• Arşivler

  • Diğer 532 aboneye katılın
  • Mart 2013 den beri

    • 380.024 ziyaretçi
  • Ocak 2026
    P S Ç P C C P
     1234
    567891011
    12131415161718
    19202122232425
    262728293031  

Odlar Diyarı Azerbaycan: Hanlar Şehri Şeki-Devam

Şeki gerçekten çok sakin, sade, gezmesi kolay ve içinde barındırdığı eserlerle bir o kadar da zengin bir şehir. Yazlık Saray bölgesini gezdikten sonra şehrin kalanını gezmeye devam ettik.

Saraya girdiğiniz yerden çıkıp Azerbaycan edebiyatının önemli yazarlarından Mirza Fetali Ahundovzade’nin adını taşıyan caddeden aşağıya doğru yürüdüğünüzde kervansaraylara ve alışveriş dükkanlarına geliyorsunuz.

Şeki, Büyük İpek Yolu üzerinde bulunan bir şehir. El sanatları, ipekböcekçiliği ve ticaretin önemli olduğu bu şehirde kervansarayların olmaması tabii ki düşünülemez. Şeki, diğer hanlıkların ve birçok yabancı ülkenin ticaret merkezlerini kervan yolları ile birbirine bağlamış bir şehir. Şeki’de 5 tane kervansarayın varlığı biliniyor. Bunlardan günümüze kadar ancak 2 tanesi ulaşmış; Yukarı Kervansaray ve Aşağı Kervansaray.

18.-19. yüzyıllarda kentte inşa edilen kervansaray binaları, yalnızca kervanların ve gezginlerin konaklaması için değil, aynı zamanda çeşitli ticari işlemlerin gerçekleştirilmesi için de tasarlanmış. Yukarı Kervansaray binası üç katlı. Tüccar bodrum katında mallarını depolar, 1. katta ticari ilişkilerini yaparken, 2. katta da yaşarmış.

Kervansarayın kapılarını bir kapattılar mı, orası adeta bir kaleye dönüşürmüş. Bugün kervansarayların eski ticari canlılığından eser kalmamış. Gezdiğimiz 300 odalı olan Yukarı Kervansaray’da bir zamanlar yaşanan hareketliliğe bugünden inanmak biraz zor. Burası otel olarak kullanılmak istenmiş ve düzenlenmişse de burada pek otele benzer aktivite de göremedik.

Yukarı Kervansaray’ın bulunduğu köşeden Fetali Han Hoyski Caddesi boyunca yürüyünce Shekikhanov Sarayı‘na ulaşıyorsunuz. Fetali Han Hoyski, Azerbaycan Demokratik Cumhuriyeti’nin ilk başbakanının ismi.

Biz Shekikhanov Sarayı‘nı Şeki Hanları kışlık sarayı olarak gezdik. Ama aslında sarayın (bence daha çok köşk diyebiliriz) Şeki Hanlarının yakın akrabalarına ait olduğunu bu yazıyı yazarken öğrendim. Duvarlardaki kalem işi çizimler ve boyamalar nedeni ile burada da içeride fotoğraf çekmek yasak.Bir rehber size eşlik ederek tek tek odaları anlatıyor.

Burası uzun, dikdörtgen biçimli iki katlı bir yapı. İç süsleme unsurları gezdiğimiz Şeki Hanları Sarayının içindekilere benzer tarzda. Her katta üç oda ve iki küçük koridor var. Yani diğer saraya göre daha küçük. Birinci kattaki odalarda şöminelerin yerleştirildiği kış salonları bulunuyor. Bu şöminelere “buhari” deniyor. İkinci kat, birinci kata benzer şekilde ve misafirler için tasarlanmış. Buradaki duvar çizimlerinin karakterleri savaşan tarzda değiller. İranlı şair Nizami’nin Leyla ile Mecnun ve Yedi Güzeller gibi şiirlerinin kahramanları duvarlara resmedilmiş. Pencereler yine şebeke sanatında yapılmış. Maalesef saray içinin fotolarını yine açık kaynaktan elde ederek paylaştım.

SHEKİKHANOV SARAYI DUVAR SÜSLEMELERİ

Gödek Minareli Mescid 19. yüzyıl camisi. Çok estetik ve güzel bulduğum bir minaresi var. Cami olarak hala kullanılıyor mu? Bilemedim doğrusu.

Shekikhanov Sarayı yakınında bulunan Han Cami ve Mezarlığı ziyaretini yapmayı ihmal etmeyin. Cami 1769-1770 yılları arasında Şeki Hanı Hüseyin tarafından yaptırılmış.

Hüseyin Han öldürüldükten sonra bu caminin mihrabının altına defnedildiğinden cami Han Camisi adını almış. 1853 yılında çıkan yangında bu cami de zarar görmüş. 1928 Rus işgali sonrasında cami ipek böceği deposu olarak kullanılmış. 2021 yılından beri de cami restore ediliyor.

Caminin yanında Han mezarlığı var. Şeki hanları, aile üyeleri ve akrabaları burada gömülü. Caminin yanında bir de müze açılmış. Biz oradayken kapalıydı. İçini gezemedik.

Han Mescidi gezisi sonrasında yürüyüşünüze devam ederseniz İmam Ali Mescidi‘ne geleceksiniz. Burası 18. yüzyılda inşa edilmiş bir cami ve minare hariç orijinal görünümünü korumuş. Minare Ruslar döneminde yıkılmış. Minare 1997 yılında yeniden inşa edilmiş.

İmam Ali Mescidi gezisi sonrasında yeniden Yukarı Kervansaray’ın bulunduğu yere dönmüş olduk. Karnımızdan gelen gurultuların şiddeti artınca biz de yemek yiyebileceğimiz bir mekan aramaya başladık.

Şeki Palace Otel’in yanında yukarıya, Azadlık Sokağı’na giderek Gagarin Restoran diye bir mekan bulduk. Bildiğimizden değil, bahçe içinde diye girdiğimiz mekanda müthiş bir yemek yedik.

Bir kere mekan çok güzel. Tepeden Şeki manzaranız var. Burada “piti” dedikleri Şeki’nin meşhur yemeğini yemenizi tavsiye ederim.

Piti ayrı ayrı güveç kaplarda ve fırında pişirmek üzere hazırlanıyor. Koyun eti ve sebzelerle (domates, patates, nohut) yapılıp, safranla zenginleştiriliyor. Şeki pitisinde patates yerine haşlanmış kestane kullanılıyor. Seramik kaplara önce nohutlar konuluyor, ardından küçük koyun eti parçaları ekleniyor. Üst katmana ise tuzlu kuyruk yağı ekleniyor. Piti 8-9 saatte pişiyor. Ben kuyruk yağını filan duyunca “ağır gelir, yenmez” filan diye düşünsem de yazımda kullanmak için sipariş ettim. Müthiş bir yemekle böylece tanışmış oldum.

Piti yemenin de bir adabı var. Önce derin ve içinde lavaş bulunan bir tabağa üstte bulunan ve kuyruk yağı ile pişmiş yemek suyunu döküyorlar. Üstüne de sumak koyuyorsunuz. Önce bu sulu kısım yeniyor, ardından da güveçteki yemeği yiyorsunuz. Şeki’ye, Qaqarin Restoranda piti yemek için bile gidilir. Hanım yaprak sarma sipariş etti. O da yemeğinden çok memnun kaldı. Tatlı olarak ise Şeki’ye özgü bir helva var. Onu çok doyduğumuzdan burada yemedik. Kervansarayın altında bulunan dükkanlardan birinden hediyelik olarak aldık. Şeki’den getirilecek iyi bir hediye ararsanız Şeki helvası tercihiniz olabilir.

