• Arşivler

  • Diğer 532 aboneye katılın
  • Mart 2013 den beri

    • 385.057 ziyaretçi
  • Mart 2026
    P S Ç P C C P
     1
    2345678
    9101112131415
    16171819202122
    23242526272829
    3031  

Odlar Diyarı Azerbaycan’a Düğünle Veda

Aklımızda olmayan Azerbaycan gezimizin bir doktor arkadaşımın Azerbaycan’da olan düğünü ile şekillendiğini daha önce anlatmıştım. Şeki’de ki gezimizin ardından önce 320 km ötedeki Bakü’ye dönmemiz, kalan Bakü gezilerimizi tamamlamamız ve aracı teslim edip kıyafet değişimi için otele gitmemiz gerekiyor. Düğün Azerbaycan’ın 2. büyük kenti olan ve Bakü’den yaklaşık 40 km ötede bulunan Sumgayıt şehrinde olacak. Otelde giyindikten sonra kiraladığımız şoförlü araçla Sumgayıt’taki düğün salonuna yetişeceğiz. Düğün sonrası otelde kısa bir dinlenme ve sabaha karşı olan uçakla İstanbul’a dönüşümüz var.

Sabah erken saatlerde Bakü’ye doğru yola düştük. Yol üzerinde manzaranın keyfini çıkartabileceğimiz hiç bir fırsatı kaçırmadık. Bazen durarak son Kafkas Dağları fotoğraflarımızı çektik, bazen de yol kenarı alışveriş yaptık. Yol kenarı satıcılarından birinden reçel aldık. Beyaz kiraz reçelleri tavsiye ediliyordu. Aldık ama reçelleri çabuk şekerlendi.

Şeki’den yaklaşık 170 km sonra Şamahı’ya yakın Abqora Restoran ve Şarap Kulübü adlı bir yerde durduk. Burada Azerbaycan şarapları tadacağız. Şarap markalarının ismi Meysarı ve bu Şamahı şehrinin bir köyünün adı.

Bu tesiste yöreye ait bağlardan çeşitli şarap örneklerini denemek şansımız oldu. Her şarap bardağı tadımı ücretli. Hanım bir tane seçti, ben bir tane seçtim. Bir masaya oturduk ve güzel bir peynir tabağı eşliğinde şaraplarımızı yudumladık. Bu aslında güzel geçen Azerbaycan gezimizin baş başa kutlaması da oldu. Mekan çok güzel. Şarapları ise benim damağımın tadı değil. Aslında Azerbaycan’da şarapçılığın milattan önce 2000’li yıllara giden geçmişi mevcut. Dağlık Karabağ, Nahçıvan, Gence ve Şamahı önemli şarap üretim yerleri.

Şimdi gelelim Azerbaycan’daki düğün törenleri hakkındaki izlenimlerimize. O gün aslında sabah erken kalkma, Şeki’den Bakü’ye uzun yol, Bakü’de kalan gezileri tamamlama derken çok yorulmuştuk. Düğüne şöyle bir uğrar, otele erkenden döner ve uçak saatimize kadar uyuruz demiştik. Ama düğün öyle ilgimizi çekti, öyle güzel ağırlandık ki kalkış saatini hep erteledik, durduk. Sonunda 23:30’a doğru, boyna düğünden ayrılma saatimizi ertelememiz nedeniyle Bakü’lü şoföre utancımızdan, arkamıza baka baka düğün sahipleri ile vedalaşıp ayrıldık. Bu nedenle bu düğünü sizlerle biraz paylaşmam gerekiyor.

Bakü’de ve rayon denen taşralarında “Şadlık Sarayları” dedikleri düğün salonlarına bolca rastlanıyor. “Toy” dedikleri düğünler bu salonlarda yapılıyor. Biz de Sumgayıt’da bir şadlık sarayında bizim kızın “toyuna” katıldık. Aslında adetler büyük oranda ülkemizdekilerle aynı. Ancak edindiğim izlenim düğün Azerbaycan’lılar için her şey. Gelin Azerbaycan’lı doktor arkadaşım, damat ise bizim ülkeden. Biz gelin tarafıyız.

Azerbaycan’da düğün eskiden hem erkek ve hem de kadın tarafı olarak ayrı ayrı yapılabiliyormuş. Yani iki düğün yapabiliyorlarmış. Günümüz şartlarında Azerbaycan’da da düğünü artık ortak yapıyorlar. Bizim düğünü Azerbaycan’da doğal olarak gelin tarafı yapıyor, damat ise Türkiye’de ayrıca düğün yapacak. Bizim kızın düğünü mecbur iki düğün şeklinde oldu. Azerbaycan’da geline altın takmak, bilezik takmak, boynuna para iliştirmek gibi bir adet yok. Biz ülkeden gitmeden altınımızı almıştık ama bizim geline “Cumhuriyet altınını da aldım” diye hava atarken öğrendim ki onlarda düğünde altın takmak, keseye altın atmak adeti yokmuş. Gelen “qonaklar” yani konuklar hediye, takı yerine düğün sahibine önceden belirlenen miktarda para veriyorlar. Orada milletin içinde altın takmak görgüsüzlüğünü yaşamak bir yandan, bir de geline “Cumhuriyet” demişim ama “Çeyrek” altını takarken yakalanmak vardı. Ucuz kurtulduk!!

Düğün salonuna girerken salonun dışında iki ayrı masa ve iki ayrı sandık görüyorsunuz Üzerine zarf, kalem ve bir de seçim sandığı gibi sandık konuyor. İşte davetliler gelin ve damada düğün hediyesi olarak uygun gördükleri parayı zarfın içine koyup, zarfın üstüne veya içine de adlarını yazarak sandığa atıyorlar. Damat tarafı iseniz damat sandığına, gelin tarafı iseniz gelin sandığına uygun gördüğünüz para hediyenizi atıyorsunuz. Güzel bir adet. Bizdeki gibi takı takacağım diye sıraya girmek, beklemek gibi sıkıcı olayları atlamış oluyorsunuz. Bir de gelinin takıları üstünde taşıması, para takılı kuşakla gezmesi gibi gelini zora sokan durumlar olmuyor.

Salonda kız tarafı olarak yerimizi aldık. Masa üstünde soğuk yiyecek ve içecekleri görünce meşhur Azerbaycan düğün ikramlarının nasıl olabileceğini tahmin etmeye başladım. Masalara bol soğuk meze, votka, alkolsüz içki önceden konmuş oluyor, bunları garsonlar servis ediyorlar. Sürekli ara sıcaklar getiriyorlar. Tüm düğün boyunca masada ikram eksilmedi, garsonlar boyna çalıştı. Tavuktan, bıldırcın etine kadar durmadan yiyecek geldi durdu.

Önce “bu kadar ikramın bitmesine imkan yok, yazık olacak, atılacaklar” diye düşünmüş ve üzülmüştüm. Ama düğün sonrası artanlar ziyan edilmezmiş. Yine abartılı bir ikram adeti diye düşünmeden kendimi alamıyorum. Sonuç olarak adetleri böyle.

Toy erkenden başlıyor. Sanatçılar sazlı sözlü eğlenceyi başlatıyorlar. Bir süre sonra gelin ve damat salona giriyor ve nikah memuru nikahı kıyıyor. Arkasından herkesin piste fırladığı canlı müzik eşliğinde sürekli oynayıp dans ettikleri gerçek eğlence başlıyor. Bu arada gelin ve damat tüm salona bakan yüksekte bir masada oturuyorlar. Sonra da davetliler sıra ile ayaklarına giderek gelin ve damadı tebrik ediyorlar. Aralarda akrabalar söz alıp konuşuyorlar. Gelin de damat da her daim pistteler. Gün onların günü, eğlenecekler tabii ki..

İlerleyen saatlerde kına törenine sıra geliyor. Damat ve geline özel bir kaftan giydiriliyor ve kep takılıyor. Sonra salonun sahne kısmına kurulan özel bir platforma gelin ve damat oturuyor. Gelinin yanında annesi, damadın yanında annesi ayakta duracak şekilde yerleşiliyor. Sonra gelin ve damat annelerini temsilen birer kadın sahneye geliyor. Bu kadınlar karşılıklı olarak manilerle atışmaya başlıyorlar. Tatlı bir sahneydi. Her söyleneni anlayamadık ama her temsilci, temsil ettiklerinin iyi yönlerini, karşı taraftan beklentilerini manilerle birbirlerine aktarıyorlarmış. Sonra kınalar yakıldı ve eğlence kaldığı yerden devam etti. Son kısım ise pastanın gelmesi.

