Noroc Romanya: Bucovina Bölgesi-Boyalı Manastırlar (Painted Monasteries)-2

P6150123.jpg

Bucovina Boyalı Manastırlarından ikinci olarak Sucevita Manastırı’nı ziyaret ettik. Bizim ziyaret ettiğimiz zamanlarda burası tadilattaydı. Dolayısıyla beklediğimiz gibi etkileyici genel bir görüntü elde edemedik. Manastırın dört kulesi ve dört tarafı surlarla çevrili bir yapısı var.

IMG_6540.jpg

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Bucovina’nın Boyalı Kiliseleri, İncil’den kutsal metinlerin kilise içlerine olduğu gibi, kilise dış duvarlarına da resmedilmesi ile önemli ve benzersiz. Kilise içine girmeyenler için dini metinlerin çizim yoluyla anlatılması hedeflenmiş. Renklerin canlılığı öyle güzel ve kalıcı olacak şekilde kullanılmış ki çizimlerdeki ışıltı günümüzde bile hissediliyor.

IMG_6534.jpg

Her boyalı kilisenin kendine has hakim renklerinden daha önceki yazımda bahsetmiştim. Sucevita Kilisesi’nin dış duvarlarındaki çizimlerde hakim olan özellik ise renklerin çok canlı ve diğer kiliselere göre en parlak olması. Bu parlaklık çizimleri yapan zamanın ustalarının boya hazırlarken uyguladıkları yöntemlerde saklı. Kurutulmuş mineraller, yarı değerli taşlar ve nadir bulunan kil karışımı ile boyalar öyle güzel hazırlanmışlar ki hala parlak ve canlı görünüyorlar. 

IMG_6530.JPG

Kiliseler, manastırlar hep o dönemin kral ya da prenslerince yapılmış ama Sucevita Manastırı dönemin zengin bir ailesinin 3 kardeşi tarafından yaptırılmış. Yapım tarihi 1583 ama freskoların boyanması 1595 yılında başlamış. Bu iş neredeyse 50 yıl sürmüş. Manastır çevresinin kule ve surlarla çevrilme işi de daha sonra yapılmış. Bu boyalı manastırın bir özelliği de bölgede bu türden dışarıdan boyama yapılan dini yapıların son örneği olması.  

IMG_6526.jpg

Her boyalı kilisenin bir baş yapıtı var ve Sucevita Boyalı Kilisesinin baş yapıtı da  cennete uzanan merdiven  (The Ladder of Divine Ascent – John’s Ladder) freskosu. 

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Bu freskoda cennete çıkan merdivenlerde yol alanlardan bazılarına melekler yol gösterirken, bazılarını ise iblisler cehennemin ateşine çekiyorlar. Her şey o kadar canlı ve çizimler o kadar etkileyici ki, sanki ortaçağdan kalma resimlerin olduğu bir galeriyi geziyor hissine kapılıyorsunuz.

Kilisenin dış bölüm resimlerinin konuları arasında Adem ve Havva’nın cennetten kovulma sahneleri ve bir bölümde de Hazreti Musa’ya indirilen 10 emir konu edilmiş.

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Kilisenin içi üç bölümden oluşuyor. İlk bölümde Hristiyanlığın ilk yıllarında inananlara karşı uygulanan eziyetler resmedilmiş.  İkinci bölümde kiliseyi yaptıran zengin 3 kardeşten 2 tanesinin mezarı mevcut. Üçüncü bölüm ise kilisenin altar bölümü. Kilise içinin freskolarının renkleri ise hava şartlarından daha az etkilendiğinden, daha da canlı. 

P6150112.JPG

İki boyalı manastır ziyareti sonrasında öğle yemeği için Gura Humorului Kasabasına geri döndük. Bu kasaba konaklama için iyi bir tercih ama iyi örneklerle yemek yiyebileceğiniz mekan bakımından zayıf bir yer. George burada Hilde’s Restaurant adlı bir mekanı yemek yiyeceğimiz olarak belirlemiş. Yemekleri gerçekten çok güzeldi.