Azerbaycan’da havanın durumu hiç belli olmuyor. Günlük güneşlik bir havada Şeki’yi gezer, keyifle yemeğimizi açık havada yerken hava birden bozdu ve yağmur başladı. Daha sonra mekandan çıkarak kervansaray altında bulunan dükkanlara bir göz attık. Biz kayda değer bir hediyelik bulamadık ama Şeki helvamızı burada bir dükkandan aldık. Recep Tayyip Erdoğan’ın dükkandan alışveriş yaparken fotoğrafları vardı. Demek ki iyi bir yer diye düşündük.

19. yüzyılda inşa edilen Ömer Hamdi Efendi Camisi yakınlarda bulunan başka bir tarihi eser. Cami günümüze kadar özgün görünümünü korumuş. Rus işgalinden sonra caminin binası depo olarak kullanılmış. 1950 yılından sonra yapı tekrar cami olarak kullanılmaya başlanmış. 1986 yılında çıkan yangın sonrası cami 1987 yılında yeniden inşa edilmiş.

Buradan sonra Gilahlı Cami‘ye (Gilehli Cami veya Gileyli Cami olarak da bulabilirsiniz) doğru gittik. Bu aşamaya kadar Şeki içinde araç kullanmadan gezdik. Şeki Hanları Sarayı otoparkından sonra Gilahlı Camiye kadar 2 km’lik bir yolumuz var. Ama oldukça dar ve tek araçlık sokaklardan geçiyorsunuz. Karşınızda bir cami bulacağınızı sanıyorsanız hayal kırıklığı yaşayacaksınız. Burada sadece ayakta kalmış bir minare bulacaksınız.

Gilahlı Cami, 1749 yılında Şeki Hanı Hacı Çelebi Han tarafından yaptırılmış. 1805 yılında Hacı Şemseddin Bey bu caminin yerine yeni bir cami yaptırmış. Rus işgali sırasında bakımsız kalan cami minaresi dışında çökmüş. Bugün sadece minaresi ayakta duruyor. Burada çok güzel dağ manzaralarına şahit olacaksınız.

Bugüne sığdırmaya çalıştığımız bir başka ziyaret yeri ise Kiş Köyünde bulunan Albaniyan Kilisesi. Dört tarafı dağlarla çevrili olan köyün ana kısmı Tat Dağı’nın eteklerinde yer alıyor. Bu bölgede karbon analizleri ile ortaya konan ve milat öncesi 3000 yıllarına giden yerleşim izleri bulunmuş. Hava iyice bulutlanıp da kararınca, keyif yarım kalsa da Kiş Köyü’ne giden yolun manzaraları harikaydı. Kaynağını Küçük Kafkas dağlarından alan ve köyün kenarından akan aynı Kiş Nehri‘ne eski dönemlerde “Beyaz Su” deniyormuş.

Kiş Albaniyan Kilisesi’nin 12. yüzyılda inşası tamamlanmış. Bazı kaynaklar burasının Kafkaslardaki ilk kilise olduğunu yazıyor. Kilisenin aslında daha eski bir dini alanın üzerine inşa edildiğine dair arkeolojik kanıtlar da bulunmuş.

Biz köye vardığımızda kilise kapalıydı. İçeri girme şansımız olmadı. Kilise bugün müze olarak hizmet veriyor.

Artık konaklama yapacağımız Macara Sheki City Otele gitme zamanı geldi. Biz otele girdik ve valizleri bir köşeye attık. Odada aldığımız Şeki helvalarından tırtıklarken fark ettik ki yakınlarda gezilecek başka yerler var. Hemen otelden çıktık. Yakınlarda bulunan 19. yüzyıl Ermeni Kilisesinin de hatırı kalmasın istedik. Onu da dışarıdan ziyaret ettik.

Sonra yakınlarda bulunan Fuzuli Park içinde bir yürüyüşle Şeki gezimizi bitirmiş olduk. Ne de olsa Azerbaycan’daki son günlerimiz artık. Hayatımdaki en iyi gezi arkadaşım olan eşimle son dakikaya kadar gezmiş olduk

Şeki gerçekten Azerbaycan’da bulunduğunuz zaman içinde ziyaret edilmesi gereken bir şehir. Bu şehri mutlaka gezekalın…

Dr Ümit Kuru

12.09.2023

Odlar Diyarı Azerbaycan: Hanlar Şehri Şeki

İsmayıllı’da kaldığımız otelde hem çok rahat ettik ve hem de ertesi gün nefis bir kahvaltı yaptık. Azerbaycan’da bize en güzel kahvaltıyı bu otel sundu. Buradan Şeki’ye doğru yolculuğumuz var. Şeki bizim Azerbaycan’daki en uzak gezi yerimiz olacak.

Ancak önce dünden bozulan araba freni ile ilgili olarak 35 km ötedeki Qebele’ye gittik. İsmayıllı-Qebele yolu çok güzel manzaralar sunuyor. Zaten Qebele, Şeki’ye doğru yolumuz üstünde bulunan bir şehir. Eskiye uzanan bir tarihe sahip ve yeşili, karla kaplı zirveli dağları ile Qebele Azerbaycan’ın İsviçre’si olarak adlandırılıyor. Tufandağ üzerinde güzel kayak merkezleri bulunuyormuş. 1. yüzyıl tarihçilerinin eserlerinde bahsedilmesinden anladığımız kadarı ile Kafkas Albaniyasının başkenti, altı yüz yıl boyunca Qebele şehriydi. Şehir daha sonra sırasıyla Şirvanşahlar ve Şeki Hanlığı devletinin bir parçası oldu.

Aracımızı kiraladığımız firmanın Qebele’de bir temsilciliği var. Aracın durumu araştırılırken bizim de Qebele’de kısa bir tur atma şansımız oldu. Aracın kısa sürede tamir edilemeyeceği anlaşılınca bize yeni bir araç verildi. Bu araçla birlikte bu sefer Şeki’ye doğru yollara düştük. Yolumuzun uzunluğu 90 km. Ancak Qebele-Şeki yolu da çok güzel manzaralar sunuyor.

Şeki, Azerbaycan’ın en önemli ve tarihi şehirlerinden. Büyük Kafkas Dağlarının güney eteklerinde ve Bakü’nün 352 km kuzeybatısında yer alıyor. Şeki şehri geçmişte Şeki Hanlığı’nın başkentliğini yapmış. Şehrin nüfusu 65.000 civarında.

Şeki Hanlığı (Nukha Hanlığı olarak da bulabilirsiniz) 1747-1819 yılları arasında bölgede hüküm sürmüş hanlıklardan bir tanesi. Okuduklarımdan anladığım kadarı ile aslında bu hanlığın tarihte belirgin bir başarısı yok. Bence en büyük başarıları çevreleri ve uzak komşuları ile iyi ticari ilişkileri sürdürebilmeleri. Zaten bölge halkı da zanaatkar bir halk. Bu topraklarda ipek böcekçiliği, maden işletmeciliği başta olmak üzere ekonomik girdisi yüksek malların ticareti yapılmış. Bu da bölgeye belirli bir zenginlik getirmiş. Hanların sarayları küçük olsa da içindeki, dışındaki şatafat zenginliğin göstergesi olsa gerek.

Şeki bizim Azerbaycan’da en sevdiğimiz şehir oldu. Küçük ve sevimli olmasının yanında Azerbaycan’da görmeyi umduğum tarihi eserlerden bolcasını da görebildik. Şeki isminin kaynağının bölgede bir zamanlar yaşamış olan Saka‘lardan geldiği düşünülüyor. Şeki Şehri eskiden Kiş Vadisi civarında kuruluymuş. Kiş Nehri‘nin taşması ile tüm şehir sular altında kalınca insanlar yükseklere Nukha denilen bölgeye taşınmışlar. Yani aslında Şeki ve Nukha aynı şehir değiller.