Umarım bir gün böyle güzel düğünü yerinde, Azerbaycan’da, yaşarsınız. Ya da size de benim gibi iki düğün davetiyesi gelir ve birisi Azerbaycan’da düğün davetiyesi olursa, ya iki davete de katılın ya da Azerbaycan düğününü tercih edin. Bu vesile ile bu güzel günlerine bizleri ortak eden, düğünlerine davet eden sevgili meslektaşım Uzman Dr  Lale Soltanova ve saygıdeğer ailesine tekrar teşekkür ederim. Mutlulukları daim olsun ve gezekalsınlar…..

Bu yazı ile Azerbaycan gezi yazısını tamamlamış oldum. Aslında Aliyev ailesi ile ilgili bir kısım da araştırmış ve yazı için derlemiştim. Ama o kısmı sanki bu son yazıya saklamakla iyi etmemişim. Eklemekten vazgeçtim. Sonuçta Azerbaycan’da başkanlık sistemi var ve ülkede bir başkan var. Dediği dedik..Gerçek demokrasi adına yazılacak şeyler belli. Haydar Aliyev’in büyük bir devlet adamı olduğu konusunda hiç bir şüphe yok. Sonuçta hayatı ve kariyerinin önemli bir bölümünü Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliği sistemi içinde geçirmiş ve o sistemde çok önemli mevkilere gelmiş. Orada yoğrulmuş ve şekillenmiş. Sol ya da sağ emperyalist ülkelerin hakimiyeti altında iş yapmak zordur. “Tam bağımsızlık” diyebilen ve onu uygulayabilen tek Türk’ün adı Mustafa Kemal Atatürk’tür.

Bir zamanlar seçimle başa gelen ve ülkenin ikinci başkanı olan Elçibey’in iyi niyetli, ütopik ve ülkesini seven bir siyaset adamı olduğuna da şüphem yok. Kendimce onun “Tek Millet İki Devlet” söylemini de daha samimi bulduğumu itiraf etmeliyim. Ancak bazen iyi niyet ve söylem yetmiyor. Her yandan yalnız kalabiliyorsunuz. Bir son söz de Dağlık Karabağ’da yakın zamanda yaşananlar için olsun. Yine dünyanın hiçbir bölümünün tanımadığı Dağlık Karabağ’daki Ermeni yönetim dayatmalara devam ediyor. Devam edeceğini de tüm dünya biliyor aslında. Temennim yine kan dökülmeye, insanların yerlerinden göç etmeye başlamamalarıdır. Bu güzel topraklar ve insanlar bir arada ve barış içinde yaşamayı hak ediyorlar.

Gezekalın

Dr Ümit Kuru

13.09.2023

Odlar Diyarı Azerbaycan: Hanlar Şehri Şeki-Devam

Şeki gerçekten çok sakin, sade, gezmesi kolay ve içinde barındırdığı eserlerle bir o kadar da zengin bir şehir. Yazlık Saray bölgesini gezdikten sonra şehrin kalanını gezmeye devam ettik.

Saraya girdiğiniz yerden çıkıp Azerbaycan edebiyatının önemli yazarlarından Mirza Fetali Ahundovzade’nin adını taşıyan caddeden aşağıya doğru yürüdüğünüzde kervansaraylara ve alışveriş dükkanlarına geliyorsunuz.

Şeki, Büyük İpek Yolu üzerinde bulunan bir şehir. El sanatları, ipekböcekçiliği ve ticaretin önemli olduğu bu şehirde kervansarayların olmaması tabii ki düşünülemez. Şeki, diğer hanlıkların ve birçok yabancı ülkenin ticaret merkezlerini kervan yolları ile birbirine bağlamış bir şehir. Şeki’de 5 tane kervansarayın varlığı biliniyor. Bunlardan günümüze kadar ancak 2 tanesi ulaşmış; Yukarı Kervansaray ve Aşağı Kervansaray.

18.-19. yüzyıllarda kentte inşa edilen kervansaray binaları, yalnızca kervanların ve gezginlerin konaklaması için değil, aynı zamanda çeşitli ticari işlemlerin gerçekleştirilmesi için de tasarlanmış. Yukarı Kervansaray binası üç katlı. Tüccar bodrum katında mallarını depolar, 1. katta ticari ilişkilerini yaparken, 2. katta da yaşarmış.

Kervansarayın kapılarını bir kapattılar mı, orası adeta bir kaleye dönüşürmüş. Bugün kervansarayların eski ticari canlılığından eser kalmamış. Gezdiğimiz 300 odalı olan Yukarı Kervansaray’da bir zamanlar yaşanan hareketliliğe bugünden inanmak biraz zor. Burası otel olarak kullanılmak istenmiş ve düzenlenmişse de burada pek otele benzer aktivite de göremedik.

Yukarı Kervansaray’ın bulunduğu köşeden Fetali Han Hoyski Caddesi boyunca yürüyünce Shekikhanov Sarayı‘na ulaşıyorsunuz. Fetali Han Hoyski, Azerbaycan Demokratik Cumhuriyeti’nin ilk başbakanının ismi.

Biz Shekikhanov Sarayı‘nı Şeki Hanları kışlık sarayı olarak gezdik. Ama aslında sarayın (bence daha çok köşk diyebiliriz) Şeki Hanlarının yakın akrabalarına ait olduğunu bu yazıyı yazarken öğrendim. Duvarlardaki kalem işi çizimler ve boyamalar nedeni ile burada da içeride fotoğraf çekmek yasak.Bir rehber size eşlik ederek tek tek odaları anlatıyor.

Burası uzun, dikdörtgen biçimli iki katlı bir yapı. İç süsleme unsurları gezdiğimiz Şeki Hanları Sarayının içindekilere benzer tarzda. Her katta üç oda ve iki küçük koridor var. Yani diğer saraya göre daha küçük. Birinci kattaki odalarda şöminelerin yerleştirildiği kış salonları bulunuyor. Bu şöminelere “buhari” deniyor. İkinci kat, birinci kata benzer şekilde ve misafirler için tasarlanmış. Buradaki duvar çizimlerinin karakterleri savaşan tarzda değiller. İranlı şair Nizami’nin Leyla ile Mecnun ve Yedi Güzeller gibi şiirlerinin kahramanları duvarlara resmedilmiş. Pencereler yine şebeke sanatında yapılmış. Maalesef saray içinin fotolarını yine açık kaynaktan elde ederek paylaştım.

SHEKİKHANOV SARAYI DUVAR SÜSLEMELERİ

Gödek Minareli Mescid 19. yüzyıl camisi. Çok estetik ve güzel bulduğum bir minaresi var. Cami olarak hala kullanılıyor mu? Bilemedim doğrusu.

Shekikhanov Sarayı yakınında bulunan Han Cami ve Mezarlığı ziyaretini yapmayı ihmal etmeyin. Cami 1769-1770 yılları arasında Şeki Hanı Hüseyin tarafından yaptırılmış.

Hüseyin Han öldürüldükten sonra bu caminin mihrabının altına defnedildiğinden cami Han Camisi adını almış. 1853 yılında çıkan yangında bu cami de zarar görmüş. 1928 Rus işgali sonrasında cami ipek böceği deposu olarak kullanılmış. 2021 yılından beri de cami restore ediliyor.

Caminin yanında Han mezarlığı var. Şeki hanları, aile üyeleri ve akrabaları burada gömülü. Caminin yanında bir de müze açılmış. Biz oradayken kapalıydı. İçini gezemedik.

Han Mescidi gezisi sonrasında yürüyüşünüze devam ederseniz İmam Ali Mescidi‘ne geleceksiniz. Burası 18. yüzyılda inşa edilmiş bir cami ve minare hariç orijinal görünümünü korumuş. Minare Ruslar döneminde yıkılmış. Minare 1997 yılında yeniden inşa edilmiş.