IMG_6554

Voronet Manastırı fotoğraflarından görüp de sabırsızlıkla ziyaret etmeyi beklediğim bir boyalı kiliseydi. Burası da rahibelerin yönettiği bir manastır. Bu kilisenin dış duvar freskolarında hakim olan renk ise mavi-gri tonda bir renk. Bu mavi ton öyle benzersiz bulunmuş ki mavinin bu tonuna Voronet Mavisi denmiş.

IMG_6585.JPG

Bu manastır örneklerinin ilklerinden ve bunu Büyük Stephen yaptırmış. Efsaneye göre Büyük Stephen her zaferden sonra yayına bir ok koyar ve gidebildiği kadar uzağa fırlatırmış. Düştüğü yerde ise bir kilise yaptırırmış. Bu işin inanmakta zorlandığım efsane kısmı ama adamın çok kilise yaptırdığı kesin.

IMG_20190615_144430.jpg

Ancak Voronet Manastırının yapımı ile ilgili başka bir efsane daha var ki bu bana olabilecekmiş gibi geldi. Buna göre Osmanlı ile savaşında zor zamanlar yaşayan Büyük Stephen, Voronet yakınlarında bir mağarada yaşayan Daniel adlı bir keşişten tavsiye almaya gelir. Savaşı bu tavsiye ile kazandığına inanan Stephen, zafer sonrası Aziz George‘a adanmış bir kilise yapılmasını emreder. 1488 yılında, sadece 4 ay gibi kısa bir süre içerisinde Gotik tarzda bir Bizans kilisesi inşa ettirir. Tabii ki diğer boyalı kiliselerde olduğu gibi iç ve dış freskoların tamamlanması daha sonraki tarihlerde olmuş.

Voronet Manastırı’nı gezerken bir rahibenin, omuzunda taşıdığı uzun bir tahtaya, elinde bulunan bir tahta çekiçle vurarak manastır çevresinde tur attığını gördük. O zaman için bu hareketin anlamını bilmiyordum. Ama bugün bu yazı için araştırma yaparken öğrendim ki bu Osmanlının dolaylı yoldan yarattığı, buraya özgü bir gelenekmiş. Osmanlı, yönetimini yöre ileri gelenlerine (Voyvoda) bıraktığı ama hakimiyetini kabul ettirip yıllık haraca bağladığı bu toprakların manastırlarında, kiliselerinde çan sesi çalınmasını, duyulmasını yasaklamış. Çanlar da savaşlarda kurşun yapımı için kullanılmış. İşte bu dönemde rahipler/rahibeler halkı dua zamanı kiliseye toplamak için omuzlarına aldıkları bir kalasa veya metal çubuğa (buna toaca deniyor), bir çekiçle vurarak ses çıkartıp, dua zamanının geldiğini haber vermişler. İşte bizim bu manastırda şahit olduğumuz o zamandan günümüze devam eden bir gelenekmiş. 

 Voronet Manastırı’nın şüphesiz ki en değerli freskoları batı cephesi duvarında yer alan “Son Hüküm” ve John’s Ladder adlı boyamaları. Sanki kocaman bir duvara asılı, kocaman bir tablo gibi duruyorlar. Renkler harika! Bu duvarda yüzlerce figür yer alıyor. Etkilenmemek elde değil. 

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Voronet Kilisesi’nin bu kısmı için Doğunun Sistine Şapeli tanımlaması kullanılıyor ki bence bu çok yerinde bir tanımlama. Eğer sadece ve sadece bir boyalı manastır gezilebilecekse, bu manastır kesinlikle Voronet Manastırı olmalı.

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

P6150181.JPG

Bucovina’da dar zamanımızda ziyaret ettiğimiz son boyalı manastır ise Humor Manastırı oldu. Aslında 1415 yılında burada var olan bir kilise yerine 1530 yılında Petru Rareş’in yardımı ile yörenin o zamanki yöneticisi inşa ettirmiş. Voronet ile birlikte freskoları en iyi korunmuş olan boyalı kiliselerden. Burası da rahibeler tarafından yönetilen ibadet yeri. Bu boyalı manastırın hakim rengi ise terra-cotta kırmızısı denen, kırmızıya benzer kahverengi.

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Burada da, o dönemde adet olduğu üzere, Anti-Osmanlıcılığı gösteren bir Kostantinopolis Kuşatması resmedilmiş.