Sokaklarını adım adım gezmenizi, en azından 1,5 günü Şeki’ye ayırmanızı tavsiye ederim. Şeki’de Macara Sheki City Hotel adlı bir otelde kaldık. Burası da iyi bir oteldi.

Şeki’ye girdikten sonra doğrudan Nukha Kalesi surları içindeki Şeki Hanlığı Yazlık Sarayı‘nın bulunduğu tarihi merkeze gittik. Şeki’nin yükseklerinde olan 283 hektarlık alan, UNESCO Dünya Kültür Miras Listesi içerisinde bulunuyor. Yani biz bu gezimizde Azerbaycan’ın UNESCO Dünya Kültür Listesi içinde bulunan üç yerini de gezmiş olduk. Nukha Kalesi, Şeki Hanları Yazlık Sarayı, Yuvarlak Tapınak (Nukha Kutsal Kilisesi) aynı alan içindeki yerler.

NUKHA KALESİ ALANI OTOPARKI
ŞEKİ HANLAR SARAYINA ÇIKAN YOL-SAĞDA RUSLARDAN KALMA BİNA

Nukha Kalesi’nin önündeki otoparka aracımızı park edip kale kapısından gezi alanına giriş yaptık. Alanda bulunan kale surları, Şeki Hanları Yazlık Sarayı ve Yuvarlak Tapınak (Nukha Teslis Kilisesi) hariç, alanda bulunan yapılar Rus döneminden kalma. Kale kapısından sonra sağda bulunan ve biz orada iken kısmen tadilatta olan binada hediyelik eşya dükkanları ve sergi alanları var. Devamında gelen yapı ise Yuvarlak Tapınak.

YUVARLAK TAPINAK-NUKHA TESLİS KİLİSESİ

Yuvarlak Tapınak diye bilinen yer konusu biraz tartışmalı. Ortada bulunan ve yuvarlak kubbeli olan bina en eski yapı olarak kabul ediliyor. Burada kullanılan malzeme diğerlerinden farklı. Bu bina yerinde bir zamanlar Kafkas Albaniya’sına ait bir kilisenin var olduğu yazılıyor. Bir başka kaynakta ise alanda eskiden bir caminin olduğu yazıyor. Kesin olan ise Yuvarlak Kubbeli binanın çevresinde olan eklenti binaların, Rusların buraya geliş tarihi olan 1828 yılından sonra yapıldığı.

Eskiden Ortodoks Kilisesi olarak hizmet veren yapı günümüzde Şeki Uygulamalı Halk Sanatları Müzesi olarak hizmet veriyor.

ŞEKİ HANLARI YAZLIK SARAYI GİRİŞİ

Alan gezimizin ana parçası Şeki Hanları Sarayı. Şeki Hanları’nın 2 sarayı var. Önünde bulunduğumuz yer Şeki Hanları Yazlık Sarayı. Bir de daha aşağılarda Kışlık Saray var. Yazlık Saray gerçekten çok güzel ve estetik görünümde. Sarayın sadece bahçesinde fotoğraf çekmeye izin var. İçeride herhangi bir şekilde ve herhangi bir makine ile fotoğraf çekmeye müsaade etmiyorlar.

Sarayın bahçesinde ve girişin önünde iki adet çınar ağacı bulunuyor. Bu çınarların dikilme tarihi 1530 yılı. Sarayın içini bir rehber eşliğinde geziyorsunuz. Bu nedenle de içeriye gruplar halinde alıyorlar. İki katlı sarayı Hüseyin Han inşa ettirmiş. İnşa tarihi 18. yüzyıl ikinci yarısı ve bu sarayı diğerlerinden ayıran en büyük özellik inşası sırasında çivi kullanılmamış olması ve duvarlardaki işlemeler.

Şeki Hanları, sarayın birinci katında Şeki’ye gelen resmi temsilcileri, devlet elçilerini ve diğer konukları kabul ederlermiş. Han ve ailesi ise ikinci katta yaşıyormuş. Sarayın altı odasının duvarlarından her biri ait olduğu yere göre geometrik, botanik ve dövüş resimleriyle süslüler.

Han eşlerinin oda duvarları tamamen çiçeklerle, ağaç dallarına konmuş bülbüllerle, efsanevi kuş ve hayvan resimleriyle süslenmiş. Sarayın ikinci katındaki Han odası duvarları ise savaş sahneleriyle süslenmiş. Hanların farklı yıllarda yaptığı savaşlar, mızrakların uçlarına takılan başlar, üzerinde palmiye, kılıç ve hilal resimleri bulunan bayraklar ve gerçekçi bir şekilde çizilmiş korkunç savaş sahneleri duvarlara konu edilmiş. İçeride fotoğraf çekememek benim için çok üzücü oldu. Ama buraları korumak adına kurallara uyulmalı. Paylaştığım saray içi fotoğraflarını açık kaynaklardan buldum ve paylaştım.

Sarayın pencere ve kapıları, binanın tüm ahşap işleri olağanüstü bir işçilikle yapılmış. Şebeke Sanatı denen bir sanat kullanılmış. Şebeke, 17. asırdan itibaren kullanılan ve kündekari ahşap işlemeciliğine benzer bir ahşap işçiliği. Yapıştırıcı kullanılmaksızın dişi ve erkek geçme tekniği ve geometrik tasarımla oluşturulan ahşap çıtalarda açılan yataklara, renkli camların yerleştirilmesi ve bir tür vitray görüntüsü elde edilmesi esasına dayanan geleneksel bir sanat dalı. Bunun başka örneklerini İran gezimizde de görmüştük.

Yazlık Saray içini gezdikten sonra bahçe ve civarını gezdik. Sarayın hemen yanındaki binada bulunan Seramik ve Uygulamalı Sanatlar Merkezini gezdik.

Burası Azerbaycan Cumhurbaşkanlığına bağlı bir kuruluşun (ABAD) desteği ile 2016 yılında açılmış bir merkez. İçeride çok başarılı seramik eserleri mevcut.

Sarayın arkasında askerlerin kalması için yapılan binalar var. Sarayın kendisi ve bahçesinden son fotoğraflarımızı alarak saray kompleksinden çıktık.

Sarayın surlarını da gezdikten sonra saray bölgesini terk ettik ve Şeki’nin sokaklarını adımlamaya başladık.

Şeki’nin kalan kısmını ayrı bölüm olarak yazsam iyi olacaktır.

Gezekalın

Dr Ümit Kuru

11.09.2023

Odlar Diyarı Azerbaycan: Şamahı-Lahıc-İsmayıllı Gezileri

Bugün yine uzun bir yolumuz var. Azerbaycan Bakü’den başlayıp, doğudan batıya doğru 250 km’yi bulacak bir rotada yol alacağız. Kilometresi fazla olsa da aynı yolun geri dönmesi bugüne olmayacak. Bakü dışında bir yerde konaklamak, teoride bilsem de, pratikte bilinmeze doğru yol almak bizi heyecanlandırıyor.

Önce Bakü’den 90 km ötedeki Mereze Köyü‘nde Diri Baba Türbesi, sonra bir dönem Şirvanşah Devletine başkentlik yapmış olan Şamahı gezimiz olacak. Sonra da İsmayıllı gibi müthiş bir coğrafya içinden geçerek Lahıc Köyü gezimizi yapacağız. Arkasından konaklama yapacağımız Castle Resort Spa Hotel’e geçip günü sonlandıracağız. Yemek için ise İstanbul’da iki yer seçmiştim. Hangisi denk gelirse artık!

Bakü’deki otelimizden ayrılıp, sabah erken saatlerde yola düştük. Bir saatlik bir yol sonrası Mereze Köyü’ne ve Diri baba Türbesine vardık. İki Mereze Köyü var; Bir tanesi Azeri Türk Köyü Mereze, diğeri ise Molokan Mereze Köyü. Molokan Mereze Köyü, Rusların yerleşik olduğu bir köy. Diri Baba Türbesi Azeri Mereze Köyü içinde. Burası aynı zamanda önemli bir halı merkezi. Burada Şirvan halıları grubuna giren Mereze halıları dokunuyormuş.

