• Arşivler

  • Diğer 532 aboneye katılın
  • Mart 2013 den beri

    • 385.064 ziyaretçi
  • Mart 2026
    P S Ç P C C P
     1
    2345678
    9101112131415
    16171819202122
    23242526272829
    3031  

Odlar Diyarı Azerbaycan: Bakü Çevresi- Qobustan Devlet Tarihi Sanat Koruma Alanı

Bakü Azerbaycan’ın başkenti. Sadece Azebaycan’ın değil ama aynı zamanda Kafkasya’nın en büyük şehri, en önemli kültür ve ticaret merkezi olarak kabul ediliyor. İzmir’in kardeş şehri Bakü’nün 2 milyon civarında nüfusu var. Benim gördüğüm en güzel şehirlerden bir tanesi. Bakü içini birkaç bölümde anlatmak gerekiyor. Bu nedenle onu sonraya bıraktım. Önce Azerbaycan’ın 2007’den beri UNESCO Dünya Kültür Mirası Listesi içinde yer alan Qobustan (Kobustan-Gobustan) Devlet Tarihi Sanat Koruma Alanı gezimizle başlamak istiyorum. Zaten Azerbaycan’a vardığımız ilk gün otelde aracımızı teslim aldıktan sonra ilk gezimizi de oraya yaptık.

Kobustan Devlet Tarihi Sanat Koruma Alanı, Bakü’den 65 km uzakta olan bir rezerv alanı. Azerice Qobustan ama bazı yerde Türkçesini Kobustan, bazı yerde Gobustan diye buluyorsunuz. Ben bundan sonra sadece Kobustan Rezerv Alanı yazayım, siz de “Qobustan Devlet Tarihi Sanat Koruma Alanı” anlayın lütfen. Bakü’de o gün çok bulutlu ve kapalı bir havaya denk geldik. Yağmurlu bir havada bu açık hava müzesini dolaşmak hiç hoş olmayacaktı. Ama benim esas korkum yağmur nedeniyle bu rezerv alanı çevresinde bulunan başka bir doğal güzelliği ziyaret edemeyebilme olasılığımızdı.

Volkan Çamuru Photo by Uzeyir_Mikayilov

Azerbaycan, ülke genelinde geniş alana yayılmış çamur volkanlarına sahip. Dünyadaki 700 çamur volkanından 350’si Azerbaycan topraklarında bulunuyor. İşte Kobustan Rezerv Alanı yakın çevresinde bu çamur volkanlarından güzel örnekleri ziyaret etme olasılığınız var. Biz de bu çamur volkanlarından bazılarını görmek istiyorduk ve programa da koymuştum. Bu alanlara yağmur yağmadığı zamanlarda bir ihtimal aracınızla gidebiliyorsunuz. Ama yağmurlu zamanlarda ancak 4*4 çeker araçlarla gitmeniz gerekiyor. O bile problem olabiliyormuş. Bu nedenle havanın kapalı olmasına razıyım ama yağması kötü olacaktı. Hava bize o gün Kobustan Rezerv Alanını, ahmak ıslatan tarz yağmurla gezmemize müsaade etti. Ama korktuğum başıma geldi ve öğleden hemen sonra şiddetlenen yağmur, yukarıda fotoğrafını gördüğünüz çamur volkanlarına gitmemize izin vermedi. Biz de 4*4 araçlı şoför kiralamaya çalıştık. Ama Azeri şoför bizden öyle bir fiyat talep etti ki doğrusu daha ilk günden ayak üstü kazıklanmak da işimize gelmedi. Başka zamana görmek nasip olsun diyelim artık! Ama siz Kobustan Rezerv Alanına ziyaret planladığınızda havanın müsaade ettiği ölçüde çamur volkanları gezisi mutlaka yapın.

Bugüne sığdırabileceğiniz yol üzeri bir başka ziyaret ise Bibiheybat Cami ziyareti olabilir. Bu ziyareti yaptık. Aşağıda ayrıntıları var.

Yaklaşık 60 dakika süren bir araba yolculuğu ile Kobustan Rezerv Alanına vardık. Aracınızı park yerine bırakıyor ve öncesinde müze ziyareti yapıyorsunuz. Müze binasının hemen önüne küçük bir parkta ilkel dönemde insanların yaşadıkları kulübeler ve kullandıkları düşünülen objelerden bir alan kurmuşlar.

Müze giriş ücreti kişi başı 10 Manat (bundan sonra AZN kullanacağım). Buna müze gezisi ve Büyüktaş Dağı gezisi dahil. Biz müze ve alan ziyareti için rehber de istedik. Çok da iyi yapmışız. bu sayede Mukaddes Zeynalova ile tanışma şansını edindik. Onun sayesinde önemli bir alanı değerli bilgiler edinerek gezdik.