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Evet sevgili Sanal Gezginler… Bucovina sonrası İasi üzerinden uçakla Bükreş’e döndük. Bükreş’te, İstanbul’a uçuş zamanımıza kadar kalan yerleri gezip, son yemeğimizi yedik. Sonrası ise eve dönüş. Dönüp dolaşıp, son durak yuvalarımıza geliyoruz.

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Bu son yazı ile birlikte Romanya gezi yazımızı tamamlamış olduk. Romanya turumuzu ben çok sevdim. “Ne ararsanız vardı” diyeceğim gezilerden oldu. Bu geziyi birlikte planladığımız ama organizasyonu tamamen kendisine ve firmasına ait olan sevgili George Trandafir ve Touring Romania Private Tours firmasına bir kez daha teşekkür ederim.

Gezekalın

Dr Ümit Kuru

03.08.2019 saat 12:53

 

 

 

Noroc Romanya: Bucovina Bölgesi-Boyalı Manastırlar (Painted Monasteries)-1

IMG_6506

Romanya’nın bir bölgesi, bir başka bölgesine asla benzemiyor. Bu özellik, aralarında Türkiye’nin de olduğu, pek az ülkede  vardır. Romanya’nın kuzeyi, güneyinden, doğusu, batısından coğrafik açıdan farklı ve bir bölgesinin gelenekleri, diğer tarafa pek uymayabiliyor. Maramureş Bölgesi ile Bucovina Bölgesi arasında saman balyalarını kurutma yöntemleri bile farklı.

Ben çok renkli ve kendi içinde farklılıklar içeren ülkeleri severim. Romanya’yı en çok bu özelliği ile sevdim.

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Romanya’nın Kuzeydoğusu, Bucovina Bölgesi olarak adlandırılıyor. “Bucovina”, kelime olarak “Kayın Ağaçları Diyarı” anlamında. Tarihsel olarak Bucovina Bölgesinin yarısı Romanya, yarısı da Ukranya’da kalmış. Adında da anlaşılacağı gibi bol ağaçlıklı, verimli ovaları ve Karpat Dağlarının eşsiz manzaraları ile zaten doğası müthiş bir bölge. George’un Bucovina Bölgesinde, Gura Humorului Kasabasında, konaklama için seçtiği yer olan La Roata, inanılmaz güzellikte bir yer çıktı. Konakladığımız yerler içinde burası en sevdiğimiz yer unvanını haklı olarak kazandı. 

Gezimize ilk olarak Paskalya Yumurtası boyaması yaparak geçimine katkı sağlayan bayan Elena Coca’nın evini ziyaret ederek başladık.

Yumurtanın doğal boyalarla ya da balmumu ile boyanması Bucovina Bölgesinin geleneksel  sanatları arasında yer alıyor. Paskalya Yumurtası aslında Hristiyanlık öncesinden gelen bir gelenek. Bizde de nevruz kutlamaları sırasında boyalı yumurta hediye etme adeti var. Yani bu gelenek kadim kültürlerde dünyanın yeniden canlanmasının, baharın gelişinin  sembolü olarak kullanılırmış. Hristiyanlığı kabul eden bazı pagan toplulukları sahip oldukları kültürel adetlerini Hristiyanlık ile bütünleştirmişler ve bu adet isa’nın hayata geri geldiği gün olan Paskalya ile özdeşleştirilmiş.

Ev sahibesi Bayan Elena yumurtaları boyamak için renkli balmumlarını kullanıyor. Çok sabır ve dikkat gerektiren bu işte bir tavuk yumurtasını onun tekniği ile boyaması için 1, kaz yumurtası için 3 ve en büyük yumurta  olan tavus kuşu yumurtası için 1 ay uğraşması gerekiyormuş.

Bize ikram ettiği kimyon likörü ise nefis bir tada sahipti. Hepimiz yumurtalardan satın aldık, gerçekten her birisi sanat eserleriydi.