Müze otoparkına aracımızı bıraktık. Toprak yolun bir tarafında yer alan sahada köy evleri, diğer tarafta ise genel görünüşü ile Ahlat mezarlığını hatırlatan büyük bir Türk (Oğuz/Türkmen) mezarlığı var. Bu mezarları gezmeyi sakın ihmal etmeyin.

Vadiye bakan yamaçta ise Diri Baba Türbesi olarak anılan mezar anıtı yer alıyor. Bir dönem yıkılmaya yüz tutan türbeye 1955 yılında restorasyon projesi uygulanmış ve bu günkü görünümüne kavuşturulmuş.

Diri Baba Türbesi 1402 yılında Şirvanşah Şeyh İbrahim‘in emri ile yapılmış. Türbeye gömülen Kutsal Kişinin kimliğine ilişkin ise kesin bilgi bulunmuyor. Anıtın adının kökeni hakkında farklı hikayeler var. Bunlardan birisine göre türbeye defnedilen kişi Sufi Şeyh Baba‘dır.

Şeyh, ömrünün son günlerini bir hücreye çekilerek ve ibadet ederek geçirir. Hücresinde kutsal kitaptan ilahi sözler okurken ölmüşse de müritleri onun öldüğünü ancak birkaç gün sonra öğrenirler. Yani Şeyh Baba öldüğü halde birkaç gün hayatta kalmış. Bu nedenle kabri üzerine türbe yapıldıktan sonra buraya Diri Baba türbesi adı verilmiş.

Burası dik bir kayaya oyulmuş, iki katlı bir türbe. Mezar ikinci katta bulunuyor. Bu katın üstüne ise kubbe yerleştirilmiş. Birinci kattan, ikinci kata daracık bir merdivenin basamaklarını kullanarak çıkıyorsunuz. İkinci kat, 3 taraftan ışık almasını sağlayan pencerelere sahip.

Biz oradayken bir otobüs dolusu öğrenci alanı ziyarete gelmişti. İçerisi dar olduğundan girişi birkaç kişi ile sınırlıyorlar. Onlar çıkınca sonra yeni bir grup alıyorlar.

Mekanda daha eski zamanlardan kalma mağaralar var. Aslında Diri Baba Türbesi de bu mağaralardan bir tanesine yapılmış. Alanın çok daha eskilere giden farklı öyküsü vardır ama mağaralar hakkında yeterli bilgiye ulaşamadım. Rusların yerleşik olduğu bir köy olan Molokan Mereze Köyü sınırları içinde Nerimankend Mağaraları da var. Sovyet döneminde, kolektifleştirme yıllarında Molokan Mereze köyünün adı, devlet adamı Neriman Nerimanov’un onuruna Nerimankend olarak değiştirilmiş.

Diri baba Türbesinden sonra eski Türk mezarlığını gezdik. Bu mezarlıkta daha fazla zaman harcadık diyebilirim. Buradan çevre manzarası çok güzel gözüküyor. Diri Baba Türbesi bile buradan daha güzel fotoğraf veriyor.

Bu civarda ayrıca çamur volkanları da var. Biz o gün de havanın yağışsız ama yağdım-yağıyorum kıvamı nedeni ile ne Nerimankend Mağaralarına ve ne de bir türlü Bakü’de göremediğimiz çamur volkanlarına gidebildik. Bu alanların ikisi de bozuk zeminde yol yapmayı gerektiriyor. Biz Şamahı’ya doğru yolumuza devam ettik. Yaklaşık 45 km yolumuz var.

Bir zamanların başkenti olan Şamahı’da sadece Cuma Camisini gezip, şehir içinde kısa bir tur atıp Kalakhana Mezarları‘nı gezeceğiz. Ayrıca bu civarda Yeddi Gümbaz Mozolesi, Shakhendan Mozolesi gezilerini de yapabilirsiniz. Biz, bu benzer tarihi eserlerden, sadece Kalakhana Mezarlarını gezdik.

86.000 nüfuslu Şamahı Azerbaycan’ın en eski şehirlerinden bir tanesi. Arap halifeliğinin zayıflamasının ardından Şamahı’da feodal bir devlet olan Şirvanşahlar Devleti kuruldu. 10. yüzyılın başından itibaren Şamahı, Şirvanşahlar Devletinin başkenti oldu. 1734 yılında Nadir Şah Şamahı’yı yok etmiş ve onu şimdiki Ağsu yakınındaki Yeni Şamahı’ya taşımış. İlerleyen zaman diliminde Rus saldırıları ve yaşanan 3 büyük depremle Şamahı ve barındırdığı tarihi eserler yerle bir olmuş. Şamahı’nın gördüğü en büyük saldırılardan bir tanesini ise 1918 yılında Ermeni milisler yapılmış. Bu katliam Şamahı Soykırımı olarak adlandırılıyor.

Cuma Cami (Ulu Cami) yapım tarihi olan 743-744 ile Azerbaycan topraklarındaki en eski camilerden kabul ediliyor. Cami tarihi boyunca önemli restorasyonlar geçirmiş. Caminin avlusunda yapılan kazılarda eski mimariye ait izler gözüküyor. Şimdiki hali ise 2009 yılında yapılan restorasyon sonrası ortaya çıkmış.

Şamahı içinden geçerek 6 km uzaklıkta, Kalakhana Köyü yakınlarında bulunan ve bir mezar kompleksi olan Kalakhana Mezarlarına doğru yola çıktık. Yol boyunca asma bağları arasından geçtik. Uzakta Şamahı’yı görebileceğimiz gelincik dolu bir tarlada fotoğraf çekmek için kısa süreli durakladık.

Kalakhana Mezarları aslında 9 mezar türbesinin bulunduğu bir alan. Burada yer alan dokuz mezardan sekizi günümüze ulaşmış, biri ağır hasar görmüş. Diğer türbeler günümüze sağlam bir şekilde ulaşmış, bazıları ise hiç tahrip edilmemiş.

Mezarlardan sadece birinde kitabe bulunuyor. Bu kitabede anıtın inşa tarihi ve gömülen kişinin kimliği hakkında bilgi var. Kitabede türbenin 1663/1664 yılında yapıldığı yazılıyor. Buradaki türbelerin bir kısmı gayet iyi durumdalar.

Türbeler sanki Selçuklu Kümbetlerinin minyatürleri gibi. Aslında bu tür mimari Şirvan-Abşeron mimarlık okulu eserleri olarak kabul ediliyor. Türbeler çevrelerinden duvarlarla ayrılmışlar.

Kalakhana Mezarları yanında yakınlarda Yeddigümbaz Mozelesi ve Shakhemdam Mozelesi de var. Ama Kalakhana Mezarları aynı türün toplu örneği olunca diğerlerine gitmedik.

Şamahı ziyareti sonrasında güzel bir yerleşim yeri olan Lahıc‘a doğru yollara düştük. Burası İsmayıllı’ya bağlı bir köy. Eğer bu köye uğramadan doğrudan doğruya İsmayıllı’ya giderseniz yolunuz kısalacak ve kolaylaşacaktır. Ama bunu yaparsanız Azerbaycan’ın en güzel ve özgün yerlerinden birisini de atlamış olacaksınız.

Şamahı’dan Lahıc’a direksiyonu kırdığınızda yol sizi dağların içinden geçen bir rotaya götürecek. Biz bu yolda fren balatası arızası yaşadık. Arıza bizim kiraladığımız araç kaynaklıydı ve aracımızı Qebele’de değiştirmek zorunda kaldık. Firma hemen yeni bir araç verdi. Ama o dağlık yolda tıngır mıngır gelmek zorunda kaldık.