Azeri Türkçesinde “gobu/kobu” kelimesi “vadi, boş, yarı çöl” anlamına geliyor. Kobustan aslında milyonlarca yıl boyunca su, hava, rüzgar, depremler ve volkan patlamalarının meydana getirdiği düzensiz geometrik şekilli araziyi ifade etmek için verilmiş bir adlandırma. Bu alanı iyi anlamak için onun milyonlarca yıl önceki halini hayal etmek gerekir. Seyir terasından bakınca çok uzaklarda görülen Hazar Denizi bir zamanlar üzerinde gezdiğimiz bu tepelere kadar uzanırmış.

Onun içindir ki bu alandaki kaya formasyonu rüzgar, su gibi dış etkilere çok açık olan kireçtaşından oluşuyor. Kayaların içinde bazen deniz kabuklarını görebiliyorsunuz. Bu nedenle de kolay şekillenebilir, kırılabilir bir kaya formasyonu var. Bu aynı zamanda üzerine kolayca çizim yapılabilecek düz duvarlarında varlığına işaret ediyor. Binlerce yıl önce adamların elinde kağıt kalem yoktu ki! Sevinçlerini, korkularını, saygılarını, yani duygularını ve gündelik işlerini duvarlara kazıdılar. Kaya sanatını yarattılar.

Bu alandaki petroglifleri ilk defa 1939 yılında İshak Caferzadeh tanıtmış. Ama bilimsel kazılar 1948 yılında başlamış. İshak Caferzadeh Azerbaycan arkeolojisi ve etnografyasının öncülerinden bir bilim adamı. Müze gayet güzel bir şekilde organize edilmiş. Müzede alanla ilgili olarak hem bilgilendirme tabelaları ile hem de video gibi görsel araçları kullanarak bilgilendiriliyorsunuz. Müze içinde o zamanki yaşamdan örneklerde sunulmuş, balmumundan insan ve hayvan heykelleri yapılmış. Kazılarda çıkan objeler ayrıca sergileniyor. Petroglifleri alanda kaya üzerine çizili halde gördüğünüzde neye benzediğini tasvir etmeniz zor olabiliyor. Burada ise sembollerin anlamı belirgin çizgiler halinde güzel anlatılıyor.

Daha sonra müzeden çıkarak ve rehber eşliğinde patika yolu takip ederek alanı gezmeye başladık. Bu alanda tarihi 20000 yıl öncesine kadar giden petroglifler bulunuyor. Hem de 3, 5, 100 tane filan değil. Binlerce petroglif Büyüktaş Dağı, Küçüktaş Dağı ve Çingir Dağ‘da bulunan kayalar üzerine tasvir edilmişler. 1000’e yakın kaya üzerinde yaklaşık 10000 petroglif ortaya çıkarılmıştır. Petroglif bir kaya sanatı biçimi olarak, bir kaya yüzeyinin bir kısmını kazarak, oyarak veya aşındırarak oluşturulan bir tasvir biçimi.

ilkel sanatın gelişme dönemi kabul edilen Üst Paleolitik (40.000-15.000 yıl önce), Mezolitik (MÖ XIII-VIII bin yıl), Neolitik (MÖ 7.-6. binyıl) ve takip eden sonraki dönemlere ait çizimlerde yaban atları, yabani geyikler, kadın ve erkek savaşçılar, av sahneleri, şaman tasvirleri, tekneler ve üstünde insanlar, keçiler, domuzlar, ok ve yay, Azerbaycan dansı Yalli yapan insanları anımsatan toplu insan tasvirleri kayalara kazınmışlar. Çoğu yerde en eski tasvirler, daha yeni dönemde yapılan tasvirlerle kaplanmış. Bu nedenle bazen çizimler birbiri içine karışmış. Doğa ve zaman ise petrogliflerin bir kısmını silmiş.

Alanın en büyük mağarası Ana Zağa Mağarası. Burada en az 20000 yıl öncesinden insanların yaşadıklarını hayal etmek insanı heyecanlandırıyor.

Öküzler Mağarası alanda bulunan bir diğer mağara. Adı üstünde bu mağarada duvarlara çizili bolca öküz, keçi petroglifleri mevcut.

Alanda bulunan bir diğer ilginç obje ise büyük ve tek parça halinde bir taş. Bu taşa “kaval taşı” deniyor. Yerden üç ayak üstünde yükseltilmiş ve içi boşluklarla dolu bu taş ses çıkartmaya, daha doğru terimle müzik yapmaya yarıyor. Bu “şarkı söyleyen taş”, kullanılan en eski vurmalı çalgı olarak kabul ediliyor. Ava gitme öncesi toplanma ve dans ritüellerini yerine getirmek için çağrı amaçlı kullanıldığı düşünülüyor.

