Noroc Romanya: Peleş Kalesi/Braşov

IMG_4227.jpg

Tuna Deltası gezisi sonrasında buradaki rehberimiz John ile Tulcea Limanında vedalaşıp, 10 gün boyunca bize rehberlik edecek olan George ile buluştuk. Transilvanya’daki ilk gezi yerimiz, aslında bir kayak merkezi olan Sinaia Kasabasında bulunan, Peleş Kalesi. Tulcea’dan Sinaia’ya kadar 350 km’lik yolumuz var. Romanya’da yol mesafeleri kısa olsa da çoğu zaman gidiş geliş şeklinde olan tek şeritli yollar nedeni ile yolculuk zamanınız uzun olabiliyor. Dolayısı ile masa başı Romanya gezi programı yaparken Romanya yollarının bu özelliğini gözönünde bulundurun. Otoyol ülkenin çoğu kısmında yok. Dolayısı ile bugünkü sıkıntımız, kapanmadan Peleş Sarayı’na ulaşmak ve içini gezebilmek. Saray saat 17:00’de kapanıyor ve saat 16:00’dan sonra içeri girmeniz, eğer turist grupları nedeni ile kuyruk da varsa, biraz sıkıntılı olabiliyor. 

Uzun sürse de, Sinaia’ya kadar yol  asla sıkıcı değil. Tüm Romanya’da köy, kasaba ya da şehirlerde olsun evler, hayranlıkla seyrettiğim şeylerden oldu. Bölgelere göre karakteristiği değişen birbirinden güzel evler gördüm. Yol boyu bu evleri seyrettim ve fotoğraflamaya çalıştım.

Sinaia ise nefis bir kasaba. Sinaia isminin kaynağı da ilginç. Bir zamanlar buralarda sadece,  ismini İncil’de geçen Sina Dağı‘ndan alan, bir manastır varmış. Zamanla bu manastırın çevresinde kasaba oluşmuş ve ismine de Sinaia denmiş. Kasaba yazlık olarak soyluların gözdesi haline gelince Romanya’nın ilk kralı olan I. Carol buraya bir yazlık saray yaptırmak istemiş. Prusya Prensi I. Carol’un Romanya’ya kral olmasına kadar olan süreci yazımın en altına aldım. İlgilisi okuyabilir. Osmanlı’dan Avrupa’nın emperyalist güçleri kendi aralarında kavga etmeselerdi çok daha önce bağımsızlığını elde edebilecek Romanya’nın başına, neden bir Prusya Prensinin kral olarak geçmiş olduğunu bir türlü anlamamıştım. Konunun özü büyük güçlerin zamanlaması ve çıkarları diyelim.

IMG_4226.jpg

İşte bu ilk kral olan I. Carol, kendisi ve Kraliçesi Elisabeth için Bucegi Dağları eteğinde bir yazlık saray yaptırmak istemiş. Yapımına 1873’de başlanmış, 1883’de ana kısım tamamlanıp içinde yaşam başlamış ancak tamamlanması 1914 yılına kadar sürmüş. Viyana’lı mimar ile başlanan saray inşaatı, Alman ve en son da Çek mimar ile sürdürülmüş.

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Kral Carol, sarayı için hiç bir harcamadan kaçınmamış (120 milyon USD harcamadan bahsediliyor) ve Avrupa’nın o dönemdeki en önemli ve modern sarayı ortaya çıkmış. 170 odalı, 30 banyolu saray, zamanının ilk elektrik ile aydınlatılan sarayı unvanına sahip. Duvarlarında sarayı temizlemek için vakum prizleri var, kral ve kraliçe için asansör yapılmış.  Kralın heyetleri karşıladığı salonun  cam tavanqa mekanik bir sistemle iki yana açılır bir sistem uygulanmış. Bunlar dönemin önemli yenilikleri.