60 km olan yolu neredeyse 2 saatte tamamladık. Kafkas Sıradağlarının Babadağ bölümünü geçiyorsunuz. Etraf deseniz mevsim gereği yemyeşil.

19. yüzyılda Lahıc, Azerbaycan’ın bakırcılık, silah üretimi ve deri eşyalar üretim merkezlerinden biriymiş. Köyün yerleşim tarihi daha eski zamanlara gidiyor. Bunu 1000-1500 yıl öncesine tarihlenen kanalizasyon sistemine dayandırıyorlar. Lahıc, Arnavut kaldırımlı sokakları ve meydanları, gelişmiş kanalizasyon sistemleri ve su boru hatlarıyla birlikte erken kentleşme ve mimarinin örneği olan bir köy.

Nehir taşlarından yapılan ve neredeyse bin yıl öncesine dayanan yer altı kanalizasyon sisteminin (kurabandil) dünyada kullanılan en eski kanalizasyon sistemlerinden biri olduğu düşünülüyor.

Lahıc Köyünün bir başka özelliği ise Azerbaycan Demokratik Cumhuriyeti meclisinin ilk başkanı olan Mehmet Emin Resülzade’nin Ruslardan kaçıp burada bir süre saklanması ve Asrımızın Siyavuşu adlı eserini burada yazmasıdır. Eser ilk defa İstanbul’da bastırılabilmiş. Kitabın Azerbaycan’da basılması ise çok yıllar sonra olmuş.

Biz orada iken köyü gezen turist sayısı çok düşüktü. Bir biz vardık diyebilirim. Bu nedenle dükkanlardan açık olanların sayısı çok azdı.

Köyde açık olan bir dükkana girip çay içtik. Azerbaycan’da çayın yanına şeker olarak reçel gelebiliyor.

Daha sonra da İsmayıllı’ya doğru yola devam ettik. Yol çok güzeldi. Ağaçların dallarının birbirlerine iki taraflı kavuşma isteği, yeşilden bir koridor yaratıyor. Quba tarafından daha güzel bir yoldu.

Yaklaşık 35 km sonra yemek yiyeceğimiz Orman Restorana geldik. Nohur Gölü kenarında da restoran var. “Hem gölü göreyim hem de kenarında yemek yiyeyim” dedim ama gölün aslında bir gölet olduğunu anlayıp, havanın da iyice kararmasına bakarak yol üstünde Orman Restoranı tercih ettik.

Ama bence burası doğru tercih oldu. Etleri çok güzeldi. Buradan sonra İsmayıllı Castle Resort & Spa Hotel’e doğru hareket ettik. Otel zaten buraya yakındı. “İsmayıllı’da spa merkezinden ne olacak” demiştim ama kocaman bir termal havuzu ve tesisleri olan bir yere denk geldik. Mayolarımızı getirmediğimize pişman olduk Bir de jest yaptılar, odamıza büyükçe bir meyve tabağı geldi. Daha ne isteriz!

Yakında Şeki’yi anlatan bölümle Azerbaycan gezi yazısını bitireceğiz. Gezekalın…

Dr Ümit Kuru

05.09.2023

Odlar Diyarı Azerbaycan: Quba-Qusar Gezileri

Azerbaycan tarihi ile ilgili yazıları okurken karşınıza Albanya (Albania) diye eski bir krallık ismi çıkacaktır. Albanya “dağlık toprak” anlamına geliyor. Bizim bildiğimiz Arnavutluk ile hiç alakası olmayan ve MÖ 3. ve 4. yüzyıllarda kurulmuş olan bu krallık, bugünkü Azerbaycan ile Dağıstan’ın güneyini kapsayan topraklarda hüküm sürmüş. Albanya 705 yılında Araplar tarafından yıkılmış. İşte biz bugün eski Albanya kaynaklarında bile bahsi geçen ve Bakü’den 170 km kuzeyde bulunan Quba (Kuba) şehrine gezi yapacağız. Quba’yı gezip Qeçreş ve Qusar gezileri yaparak tekrar Bakü’ye geri döneceğiz. Bu bölge bizim Karadeniz coğrafyasını çok andırıyor dediler. Bakalım! Göreceğiz.

Quba’ya kadar giden otoyol boyunca manzarayı doğrusu hiç de sevimli bulmadım. Hazar Denizi kıyılarında bolca bulunan petrol kuyuları ve çorak topraklar dışında pek bir şey yoktu. Yol üzerinde Bakü’den yaklaşık 100 km ötede Beşparmak Kayasını görmek dışında ilginç bir şeye rastlamadık. Öğle öncesi Quba’ya vardık.

Quba’da ilk ziyaret yerimiz Cuma Camisi oldu. Ulu Cami olarak da bilinen Cuma Cami biz oradayken tadilat geçiriyordu. Cami 19. yüzyılda inşa edilmiş ve yapımında kırmızı tuğla kullanılmış. 1933 yılında caminin minaresi ve ekleri ortadan kaldırılmış. Caminin yıkılmasından korkan Quba halkı camiyi bir dönem değirmene çevirmiş. Depo olarak kullanmış.

Azerbaycan kırsalındaki camilerin kendine özgün bir mimarisi mevcut. Bu cami diğerlerine göre daha büyük ve sekizgen bir formu var. Caminin içini de gezdim. Heybetli bir kubbesi var. Kalem işleri yenilenmiş. Minare yakın tarihte eklenmiş.

Quba içindeki diğer gezebileceğiniz yerlerden birisi de Sakine Hanım Camisi. Sakina Hanım Camisi, Azerbaycanlı şair, yazar, bilim adamı, düşünür ve çevirmen Abbasgulu Ağa Bakıhanov’un anısını yaşatmak amacıyla eşi Sakina Hanım Bakıhanov tarafından yaptırılmış. Bakıhanov, Azerbaycan’ın ilk tarihçisi kabul ediliyor.

Sovyet işgali ve özellikle 1928 sonrasında bu cami de hasar görmüş Bakü’den uzaklaştıkça Azerbaycan camilerinin mimarisi çok değişiyor. Çünkü medrese ve caminin çevresindeki diğer yardımcı yapılar o dönemde yıkılmış. Azerbaycan’da 1917’de 3.000’e yakın cami varken, bu rakam 1927’de 1700’e, 1933’te ise 17’ye düşmüş.

Cami binası ilk yıllarda depo, daha sonraları ise dikişhane olarak kullanılmış. 1990’dan sonra ise yeniden özgün işlevine dönüşü sağlanmış. Doğrusu biz gezimizde Azerbaycan’da camilerin dolu, avluya taşan cemaat haline de rastladık diyemeyiz..

Quba’da ziyaret ettiğimiz bir diğer cami de Hacı Cafer Cami oldu. 1905 yılında Quba şehrinin merkezinde inşa edilen cami şehrin en büyük camisiymiş. İnşa ettiren kişi olarak Hacı Cafer’in adı verilmiş.

Caminin en önemli yerlerinden birisi çivi kullanılmadan yapılan ve günümüze kadar korunmuş olan antik oymalı ahşap kapısı.

Caminin minaresi kubbenin üstünde yer alıyor. Minareye çıkmak için sağ tarafta merdivenleri kullanıyorlar.

Quba’da tarihi bir hamam var. Çukur Hamam (Gümbetli Hamam-Kubbeli Hamam) 18-19. yüzyıllardan kalma bir hamam. Biz ancak dışarıdan görebildik. 1985 yılına kadar da hamam olarak kullanılmış. Hatta Fransız yazar Alexandre Dumas Kafkasya gezisi sırasında bu hamamda yıkanmış.

Halen işlevini yitirmiş ve kullanılmıyor. Bence Azerbaycan’da tarihi eserlerle ilgili daha alınması gereken çok yol var. Özellikle Bakü dışında çok daha fazla tarihi eser görmeyi ve ziyaret etmeyi bekliyordum.

