• Arşivler

  • Diğer 531 aboneye katılın
  • Mart 2013 den beri

    • 381.717 ziyaretçi
  • Şubat 2026
    P S Ç P C C P
     1
    2345678
    9101112131415
    16171819202122
    232425262728  

Bir Ülke, İki Zaman: Güney Kore / Gyeongju-5. Gün

Bugün ilk gezi yerimiz, dünden kalan Hahoe Folk Village olacak. Türkçe karşılığını, Hahoe Geleneksel Köyü veya Hahoe Halk Köyü olarak bulabilirsiniz. Hahoe, “ha hway” olarak telaffuz ediliyor. Nakdong Nehri, köyün etrafında doğal bir kıvrım yaparak akıyor ve köyü adeta bir yarım ada haline getiriyor. Bu nehirden esinlenerek köye “Hahoe” yani Türkçesi ile ‘Geri Dönen Nehir‘ adı konmuş.

Bu köy Joseon dönemi mimarisini, halk geleneklerini, değerli yazmalarını ve klan temelli köylerin eski geleneklerini koruduğu için Kore kültürünün önemli bir parçası kabul ediliyor. 2010 yılında Yangdong Halk Köyü ile birlikte Hahoe Halk Köyü, UNESCO Dünya Kültür Mirası alanı olarak listeye alınmış. Yani Kore gezimizin 5. gününde, 7. UNESCO alanı gezeceğiz. Joseon döneminden kalma Kore kırsal köy yaşamının yumuşak ritmini deneyimleyeceğiz. Köy denen çoğu yer, çok turistik ve yapay görünebilir ancak Hahoe’de, mekana canlılık hissi veren 230 köy sakini yaşıyor ve Joseon döneminin doğal ortamı özenle korunuyor.

Köyün tarihi 14.-15. yüzyıllara kadar gidiyor. Güney Kore’de yakın akraba aileler bir araya gelerek, Hahoe ve Yangdong adları ile kendi klanlarının köylerini kurmuşlar. Bu köylerin o dönemlerdeki önem ve saygınlıkları günümüze kadar ulaşmış durumda.

Hahoe Halk Köyü’nü Ryu Klanı kurmuş. Köydeki birçok yapının orijinalliği korunmuş ve köyün ortak ruhlarını onurlandırmak için düzenlenen bir şaman ayini olan Hahoe Maske Dansı Draması gibi halk sanatları devam ettiriliyor.

İngiltere Kraliçesi Elizabeth’in 1999’da ve ABD Başkanı George H. Bush’un 2005’te köyü ziyaret etmesiyle, köy daha da ünlenmiş. Yukarıdaki fotoğrafta, Kraliçe Elizabeth’in ziyareti onuruna dikilen ağacı görüyorsunuz.

Köy ziyaretimiz hakkında izlenimlerimi ise şu şekilde aktarabilirim; Sabah köye ziyarete gelen ilk grup biz olmuşuz gibi gözüküyor. Bu çok iyi bir şey. Çünkü köy ziyaretçi akını nedeniyle çok kalabalık olabiliyor. Bizim bu erken saatte, sakin ve sesiz bir ortamda köyü gezme şansımız olacak. Ayrıca fotoğrafik açıdan da köyün ya sabah ya da gün ışıklarının son saatlerine doğru ziyareti tavsiye ediliyor.

Köyün araçlara müsade edilen girişinde otobüsten indik ve burada giriş biletlerimiz alındı. Köy ziyareti 09:00-18:00 saatleri arasında olabiliyor.

Bu arada köye giden servis otobüsüne binmeden önce veya köy gezisi sonrasında, Kore ve dünyanın diğer ülkelerinden gelen maskelerden oluşan koleksiyonuyla Hahoe Maske Müzesi‘ni keşfetmeye zaman ayırın. Otoparkın yakınında maskeli dans gösterileri de (Byeolsingut Talnori) düzenleniyor. Bu gösteriye biz zaman olarak denk gelemedik. Sizlerin hem bu performans saatleri hakkında bilgi almak ve hem de köyün haritasını edinmek için turist ofisine danışmanızı tavsiye ederim.

Bizi köye götürecek olan ve çok sık ring sefer yapan köyün otobüsüne bindik. Köyü yürüyerek gezeceğimiz başlangıç yerinde de otobüsden indik. Girişte köy hakkındaki bilgilendirmeleri dinledik. Köye giderken ve köyü gezerken ilk dikkatimi çeken çeltik tarlaları oldu. Bazı tarlalarda hasat yapılmış, bazılarında ise hasat zamanı için bekleniyordu. Çeltik tarlalarının manzarasını hep sevmişimdir. Işığın bu güzel zamanında, çeltik tarlaları güzel fotoğraf veriyor. Bir de çeltik tarlasında hasat zamanı çalışanlara denk gelebilseydik iyiydi.

Köyde kiremit çatılı evleri aristokratlar, sazdan çatılı evleri ise sıradan köylüler kullanıyorlarmış. Bu ev stili Joseon Hanedanlığı’nın mimari stilleri olarak hala korunuyor. Adlarını aklınızda tutmanız belki imkansız olacak ama Wonjijeongsa Köşkü, Yeomhaendong Evi, Chunghyodang Evi, Yanglingdang Evi gibi zengin evleri ile köy kilisesi ve 600 yıllık zelkova ağacı köyde görmeniz gereken önemli yapılar.