İmam Ali Mescidi gezisi sonrasında yeniden Yukarı Kervansaray’ın bulunduğu yere dönmüş olduk. Karnımızdan gelen gurultuların şiddeti artınca biz de yemek yiyebileceğimiz bir mekan aramaya başladık.

Şeki Palace Otel’in yanında yukarıya, Azadlık Sokağı’na giderek Gagarin Restoran diye bir mekan bulduk. Bildiğimizden değil, bahçe içinde diye girdiğimiz mekanda müthiş bir yemek yedik.

Bir kere mekan çok güzel. Tepeden Şeki manzaranız var. Burada “piti” dedikleri Şeki’nin meşhur yemeğini yemenizi tavsiye ederim.

Piti ayrı ayrı güveç kaplarda ve fırında pişirmek üzere hazırlanıyor. Koyun eti ve sebzelerle (domates, patates, nohut) yapılıp, safranla zenginleştiriliyor. Şeki pitisinde patates yerine haşlanmış kestane kullanılıyor. Seramik kaplara önce nohutlar konuluyor, ardından küçük koyun eti parçaları ekleniyor. Üst katmana ise tuzlu kuyruk yağı ekleniyor. Piti 8-9 saatte pişiyor. Ben kuyruk yağını filan duyunca “ağır gelir, yenmez” filan diye düşünsem de yazımda kullanmak için sipariş ettim. Müthiş bir yemekle böylece tanışmış oldum.

Piti yemenin de bir adabı var. Önce derin ve içinde lavaş bulunan bir tabağa üstte bulunan ve kuyruk yağı ile pişmiş yemek suyunu döküyorlar. Üstüne de sumak koyuyorsunuz. Önce bu sulu kısım yeniyor, ardından da güveçteki yemeği yiyorsunuz. Şeki’ye, Qaqarin Restoranda piti yemek için bile gidilir. Hanım yaprak sarma sipariş etti. O da yemeğinden çok memnun kaldı. Tatlı olarak ise Şeki’ye özgü bir helva var. Onu çok doyduğumuzdan burada yemedik. Kervansarayın altında bulunan dükkanlardan birinden hediyelik olarak aldık. Şeki’den getirilecek iyi bir hediye ararsanız Şeki helvası tercihiniz olabilir.

Azerbaycan’da havanın durumu hiç belli olmuyor. Günlük güneşlik bir havada Şeki’yi gezer, keyifle yemeğimizi açık havada yerken hava birden bozdu ve yağmur başladı. Daha sonra mekandan çıkarak kervansaray altında bulunan dükkanlara bir göz attık. Biz kayda değer bir hediyelik bulamadık ama Şeki helvamızı burada bir dükkandan aldık. Recep Tayyip Erdoğan’ın dükkandan alışveriş yaparken fotoğrafları vardı. Demek ki iyi bir yer diye düşündük.

19. yüzyılda inşa edilen Ömer Hamdi Efendi Camisi yakınlarda bulunan başka bir tarihi eser. Cami günümüze kadar özgün görünümünü korumuş. Rus işgalinden sonra caminin binası depo olarak kullanılmış. 1950 yılından sonra yapı tekrar cami olarak kullanılmaya başlanmış. 1986 yılında çıkan yangın sonrası cami 1987 yılında yeniden inşa edilmiş.

Buradan sonra Gilahlı Cami‘ye (Gilehli Cami veya Gileyli Cami olarak da bulabilirsiniz) doğru gittik. Bu aşamaya kadar Şeki içinde araç kullanmadan gezdik. Şeki Hanları Sarayı otoparkından sonra Gilahlı Camiye kadar 2 km’lik bir yolumuz var. Ama oldukça dar ve tek araçlık sokaklardan geçiyorsunuz. Karşınızda bir cami bulacağınızı sanıyorsanız hayal kırıklığı yaşayacaksınız. Burada sadece ayakta kalmış bir minare bulacaksınız.

Gilahlı Cami, 1749 yılında Şeki Hanı Hacı Çelebi Han tarafından yaptırılmış. 1805 yılında Hacı Şemseddin Bey bu caminin yerine yeni bir cami yaptırmış. Rus işgali sırasında bakımsız kalan cami minaresi dışında çökmüş. Bugün sadece minaresi ayakta duruyor. Burada çok güzel dağ manzaralarına şahit olacaksınız.

Bugüne sığdırmaya çalıştığımız bir başka ziyaret yeri ise Kiş Köyünde bulunan Albaniyan Kilisesi. Dört tarafı dağlarla çevrili olan köyün ana kısmı Tat Dağı’nın eteklerinde yer alıyor. Bu bölgede karbon analizleri ile ortaya konan ve milat öncesi 3000 yıllarına giden yerleşim izleri bulunmuş. Hava iyice bulutlanıp da kararınca, keyif yarım kalsa da Kiş Köyü’ne giden yolun manzaraları harikaydı. Kaynağını Küçük Kafkas dağlarından alan ve köyün kenarından akan aynı Kiş Nehri‘ne eski dönemlerde “Beyaz Su” deniyormuş.

Kiş Albaniyan Kilisesi’nin 12. yüzyılda inşası tamamlanmış. Bazı kaynaklar burasının Kafkaslardaki ilk kilise olduğunu yazıyor. Kilisenin aslında daha eski bir dini alanın üzerine inşa edildiğine dair arkeolojik kanıtlar da bulunmuş.

Biz köye vardığımızda kilise kapalıydı. İçeri girme şansımız olmadı. Kilise bugün müze olarak hizmet veriyor.

Artık konaklama yapacağımız Macara Sheki City Otele gitme zamanı geldi. Biz otele girdik ve valizleri bir köşeye attık. Odada aldığımız Şeki helvalarından tırtıklarken fark ettik ki yakınlarda gezilecek başka yerler var. Hemen otelden çıktık. Yakınlarda bulunan 19. yüzyıl Ermeni Kilisesinin de hatırı kalmasın istedik. Onu da dışarıdan ziyaret ettik.

Sonra yakınlarda bulunan Fuzuli Park içinde bir yürüyüşle Şeki gezimizi bitirmiş olduk. Ne de olsa Azerbaycan’daki son günlerimiz artık. Hayatımdaki en iyi gezi arkadaşım olan eşimle son dakikaya kadar gezmiş olduk

Şeki gerçekten Azerbaycan’da bulunduğunuz zaman içinde ziyaret edilmesi gereken bir şehir. Bu şehri mutlaka gezekalın…

Dr Ümit Kuru

12.09.2023

Odlar Diyarı Azerbaycan: Şamahı-Lahıc-İsmayıllı Gezileri

Bugün yine uzun bir yolumuz var. Azerbaycan Bakü’den başlayıp, doğudan batıya doğru 250 km’yi bulacak bir rotada yol alacağız. Kilometresi fazla olsa da aynı yolun geri dönmesi bugüne olmayacak. Bakü dışında bir yerde konaklamak, teoride bilsem de, pratikte bilinmeze doğru yol almak bizi heyecanlandırıyor.

Önce Bakü’den 90 km ötedeki Mereze Köyü‘nde Diri Baba Türbesi, sonra bir dönem Şirvanşah Devletine başkentlik yapmış olan Şamahı gezimiz olacak. Sonra da İsmayıllı gibi müthiş bir coğrafya içinden geçerek Lahıc Köyü gezimizi yapacağız. Arkasından konaklama yapacağımız Castle Resort Spa Hotel’e geçip günü sonlandıracağız. Yemek için ise İstanbul’da iki yer seçmiştim. Hangisi denk gelirse artık!

Bakü’deki otelimizden ayrılıp, sabah erken saatlerde yola düştük. Bir saatlik bir yol sonrası Mereze Köyü’ne ve Diri baba Türbesine vardık. İki Mereze Köyü var; Bir tanesi Azeri Türk Köyü Mereze, diğeri ise Molokan Mereze Köyü. Molokan Mereze Köyü, Rusların yerleşik olduğu bir köy. Diri Baba Türbesi Azeri Mereze Köyü içinde. Burası aynı zamanda önemli bir halı merkezi. Burada Şirvan halıları grubuna giren Mereze halıları dokunuyormuş.

