• Arşivler

  • Diğer 531 aboneye katılın
  • Mart 2013 den beri

    • 381.717 ziyaretçi
  • Şubat 2026
    P S Ç P C C P
     1
    2345678
    9101112131415
    16171819202122
    232425262728  

Brezilya-Iguazu soslu Arjantin-Şili-Patagonya gezisi-Viedma Buzulu

IMG_8082Aslında bugün daha farklı bir programımız vardı.  Los Glaciares Milli Parkı içinde, Fitz Roy Dağına gitmek için takip ettiğimizden farklı bir rotadan yürüyüp,  Cerro Torre (Torre Dağı)’yi daha iyi fotoğraflayabileceğimiz 5 saatlik bir yürüyüş yapacaktık. Zorluk derecesi düne göre daha düşük olan bir yürüyüştü. Ancak civarda bulunan Viedma Buzulunun üstünde yürüyüş, dünkü gibi bir yürüyüşe tercih edildi. Buzul yürüyüşü için Perito Moreno Buzulu’nu da tercih edilebilirdik. Ancak rehberimiz Cem, buzul yürüyüşü için Viedma Buzulunun daha doğru bir tercih olduğunu söyleyince hiç düşünmedik ve tercihimizi Viedma Buzulundan yana kullandık..

Buzul yürüyüşü için El Chalten’de yerel bir acenteden ayarlama yapıldı. Adam başına 120 USD ödedik. Bu para size fazla gelebilirse de, gerekirse şartlarınızı zorlayarak bu deneyimi yaşamınızı kesinlikle tavsiye ederim. Doğrusu bu ya, gezgin yaşamımdaki en önemli aktivitelerden bir tanesiydi.

IMG_7999Saat 08:30 gibi bizi buzula götürecek olan tur firmasının önünde hazırdık. Burada yalnız değiliz. Neredeyse bir otobüsü dolduracak kadar insan bizim gibi beklemedeydi. Otobüsle, Viedma Gölü kıyısında bulunan ve bizi buzula götürecek teknenin bağlı olduğu limana kadar, yaklaşık 30 dakikalık bir yolculuk yaptık. Dün kafasında gelin duvağını andıran bulutlar nedeni ile bize tepesini bir türlü göstermeyen Fitz Roy Dağı, yolun sağ tarafında ve tüm görkemli haliyle karşımızdaydı. Camdan da olsa fotoğraflarını çekmeyi ihmal etmedim tabii ki.

Sonunda Viedma Gölüne ulaşıp limanda bağlı tekneye bindik. Kısa bir süre sonra da Viedma Buzuluna doğru hareket ettik. Arjantin’de bindiğiniz gemi ve tekneler hareket etmeden yerinizden ayrılıp dışarıya çıkamıyorsunuz. Tekne limandan ayrıldıktan bir süre sonra teknenin dış bölümlerine çıkmanıza müsade ediyorlar. Burada da aynı kural işledi. Tekneninaçık olan üst kısmına çıktığımda güneşe rağmen hissettiğim soğuğu iyice arttıran bir rüzgâr vardı (Kısa bir not; Buralara gelirken yanınızda eldiven ve termal içlik getirmeyi asla unutmayın).

Viedma Gölü (Lago Viedma), Arjantin’in Santa Cruz Eyâletinde, Şili sınırı yakınında, Los Glaciares Milli Parkı içinde Google Earth 24.04.2013 224029bir buzul gölü. Gölün alanı 1.088 ile 1.600 km² arasında değişiyor. Tüm buzul gölleri gibi türkuaz bir rengi var. Batıda bulunan Viedma Buzulu bu göle açılıyor. Viedma gölü, güneyindeki Argentino Gölü ile bağlantılı. Kuzeyinde ise Lago San Martin (San Martin Gölü) var. Bu gölü gören ilk batılı ise 1782 yılında ispanyol Antonio de Viedma. Bilimsel gezisi sırasında keşfetmiş ve göle ismini vermiş.

Göl üzerinde yaptığımız 45 dakikalık bir seyahat sonrası buzula yanaştık. Göl üstünde yakın zamanda kopmuş olduğu anlaşılan büyüklü küçüklü buzul parçaları var. Los Glaciers Milli Parkı içinde Uppsala Buzulundan sonra 575 km²’lik alanı ile ikinci büyük buzul olan Viedma Buzulu karşıdan bakınca heybetli ama rengi hayal kırıklığı yaratıcı. Bembeyaz bir buzul bekliyorsunuz ama karşınıza neredeyse sarı-gri renkli bir buzul çıkıyor. Oradayken anlayamadığım olayı, burada bu yazıyı yazarken yaptığım araştırmayla, siz sanal gezginlere izah edebileceğim.

