• Arşivler

  • Diğer 532 aboneye katılın
  • Mart 2013 den beri

    • 381.535 ziyaretçi
  • Şubat 2026
    P S Ç P C C P
     1
    2345678
    9101112131415
    16171819202122
    232425262728  

Odlar Diyarı Azerbaycan: Şamahı-Lahıc-İsmayıllı Gezileri

Bugün yine uzun bir yolumuz var. Azerbaycan Bakü’den başlayıp, doğudan batıya doğru 250 km’yi bulacak bir rotada yol alacağız. Kilometresi fazla olsa da aynı yolun geri dönmesi bugüne olmayacak. Bakü dışında bir yerde konaklamak, teoride bilsem de, pratikte bilinmeze doğru yol almak bizi heyecanlandırıyor.

Önce Bakü’den 90 km ötedeki Mereze Köyü‘nde Diri Baba Türbesi, sonra bir dönem Şirvanşah Devletine başkentlik yapmış olan Şamahı gezimiz olacak. Sonra da İsmayıllı gibi müthiş bir coğrafya içinden geçerek Lahıc Köyü gezimizi yapacağız. Arkasından konaklama yapacağımız Castle Resort Spa Hotel’e geçip günü sonlandıracağız. Yemek için ise İstanbul’da iki yer seçmiştim. Hangisi denk gelirse artık!

Bakü’deki otelimizden ayrılıp, sabah erken saatlerde yola düştük. Bir saatlik bir yol sonrası Mereze Köyü’ne ve Diri baba Türbesine vardık. İki Mereze Köyü var; Bir tanesi Azeri Türk Köyü Mereze, diğeri ise Molokan Mereze Köyü. Molokan Mereze Köyü, Rusların yerleşik olduğu bir köy. Diri Baba Türbesi Azeri Mereze Köyü içinde. Burası aynı zamanda önemli bir halı merkezi. Burada Şirvan halıları grubuna giren Mereze halıları dokunuyormuş.

Müze otoparkına aracımızı bıraktık. Toprak yolun bir tarafında yer alan sahada köy evleri, diğer tarafta ise genel görünüşü ile Ahlat mezarlığını hatırlatan büyük bir Türk (Oğuz/Türkmen) mezarlığı var. Bu mezarları gezmeyi sakın ihmal etmeyin.

Vadiye bakan yamaçta ise Diri Baba Türbesi olarak anılan mezar anıtı yer alıyor. Bir dönem yıkılmaya yüz tutan türbeye 1955 yılında restorasyon projesi uygulanmış ve bu günkü görünümüne kavuşturulmuş.

Diri Baba Türbesi 1402 yılında Şirvanşah Şeyh İbrahim‘in emri ile yapılmış. Türbeye gömülen Kutsal Kişinin kimliğine ilişkin ise kesin bilgi bulunmuyor. Anıtın adının kökeni hakkında farklı hikayeler var. Bunlardan birisine göre türbeye defnedilen kişi Sufi Şeyh Baba‘dır.

Şeyh, ömrünün son günlerini bir hücreye çekilerek ve ibadet ederek geçirir. Hücresinde kutsal kitaptan ilahi sözler okurken ölmüşse de müritleri onun öldüğünü ancak birkaç gün sonra öğrenirler. Yani Şeyh Baba öldüğü halde birkaç gün hayatta kalmış. Bu nedenle kabri üzerine türbe yapıldıktan sonra buraya Diri Baba türbesi adı verilmiş.

Burası dik bir kayaya oyulmuş, iki katlı bir türbe. Mezar ikinci katta bulunuyor. Bu katın üstüne ise kubbe yerleştirilmiş. Birinci kattan, ikinci kata daracık bir merdivenin basamaklarını kullanarak çıkıyorsunuz. İkinci kat, 3 taraftan ışık almasını sağlayan pencerelere sahip.

Biz oradayken bir otobüs dolusu öğrenci alanı ziyarete gelmişti. İçerisi dar olduğundan girişi birkaç kişi ile sınırlıyorlar. Onlar çıkınca sonra yeni bir grup alıyorlar.

Mekanda daha eski zamanlardan kalma mağaralar var. Aslında Diri Baba Türbesi de bu mağaralardan bir tanesine yapılmış. Alanın çok daha eskilere giden farklı öyküsü vardır ama mağaralar hakkında yeterli bilgiye ulaşamadım. Rusların yerleşik olduğu bir köy olan Molokan Mereze Köyü sınırları içinde Nerimankend Mağaraları da var. Sovyet döneminde, kolektifleştirme yıllarında Molokan Mereze köyünün adı, devlet adamı Neriman Nerimanov’un onuruna Nerimankend olarak değiştirilmiş.

Diri baba Türbesinden sonra eski Türk mezarlığını gezdik. Bu mezarlıkta daha fazla zaman harcadık diyebilirim. Buradan çevre manzarası çok güzel gözüküyor. Diri Baba Türbesi bile buradan daha güzel fotoğraf veriyor.

Bu civarda ayrıca çamur volkanları da var. Biz o gün de havanın yağışsız ama yağdım-yağıyorum kıvamı nedeni ile ne Nerimankend Mağaralarına ve ne de bir türlü Bakü’de göremediğimiz çamur volkanlarına gidebildik. Bu alanların ikisi de bozuk zeminde yol yapmayı gerektiriyor. Biz Şamahı’ya doğru yolumuza devam ettik. Yaklaşık 45 km yolumuz var.

Bir zamanların başkenti olan Şamahı’da sadece Cuma Camisini gezip, şehir içinde kısa bir tur atıp Kalakhana Mezarları‘nı gezeceğiz. Ayrıca bu civarda Yeddi Gümbaz Mozolesi, Shakhendan Mozolesi gezilerini de yapabilirsiniz. Biz, bu benzer tarihi eserlerden, sadece Kalakhana Mezarlarını gezdik.

86.000 nüfuslu Şamahı Azerbaycan’ın en eski şehirlerinden bir tanesi. Arap halifeliğinin zayıflamasının ardından Şamahı’da feodal bir devlet olan Şirvanşahlar Devleti kuruldu. 10. yüzyılın başından itibaren Şamahı, Şirvanşahlar Devletinin başkenti oldu. 1734 yılında Nadir Şah Şamahı’yı yok etmiş ve onu şimdiki Ağsu yakınındaki Yeni Şamahı’ya taşımış. İlerleyen zaman diliminde Rus saldırıları ve yaşanan 3 büyük depremle Şamahı ve barındırdığı tarihi eserler yerle bir olmuş. Şamahı’nın gördüğü en büyük saldırılardan bir tanesini ise 1918 yılında Ermeni milisler yapılmış. Bu katliam Şamahı Soykırımı olarak adlandırılıyor.