Müze otoparkına aracımızı bıraktık. Toprak yolun bir tarafında yer alan sahada köy evleri, diğer tarafta ise genel görünüşü ile Ahlat mezarlığını hatırlatan büyük bir Türk (Oğuz/Türkmen) mezarlığı var. Bu mezarları gezmeyi sakın ihmal etmeyin.

Vadiye bakan yamaçta ise Diri Baba Türbesi olarak anılan mezar anıtı yer alıyor. Bir dönem yıkılmaya yüz tutan türbeye 1955 yılında restorasyon projesi uygulanmış ve bu günkü görünümüne kavuşturulmuş.

Diri Baba Türbesi 1402 yılında Şirvanşah Şeyh İbrahim‘in emri ile yapılmış. Türbeye gömülen Kutsal Kişinin kimliğine ilişkin ise kesin bilgi bulunmuyor. Anıtın adının kökeni hakkında farklı hikayeler var. Bunlardan birisine göre türbeye defnedilen kişi Sufi Şeyh Baba‘dır.

Şeyh, ömrünün son günlerini bir hücreye çekilerek ve ibadet ederek geçirir. Hücresinde kutsal kitaptan ilahi sözler okurken ölmüşse de müritleri onun öldüğünü ancak birkaç gün sonra öğrenirler. Yani Şeyh Baba öldüğü halde birkaç gün hayatta kalmış. Bu nedenle kabri üzerine türbe yapıldıktan sonra buraya Diri Baba türbesi adı verilmiş.

Burası dik bir kayaya oyulmuş, iki katlı bir türbe. Mezar ikinci katta bulunuyor. Bu katın üstüne ise kubbe yerleştirilmiş. Birinci kattan, ikinci kata daracık bir merdivenin basamaklarını kullanarak çıkıyorsunuz. İkinci kat, 3 taraftan ışık almasını sağlayan pencerelere sahip.

Biz oradayken bir otobüs dolusu öğrenci alanı ziyarete gelmişti. İçerisi dar olduğundan girişi birkaç kişi ile sınırlıyorlar. Onlar çıkınca sonra yeni bir grup alıyorlar.

Mekanda daha eski zamanlardan kalma mağaralar var. Aslında Diri Baba Türbesi de bu mağaralardan bir tanesine yapılmış. Alanın çok daha eskilere giden farklı öyküsü vardır ama mağaralar hakkında yeterli bilgiye ulaşamadım. Rusların yerleşik olduğu bir köy olan Molokan Mereze Köyü sınırları içinde Nerimankend Mağaraları da var. Sovyet döneminde, kolektifleştirme yıllarında Molokan Mereze köyünün adı, devlet adamı Neriman Nerimanov’un onuruna Nerimankend olarak değiştirilmiş.

Diri baba Türbesinden sonra eski Türk mezarlığını gezdik. Bu mezarlıkta daha fazla zaman harcadık diyebilirim. Buradan çevre manzarası çok güzel gözüküyor. Diri Baba Türbesi bile buradan daha güzel fotoğraf veriyor.

Bu civarda ayrıca çamur volkanları da var. Biz o gün de havanın yağışsız ama yağdım-yağıyorum kıvamı nedeni ile ne Nerimankend Mağaralarına ve ne de bir türlü Bakü’de göremediğimiz çamur volkanlarına gidebildik. Bu alanların ikisi de bozuk zeminde yol yapmayı gerektiriyor. Biz Şamahı’ya doğru yolumuza devam ettik. Yaklaşık 45 km yolumuz var.

Bir zamanların başkenti olan Şamahı’da sadece Cuma Camisini gezip, şehir içinde kısa bir tur atıp Kalakhana Mezarları‘nı gezeceğiz. Ayrıca bu civarda Yeddi Gümbaz Mozolesi, Shakhendan Mozolesi gezilerini de yapabilirsiniz. Biz, bu benzer tarihi eserlerden, sadece Kalakhana Mezarlarını gezdik.

86.000 nüfuslu Şamahı Azerbaycan’ın en eski şehirlerinden bir tanesi. Arap halifeliğinin zayıflamasının ardından Şamahı’da feodal bir devlet olan Şirvanşahlar Devleti kuruldu. 10. yüzyılın başından itibaren Şamahı, Şirvanşahlar Devletinin başkenti oldu. 1734 yılında Nadir Şah Şamahı’yı yok etmiş ve onu şimdiki Ağsu yakınındaki Yeni Şamahı’ya taşımış. İlerleyen zaman diliminde Rus saldırıları ve yaşanan 3 büyük depremle Şamahı ve barındırdığı tarihi eserler yerle bir olmuş. Şamahı’nın gördüğü en büyük saldırılardan bir tanesini ise 1918 yılında Ermeni milisler yapılmış. Bu katliam Şamahı Soykırımı olarak adlandırılıyor.

Cuma Cami (Ulu Cami) yapım tarihi olan 743-744 ile Azerbaycan topraklarındaki en eski camilerden kabul ediliyor. Cami tarihi boyunca önemli restorasyonlar geçirmiş. Caminin avlusunda yapılan kazılarda eski mimariye ait izler gözüküyor. Şimdiki hali ise 2009 yılında yapılan restorasyon sonrası ortaya çıkmış.

Şamahı içinden geçerek 6 km uzaklıkta, Kalakhana Köyü yakınlarında bulunan ve bir mezar kompleksi olan Kalakhana Mezarlarına doğru yola çıktık. Yol boyunca asma bağları arasından geçtik. Uzakta Şamahı’yı görebileceğimiz gelincik dolu bir tarlada fotoğraf çekmek için kısa süreli durakladık.

Kalakhana Mezarları aslında 9 mezar türbesinin bulunduğu bir alan. Burada yer alan dokuz mezardan sekizi günümüze ulaşmış, biri ağır hasar görmüş. Diğer türbeler günümüze sağlam bir şekilde ulaşmış, bazıları ise hiç tahrip edilmemiş.

Mezarlardan sadece birinde kitabe bulunuyor. Bu kitabede anıtın inşa tarihi ve gömülen kişinin kimliği hakkında bilgi var. Kitabede türbenin 1663/1664 yılında yapıldığı yazılıyor. Buradaki türbelerin bir kısmı gayet iyi durumdalar.

Türbeler sanki Selçuklu Kümbetlerinin minyatürleri gibi. Aslında bu tür mimari Şirvan-Abşeron mimarlık okulu eserleri olarak kabul ediliyor. Türbeler çevrelerinden duvarlarla ayrılmışlar.

Kalakhana Mezarları yanında yakınlarda Yeddigümbaz Mozelesi ve Shakhemdam Mozelesi de var. Ama Kalakhana Mezarları aynı türün toplu örneği olunca diğerlerine gitmedik.

Şamahı ziyareti sonrasında güzel bir yerleşim yeri olan Lahıc‘a doğru yollara düştük. Burası İsmayıllı’ya bağlı bir köy. Eğer bu köye uğramadan doğrudan doğruya İsmayıllı’ya giderseniz yolunuz kısalacak ve kolaylaşacaktır. Ama bunu yaparsanız Azerbaycan’ın en güzel ve özgün yerlerinden birisini de atlamış olacaksınız.

Şamahı’dan Lahıc’a direksiyonu kırdığınızda yol sizi dağların içinden geçen bir rotaya götürecek. Biz bu yolda fren balatası arızası yaşadık. Arıza bizim kiraladığımız araç kaynaklıydı ve aracımızı Qebele’de değiştirmek zorunda kaldık. Firma hemen yeni bir araç verdi. Ama o dağlık yolda tıngır mıngır gelmek zorunda kaldık.

60 km olan yolu neredeyse 2 saatte tamamladık. Kafkas Sıradağlarının Babadağ bölümünü geçiyorsunuz. Etraf deseniz mevsim gereği yemyeşil.

19. yüzyılda Lahıc, Azerbaycan’ın bakırcılık, silah üretimi ve deri eşyalar üretim merkezlerinden biriymiş. Köyün yerleşim tarihi daha eski zamanlara gidiyor. Bunu 1000-1500 yıl öncesine tarihlenen kanalizasyon sistemine dayandırıyorlar. Lahıc, Arnavut kaldırımlı sokakları ve meydanları, gelişmiş kanalizasyon sistemleri ve su boru hatlarıyla birlikte erken kentleşme ve mimarinin örneği olan bir köy.

