Noroc Romanya: Braşov’dan Sighisoara’ya

IMG_4460-002.JPG

segesvar

Kale şehre (Citadel) örnek olarak Sighisoara

850 yıldır Transilvanya topraklarında yaşamış olan Saksonlar önceleri Kuman ve Tatarlar, ardından da Osmanlılardan korunmak için kaleler (Castle), Müstahkem Kiliseler (Fortified Church) ve kale şehirler (Citadel) inşa etmişler. Kale şehirler, kuleli  surların ardında kiliseler-evler ile askerlerin, idarecilerin ve halkın yaşadığı müstahkem yerler oluyor. Bir saldırı durumunda askerler “Kaçın Tatarlar” ya da “Türkler geliyor!” diye bağırırlarmış. Civarda yaşayan köylüler de surlar içine alınıp, kapılar kapatılır ve yüksek surlar ardından, mazgallardan saldırıya karşı durulurmuş.

prejmer

Müstahkem Kilise (Fortified Church) e örnek olarak Prejmer

Saksonlar sadece kendilerine verilen toprakları korumakla ve çiftçilik yapmakla kalmamışlar, zamanla sınırlarına dayanmış Osmanlı ile, yani Doğu ile, ticaret de geliştirmişler.  Avrupa’nın geri kalanı ile Osmanlı arasında bu ticarete aracılık etmişler. Transilvanya’da 300’den fazla müstahkem kilise’den (Fortified Church), 150’ye yakını hala iyi durumdalar ve UNESCO Dünya Kültür Mirası listesi içindeler. Bugün Romanya’da artık Saksonlar çok azalmışlar ancak Transilvanya demek Sakson köyleri, müstahkem kiliseler, kale şehirler demek. Bu Sakson köyleri ve şehirlerinin tabelalarında Romence, Almanca ve Macarca olmak üzere üç dilden birden isim yazıyor. Braşov, Saksonların Siebenbürgen dedikleri 7 önemli kale şehirlerin (Citadel) arasındaki en önemlilerden bir tanesi. Romence Braşov’un Almanca karşılığı KronstadtMacarcası ise Brasso

P6080038-001.JPG

Kale Şehir (Citadel) olarak tarihi Braşov

P6080006.JPG

Braşov’un ve Braşov’un Orta Çağdan kalma evlerinin güzelliğini, dün geç saatlerde şehre gelmemiz nedeni ile  turist kalabalığı yüzünden, yeteri kadar yaşayamadığımızı düşünerek sabahın erken saatlerinde hanımla kendimizi Braşov sokaklarına vurduk.  Sokaklarda birkaç kedi köpek dışında kimsecikler yok. Işık güzel, sokaklar boş, evler ve meydan tüm güzelliği ile ortada. 

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Önce Kara Kiliseye doğru yürüdük. 14. yüzyıl sonlarında yapımına başlanan kilisenin tamamlanması neredeyse 100 yıl sürmüş. Kara Kilise adı ise 1689 yılında Braşov’da çıkan büyük yangın nedeni ile tamamen harap olan kilisenin, sadece ayakta kalan duvarlarının simsiyah renkte olmasından geliyormuş. 18. yüzyılda kilisenin restorasyonu başlamış ve hala da zaman zaman devam ediyormuş. 

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Braşov’un boş halini bol bol fotoğraflayıp, Meclis Meydanında (Council Square) bir zamanlar yapılan ticaretin ne kadar hareketli olduğunu hayal ettik. Meclis Meydanının paralel arka sokağında Avrupa’nın en dar sokağı mevcut (Strada Sforii-Rope Street). İtfaiyecilerin caddeler arasını çabuk geçip, yangına çabuk ulaşmaları için yapılan bu sokak 80 mt uzunluğunda, genişliği ise 1.1-1.35 mt arasında. Bu sokağa açılan 27 pencere altına sanatçılar grafiti çalışmaları yapmışlar.

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Sabah gezisi sonrası otele dönüp kahvaltı yaptık. Sonrasında George’un rehberliğinde şehre yukarıdan bakan Siyah ve Beyaz Kulelerin bulunduğu tepelere doğru, yeşillikler arasından güzel bir yürüyüş yaptık. Braşov’un bu tepelerden manzarası harika.