Cuma Cami (Ulu Cami) yapım tarihi olan 743-744 ile Azerbaycan topraklarındaki en eski camilerden kabul ediliyor. Cami tarihi boyunca önemli restorasyonlar geçirmiş. Caminin avlusunda yapılan kazılarda eski mimariye ait izler gözüküyor. Şimdiki hali ise 2009 yılında yapılan restorasyon sonrası ortaya çıkmış.

Şamahı içinden geçerek 6 km uzaklıkta, Kalakhana Köyü yakınlarında bulunan ve bir mezar kompleksi olan Kalakhana Mezarlarına doğru yola çıktık. Yol boyunca asma bağları arasından geçtik. Uzakta Şamahı’yı görebileceğimiz gelincik dolu bir tarlada fotoğraf çekmek için kısa süreli durakladık.

Kalakhana Mezarları aslında 9 mezar türbesinin bulunduğu bir alan. Burada yer alan dokuz mezardan sekizi günümüze ulaşmış, biri ağır hasar görmüş. Diğer türbeler günümüze sağlam bir şekilde ulaşmış, bazıları ise hiç tahrip edilmemiş.

Mezarlardan sadece birinde kitabe bulunuyor. Bu kitabede anıtın inşa tarihi ve gömülen kişinin kimliği hakkında bilgi var. Kitabede türbenin 1663/1664 yılında yapıldığı yazılıyor. Buradaki türbelerin bir kısmı gayet iyi durumdalar.

Türbeler sanki Selçuklu Kümbetlerinin minyatürleri gibi. Aslında bu tür mimari Şirvan-Abşeron mimarlık okulu eserleri olarak kabul ediliyor. Türbeler çevrelerinden duvarlarla ayrılmışlar.

Kalakhana Mezarları yanında yakınlarda Yeddigümbaz Mozelesi ve Shakhemdam Mozelesi de var. Ama Kalakhana Mezarları aynı türün toplu örneği olunca diğerlerine gitmedik.

Şamahı ziyareti sonrasında güzel bir yerleşim yeri olan Lahıc‘a doğru yollara düştük. Burası İsmayıllı’ya bağlı bir köy. Eğer bu köye uğramadan doğrudan doğruya İsmayıllı’ya giderseniz yolunuz kısalacak ve kolaylaşacaktır. Ama bunu yaparsanız Azerbaycan’ın en güzel ve özgün yerlerinden birisini de atlamış olacaksınız.

Şamahı’dan Lahıc’a direksiyonu kırdığınızda yol sizi dağların içinden geçen bir rotaya götürecek. Biz bu yolda fren balatası arızası yaşadık. Arıza bizim kiraladığımız araç kaynaklıydı ve aracımızı Qebele’de değiştirmek zorunda kaldık. Firma hemen yeni bir araç verdi. Ama o dağlık yolda tıngır mıngır gelmek zorunda kaldık.

60 km olan yolu neredeyse 2 saatte tamamladık. Kafkas Sıradağlarının Babadağ bölümünü geçiyorsunuz. Etraf deseniz mevsim gereği yemyeşil.

19. yüzyılda Lahıc, Azerbaycan’ın bakırcılık, silah üretimi ve deri eşyalar üretim merkezlerinden biriymiş. Köyün yerleşim tarihi daha eski zamanlara gidiyor. Bunu 1000-1500 yıl öncesine tarihlenen kanalizasyon sistemine dayandırıyorlar. Lahıc, Arnavut kaldırımlı sokakları ve meydanları, gelişmiş kanalizasyon sistemleri ve su boru hatlarıyla birlikte erken kentleşme ve mimarinin örneği olan bir köy.

Nehir taşlarından yapılan ve neredeyse bin yıl öncesine dayanan yer altı kanalizasyon sisteminin (kurabandil) dünyada kullanılan en eski kanalizasyon sistemlerinden biri olduğu düşünülüyor.

Lahıc Köyünün bir başka özelliği ise Azerbaycan Demokratik Cumhuriyeti meclisinin ilk başkanı olan Mehmet Emin Resülzade’nin Ruslardan kaçıp burada bir süre saklanması ve Asrımızın Siyavuşu adlı eserini burada yazmasıdır. Eser ilk defa İstanbul’da bastırılabilmiş. Kitabın Azerbaycan’da basılması ise çok yıllar sonra olmuş.

Biz orada iken köyü gezen turist sayısı çok düşüktü. Bir biz vardık diyebilirim. Bu nedenle dükkanlardan açık olanların sayısı çok azdı.

Köyde açık olan bir dükkana girip çay içtik. Azerbaycan’da çayın yanına şeker olarak reçel gelebiliyor.

Daha sonra da İsmayıllı’ya doğru yola devam ettik. Yol çok güzeldi. Ağaçların dallarının birbirlerine iki taraflı kavuşma isteği, yeşilden bir koridor yaratıyor. Quba tarafından daha güzel bir yoldu.

Yaklaşık 35 km sonra yemek yiyeceğimiz Orman Restorana geldik. Nohur Gölü kenarında da restoran var. “Hem gölü göreyim hem de kenarında yemek yiyeyim” dedim ama gölün aslında bir gölet olduğunu anlayıp, havanın da iyice kararmasına bakarak yol üstünde Orman Restoranı tercih ettik.

Ama bence burası doğru tercih oldu. Etleri çok güzeldi. Buradan sonra İsmayıllı Castle Resort & Spa Hotel’e doğru hareket ettik. Otel zaten buraya yakındı. “İsmayıllı’da spa merkezinden ne olacak” demiştim ama kocaman bir termal havuzu ve tesisleri olan bir yere denk geldik. Mayolarımızı getirmediğimize pişman olduk Bir de jest yaptılar, odamıza büyükçe bir meyve tabağı geldi. Daha ne isteriz!

Yakında Şeki’yi anlatan bölümle Azerbaycan gezi yazısını bitireceğiz. Gezekalın…

Dr Ümit Kuru

05.09.2023

Odlar Diyarı Azerbaycan: Bakü

Qobustan gezimiz sonrasında Bakü’ye geri döndük. Hedefimiz Ateşgah ziyaretiydi. Ancak trafiğe takılınca hemen ilk gözüme çarpan otoparka girdim. Burası Hazar Denizi kıyısında bir alıveriş merkezinin otoparkıydı. Bakü’de büyük binalar çok güzel ve çok estetik. Otoparkına girdiğimiz yer Bakü Bulvarında (Bakü Milli Parkı), Halı Müzesine yakın Deniz Mall. Hem uzaktan görünüşü ve hem de yakından görünüşü çok güzel.