Nehir taşlarından yapılan ve neredeyse bin yıl öncesine dayanan yer altı kanalizasyon sisteminin (kurabandil) dünyada kullanılan en eski kanalizasyon sistemlerinden biri olduğu düşünülüyor.

Lahıc Köyünün bir başka özelliği ise Azerbaycan Demokratik Cumhuriyeti meclisinin ilk başkanı olan Mehmet Emin Resülzade’nin Ruslardan kaçıp burada bir süre saklanması ve Asrımızın Siyavuşu adlı eserini burada yazmasıdır. Eser ilk defa İstanbul’da bastırılabilmiş. Kitabın Azerbaycan’da basılması ise çok yıllar sonra olmuş.

Biz orada iken köyü gezen turist sayısı çok düşüktü. Bir biz vardık diyebilirim. Bu nedenle dükkanlardan açık olanların sayısı çok azdı.

Köyde açık olan bir dükkana girip çay içtik. Azerbaycan’da çayın yanına şeker olarak reçel gelebiliyor.

Daha sonra da İsmayıllı’ya doğru yola devam ettik. Yol çok güzeldi. Ağaçların dallarının birbirlerine iki taraflı kavuşma isteği, yeşilden bir koridor yaratıyor. Quba tarafından daha güzel bir yoldu.

Yaklaşık 35 km sonra yemek yiyeceğimiz Orman Restorana geldik. Nohur Gölü kenarında da restoran var. “Hem gölü göreyim hem de kenarında yemek yiyeyim” dedim ama gölün aslında bir gölet olduğunu anlayıp, havanın da iyice kararmasına bakarak yol üstünde Orman Restoranı tercih ettik.

Ama bence burası doğru tercih oldu. Etleri çok güzeldi. Buradan sonra İsmayıllı Castle Resort & Spa Hotel’e doğru hareket ettik. Otel zaten buraya yakındı. “İsmayıllı’da spa merkezinden ne olacak” demiştim ama kocaman bir termal havuzu ve tesisleri olan bir yere denk geldik. Mayolarımızı getirmediğimize pişman olduk Bir de jest yaptılar, odamıza büyükçe bir meyve tabağı geldi. Daha ne isteriz!

Yakında Şeki’yi anlatan bölümle Azerbaycan gezi yazısını bitireceğiz. Gezekalın…

Dr Ümit Kuru

05.09.2023

Odlar Diyarı Azerbaycan: Bakü (Devam)

Bakü gezmesi kolay ve zevkli bir şehir. Parkı, yorulduğunuzda çay kahve içmek için mekanı bol bir şehir. Sadece Bakü için en az 2, daha iyisi 3 günü ayırmalısınız. Bakü gezinizi Bakü İçerişehir ve yakınları ve Bakü uzaklar diye ayırabilirsiniz. Qobustan Devlet Tarihi Sanat Koruma Alanı ve çamur volkanları, Ateşgah, yanardağ, Ramana Kalesi ve Ateşgah Bakü uzakları oluyor. Bakü uzakların bir kısmını geçmişte anlattım. Bakü İçerişehir ve yakın çevresini anlatarak başlayalım.

Bakü halkı arasında “Kale“, “Eski Şehir” olarak da bilinen İçerişehir Bakü’nün en eski kısmı. 2000 yılında Kız Kalesi ve Şirvanşahlar Sarayı kompleksini içeren İçerişehir, UNESCO Dünya Kültür Mirası Listesi’ne giren ilk Azerbaycan eseri olmuş. Yani Bakü’de Qobustan Devlet Tarihi Sanat Koruma Alanı ve İçerişehir gezilerini yaptığınız zaman Azerbaycan’ın UNESCO Dünya Mirası Listesi içindeki 3 eserinden 2 tanesini görmüş oluyorsunuz.

Zamanında, Bakü İçerişehir çevresinde kale duvarları ve hendekler bulunuyormuş. Bugün kale duvarlarının bir kısmı halen ayakta ve sağlamlar. Yerleşim yerinde yapılan kısıtlı çalışmalarda aslında bu bölgede yerleşim tarihinin daha eskilere gittiği gösterilmiş.

İçerişehir’i en az 12. yüzyıla tarihleseler de, şehrin kuruluş dönemini 7. yüzyıla kadar götürenler de var. Aslında Şirvan tarihi bir bölgenin ismi. Hazar Denizi’nin batı kıyılarından, Kura Nehri arasındaki bölgeye Şirvan deniyor. Sasaniler döneminde buradaki halkı yönetenler için Şirvanşah terimi kullanılmış. Yani aslında Şirvanşah Perslerden gelen bir ünvan. Arap istilasından önce buradaki şehri, Sasani hanedanlarını temsilen, onların güvenilen akrabaları yönetmişler.

Aynı bölge 9. yüzyıldan sonra Arap istilasına uğramış ve bölge Arap kökenli Mazyad Kabilesi üyelerince yönetilmiş. Başlangıçta halifeler adına bölgeyi yönetenler, 10-11. yüzyıllarda Arapların zayıflaması ile kendileri için yönetmeye başlamışlar. Bunların burada kurdukları ve 861-1538 yılları arasında yaşamış devlete de Şirvanşahlar Devleti denmiş. Devletin başkenti başlangıçta bugünkü Şamahı şehri iken orada yaşanan şiddetli deprem sonrası başkenti Bakü’ye taşımışlar. Safeviler bu tarihten sonra Şirvanşah Devletine son vermiş. İçerişehir özellikle bu dönemlerden çok sayıda esere ev sahipliği yapıyor.

Bakü İçerişehir sokaklarında sabahın erken saatlerinde sokaklar boşken etrafta çok sayıda han, hamam, kervansaray, cami ve eski ev göreceksiniz. Bölge çok güzel korunmuş. Sokaklar da tertemiz. Fotoğraflamak isterseniz bu saatleri tercih etmenizi öneririm.

İçerişehir’in güneydoğusunda büyük bir kule dikkati çeker. Kız Kalesi adı verilen bu anıt yapı; silindirik, yüksek bir kule ile ona ekli duvar bölümlerinden oluşuyor. Bakü’nün sembolü haline gelen ve eski kentin siluetine önemli bir katkı sağlayan Kız Kalesi, bugün denizden ayrı bir konumda gözüküyor. Ancak özgününde Hazar Denizi’nin kıyısında yapılmış. 19. yüzyılın ikinci yarısına kadar bu konumunu koruyan eser, daha sonraları deniz seviyesindeki düşme ve yapılan dolgular sonucunda Hazar’dan kopmuş.

Taştan inşa edilen Kız Kalesi’nin yüksekliği 28 metre, temel kısmındaki duvarların kalınlığı 5 metre. Duvar kalınlığı yapının üst kısmında ise 4 metreye düşüyor. Kalenin kalın duvarları savunma amacı ile inşa edildiği fikri verse de, aslında çok eski zamanlardan kalma bir Zerdüşt Kulesi olduğu hipotezi de var. Genel kabul edilen görüş kulenin 12. yüzyıldan kalma olduğu. Bugüne kadar pek çok tartışmaya konu olmasına rağmen, yapının inşa tarihi ve işlevi tam olarak tespit edilememiş. XIX. yüzyılda Ruslar, yapının üst kısmını onararak, üzerine bir deniz feneri koymuşlar ve kuleyi bu amaçla kullanmışlar.

Kuleye çıkış 15 Manat’tı. İçine girmedik. Bu tip kulelerin en güzel görüntüsünün dışarıdan alınabileceğini zaman bana öğretti. Bu nedenle içine girmedik. Kulenin çizimi bir dönem Azerbaycan banknotlarının üstünde yer almış.

Bakü’de bulunan ve Şirvanşahlar devletinin yöneticilerinin eski ikametgahı olan Şirvanşahlar Sarayı ise Bakü’nün diğer önemli yapısı. Burası aslında bir kompleks. Zamanında daha geniş bir alana yayıldığı düşünülüyor. Burada saray dışında Divanhane, Şirvanşahların türbesi, Şah Cami, Saray Hamamı, av köşkü, saray bilgini Seyyed Yahya Bakuvi’nin Türbesi ve Keygubad Cami kalıntıları da yer alıyor. Saray kompleksi 13. ve 16. yüzyıllar arasında inşa edilmiş.