IMG_1417

IMG_6460

Tarihin çok eski zamanlarından beri yerleşimin olduğu Bucovina Bölgesini meşhur eden, ona önem kazandıran bölüm Boyalı Kiliseler (Painted Churches).  

vedumoldovita

Aslında bu manastır ve kiliselerde de sistem değişmemiş; Transilvanya’daki müstahkem kiliseler gibi, bunlarda da düşman istilalarından korunmak için 15-16. yüzyıl kiliseleri çevresine kule ve duvarlar yapılmış. Düşman ise özellikle kuzeyden, Rusya üzerinden gelen Tatarlar ile güneyden gelen Osmanlılar. Transilvanya Müstahkem Kiliselerinden fark ise Bucovina’da kiliseler dışına çizilen freskolar. Avrupa’nın tek örneği olan boyalı kiliselerin bu özelliği, onları UNESCO Dünya Kültür Mirası Listesi içine sokuyor. 

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Kiliseler dışına İncil’den sahneler, Hz İsa’nın hayatından kesitler, Azizler, melekler, cennet ve cehenneme ait dini motifler çizilmesi Voyvada Petru Mutaş, Büyük Stephan ve Voyvoda Petru Rareş dönemlerinde başlamış. 

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Manastır ve kiliseler içinden en iyi korunmuş durumda olanlarından yedi tanesi  (Humor, Moldovita, Patrauti, Probota, Suceava, Voronet,  Arbore)  UNESCO Dünya Kültür Mirası Listesi içindeler. Sucevita ise bu listeye girmek için onay bekliyor. 

Tam ekran yakalama 01.08.2019 154213.jpg

IMG_6505

Moldovita Manastırı Kilisesi bizim ziyaret ettiğimiz ilk boyalı kiliseydi. Burası rahibelerin bulunduğu bir manastır. Dıştan boyamaları en iyi durumda olan kiliseler arasında sayılıyor. Humor Kilisesi ile birlikte açık verandalı kiliselerin son örneklerinden. Yapımının tamamlanması 1532 yılına tarihleniyor. Bu manastırın yerinde bir zamanlar basit bir ahşap kilise varmış. Büyük Stephen’ın gayrimeşru oğlu olan ve sonradan bölgenin Voyvodalığını yapan Petru Rareş’in yaptırdığı bir manastır. Petru Rareş aynı zamanda Humor ve Probota Kiliselerinin de yapılmasını sağlayan kişi. Zaten manastır içindeki avluda bulunan ve manastır hazinelerinin saklandığı binanın önünde bu adamın bir büstü mevcut. 

Büyük Stephen, Osmanlı ile irili ufaklı tam 36 savaşı yönetmiş ve 34 tanesini Osmanlı’ya karşı zaferle bitirmiş. Çok da dindar bir adammış ve zaferleri sonrasında ya kilise yaptırmış ya da yeniletmiş. Gayrimeşru oğlu olan Prens Petru Rareş ise karşısında Kanuni Sultan Süleyman olunca Osmanlı’ya boyun eğmiş. 

Moldovita Manastırının kilisesinin yapımı 1532 yılı olsa da içi ve dışının freskolarla boyanması 5 yıl  sonra olmuş. Boyalı kiliselerin her birinde hakim olan boya farklı ve Moldovita Boyalı Kilisesinde hakim olan boya renkleri sarı ve mavi. Kilisenin dış duvar boyalı resimlerinin en güzel olduğu bölümler doğu ve güney kısımları. Güney cephede var olan bir fresko bizi fazlaca ilgilendirdi. Bu fresko İstanbul’un kuşatılması ile ilgiliydi.

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Bir kaynaktan okuduğuma göre bu fresko, Avarların yardımını alan Sasanilerin 626 yılındaki İstanbul’u (o zaman ki Kostantinopolis’i) kuşatmalarını resmediyormuş. Ama freskoda kuşatmada kullanılan toplar gözüküyor. Bu nedenle bu fresko, Fatih Sultan Mehmet’in İstanbul’u kuşatıp alması ile ilgili olmalı.

IMG_6472.JPG

Doğu cephesinde, kiliseye giriş kapısının üstünde yer alan Meryem Ana’ya bebek Hazreti İsa’nın sunulması törenini resmeden fresko da çok dikkat çekici olanlardan.