Aslında buzulları birer kayaç olarak kabul etmeliyiz. Yani nasıl volkanik magma soğuyup katılaştığında magmatik kayaçlar ya da yeryüzünde tabakalar şeklinde çökeldiğinde büyük kalınlıklara ulaşabilen tortul kayaçlar oluşuyorsa, buz mineralinden oluşan ve buz kristalli tanelerden meydana gelen kayaçlara da buzul diyoruz. Yağan bir karın üst üste birikerek buzul kayaç haline gelmesi için 10-20 sene gibi bir sürenin geçmesi gerekiyor.  Bir buz kütlesi, diğer herhangi kaya kütlesi gibi yamaç aşağıya hareket edebiliyor. Bu hareket eden buzul kütlesi iki başlıkta inceleniyor: Kıtasal Buzullar (Grönland ve Antarktika’da bulunan buzullar ve çok geniş alanları tutuyorlar) ve Vadi Buzulları (Alpin Buzullar).

Vadi buzulları, dağlık kesimlerde yağan ve biriken karların, vadiler içinde ve aşağıya doğru yaptıkları hareketlerle oluşuyorlar. Buzullar genellikle vadilerin enini tamamen kaplıyorlar ve vadi tabanındaki kayaçları yüzlerce metre örtüyorlar. Arjantin ve Şili’nin güneyi gibi soğuk ve yüksek enlemdeki bölgelerde buzullar geniş alanları kaplayabiliyorlar.

Toz gibi gevşek kar tanelerinden oluşan taze bir kar yerde kaldıkça aşağıya doğru çöküp, sıkışıyor ve daha yoğun, taneli bir yapı kazanıyor. Bu karın üzerine gelen her yeni kar kütlesi, alttakini sıkıştırarak daha yoğun hale getiriyor. Bu şekilde kar kütlesi gitgide sıkışan, yoğunlaşan ve taneleri eriyerek tekrar çimentolanan bir kayaç gibi pekişiyor. Buna buzun birikmesi deniyor. Zamanla hava şartlarında değişmeler ve ısınmalar olunca buzda erimeler oluyor. Bir buzulun bir yılda kaybettiği toplam buz miktarına “yüzeyden erime” deniyor. Birikme ile yüzeyden erimenin fark,ı buzul bilançosunu veriyor. Bu fark uzunca bir süre için sıfırsa buzul harekette olsa bile hacmi değişmiyor. Buna buzulun dengesi deniyor. Ancak erime fazla olup yeni kar da yağmazsa buzul küçülüyor.

Buz, kendini yerinde tutan direnç – sürtünme – kuvvetlerini yerçekimi etkisi ile yenecek kadar kalınlaşınca –ki metrelerce kalınlık gerekiyormuş – hareket etmeye başlıyor. Buzul kendi içinde ve buzulun altında kayma hareketi yapabiliyor.

Bir buzul vadisinin en üst oluşum kesimlerinde, aşındırma ile “amfiteatr” şeklinde ve sirk (cirque) denen  bir şekil gelişiyor Sirklerden itibaren aşağı kesimlere doğru vadileri kullanarak inen buzullar, vadilerin yamaçlarını aşındırarak şekillendiriyorlar. U harfine benzemesi nedeni ile, bu vadi türlerine “U şeklinde vadiler” deniyor.  Buzul çekildiğinde ortaya çıkan, denize doğru ilerleyen U şekilli uzun vadilere fiyord (fjord) ismi veriliyor.

Viedma veya Perito Moreno gibi Vadi buzulları, hızları buzulun derinliği ve vadi yamaçlarına olan uzaklıklarına bağlı IMG_8360olarak hareket ediyorlar. Buzulun temelde ve vadi yamaçlarında kayaçlarla olan temas yerlerinde kuvvetli sürtünmeler oluyor. Birkaç yüz metre yüksekliğindeki bir buzul altında ve kenarlarında temas ettiği kayaçları parçalayıp öğütüyor. Böylece ev boyunda kaya blokları ile kil boyuna- buna kaya unu da (rock flour) deniyor – kadar değişik boyutta malzeme öğütülüyor. Buzul ayrıca üzerinden geçtiği kayaçları çiziyor.

Buzullar önlerine kattıkları her boyuttan malzemeyi sürüklüyorlar Bir buzul tarafından taşınan veya sürükleme olarak çökeltilen bloklu, kumlu ve killi malzemeye genelde moren (moraine) adı veriliyor. İşte bizim gördüğümüz sarı-gri rengin büyük bir kısmı, buzulun söktüğü ve öğüttüğü bu taş, toprak yani morenlere bağlı olarak ortaya çıkıyor. Buzula ayak bastığımız anda şekillerine hayran olduğum çiziklerin ise ne kadar büyük bir güçle meydana getirilmiş olabileceğini artık tahmin edebiliyorum. Yani özetle; “Doğa ana, sen en büyüksün.. Bizler zavallılarız” (bilgilerin alıntılandığı kaynak, http://yunus.hacettepe.edu.tr/~kdirik/bolum_15.pdf)