Bilgilendirme ofisinden alacağınız bir harita ile köyü rahatça gezebilirsiniz. Yukarıda adlarını yazdığım evler bu haritada, yürüyüş rotası üzerinde numaralandırılmış şekilde belirtilmiş. Buna göre kendi rotanızı belirleyebilirsiniz. Nehir kenarına kadar yürüyebilir veya daha da çok vaktiniz varsa Hahoe Halk Köyünü yukarıdan en güzel görebileceğiniz yer olan Buyongdae Uçurumu‘na çıkıp, köyü yukarıdan fotoğraflayabilirsiniz. Aşağıda internette bulduğum ve bu noktadan çekilen bir fotoğrafı paylaşıyorum. Benim bu fotoğrafı çekmem için vakit zengini olmam lazım ki ben de ve grubumda olmayan tek şey de maalesef vakit. Bu tepeye ulaşmak için köy girişinden veya ziyaretçi merkezinden küçük bir tekneyle nehri geçmeniz, sonra da yaklaşık 10–15 dakikalık bir tırmanışla tepeye çıkmanız gerekiyor.

Biz önce köy kilisesinin bulunduğu yöne doğru yürümeye karar verdik. Yol üzerinde saman çatılı sıradan köy sakini evlerinden bolca görüyoruz. Kiremit çatıları ile aristokrat evleri daha nadir de olsa karşımıza çıkıyor. Bu yöndeki ilk soylu evimiz, 200 yıllık olan ve günümüzde de konaklama hizmeti veren Jisan Gotaek Evi oldu. Köyde bazı evler butik otel olarak konaklama hizmeti veriyorlar. Tabii ki geceliği en pahalı olanlar, aristokrat evleri.

Yürüyüş sonrası hedefimiz olan kiliseye ulaştık. Bu kilisenin tarihi hakkında net bir bilgi yok. Ancak mimari olarak çok aykırı bir kilise. İçinde özel bir şey yok ama dışı ilginç. Bu kilisenin çan kulesi ana yapıdan ayrı, yani çan kulesi bina dışında duruyor.

Kilise sonrasında, elimizde harita ve rehberlerimiz eşliğinde dar sokaklar arasında yürümeye devam ettik. KÖyü gezdikçe bana saman çatılı evler daha sevimli geldiler.

Hahoe Folk Village içindeki önemli tarihi bir konut da Chunghyodang Evi. Burası köyün en önemli ve gösterişli evi ve tahmin edeceğiniz gibi köyün de en saygın aristokrat ailesine ait. Yani “Yangban” sınıfından insanlara ait bir ev. Bu terim, Joseon Hanedanlığı döneminde toplumun asil, yönetici ve entelektüel sınıfını ifade ediyor.

Köyün en ünlü ağacı, 600 yıldan daha eski olan ve içinde “Samshin” Tanrıçasının yaşadığına inanılan zelkova ağacı. Samshin (Samshin Halmeoni) Kore mitolojisinde doğumun, doğurganlığın ve çocukların koruyucusu olan tanrıça olarak bilinir. “Samshin”, “üç tanrısal güç” anlamını taşıyor ve bu üç güç genellikle doğum, yaşam ve büyüme olarak yorumlanıyor. Bu ağaçın doğurganlığa yardımcı olduğuna inanılıyor. Geleneğe göre, dileğinizin tanrıça tarafından kabul edilmesi için bu kutsal ağacın etrafında üç tur atıp, ardından tanrıçaya olan dileğinizi küçük bir kağıda yazmanız ve bunu ağacın etrafındaki iplere bağlamanız gerekiyor. Samshin kültü, Kore’nin eski şamanist inançlarının bir parçası. Budizm’in yayılmasından sonra bile halk geleneklerinde güçlü bir şekilde yaşamaya devam etmiş.

Daha sonra köyün diğer evlerini ve kalan kısmını bir daire çizerek gezmeye devam ettik. Benim başka bir sevdiğim yer ise salıncakların bulunduğu bölüm oldu. Bizim grubun, yüreği çocuk gezginleri sıra ile salıncakların tadını çıkarttılar. Bu yazıları yazarken ve yazı fotoğraflarıma baktığımda, zaman zaman ” Ben niye yapmadım ki?” diye kendi kendime sorduğum anlar olmuştur. Bu fotoğrafta bana “Niye ben de sallanmadım ki?” dedirten fotoğraf oldu.

En son olarak Kore ve Japon kültürlerinde sonbaharın son güzelliği olarak anılan Tatar Yıldız Çiçeği (mor yıldız çiçeği) tarlaları arasından geçerek başladığımız yere dönmüş olduk. Otobüse binerek kendi aracımızın olduğu yere ulaştık. Bu köy, Güney Kore gezilerinizin olmazsa olmazı olmalı. Köyde yaklaşık 1,5 saat kaldık ama yetti mi? Hayır! Biz en baştan gezi planımızı yaparken bir tercih yaptık; “Little, little..Into the middle!

Daha sonra kendi aracımıza atlayıp Gyeongju Şehrine doğru yola çıktık. Yaklaşık 150 kilometre kadar yolumuz var ve yolculuk 2.5-3 saat sürecek. Araçta yakalandığımız yağmur, Gyeongju şehri gezimiz boyunca devam etti.