Bakü Bulvarı 1909 yılında Bakü’nün sahiline paralel olarak kurulmuş bir gezi yeri. Bu bulvarda sonraki günlerde de uzun yürüyüşler yaptık. Hazar Denizi kıyısındaki bu yeri seveceksiniz. Bulvar 2012 Eurovision Şarkı Yarışması’na ev sahipliği yapan Bakü Kristal Salonu ve Guiness Rekorlar kitabı’na giren 162 metre uzunluğundaki bayrak direğinin bulunduğu Devlet Bayrağı Meydanı‘na kadar uzanıyor.

Bulvar’ın yeni bölümünde 60 metrelik uzun Bakü Dönme Dolabı da bulunuyor. Bunların hepsini en güzel fotoğraflayabileceğiniz yer Dağüstü Parkı.

Halı Müzesi Pazartesi gününde olduğumuz için kapalıydı. Halı Müzesi binası, Bakü’de Haydar Aliyev Kültür Merkezi binası ile birlikte en sevdiğimiz bina oldular. Halı Müzesi binası katlanmış halı görünümünde.

Müze önünde ise Küçük Venedik Su Şehirciği dedikleri dinlence yeri var. Buraları bu saatlerde havanın da kötü olması nedeni ile boş sayılır. Küçük Venedik Su Şehirciği, 10 bin metrekare alan üzerinde kurulu üç büyük ada, bir tünel ve beş köprüden oluşuyor.

Şehirciğin su kanalında gondal gezintisi yapılabiliyor. Yemek yiyebileceğiniz mekanlar da var. Yapımı pek yeni değil ama son zamanda daha modern bir görünüm için tadilat geçirmiş.

Biz Bakü Bulvarı’na paralel Neftçiler Bulvarı‘nı geçerek Bahram Gür Çeşmesi ve Anıtı önünde fotoğraflarımızı çektik. Anıt, Doğu mitolojisinde ejderhanın kötülüğün sembolü olması nedeniyle iyinin kötülüğe karşı zaferini simgeliyor. 1959 yılında yapılmış.

Bahram Gür tarihi bir şahsiyet ve Sasani hanedanının 14. şahı. Cesareti ve adaletiyle biliniyor. 12. yüzyılda büyük Azerbaycan şairi Nizami, Bahram Gür’ü, “Bahramname” olarak da bilinen “Yedi Güzeller” adlı şiirinin ana karakteri yapmış.

Sonra fünikülere binerek hem şehir manzarası alalım, hem de kolayca Türk Şehitliği’ne ulaşalım istedik. Füniküler 1960’da açılmış. Ama çalışma saatleri var; Haftanın altı günü 10:00 akşam 20:00 saatleri arasında çalışıyor. Öğlen 13:00 – 14:00 arası öğle yemeği molası oluyormuş.

Füniküler Pazartesi günleri kapalıymış. Ona da binemedik. Hemen yanda bulunan merdivenleri kullanarak Dağüstü Parkı’na doğru yürümeye başladık.

Sonunda Dağüstü Parkı denen alana geldik. Merdivenleri kullanarak giriş yaptığımız yer Alev Kulelerinin karşısına çıkıyor. Burada 1939 yılına kadar Çambarekand Mezarlığı diye bilinen bir mezarlık varmış.

Mezarlık 1934 yılında suikasta kurban giden Rus politikacı Sergei Kirov anısına parka çevrilmiş. Bir de Kirov anıtı dikilmiş, adı da Kirov Parkı olmuş. Zamanla burası bir eğlence parkına dönüşmüş. 1990 yılında ise Kirov Anıtı kaldırılmış ve parkın adı da, işlevi de değişmiş. Biz önce Şehitler Hıyabanı’nı gezdik.

Hıyaban“, “iki tarafı ağaçlıklı yol” anlamına geliyor. “Şehitler Hıyabanı” ya da Şehitler Sokağı Bakü’de ilk gün ve ilk ziyaret ettiğimiz yerlerden oldu.

1990’a kadar da Kirov Parkı olan yerde Azerbaycan, SSCB’den bağımsızlığını kazandıktan sonra önce Kirov’un anıtı kaldırılmış. 1990 yılı Kara Ocak olaylarında ölen Azeriler için bu alanın tekrar mezarlık haline getirilmesi istenmiş. 22 Ocak 1990’da bugünkü adıyla Şehitler Hıyabanı denen iki taraflı ağaçlıklı yola Kara Ocak olaylarında ölenlerin mezarları yapılmış.

Burada biraz araya girip Bakü Katliamı, Kara Ocak diye geçen olaylardan bahsetmek gerekiyor. Bir kere en garibime giden kısım bu yazıları hazırlarken literatürde karşılaştığım kavram karışıklığı. Ermeni halka yapılana katliam, soykırım, pogrom der de Azeri halka yapılana olay, tepki diye yaklaşır ve boyutu küçültmeye çalışırsanız orada iş doğrulardan sapar ve çözüm bulunamaz. Ölen masum insanların milliyeti olur mu? Bakü’den göçe zorlanan Ermeni halk mağdur oluyor da Ermenistan’dan göçe zorlanan halk mazlum ve mağdur olmuyor mu? Dağlık Karabağ savaşlarında yerlerinden olan Azeri halka ne diyeceğiz? Aynı duyguları Balkanlardan göç eden Türk ve Müslüman halk içinde taşıyorum. Yollarda ölen, soyulan Türk olunca bunun adı tehcir de, soykırım da olmuyor! Büyük Ermenistan hayali için silaha sarılana, çete kurana, Yunan bağımsızlığı için mücadele edene kahraman diyeceksin, Türkiye’nin bağımsızlığı için mücadele eden, Kurtuluş Savaşı verene soykırımcı diyecek ve televizyonlarda dizisini bile göstermeyeceksin! Burada bir hata var ve sorunların kaynağı da bu hatalı düşünme biçimi. Aynı olaylar karşısında, ülke ya da farklı toplum çıkarları için verilen farklı tepkiler hatalı bir yaklaşım bence.