IMG_4385-001

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

teutonic-knights-cape--104043-umhang-kreuzritter-teutonic-knight-capeBraşov’dan ayrılıp Prejmer Müstahkem Kilise’ye (Prejmer Fortified Church) doğru yola çıktık. Burası UNESCO Dünya Kültür Mirası Listesi içindeki yerlerden bir tanesi. Bu müstahkem kiliseyi Töton Şövalyeleri, (Teutonic Knights)  1212-1213 yılları arasında kurmuşlar. Ortaya çıkışı İsrail’de Akka Limanı merkezli olan Töton Şövalyeleri Tarikatı 1211 yılında Transilvanya’ya gelmişler. Kumanlarla mücadelesinde Macar Kralına yardım ettiklerinden bu topraklarda yaşamalarına izin verilmiş. Saksonlar da onlarla bölgeye gelmişler. Ama sonradan Macar Kralı ile araları bozulunca bölgeden çıkarılmışlar. Macarlar, sadık gördükleri Saksonların ise buralarda kalmasına izin vermişler.

Biz bir kaç tane müstahkem kilise gezdik ama içlerinde en güzeli olan Prejmer‘di. Nereden baksanız 800 yıllık olan bu kilisenin içi, ne kadar korunaklı ve ele geçirilmesinin ne kadar zor olduğunu anlatıyor.

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Kilisenin çevresi kalın surlarla çevrili ve içeride tek odalı çok sayıda ev bulunuyor. Bir savaş durumunda tüm köy bu kiliseye sığınıyor ve kuşatma geçene kadar da bu evlerde yaşıyorlarmış.

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Kilisenin içi sade gibi gözüküyor. Ama aslında zamanında kilisenin tüm iç duvarları fresklerle kaplıymış. 800 yıllık freskolar, Martin Luther‘in Protestanlık mezhebinin Transilvanya’da taraftar bulması sonrasında sıva ile kapatılmış. Romanya’da gezdiğimiz  tüm eski kiliselerde bunu gördük. Kilisenin bazı bölümlerinde altta olan freskoları göstermek için sıvalar sökülmüş.

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Burada kullanılan bazı evler müze olarak düzenlenmiş. Okul olarak kullanılan oda ilginç. Üst katta surların ardında savunma amacı ile kullanılan mazgalların olduğu bölümü mutlaka gezmelisiniz. Öyle bir düzenekle delikler açılmış ki içeriden savunanlarca dışarıdaki düşmanın vurulması kolay ama dışarıdan buraya  ok, mızrak veya mermi ulaşması imkansız denecek kadar zor.

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Burası tarih boyunca 60 kez kuşatılmış ancak sadece 1 kez zapt edilmiş.

Prejmer’den sonra Bran Kalesinin bulunduğu Bran’a doğru hareket ettik. Prejmer’den bir saat süren bir yol sonrasında, Vlad Tepeş’in kalesi olarak Romanya’da en çok bilinen ve ziyaret edilen bir yer olan Bran Kalesine ulaştık. 

P6080193-001.JPG

Kale dıştan güzel. Ama biz orada olduğumuz zaman içinde çok kalabalıktı. Sıra sıra tur otobüsleri bekliyordu. Zaten Romanya’da başka bir yerde de bu kadar tur otobüsünü bir arada görmedim. George kalabalığı görünce kaleye hiç uğramadan, 5 km ötede olan ve tepeden Karpat Dağlarına, Bran Şehrine ve kalesine doğru tepeden panoramik görüntüler alabileceğimiz bir tepeye götürdü. Karpat Dağları ve aradaki vadi, yeşilin en canlı olduğu haliyle nefis görünüyordu. Bran Kalesi içi ile ilgili olarak, “Kalenin dışarıdan o heybetli görüntüsü yanında, kalenin içi çok hayal kırıklığı yaratıyor ” yorumlarını okumuştum. O kadar sıra bekleyip de, “Peleş Kalesinin içinde gördüğümüz ihtişamı göremeyeceksek, en iyisi mi bu tepelerden manzaranın keyfini çıkartalım” diyerek Bran Kalesinin içini gezmeyi programdan iptal ettik. Doğrusu ben hiç pişman değilim ama siz giderseniz kendi tercihinizi yaparsınız. 

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Macar doğumlu Vlad Tepeş esir aldığı düşmanlarını, özellikle de Osmanlı askerlerini kazığa geçirtmek, derilerini süzmek gibi ağır işkencelerle öldürmesi ile nam kazanmış. Tepeş, Romence, “Kazıklı” anlamına geliyor. Fatih Sultan Mehmet ile Osmanlı Sarayında aynı eğitimden geçtiği biliniyor. Sonradan bir fırsatını bulur bulmaz Eflak Prensliğinin başına geçmiş. Kazıklı Voyvadanın hikayeleri, savaşları, kahramanlık ya da gaddarlıkları Romanya’da ve bizim ülkemizde farklı. Ama ortak olan tek şey Vlad Tepeş’in gaddar olması, Drakula filmine esin kaynağı olması. 