Bu kadar farklı dönemlerde inşa edilmesine rağmen kompleksin yapıları arasında boyut birliği var. Kübik yapılar, kubbeler ve portallardan oluşan temel mimari formlar uyum ve orantılılık içinde gözüküyor . Binayı gezdiğinizde bir sadelik fark ediyorsunuz. Osmanlı Devleti Bakü’yü ele geçirdiğinde, saray topraklarında onu doğudan çevreleyen bir saray duvarı ve Sultan III. Murad‘ın adını taşıyan bir kapı inşa edilmiş.

Şirvanşahlar Sarayı Planı. 1-Şirvanşahlar Sarayı, 2-Divanhane, 3-Seyyed Yahya Bakuvi’nin mezarı 4-Yıkılan Keykubat Camii’nin bulunduğu yer, 5-Murad Kapısı, 6-Şah Cami, 7-Şirvanşahların Türbesi, 8-Saray Hamamı, 9-Su deposu .

Sarayı sabahın erken saatinde, kalabalık olmadan ziyaret ettik. Bu sayede daha sakin bir ortamda fotoğraflarımızı çekebildik. Saray iki katlı ve dışarıdan pek belli olmasa da 52 odaya sahip.

Sarayın en gösterişli kısmı Divanhane bölümü. Divanhane’nin sarayın kabul salonu olarak kullanılan kısmı olduğu düşünülüyor.

Şirvanşahlar Türbesi, Şirvanşah 1. Halilullah tarafından ailesi için yaptırılmış. Şimdiye kadar içeride 14 adet mezar bulunmuş.

I. Halilullah’ın saray alimi olan ve tıp, matematik ve astrolojiyle uğraşan Seyyed Yahya Bakuvi‘nin mezarının bulunduğu türbe de kompleks içinde yer alıyor.

Şirvanşahlar Camisi ve hamamı ise kompleksin diğer bölümleri. Hamam kısmı epey bir tahribat görmüş.

Şirvanşahlar Sarayı bahçesinden son görüntülerimizi alıp kompleksi terk ettik.

İçerişehir’in Şirvanşahlar Sarayına yakın kapısından çıkınca İsmailiye Sarayı‘na ulaşıyorsunuz. İsmailiye Sarayı günümüzde Azerbaycan Bilimler Akademisi Başkanlığı olarak hizmet veren tarihi bir yapı. Bu yapının hemen yanında Sabir Parkı bulunuyor. Bu park adını ünlü Azerbaycanlı hiciv şairi Mirza Alekber Sabir‘den alıyor.

Bakü şehrinin en eski parklarından biri de Nizami Gencevi adını taşıyan Nizami Parkı. Bu alan 19.yüzyıl sonlarında bir petrol şirketinin çalışanları için yaptırdığı yerleşim köyü ve onun parkı imiş. Bu parkta daha sonraları bir lunapark kurulduğundan, bölge halk arasında lunapark olarak da biliniyor. Parka adını veren ve parkta heykeli olan Nizami Gencevi felsefe, edebiyat, astronomi, tıp, geometri gibi alanlarda çalışmalar yapmış 12. yüzyıl Azeri filozofu ve şairi.

Azerbaycan Edebiyat Müzesi, Nizami Gencevi’nin 800’üncü doğum yıl dönümü nedeniyle 1939 yılında kurulan, 1945’te ziyarete açılan edebiyat müzesi. Müze binasının dış yüzeyine Azerbaycan edebiyatının altı seçkin temsilcisinin heykelleri yerleştirilmiş. Müze binası 1850’de tek katlı bir kervansaray olarak inşa edilmiş. Daha sonra otel olarak kullanılmış. Önemli bir ayrıntı ise 1918’de kurulan Azerbaycan Demokratik Cumhuriyeti hükumetinin bu binada toplanması.

Çeşmeler (Fevvareler) Meydanı sevdiğimiz meydanlardan bir tanesi oldu. Çeşmeler Meydanının adı, ilk olarak Sovyetler Birliği döneminde meydanda inşa edilen düzinelerce çeşmenin bulunmasından geliyormuş. Meydan aynı zamanda şehir yetkililerinin birçok halk festivalleri, gösterileri ve kutlamaları düzenlediği bir yer. Biz orada iken de bir festival vardı.

Bu meydan, Nizami Sokağına çıkıyor. Yürümesi zevkli bir sokak. Burada öğle yemeği yenebilecek çok güzel mekanlar mevcut. Nizami Sokağı’nda içinde Mado’nun da bulunduğu ark içindeki mekanda çok güzel bir öğle yemeği yedik.

Daha sonra Neftçiler Caddesinden sahil tarafına geçerek Halı Müzesine doğru yürüdük. Yol üzerinde Devlet Kukla Tiyatrosu önünden geçerek Halı Müzesine gittik.

Aslında ilk halı müzesi 1967 yılında halıcı ressam Letif Kerimov‘un rehberliği ile kurulmuş ve Dünya’nın ilk ve en büyük halı müzesi unvanını taşıyor. 2014 yılında eski halı müzesi Hüseynov Caddesinde inşaatı tamamlandıktan sonra katlanmış bir halı şeklinde tasarlanan yeni müze binasına taşınmış. Müzede 6.000’in üstünde halı bulunuyor. Orta Çağ’dan günümüze tüm Azerbaycan’ı kapsayan çeşitlilikte değişik bölgelere özgü Azerbaycan halıları sergileniyor.

Müze iki katlı. Katlanmış bir halıyı andıran binanın tasarımı tanınmış Avusturyalı mimar Franz Jantz. Ben bu binanın mimarisini çok sevdim. Kronolojik sırada ve ilk zamanlardan günümüze halılar sergileniyor. Çok güzel bir müze. Bakü’de mutlaka ziyaret edeceğiniz yerlerden olmalı.

Üçüncü Cumhurbaşkanı olan Haydar Aliyev adını ülkenin her tarafında, her köşesinde göreceksiniz. Bu yazının konusu olmasın ama Aliyev ailesi ve Azerbaycan için önemini bir ara yazmak istiyorum.

Haydar Aliyev Kültür Merkezi Bakü’nün diğer simge binalarından. Bina 2012 yılında tamamlanmış. Mimarı Irak kökenli İngiliz kadın mimar Zaha Hadid. Külliyenin projesinde neredeyse hiç düz çizgi kullanılmamış.

Çalışmalarına 2008 yılında başlanan Haydar Aliyev Kültür Merkezi’nin içinde konferans salonu, kütüphane ve medya merkezi, müze, kapalı otopark, hizmet merkezi ve galeriler ile yapay bir göl ve göl kafeteryası bulunuyor. Hazar Deniz’inin yükselişi ve dalgaları mimariye yansıtılmış. Bu binanın önünde bulunan açık hava kafeteryasında sıcak ya da soğuk bir şeyler içerek modern mimarinin baş yapıtlarından sayılan bu binanın keyfini çıkartın. Bizim program yoğun olduğundan müze gezisini yapmadık.

Gelelim Bakü içindeki uzaklara, Ateşgah ve Ramana Kalesi gezilerimize. Bakü merkezin 30 km dışında bulunan Ateşgah dünyada halen var olan 3 ateşgahtan bir tanesi.

Burasının heybeti insanı şaşırtıyor. Surlarla çevrili kocaman bir alanın ortasına yerlemiş bir mabet var. Alanda haç ibadetine gelmiş olan Hintliler var.

Bakü çevresi, Orta Çağ’ın başlarından beri kaynaklarda sönmeyen alevlerin olduğu bir yer olarak anılıyor. Bazı yazılarda burada yanan ateşlerden ve bunlara tapanlardan bahsediliyor. 15-16. yüzyıllarda Şirvan ile Hindistan arasındaki diplomatik ve ticari ilişkiler genişlemeye başlayınca Hintliler buradaki bir tapınağı yeniden inşa etmişler ve tapınmak için kullanmışlar.

On yedinci yüzyıl kaynakları, Bakü’deki ateşe tapınmak için seyahat eden Hintli hacılar hakkında bilgi veriyor. Tapınak bölgesindeki en eski bina 1713 yılına ve en yeni bina 1810 yılına (merkezi sunak) tarihleniyor.