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Bunun dışında Hristiyan aleminin tüm kutsal kişilerini gösteren Jesse Ağacı (Trees of Jesse) freskosu da bu kilisenin güney cephesinde resmedilmiş. Kilisenin içi ise Hazreti İsa’nın hayatına ait İncil’den sahnelerle dolu. Kilise içindekileri Transilvanya’nın gezdiğimiz tüm kiliselerinde bol bol fotoğraflayınca, bu kilisenin iç freskolarını fotoğraflamak için ekstra para vermek istemedim. Zaten Moldovita Kilisesi özellikle dış freskoları ile ünlü.

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Moldovita Kilisesi, Bucovina Bölgesi Boyalı Kiliseleri için çok iyi bir başlangıç oldu. Diğerlerini anlatmayı sonraya bırakalım derim.. Biraz yoruldum da …

IMG_6457

Gezekalın..

Dr Ümit Kuru

02.08.2019 Saat 00:55

Noroc Romanya…

IMG_5324.jpg

Romence “Noroc” kelimesi, içki masasında kadeh tokuşturma sırasında kullandığımız “Şerefe” kelimesinin karşılığı olarak kullanılıyor. “Romanya gezi yazısına neden bu başlıkla başladın ?” diye sorarsanız, bunu açıklamayı yazı sonuna saklıyorum..

Tam ekran yakalama 17.06.2019 232604-001.jpg

05-16 Haziran 2019 tarihleri arasında Romanya gezimizi gerçekleştirdik. Geziye başkent Bükreş‘den başladık. Burada çok kısa bir şehir turu yapıp, Tuna Nehri Deltası turu yapabilmek için, 2 gece konaklayacağımız Crişan Köyüne ulaştık. Avrupa’nın en az bozulmuş ve UNESCO Doğa Mirası Listesindeki Tuna Deltasında inanılmaz güzelliklere şahit olduk.

IMG_3629.JPG

Daha sonra gezimizin ana rotasını oluşturan ve farklı şehirlerde 7 gece konaklayacağımız ve çevresini gezeceğimiz Transilvanya bölümüne başladık.

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Romanya kendi içinde sınırları aniden değişen ve geçişi kesin olarak gözlemleyebildiğiniz farklı güzellikleri barındırıyor. Tuna Deltası’nın sarılı-beyazlı nilüferlerle kaplı, Avrupa’nın en fazla pelikan kolonisinin barındığı sularından sonra, Saksonların yarattığı tipik evleri ile köylerini, orta çağdan kalma şehirleri ve özellikle Türklerden korkularına inşa ettikleri kale kiliselerini ve kalelerini görmek insanı hayrete düşürüyor.

P6070140.JPG

Transilvanya gezimizin başlangıcını UNESCO Dünya Kültür Mirası Listesi içinde bulunan Peleş Sarayı ile yaptık, gecesini ise o güzelim Braşov şehrinde geçirdik.

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Transilvanya’da bazıları 500-600 yıllık Sakson evleri ile çok tipik karaktere sahip Viscri, Malancrav, Biertan,Valea Viilor gibi köyleri gezdik, tatlarına doyamadık.

P6080345.JPG

Sighisoara ve Sibiu ise tam bir orta çağ şehri gibi. Şirin mi şirin bu küçük şehirlerin kaldırım taşları ile döşeli sokaklarında yürümek sizi sanki o günlere taşıyor.

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Tüm Transilvanya gezimiz boyunca Karpat Dağları hep gözümüzün önündeydi. Bükreş’e doğru özellikle askeri amaçla yapılan ve Karpat Dağlarını aşan insan gücünün yarattığı kıvrımlı yollarıyla Transfagaraşan Geçidi ve Balea Gölünü ziyaret ettik.

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Ülkenin kuzeyine doğru çıkıldığında coğrafya bir başka güzel, yeşil daha bir yeşil, yollar ve köyler bir başka oluyor. Ormanlarla kaplı yollar içinden geçiyorsunuz. Evlerin karakteri de yine değişiyor. Evler de artık ahşap işçiliği ön plana çıkıyor. Evlerin avluya açılan büyük kapıları bile sanki birer tablo gibi duruyor.  Romanya’nın değişik bölgelerinden, değişik karakterdeki eski tarihi evlerinin (bazıları 400-500 yıllık), yerlerinden taşınarak  çok geniş bir alanda sergilendiği ve bir arada bulunduğu Sibiu’daki Açık Hava Müzesini de programa almıştık, ne de güzel yapmışız.