Güney Kore’nin tarih ve kültür açısından en zengin şehirlerinden birisi Gyeongju‘dur ve Kore’nin “açık hava müzesi” olarak bilinir. Bu şehrin bulunduğu bölge, M.Ö. 57–M.S. 935 yılları arasında hüküm süren, Silla Krallığı’nın başkentiydi. Silla, 7. yüzyıl sonlarında Kore yarımadasını ilk kez ve neredeyse tamamen birleştiren krallıktı. Yaklaşık bin yıl boyunca Kore Yarımadası’nın politik, kültürel ve sanatsal merkezliğini bu şehir yaptı. Gyeongju’nun bu uzun dönem boyunca geliştirdiği zengin miras, onun UNESCO Dünya Kültür Mirası listesine girmesine neden olmuş. Yani biz bu şehrin kendisini gezerek, Kore’deki 8. UNESCO alanımızı da ziyaret etmiş olacağız. Gyeongju, hâlâ eski Silla döneminin havasını koruyor. Sokaklarda geleneksel çatı biçimleri, taş duvarlar ve tarihi kalıntılar yan yana görülüyor. Yazılana göre bahar aylarında (özellikle nisan ayında) Gyeongju kiraz çiçekleriyle çok etkileyiciymiş.

Bu şehirde ilk gezeceğimiz yer Tumuli Park-Daereungwon (te-rüng-won okunur) olacak. Tumuli Park-Daereungwon, Silla döneminden kalma höyük mezarlarından oluşan bir kompleks. Silla döneminin insanları, ölülerine höyükler inşa ederek saygı gösteriyordu. Bunların en büyükleri, elbette kraliyet ailesine ait olanlar. Gösterişli ve büyükler kraliyet ailesine ait olsa da, bu durum sıradan insanların da ölülerini gömerken, aynı gelenekleri izlemelerini engellemiyordu.

Çoğu mezarın tahta tabutu yer seviyesinin altındadır. Mezarların sağlam yapısı, yağmacıların erişimini zorlaştırmış ve bu sayede kalıntılarının birçoğu günümüze kadar iyi korunmuştur.

Tümülüs Park Kompleksinde Silla döneminden kalma 23 kral, kraliçe ve soyluya ait mezar bulunmakta. Bu höyüklerin çoğu kapalı ve yalnızca birkaç tanesi ziyaretçilere açık. Açık olanları da sadece dışarıdan görebiliyoruz. Bu mezarlardan çok azının kime ait olduğu ve tarihi belirlenebilmiş.

Daereungwon’daki tek ziyaret edilebilir mezar odası, 1973’te kazılan ve 5.-6. yüzyıllarda yaşamış bir Silla kralı ve eşine ait çift mezar.

Gyeongju’nun Tümülüs Parkı’ndaki en ünlü mezar da budur. Cheonmachong veya Türkçesi ile “Uçan At-Göksel At” Mezarı diye adlandırılır. Biz bu mezarı gezdik. Alan çok güzel düzenlenmiş. Mezar odası, tabut ve içinden çıkanların imitasyonları, bulundukları konumda sergileniyor.

Mezardan çıkarılan çok sayıda altın hazine Gyeongju Müzesi’nde sergilenmekte. Mezarda bulunan at zırhına çizilmiş uçan at resmi ise şu anda Seul’delki müzede sergileniyor. O resimde atın ayakları kanatlıdır. Bu ünlü resim, erken dönem Kore devletinde şamanizm ve at kurban etme fikirleriyle ilişkilendirilir. Bu höyük kazısında ahşap tabut odası, altın taç, at eyerleri, silahlar ve süs eşyaları bulunmuş.

Daha sonra alandaki diğer höyükleri dışarıdan gezdik.

Sadece Asya’da değil ama muhtemelen tüm dünyada hayatta kalan en eski gözlemevi unvanını elinde tutan Cheomseongdae (Çom-song-de diye okunur) Gözlem Kulesi‘ni yağmurun şiddetlendiği zamanda ziyaret ettik. Bu sade görünümlü ve zamanının bilimsel yapısının 632-646 yılları arasında inşa edildiği düşünülüyor. Taş bloklardan yapılmış ve yaklaşık 9 metre yüksekliğindeki yapının silindirik gövdesi yukarıya doğru gittikçe daralıyor.

Güney cephesinde kare şeklinde küçük bir pencere bulunuyor. Pencerenin alt kısmındaki bölüm toprak yapı ile dolu ancak üst kısmın içi boş. Bir düşünceye göre bu pencereden içeriye girilip gözlem yapılırmış. Yapının her taşında ve katmanında bilimsel bir gerçeklik olduğu iddia ediliyor. Şöyleki kulede bulunan 29 taş katmanı, bir ay (lunar sistem) ayındaki 29,5 güne karşılık gelir. Yuvarlak gövdenin 27 katmanı, ayın 27,3 günlük yörünge döngüsünü temsil eder. Pencerenin üstündeki ve altındaki 12 taş katmanı, yılın 12 ayını ve 24 mevsimsel bölümü sembolize eder. Gövdenin en alttaki altı katmanı sırasıyla 16, 15, 15, 16, 16 ve 15 taş levhadan oluşur. Bunlar, kış gündönümü, ilkbaharın başlangıcı ve ilkbahar ekinoksu dahil olmak üzere Kore mevsim takvimindeki çeşitli önemli olaylar arasındaki gün sayısını temsil eder. Son olarak yapıdaki 365 adet taş tuğla (çıkıntılı altı taş hariç ve iç kısımdaki bir taş dahil) yılın 365 gününü temsil etmektedir. Adının anlamı kelimenin tam anlamıyla ” Yıldızları Gözlemleme Platformu ” olarak tercüme edilen yapı, ilk olarak yaklaşan hava şartlarını tahmin etmek için kullanılmış. Daha sonra, kozmolojinin en eski biçimlerinden bazıları olan ekinoksları ve mevsimsel gün dönümlerini belirlemede rol oynamış.