IMG_4485.JPG

Bran Tepelerinde zaman geçirmemiz sonrasında Bran Kalesine doğru gidip dışarıdan fotoğraflar çektik.

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Bugün sonraki hedefimiz Viscri Köyü. Bölgede çok sayıda Sakson Köyü mevcut ama bunlar içinde bazıları çok meşhur; Viscri, Malancrav, Biertan, Valea ViilorCopsa Mare bunlardan bazıları. Viscri tüm Sakson Köyleri içinde en meşhur olanı. Meşhur eden ise İngiltere Veliaht Prensi, Prens Charles. Prens Charles gezi sonrası sevdiği bu köyden ev satın almış. Ev sonra, evler olmuş. Beraberinde köyün restorasyonu için vakıflar aracılığı ile kaynaklar bulmuş. Dolayısı ile Romanya’da eğer vaktiniz kısıtlı ise ve sadece bir tane Sakson Köyü seçecekseniz, bu köyün ismi Viscri olmalı. 

P6080260.JPG

Viscri Köyü’ne 2 saati bulan bir yol sonrası vardık. Yol her zaman ki bol fotoğraflık.

IMG_4632.jpg

Köy içindeki müstahkem kilisenin bir özelliği Saksonlardan önce burada yaşayan Sekellerden (Szekler), 1100 yıllarından kalmış olması. Saksonların bu kiliseyi devralması ise yaklaşık 100 yıl sonra. Bu nedenle UNESCO Kültür Mirası içindeki bu müstahkem kilisenin damı, klasik Sakson müstahkem kiliselerinden farklı.

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Kilisenin çan kulesine mutlaka çıkmanızı tavsiye ederim. Buradan tüm Viscri Köyü ve civarı ile müstahkem kiliseyi yukarıdan görme şansınız var. Üşenmeyin ve dik basamakları adımlayın derim.

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Viscri Kilisesinin içinde bazı odalarda geçmişten kalma giysi, alet ve eşyalar sergileniyor. O zaman ki yaşama dair ip uçlarını yakalıyorsunuz.

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Kiliseyi gezdikten sonra köy içinde öğle yemeği yiyeceğimiz bir ev restoran bulduk. Nefis bir tavuklu gulaş yedik. Yorgunluğun üstüne müthiş geldi.

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Sonrasında Viscri Köyü içindeki o güzelim evleri gezdik. Sakson evleri bol renkli, tek katlı, 2 pencereli, tavana yakın havalandırma için küçük boşluklar ve çatıları ise kendine has özellikli evler. Köyü baştan sona yürüdük.

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Prens Charles’ın mavi boyalı evi önünde fotoğraf çektirdik. Viscri Köyü masalardan gelme bir köy sanki.  

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Viscri Köyü gezisi sonrası konaklayacağımız Sighisoara Kasabasına doğru yola çıktık. Sighisoara, benim Transilvanya gezimde en favori yerim oldu. Müthiş bir yerde konakladık. George bize müthiş bir yer ayarlamış. Sighisoara ayrı bir yazı konusu olmayı mutlaka hak ediyor.

Sizlerden 1 haftalık kadar izin alayım. Romanya daha bitmedi. Daha da güzel bölümler bekliyor sizleri.

Gezekalın….

Dr Ümit Kuru

28.06.2019 Saat 22:09

P6080288.JPG

 

 

Noroc Romanya: Peleş Kalesi/Braşov

IMG_4227.jpg

Tuna Deltası gezisi sonrasında buradaki rehberimiz John ile Tulcea Limanında vedalaşıp, 10 gün boyunca bize rehberlik edecek olan George ile buluştuk. Transilvanya’daki ilk gezi yerimiz, aslında bir kayak merkezi olan Sinaia Kasabasında bulunan, Peleş Kalesi. Tulcea’dan Sinaia’ya kadar 350 km’lik yolumuz var. Romanya’da yol mesafeleri kısa olsa da çoğu zaman gidiş geliş şeklinde olan tek şeritli yollar nedeni ile yolculuk zamanınız uzun olabiliyor. Dolayısı ile masa başı Romanya gezi programı yaparken Romanya yollarının bu özelliğini gözönünde bulundurun. Otoyol ülkenin çoğu kısmında yok. Dolayısı ile bugünkü sıkıntımız, kapanmadan Peleş Sarayı’na ulaşmak ve içini gezebilmek. Saray saat 17:00’de kapanıyor ve saat 16:00’dan sonra içeri girmeniz, eğer turist grupları nedeni ile kuyruk da varsa, biraz sıkıntılı olabiliyor. 