Ateşgah’ta yanan ateş etrafında küçük odalar bulunuyor. Bu odaların küçük penceresi ortada yanan ateşi görüyor. Eskiden haç için buraya gelen Zerdüştler bu odalarda konaklar, pencereden sürekli ateşi izler ve kendilerine çeşitli işkenceler yaparak ibadetlerini gerçekleştirirlermiş.

Mabedin ortasında devamlı yanan ateş eskiden kendiliğinden yanarmış. Günümüzde ise doğal gaz verilerek yakılıyor.

Bu yazımızda anlatacağım son gezi durağı ise Ramana Kalesi (ya da Kulesi). Ramana, Abşeron Bölgesinin geleneksel olan ve Gala köyüyle birlikte bölgedeki en eski yerleşim yerlerinden biri. Bakü merkeze 20 km kadar uzaklıkta. Bu yerleşimin en ünlü yapısı 14. yüzyılda inşa edilen Ramana Kalesi.

Beyaz taştan inşa edilen kulenin kesin yapım tarihi bilinmiyor. Kulenin bazı kaynaklarda 12. bazılarında 14. yüzyılda Şirvanşahlar döneminde savunma amaçlı yapıldığı ve kale olarak kullanıldığı sanılmaktadır. Ben Azerbaycan’da bulunan kuleleri-kaleleri sevdim. farklı bir mimari yapıları var.

Evet Sanal Gezgin arkadaşlarım. Bu yazı ile Azerbaycan Bakü’sü ile ilgili öğrendiklerimi, çektiğim fotoğraflarla birlikte paylaştım. Bundan sonrası Bakü dışında ziyaret ettiğim Azerbaycan şehirlerinin anlatımı olacaktır.

Gezekalın

Dr Ümit Kuru

29.08.223

Odlar Diyarı Azerbaycan: Bakü

Qobustan gezimiz sonrasında Bakü’ye geri döndük. Hedefimiz Ateşgah ziyaretiydi. Ancak trafiğe takılınca hemen ilk gözüme çarpan otoparka girdim. Burası Hazar Denizi kıyısında bir alıveriş merkezinin otoparkıydı. Bakü’de büyük binalar çok güzel ve çok estetik. Otoparkına girdiğimiz yer Bakü Bulvarında (Bakü Milli Parkı), Halı Müzesine yakın Deniz Mall. Hem uzaktan görünüşü ve hem de yakından görünüşü çok güzel.

Bakü Bulvarı 1909 yılında Bakü’nün sahiline paralel olarak kurulmuş bir gezi yeri. Bu bulvarda sonraki günlerde de uzun yürüyüşler yaptık. Hazar Denizi kıyısındaki bu yeri seveceksiniz. Bulvar 2012 Eurovision Şarkı Yarışması’na ev sahipliği yapan Bakü Kristal Salonu ve Guiness Rekorlar kitabı’na giren 162 metre uzunluğundaki bayrak direğinin bulunduğu Devlet Bayrağı Meydanı‘na kadar uzanıyor.

Bulvar’ın yeni bölümünde 60 metrelik uzun Bakü Dönme Dolabı da bulunuyor. Bunların hepsini en güzel fotoğraflayabileceğiniz yer Dağüstü Parkı.

Halı Müzesi Pazartesi gününde olduğumuz için kapalıydı. Halı Müzesi binası, Bakü’de Haydar Aliyev Kültür Merkezi binası ile birlikte en sevdiğimiz bina oldular. Halı Müzesi binası katlanmış halı görünümünde.

Müze önünde ise Küçük Venedik Su Şehirciği dedikleri dinlence yeri var. Buraları bu saatlerde havanın da kötü olması nedeni ile boş sayılır. Küçük Venedik Su Şehirciği, 10 bin metrekare alan üzerinde kurulu üç büyük ada, bir tünel ve beş köprüden oluşuyor.

Şehirciğin su kanalında gondal gezintisi yapılabiliyor. Yemek yiyebileceğiniz mekanlar da var. Yapımı pek yeni değil ama son zamanda daha modern bir görünüm için tadilat geçirmiş.

Biz Bakü Bulvarı’na paralel Neftçiler Bulvarı‘nı geçerek Bahram Gür Çeşmesi ve Anıtı önünde fotoğraflarımızı çektik. Anıt, Doğu mitolojisinde ejderhanın kötülüğün sembolü olması nedeniyle iyinin kötülüğe karşı zaferini simgeliyor. 1959 yılında yapılmış.

Bahram Gür tarihi bir şahsiyet ve Sasani hanedanının 14. şahı. Cesareti ve adaletiyle biliniyor. 12. yüzyılda büyük Azerbaycan şairi Nizami, Bahram Gür’ü, “Bahramname” olarak da bilinen “Yedi Güzeller” adlı şiirinin ana karakteri yapmış.

Sonra fünikülere binerek hem şehir manzarası alalım, hem de kolayca Türk Şehitliği’ne ulaşalım istedik. Füniküler 1960’da açılmış. Ama çalışma saatleri var; Haftanın altı günü 10:00 akşam 20:00 saatleri arasında çalışıyor. Öğlen 13:00 – 14:00 arası öğle yemeği molası oluyormuş.

Füniküler Pazartesi günleri kapalıymış. Ona da binemedik. Hemen yanda bulunan merdivenleri kullanarak Dağüstü Parkı’na doğru yürümeye başladık.

Sonunda Dağüstü Parkı denen alana geldik. Merdivenleri kullanarak giriş yaptığımız yer Alev Kulelerinin karşısına çıkıyor. Burada 1939 yılına kadar Çambarekand Mezarlığı diye bilinen bir mezarlık varmış.

Mezarlık 1934 yılında suikasta kurban giden Rus politikacı Sergei Kirov anısına parka çevrilmiş. Bir de Kirov anıtı dikilmiş, adı da Kirov Parkı olmuş. Zamanla burası bir eğlence parkına dönüşmüş. 1990 yılında ise Kirov Anıtı kaldırılmış ve parkın adı da, işlevi de değişmiş. Biz önce Şehitler Hıyabanı’nı gezdik.

Hıyaban“, “iki tarafı ağaçlıklı yol” anlamına geliyor. “Şehitler Hıyabanı” ya da Şehitler Sokağı Bakü’de ilk gün ve ilk ziyaret ettiğimiz yerlerden oldu.

1990’a kadar da Kirov Parkı olan yerde Azerbaycan, SSCB’den bağımsızlığını kazandıktan sonra önce Kirov’un anıtı kaldırılmış. 1990 yılı Kara Ocak olaylarında ölen Azeriler için bu alanın tekrar mezarlık haline getirilmesi istenmiş. 22 Ocak 1990’da bugünkü adıyla Şehitler Hıyabanı denen iki taraflı ağaçlıklı yola Kara Ocak olaylarında ölenlerin mezarları yapılmış.

Burada biraz araya girip Bakü Katliamı, Kara Ocak diye geçen olaylardan bahsetmek gerekiyor. Bir kere en garibime giden kısım bu yazıları hazırlarken literatürde karşılaştığım kavram karışıklığı. Ermeni halka yapılana katliam, soykırım, pogrom der de Azeri halka yapılana olay, tepki diye yaklaşır ve boyutu küçültmeye çalışırsanız orada iş doğrulardan sapar ve çözüm bulunamaz. Ölen masum insanların milliyeti olur mu? Bakü’den göçe zorlanan Ermeni halk mağdur oluyor da Ermenistan’dan göçe zorlanan halk mazlum ve mağdur olmuyor mu? Dağlık Karabağ savaşlarında yerlerinden olan Azeri halka ne diyeceğiz? Aynı duyguları Balkanlardan göç eden Türk ve Müslüman halk içinde taşıyorum. Yollarda ölen, soyulan Türk olunca bunun adı tehcir de, soykırım da olmuyor! Büyük Ermenistan hayali için silaha sarılana, çete kurana, Yunan bağımsızlığı için mücadele edene kahraman diyeceksin, Türkiye’nin bağımsızlığı için mücadele eden, Kurtuluş Savaşı verene soykırımcı diyecek ve televizyonlarda dizisini bile göstermeyeceksin! Burada bir hata var ve sorunların kaynağı da bu hatalı düşünme biçimi. Aynı olaylar karşısında, ülke ya da farklı toplum çıkarları için verilen farklı tepkiler hatalı bir yaklaşım bence.