Gerçekten ilginç bir yapıydı. Yine etrafta yağmur, çamur demeden getirilen çocuk dolu. Sanırım Kore’de sınıflarda ders yapılması kadar, sahada da bolca uygulamalı dersler oluyor. Tarihi ve doğayı yerinde öğreniyorlar.

Öğle yemeği için serbest zaman verdiğimiz saatlerde alanda bulunan diğer höyükleri, Gyerim Ormanlık alanını ve Banwolseong (Yarım Ay Kalesi) gibi alanları gezdik.

Gyerim, küçük bir ormanlık alandır. Adı tam anlamıyla “Horoz Ormanı” anlamına gelir. Tarihî ve efsanevi bir ormandır ve Kore kültüründe önemli bir yere sahiptir. Özellikle Silla Krallığı döneminin doğuşuyla ilişkilendirilir.

Koru, Gyeongju’nun merkezindeki eski Silla krallık sarayının (Banwolseong) yakınında yer alır. Yakınlardaki önemli yerler arasında Banwolseong Kalesi, Cheomseongdae , Gyeongju Ulusal Müzesi ve Kraliyet Mezarları Kompleksi bulunmaktadır. Tepeden baktığımızda alanın ne kadar geniş ve tarihi eserler bakımından ne kadar zengin olduğu kolayca anlaşılıyor.

Gyerim Ormanının hemen yanında eski Silla Krallığı saray kalıntıları yer alıyor. Burası, Silla döneminde kralların yaşadığı asıl saray alanıydı.

Gyeongju Ulusal Müzesi, Silla Krallığı’nın tarihini, kültürünü ve sanatını en kapsamlı şekilde sergileyen çok önemli bir müze. İlk olarak 1945’te Gyeongju İmparatorluk Müzesi adıyla kurulmuş. 1975 yılında da bugünkü adıyla ama yeniden düzenlenerek halka açılmış. Müze, UNESCO Dünya Mirası listesinde yer alan Gyeongju Tarihi Alanları ile birlikte şehrin kültürel merkezlerinden biri. Gyeongju’ya gelmişseniz mutlaka gezmeniz gereken bir yer.

Ana Sergi Salonunda Silla dönemine ait altın taçlar, mücevherler, bronz aynalar, at koşum takımları gibi arkeolojik eserler sergileniyor.

Müzenin Sokguram Salonu, Bulguksa ve Sokguram’dan getirilen Budist heykeller, taş oymaları sergiler.

Wolji (Anapji) Salonu’nda, Donggung Sarayı ve Wolji Göleti kazılarında bulunan günlük kullanım eşyaları, seramikler, ahşap objeler sergileniyor.

Açık Hava Sergi Alanında, Silla dönemine ait taş pagodalar, fenerler, dev çanlar (özellikle Kral Seongdeok’un Büyük Çanı, Kore’nin en büyük bronz çanı) sergileniyor.

Müzede yaklaşık 1 saat kadar zaman geçirip sergilenen eserleri ziyaret etmeye çalıştık. Daha sonra da Bunhwansa Tapınağı‘na doğru yola çıktık.

Bunhwangsa Tapınağı, Silla Krallığı dönemine ait en eski Budist tapınaklardan biri. 634 yılında Silla Kraliçesi Seondeok döneminde inşa edilmiş.  Başlangıçta büyük bir Budist kompleksi iken günümüze sadece bazı yapıları ve ünlü taş pagodası ulaşmıştır.

Tapınak çok tarihi bir bölgede yer alıyor. Şimdi boş olan yan taraftaki arazide bir zamanlar devasa bir tapınak/saray inşa ediliyormuş. Ancak ne yazık ki bu kompleks tamamlanmadan önce yıkılmış. Bu sefer saldırı Japonların suçu değil, Moğollar’ın!

Bunhwang” kelimesi “Kokulu Sarı” anlamına gelir; Budist cennetin güzelliklerini simgeler. Üç Katlı Taş Pagoda Silla’da bilinen en eski taş pagodadır. “Tuğla görünümlü taş” tekniğiyle yapılmış (taşlar ince tuğla şeklinde yontulmuş). Aslen 9 katlı olduğu düşünülüyor, bugün sadece 3 katı günümüze ulaşmış.

Köşelerinde bekçi hayvan heykelleri (dört yönü koruyan figürler) bulunuyor. Pagodanın iç kısmında Buda heykelleri ve kutsal yazmalar saklandığı tahmin ediliyor. Bu tapınakta, UNESCO Dünya Mirası kapsamındaki Gyeongju Tarihi Alanları’nın bir parçası.

Woljeonggyo Köprüsü, Silla Krallığı döneminde, 8. Yüzyılda inşa edilmiş ahşap kemerli ve üstü kapalı büyük bir köprü. Orijinal köprü, 760’larda inşa edilmiş. Silla başkentinin güney ve kuzey bölgelerini bağlayan önemli bir yapı.

Joseon döneminde bakım görmediği için 14-15. Yüzyıllarda tamamen yıkılmış ve sadece taş temelleri kalmış. 2013–2018 yılları arasında tarihi kaynaklar ve arkeolojik bulgulara göre yeniden inşa edilmiş. Köprü ahşap yapılı, iki katlı kapalı köprü formunda.

Bu köprünün hem gecesi hem de gündüzünü fotoğraflamak çok zevkliydi. Ama bir tercih yapacaksanız gün ışıklarının kaybolmaya yakın olduğu zaman çok daha güzeldi

Akşam karanlığının çökmeye yakın olduğu zamana kaldık. Ancak Gyeongju’da daha ziyaret etmemiz gereken yerler bitmedi. Daha Gyeongju Gyochon Köyü’nü ziyaret edeceğiz.