Quba, Azerbaycan’da küçük bir şehir. Toplam nüfusu 38000 civarında. Bu şehrin bir diğer önemli özelliği halı dokumacılığı ile meşhur olması. Gerçi biz Quba’dayken gezmemiz tavsiye edilen halı dokuma merkezinde bile in cin top oynuyordu. Belki yerini tam bulamadık diyeceğim ama kocaman da tabelası vardı. Quba halılarının asıl karakteristik özelliklerinden birisi bordürlerinin geniş olmasıymış. Öyle ki Bordürler bazen halının büyük bölümünü kaplıyabiliyorlarmış.

Quba merkezinde gezimizi tamamladıktan sonra merkezdeki parka oturduk ve kendimize çay söyledik. Çaylar semaver ile geliyor. Parkta biraz yorgunluk attıktan sonra Quba sokaklarını yürüyerek gezdik. Quba’da çok güzel evler var. Tuğla evlerin mimarı tarzı bize çok değişik ve estetik geldi.

Quba’da bir yeri daha mutlaka ziyaret etmelisiniz. 3.600 kişilik bir nüfusa sahip olan Kızıl Kasaba (ya da Krasnaya Sloboda) İsrail ve Amerika Birleşik Devletleri dışında dünyanın tek Yahudi kasabası olarak biliniyor.

Azerbaycan, yüzlerce yıl önce İran’dan Kafkas Dağlarına göç eden birçok farklı etnik gruba ev sahipliği yapıyor. Dağ Yahudileri denen Kafkasya Yahudileri de bu etnik gruplar arasında yer alıyor. “Burada Yahudi halkı ne arıyor?” diye soruyorsanız, Yahudilerin Azerbaycan´daki tarihi Babil Sürgününden itibaren başlıyor. Sürgünden sonra Yahudiler önce Güney Azerbaycan’a oradan da Azerbaycan bölgesine yerleşmişler. Azerbaycan, tarih boyunca Yahudilerin rahatça yaşadığı ender ülkelerden birisi olmuş. Hatta Hazar Türklerinin din olarak Musevi dinini seçmelerinde bile bölge Yahudilerinin etkisi olmuş. 1920 yılında Azerbaycan Demokratik Cumhuriyetinin Sovyetler tarafından işgali ile birlikte Azeriler gibi Yahudiler de baskılara hedef olmuş. Bütün sinagog ve merkezler kapatılmış.

Dağ Yahudileri ismi Ruslar’dan geliyor. Ruslar Kafkasya’yı işgal ettikleri zaman at üstünde ve belinde kılıç kuşanan Yahudileri gördüklerinde çok şaşırmışlar ve onlara Dağ Yahudileri adını vermişler. Dağ Yahudileri günümüzde Azerbaycan Yahudi Cemaatinin özünü teşkil etmekteler. Azerbaycan’da on bine yakın Dağ Yahudi’si yaşıyor. Dağ Yahudileri Bakü’de, Quba Kırmızı Kasaba’da ve Oğuz’da yaşamaktalar.

Hilaki (Giləki ) Sinagogu

Kasabada halen faal halde iki adet sinagog bulunuyor. Bunlardan bir tanesi Hilaki (Giləki ) Sinagogu ve diğeri ise Altı Kubbeli (Büyük) Sinagog.

Altı Kubbeli” (Büyük-) Sinagog

Biz kasabaya girip önce gezeceğimiz rotayı doğru yapalım diye turizm merkezine gittik. Ama bir türlü beklediğimiz heyecan ve samimiyeti görevlilerden göremedik. Bu önemli yere daha doğru dürüst temsilciler koymaları gerekir. Sokaklar bomboştu. Sakin sakin gezebildik. Burada bir adet Dağ Yahudileri Müzesi de var.

Kızıl Kasaba’da Qudalçay üzerinde bulunan Kemerli Köprü’ye (Tağlı Köprü) kadar yürüdük. 19. yüzyılda Quba ilçesinde 7 köprü bulunuyormuş. Ancak günümüze kadar yalnızca Kemerli Köprü kalabilmiş.

Kızıl Kasaba’da son fotoğraflarımızı çekip Qeçreş‘e doğru tekrar yollara düştük. Quba’da bir tek Nizami Parkı gezemediğim için üzüldüm.

Kızıl Kasaba’dan sonraki hedefimiz Qeçreş oldu. Aradaki mesafe 15 km kadar. Burası meşe ormanları ile meşhur ve Quba’nın ne büyük köylerinden bir tanesi. Yolun iki yanındaki ağaçların arasından aracınızla yol almanız çok güzel bir duygu. Gerçekten ormanlar içinde çok güzel bir yer.

Bu yol boyunca çok sayıda yemek yiyeceğiniz yer mevcut. Ben İstanbul’da gezi planı yaparken Park Orman diye bir mekanı gözüme kestirmiş ve yemek için burasını seçmiştim. Ama nedense mekan kapalıydı.

Biz de yolda bir yukarı bir aşağıya gidip gelerek kendimizce bir yer seçmeye çalıştık. Doğrusu belki yemek olarak en doğru yeri seçemedik ama en kazık yeri seçtiğimiz kesindi. Yemeklerin hiç bir özelliği olmasa da en fazla ödemeyi burada yaptık. Azerbaycan’da gelen hesabı mutlaka kontrol edin. Beklenmedik bir fatura karşınıza çıkabiliyor.

Burada açık havada mangalı kendiniz de pişirebiliyorsunuz ya da sizin için pişiriyorlar. Köy pilici diye bir sipariş verdim. Ben pek memnun kalmadım ya da iyi bir örneği değildi. Hanım et yedi. Eti daha güzel geldi.

Qeçreş’den devam ederek bölgenin en yüksek yerleşim yerlerinden olan Kınalık Köyüne varıyorsunuz. Keçreş’ten Kınalık yönüne yaklaşık 40 km var ama yol nedeni ile varış 1 saatten fazla sürüyor. Biz Kınalık’a gidişi gelişi ve sonra da Bakü’ye dönüşü düşününce bu rotayı yapmadık. Bunun yerine Qeçreş’de biraz daha oyalanıp Qusar’a doğru yollara düştük.

Qusar şehri adını içinden geçtiği Qusar Nehrinden alıyor. Arapça kökenli bir kelime olduğu düşünülen Qusar “suyu sütten ak, baldan daha tatlı” anlamında. Biz bu şehre bir girip çıktık diyebiliriz. Neriman Nerimanov Parkını gezmeyi planlamıştım aslında. Qusar’ın meyveleri meşhur. Yol kenarı satıcıdan 2 farklı çeşit elma satın aldık. Gerçekten lezzetliydi. Yol kenarı rastlarsanız ve mevsimiyse kaçırmayın..

Burada tesadüfen yaptığımız ama size kesinlikle yapmanızı tavsiye edeceğimiz bir başka aktivite de baklava yemenizdir. Bizim kadayıfa benzer ama daha aromatize tatlarda bir baklavası vardı.

Tüm bu gezilerden sonra Bakü’ye doğru yola düştük. Bu dönüş yaklaşık 3 saatimizi aldı. Doğrusu bu rota biraz zahmetliydi. Konaklayarak gidebilseydik iyi olacaktı ama esas gezimiz ertesi gün başlayacaktı. Dolayısıyla Bakü’ye geri dönmeliydik.

Bakü’den Azerbaycan batısına gezi yazımızda görüşmek üzere..