Alandan çıkışa doğru bir başka ilginç bulduğum şey ise Kobustan kayaları ve büyük taş parçaları üzerinde çok sayıda yarımküre şeklinde açılmış kase çukurlardı. Bu alanda yaşayan erken insanlar mağaraların yakınında yere gömülmüş büyük ve düz kayaları taşlarla döverek oymuşlar. Büyük su havuzlarını (ya da kaseleri) yapmışlar.

Bu kaseler yağmur suyuyla doldurulurmuş ve bu kaselerde biriken su bir sonraki yağmura kadar da insanların su ihtiyacını karşılarmış. Yağmur suyunun her taraftan kaselere akması için kayanın üzerinde derin oluklar açmışlar. Araştırmacılar aynı zamanda bunların hayvanların kurbanlık kanlarını toplamak, kızgın çakıl taşlarının yardımıyla yemek pişirmek için kullanılan en eski kaplar olabileceğini de düşünüyorlar.

Alandan çıkmadan önce son gördüklerimiz ise 16-17. yüzyıllara ait olduğu düşünülen taş sandukalardı. Bu sandukaların yanında eski kazı evi bulunuyor. Orada seyir terasından alanın son görüntülerini aldık.

Kobustan Rezerv Alanı gezisi sonrasında alan içinde bulunan kafeteryada yorgunluk kahvelerimizi içtik. Sonra da rehberimizle birlikte arabamıza binip yakında bulunan ve taşa kazılmış bir Latin yazıtı görmeye gittik.

Altı satırdan oluşan bu yazıtta, 84-96 yılları arasında İmparator Domitian hakimiyeti döneminde XII. Roma Lejyonu Fulminat’ın Azerbaycan’da, Hazar Denizi kıyılarında bulunduğu yazıyormuş.

Qobustan (Gobustan-Kobustan) Devlet Tarihi Sanat Koruma Alanı, Azerbaycan gezinizin olmazsa olmazı olmalı ve Bakü’ye gidilmişse mutlaka gezilmeli. Bu tarihi açık hava sanat galerisini anlatımları ile güzelleştiren Mukaddes Zeynalova’ya bir kez daha teşekkür ederiz.

Bibiheybat Cami gezimizi Gobustan gezimiz sonrasında Bakü’ye dönerken yaptık. Aslına bakılacak olursanız gezdiğimiz cami 1990 yılında yapılan bir cami. Ama bu cami yerinde, 1936 yılında dine karşı mücadele veren Rus Komünist rejiminin yıktığı eski bir cami gerçekten varmış. Yıkılan cami 13. yüzyılın ortalarında Şirvanşahlar döneminin 28. hükümdarınca yaptırılmış.

Cami Hz Muhammed’in soyunan gelen Hakimah hanımın türbesinin üstüne inşa edildiğinden kutsal kabul ediliyor. Ziyaret ettiğimiz cami ise yıkılan caminin aynısı niteliğinde yapılmış. Caminin içindeki tahta kafeste Hakimah hanımın hizmetçisi Heybat’da gömülü.

Bibiheybat ismi de ondan geliyor. Haydar Aliyev 1998’de restorasyon çalışmasını başlatmış. Cami 1999 yılında bitirilmiş. Külliyesi ise 2008 yılında tamamlanmış.

Bibiheybat Cami gezimiz sonrasında Bakü’ye döndük. Döndüğümüz vakitte Bakü’de trafik çok yoğundu. Bilmediğimiz Bakü yollarında şehrin diğer ucundaki Ateşgah’a gitmek mantıklı gelmedi. Bir de hava hala kapalı. En iyisi program değişikliği yapıp, şehitlik tarafını gezmekti. Biz de öyle yaptık. Ama Bakü anlatımı başka zamana olsun.

Gezekalın

Dr Ümit Kuru

25.08.2023

Odlar Diyarı Azerbaycan: Azerbaycan Ziyareti Öncesi Bilgiler

Resmi adıyla Azerbaycan Cumhuriyeti Batı Asya ile Doğu Avrupa’nın kesişim noktası olan Kafkasya’da yer alıyor. Azerbaycan yaklaşık 87000 km2‘lik bir yüzölçüme ve 10 milyon civarında nüfusa sahip. Para birimi AZN harfleri ile gösterilen Manat (bu yazı yazıldığında bir Manat, 16 TL’ye ve 0,6 USD’ye eşitti). Ülkenin okuma yazma oranı müthiş;%99,8. Daha da güzeli hem kadın ve hem de erkek okuma yazma oranı %98’lerin üstünde.

Azerbaycan adının kaynağı Farsça. Farsçada “azer-azar” ateş, “payegan-baycan” muhafız/koruyucu, “azerpayegan” “ateşin koruyucusu” anlamına geliyor. Ülkenin taşından toprağından petrol ve doğal gaz fışkırırsa adında bir yere “ateş” sözcüğünü sokmak doğal olsa gerek. Bir dönem bu toprakların inancı Zerdüştlük olmuş. Ateşin koruyucuları unvanı o zamanlardan gelse gerek.