IMG_8150Buzul üstüne çıktığımız andan itibaren iki gruba ayrıldık. Çoğunluğunu oluşturduğumuz bizim grupta 4 tane rehber var. Bizden bir çizgi üzerinde hareket etmemiz istendi. Önce buzulun şekil verdiği kayalardan tırmanarak buzula doğru kısa bir yürüyüş yaptık. Buzula ulaşır ulaşmaz, bize eşlik eden rehberler, her birimizin ayakkabılarına uzun çivileri olan bir aparat monte ettiler. Bu işlemden sonra buzul üzerinde yürümeye başladık.  Dilim dilim kesilmiş gibi buz tepelerinin üzerinde yürüyüşlerimizi yaptık. Bazı yerlerde büyük kaya blokları vardı. Bazı alanlarda içi su dolu küçük boşluklar var ve bazı alanlarda da su kanalları oluşmuş. Sonunda bir buzul mağarasına götürdüler bizi. Bu mağaranın yaklaşık 5 metre kadar gidebildiğimiz bir derinliği vardı ancak göremediğimiz mesafelerden ve aşağılardan gelen akan su sesi var ve belli ki mağaranın derinliği de uzunluğu da tahminlerimizden çok fazla.  IMG_8301

Mağaranın önünde bizi götüren yerel acenta bir jest yaptı Baileys şişesini çıkardı. Her birimize verdiği plastik bardak içine, buzuldan kırdığı  buzu da eklemeyi unutmadı. Doğrusu bu ortama çok uygun kaçan bir hareketti. Çok hoşumuza gitti.

Bundan sonra ise aynı yoldan geri dönüp, çivili ayakkabılarımızı teslim ettikten sonra, yanımızda getirdiğimiz öğle yemeklerimizi çıkartıp yedik.

Yaklaşık 4 saat süren ve kim bilir kaç yaşlarında olan Viedma Buzulu gezisi sonrası tekneye binerek sahile doğru yola çıktık. Tekne de ikram edilen çay-kahve servisi çok makbule geçti. Ayrıca buzul üzerinde gezi boyunca bizim fotoğraflarımızı çeken rehberden fotoğraf CD’si de satın aldık.

Bugün El Calafate’ye gitmemiz ve geceyi orada geçirmemiz gerekiyor. Biz de otelde kalan eşyalarımızı alıp 212 km ötede ki El Calafate’ye doğru yola çıktık. Yolda La Leona adlı tesiste yeniden bir mola verdik.

El Calafate, El Chalten’den sonra kocaman gibi görünse de aslında 20000’e yakın nüfusu ile küçücük bir şehir. Argentino Gölü yakınında ve Nimes Lagünü kenarında olan El Calafate’de, Cauquenes de Nimes adlı butik bir otelde 2 gece kaldık. Bu küçücük şehri sevdik. Şirin bir yerdi.

Akşam yemeği için El Cucharon adlı bir restorana götürüldük. Güzel bir restoranda, günün muhasebesini yaptık.

Şu ana kadar her günümüz, bir öncekinden daha güzel geçti. Bir gezgin daha ne isteyebilir ki?

Yarın bir başka güzelliğe şahit olacağız; Perito Moreno Buzulunu ziyaret edeceğiz.

Gezekalın..

Dr Ümit Kuru

24.03.2013 Saat 23.03

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Brezilya-Iguazu soslu Arjantin-Şili-Patagonya gezisi-Fitz Roy Dağı eteklerine yürüyüş

Fitz Roy Dağı etekleri-Laguna Los TresSabah kahvaltıda bile arkadaşlarımdan bazıları soruyordu: “Ümit, biz sahiden 22 km yürüyecek miyiz?”. Bu soruya doğrusu ben de ne yanıt vereceğimi bilemiyordum ama arkadaşları gaza getirmeyi de ihmal etmiyordum; “Ne demek 22 km? Bize ne yapar! Tabii ki yürüyeceğiz.. Sana güveniyorum”. İçimden de söyleniyorum ;”İyi de beni kim gaza getirecek? Dağda kurda kuşa yem olmasak bari!”

Pablo adlı bir rehber de grubu yürütmek için otele gelince, anladık bu iş ciddi! Kahvaltı sonrası ekip otelden ayrılıp Milli Parkın girişine doğru yürümeye başladı. Milli Parka giriş ücretsiz. Hemen giriş kapısının yanında bulunan tabelanın altında kısa bir bilgilendirme konuşması yapıldı.