Bu köy geleneksel hanok evleri, dar sokaklar ve taş duvarlarla tarihi bir atmosfer sunuyor. Aslında köyün konumu, Cheomseongdae Gözlemevi ve Tumuli Gongwon gibi Gyeongju’nun önemli turistik noktalarına yürüme mesafesinde. Bu köyü, Seul’de Hanok Mahallelerini gezdik diye programda biraz ihmal etmişim ama yanılmışım. Buraya daha çok vakit ayırmamız gerekirmiş. Aslında dürüst olmak gerekirse Gyeongju’da 1 gece daha fazla kalıp, daha raahat gezmemiz gerekirmiş.

Gyeongju Gyochon Köyü, özellikle Silla Krallığı mirasını yaşatan geleneksel bir hanok (Kore evi) köyüdür. “Gyochon” adı, Joseon döneminde burada bir Konfüçyüs okul (Gukjae Seowon) bulunmasından gelir. Kore’nin kültürel miras köylerinden biridir. Hem Joseon dönemi yaşamını, hem de Silla sonrası Gyeongju’nun aristokrat kültürünü yansıtır.

Choi Ailesi’nin Evi Köyün en bilinen evidir. Biz de ağırlıklı olarak bu evi gezdik. Choi ailesi, 9 kuşak boyunca Gyeongju’nun en etkili ailelerinden biri olmuş. İçeride geleneksel hanbok kıyafetlerle evi gezen başka bir turist kafilesi de vardı.

Artık akşamın karanlığı çöktü ve biz daha Donggung Sarayı ve Woljıpond Göleti’ni gezmeye gideceğiz. Gerçi akşam ziyaretine kaldığımız için hiç üzülmüyorum çünkü burası zaten gece ışıklandırması için gezilmesi gereken bir yer. Rehberlerimiz bu saate saray ve göleti gezmeyi iyi denk getirdiler.

Donggung Sarayı, 674 yılında Silla Kralı, Kral Munmu döneminde inşa edilmiş. “Donggung” kelimesi, Doğu Sarayı anlamına gelir ve burada Veliaht Prens’in yerleşim yeri bulunurdu. Saray, resmi törenler, yabancı elçilerin ağırlanması ve önemli devlet kutlamaları için kullanıldı. Sarayın yanındaki Wolji Göleti (Ay Göleti) o dönemde “Anapji” olarak biliniyordu. “Ay göleti” ismi, ay ışığının su üzerindeki yansımasından geliyor.

Zamanında saray kompleksi, tahta köşkler, tören salonları, misafirhaneler ve hizmetkâr alanlarından oluşuyormuş. Wolji Göleti boyutları ise 200 x 180 metreymiş. 1970’lerde göletin kurutulmasıyla çamur balçık içinden 30.000’den fazla eser çıkartılmış. Altın ve gümüş süs eşyaları, Seramikler ve pişmiş toprak figürler, ahşap levhalar, yemek takımları, ejder ve lotus motifli süslemeler göletin dibinden çıkartılmış. Bu buluntular Gyeongju Ulusal Müzesi’nde sergileniyor ve biz de sabah onları görmüştük.

Silla Krallığı’nın yıkılışından (935) sonra saray terk edilmiş ve gölet bakımsız kalmış. 1975’ten itibaren yapılan kazılar ve restorasyonlarla saray ve gölet günümüzdeki turistik görünümüne kavuşturulmuş.

Bu son gezimiz sonrasın Gyeongju şehir gezimiz bitse de, gecemiz daha çok sürprizlere gebeydi. Otelimiz şehrin tarihi yerlerine 6-8 km kadar uzakta, Bomun gölü kenarında olan Sono Calm Hoteldi. Akşam yemeği için otele yakın, göl kenarında dışarıdan pek de sevimli gelmeyebilecek bir restorana gittik. Adı Goobne Restoran olan bu yerde lokal rehberimiz tavuk sipariş etti. Bir süre sonra ortaya serili gazete kağıdı üzerine çeşitli şekillerde fırınlanmış, pişirilmiş ve soslanmış tavuklar geldi. Servis şekli itici görünse de grubun yemek sonrası ortak fikri hayatımızda bu kadar lezzetli bir tavuk yemediğimiz olduğuydu.

Üç veya dört defa daha tavuk siparişi verdik. Üzerine bir de deneme amaçlı pizza söylendi. Pizza da en az tavuk kadar lezzetliydi. Görüntüsü ne olursa olsun, yerel halkın da pek rağbet ettiği bu yerden çok memnun kaldık.

Çok yemek sonrasında yorgun olmamıza karşılık, sindirmeye yardımcı olsun diye göl çevresinde yürüyüş yapmaya karar verdik. Orada da bizi sürprizler bekliyordu. Biz Güney Kore’de olduğumuz sırada 28-31 Ekim tarihleri arasında APEC (Asya-Pasifik Ekonomik İşbirliği) toplantısı vardı. Bu toplantının merkezi de Gyeongju’ydu. Bu nedenle hem Woljeonggyo Köprüsü ve hem de otelin bulunduğu gölde ekstra ışıklandırma çalışmaları yapılmıştı. Biz de onlara denk geldik.

Günü bu şekilde bitirmek çok güzel oldu. Aşağıda Gyeogju gezimize ait bir video da hazırladım. Gezekalın sizlere daha ne yapsın..