Kafkasya genel olarak Karadeniz ile Hazar Denizi arasındaki bölge ve Kafkas Sıradağları bölgeyi Kuzey Kafkasya ve Güney Kafkasya (Transkafkasya) olarak ikiye bölüyor. Kuzey Kafkasya tümüyle Rusya Federasyonunun hakimiyetinde iken Güney Kafkasya’da üç ülke yer alıyor; Gürcistan, Ermenistan ve Azerbaycan. Tarihsel olarak Azeri halkı Kafkasya ve İran platosu arasındaki geniş arazide yaşayan bir Türk halkı olarak kabul ediliyor. Ruslarla İranlılar arasında yapılan savaşlarda İran tarafı savaşları kaybedince Rusların İran’dan toprak talepleri olmuş. 1813’te Gülistan Antlaşması ve 1828’de Türkmençay Antlaşması ile Aras Nehri‘nin kuzeyindeki Azeri toprakları Rus İmparatorluğunun egemenliği altına girmiş, güneyi ise İran’da kalmış. Bu da Azeri halkı ikiye bölmüş. İran’ın Azerbaycan ile ilgili gelişmelerden huzursuzluğunun nedeni bu tarihsel ayrılık. Sonuçta coğrafya toplumların kaderi lafı azıcık doğru kabul edilebilir. Belki bir de eklemem olabilir; Coğrafya toplumların kederlerinin, savaşların da kaynağı olabilir.

Azerbaycan’ın beş ülke ile sınırı var. En uzun sınırı can düşmanı Ermenistan’la. Azerbaycan’la Türkiye’nin de sınırı var. Bu sınır Azerbaycan’a bağlı özerk bir cumhuriyet olan Nahçıvan ile sağlanıyor. Nahçıvan-Türkiye sınırı sadece 17 km. Ancak bu 17 km’lik küçücük sınır vasıtasıyla Bakü’ye kadar yeni demiryolu ve karayolu yapılması projeleri var. Türkiye ile Türk Dünyasının diğer ülkelerini birleştirecek olan Zengezur Koridoru hattı umarım bir gün gerçekleşir.

Dağlık Karabağ bölgesi ise uluslararası hukuka göre Azerbaycan’a bağlı. Bölge Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliğinin yönetiminde iken iki halk arasında sorun çıkmasına izin verilmemiş. Ancak “Glasnost” sonrası bölge ve çevresinde 1988 yılında ilk çatışmalar başlamış. Sonradan ayrılıkçı Ermenilerce çatışmaların boyutu arttırılmış ve sadece Dağlık Karabağ değil ama civarı da işgale uğramış. Uluslararası hukuka göre Azerbaycan sınırları içinde kabul edilen toprakların %16’yı bulan kısmı Ermeni ayrılıkçıların eline geçmiş. 1991 yılında ayrılıkçı Ermeni yönetim Azerbaycan’dan ayrıldığını ilan etmiş. 1994’de yürürlüğe giren ateşkes anlaşması çatışmaları durdursa da, tartışmaları tabii ki durduramamış. Yakın zamana kadar bölge, hukuken Azerbaycan’a ait olsa da, fiilen Ermeni ayrılıkçılarca yönetilmiş. 2020’de Azerbaycan ordusu ikinci Dağlık Karabağ Savaşı ile bölgenin çoğunu geri almayı başardı ve Ermeni ayrılıkçılar ve Ermenistan yenilgiyi ve işgal ettikleri bölgeleri geri vermeyi kabul etti. Ama bölge halen barut fıçısı durumunda. Bölge için, İran dahil, bazı ülkeler sorun çıkartmaya hazırlar. Geçmişinde, karşılıklı olarak masum insanların acı çektiği bu coğrafya artık huzur bulsun isterim. Haritaya bakınca bazı şeyler o kadar zorlama ile yapılmış ve yapılıyor ki, inanılır gibi değil. Bölgede bulunan her ülke karşılıklı beraberce ve kardeşlik içinde yaşama isteği ile kazanacaktır. Umarım her şey barış içinde devam eder.

Transkafkasya Bölgesinin her zaman sorunlu olmasının dahili ve harici nedenleri var. Dahili nedenler dediğimizde ağırlıklı olarak bölgenin çok parçalı ve iç içe geçmiş demografik yapısından kaynaklanan üç devlet arasındaki toprak sorunlarını anlamalısınız. Harici nedenler olarak ise bölgenin her alanda sahip olduğu potansiyel önem ile küresel ve bölgesel güçler için cazibe merkezi olması, buna karşılık Rusya’nın hayati çıkarları bakımından bölgeyi kontrol etme zorunluluğunu duymasını anlayabilirsiniz. 1917’lerde Lenin‘in “Bakü petrolü olmazsa, Rusya yaşayamaz” lafı daha o zamanlardan belirlenen Rus doktrinini ortaya koyuyor. Yani açık ya da kapalı olarak tepede çarpışan küresel güçler nedeni ile bölgede bulunan ülkeler acı çekiyorlar. Evrensel sebeplerle, evrensel aktörler işin içindeler.