Los Glaciares Milli Parkı (Buzullar Milli Parkı), Patagonya’nın Arjantin kısmında bulunan, Santa Cruz Eyaleti’ndeki milli park ve yaklaşık 6000 km²’lik bir alanı kaplıyormuş. 1981 yılında UNESCO tarafından Dünya Mirası Listesi’ne alınmış. Los Glaciares National Park ismini, Antartika’dan sonra en büyük tatlı su rezervi olarak görülen ve yaklaşık olarak 47 büyük buzulun (bunlardan 13 tanesi Atlantic Patagonia Ice Cap’e akar) doğduğu Patagonic Continental Ice (Patagonik Buzul Kampı) dan alıyor. Bu buzul kütlesi yaklaşık 350 km olup, 16.500 km2’lik bir alanı kapsıyor.

Milli park da, Patagonya Buzul Kampından başlıca üç büyük buzul (Perito Moreno Buzulu, Uppsala Buzulu, Viedma Buzulu) ve birkaç daha küçük buzul bulunuyor. Bunlar, ancak kısmen milli park içinde olan iki göl, Lago Argentino ve Lago Viedma‘ya açılıyorlar. Bu buzullardan Viedma Buzulunun üstünde yarın bir yürüyüş ayarladık (Şeytan azapta gerek !). Perito Moreno Buzuluna ise bir sonraki gün gideceğiz.

Parkın kuzey kısmında dağcılar ve trekking turistleri için ilginç olan granit dağlar Cerro Fitz Roy (3.406 metre) ve Cerro Torre bulunuyor. 1826 yılından 1836 yılına kadar HMS Beagle gemisi (1828 yılında bu geminin kaptanı olmuş) ile iki dünya turuna katılıp, buraları keşfe çıkan İngiliz deniz subayı ve meteorolog Robert Fitz Roy’un ismini taşıyan dağın eteklerine doğru 22 km sürecek olan bir yürüyüş yapacağız.

İlgilisine bir de not; Fitz Roy’un 1831 yılından 1836 yılına kadar süren ikinci seyahatine Charles Darwin de katılmış. Bu seyahatte Darwin, Fitz Roy’un reddettiği evrim teorisini geliştirmesine sebep olan bilgiler toplamış.

Yürüyüş parkurunun başlangıcı yokuş ile başlıyor. Daha 50 adım atılmamıştı ki “sol da ağaçkakan” uyarısı verildi. “Durup dinlenmek için iyi bir bahane” diyerek, ağaçkakan fotoğraflamaya giriştik. Ama bizim yeni rehber Pablo numarayı yemedi ve “çok yolumuz var diyerek” tekrar yürüyüşü başlattı.

Yokuş yukarı yürüyüşe başlamak fena oldu, moral iyice bozuldu. Ben dahil kilometreler iyice gözümüzde büyüdü. İşte yürüyüşün 45. dakikasına doğru o ilk 10 dakikalık fotoğraf molası geldi. Rio de Las Vueltas Nehrinin uzandığı ve bu nehrin ismini alan vadiyi ayaklarımızın altında gördüğümüz bir tepede mola verip, ilk fotoğraflarımızı çektik. Daha sonra ise yürüyüşe devam ettik.

Yürüyüş yolumuz üzerindeki ağaçlık alanda bir çeşit kayın cinsi ağaç var  (Southern Beech Nothofagus antarctica) ve bolca da ondan görüyoruz. Burada ağaç kesme gibi bir adetleri yok sanıyorum. Ağaçlar kendi kaderlerine terk edilmiş. Yıkılanları bile toplamıyorlar sanki. “Topraktan gelen, toprağa gider” mantığı var.

Bir sonraki durağımız Laguna del Capri gölü. Burada göl kenarında çadır kuranlar için alanlar var. Aslında bu tur sıkı yürüyüşçüler için 5 saatlik bir tur ve bizim içinde 8 saatlik bir tur zamanı öngörülmüş. Ancak biz buraya bile neredeyse 3 saati bulan bir zaman diliminde gelince, grubu ikiye böldüler; hızlı yürüyüp de  Cerro Fitz Roy (Fitz Roy Dağı) eteklerine kadar çıkacak grup ve daha yavaş yürüyüp de Rio Blanco kıyısındaki kampta (Campamento Poincenot) duraklayacak ve geri dönecek olan grup. Rehberlerimiz Mutlu,  Pablo ve ben dahil 4 kişi adımları hızlandırıp hedefe doğru yola çıktık. Diğer rehberimiz Cem ise kalan büyük grubun başında daha sonra yola çıkacak.

Epey bir yürüyüş ve sağımdaki solumdaki manzaraya da kayıtsız kalmadan fotoğraf çekerek Campamento Poincenot’e vardık. Ama artık biz de iyice yorulduk. Burada “yemek zamanıdır” diyerek öğle yemeklerimizi de yedik. Güç toplayarak yola tekrar düştük.