Uzun sürse de, Sinaia’ya kadar yol  asla sıkıcı değil. Tüm Romanya’da köy, kasaba ya da şehirlerde olsun evler, hayranlıkla seyrettiğim şeylerden oldu. Bölgelere göre karakteristiği değişen birbirinden güzel evler gördüm. Yol boyu bu evleri seyrettim ve fotoğraflamaya çalıştım.

Sinaia ise nefis bir kasaba. Sinaia isminin kaynağı da ilginç. Bir zamanlar buralarda sadece,  ismini İncil’de geçen Sina Dağı‘ndan alan, bir manastır varmış. Zamanla bu manastırın çevresinde kasaba oluşmuş ve ismine de Sinaia denmiş. Kasaba yazlık olarak soyluların gözdesi haline gelince Romanya’nın ilk kralı olan I. Carol buraya bir yazlık saray yaptırmak istemiş. Prusya Prensi I. Carol’un Romanya’ya kral olmasına kadar olan süreci yazımın en altına aldım. İlgilisi okuyabilir. Osmanlı’dan Avrupa’nın emperyalist güçleri kendi aralarında kavga etmeselerdi çok daha önce bağımsızlığını elde edebilecek Romanya’nın başına, neden bir Prusya Prensinin kral olarak geçmiş olduğunu bir türlü anlamamıştım. Konunun özü büyük güçlerin zamanlaması ve çıkarları diyelim.

IMG_4226.jpg

İşte bu ilk kral olan I. Carol, kendisi ve Kraliçesi Elisabeth için Bucegi Dağları eteğinde bir yazlık saray yaptırmak istemiş. Yapımına 1873’de başlanmış, 1883’de ana kısım tamamlanıp içinde yaşam başlamış ancak tamamlanması 1914 yılına kadar sürmüş. Viyana’lı mimar ile başlanan saray inşaatı, Alman ve en son da Çek mimar ile sürdürülmüş.

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Kral Carol, sarayı için hiç bir harcamadan kaçınmamış (120 milyon USD harcamadan bahsediliyor) ve Avrupa’nın o dönemdeki en önemli ve modern sarayı ortaya çıkmış. 170 odalı, 30 banyolu saray, zamanının ilk elektrik ile aydınlatılan sarayı unvanına sahip. Duvarlarında sarayı temizlemek için vakum prizleri var, kral ve kraliçe için asansör yapılmış.  Kralın heyetleri karşıladığı salonun  cam tavanqa mekanik bir sistemle iki yana açılır bir sistem uygulanmış. Bunlar dönemin önemli yenilikleri.

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Saraya güzel bir bahçeyi geçerek giriyorsunuz. Saray dıştan çok masalsı görünümde. Bahçesinde heykeller ve su fıskiyeleri mevcut. Saraya geç saatlerde vardığımızdan dışarıda pek vakit kaybetmeden hemen içeriye girdik.

Beni böyle şatafatlı sarayların içi genellikle boğar. İçeriye ne bulunmuşsa sokulmuş ve tıkış tıkış edilmiş hissini yaşarım. Peleş Sarayında ise asla bu hisse kapılmayacaksınız. Çok ince, çok zevkli döşenmiş. O tahtaların, mobilyaların ince işçiliğini seyretmeye doyamıyorsunuz.

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Sarayın odalarını tek tek gezebiliyorsunuz. Sarayda tiyatro salonu, balo salonu, Türk, Arap ve Fransız stili tematik odalar çok güzeller.

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Benim bu sarayda en çok etkilendiğim kısımlar arasında camlardaki vitrayları, tabloları murano avizelerini, sarayı olduğundan daha büyük göstermek amacı ile yapılan dev aynaları ve Carrara mermerinden yapılan heykelleri sayabilirim. Kral ve Kraliçenin sadece bir kız çocukları olmuş ve o da maalesef 4 yaşında iken ölmüş. Kraliçe Elizabeth’in kızını sırtına aldığı bir tablo bu bakımdan çok hüzünlü.

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

IMG_4219.JPG

Sarayın 4000 parçalık bir silah müzesi de var. Buradaki silahlar çeşitli savaşlardan kalmış silahlar. Aslında bu sarayı başlangıçta bir av köşkü olarak kullanmışlar.

