
Bir yazıyı okurken kendinizi daldan dala atlarken bulduğunuz, başlangıç noktanızla hiç alakası olmayan bir konudan çıktığınız hiç oldu mu? Doğrusu bu bana çok oluyor.

“Gitsek gitsek, Baltık ülkelerinden hangisine gitsek?” diye haritayı incelerken karşıma Estonya çıktı. Bu ülkenin gezi yerlerini, tarihini araştırırken Estonya tarihi içinde “İsveç İmparatorluğu“‘na rastladım. Günümüzün en barışçıl ülkelerinden olan İsveç’in bir zamanlar Baltık Denizi’ni, iç denizi haline getirecek kadar askeri başarılara sahip olduğunu, doğrusu ben yeni öğrendim.
O zamanlar köylü bir toplum iken askeri örgütlenmelerini nasıl başardıklarını, bunu hangi şartların ve kimlerin ortaya çıkarttığını merak ettim ve konudan konuya atlamaya başladım. Sonunda ağır toprak kayıplarına uğrayarak İsveç topraklarını terk etmek zorunda kalan son imparatorun hayatını okurken işin ucu geldi, İsveç Köftesi‘ne kadar dayandı. “Eh! Bundan da bize kısa ve güzel bir hikaye çıkar” dedim ve Osmanlı topraklarından İsveç’e götürülen tarifle ortaya çıkan İsveç Köftesi’nin hikayesini sizlerle paylaştım.

İsveç İmparatorluğu’nun hikayesi, Avrupa tarihinin “en parlak ama kısa ömürlü” başarı öykülerinden birisidir. Soğuk ve az nüfuslu bir kuzey ülkesi olan İsveç, belirli bir disiplini ve yenilikleri takip ederek koca bir kıtaya kök söktürmüş.
İsveç’in yükselişi “Kuzeyin Aslanı” lakaplı Kral II. Gustaf Adolf döneminde, 1611-1648 yılları arasında başlamış. Bu kralın başarısının arkasındaki sır İsveç ordusunu, hantal Avrupa ordularının aksine çok daha hızlı hareket eden, ateş gücü yüksek ve disiplinli, modern bir askeri güç haline dönüştürmesiymiş. Baltık Denizi ticaretinin kontrolünü tamamen ele geçirmekle elde edilen zenginlik ve güç 1709 yılına kadar sürmüş.
Bizim Osmanlının Demirbaş Şarl adını taktığı XII Karl (Charles) Büyük İsveç İmparatorluğ’nun sonuncu lideri olmuş. Karl başta mucizevi zaferler kazanmış. Ancak Napolyon ve Hitler’in yıllar sonra yapacağı hatayı yapmış ve ordusunu Rusya’nın derinliklerine sürmüş. 1709 yılında İsveç ordusu Rus kışında karlara saplanmış, yıpranmış ve Deli Petro‘nun orduları tarafından imha edilmiş.

Yenilgiden sonra XII. Karl, Osmanlı Sultanı III. Ahmed’e bir mektup göndererek, Rus kuvvetlerinin eline düşmekten kaçınmak için “sadece” sekiz gün boyunca Türk topraklarında kalma niyetini belirtmiş. Rusların itirazlarına rağmen Ahmed bu isteği kabul etmiş. Karl ve bir grup İsveç askeri Osmanlı Devleti’nce misafir olarak kabul edilmişler. Osmanlılar, kraliyet misafirlerini ağırlamak için devlet hazinelerini cömertçe harcamışlar. Bugün Moldova sınırları içinde kalan ama o dönemlerde Osmanlı toprağı olan Bender kasabasına yerleştirilmişler. Ama gelin görün ki “8 gün kalıp döneceğim” diyen XII. Karl’ın dönüşü gecikmiş de gecikmiş ve Bender’deki bu kalış tam 5 yıl 3 ay sürmüş. İsveç kralının Osmanlılara olan masrafı o kadar yüksek olmuş ki (günümüz parası ile yaklaşık günde 15000 USD), XII. Karl’a “Demirbaş Şarl” lakabı takılmış. Bu lakap onu ve askerlerini ağırlamak için her yıl ayırmak zorunda kaldıkları büyük para miktarına ve kalışının beklenenden çok daha uzun sürmesine atıfta bulunarak verilmiş.

XII. Karl, ordusu olmamasına rağmen Rusya’ya karşı savaş çıkarma konusundaki ısrarından hiç vazgeçmemiş. Osmanlı’yı Rusya’ya karşı savaşa sokmak için yapmadığı lobi faaliyeti kalmamış. Sultanın annesine Fransa’dan parfümler bile getirtmiş. 1711’deki Osmanlı-Rusya arasındaki Prut Savaşı’nda bizzat cephede savaşan bir komutan değil ama savaşın çıkmasını sağlayan stratejik akıl ve kışkırtıcı güç rolü oynamış. Rusya’nın sıcak denizlere inme politikasının Osmanlı için de büyük bir tehdit olduğunu savunarak, Prut Seferi’nin fitilini ateşleyen en önemli figür olmuş.