Kara Ocak katliamına dönecek olursak; Olayların geri planında 1988 yılında Ermeni Sovyet Sosyalist Cumhuriyeti politikacılarının, Dağlık Karabağ’da yaşayan Ermeni önderlerin hukuki olarak Azerbaycan’a bağlı olan topraklardan artan talepleri yatıyor. Ermenilerin artan toprak talepleri ve Dağlık Karabağ’da çıkan silahlı çatışmalar karşısında Bakü’de Azeri halk kitlesel gösteriler düzenlemişler. Bu tip olaylar kötü yönlendirmelere çok müsaittir. 13-20 Ocak tarihleri arasında Bakü’de yaşayan Ermeni halk eziyete uğramış, hayatını kaybeden Ermeni vatandaşlar olmuş (Bakü Katliamı denen olaylar).

Bunun üzerine 20 Ocak’ta Rus birlikleri Bakü’ye girerek Azeri halk üzerine sert müdahalede bulunmuş. Çok sayıda Azeri vatandaş ölmüş (Kara Ocak). Bu sertlik aslında biraz da dağılmaya yüz tutmuş bir sovyet sosyalist birlikte, bağımsızlık talepleri artmış halklara karşı Rusların bir göz dağı verme çabası olarak değerlendirilebilir. Ama Kara Ocak olayları aslında birlik içindeki dağılmayı hızlandırmış. 20 Ocak 1990 olaylarında ölenlerin bu tepede bulunan ağaçlıklı yola gömülmesi ile Şehitler Yolu-Şehitler Hıyabanı ortaya çıkmış. Burada 159 şehit mezarı bulunuyor.

Ebedi Meşale Anıtı ise 1998 yılında, yani sonradan Haydar Aliyev’in emriyle yapılmış. 2007 yılında anıtın sütunlarını İlham Aliyev ekletmiş.

Alanda bir de Bakü Türk Şehitliği ve Anıtı bulunuyor. Burası ise 1918 yılı Bakü Savaşı‘nda şehit düşen Osmanlı Askerleri ile Azeri ve Dağıstanlı askerlerin yattığı bir şehitlik.

Daha önce bahsettiğim üzere 1918 yılında Azerbaycan Demokratik Cumhuriyeti kuruluyor. 1917 Ekim Devriminin başlarda yarattığı yönetimsel boşluk günlerinde Bakü’de, başlarında Ermeni asıllı Bolşevik Stepan Şaumyan’ın bulunduğu geçici hükumet oluşturuluyor. Lenin, politikası gereği Bakü’yü elden çıkartmaya hazır değil. Azerbaycan’da Müsavat Partisinin kurduğu hükumet iş başında ve Bakü dışı Azerbaycan’ı yönetiyor. Azeri Halk, Bakü Bolşevik hükumetinden rahatsız. Bakü’de gösteriler düzenleniyor.

Taşnak Devrimci Ermeni geçici hükumet birlikleri, Kızıl Ordu birlikleri ile birlikte Bakü’de ortaya çıkan tepkileri silahlı güçler kullanarak bastırmaya çalışmış. Bu sırada çok sayıda Azeri sivil hayatını kaybetmiş. Buna Mart Olayları (Azeriler buna 31 Mart Azerilerin Soykırım Günü) diyorlar. Bunların sonucunda Batum Anlaşması‘na dayanarak Azeriler, Osmanlı’yı yardım için davet ediyorlar. Nuri Paşa komutasında Osmanlı, Azeri ve Dağıstanlılar dan oluşan Kafkas Ordusu, Ermeni Taşnak Ordusu ve Bakü Sovyeti birlikleri ve hatta İngilizlerden oluşan askeri güçler (Bolşevik karşıtı İngilizler Bakü’de, Bolşevik Stepan Şaumyan daveti ile onunla birlikte çarpışıyor!!) ile 20 gün süre savaşa tutuşuyorlar. Nuri Paşa’nın yönettiği ordu Bakü’yü alıyor ve Bakü olması gerektiği gibi Azerbaycan tarafına geçiyor. İşte Bakü Türk Şehitliği bu şehitler için yapılmış. Burada savaşta şehit olan 1130 Türk asker ve subayı için dikilmiş bir anıt, anıta giden sokağın etrafındaki duvarlardaki mermerlerde şehitlerin isimleri, askeri rütbeleri, memleketleri ve ölüm yerleri yazılmış. Birer karanfil de mermer tabelalara bırakılmış.

Meydanda Türk Diyaneti bir cami yaptırmış. Ancak bu cami 2001 yılından beri kapalı. Gerekçesi tadilat ama tamiratla filan uğraşan da yoktu etrafta. Vardır bir nedenleri mutlaka.

Meydanda Hazi Aslanov heykeli de bulunuyor. Bu Azeri asıllı Tümgeneral İkinci Dünya Savaşında göstermiş olduğu başarılar nedeni iki kez Sovyetler Birliği Kahramanı madalyası almış.

Alev Kuleleri Bakü’nün simgesi olan ve 3 adet alev dilimini simgeleyen binalardan oluşan bir kompleks. Binanın ekran şeklinde olan camlarına binlerce güçlü LED lamba yerleştirilmiş ve geceleri bu ışıklarla ışık gösterileri yapılıyor. Kulelerin en büyüğünün boyu 182 metre.

Kulelerden bir tanesi otel görevi görüyor. Diğer ikisi ise ofis ve yerleşim yeri olarak hizmet veriyormuş.

Alev Kuleleri ile Türk Şehitliği karşısında Azerbaycan Cumhuriyeti Milli Meclisi binası bulunuyor. Bina önünde bir meşale de bulunuyor.

Daha sonra İstiklal Caddesinden yürümeye başladık. Yol üzerinde Cumhurbaşkanlığı Binası önünden geçiyorsunuz. Yeşil bir caddeye daldık. Boynumda fotoğraf makinası, sağa sola baka baka ilerlerken nereden çıktığını anlamadığım sivil polisler bir anda hanımla benim etrafımızı sardı. Meğerse Cumhurbaşkanlığı özel konutlarının önünden geçiyormuşuz. Fotoğraf çekmediğimi kanıtlamam için makinadaki kareleri göstermem gerekti. Burada da birilerinin güvenlik korkusu bir numara konu galiba. İstiklal Caddesi ile Niyazi Caddelerinin kesiştiği yol boyunca ilerleyerek Ulusal Güzel Sanatlar Müzesi binası ve önünde bulunan parkta biraz soluklandık.

Bu yol boyunca bir kısmı çok önemli olan eski ve tarihi binalar gördük. Bakü çok güzel parklara da sahip bir şehir. Onlardan bir tanesi de İçerişehir Surlarına yakın Filarmoni Park.