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Sarayın karşılama salonunda sadece kral ve kraliçe için oturma yeri konmuş. Kral kendisine gelen görüşmecilerin işi çabuk bitsin diye onları ayakta tutarmış. Eğer konu derin ve önemli ise o zaman yan taraftaki masa çevresinde ağırlarmış konuklarını.  

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Sarayın o gün en son terk edenler bizlerdik. Bizim arkamızdan o gün sarayı o günlük ziyarete kapattılar diyebilirim. Koştur koştır sarayın ön bahçesine çıkıp çekebildiğimiz kadar fotoğraf çekmeye çalıştık. 

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Komünizm döneminde kraliyet ailesinin elinden sarayı alınmış. Bir dönem Komünist ileri gelenler buralarda konaklamış ama Peleş Sarayı Komünizm döneminde ihmal edilmiş. Sonradan saray tekrar eski sahipleri olan kraliyet ailesine iade edilmiş.

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Peleş Sarayı sonrasında konaklayacağımız ve gezeveğimiz Brasov‘a doğru yola çıktık. Yaklaşık 50 km’lik yolumuz var. Yol bildiğiniz gibi, yem yeşil ve muhteşem evler görüyorsunuz.

P6070217.JPG

Brasov’un tarih sahnesinde önemli yeri Saxonların bölgeye gelmesi sonrasında olmuş. Kuman ve Tatarlar’ın Macar topraklarına olan saldırılarına bir nevi tampon olsunlar ve engellesinler diye 1100’lü yıllarda, Macar Krallarınca, Alman ırkından Saksonlar Transilvanya Bölgesine davet edilip, yerleştirilmişler. Aynı koruma görevini tabiki bir süre sonra Osmanlı güçlerine karşı da göstermişler. Saksonlar, Sibenbürgen dedikleri 7 kale şehir inşa etmişler. İşte Braşov da bu şehirlerden bir tanesi.

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Sinaia’da bulutların ardında kalan güneş, Braşov’a vardığımızda yüzünü gösteriyordu. Ama uzun süren yolculuk ve Peleş Sarayı gezisi sonrası şehre vardığımızdan gün ışıkları artık kaybolmaya yüz tutmuştu. Meclis (Council) Meydanı (Piata Sfatului),  eski merkezin tam göbeğinde ve gördüğüm en güzel meydanlardan bir tanesi. Şehrin simgesi olan Kara Kilise ile Meclis meydanı arasında kalan otelimize yerleştikten sonra şehir turuna çıktık.

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

George bize bilgi verirken, “Bu şehrin dondurması meşhurdur. Bunların içinde de  Emma La Dolce’nin dondurmaları bir başkadır.” diye bir cümle kurdu. Bulduk bu meşhur dondurmacıyı ama sanki bedava dağıtıyorlar! Bir kuyruk var ki, sormayın gitsin! Dondurma nasıl mı? Braşov’a giderseniz “yapmadan dönmeyin!” dediklerimden diyebilirim.

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Dondurmacı sonrasında Strada Republicii’yi takip ederek eski evleri seyrede seyrede Belediye Binasına kadar yürüdük, buradan da Parcul Titulescu (Merkez Park) içinde bir yürüyüş yaptık. Akşam ise George’un tavsiyesi ile Sergiana Restorant adlı Romen mutfağından örneklerin sunulduğu ve et yemekleri ile ünlü bir restoranda yemeğimizi yedik ve günü karnımız tok bitirdik.

Gezekalın

Dr Ümit Kuru

26.06.2019 Saat 18:53

IMG_20190607_182636

Dip Not: Romanya Tarihinden Notlar-Osmanlı ile İlişkiler

Romanya tarihini okudukça karşıma sık sık Osmanlı tarihi çıkıyor. Osmanlı, 1300’lü yılların sonundan itibaren Romen Prenslikleri ile temas etmeye başlamış.  Vlad Tepeş (Kazıklı Voyvoda) gibi Romen Prenslerine karşı  bazı savaşlarda yenilse de, Osmanlı 1400’lü yılların ortalarından sonra bölgeyi hükmü altına almış. Osmanlı’ya yıllık haraç vermeleri karşılığında Eflak ve Boğdan Prenslikleri (Osmanlı döneminde buralara Memleketeyn denirmiş) yerel yöneticilerce yönetilmiş. 1530’lu yıllardan sonra Boğdan (Moldova) ve Eflak (Wallachia),  1541’den sonra ise Erdel (Transilvanya) hukuki açıdan “Korunmuş memleket”  sayılmaya başlanmış. Bu bölgelerde doğrudan Osmanlı idarecileri ve garnizon bulunmuyormuş. Eflak-Boğdan topraklarına girebilmek ve orada bir süre kalabilmek için özel fermanlar gerekiyormuş. Prensliklerin topraklarında hiçbir kısıtlaması ve engeli olmadan inançlar devam etmişler. indir.jpg