Ağaçlık alandan çıkar çıkmaz Fitz Roy Dağı ve hemen önümüzdeki Rio Blanco tüm güzelliklerini bize sunmaya başladılar. O zamana kadar kimi zaman yağan “ahmak ıslatan” tarzdaki yağmur da kesildi ve güneşi gördük. Yalnız Fitz Roy Dağı başından beri olduğu gibi hala bulutların içinde. Rio Blanco üstüne yapılmış olan tahta köprüyü geçtikten sonra Fitz Roy Dağının eteklerine tırmanmak için başlayacağımız yola geldik. Burada rakım 800 mt ve tırmanacağımız tepenin rakımı ise 1200 metre. Yani sıkı bir tırmanış bizi bekliyor. Mesafe uzun değil ama birden yükselme bizi tüketti. Bu aşamadan sonra zirveye varmak için bir saatlik bir yolumuz var ama gel gelelim her 20 dakikada bir mola vermeye başladık. Bu molaların bir kısmını ben, bir kısmını da arkadaşlarım istiyor. Ama mola bahanemiz hiç değişmiyor “ Aman! Buradan manzara güzel, 10 dakika fotoğraf molası verelim”. Gerçi yalan da değildi. Aşağıda müthiş bir manzara var; Bir taraftan buzullar, bir taraftan Capri gölü ve aşağıda uzanan vadi çok güzel manzaralar veriyorlar. Son bir gayret daha gösterip tepeye ulaştık ve karşımıza dünyanın en güzel manzaralarından bir tanesi çıktı; Bir taraftan Fitz Roy Dağının granit yüzü (bir kısmı bulutlarla kaplı) ve diğer yanda ise Cerro Torre Dağı karlar içinde, ikisi arasında buzullar ve hemen Fitz Roy Dağının önünde türkuaz renkte bir göl olan Laguna Los Tres.. Önce manzaranın güzelliğinden hiçbirimiz konuşamadık ama sonra burayı görmek için verdiğimiz tüm çabaya değdiğini düşündük ve yorgunluk filan da o saatten sonra kalmadı. Rehberimiz Pablo çantasında bir şişe şampanyayı çıkartarak, bu olayı daha da unutulmaz hale getirdi. Yaklaşık 1 saat kadar burada kalıp aşağıya doğru inişe geçtik. “İniş, çıkıştan daha zordur” derler, gerçekten de doğru.Cerro Fitz Roy/Laguna Los Tres ve Laguna Sucia

Önce birinci kampa uğrayıp biraz dinlendik sonra da El Chalten’e doğru yola devam ettik. Diğer grubu görme şansımız olmadı. İçimden “inşallah sıkılmamışlardır” diyorum.

Milli Parkın girişine geldiğimiz de saat 17:00’yi geçmişti. Dönüş yolunda daha yeni giden insanlar gördüm ama onların teşkilatları tam ve gecelemeyi kamplardan birisinde yapıp, gün doğumu için Fitz Roy’a ulaşmaya çalışacaklar. İnternet’te kızıl renkte ve rüzgarsız bir havada Fitz Roy’un aksinin göle vurduğu fotoğraflar göreceksiniz. Bu fotoğrafı çekmeyi çok arzu ederdim. Ama olsun, bana bu kadar Fitz Roy manzarası da yetti.

Ancak otel de bizim diğer ekiple buluştuk. Onlar da çok yorulmuşlar ama muhtemelen bana kibarlıktan, hiç renk vermediler. Ama burası Patagonya.. Bunu da yapmadan tadı çıkmazdı ki! Keşke hepiniz o tepe de olabilseydiniz…

Akşam yemeği sonrası odalarımıza çekildiğimizde bir süre yorgunluktan uyuyamadık..

Yarın Viedma Buzulu üzerinde yürüyüş var… Ne ilginç bir deneyim olacak..

Gezekalın

24.04.2013 Saat 00:57

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Brezilya-Iguazu soslu Arjantin-Şili-Patagonya gezisi-El Calafate

Adsız-002 Iguazu’yu terk edip gezinin Patagonya bölümüne başlıyoruz artık.

Sabah saat 09:35’de  Iguazu’dan,  Buenos Aires’e ve saat 14:20’de de Buenos Aires’den El Calafate’ye Arjantin Havayollarına ait uçaklarla seyahat ettik.  Son uçuş 3.5 saat sürüyor ve iki şehir arası yaklaşık 2000 km kadar. El Calafate, Arjantin’in güneybatısında bir şehir ve burasının önemi hem Fitz Roy Dağına çıkacaklar ve hem de Perito Moreno Buzulunu ziyaret edecekler için konaklama yeri olması. Ancak biz gece konaklamayı El Calafate’den 22o km kadar uzakta bulunan El Chalten kasabasında yapacağız.   Bu da minibüsle yaklaşık 3 saat sürüyor yani sizin anlayacağınız bugünümüz yollarda geçecek… Ne de olsa dünyanın Güney ucuna doğru gidiyoruz

Patagonya, Şili ve Arjantin’in güneyindeki bir bölge olup Arjantin’deki Rio Colorado ile Şili’deki Bio Bio Nehirlerinin güneyi ile Magellan Boğazının kuzeyi arasında kalan bölgeyi kapsıyor. Magellan Boğazının güneyindeki Ateş Toprakları da Patagonya’ya dahil edilebiliyor. Biz de zaten bu son noktaya kadar Patagonya kabul edip, burayı da gezdik.