Birinci Dünya Savaşı sırasında Rus İmparatorluğunun 1917 Ekim Devrimi sonucu yıkılması ardından Transkafkas yöneticiler ne yapacaklarını bilememişler. Yeni Rus yönetimine de bağlı kalmak istememişler. Bunun yerine 1 ay gibi kısa süreliğine de olsa, bugünkü Azerbaycan Cumhuriyeti, Ermenistan ve Gürcistan’dan oluşan Transkafkasya Demokratik Federatif Cumhuriyetini kurmuşlar. Ama bu kısacık birliktelikte bile bölge yönetimleri arasında yaşanan toprak sorunları ve tartışmaları, yeni Bolşevik yönetimin bölgeyi, özellikle de Bakü’yü, elden çıkartmak istememesi ve yerel Bolşeviklerle birlikte hareket ederek masum Azerilere yönelik katliamlar (Mart Soykırımı) bu birlikteliğin devam edemeyeceğinin göstergesi olmuş. Almanlar Gürcüleri kollamış, İngilizler Ermenileri, Osmanlı da doğal olarak Azerileri. Transkafkasya Demokratik Federatif Cumhuriyeti’nden ilk ayrılan Gürcistan olmuş.

Bakü’de 31 Mart 1918 Azeri halka karşı soykırım https://ru.wikipedia.org/wiki
Mehmed Emin Rezülzade

Mayıs 1918 yılında ise Azerbaycan Demokratik Cumhuriyeti bağımsız bir devlet olarak sahneye çıkmış. Azerbaycan gezinizde şehirlerin sokak ve cadde tabelalarında çokça ismine rastlayacağınız Mehmed Emin Resulzade bağımsız Azerbaycan Meclisinin ilk başkanı olmuş. Bu meclis tarihteki ilk Müslüman parlamenter cumhuriyet olma özelliğini taşıyor. 23 ay gibi kısa bağımsız yaşamlarında bu meclis kadınlara erkeklerle eşit siyasal haklar veren ilk Müslüman ülke meclisi de olmuş. Azerbaycan Demokratik Cumhuriyeti, 28 Nisan 1920’de Rus Komünist (Bolşevik) askeri müdahalesi ve işgali ile bağımsızlığını kaybetmiş, Azerbaycan’da Komünist (Bolşevik) hükumeti kurulmuş. Hükumetin başına da Neriman Nerimanov geçirilmiş.

Neriman Nerimanov

Azerbaycan’da Neriman Nerimanov adını gezdiğim Azerbaycan şehirlerinde, parklarda daha sık olarak gördüm. Neriman Nerimanov’a göre; “Azerbaycan özgür olmalı, komünist ideolojisiyle yönetilmeli, Türkiye ve Rusya’yla sıkı ilişkilerde bulunmalıdır.” Neriman Nerimanov’un önemli katkılarından birisi Azerbaycan’ın Anadolu Kurtuluş savaşına maddi destek sağlanmasındaki rolü, bir diğeri ise Rusya’nın Milli Mücadele döneminde Türkiye’ye desteğini sağlaması ve Moskova Anlaşmasının imzalanmasına yardımcı olmasıdır.

Genelde gezi yazılarımın ülke tarihi kısmı kısa olur. Ama bu bölge ve Azerbaycan tarihi o kadar ilginç ve karmaşık ilişkilere sahne olmuş ki sağlıklı bir özet yapabilmek, neden-sonuç ilişkisini kurabilmek gerçekten çok zor. Bir örnek vermek gerekirse 1918-1920 yılları arasında Azerbaycan Demokratik Cumhuriyeti ve Türkiye arasındaki ilişkileri verebiliriz. Bu dönemde yıkılmış Rus Çarlık monarşisi ve yönetim boşluğu karşısında Kafkasya’da varlığını yeniden sağlamaya çalışan Osmanlı devleti var. Enver Paşa’nın kardeşi Nuri Paşa ordusuyla Bakü’ye gitmiş ve zor durumdaki Azeri halkı kurtarmış. Sonra Mondros Mütarekesi yapılmak zorunda kalınmış ve Osmanlı ordusundan Bakü ve Azerbaycan’ı terk etmesi istenmiş. Bu arada ortaya çıkan boşluğu İngilizler doldurmuşlar. Azerbaycan yönetimi Osmanlı ile geleneksel ilişkiler içindeler. Bir yandan da Anadolu’da emperyalist güçlere ve Osmanlı’ya karşı savaş veren Mustafa Kemal ve arkadaşları, Azerbaycan Demokratik Cumhuriyeti meclisi ile ilişki kurmaya çalışıyor ve yardım istiyor. Azerbaycan Meclisinde o dönem en fazla üyeye Müsavat Partisi sahip. İktidarda olan bu parti, Azerbaycan’ın ulusal çıkarlarını, kurtuluş savaşını vermekte olan Mustafa Kemal ve arkadaşlarının çıkarları ile uyumlu görmüyor. Yardım isteklerine ise kayıtsızlar ya da en azından beklenen dozda yardım olmuyor. Kendilerini bolşeviklerden koruyacağını düşündükleri İngiltere ve Amerika Birleşik Devletleri ile işbirliği içindeler. Gürcistan’la bir Konfederasyon kurmak ve Bolşevikleşmeyi önleme hayalleri var.