Osmanlı, ilgili idarecilere haraçlarını ödedikten sonra Eflak, Boğdan ve Transilvanya’nın iç işlerine karışmamış. Transilvanya Prensliği  1699 yılında Karlofça Anlaşması ardından Avusturya’ya dahil edilmiş. 1859 yılında Alexandru Ioan Cuza adlı bir soylu, bölgedeki Osmanlı-Rus çekişmelerinden faydalanarak her iki prensliği, Birleşik Prenslikler adı altında toplamayı başarmış. 

indir (1).jpg1866 yılında ise bu Birleşik Prensliğin adı Romanya olmuş.  Uluslar arası ilişkilerde ise Boğdan-Eflak Berlin Kongresi’nde kadar (1878) Osmanlılar’a bağlı kalmış.  Sonrasında ise Avusturya elindeki Transilvanya Bölgesi hariç, Romanya bağımsız bir krallık haline gelmiş ve krallığın başına da 1881 yılında, aslında Prusya Prensi olan  ve Hohenzollern Hanedanlığından gelen I. Carol geçmiş.  Osmanlı imparatorluğu için Osmanlı sülalesi ne anlama geliyorsa, Prusya ve ilk Alman İmparatorluğu için de Hohenzollern Ailesi odur. I. Carol aracılığı ile bu Sülalenin kurduğu bir diğer krallık da Romanya’dır.

Noroc Romanya…

IMG_5324.jpg

Romence “Noroc” kelimesi, içki masasında kadeh tokuşturma sırasında kullandığımız “Şerefe” kelimesinin karşılığı olarak kullanılıyor. “Romanya gezi yazısına neden bu başlıkla başladın ?” diye sorarsanız, bunu açıklamayı yazı sonuna saklıyorum..

Tam ekran yakalama 17.06.2019 232604-001.jpg

05-16 Haziran 2019 tarihleri arasında Romanya gezimizi gerçekleştirdik. Geziye başkent Bükreş‘den başladık. Burada çok kısa bir şehir turu yapıp, Tuna Nehri Deltası turu yapabilmek için, 2 gece konaklayacağımız Crişan Köyüne ulaştık. Avrupa’nın en az bozulmuş ve UNESCO Doğa Mirası Listesindeki Tuna Deltasında inanılmaz güzelliklere şahit olduk.

IMG_3629.JPG

Daha sonra gezimizin ana rotasını oluşturan ve farklı şehirlerde 7 gece konaklayacağımız ve çevresini gezeceğimiz Transilvanya bölümüne başladık.

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Romanya kendi içinde sınırları aniden değişen ve geçişi kesin olarak gözlemleyebildiğiniz farklı güzellikleri barındırıyor. Tuna Deltası’nın sarılı-beyazlı nilüferlerle kaplı, Avrupa’nın en fazla pelikan kolonisinin barındığı sularından sonra, Saksonların yarattığı tipik evleri ile köylerini, orta çağdan kalma şehirleri ve özellikle Türklerden korkularına inşa ettikleri kale kiliselerini ve kalelerini görmek insanı hayrete düşürüyor.

P6070140.JPG

Transilvanya gezimizin başlangıcını UNESCO Dünya Kültür Mirası Listesi içinde bulunan Peleş Sarayı ile yaptık, gecesini ise o güzelim Braşov şehrinde geçirdik.

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Transilvanya’da bazıları 500-600 yıllık Sakson evleri ile çok tipik karaktere sahip Viscri, Malancrav, Biertan,Valea Viilor gibi köyleri gezdik, tatlarına doyamadık.

P6080345.JPG

Sighisoara ve Sibiu ise tam bir orta çağ şehri gibi. Şirin mi şirin bu küçük şehirlerin kaldırım taşları ile döşeli sokaklarında yürümek sizi sanki o günlere taşıyor.

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Tüm Transilvanya gezimiz boyunca Karpat Dağları hep gözümüzün önündeydi. Bükreş’e doğru özellikle askeri amaçla yapılan ve Karpat Dağlarını aşan insan gücünün yarattığı kıvrımlı yollarıyla Transfagaraşan Geçidi ve Balea Gölünü ziyaret ettik.