Baltacı Mehmet Paşa Rus Ordusu’nu Prut Nehri kıyısında kuşatmış ve imha olacaklarını anlayan Ruslar Osmanlı’nın tüm barış şartlarını kabul etmişler ve taraflar arasında Prut Antlaşması imzalanmış. Demirbaş Şarl ise Osmanlıya ısrarla Rusların tamamen imha edilmesini ve Çar Deli Petro’nun esir alınmasını tavsiye etmiş. Eğer Osmanlı, Demirbaş Şarl’ı dinleseydi ve Deli Petro ve ordusunu orada yok etseydi tarihin akışı nasıl değişirdi ve Osmanlı’nın durumu nasıl olurdu? Bilinemez! Ama bilinen tarihi bir gerçek var ki, savaş alanında kıstırılan Deli Petro’nun kurtulması Karl’a büyük bir öfke krizi yaşatmış. Demirbaş Şarl’ın bu tavrı, konuk ve ev sahibi arasındaki ilişkileri zamanla bozma noktasına getirmiş. Osmanlı dış politikasına bu tür müdahaleleri hoş karşılamamış ve sonunda “Bu kadar misafirlik artık yeter!” diyerek Demirbaş Şarl’dan Osmanlı topraklarını terk etmesini istemiş. Ancak arsız ve saygısız misafir bunu reddetmiş. Gerilimler Şubat 1713’te doruk noktasına ulaşmış. Bender’deki yerel halktan oluşan bir kalabalığın desteğiyle Yeniçeriler, İsveç kralını tutuklamak amacıyla evine yaklaşmış ama ciddi bir dirençle karşılaşmışlar.

Yaşanan kaos ve karmaşayı tanımlamak için bu olaya “Bender Kalabalığı“ denmiş ve Demirbaş Şarl’da İsveç’e giderken beraberinde “kalabalık” kelimesini de götürmüş. Kaos ve karmaşa anlamında “kalabalık” kelimesi bugün hala İsveç dilinde bulunuyor. En sonunda Demirbaş Şarl Osmanlı’ya ve esnafa güçlü bir borç yapıp ülkesine geri dönmüş.


“Tamam da köfte bu yazının neresinde?” diye sorarsanız, ülkesine geri dönen Demirbaş Şarl beraberinde Türk yemek tariflerini de götürmüş. Bunlardan iki tanesi “İsveç Mutfağı” yemekleri olarak görülüyorlar; Bir tanesi “Köttbullar” olarak adlandırılan İsveç Köftesi, diğeri ise “Kåldolmar” olarak adlandırılan İsveç Lahana Sarması. Kåldolmar kelimesindeki “Kål” beyaz lahana anlamına geliyor. Ülkelerinde bizdeki gibi asma yaprağı olmayıp bolca beyaz lahana olunca, onlar dolmayı beyaz lahana yaprağına yapmışlar ve öyle de devam ediyorlar. “Dolmar” kelimesi tahmin edeceğiniz gibi Türkçe dolma kelimesinden geliyor.

Konumuz olan İsveç Köftesine geri dönecek olursak; İsveç, markaları olan köftelerinin aslında Kral XII. Karl’ın Osmanlı’dan getirdiği tarife dayandığını resmen kabul etti.
Her ne kadar kökeni bizden gelse de, İsveçliler bu tarifi zamanla kendi damak tatlarına ve coğrafyalarına göre uyarlamışlar. İşte iki köfte arasındaki temel farklar:
| Özellik | Türk Köftesi (Klasik) | İsveç Köftesi (Köttbullar) |
| Et Türü | Genellikle dana veya kuzu (veya karışımı). | Dana ve domuz eti karışımı (Geleneksel tarifte). |
| Baharatlar | Kimyon, karabiber, pul biber, maydanoz. | Yenibahar ve zencefil (Daha tatlımsı/aromatik bir profil). |
| Bağlayıcı | Ekmek içi veya galeta unu. | Sütle ıslatılmış ekmek kırıntıları veya haşlanmış patates. |
| Sunum | Izgara sebze, pilav veya piyaz ile. | Kahverengi sos (gravy), patates püresi ve lingonberry (dağ çileği) reçeli ile. |
Bizim klasik köftemiz genellikle ızgara tadını ön plana çıkarırken ve yanında acı sos veya piyaz ile sunulurken, İsveçliler köfteyi yoğun, kremalı bir sosun içinde sunuyorlar. Yanındaki o meşhur ekşi-tatlı meyve reçeli (dağ çileği) ise İsveç köftesinin imza dokunuşu. İkea ülkemizde olduğu gibi, tüm dünyada da İsveç Köftesinin tanıtımını ve dağıtımını yapıyor. Bir zamanlar hem ben ve hem de hanım bayılırdık orada köfte yemeğe ve paket halinde almaya. Son zamanlarda paket köftelerin tadı bize biraz eskisi gibi gelmemeye başladı. Yani “Anne Köftesi”nden vazgeçmiyoruz!
Evet sevgili dostlar; Estonya’dan başladık öğrenme okumalarına ve sonunda arsız misafir Demirbaş Şarl’ın tarifi ile İsveç Köftesinden çıktık..
Belki merak edersiniz! Demirbaş Şarl’a ne mi oldu? Ülkesine dönünce yine bir ordu topladı ve komşu ülkelere saldırdı. 1718’de bir kale kuşatması sırasında, düşman mı yoksa savaştan bıkmış kendi askerleri mi hala tartışılan ve kimin attığı bilinmeyen bir kurşunla vurularak öldü. Geride kendi tarifi ile bıraktığı köfteyi ve Türk kahvesi tutkusunu bırakarak..
Gezekalın
Ümit Kuru
13.02.2026