Okuyalım ve yayalım lütfen..Bu bilgileri toplamanın , yaşadıklarımla birlikte harmanlamanın ve fotoğraflarla bir araya getirmek için ne kadar emek harcadığımı tahmin edemezsiniz sevgili dostlar..

Gezekalın

Dr Ümit Kuru

12.11.2025

Bir Ülke, İki Zaman: Güney Kore / Andong-4. Gün

Bugün artık gezimizin Seul dışındaki kısmına başlayacağız. Seul’un hakkını verdiğimiz düşünülebilir. Kalan kısımı da Jeju Adası dönüşüne bıraktık. Kore güneyine yolculuk Busan’a kadar sürecek. Busan’da gezip, sonrasında Jeju Adası’na uçacağız. Orayı gezdikten sonra, Seul’e geri döneceğiz.

İlk durağımız bir Konfüçyüs Akademisi olan Dosan Seowon olacak. Seowon, Kore’de Joseon Hanedanı döneminde kurulmuş olan Konfüçyüsçü özel akademilere verilen bir isim. Bu kurumlar hem eğitim yeri, hem de bilginleri onurlandırmak için yapılan anı mekanları olarak işlev görmüşler. Yani öğrenciler bu akademilerde Konfüçyüs felsefesi, ahlak, tarih ve edebiyat üzerine dersler alır, burada muhafaza edilen ünlü bilginlerin tabletlerine (ruh levhaları) saygı gösterir ve belirli günlerde de saygı törenleri düzenlerlermiş.

Seowonlar, genellikle doğayla uyumlu, dağ ve nehir yakınlarına kurulmuş, sade ama zarif yapılar olmuşlar. Günümüzde Kore’de bunlardan az sayıda kalmış. Zaman zaman Güney Kore yerine, sadece Kore yazıyorum ama siz kastedileni anlıyorsunuzdur.

19. yüzyılda yapılan devlet reformlarıyla bu akademiler büyük ölçüde kapatılmış ve yok olmuş olsa da, günümüze kadar ulaşan bazıları tarihi ve kültürel miras olarak korunmaktalar. UNESCO, 2019 yılında “Kore Seowonları” başlığıyla dokuz Konfüçyüs akademisini Dünya Kültür Mirası Listesi’ne almış. Bu dokuz Seowon, hem doğayla uyumlu yerleşimleri, hem de Konfüçyüsçü ahlak ve eğitim anlayışını yansıtan mimarileri nedeniyle listeye girmişler. Andong Bölgesinde bu listeye giren 2 seowon mevcut; Dosan Seowon ve Byeongsan Seowon. Biz bunlardan ilkini gezeceğiz ve hakkında bilgi alacağız. Bu arada Kore’deki 5. UNESCO Kültür Mirası eserini de ziyaret etmiş olacağız.

Kasvetli ve zaman zaman da yağmur yağan bir havada, yaklaşık 220 km yol ve 3,5 saatlik bir zaman harcayarak Seul’den Dosan Seowon’a ulaştık. Yolda coğrafyanın değiştiğine, tarım alanlarının çoğaldığına şahit olduk. Bu akademi Andong Şehrinin 20 km kadar dışında bulunuyor. Otobüs bizleri girişte bıraktıktan sonra, akademiye doğru güzel bir doğa içinde yürüyüşe başladık.

Her seowonun temelinde bir kurucu bilge bulunuyor. Dosan Seowon’un temellerini de 1501–1570 yılları arasında yaşamış Koreli bilge Yi Hwang atmış. Kendisi, Konfüçyüsçülüğü Kore’ye derinlemesine yerleştiren en önemli düşünürlerden bir tanesi kabul ediliyor. Halen kullanımda olan 1000 won’luk banknotların üzerinde Yi Hwag’ın temsili bir resmi bulunuyor.

Kore’de bir dönem yaşamış bilge ve düşünürler, adları dışında kendi karakterleri veya yaşadıkları yerleri anlatan takma adlarla çağrılır ya da kendileri seçerlermiş. Yi Hwang’ın takma adı ise “Toegye“. Kore’ce “to”, dilimizde “geri çekilmek”gye”ise “dere” ya da “akarsu” anlamına geliyor. Dolayısıyla Yi Hwang‘a verilen “Toegye” lakabı, kelimesi kelime anlamıyla “Derenin kıyısına çekilen kişi” veya “Dereye çekilen bilge” anlamına geliyor.

Şair ve filozof olan Yi Hwang zamanının önemli tüm devlet sınavlarını geçip, kraliyet sarayına devlet memuru olarak girmiş. Önemli danışmanlıklar ve kral adına gizli müfettişliklerde bulunmuş. Taviz vermeyen dürüstlüğü ve ahlakı takdir görmüş. Ancak bir süre sonra saray içi entrikalara şahit olunca siyasetten uzak durmaya ve emekli olmaya karar vermiş. 1557 yılında Andong’da, Dosan Vadisinde dere kenarında, Dosan Seodang adlı küçük bir okul kurmuş. Toegye takma adının kaynağı da buradan geliyor. Ölümünden sonra öğrencileri bu okulu genişleterek, 1574 yılında günümüzde Dosan Seowon dediğimiz akademi hâline getirmiş.

Aşağı yukarı her seowonda benzer bazı yapısal özellikler bulunuyor. Yapılar, doğa içine kuruluyor ve manzaraya entegre ediliyor. Akademide ahşap direklerle desteklenmiş, sade ama zarif bir yapıda olan ve öğrencilerin eğitim aldığı bir ana bina, anıt ve tapınma alanı, öğrencilerin ve öğretmenlerin konakladığı küçük geleneksel evler bulunuyor.