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Ülkenin kuzeyine doğru çıkıldığında coğrafya bir başka güzel, yeşil daha bir yeşil, yollar ve köyler bir başka oluyor. Ormanlarla kaplı yollar içinden geçiyorsunuz. Evlerin karakteri de yine değişiyor. Evler de artık ahşap işçiliği ön plana çıkıyor. Evlerin avluya açılan büyük kapıları bile sanki birer tablo gibi duruyor.  Romanya’nın değişik bölgelerinden, değişik karakterdeki eski tarihi evlerinin (bazıları 400-500 yıllık), yerlerinden taşınarak  çok geniş bir alanda sergilendiği ve bir arada bulunduğu Sibiu’daki Açık Hava Müzesini de programa almıştık, ne de güzel yapmışız.

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Programımızın ilerleyen bölümlerinde Maramureş Bölgesini de ziyaret ettik. Maramureş Tahta Kiliseleri ile önemli bir ziyaret yeri.

IMG_5803.jpg

Bu bölgeye adım attığınız andan itibaren o güzelim Romanya fotoğraflarının vazgeçilmezi olan saman yığınlarını ve onları yapmaya çalışan köylüleri görmeye başlıyorsunuz.

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

P6130476.JPG

Maramureş Bölgesine gitmişseniz belki de dünyanın en sevimli mezarlığı olan Merry Cemetery’i ziyaret etmenizi ve Mocanita Buharlı Gezi Treni ile birkaç saatlik de olsa bir gezi yapmanızı mutlaka tavsiye ederim.

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

P6130578.JPG

Ve gezimizin son 2 gününü ve gecesini geçirdiğimiz Bucovina Bölgesi;

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Bucovina’ya Dünya Kültür Mirası Listeleri arasında yer alan 500-600 yıllık boyalı kiliselerini görmeye diye gittik ama doğası beni kendimden geçirdi.

P6150154.jpg

Bu kadar zengin ve güzel bir doğa beklemiyordum doğrusu. İçinde freskolara alışık olduğumuz kiliselerin, dışarıdan da freskolarla kaplı olduğunu düşünün! Bu bölgeye özel ve 500-600 yıllık kiliseler çok güzeller ve boşuna UNESCO Dünya Kültür Mirası Listesi içinde yer almıyorlar.

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

En sonunda Iasi şehrine kadar yol yapıp oradan uçakla Bükreş’e dönerek gezimizi tamamladık. Bükreş’te bizi karşılayan başka bir araç ile uçak saatine kadar Bükreş’in kalan kısmını da gezmeyi ihmal etmedik. Bakmayın bu kadar kısa geçtiğime, size anlatacak çok hikayem var. Yazı dizi sonrası daha önce görmemiş olanların Romanya’ya gezi planları yapacaklarına eminim.

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

romania-regions-map

Daha sonradan tekrara girmeyeyim diye buradan kısaca Romanya’ya ait kısa bilgiler de vermek gerekir diye düşünüyorum. Yaklaşık olarak 239.000 km²’lik Romanya toprakları üzerinde, yine yaklaşık olarak 22.000.000 kişi yaşıyor. En uzunu Moldova Cumhuriyeti ile olmak üzere Bulgaristan, Macaristan, Sırbistan ve Ukrayna ile sınırları var. 2007 yılından beri Avrupa Birliği üyesi olduğu halde para birimi Lei (RON) hala kullanımda ve 1 EUR ile yaklaşık 4.65 Lei alabiliyorsunuz. Karşılaştırma kriterim olarak bir litrelik su fiyatı markette 3,5  Lei ve 1 kutu bira 3-5 Lei (Ursus veya Ciucas tercih edin derim).  Orta halli bir restoranda 35-40 Lei, lüks sayılanda ise 75-80 Lei çıkabiliyorsunuz.   Dini bütün bir memleket ve halkının çoğunluğu Ortodoks. 

