hem de gündüzünü fotoğraflamak çok zevkliydi. Ama bir tercih yapacaksanız gün ışıklarının kaybolmaya yakın olduğu zaman çok daha güzeldi

Akşam karanlığının çökmeye yakın olduğu zamana kaldık. Ancak Gyeongju’da daha ziyaret etmemiz gereken yerler bitmedi. Daha Gyeongju Gyochon Köyü’nü ziyaret edeceğiz.

Bu köy geleneksel hanok evleri, dar sokaklar ve taş duvarlarla tarihi bir atmosfer sunuyor. Aslında köyün konumu, Cheomseongdae Gözlemevi ve Tumuli Gongwon gibi Gyeongju’nun önemli turistik noktalarına yürüme mesafesinde. Bu köyü, Seul’de Hanok Mahallelerini gezdik diye programda biraz ihmal etmişim ama yanılmışım. Buraya daha çok vakit ayırmamız gerekirmiş. Aslında dürüst olmak gerekirse Gyeongju’da 1 gece daha fazla kalıp, daha raahat gezmemiz gerekirmiş.

Gyeongju Gyochon Köyü, özellikle Silla Krallığı mirasını yaşatan geleneksel bir hanok (Kore evi) köyüdür. “Gyochon” adı, Joseon döneminde burada bir Konfüçyüs okul (Gukjae Seowon) bulunmasından gelir. Kore’nin kültürel miras köylerinden biridir. Hem Joseon dönemi yaşamını, hem de Silla sonrası Gyeongju’nun aristokrat kültürünü yansıtır.

Choi Ailesi’nin Evi Köyün en bilinen evidir. Biz de ağırlıklı olarak bu evi gezdik. Choi ailesi, 9 kuşak boyunca Gyeongju’nun en etkili ailelerinden biri olmuş. İçeride geleneksel hanbok kıyafetlerle evi gezen başka bir turist kafilesi de vardı.

Artık akşamın karanlığı çöktü ve biz daha Donggung Sarayı ve Woljıpond Göleti’ni gezmeye gideceğiz. Gerçi akşam ziyaretine kaldığımız için hiç üzülmüyorum çünkü burası zaten gece ışıklandırması için gezilmesi gereken bir yer. Rehberlerimiz bu saate saray ve göleti gezmeyi iyi denk getirdiler.

Donggung Sarayı, 674 yılında Silla Kralı, Kral Munmu döneminde inşa edilmiş. “Donggung” kelimesi, Doğu Sarayı anlamına gelir ve burada Veliaht Prens’in yerleşim yeri bulunurdu. Saray, resmi törenler, yabancı elçilerin ağırlanması ve önemli devlet kutlamaları için kullanıldı. Sarayın yanındaki Wolji Göleti (Ay Göleti) o dönemde “Anapji” olarak biliniyordu. “Ay göleti” ismi, ay ışığının su üzerindeki yansımasından geliyor.

Zamanında saray kompleksi, tahta köşkler, tören salonları, misafirhaneler ve hizmetkâr alanlarından oluşuyormuş. Wolji Göleti boyutları ise 200 x 180 metreymiş. 1970’lerde göletin kurutulmasıyla çamur balçık içinden 30.000’den fazla eser çıkartılmış. Altın ve gümüş süs eşyaları, Seramikler ve pişmiş toprak figürler, ahşap levhalar, yemek takımları, ejder ve lotus motifli süslemeler göletin dibinden çıkartılmış. Bu buluntular Gyeongju Ulusal Müzesi’nde sergileniyor ve biz de sabah onları görmüştük.

Silla Krallığı’nın yıkılışından (935) sonra saray terk edilmiş ve gölet bakımsız kalmış. 1975’ten itibaren yapılan kazılar ve restorasyonlarla saray ve gölet günümüzdeki turistik görünümüne kavuşturulmuş.

Bu son gezimiz sonrasın Gyeongju şehir gezimiz bitse de, gecemiz daha çok sürprizlere gebeydi. Otelimiz şehrin tarihi yerlerine 6-8 km kadar uzakta, Bomun gölü kenarında olan Sono Calm Hoteldi. Akşam yemeği için otele yakın, göl kenarında dışarıdan pek de sevimli gelmeyebilecek bir restorana gittik. Adı Goobne Restoran olan bu yerde lokal rehberimiz tavuk sipariş etti. Bir süre sonra ortaya serili gazete kağıdı üzerine çeşitli şekillerde fırınlanmış, pişirilmiş ve soslanmış tavuklar geldi. Servis şekli itici görünse de grubun yemek sonrası ortak fikri hayatımızda bu kadar lezzetli bir tavuk yemediğimiz olduğuydu.

Üç veya dört defa daha tavuk siparişi verdik. Üzerine bir de deneme amaçlı pizza söylendi. Pizza da en az tavuk kadar lezzetliydi. Görüntüsü ne olursa olsun, yerel halkın da pek rağbet ettiği bu yerden çok memnun kaldık.

Çok yemek sonrasında yorgun olmamıza karşılık, sindirmeye yardımcı olsun diye göl çevresinde yürüyüş yapmaya karar verdik. Orada da bizi sürprizler bekliyordu. Biz Güney Kore’de olduğumuz sırada 28-31 Ekim tarihleri arasında APEC (Asya-Pasifik Ekonomik İşbirliği) toplantısı vardı. Bu toplantının merkezi de Gyeongju’ydu. Bu nedenle hem Woljeonggyo Köprüsü ve hem de otelin bulunduğu gölde ekstra ışıklandırma çalışmaları yapılmıştı. Biz de onlara denk geldik.

Günü bu şekilde bitirmek çok güzel oldu. Aşağıda Gyeogju gezimize ait bir video da hazırladım. Gezekalın sizlere daha ne yapsın..

Okuyalım ve yayalım lütfen..Bu bilgileri toplamanın , yaşadıklarımla birlikte harmanlamanın ve fotoğraflarla bir araya getirmek için ne kadar emek harcadığımı tahmin edemezsiniz sevgili dostlar..

Gezekalın

Dr Ümit Kuru

12.11.2025