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Programımızın ilerleyen bölümlerinde Maramureş Bölgesini de ziyaret ettik. Maramureş Tahta Kiliseleri ile önemli bir ziyaret yeri.

IMG_5803.jpg

Bu bölgeye adım attığınız andan itibaren o güzelim Romanya fotoğraflarının vazgeçilmezi olan saman yığınlarını ve onları yapmaya çalışan köylüleri görmeye başlıyorsunuz.

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

P6130476.JPG

Maramureş Bölgesine gitmişseniz belki de dünyanın en sevimli mezarlığı olan Merry Cemetery’i ziyaret etmenizi ve Mocanita Buharlı Gezi Treni ile birkaç saatlik de olsa bir gezi yapmanızı mutlaka tavsiye ederim.

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

P6130578.JPG

Ve gezimizin son 2 gününü ve gecesini geçirdiğimiz Bucovina Bölgesi;

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Bucovina’ya Dünya Kültür Mirası Listeleri arasında yer alan 500-600 yıllık boyalı kiliselerini görmeye diye gittik ama doğası beni kendimden geçirdi.

P6150154.jpg

Bu kadar zengin ve güzel bir doğa beklemiyordum doğrusu. İçinde freskolara alışık olduğumuz kiliselerin, dışarıdan da freskolarla kaplı olduğunu düşünün! Bu bölgeye özel ve 500-600 yıllık kiliseler çok güzeller ve boşuna UNESCO Dünya Kültür Mirası Listesi içinde yer almıyorlar.

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

En sonunda Iasi şehrine kadar yol yapıp oradan uçakla Bükreş’e dönerek gezimizi tamamladık. Bükreş’te bizi karşılayan başka bir araç ile uçak saatine kadar Bükreş’in kalan kısmını da gezmeyi ihmal etmedik. Bakmayın bu kadar kısa geçtiğime, size anlatacak çok hikayem var. Yazı dizi sonrası daha önce görmemiş olanların Romanya’ya gezi planları yapacaklarına eminim.

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

romania-regions-map

Daha sonradan tekrara girmeyeyim diye buradan kısaca Romanya’ya ait kısa bilgiler de vermek gerekir diye düşünüyorum. Yaklaşık olarak 239.000 km²’lik Romanya toprakları üzerinde, yine yaklaşık olarak 22.000.000 kişi yaşıyor. En uzunu Moldova Cumhuriyeti ile olmak üzere Bulgaristan, Macaristan, Sırbistan ve Ukrayna ile sınırları var. 2007 yılından beri Avrupa Birliği üyesi olduğu halde para birimi Lei (RON) hala kullanımda ve 1 EUR ile yaklaşık 4.65 Lei alabiliyorsunuz. Karşılaştırma kriterim olarak bir litrelik su fiyatı markette 3,5  Lei ve 1 kutu bira 3-5 Lei (Ursus veya Ciucas tercih edin derim).  Orta halli bir restoranda 35-40 Lei, lüks sayılanda ise 75-80 Lei çıkabiliyorsunuz.   Dini bütün bir memleket ve halkının çoğunluğu Ortodoks. 

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

indir

Vlad Tepeş

Romanya ilginç bir tarihe sahip ülke. Bundan yaklaşık 2000 yıl önce, bu topraklarda yaşayan Daçyalılar ile tuz ve altın-gümüş gibi madenlerden zengin bu toprakları sonradan işgal eden Roma halkının karışması ile ortaya çıkan halk, Romenlerin ataları olarak kabul ediliyor. Yüzyıllar içerisinde bu halk ve toprakları bir sürü kavmin istilasına uğramış, topraklarını yönetenlerin boyunduruğu altında kalmışlar. Romanya’yı istila eden onca kavim varken Tatar ve Türkleri en kötüleri olarak görmüş olmaları, bir Türk olarak insanı üzüyor. Tüm bölgeyi bir dönem yöneten Macarlar, Türkler için Eflak ve Boğdan olan Wallachia ve Moldova  bölgelerini Türklere kaptırmışlar. Buraları uzun bir dönem Türklerin ileri karakolları olmuş. Transilvanya bölgesine, Macarların Türklere karşı korunması için davet edilerek gelen Saksonların bölgeye kaleler, kale manastır-kiliseler ve kendi karakteristik mimarı evleri ile katkısı olmuş.