Gezekalın

Dr Ümit Kuru

01.09.2023

Odlar Diyarı Azerbaycan: Bakü (Devam)

Bakü gezmesi kolay ve zevkli bir şehir. Parkı, yorulduğunuzda çay kahve içmek için mekanı bol bir şehir. Sadece Bakü için en az 2, daha iyisi 3 günü ayırmalısınız. Bakü gezinizi Bakü İçerişehir ve yakınları ve Bakü uzaklar diye ayırabilirsiniz. Qobustan Devlet Tarihi Sanat Koruma Alanı ve çamur volkanları, Ateşgah, yanardağ, Ramana Kalesi ve Ateşgah Bakü uzakları oluyor. Bakü uzakların bir kısmını geçmişte anlattım. Bakü İçerişehir ve yakın çevresini anlatarak başlayalım.

Bakü halkı arasında “Kale“, “Eski Şehir” olarak da bilinen İçerişehir Bakü’nün en eski kısmı. 2000 yılında Kız Kalesi ve Şirvanşahlar Sarayı kompleksini içeren İçerişehir, UNESCO Dünya Kültür Mirası Listesi’ne giren ilk Azerbaycan eseri olmuş. Yani Bakü’de Qobustan Devlet Tarihi Sanat Koruma Alanı ve İçerişehir gezilerini yaptığınız zaman Azerbaycan’ın UNESCO Dünya Mirası Listesi içindeki 3 eserinden 2 tanesini görmüş oluyorsunuz.

Zamanında, Bakü İçerişehir çevresinde kale duvarları ve hendekler bulunuyormuş. Bugün kale duvarlarının bir kısmı halen ayakta ve sağlamlar. Yerleşim yerinde yapılan kısıtlı çalışmalarda aslında bu bölgede yerleşim tarihinin daha eskilere gittiği gösterilmiş.

İçerişehir’i en az 12. yüzyıla tarihleseler de, şehrin kuruluş dönemini 7. yüzyıla kadar götürenler de var. Aslında Şirvan tarihi bir bölgenin ismi. Hazar Denizi’nin batı kıyılarından, Kura Nehri arasındaki bölgeye Şirvan deniyor. Sasaniler döneminde buradaki halkı yönetenler için Şirvanşah terimi kullanılmış. Yani aslında Şirvanşah Perslerden gelen bir ünvan. Arap istilasından önce buradaki şehri, Sasani hanedanlarını temsilen, onların güvenilen akrabaları yönetmişler.

Aynı bölge 9. yüzyıldan sonra Arap istilasına uğramış ve bölge Arap kökenli Mazyad Kabilesi üyelerince yönetilmiş. Başlangıçta halifeler adına bölgeyi yönetenler, 10-11. yüzyıllarda Arapların zayıflaması ile kendileri için yönetmeye başlamışlar. Bunların burada kurdukları ve 861-1538 yılları arasında yaşamış devlete de Şirvanşahlar Devleti denmiş. Devletin başkenti başlangıçta bugünkü Şamahı şehri iken orada yaşanan şiddetli deprem sonrası başkenti Bakü’ye taşımışlar. Safeviler bu tarihten sonra Şirvanşah Devletine son vermiş. İçerişehir özellikle bu dönemlerden çok sayıda esere ev sahipliği yapıyor.

Bakü İçerişehir sokaklarında sabahın erken saatlerinde sokaklar boşken etrafta çok sayıda han, hamam, kervansaray, cami ve eski ev göreceksiniz. Bölge çok güzel korunmuş. Sokaklar da tertemiz. Fotoğraflamak isterseniz bu saatleri tercih etmenizi öneririm.

İçerişehir’in güneydoğusunda büyük bir kule dikkati çeker. Kız Kalesi adı verilen bu anıt yapı; silindirik, yüksek bir kule ile ona ekli duvar bölümlerinden oluşuyor. Bakü’nün sembolü haline gelen ve eski kentin siluetine önemli bir katkı sağlayan Kız Kalesi, bugün denizden ayrı bir konumda gözüküyor. Ancak özgününde Hazar Denizi’nin kıyısında yapılmış. 19. yüzyılın ikinci yarısına kadar bu konumunu koruyan eser, daha sonraları deniz seviyesindeki düşme ve yapılan dolgular sonucunda Hazar’dan kopmuş.

Taştan inşa edilen Kız Kalesi’nin yüksekliği 28 metre, temel kısmındaki duvarların kalınlığı 5 metre. Duvar kalınlığı yapının üst kısmında ise 4 metreye düşüyor. Kalenin kalın duvarları savunma amacı ile inşa edildiği fikri verse de, aslında çok eski zamanlardan kalma bir Zerdüşt Kulesi olduğu hipotezi de var. Genel kabul edilen görüş kulenin 12. yüzyıldan kalma olduğu. Bugüne kadar pek çok tartışmaya konu olmasına rağmen, yapının inşa tarihi ve işlevi tam olarak tespit edilememiş. XIX. yüzyılda Ruslar, yapının üst kısmını onararak, üzerine bir deniz feneri koymuşlar ve kuleyi bu amaçla kullanmışlar.

Kuleye çıkış 15 Manat’tı. İçine girmedik. Bu tip kulelerin en güzel görüntüsünün dışarıdan alınabileceğini zaman bana öğretti. Bu nedenle içine girmedik. Kulenin çizimi bir dönem Azerbaycan banknotlarının üstünde yer almış.

Bakü’de bulunan ve Şirvanşahlar devletinin yöneticilerinin eski ikametgahı olan Şirvanşahlar Sarayı ise Bakü’nün diğer önemli yapısı. Burası aslında bir kompleks. Zamanında daha geniş bir alana yayıldığı düşünülüyor. Burada saray dışında Divanhane, Şirvanşahların türbesi, Şah Cami, Saray Hamamı, av köşkü, saray bilgini Seyyed Yahya Bakuvi’nin Türbesi ve Keygubad Cami kalıntıları da yer alıyor. Saray kompleksi 13. ve 16. yüzyıllar arasında inşa edilmiş.

Bu kadar farklı dönemlerde inşa edilmesine rağmen kompleksin yapıları arasında boyut birliği var. Kübik yapılar, kubbeler ve portallardan oluşan temel mimari formlar uyum ve orantılılık içinde gözüküyor . Binayı gezdiğinizde bir sadelik fark ediyorsunuz. Osmanlı Devleti Bakü’yü ele geçirdiğinde, saray topraklarında onu doğudan çevreleyen bir saray duvarı ve Sultan III. Murad‘ın adını taşıyan bir kapı inşa edilmiş.

Şirvanşahlar Sarayı Planı. 1-Şirvanşahlar Sarayı, 2-Divanhane, 3-Seyyed Yahya Bakuvi’nin mezarı 4-Yıkılan Keykubat Camii’nin bulunduğu yer, 5-Murad Kapısı, 6-Şah Cami, 7-Şirvanşahların Türbesi, 8-Saray Hamamı, 9-Su deposu .

Sarayı sabahın erken saatinde, kalabalık olmadan ziyaret ettik. Bu sayede daha sakin bir ortamda fotoğraflarımızı çekebildik. Saray iki katlı ve dışarıdan pek belli olmasa da 52 odaya sahip.

Sarayın en gösterişli kısmı Divanhane bölümü. Divanhane’nin sarayın kabul salonu olarak kullanılan kısmı olduğu düşünülüyor.

Şirvanşahlar Türbesi, Şirvanşah 1. Halilullah tarafından ailesi için yaptırılmış. Şimdiye kadar içeride 14 adet mezar bulunmuş.

I. Halilullah’ın saray alimi olan ve tıp, matematik ve astrolojiyle uğraşan Seyyed Yahya Bakuvi‘nin mezarının bulunduğu türbe de kompleks içinde yer alıyor.

Şirvanşahlar Camisi ve hamamı ise kompleksin diğer bölümleri. Hamam kısmı epey bir tahribat görmüş.

Şirvanşahlar Sarayı bahçesinden son görüntülerimizi alıp kompleksi terk ettik.