Bir rivayete göre Ferdinand Magellan, ismini verdiği Magellan Boğazından geçerken bu topraklarda gördüğü guanako postlarına bürünmüş, yüzleri boyalı ve ayaklarına büyük çarıklar giymiş  yerlileri, bir İspanyol öyküsündeki Patagon adlı bir canavara benzeterek bölgeye Patagonya adını vermiştir.

Düz alanlarında, Pampas denilen bu yöreye özgü otluk stepler ve geçit vermez karlı dağlar bölgeye doğanın vahşi güzelliğini veriyorlar. Arjantin tarafı, And Dağları‘nın engel teşkil etmesinden dolayı Şili tarafından daha kurak bir iklime sahip. Kutuplardan sonraki yeryüzünün en büyük buzul alanları Şili kısmında bulunuyormuş. Ateş Toprakları’nda (Tierra del Fuego) yarı Antarktika iklimi hüküm sürüyor.  Patagonya gezimiz de Perito Moreno Buzulu ve Torres del Paine Milli Parklarını gezeceğiz. Sadece bu yerleri görmekle kalmayıp aynı zaman da bu yerlerde yürüyüşler de yapacağız. Bir de tipik bir çiftlikte (Estancia) kovboylar (Gaucho) eşliğinde atlara binip, gece kuzu çevirteceğiz…

El Chalten’e giderken yolda arabamız aniden fren yaptı. Önce ne olduğunu anlamadık ama sevgili Cem arabanın önüne bir armadillo atladığını ve ezmemek üzere aniden fren yapmak zorunda kaldıklarını söyledi. Yola bakınca gerçekten de yolda aracın önünde giden bir armadilloyu gördük. Bu yolda gördüğümüz bir diğer yeni hayvanda guanako oldu. Cem ileri ki günlerde lama benzeri bu hayvanları çok sık olarak göreceğimizi söyledi.

IMG_7469110 Kilometre sonra La Leona adlı bir yerde durakladık ve kahve içtik. La Leona, 1894’de Danimarka’lı bir göçmen aile tarafından kurulmuş. Söylenceye göre 1905’de ünlü banka soyguncuları  Butch Cassidy ve Sundance Kid ve karısı Rio Gallegos’da banka soyduktan bu evde konaklamışlar. Burada duvarların bir kısmı onların aranma ilanı ile dolu.

Daha sonra El Chalten kasabasına vardık. Buraya geldiğimizde artık hava iyice kararmıştı. Hemen otelimizi bulduk. Kalenshen Hotel diye bir yerde kalıyoruz. Küçük butik otellerden bir tanesi.  Akşam yemeğini ise Ritual del Fuego adlı bir restoranda yedik. Dışarıdan bakınca bir şeye benzemiyordu ama yemekler, özellikle etler, müthişti. Gezi boyu yediğimiz en güzel empanadaları (içi et, tavuk veya sebze doldurularak yapılan ve yenen bir börek) burada yedik. Geceyi renklendiren ve günün yorgunluğunu alan ise ellerinde çalgıları ile restorana girip bize müzik ziyafeti çeken iki genç oldu.

Gün uzun bir yol oldu ama olması da gerekiyordu. Cefası olmadan, sefası olmuyor tabii ki…

Yemekte rehber arkadaşlar 22 km’lik, 8 saatlik bir yürüyüşten bahsetti. Los Glacciers Milli Parkında, Fitz Roy Dağına doğru “dur, kalk ve bol fotoğraf modunda”  bir gezi olacaktı ama 22 km’si biraz sürpriz oldu. “Patagonya ufak yürüyüşler yapılmadan gezilemez” diyerek bu türden gezileri ben talep etmiştim ama 22 km’yi “abartmışız biraz” dedim içimden. Bu haberden sonra, grubun yarın ki performansını pek bir merak etmeye başladım doğrusu.. Yani eyvah! Ben ne yaptım?