Türkiye’ye her bakımdan destek olan ve Milli Mücadeleyi kuvvetle savunan parti Bakü’deki Sol Sosyalistler yani Bolşevikler. Genç Azerbaycan yönetiminin emperyalist güçlerin elinde oyuncak olmuş Osmanlı Padişahı ile mi yoksa Kurtuluş savaşını veren Mustafa Kemal ve arkadaşları ile mi ilişki kurmaları gerekiyordu? Azerbaycan Demokratik Cumhuriyetini alaşağı edip ileri de Azerbaycan Sovyet Sosyalist Cumhuriyeti adını alacak devleti kuracak olan Bolşevik yönetimin, Anadolu kurtuluş savaşı sırasında Mustafa Kemal ve arkadaşlarına ciddi maddi yardımda bulunması ilginç. O zaman ki Türkiye Büyük Millet Meclisinin, Kızıl Ordunun Azerbaycan Demokratik Cumhuriyeti topraklarına girmesini desteklemesi de işin bir başka boyutu. Geçmiş tarihi bugünden eleştirmek hakkımız da değil, haddimiz de.

Rusya Sovyet Federatif Sosyalist Cumhuriyeti ile Türkiye Büyük Millet Meclisi Hükumeti arasında 16 Mart 1921 Moskova Anlaşması

O dönem Azeri Bolşevik Yönetim arabuluculuğu sayesinde Rusya ve Türkiye Büyük Millet Meclisi arasında kurulan iyi ilişkiler sonucu 1921 Moskova Anlaşması imzalanabilmiştir. Bu ve devamı niteliğindeki anlaşmalarla 100 yılı geçmiş şekilde Türkiye, Gürcistan, Ermenistan ve Azerbaycan ile sınırlar hala aynıdır. Nahçıvan’ın iç işlerinde özerk, ancak Azerbaycan toprakları içinde kabul edilmesi de o dönemin Rusya’sı ile Türkiye’nin iyi ilişkilerinin bir sonucudur. Tabii bu arada Rusya’da var olan ve emperyalizme karşı savaş veren Türkiye Büyük Millet Meclisinin savaş sonrası Sovyet Birliğine katılabilme olasılığına dair beklentisini de unutmayalım.

Azerbaycan Demokratik Cumhuriyeti’nin bağımsızlığı sonlandırıldıktan sonra Azerbaycan, Gürcistan, Ermenistan bu sefer zorla ve ikinci kez aynı çatı altında bir araya getirilmişler. Bu birlikteliğin adı Transkafkasya Sosyalist Federatif Sovyet Cumhuriyeti olarak konmuş ve onlar da Rusya ile birlikte Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliği adı altında toplanmışlar. Bu üç anlaşamaz devletin zoraki birlikteliği 1936’ya kadar devam edebilmiş. Sonra üç Transkafkasya ülkesi ayrı ayrı Sovyetler Birliği’ne katılmışlar.

Doğu Avrupa (Rusya, Beyaz Rusya, Ukrayna, Moldova), Baltık (Estonya, Letonya, Litvanya,), Kafkasya (Gürcistan, Ermenistan, Azerbaycan) ve Orta Asya ülkelerinden (Türkmenistan, Özbekistan, Kırgızistan, Kazakistan, Tacikistan) 15 tanesi Sovyet Sosyalist Cumhuriyetleri Birliğini oluşturarak 1991 yılına kadar bir arada kalabildiler Azerbaycan, bağımsızlığını 30 Ağustos 1991’de ilan etti. Bundan sonrası, özellikle tek adam yönetimine giden süreç ayrıca incelenmeli diyerek modern Azerbaycan tarihinin kalanını sonraya bırakalım. Bu faslı bir ilginç gözlemimle kapatayım; Azerbaycan’da caddelerde ve parklarda çok devlet adamı ismi ve heykeli gördüm. Ama Azerbaycan ikinci Cumhurbaşkanı Ebülfez Elçibey adını ve heykelini hiç göremedim. Bu bana çok ilginç geldi. İsme denk gelemedim herhalde.