Parkın tarihi 1830’lara kadar gidiyor. Zamanında Bakü sadece petrol kuyuları olan çorak bir şehirmiş. Toprak yapısı bitki, ağaç yetişmesine uygun değilmiş. Dönemin valisi Bakü dışından gelen her gemiye yanlarında bir çuval verimli bitki toprağı getirmelerini zorunlu hale getirmiş. Bu topraklar sayesinde parklar oluşturulmaya başlanmış.

Başlangıçta valinin anısına Mixaylov bağı, Mikhaelovsky Bahçesi olarak adlandırılmış. Sonradan parka Filarmoni Parkı adı verilmiş. Park 1970’lerde ve 2007’lerde yenilenmiş. Çeşme sonradan eklenmiş. Parkta bir yere piyano konmuştu. Bir bayan çalarken diğeri şarkı ile eşlik ediyordu. Bir süre onları seyrettik. Sonra onlar kalktılar ve gittiler, yoldan geçen birileri durup piyano tuşlarına basarak melodi yapmaya çalıştılar. Alt yapısı olan bir parça çalıp gitti. Bir süre bu gelip geçerken çalan sokak sanatçılarını izledik.

Bakü’nün daha anlatılacak çok şeyi var ama bu bölümde burada ara verelim.

Gezekalın

Dr Ümit Kuru

28.08.2023

Odlar Diyarı Azerbaycan: Azerbaycan Ziyareti Öncesi Bilgiler

Resmi adıyla Azerbaycan Cumhuriyeti Batı Asya ile Doğu Avrupa’nın kesişim noktası olan Kafkasya’da yer alıyor. Azerbaycan yaklaşık 87000 km2‘lik bir yüzölçüme ve 10 milyon civarında nüfusa sahip. Para birimi AZN harfleri ile gösterilen Manat (bu yazı yazıldığında bir Manat, 16 TL’ye ve 0,6 USD’ye eşitti). Ülkenin okuma yazma oranı müthiş;%99,8. Daha da güzeli hem kadın ve hem de erkek okuma yazma oranı %98’lerin üstünde.

Azerbaycan adının kaynağı Farsça. Farsçada “azer-azar” ateş, “payegan-baycan” muhafız/koruyucu, “azerpayegan” “ateşin koruyucusu” anlamına geliyor. Ülkenin taşından toprağından petrol ve doğal gaz fışkırırsa adında bir yere “ateş” sözcüğünü sokmak doğal olsa gerek. Bir dönem bu toprakların inancı Zerdüştlük olmuş. Ateşin koruyucuları unvanı o zamanlardan gelse gerek.

Kafkasya genel olarak Karadeniz ile Hazar Denizi arasındaki bölge ve Kafkas Sıradağları bölgeyi Kuzey Kafkasya ve Güney Kafkasya (Transkafkasya) olarak ikiye bölüyor. Kuzey Kafkasya tümüyle Rusya Federasyonunun hakimiyetinde iken Güney Kafkasya’da üç ülke yer alıyor; Gürcistan, Ermenistan ve Azerbaycan. Tarihsel olarak Azeri halkı Kafkasya ve İran platosu arasındaki geniş arazide yaşayan bir Türk halkı olarak kabul ediliyor. Ruslarla İranlılar arasında yapılan savaşlarda İran tarafı savaşları kaybedince Rusların İran’dan toprak talepleri olmuş. 1813’te Gülistan Antlaşması ve 1828’de Türkmençay Antlaşması ile Aras Nehri‘nin kuzeyindeki Azeri toprakları Rus İmparatorluğunun egemenliği altına girmiş, güneyi ise İran’da kalmış. Bu da Azeri halkı ikiye bölmüş. İran’ın Azerbaycan ile ilgili gelişmelerden huzursuzluğunun nedeni bu tarihsel ayrılık. Sonuçta coğrafya toplumların kaderi lafı azıcık doğru kabul edilebilir. Belki bir de eklemem olabilir; Coğrafya toplumların kederlerinin, savaşların da kaynağı olabilir.

Azerbaycan’ın beş ülke ile sınırı var. En uzun sınırı can düşmanı Ermenistan’la. Azerbaycan’la Türkiye’nin de sınırı var. Bu sınır Azerbaycan’a bağlı özerk bir cumhuriyet olan Nahçıvan ile sağlanıyor. Nahçıvan-Türkiye sınırı sadece 17 km. Ancak bu 17 km’lik küçücük sınır vasıtasıyla Bakü’ye kadar yeni demiryolu ve karayolu yapılması projeleri var. Türkiye ile Türk Dünyasının diğer ülkelerini birleştirecek olan Zengezur Koridoru hattı umarım bir gün gerçekleşir.

Dağlık Karabağ bölgesi ise uluslararası hukuka göre Azerbaycan’a bağlı. Bölge Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliğinin yönetiminde iken iki halk arasında sorun çıkmasına izin verilmemiş. Ancak “Glasnost” sonrası bölge ve çevresinde 1988 yılında ilk çatışmalar başlamış. Sonradan ayrılıkçı Ermenilerce çatışmaların boyutu arttırılmış ve sadece Dağlık Karabağ değil ama civarı da işgale uğramış. Uluslararası hukuka göre Azerbaycan sınırları içinde kabul edilen toprakların %16’yı bulan kısmı Ermeni ayrılıkçıların eline geçmiş. 1991 yılında ayrılıkçı Ermeni yönetim Azerbaycan’dan ayrıldığını ilan etmiş. 1994’de yürürlüğe giren ateşkes anlaşması çatışmaları durdursa da, tartışmaları tabii ki durduramamış. Yakın zamana kadar bölge, hukuken Azerbaycan’a ait olsa da, fiilen Ermeni ayrılıkçılarca yönetilmiş. 2020’de Azerbaycan ordusu ikinci Dağlık Karabağ Savaşı ile bölgenin çoğunu geri almayı başardı ve Ermeni ayrılıkçılar ve Ermenistan yenilgiyi ve işgal ettikleri bölgeleri geri vermeyi kabul etti. Ama bölge halen barut fıçısı durumunda. Bölge için, İran dahil, bazı ülkeler sorun çıkartmaya hazırlar. Geçmişinde, karşılıklı olarak masum insanların acı çektiği bu coğrafya artık huzur bulsun isterim. Haritaya bakınca bazı şeyler o kadar zorlama ile yapılmış ve yapılıyor ki, inanılır gibi değil. Bölgede bulunan her ülke karşılıklı beraberce ve kardeşlik içinde yaşama isteği ile kazanacaktır. Umarım her şey barış içinde devam eder.