Yarın Patagonya topraklarında trekking; Fitz Roy a doğru tırmanış var…

Gezekalın

Dr Ümit Kuru

23.04.2013 (Dünyanın en büyük dehalarından birisi olan Ulu Önder Mustafa Kemal Atatürk’ün bizlere armağan ettiği egemenlik ve çocuklarımıza armağan ettiği çocuk bayramı hepimize kutlu olsun.. Hep özlüyoruz ama en çok da bugünler de…)

Brezilya-Iguazu soslu Arjantin-Şili-Patagonya gezisi/Iguazu Gezisi-Arjantin bölümü

Iguazu Milli Parkı/Arjantin Hanımla sabah erkenden kalkıp, otelin bahçesini şöyle bir gezdik. Etrafta fotoğraflayacak kuş aradım ama fotoğraf karelerime hapsedecek bir tanesine rastlamadım. Böyle bir bahçede olmaması mümkün değil ama bana o gün denk gelmedi. Hava yine biraz kapalı.

Iguazu/Arjantin Milli Park GirişiKahvaltı sonrası bizi bekleyen minibüsle bu sefer Iguazu Milli Parkına doğru yola çıktık. Milli Parka girdikten sonra tanıtım panosu önünde grupça park hakkında bilgilendirildik. Burada çok sayıda aktivite var; Jungle Train, Tekne turu, Ormanda Safari, Alt ve Üst Şelalelere yürüyüş bunların en önemlileri. Bunlardan başka San Martin Adasına çıkış ve Şelalelere Dolunay gezisi, ara nehirlerde tekne ile sakin bir gezi gibi başka gezilerde var. Biz bu sonuncuları zaman nedeni ile yapamadık. Yani demem o ki isterseniz hiç sıkılmadan Arjantin Iguazu’sunda bir gün daha geçirebilirsiniz…

Parka girdik ama bu sefer kara bulutlar yükünü üstümüze ufaktan ufaktan boşaltmaya başladı. Kısa bir yürüyüş sonrasında tren istasyonuna ulaştık. Sıraya geçip bizi  Şeytan Boğazı’ndaki gözlem noktasına götürecek olan turist trenini beklemeye başladık. Bu sıranın tek canlıları bizler değiliz.

Coati Dün Brezilya Iguaçu Milli parkında tek tük gördüğümüz kedi desem değil, köpek desem değil ama belki rakun diyebileceğim hayvanlar dolu etrafta. Saydığım hayvanların hepsinden bir şeyler bulabileceğiniz bu hayvanın adı “coati” imiş. Etçil bir hayvanmış. Bu uyanık arkadaşlar, insanların civarında “yiyecek bir şey bize de düşer mi?” havasında aranıyorlarmış. Oyuncu, şaklaban hayvanlar. Bu parktaki tüm hayvanları olduğu gibi onları da beslemek yasak ve hatta bu yazıyı hazırlarken öğrendim ki onları beslemekle federal bir suç işlemiş oluyorsunuz. Yiyeceğin kokusunu aldıklarında saldırgan olabiliyorlarmış. O nedenle aman dikkat!

Buradaki tren İngiltere’den sadece  bu gezi amacı ile getirilmiş olan bir tren.Tren hareket ettiği  zaman artık iyice hızlanan yağmurdan korkmak için bir sebep kalmamıştı. Trenle Garganta del Diablo (Şeytan Boğazı) istasyonuna kadar 14 km’lik bir yol var ve toplamda 30 dakika kadar sürüyor. İstasyondan sonra ise bir kısmı orman ve bir kısmı da nehir üzerinden geçen yürüyüş yolları ile yaklaşık 2 km’lik bir yolu yürümek gerekiyor. Sabahın erken saatinde geldiğimizden, rehberlerimizin uyarısı ile bu yolu Şeytan Boğazına kadar, arkadan gelen insanlar gözlem yerini kalabalıklaştırmadan en iyi yerleri kapmak için hızlıca yürümeye başladık. Amaca kilitlenince de 2 km yolu kısa zamanda aştık ve gözlem yerine geldik. Burada su o kadar hızlı bir debi ile akıyor ve su buharı bulutu çıkartıyor ki ıslanmamak mümkün değil.  Yağmur da azalmakla birlikte yağmaya devam edince, şöyle sindire sindire fotoğraf çekmek hayal oldu. Buradan Şeytan Boğazı manzarası, Brezilya tarafına göre daha sönük kaldı ama suyun gücünü buradan hissetmek, o korkunç sesi bu kadar yakından duymak da çok güzel bir his. Garganta del Diablo (Şeytan Boğazı)