indir (1).jpg

Kral I .Carol

19. yüzyılda bağımsızlığı elde eden ve Alman kökenli bir kral tarafından monarşik bir düzene geçen Romanya, Birinci Dünya Savaşı öncesine kadar Moldova ve Wallachia bölgelerine sahipken, savaş sonrası kendilerine verilen Transilvanya bölgesine de sahip olmuş ve bugünkü Romanya ortaya çıkmış. İkinci Dünya Savaşı ve sonrasında ülkeye gelen Komünist sistem ise Romenler için tam bir felaket olarak kabul ediliyor. Çavuşesku dönemi ülke halkı için tam bir travmatik dönem olmuş. 1989’da Çavuşesku ve yönetiminden kurtulan günümüz Romanya’sı,  artık normalleşmeye çalışan ve ziyarete gelen turistlere yüzyıllar 

images

Nikolay Çavuşesku

içinde  bu topraklara gelen kavimlerin oluşturduğu ortak kültür ve yaşamı sunan bir ülke konumunda. 

Bu kadarlık genel bilgi yeter diyerek gelelim geziyi nasıl gerçekleştirdiğimize; Geziyi Romanya’dan butik turlar düzenleyen bir firma olan, Touring_Romania_Private_Tours adlı şirketle gerçekleştirdik.  Programın temelini hazırladım ama programı gerçekleşebilir hale getiren, konakladığımız mükemmel yerleri öneren ve doğru bilgilerle rehberlik eden firma sahibi George Trandafir oldu. Yemekler için önerdiği yerler çok iyiydi ve ben sizlere  yeri geldikçe bu yerlerin isimlerini vereceğim. Hazır ve aksamayan bir programla gezmek isterseniz kendisini ve firmasını kuvvetle tavsiye ederim. Gezi sonunda George’un Türkiye’den 6 arkadaşı , bizim ise Romanya’dan bir arkadaşımız oldu.

P6120050.JPG

Gelelim “Noroc Romanya” başlığının nereden geldiğine; Her gezimizin tüm günleri aynı zevki vermemiştir bana. Çoğu günler, diğerlerine göre daha zevkli geçer ve gezide bu zevk sonrası mutluluktan içer ve sevdiklerimle kadeh kaldırırım. Ama bu gezinin tüm günleri sonrasında gezginin karşılanmış tüm beklentilerinin tatmini içinde, kadeh kaldırıp “şerefe” yani “noroc” dedim durdum.

Romanya’da geçirdiğimiz son günün gecesinde, masa başında George dahil gezi arkadaşlarımla birlikte, kadehimi kaldırıp George’un öğrettiği şerefe kelimesinin Romencesi ile “noroc Romanya” deyiverdim. O son gece, tüm gezi için mutluluğumun ve memnuniyetimin ifadesi olarak ağzımdan çıkıveren cümlenin, aslında bize kültürü, doğası ve sofra tatlarının zenginliklerini sunan Romanya için, minnettarlığımı anlatan doğru ve öz bir cümle olduğunu düşünüp, gezi yazımın başlığı olarak da seçmiş bulundum.

OLYMPUS DIGITAL CAMERA

Kısa olması gereken girişi uzattık ama Romanya ülkemize yakınlığı, sunacaklarının fazlalığı ile bir gezgin için muhteşem bir ülke. Oraya sadece Stam Broker‘ın yarattğı hayali vampir Drakula karakteri için değil, ülkenin derinliği ve diğer zenginliklerini keşfetmeye gidin derim.

Aşağıda gezimizin videosunu hazırlayan George Trandafir’in bir sunumu var. İzlemenizi tavsiye ederim.

Noroc Romanya!!!

Gezekalın….

Dr Ümit Kuru

19.06.2019 Saat 23.33