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Saraya güzel bir bahçeyi geçerek giriyorsunuz. Saray dıştan çok masalsı görünümde. Bahçesinde heykeller ve su fıskiyeleri mevcut. Saraya geç saatlerde vardığımızdan dışarıda pek vakit kaybetmeden hemen içeriye girdik.

Beni böyle şatafatlı sarayların içi genellikle boğar. İçeriye ne bulunmuşsa sokulmuş ve tıkış tıkış edilmiş hissini yaşarım. Peleş Sarayında ise asla bu hisse kapılmayacaksınız. Çok ince, çok zevkli döşenmiş. O tahtaların, mobilyaların ince işçiliğini seyretmeye doyamıyorsunuz.

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Sarayın odalarını tek tek gezebiliyorsunuz. Sarayda tiyatro salonu, balo salonu, Türk, Arap ve Fransız stili tematik odalar çok güzeller.

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Benim bu sarayda en çok etkilendiğim kısımlar arasında camlardaki vitrayları, tabloları murano avizelerini, sarayı olduğundan daha büyük göstermek amacı ile yapılan dev aynaları ve Carrara mermerinden yapılan heykelleri sayabilirim. Kral ve Kraliçenin sadece bir kız çocukları olmuş ve o da maalesef 4 yaşında iken ölmüş. Kraliçe Elizabeth’in kızını sırtına aldığı bir tablo bu bakımdan çok hüzünlü.

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

IMG_4219.JPG

Sarayın 4000 parçalık bir silah müzesi de var. Buradaki silahlar çeşitli savaşlardan kalmış silahlar. Aslında bu sarayı başlangıçta bir av köşkü olarak kullanmışlar.

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Sarayın karşılama salonunda sadece kral ve kraliçe için oturma yeri konmuş. Kral kendisine gelen görüşmecilerin işi çabuk bitsin diye onları ayakta tutarmış. Eğer konu derin ve önemli ise o zaman yan taraftaki masa çevresinde ağırlarmış konuklarını.  

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Sarayın o gün en son terk edenler bizlerdik. Bizim arkamızdan o gün sarayı o günlük ziyarete kapattılar diyebilirim. Koştur koştır sarayın ön bahçesine çıkıp çekebildiğimiz kadar fotoğraf çekmeye çalıştık. 

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Komünizm döneminde kraliyet ailesinin elinden sarayı alınmış. Bir dönem Komünist ileri gelenler buralarda konaklamış ama Peleş Sarayı Komünizm döneminde ihmal edilmiş. Sonradan saray tekrar eski sahipleri olan kraliyet ailesine iade edilmiş.

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Peleş Sarayı sonrasında konaklayacağımız ve gezeveğimiz Brasov‘a doğru yola çıktık. Yaklaşık 50 km’lik yolumuz var. Yol bildiğiniz gibi, yem yeşil ve muhteşem evler görüyorsunuz.

P6070217.JPG

Brasov’un tarih sahnesinde önemli yeri Saxonların bölgeye gelmesi sonrasında olmuş. Kuman ve Tatarlar’ın Macar topraklarına olan saldırılarına bir nevi tampon olsunlar ve engellesinler diye 1100’lü yıllarda, Macar Krallarınca, Alman ırkından Saksonlar Transilvanya Bölgesine davet edilip, yerleştirilmişler. Aynı koruma görevini tabiki bir süre sonra Osmanlı güçlerine karşı da göstermişler. Saksonlar, Sibenbürgen dedikleri 7 kale şehir inşa etmişler. İşte Braşov da bu şehirlerden bir tanesi.

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Sinaia’da bulutların ardında kalan güneş, Braşov’a vardığımızda yüzünü gösteriyordu. Ama uzun süren yolculuk ve Peleş Sarayı gezisi sonrası şehre vardığımızdan gün ışıkları artık kaybolmaya yüz tutmuştu. Meclis (Council) Meydanı (Piata Sfatului),  eski merkezin tam göbeğinde ve gördüğüm en güzel meydanlardan bir tanesi. Şehrin simgesi olan Kara Kilise ile Meclis meydanı arasında kalan otelimize yerleştikten sonra şehir turuna çıktık.