Transkafkasya Bölgesinin her zaman sorunlu olmasının dahili ve harici nedenleri var. Dahili nedenler dediğimizde ağırlıklı olarak bölgenin çok parçalı ve iç içe geçmiş demografik yapısından kaynaklanan üç devlet arasındaki toprak sorunlarını anlamalısınız. Harici nedenler olarak ise bölgenin her alanda sahip olduğu potansiyel önem ile küresel ve bölgesel güçler için cazibe merkezi olması, buna karşılık Rusya’nın hayati çıkarları bakımından bölgeyi kontrol etme zorunluluğunu duymasını anlayabilirsiniz. 1917’lerde Lenin‘in “Bakü petrolü olmazsa, Rusya yaşayamaz” lafı daha o zamanlardan belirlenen Rus doktrinini ortaya koyuyor. Yani açık ya da kapalı olarak tepede çarpışan küresel güçler nedeni ile bölgede bulunan ülkeler acı çekiyorlar. Evrensel sebeplerle, evrensel aktörler işin içindeler.

Birinci Dünya Savaşı sırasında Rus İmparatorluğunun 1917 Ekim Devrimi sonucu yıkılması ardından Transkafkas yöneticiler ne yapacaklarını bilememişler. Yeni Rus yönetimine de bağlı kalmak istememişler. Bunun yerine 1 ay gibi kısa süreliğine de olsa, bugünkü Azerbaycan Cumhuriyeti, Ermenistan ve Gürcistan’dan oluşan Transkafkasya Demokratik Federatif Cumhuriyetini kurmuşlar. Ama bu kısacık birliktelikte bile bölge yönetimleri arasında yaşanan toprak sorunları ve tartışmaları, yeni Bolşevik yönetimin bölgeyi, özellikle de Bakü’yü, elden çıkartmak istememesi ve yerel Bolşeviklerle birlikte hareket ederek masum Azerilere yönelik katliamlar (Mart Soykırımı) bu birlikteliğin devam edemeyeceğinin göstergesi olmuş. Almanlar Gürcüleri kollamış, İngilizler Ermenileri, Osmanlı da doğal olarak Azerileri. Transkafkasya Demokratik Federatif Cumhuriyeti’nden ilk ayrılan Gürcistan olmuş.

Bakü’de 31 Mart 1918 Azeri halka karşı soykırım https://ru.wikipedia.org/wiki
Mehmed Emin Rezülzade

Mayıs 1918 yılında ise Azerbaycan Demokratik Cumhuriyeti bağımsız bir devlet olarak sahneye çıkmış. Azerbaycan gezinizde şehirlerin sokak ve cadde tabelalarında çokça ismine rastlayacağınız Mehmed Emin Resulzade bağımsız Azerbaycan Meclisinin ilk başkanı olmuş. Bu meclis tarihteki ilk Müslüman parlamenter cumhuriyet olma özelliğini taşıyor. 23 ay gibi kısa bağımsız yaşamlarında bu meclis kadınlara erkeklerle eşit siyasal haklar veren ilk Müslüman ülke meclisi de olmuş. Azerbaycan Demokratik Cumhuriyeti, 28 Nisan 1920’de Rus Komünist (Bolşevik) askeri müdahalesi ve işgali ile bağımsızlığını kaybetmiş, Azerbaycan’da Komünist (Bolşevik) hükumeti kurulmuş. Hükumetin başına da Neriman Nerimanov geçirilmiş.

Neriman Nerimanov

Azerbaycan’da Neriman Nerimanov adını gezdiğim Azerbaycan şehirlerinde, parklarda daha sık olarak gördüm. Neriman Nerimanov’a göre; “Azerbaycan özgür olmalı, komünist ideolojisiyle yönetilmeli, Türkiye ve Rusya’yla sıkı ilişkilerde bulunmalıdır.” Neriman Nerimanov’un önemli katkılarından birisi Azerbaycan’ın Anadolu Kurtuluş savaşına maddi destek sağlanmasındaki rolü, bir diğeri ise Rusya’nın Milli Mücadele döneminde Türkiye’ye desteğini sağlaması ve Moskova Anlaşmasının imzalanmasına yardımcı olmasıdır.

Genelde gezi yazılarımın ülke tarihi kısmı kısa olur. Ama bu bölge ve Azerbaycan tarihi o kadar ilginç ve karmaşık ilişkilere sahne olmuş ki sağlıklı bir özet yapabilmek, neden-sonuç ilişkisini kurabilmek gerçekten çok zor. Bir örnek vermek gerekirse 1918-1920 yılları arasında Azerbaycan Demokratik Cumhuriyeti ve Türkiye arasındaki ilişkileri verebiliriz. Bu dönemde yıkılmış Rus Çarlık monarşisi ve yönetim boşluğu karşısında Kafkasya’da varlığını yeniden sağlamaya çalışan Osmanlı devleti var. Enver Paşa’nın kardeşi Nuri Paşa ordusuyla Bakü’ye gitmiş ve zor durumdaki Azeri halkı kurtarmış. Sonra Mondros Mütarekesi yapılmak zorunda kalınmış ve Osmanlı ordusundan Bakü ve Azerbaycan’ı terk etmesi istenmiş. Bu arada ortaya çıkan boşluğu İngilizler doldurmuşlar. Azerbaycan yönetimi Osmanlı ile geleneksel ilişkiler içindeler. Bir yandan da Anadolu’da emperyalist güçlere ve Osmanlı’ya karşı savaş veren Mustafa Kemal ve arkadaşları, Azerbaycan Demokratik Cumhuriyeti meclisi ile ilişki kurmaya çalışıyor ve yardım istiyor. Azerbaycan Meclisinde o dönem en fazla üyeye Müsavat Partisi sahip. İktidarda olan bu parti, Azerbaycan’ın ulusal çıkarlarını, kurtuluş savaşını vermekte olan Mustafa Kemal ve arkadaşlarının çıkarları ile uyumlu görmüyor. Yardım isteklerine ise kayıtsızlar ya da en azından beklenen dozda yardım olmuyor. Kendilerini bolşeviklerden koruyacağını düşündükleri İngiltere ve Amerika Birleşik Devletleri ile işbirliği içindeler. Gürcistan’la bir Konfederasyon kurmak ve Bolşevikleşmeyi önleme hayalleri var.