Kara Ocak katliamına dönecek olursak; Olayların geri planında 1988 yılında Ermeni Sovyet Sosyalist Cumhuriyeti politikacılarının, Dağlık Karabağ’da yaşayan Ermeni önderlerin hukuki olarak Azerbaycan’a bağlı olan topraklardan artan talepleri yatıyor. Ermenilerin artan toprak talepleri ve Dağlık Karabağ’da çıkan silahlı çatışmalar karşısında Bakü’de Azeri halk kitlesel gösteriler düzenlemişler. Bu tip olaylar kötü yönlendirmelere çok müsaittir. 13-20 Ocak tarihleri arasında Bakü’de yaşayan Ermeni halk eziyete uğramış, hayatını kaybeden Ermeni vatandaşlar olmuş (Bakü Katliamı denen olaylar).

Bunun üzerine 20 Ocak’ta Rus birlikleri Bakü’ye girerek Azeri halk üzerine sert müdahalede bulunmuş. Çok sayıda Azeri vatandaş ölmüş (Kara Ocak). Bu sertlik aslında biraz da dağılmaya yüz tutmuş bir sovyet sosyalist birlikte, bağımsızlık talepleri artmış halklara karşı Rusların bir göz dağı verme çabası olarak değerlendirilebilir. Ama Kara Ocak olayları aslında birlik içindeki dağılmayı hızlandırmış. 20 Ocak 1990 olaylarında ölenlerin bu tepede bulunan ağaçlıklı yola gömülmesi ile Şehitler Yolu-Şehitler Hıyabanı ortaya çıkmış. Burada 159 şehit mezarı bulunuyor.

Ebedi Meşale Anıtı ise 1998 yılında, yani sonradan Haydar Aliyev’in emriyle yapılmış. 2007 yılında anıtın sütunlarını İlham Aliyev ekletmiş.

Alanda bir de Bakü Türk Şehitliği ve Anıtı bulunuyor. Burası ise 1918 yılı Bakü Savaşı‘nda şehit düşen Osmanlı Askerleri ile Azeri ve Dağıstanlı askerlerin yattığı bir şehitlik.

Daha önce bahsettiğim üzere 1918 yılında Azerbaycan Demokratik Cumhuriyeti kuruluyor. 1917 Ekim Devriminin başlarda yarattığı yönetimsel boşluk günlerinde Bakü’de, başlarında Ermeni asıllı Bolşevik Stepan Şaumyan’ın bulunduğu geçici hükumet oluşturuluyor. Lenin, politikası gereği Bakü’yü elden çıkartmaya hazır değil. Azerbaycan’da Müsavat Partisinin kurduğu hükumet iş başında ve Bakü dışı Azerbaycan’ı yönetiyor. Azeri Halk, Bakü Bolşevik hükumetinden rahatsız. Bakü’de gösteriler düzenleniyor.

Taşnak Devrimci Ermeni geçici hükumet birlikleri, Kızıl Ordu birlikleri ile birlikte Bakü’de ortaya çıkan tepkileri silahlı güçler kullanarak bastırmaya çalışmış. Bu sırada çok sayıda Azeri sivil hayatını kaybetmiş. Buna Mart Olayları (Azeriler buna 31 Mart Azerilerin Soykırım Günü) diyorlar. Bunların sonucunda Batum Anlaşması‘na dayanarak Azeriler, Osmanlı’yı yardım için davet ediyorlar. Nuri Paşa komutasında Osmanlı, Azeri ve Dağıstanlılar dan oluşan Kafkas Ordusu, Ermeni Taşnak Ordusu ve Bakü Sovyeti birlikleri ve hatta İngilizlerden oluşan askeri güçler (Bolşevik karşıtı İngilizler Bakü’de, Bolşevik Stepan Şaumyan daveti ile onunla birlikte çarpışıyor!!) ile 20 gün süre savaşa tutuşuyorlar. Nuri Paşa’nın yönettiği ordu Bakü’yü alıyor ve Bakü olması gerektiği gibi Azerbaycan tarafına geçiyor. İşte Bakü Türk Şehitliği bu şehitler için yapılmış. Burada savaşta şehit olan 1130 Türk asker ve subayı için dikilmiş bir anıt, anıta giden sokağın etrafındaki duvarlardaki mermerlerde şehitlerin isimleri, askeri rütbeleri, memleketleri ve ölüm yerleri yazılmış. Birer karanfil de mermer tabelalara bırakılmış.

Meydanda Türk Diyaneti bir cami yaptırmış. Ancak bu cami 2001 yılından beri kapalı. Gerekçesi tadilat ama tamiratla filan uğraşan da yoktu etrafta. Vardır bir nedenleri mutlaka.

Meydanda Hazi Aslanov heykeli de bulunuyor. Bu Azeri asıllı Tümgeneral İkinci Dünya Savaşında göstermiş olduğu başarılar nedeni iki kez Sovyetler Birliği Kahramanı madalyası almış.

Alev Kuleleri Bakü’nün simgesi olan ve 3 adet alev dilimini simgeleyen binalardan oluşan bir kompleks. Binanın ekran şeklinde olan camlarına binlerce güçlü LED lamba yerleştirilmiş ve geceleri bu ışıklarla ışık gösterileri yapılıyor. Kulelerin en büyüğünün boyu 182 metre.

Kulelerden bir tanesi otel görevi görüyor. Diğer ikisi ise ofis ve yerleşim yeri olarak hizmet veriyormuş.

Alev Kuleleri ile Türk Şehitliği karşısında Azerbaycan Cumhuriyeti Milli Meclisi binası bulunuyor. Bina önünde bir meşale de bulunuyor.

Daha sonra İstiklal Caddesinden yürümeye başladık. Yol üzerinde Cumhurbaşkanlığı Binası önünden geçiyorsunuz. Yeşil bir caddeye daldık. Boynumda fotoğraf makinası, sağa sola baka baka ilerlerken nereden çıktığını anlamadığım sivil polisler bir anda hanımla benim etrafımızı sardı. Meğerse Cumhurbaşkanlığı özel konutlarının önünden geçiyormuşuz. Fotoğraf çekmediğimi kanıtlamam için makinadaki kareleri göstermem gerekti. Burada da birilerinin güvenlik korkusu bir numara konu galiba. İstiklal Caddesi ile Niyazi Caddelerinin kesiştiği yol boyunca ilerleyerek Ulusal Güzel Sanatlar Müzesi binası ve önünde bulunan parkta biraz soluklandık.

Bu yol boyunca bir kısmı çok önemli olan eski ve tarihi binalar gördük. Bakü çok güzel parklara da sahip bir şehir. Onlardan bir tanesi de İçerişehir Surlarına yakın Filarmoni Park.

Parkın tarihi 1830’lara kadar gidiyor. Zamanında Bakü sadece petrol kuyuları olan çorak bir şehirmiş. Toprak yapısı bitki, ağaç yetişmesine uygun değilmiş. Dönemin valisi Bakü dışından gelen her gemiye yanlarında bir çuval verimli bitki toprağı getirmelerini zorunlu hale getirmiş. Bu topraklar sayesinde parklar oluşturulmaya başlanmış.

Başlangıçta valinin anısına Mixaylov bağı, Mikhaelovsky Bahçesi olarak adlandırılmış. Sonradan parka Filarmoni Parkı adı verilmiş. Park 1970’lerde ve 2007’lerde yenilenmiş. Çeşme sonradan eklenmiş. Parkta bir yere piyano konmuştu. Bir bayan çalarken diğeri şarkı ile eşlik ediyordu. Bir süre onları seyrettik. Sonra onlar kalktılar ve gittiler, yoldan geçen birileri durup piyano tuşlarına basarak melodi yapmaya çalıştılar. Alt yapısı olan bir parça çalıp gitti. Bir süre bu gelip geçerken çalan sokak sanatçılarını izledik.

Bakü’nün daha anlatılacak çok şeyi var ama bu bölümde burada ara verelim.

Gezekalın

Dr Ümit Kuru

28.08.2023