Dosan Seowon özeline geri dönersek; Dere kenarından çok güzel bir yolu takip ederek akademiye geldik. Akademinin ön tarafı dereye, arka tarafı dağa yaslanmış durumda. Tam da bir seowonda olması gerektiği gibi. Akademiye ilk girişte, küçük bir lotus göletinin arkasında, buranın en eski binası, ve Toegye’nin ilk kurduğu küçük binayı yani ilk dersliği göreceksiniz.

Daha yukarıya doğru çıkınca karşınıza bir kapı ve kapının iki tarafında birer tane olmak üzere akademinin kütüphane binaları çıkıyor. Kütüphane binalarının ahşap ayakları, içerideki kitapları nemden korumak için yüksek tutulmuş. Kapının arkasında derslikler, öğretmen ve hocaların kaldıkları binalar, daha arkada belgelerin basıldığı bir matbaa bulunuyor.

Bir kapıdan daha geçilerek mutfak ve kiler gibi binaların bulunduğu yaşam alanlarına ulaşıyorsunuz.

Yan merdivenlerden aşağıya inerek, daha yeni olan bölümlere ve müzeye ulaştık. Müzeyi gezdik. Müze küçük olsa da gezilmeye değer.

Bahçede dereye bakan bölümde ortamın dinginliğinin, manzaranın güzelliğinin tadını çıkarttık.

Aşağıdaki fotoğrafta gördüğünüz derenin karşı kıyısında bulunan taş yapı Dosan Seowon’a ait. Buraya “Sisadan” deniyor. Sisadan, şiir sanatına adanmış anıt alanını ifade ediyor. “Si (şiir), sa (tapınak), dan (sunak)” kelimeleri yanyana gelerek, Şairlere adanmış sunak” veya “Şiir tapınağı” anlamına geliyor. Dosan Seowon kurucusu Toegye ve onun öğretileri yüzlerce yıldır devlet ve kraliyet düzeyinde saygı görmüş. Onun ölümünden tam 222 yıl sonra, 1870 yılında bu karşıda gözüken alanda, Kral Gojon bir sınav düzenlenmesini emretmiş. Yi Hwang (Toegye)’in öğretilerini yeniden canlandırmak ve Joseon’daki Konfüçyüsçü değerleri güçlendirmek amacıyla bu sınavın yapılması uygun görülmüş.

Dosan’da devletin izni ile yapılan bu özel sınava “Dosan Byeolgwa ” deniyor. Krallığın özel Konfüçyüsçü akademiler arasından, sadece biri için yaptığı bu sınav, Dosan Seowon’un bir öğrenim merkezi olarak devlet nezdinde hala çok saygı gördüğünü göstermesi ve Seowon kültürünün devlet düzeyinde onurlandırıldığı nadir örneklerden biri olması açısından önemli. O dönemde yapılan bu sınavla ve sadece bu akademiden yetişen 7228 öğrenci arasından, sınavı geçen 11 Dosan Seowon öğrencisi kralın hizmetine girmiş.

Ziyaret etmekten herkesin çok memnun olduğu bu akademiden çıkıp, yukarıda fotoğraflarını gördüğünüz bir başka cennet köşesine kurulmuş Bongjeongsa Tapınağı’nı ziyarete gittik. Bu tapınağa gitmemizin nedeni, onun Sansa Budist Tapınakları’na iyi bir örnek olması.

Sansa” terimi, Kore Yarımadası’nda dağlık alanlarda yer alan Budist manastır ve tapınaklar için kullanılıyor.
2018 yılında Güney Kore’deki yedi sansa tapınağı, bir seri yapı olarak UNESCO Dünya Kültür Mirası listesine alınmış.

Bongjeongsa Tapınağı, Kore’nin en eski ahşap yapılarından birine sahip olmasıyla ünlü ve çok özel bir Sansa Budist tapınağı. Bu arada bu tapınağı gezerek 6. UNESCO Kültür Mirası eseri ziyaretimizi de yapmış olacağız.

Tapınak, Andong’un kuzeyindeki dağ eteklerinde, gür ormanların içinde saklı. Kalabalıktan uzak bu tapınakta olmak sessiz ve dingin bir ruh hali yaratıyor. Silla Krallık döneminde, 672 yılında yapıldığı, daha sonra birçok kez onarıldığı öne sürülüyor. Son büyük yeniden inşa, Goryeo Hanedanlığı döneminde, 1363 yılında gerçekleşmiş ve bu da Bongjeongsa’nın ana salonunun Kore’deki en eski ahşap bina olduğunu gösteriyor.

Hanedanlığın genel olarak Budizm karşıtı tutumuna rağmen, Joseon Krallığı döneminde, 1625 yılında da daha küçük bir yenileme çalışması yapılmış.

Bongjeongsa Tapınağı ana salonu, Kore’de kalan az sayıdaki Goryeo ahşap mimarisi örneğinden biridir. Sütun başlığı konsolları ve kavisli braketlerin kullanımıyla dikkat çeker.

Aslında biz ilk programımızda bu tapınakta konaklama yı planlamıştık. Ancak temmuzda belli olacak dedikleri yer durumu ağustos ayında hala belli olmayınca, başka bir tapınakta konaklamayı kararlaştırdık.Siz bu tapınakta gece konaklamayı planlayabilirsiniz. Bizim konakladığımız tapınak işlerin daha profesyonelleştirildiği bir tapınak gibi geldi bana. Bongjeongsa Tapınağı’nda gece konaklamak, işin özüne daha uygun olabilir belki.