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

indir

Vlad Tepeş

Romanya ilginç bir tarihe sahip ülke. Bundan yaklaşık 2000 yıl önce, bu topraklarda yaşayan Daçyalılar ile tuz ve altın-gümüş gibi madenlerden zengin bu toprakları sonradan işgal eden Roma halkının karışması ile ortaya çıkan halk, Romenlerin ataları olarak kabul ediliyor. Yüzyıllar içerisinde bu halk ve toprakları bir sürü kavmin istilasına uğramış, topraklarını yönetenlerin boyunduruğu altında kalmışlar. Romanya’yı istila eden onca kavim varken Tatar ve Türkleri en kötüleri olarak görmüş olmaları, bir Türk olarak insanı üzüyor. Tüm bölgeyi bir dönem yöneten Macarlar, Türkler için Eflak ve Boğdan olan Wallachia ve Moldova  bölgelerini Türklere kaptırmışlar. Buraları uzun bir dönem Türklerin ileri karakolları olmuş. Transilvanya bölgesine, Macarların Türklere karşı korunması için davet edilerek gelen Saksonların bölgeye kaleler, kale manastır-kiliseler ve kendi karakteristik mimarı evleri ile katkısı olmuş.

indir (1).jpg

Kral I .Carol

19. yüzyılda bağımsızlığı elde eden ve Alman kökenli bir kral tarafından monarşik bir düzene geçen Romanya, Birinci Dünya Savaşı öncesine kadar Moldova ve Wallachia bölgelerine sahipken, savaş sonrası kendilerine verilen Transilvanya bölgesine de sahip olmuş ve bugünkü Romanya ortaya çıkmış. İkinci Dünya Savaşı ve sonrasında ülkeye gelen Komünist sistem ise Romenler için tam bir felaket olarak kabul ediliyor. Çavuşesku dönemi ülke halkı için tam bir travmatik dönem olmuş. 1989’da Çavuşesku ve yönetiminden kurtulan günümüz Romanya’sı,  artık normalleşmeye çalışan ve ziyarete gelen turistlere yüzyıllar 

images

Nikolay Çavuşesku

içinde  bu topraklara gelen kavimlerin oluşturduğu ortak kültür ve yaşamı sunan bir ülke konumunda. 

Bu kadarlık genel bilgi yeter diyerek gelelim geziyi nasıl gerçekleştirdiğimize; Geziyi Romanya’dan butik turlar düzenleyen bir firma olan, Touring_Romania_Private_Tours adlı şirketle gerçekleştirdik.  Programın temelini hazırladım ama programı gerçekleşebilir hale getiren, konakladığımız mükemmel yerleri öneren ve doğru bilgilerle rehberlik eden firma sahibi George Trandafir oldu. Yemekler için önerdiği yerler çok iyiydi ve ben sizlere  yeri geldikçe bu yerlerin isimlerini vereceğim. Hazır ve aksamayan bir programla gezmek isterseniz kendisini ve firmasını kuvvetle tavsiye ederim. Gezi sonunda George’un Türkiye’den 6 arkadaşı , bizim ise Romanya’dan bir arkadaşımız oldu.

P6120050.JPG

Gelelim “Noroc Romanya” başlığının nereden geldiğine; Her gezimizin tüm günleri aynı zevki vermemiştir bana. Çoğu günler, diğerlerine göre daha zevkli geçer ve gezide bu zevk sonrası mutluluktan içer ve sevdiklerimle kadeh kaldırırım. Ama bu gezinin tüm günleri sonrasında gezginin karşılanmış tüm beklentilerinin tatmini içinde, kadeh kaldırıp “şerefe” yani “noroc” dedim durdum.

Romanya’da geçirdiğimiz son günün gecesinde, masa başında George dahil gezi arkadaşlarımla birlikte, kadehimi kaldırıp George’un öğrettiği şerefe kelimesinin Romencesi ile “noroc Romanya” deyiverdim. O son gece, tüm gezi için mutluluğumun ve memnuniyetimin ifadesi olarak ağzımdan çıkıveren cümlenin, aslında bize kültürü, doğası ve sofra tatlarının zenginliklerini sunan Romanya için, minnettarlığımı anlatan doğru ve öz bir cümle olduğunu düşünüp, gezi yazımın başlığı olarak da seçmiş bulundum.

OLYMPUS DIGITAL CAMERA

Kısa olması gereken girişi uzattık ama Romanya ülkemize yakınlığı, sunacaklarının fazlalığı ile bir gezgin için muhteşem bir ülke. Oraya sadece Stam Broker‘ın yarattğı hayali vampir Drakula karakteri için değil, ülkenin derinliği ve diğer zenginliklerini keşfetmeye gidin derim.

Aşağıda gezimizin videosunu hazırlayan George Trandafir’in bir sunumu var. İzlemenizi tavsiye ederim.

Noroc Romanya!!!

Gezekalın….

Dr Ümit Kuru

19.06.2019 Saat 23.33