Türkiye’ye her bakımdan destek olan ve Milli Mücadeleyi kuvvetle savunan parti Bakü’deki Sol Sosyalistler yani Bolşevikler. Genç Azerbaycan yönetiminin emperyalist güçlerin elinde oyuncak olmuş Osmanlı Padişahı ile mi yoksa Kurtuluş savaşını veren Mustafa Kemal ve arkadaşları ile mi ilişki kurmaları gerekiyordu? Azerbaycan Demokratik Cumhuriyetini alaşağı edip ileri de Azerbaycan Sovyet Sosyalist Cumhuriyeti adını alacak devleti kuracak olan Bolşevik yönetimin, Anadolu kurtuluş savaşı sırasında Mustafa Kemal ve arkadaşlarına ciddi maddi yardımda bulunması ilginç. O zaman ki Türkiye Büyük Millet Meclisinin, Kızıl Ordunun Azerbaycan Demokratik Cumhuriyeti topraklarına girmesini desteklemesi de işin bir başka boyutu. Geçmiş tarihi bugünden eleştirmek hakkımız da değil, haddimiz de.

Rusya Sovyet Federatif Sosyalist Cumhuriyeti ile Türkiye Büyük Millet Meclisi Hükumeti arasında 16 Mart 1921 Moskova Anlaşması

O dönem Azeri Bolşevik Yönetim arabuluculuğu sayesinde Rusya ve Türkiye Büyük Millet Meclisi arasında kurulan iyi ilişkiler sonucu 1921 Moskova Anlaşması imzalanabilmiştir. Bu ve devamı niteliğindeki anlaşmalarla 100 yılı geçmiş şekilde Türkiye, Gürcistan, Ermenistan ve Azerbaycan ile sınırlar hala aynıdır. Nahçıvan’ın iç işlerinde özerk, ancak Azerbaycan toprakları içinde kabul edilmesi de o dönemin Rusya’sı ile Türkiye’nin iyi ilişkilerinin bir sonucudur. Tabii bu arada Rusya’da var olan ve emperyalizme karşı savaş veren Türkiye Büyük Millet Meclisinin savaş sonrası Sovyet Birliğine katılabilme olasılığına dair beklentisini de unutmayalım.

Azerbaycan Demokratik Cumhuriyeti’nin bağımsızlığı sonlandırıldıktan sonra Azerbaycan, Gürcistan, Ermenistan bu sefer zorla ve ikinci kez aynı çatı altında bir araya getirilmişler. Bu birlikteliğin adı Transkafkasya Sosyalist Federatif Sovyet Cumhuriyeti olarak konmuş ve onlar da Rusya ile birlikte Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliği adı altında toplanmışlar. Bu üç anlaşamaz devletin zoraki birlikteliği 1936’ya kadar devam edebilmiş. Sonra üç Transkafkasya ülkesi ayrı ayrı Sovyetler Birliği’ne katılmışlar.

Doğu Avrupa (Rusya, Beyaz Rusya, Ukrayna, Moldova), Baltık (Estonya, Letonya, Litvanya,), Kafkasya (Gürcistan, Ermenistan, Azerbaycan) ve Orta Asya ülkelerinden (Türkmenistan, Özbekistan, Kırgızistan, Kazakistan, Tacikistan) 15 tanesi Sovyet Sosyalist Cumhuriyetleri Birliğini oluşturarak 1991 yılına kadar bir arada kalabildiler Azerbaycan, bağımsızlığını 30 Ağustos 1991’de ilan etti. Bundan sonrası, özellikle tek adam yönetimine giden süreç ayrıca incelenmeli diyerek modern Azerbaycan tarihinin kalanını sonraya bırakalım. Bu faslı bir ilginç gözlemimle kapatayım; Azerbaycan’da caddelerde ve parklarda çok devlet adamı ismi ve heykeli gördüm. Ama Azerbaycan ikinci Cumhurbaşkanı Ebülfez Elçibey adını ve heykelini hiç göremedim. Bu bana çok ilginç geldi. İsme denk gelemedim herhalde.

Bakü’de sınır geçişleri kolay oluyor. Havaalanı ile şehir merkezi arası bayağı mesafe var. Biz Türkiye’den araç ayarlayıp, otelimize kadar transfer olmuştuk. Bu iş için 20 Manat verdik. Kiraladığımız aracı ertesi gün otelden teslim aldık. Altı gün kiraladığımız Kia Rio için sigortası, vergisi, otele bırakması ve otelden alması dahil 383 Manat ödeme yaptık

Azerbaycan konaklama için alternatifi çok olan bir ülke. Bakü’de her keseye ve her amaca uygun konaklama yeri bulabilirsiniz. Biz Bakü’de tarihi İçerişehir’de Sunday Hotel’de konakladık. Burada oteller mecburen biraz eski olmak zorunda. Ancak gece ve sabah erken saatlerde İçerişehir gezisi yapma avantajınız oluyor. Burada en önemli sorun aracınızla İçerişehir’de park etmeniz. İçerişehir’e araçla giriş ücretli ve giriş saatinize göre sabah ödediğiniz park ücreti fazla olabiliyor. Biz aracımızı Anayasa Mahkemesi dışındaki ücretli park yerine bırakıp İçerişehir’deki otelimize yürüyerek gittik. Gece boyu park ücreti olarak sabit 5 Manat ödedik. Bakü dışında İsmayıllı-Şeki yolu üzerinde Castle Resort Spa Hotel ve Şeki’de Macara Sheki City Hotel’de konaklama yaptık. Bu iki otelde çok iyi tercihlerdi ve kahvaltıları çok güzeldi. Yemek içmek kısmını yol boyunca ve şehirlerde gezerken anlatacağım.

Biz Mayıs ayında Azerbaycan’daydık. Yeşilin güzel zamanıydı ama kırsalda yükseklerde soğuk vardı. Gezilen yerlerin bazılarında fotoğraf çekmek kesinlikle yasak. Özellikle kırsal alanlarda sokaklarda yürümek çok zevkli. Şii inancına sahipler. Camilerinin içlerine de dışlarına da bayıldım. Bir diğer dikkatimi çeken konu ise özellikle Bakü sokaklarında neredeyse hiç göçmen görmemem oldu. Azeri halk içinde Türkiye’ye gelmiş olanlar çok. Çalışma veya okumak için Türkiye’ye gelmiş Azerilerle kendinizi daha çok “tek millet” olarak hissediyorsunuz.

Şimdilik bu kadarla bitirelim. Yeri geldikçe eksikleri tamamlarız. Bakü gezi notları ile devam edeceğiz.