Daha sonra Andong şehrine doğru yolumuza devam ettik. 168.000 nüfuslu küçük şehir Andong, bir kültür ve halk gelenekleri merkezi olarak biliniyor. Gezdiğimiz Dosan Seowon, Bongjeongsa Tapınağı ve gezeceğimiz Hahoe Halk Köyü gibi önemli yerlerin Andong’da bulunması nedeniyle bölge çok turist çekiyor.

Çevrede birçok gelenek yaşatılır ve en ünlü unsurlarından birinin, Andong maskeleri olduğu Halk Festivali, her yıl ekim ayı ortasında düzenlenir. Biz Andong’da hem öğle yemeği yiyeceğiz ve hem de Woryeong Köprüsü ziyaretimiz olacak.

Nakdong Nehri üzerinde, 2003 yılında yapılmasına rağmen, Andong’un simge yapılarından biri olarak kabul edilen Woryeong Yaya Köprüsü‘ne yemek sonrası gittik.

“Ayın gölgesi” anlamına gelen Woryeong Köprüsü Kore’nin ahşaptan yapılmış en uzun yaya köprüsüdür. 387 metre uzunluğundaki köprü, Andong Barajı’nın üzerinden geçer. Kore’ce -gyo köprü demek. Woryeonggyo denince Woryeong Köprüsü anlaşılmalıdır.

Woryeong kelimesi “ay ışığı gölgesi” gibi bir anlama gelir. Efsaneye göre 1500’lü yıllarda bir kadın, hastalanan kocası için kendi saçından ve kenevir ipinden “mituri” (kenevir ayakkabı) yapmış. Ancak kocası iyileşmeden vefat etmiş. Bu nedenle kadın mituriyi ve bir mektubu kocasının mezarına gömmüş. Bu hikaye köprünün mimarisine de yansımış: Köprünün uçlarında mituri şekline benzer platformlar yer alıyor. Köprünün merkezinde ise Woryeongjeong Köşkü bulunuyor.

Köprünün karşı tarafına geçince kendinizi ağaçlar arasında buluyorsunuz. Aslında burada çok güzel yürüyüş parkurları da var. Bizde var olmayan ise zaman!

Köprü hem gündüz hem de gece ziyaret edilebilir. Özellikle geceleri köprü ışıklandırmaları ve nehir üzerindeki ay yansımaları ile ortamın çok romantik olduğu yazılıyor. Bizim gece köprüye gelme şansımız konakladığımız yerin buraya olan uzaklığı nedeni ile mümkün değildi.

Kore’nin her yerinde modern ama ruhsuz gökdelenler bulabilirsiniz. Tepelik yerlerde duvarlarına, bazıları sanat eseri kabul edilebilecek kadar güzel resimlerin çizildiği, yan yana bitişik nizam az katlı evlerle dolu mahallelere “Daldongnae” deniyor. Bu mahallelere tepelerde olması nedeniyle ve aya yakınlığından hareketle “ay köyleri” de deniyor. Son adlandırma olayı, işin romantikleştirilme tarafı olsa gerek.

Güney Kore’nin yoksulluktan az çok kurtulmuş, neredeyse tüm şehirlerinde mevcut olan Daldongnaeler, son yıllarda Kore’nin trend sanat bölgeleri haline gelmişler.  Hayranlık uyandıran bu kültür köylerini gezerken renkli boya katmanlarının arkasındaki hikayelere bakmayı unutmamalıyız.  Çünkü Daldongnae bölgelerinde sanatın işlendiği ev duvarlarının ardında gerçek insanlar yaşıyorlar.

Kore’deki ünlü mural köylerinden bazıları şunlar; Gamcheon Kültür Köyü (Busan’da bulunan bu köy daldongnaelerin en ünlüsüdür. Bunu Busan’da gezeceğiz), Ihwa Mural Köyü (Seul), Dongpirang Mural Köyü (Tongyeong) ve Sungjingol Mural Köyü (Andong).


Sungjingol Mural Köyü, mural köyler (daldongnae) içinde daha sakin ve yerel ruhunu koruyan iyi bir örnek. Bugün ziyaret edeceğimiz son yer de burası olacak.

Başlangıçta gayriresmi bir yerleşim yeri olan köy, 2009 yılında başlatılan sanat projesi ve ardından gelen kentsel yenileme projeleriyle Andong’un en ünlü turistik yerlerinden biri haline gelmiş. Günümüzde köy, çok sayıda duvar resmine ev sahipliği yapıyor.

Bugün için programımızda Andong Hahoe Folk Village gezisi de vardı. Ancak benim reddetmeyeceğim bir teklifle, bu köyün gezisini yarına almayı teklif ettiler. Köye gidişimiz saat 17:00 civarı olacağından gezimiz de mecburen kısa kalacaktı. Bu köyün gezisi sabahtan daha da güzel olacağı ve daha rahat gezeceğimiz için ben de doğru yapılan teklifi kabul ettim.

Andong’da konaklayacağımız otele gidip, günü sonlandırdık. Güzel bir gündü. Zaten Güney Kore’de hangi günümüz kötü geçti ki?

10 Kasımdan dakikalar aldığımız bu anlarda, içimi yine bir hüzün kaplıyor. Modern Türkiye’nin yaratıcısı ulu önder Atatürk’ün ruhu şad olsun.

Gezekalın

Dr Ümit Kuru

10.11.2025