Bakü’de sınır geçişleri kolay oluyor. Havaalanı ile şehir merkezi arası bayağı mesafe var. Biz Türkiye’den araç ayarlayıp, otelimize kadar transfer olmuştuk. Bu iş için 20 Manat verdik. Kiraladığımız aracı ertesi gün otelden teslim aldık. Altı gün kiraladığımız Kia Rio için sigortası, vergisi, otele bırakması ve otelden alması dahil 383 Manat ödeme yaptık

Azerbaycan konaklama için alternatifi çok olan bir ülke. Bakü’de her keseye ve her amaca uygun konaklama yeri bulabilirsiniz. Biz Bakü’de tarihi İçerişehir’de Sunday Hotel’de konakladık. Burada oteller mecburen biraz eski olmak zorunda. Ancak gece ve sabah erken saatlerde İçerişehir gezisi yapma avantajınız oluyor. Burada en önemli sorun aracınızla İçerişehir’de park etmeniz. İçerişehir’e araçla giriş ücretli ve giriş saatinize göre sabah ödediğiniz park ücreti fazla olabiliyor. Biz aracımızı Anayasa Mahkemesi dışındaki ücretli park yerine bırakıp İçerişehir’deki otelimize yürüyerek gittik. Gece boyu park ücreti olarak sabit 5 Manat ödedik. Bakü dışında İsmayıllı-Şeki yolu üzerinde Castle Resort Spa Hotel ve Şeki’de Macara Sheki City Hotel’de konaklama yaptık. Bu iki otelde çok iyi tercihlerdi ve kahvaltıları çok güzeldi. Yemek içmek kısmını yol boyunca ve şehirlerde gezerken anlatacağım.

Biz Mayıs ayında Azerbaycan’daydık. Yeşilin güzel zamanıydı ama kırsalda yükseklerde soğuk vardı. Gezilen yerlerin bazılarında fotoğraf çekmek kesinlikle yasak. Özellikle kırsal alanlarda sokaklarda yürümek çok zevkli. Şii inancına sahipler. Camilerinin içlerine de dışlarına da bayıldım. Bir diğer dikkatimi çeken konu ise özellikle Bakü sokaklarında neredeyse hiç göçmen görmemem oldu. Azeri halk içinde Türkiye’ye gelmiş olanlar çok. Çalışma veya okumak için Türkiye’ye gelmiş Azerilerle kendinizi daha çok “tek millet” olarak hissediyorsunuz.

Şimdilik bu kadarla bitirelim. Yeri geldikçe eksikleri tamamlarız. Bakü gezi notları ile devam edeceğiz.

Gezekalın

Dr Ümit Kuru

23.08.223

Odlar Diyarı Azerbaycan: Giriş

Azerbaycanlı doktor arkadaşım elinde iki düğün davetiyesi ile hastanedeki odama girdi. Bir tanesi Azerbaycan’da Mayıs ayında yapılacak olan düğünün davetiyesi, bir diğeri ise Türkiye’de daha ileri tarihte yapılacak olan düğünün davetiyesi. Yani hem kız tarafını ve hem de erkek tarafını mutlu edecek iki ayrı düğün yapılacak. Arkadaşım “Biliyorum Azerbaycan’a gelemezsiniz ama Kırşehir’e düğünümüze bekleriz” dedi. Hiç düşünmeden Azerbaycan davetiyesini kendimde tutup, Kırşehir düğün davetiyesini kendisine iade ettim. Heyecanla “Mayısta Azerbaycan’dayız. Düğünün de bahanemiz olsun! Nereleri gezmemizi tavsiye edersin? Bize kaç gezi günü lazım?” deyiverdim. O günden sonra, gezilecek ülkeler sıralamamızda üstlerde olmayan Azerbaycan gezi programımızı sevgili doktor arkadaşım Lale Soltanova‘nın da yardımı ile yapmaya başladık. Son halini verdiğimiz programa göre de 15-22 Mayıs 2023 tarihleri arasında Azerbaycan gezisi yaptık.


Azerbaycan petrol ve doğal gaz kaynakları nedeniyle, kendisine “Odlar DiyarıAteş ülkesi” unvanını veren, yanan taş ve toprağı, çamur volkanları, Karadeniz coğrafyasını andıran yeşil ormanları ile muhteşem bir doğaya sahip.

Bu topraklar çok eski zamanlardan beri insanlara yurt olmuş. 20000 yıl öncesi erken insanların yaptığı ve başka hiç bir yerde görmediğim kadar çok petrogliflere ev sahipliği yapan Gobustan Ulusal Parkını görmek için bile Azerbaycan’ı ziyaret etmek lazım.