Gezekalın

Dr Ümit Kuru

23.08.223

Odlar Diyarı Azerbaycan: Giriş

Azerbaycanlı doktor arkadaşım elinde iki düğün davetiyesi ile hastanedeki odama girdi. Bir tanesi Azerbaycan’da Mayıs ayında yapılacak olan düğünün davetiyesi, bir diğeri ise Türkiye’de daha ileri tarihte yapılacak olan düğünün davetiyesi. Yani hem kız tarafını ve hem de erkek tarafını mutlu edecek iki ayrı düğün yapılacak. Arkadaşım “Biliyorum Azerbaycan’a gelemezsiniz ama Kırşehir’e düğünümüze bekleriz” dedi. Hiç düşünmeden Azerbaycan davetiyesini kendimde tutup, Kırşehir düğün davetiyesini kendisine iade ettim. Heyecanla “Mayısta Azerbaycan’dayız. Düğünün de bahanemiz olsun! Nereleri gezmemizi tavsiye edersin? Bize kaç gezi günü lazım?” deyiverdim. O günden sonra, gezilecek ülkeler sıralamamızda üstlerde olmayan Azerbaycan gezi programımızı sevgili doktor arkadaşım Lale Soltanova‘nın da yardımı ile yapmaya başladık. Son halini verdiğimiz programa göre de 15-22 Mayıs 2023 tarihleri arasında Azerbaycan gezisi yaptık.


Azerbaycan petrol ve doğal gaz kaynakları nedeniyle, kendisine “Odlar DiyarıAteş ülkesi” unvanını veren, yanan taş ve toprağı, çamur volkanları, Karadeniz coğrafyasını andıran yeşil ormanları ile muhteşem bir doğaya sahip.

Bu topraklar çok eski zamanlardan beri insanlara yurt olmuş. 20000 yıl öncesi erken insanların yaptığı ve başka hiç bir yerde görmediğim kadar çok petrogliflere ev sahipliği yapan Gobustan Ulusal Parkını görmek için bile Azerbaycan’ı ziyaret etmek lazım.

Çok sayıda kadim uygarlık Kafkasların bu topraklarında yerleşmişler, ateş tapınakları, kaleler, kümbetler, saraylar inşa etmişler. Azerbaycan, yakın tarihinin ise ayrıca incelenmesi gereken bir ülke.

Modern Azerbaycan’ın başkenti Bakü ise gördüğüm en güzel şehirlerden birisi oldu. Kükreyen alev imajı verilmiş gökdelenleri ve gördüğüm en estetik yüksek binaları yanında, korunmuş eski şehri, düzenli, geniş, tertemiz caddeleri, her adım başı parkları, zengin müzeleri ile Bakü ayrıca övgüleri hak eden bir şehir.

Azerbaycan gezimizde bana ilginç gelen bir başka gözlemim ise Azeri halkı. Kardeş, tek millet dediğimiz bu ülke insanı üzerinde Sovyet Sosyalist Cumhuriyetlerinden birisi olarak uzun yıllar yaşanmışlığın izlerini hissediyorsunuz.

Gezimizi 7 gün ile sınırlandırmak zorunda kaldık. Gence tarafına gidemedik. İstanbul Bakü uçuşunu Anadolu Jet ile yaptık. İstanbul Sabiha Gökçen’den kalkan uçak saat 03:55 de Bakü‘ye, Haydar Aliyev Uluslararası Havalananına iniş yapıyor. Bu demektir ki havalanında vakit geçirmeden otelinize gitseniz yeteri kadar dinlenme zamanınız olacak. Bu da size bir tam gezi günü sağlıyor.

Biz ilk varış günümüzde Bakü çevresi ve Gobustan Ulusal Parkı ziyaretlerini gerçekleştirdik. Öğle sonramız Bakü şehrine oryantasyon ile geçti. İkinci günde kiraladığımız araba ile Quba, Qusar gezileri yaparak Bakü’ye geri döndük. Araba kiralamayı öncesinden yazışarak Bakü’deki Aznur araç kiralama şirketinden yaptık. Booking.com’a göre daha ucuza geldi. Azerbaycan araba kullanmak için uygun bir ülke. Büyük şehirlerinde yollar gayet güzel ve geniş. Kırsalı bölünmüş yollara sahip olmamasına rağmen, yolları genelde güzel. Ancak ışıklara ve nereden çıktığı belli olmayan polislere dikkat etmek gerekiyor. Azeri trafik polisi ceza kesmek için biraz fazla kusur yaratıyor. Çorba parasına cezadan kurtulmak burada da geçerli. Azerbaycan trafik polisinden “tek milletim, kardeşim, Türküm ve turistim” gibi sözlerle kurtulmak mümkün değil.

Üçüncü gün Bakü’den hareketle Şamakhi, Lahic, Nohur Gölü ve Qebele gezilerimizi yaptık. Konaklamayı Qebele yakınlarında gerçekleştirdik. Dördüncü gün Qebele’den hareketle Şeki’ye gittik ve konaklamayı orada yaptık. Şeki önemli bir kent ve bir tam gezi gününü kesinlikle hak ediyor.

Ertesi güne de biraz Şeki gezisi sarkıttık. Beşinci gün düğüne yetişmek için Şeki’den Bakü’ye doğru yola düştük. Bakü’ye vardığımızda Bakü şehir gezimizin bir kısmını gerçekleştirdik. Ertesi gün ise kalan Bakü gezimiz sonrası düğüne katılıp aynı gece 05:35’de İstanbul’a doğru yurda döndük.

Azerbaycan’da düğüne şahit olmak ise başlı başına bir kültürel faaliyeti izlemek gibi. Bizim ülkede bu tür bir düğüne pek şahit olmadım diyebilirim. Bu düğünü yeri gelince paylaşacağım.

Azerbaycan gezi yazımı yazmada 3 ay gecikme yaşadım. Bu benim gezi sonrasında pek yaptığım bir olay değil. Bunun nedeninin Azerbaycan ziyareti öncesi kafamdaki Azerbaycan imajı ile orada gördüğüm Azerbaycan arasında bir şeylerin örtüşmemesi olduğunu düşünüyorum. Azerbaycan’ı, Azeri halkın 70 yıllık Rusya hegemonyası altında yaşamışlığını ve sonrasında tek adam rejimi ile yönetilmenin etkilerini iyi analiz ederek gezmeniz gerekir. Azerbaycan’da birebir Türkiye ve Türkiye halkı ararsanız hayal kırıklığı yaşarsınız.

Sonuç olarak söyleyeceğim Azerbaycan bir gezgin için güzel ve gezilesi bir ülke. Azerbaycan geziniz sonrasında değişik duygularla ülkeye döneceğinize eminim.

Haydi buyurun bakalım Azerbaycan Gezi yazıma…

Dr Ümit Kuru

21.08.2023