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

George bize bilgi verirken, “Bu şehrin dondurması meşhurdur. Bunların içinde de  Emma La Dolce’nin dondurmaları bir başkadır.” diye bir cümle kurdu. Bulduk bu meşhur dondurmacıyı ama sanki bedava dağıtıyorlar! Bir kuyruk var ki, sormayın gitsin! Dondurma nasıl mı? Braşov’a giderseniz “yapmadan dönmeyin!” dediklerimden diyebilirim.

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Dondurmacı sonrasında Strada Republicii’yi takip ederek eski evleri seyrede seyrede Belediye Binasına kadar yürüdük, buradan da Parcul Titulescu (Merkez Park) içinde bir yürüyüş yaptık. Akşam ise George’un tavsiyesi ile Sergiana Restorant adlı Romen mutfağından örneklerin sunulduğu ve et yemekleri ile ünlü bir restoranda yemeğimizi yedik ve günü karnımız tok bitirdik.

Gezekalın

Dr Ümit Kuru

26.06.2019 Saat 18:53

IMG_20190607_182636

Dip Not: Romanya Tarihinden Notlar-Osmanlı ile İlişkiler

Romanya tarihini okudukça karşıma sık sık Osmanlı tarihi çıkıyor. Osmanlı, 1300’lü yılların sonundan itibaren Romen Prenslikleri ile temas etmeye başlamış.  Vlad Tepeş (Kazıklı Voyvoda) gibi Romen Prenslerine karşı  bazı savaşlarda yenilse de, Osmanlı 1400’lü yılların ortalarından sonra bölgeyi hükmü altına almış. Osmanlı’ya yıllık haraç vermeleri karşılığında Eflak ve Boğdan Prenslikleri (Osmanlı döneminde buralara Memleketeyn denirmiş) yerel yöneticilerce yönetilmiş. 1530’lu yıllardan sonra Boğdan (Moldova) ve Eflak (Wallachia),  1541’den sonra ise Erdel (Transilvanya) hukuki açıdan “Korunmuş memleket”  sayılmaya başlanmış. Bu bölgelerde doğrudan Osmanlı idarecileri ve garnizon bulunmuyormuş. Eflak-Boğdan topraklarına girebilmek ve orada bir süre kalabilmek için özel fermanlar gerekiyormuş. Prensliklerin topraklarında hiçbir kısıtlaması ve engeli olmadan inançlar devam etmişler. indir.jpg

Osmanlı, ilgili idarecilere haraçlarını ödedikten sonra Eflak, Boğdan ve Transilvanya’nın iç işlerine karışmamış. Transilvanya Prensliği  1699 yılında Karlofça Anlaşması ardından Avusturya’ya dahil edilmiş. 1859 yılında Alexandru Ioan Cuza adlı bir soylu, bölgedeki Osmanlı-Rus çekişmelerinden faydalanarak her iki prensliği, Birleşik Prenslikler adı altında toplamayı başarmış. 

indir (1).jpg1866 yılında ise bu Birleşik Prensliğin adı Romanya olmuş.  Uluslar arası ilişkilerde ise Boğdan-Eflak Berlin Kongresi’nde kadar (1878) Osmanlılar’a bağlı kalmış.  Sonrasında ise Avusturya elindeki Transilvanya Bölgesi hariç, Romanya bağımsız bir krallık haline gelmiş ve krallığın başına da 1881 yılında, aslında Prusya Prensi olan  ve Hohenzollern Hanedanlığından gelen I. Carol geçmiş.  Osmanlı imparatorluğu için Osmanlı sülalesi ne anlama geliyorsa, Prusya ve ilk Alman İmparatorluğu için de Hohenzollern Ailesi odur. I. Carol aracılığı ile bu Sülalenin kurduğu bir diğer krallık da Romanya’dır.