Çok sayıda kadim uygarlık Kafkasların bu topraklarında yerleşmişler, ateş tapınakları, kaleler, kümbetler, saraylar inşa etmişler. Azerbaycan, yakın tarihinin ise ayrıca incelenmesi gereken bir ülke.

Modern Azerbaycan’ın başkenti Bakü ise gördüğüm en güzel şehirlerden birisi oldu. Kükreyen alev imajı verilmiş gökdelenleri ve gördüğüm en estetik yüksek binaları yanında, korunmuş eski şehri, düzenli, geniş, tertemiz caddeleri, her adım başı parkları, zengin müzeleri ile Bakü ayrıca övgüleri hak eden bir şehir.

Azerbaycan gezimizde bana ilginç gelen bir başka gözlemim ise Azeri halkı. Kardeş, tek millet dediğimiz bu ülke insanı üzerinde Sovyet Sosyalist Cumhuriyetlerinden birisi olarak uzun yıllar yaşanmışlığın izlerini hissediyorsunuz.

Gezimizi 7 gün ile sınırlandırmak zorunda kaldık. Gence tarafına gidemedik. İstanbul Bakü uçuşunu Anadolu Jet ile yaptık. İstanbul Sabiha Gökçen’den kalkan uçak saat 03:55 de Bakü‘ye, Haydar Aliyev Uluslararası Havalananına iniş yapıyor. Bu demektir ki havalanında vakit geçirmeden otelinize gitseniz yeteri kadar dinlenme zamanınız olacak. Bu da size bir tam gezi günü sağlıyor.

Biz ilk varış günümüzde Bakü çevresi ve Gobustan Ulusal Parkı ziyaretlerini gerçekleştirdik. Öğle sonramız Bakü şehrine oryantasyon ile geçti. İkinci günde kiraladığımız araba ile Quba, Qusar gezileri yaparak Bakü’ye geri döndük. Araba kiralamayı öncesinden yazışarak Bakü’deki Aznur araç kiralama şirketinden yaptık. Booking.com’a göre daha ucuza geldi. Azerbaycan araba kullanmak için uygun bir ülke. Büyük şehirlerinde yollar gayet güzel ve geniş. Kırsalı bölünmüş yollara sahip olmamasına rağmen, yolları genelde güzel. Ancak ışıklara ve nereden çıktığı belli olmayan polislere dikkat etmek gerekiyor. Azeri trafik polisi ceza kesmek için biraz fazla kusur yaratıyor. Çorba parasına cezadan kurtulmak burada da geçerli. Azerbaycan trafik polisinden “tek milletim, kardeşim, Türküm ve turistim” gibi sözlerle kurtulmak mümkün değil.

Üçüncü gün Bakü’den hareketle Şamakhi, Lahic, Nohur Gölü ve Qebele gezilerimizi yaptık. Konaklamayı Qebele yakınlarında gerçekleştirdik. Dördüncü gün Qebele’den hareketle Şeki’ye gittik ve konaklamayı orada yaptık. Şeki önemli bir kent ve bir tam gezi gününü kesinlikle hak ediyor.

Ertesi güne de biraz Şeki gezisi sarkıttık. Beşinci gün düğüne yetişmek için Şeki’den Bakü’ye doğru yola düştük. Bakü’ye vardığımızda Bakü şehir gezimizin bir kısmını gerçekleştirdik. Ertesi gün ise kalan Bakü gezimiz sonrası düğüne katılıp aynı gece 05:35’de İstanbul’a doğru yurda döndük.

Azerbaycan’da düğüne şahit olmak ise başlı başına bir kültürel faaliyeti izlemek gibi. Bizim ülkede bu tür bir düğüne pek şahit olmadım diyebilirim. Bu düğünü yeri gelince paylaşacağım.

Azerbaycan gezi yazımı yazmada 3 ay gecikme yaşadım. Bu benim gezi sonrasında pek yaptığım bir olay değil. Bunun nedeninin Azerbaycan ziyareti öncesi kafamdaki Azerbaycan imajı ile orada gördüğüm Azerbaycan arasında bir şeylerin örtüşmemesi olduğunu düşünüyorum. Azerbaycan’ı, Azeri halkın 70 yıllık Rusya hegemonyası altında yaşamışlığını ve sonrasında tek adam rejimi ile yönetilmenin etkilerini iyi analiz ederek gezmeniz gerekir. Azerbaycan’da birebir Türkiye ve Türkiye halkı ararsanız hayal kırıklığı yaşarsınız.

Sonuç olarak söyleyeceğim Azerbaycan bir gezgin için güzel ve gezilesi bir ülke. Azerbaycan geziniz sonrasında değişik duygularla ülkeye döneceğinize eminim.

Haydi buyurun bakalım Azerbaycan Gezi yazıma…

Dr Ümit Kuru

21.08.2023