İçerişehir’in Şirvanşahlar Sarayına yakın kapısından çıkınca İsmailiye Sarayı‘na ulaşıyorsunuz. İsmailiye Sarayı günümüzde Azerbaycan Bilimler Akademisi Başkanlığı olarak hizmet veren tarihi bir yapı. Bu yapının hemen yanında Sabir Parkı bulunuyor. Bu park adını ünlü Azerbaycanlı hiciv şairi Mirza Alekber Sabir‘den alıyor.

Bakü şehrinin en eski parklarından biri de Nizami Gencevi adını taşıyan Nizami Parkı. Bu alan 19.yüzyıl sonlarında bir petrol şirketinin çalışanları için yaptırdığı yerleşim köyü ve onun parkı imiş. Bu parkta daha sonraları bir lunapark kurulduğundan, bölge halk arasında lunapark olarak da biliniyor. Parka adını veren ve parkta heykeli olan Nizami Gencevi felsefe, edebiyat, astronomi, tıp, geometri gibi alanlarda çalışmalar yapmış 12. yüzyıl Azeri filozofu ve şairi.

Azerbaycan Edebiyat Müzesi, Nizami Gencevi’nin 800’üncü doğum yıl dönümü nedeniyle 1939 yılında kurulan, 1945’te ziyarete açılan edebiyat müzesi. Müze binasının dış yüzeyine Azerbaycan edebiyatının altı seçkin temsilcisinin heykelleri yerleştirilmiş. Müze binası 1850’de tek katlı bir kervansaray olarak inşa edilmiş. Daha sonra otel olarak kullanılmış. Önemli bir ayrıntı ise 1918’de kurulan Azerbaycan Demokratik Cumhuriyeti hükumetinin bu binada toplanması.

Çeşmeler (Fevvareler) Meydanı sevdiğimiz meydanlardan bir tanesi oldu. Çeşmeler Meydanının adı, ilk olarak Sovyetler Birliği döneminde meydanda inşa edilen düzinelerce çeşmenin bulunmasından geliyormuş. Meydan aynı zamanda şehir yetkililerinin birçok halk festivalleri, gösterileri ve kutlamaları düzenlediği bir yer. Biz orada iken de bir festival vardı.

Bu meydan, Nizami Sokağına çıkıyor. Yürümesi zevkli bir sokak. Burada öğle yemeği yenebilecek çok güzel mekanlar mevcut. Nizami Sokağı’nda içinde Mado’nun da bulunduğu ark içindeki mekanda çok güzel bir öğle yemeği yedik.

Daha sonra Neftçiler Caddesinden sahil tarafına geçerek Halı Müzesine doğru yürüdük. Yol üzerinde Devlet Kukla Tiyatrosu önünden geçerek Halı Müzesine gittik.

Aslında ilk halı müzesi 1967 yılında halıcı ressam Letif Kerimov‘un rehberliği ile kurulmuş ve Dünya’nın ilk ve en büyük halı müzesi unvanını taşıyor. 2014 yılında eski halı müzesi Hüseynov Caddesinde inşaatı tamamlandıktan sonra katlanmış bir halı şeklinde tasarlanan yeni müze binasına taşınmış. Müzede 6.000’in üstünde halı bulunuyor. Orta Çağ’dan günümüze tüm Azerbaycan’ı kapsayan çeşitlilikte değişik bölgelere özgü Azerbaycan halıları sergileniyor.

Müze iki katlı. Katlanmış bir halıyı andıran binanın tasarımı tanınmış Avusturyalı mimar Franz Jantz. Ben bu binanın mimarisini çok sevdim. Kronolojik sırada ve ilk zamanlardan günümüze halılar sergileniyor. Çok güzel bir müze. Bakü’de mutlaka ziyaret edeceğiniz yerlerden olmalı.

Üçüncü Cumhurbaşkanı olan Haydar Aliyev adını ülkenin her tarafında, her köşesinde göreceksiniz. Bu yazının konusu olmasın ama Aliyev ailesi ve Azerbaycan için önemini bir ara yazmak istiyorum.

Haydar Aliyev Kültür Merkezi Bakü’nün diğer simge binalarından. Bina 2012 yılında tamamlanmış. Mimarı Irak kökenli İngiliz kadın mimar Zaha Hadid. Külliyenin projesinde neredeyse hiç düz çizgi kullanılmamış.

Çalışmalarına 2008 yılında başlanan Haydar Aliyev Kültür Merkezi’nin içinde konferans salonu, kütüphane ve medya merkezi, müze, kapalı otopark, hizmet merkezi ve galeriler ile yapay bir göl ve göl kafeteryası bulunuyor. Hazar Deniz’inin yükselişi ve dalgaları mimariye yansıtılmış. Bu binanın önünde bulunan açık hava kafeteryasında sıcak ya da soğuk bir şeyler içerek modern mimarinin baş yapıtlarından sayılan bu binanın keyfini çıkartın. Bizim program yoğun olduğundan müze gezisini yapmadık.

Gelelim Bakü içindeki uzaklara, Ateşgah ve Ramana Kalesi gezilerimize. Bakü merkezin 30 km dışında bulunan Ateşgah dünyada halen var olan 3 ateşgahtan bir tanesi.

Burasının heybeti insanı şaşırtıyor. Surlarla çevrili kocaman bir alanın ortasına yerlemiş bir mabet var. Alanda haç ibadetine gelmiş olan Hintliler var.

Bakü çevresi, Orta Çağ’ın başlarından beri kaynaklarda sönmeyen alevlerin olduğu bir yer olarak anılıyor. Bazı yazılarda burada yanan ateşlerden ve bunlara tapanlardan bahsediliyor. 15-16. yüzyıllarda Şirvan ile Hindistan arasındaki diplomatik ve ticari ilişkiler genişlemeye başlayınca Hintliler buradaki bir tapınağı yeniden inşa etmişler ve tapınmak için kullanmışlar.

On yedinci yüzyıl kaynakları, Bakü’deki ateşe tapınmak için seyahat eden Hintli hacılar hakkında bilgi veriyor. Tapınak bölgesindeki en eski bina 1713 yılına ve en yeni bina 1810 yılına (merkezi sunak) tarihleniyor.

Ateşgah’ta yanan ateş etrafında küçük odalar bulunuyor. Bu odaların küçük penceresi ortada yanan ateşi görüyor. Eskiden haç için buraya gelen Zerdüştler bu odalarda konaklar, pencereden sürekli ateşi izler ve kendilerine çeşitli işkenceler yaparak ibadetlerini gerçekleştirirlermiş.

Mabedin ortasında devamlı yanan ateş eskiden kendiliğinden yanarmış. Günümüzde ise doğal gaz verilerek yakılıyor.

Bu yazımızda anlatacağım son gezi durağı ise Ramana Kalesi (ya da Kulesi). Ramana, Abşeron Bölgesinin geleneksel olan ve Gala köyüyle birlikte bölgedeki en eski yerleşim yerlerinden biri. Bakü merkeze 20 km kadar uzaklıkta. Bu yerleşimin en ünlü yapısı 14. yüzyılda inşa edilen Ramana Kalesi.

Beyaz taştan inşa edilen kulenin kesin yapım tarihi bilinmiyor. Kulenin bazı kaynaklarda 12. bazılarında 14. yüzyılda Şirvanşahlar döneminde savunma amaçlı yapıldığı ve kale olarak kullanıldığı sanılmaktadır. Ben Azerbaycan’da bulunan kuleleri-kaleleri sevdim. farklı bir mimari yapıları var.

Evet Sanal Gezgin arkadaşlarım. Bu yazı ile Azerbaycan Bakü’sü ile ilgili öğrendiklerimi, çektiğim fotoğraflarla birlikte paylaştım. Bundan sonrası Bakü dışında ziyaret ettiğim Azerbaycan şehirlerinin anlatımı olacaktır.

Gezekalın

Dr Ümit Kuru

29.08.223