Burası ile ilgili çok güzel bir efsane var; Efsane bu bölgenin yerli insanları Guarani’lere aitmiş. Buna göre yıllar yıllar önce Iguazu Nehrinde yaşayan Boi adlı korkunç bir iblis varmış. Guarani insanlarının bu iblisin şerrinden korunmaları için güzel bir bakireyi onun için kurban edip nehre atmaları gerekirmiş. Bir gün Tarobi isimli bir genç kabilenin lideri olmuş. Bu genç lider Naipi adlı güzel bir kadına çılgınca aşık olmuş. Ancak gelgelelim ki bu kadının Boi’ye kurban edilmesine karar verilmiş. Hiç aşık adam, sevdiği kadını iblise bırakır mı? Kapmış sevdiği kızı, atmış kanosuna ve kaçmaya başlamışlar. Efsane bu ya! Boi kızmış bu kaçmaya çalışan sevgililere…Hiddeti de az buz değilmiş. Nehiri ikiye ayırmış ve derin bir girdap oluşturmuş. Taroba’yı palmiye ağacına çevirmiş, güzel ve uzun saçlı Naipi’yi ise bir şelaleye dönüştürmüş. Şeytanın Boğazı denen Şelale bölümünde gözden kaybolmuş ve hala oradan birbirlerinden ayrı düşürdüğü iki sevgili Taroba ve Naipi’yi seyreder dururmuş. Bununla birlikte güneşli günlerde iki sevgili Boi’nin gücünü alt edip ortaya çıkan gökkuşağı ile birleşirlermiş. Dedim ya! Efsane bu..

Boi’nin iki aşığı izlediği Şeytanın Boğazı denen yerde epey bir süre geçirdik. İlerleyen zamanda gözlem platformu iyice kalabalık oldu. Koreli kalabalık bir grup da gelince biz de  aynı platformdan yavaş yavaş geri dönüşe başladık. Dönüş yolunda 2 km’lik yolun hakkını vere vere gezdik. Ortalıkta rengarenk kuşlar, yağmurdan kaçıp kanatlarını kurutmaya çalışan kelebekler ve bir gün önce ilk defa yediğimiz surubi (kedi) balığının nehirde salına salına yüzen örnekleri vardı. Her birini fotoğraf karelerimize hapsedip avlamaya çalışdık. Burada yaklaşık olarak 2 saat kadar oyalandık ve aynı tren istasyonuna varıp, trenle parkın merkezine dönüş yaptık.

Daha sonra ekip halinde arazi araçlarına binmek, ormanda bir kısa safari yapmak ve sonrasında da şelalelerin altına girip ıslanacağımız bir tekne turu almak üzere yola çıktık. Iguazu'da tekne turu

orman safarisini Unimok arazi araçları ile yapıyorsunuz. Yol boyunca da size ağaçlar, rastladığınız hayvanlar hakkında bilgi veriliyor. Yaklaşık 30-45 dakika süren bir yolculuk sonrasında teknelere bineceğimiz limana inen yola ulaştık. Onbeş dakika kadar süren ve aşağıya doğru eğimli bir yoldan inip teknelerin bağlı olduğu limana vardık.  Bu turda teknede ıslanmadık yerinizin kalmaması garanti. Bu nedenle bu turu alacaksanız yanınızda mutlaka yedek giysileriniz veya ayakkabılarınız olacak. Burada fotoğraf makineleriniz sadece bir yere kadar çalışabiliyor. Sonrasında tekneye binerken size verilen plastik torbalara onları koymak zorundasınız. Siz en iyisi buraya giderken altınıza mayonuzu giyip gidin.

Tekne ile önce Şeytan Boğazını gören bir noktaya kadar gidiyorlar. Orada fotoğraflar çekiyorsunuz ve sonrasında fotoğraf makinelerini kaldırmanız gerekiyor. Tekne önce San Martin Şelalelerine gidip orada akan su altına girip sizi bir güzel ıslatıyor. Öyle yağmurluk filan giyerek kurutulacağınızı sanmayın. Bırakın kendinizi su değmedik yeriniz kalmasın ve keyfini çıkartın. Bu teknedeki tüm aktivite videoya kayıt ediliyor. Sonrasında isterseniz bu videoyu satın alabiliyorsunuz. Bu video kasetin fiyatı 25 USD ve otelinize bırakıyorlar. Bu videoda sadece sizin tekne aktiviteniz yok ama aynı zamanda da Iguazu Milli Parkı hakkında görsel bilgi veren bir kayıt da mevcut. Yani almanıza değer derim. Yaklaşık yarım saat süren bu turun fiyatı da yanlış hatırlamıyorsam 25 USD.

Tekne turu sonrası bizi kıyıya bıraktıkları noktadan itibaren şelalelere alt yürüyüş yolunu kat etmeye başladık. Şiddetle yüzünüze çarpan suyun ve manzaranın sersemletici etkisi geçmeden biraz zor gelse de, fotoğraf çeke çeke 1400 metrelik parkuru yaptık. Chico ve Dos Hermanos Şelalerinin neredeyse dokunacak kadar yakınlarından geçtik. Sonunda dön dolaş merkezdeki kafeye geldik. Artık dinlenme ve beslenme zamanı diyerek öğle yemek kutumuzu açıp ve civardaki coatilerden de sakınarak yedik.

Bundan sonra ise bu sefer şelaleleri üstten gören bir yürüyüş için yola çıktık. Bu tur 650 metrelik bir tur ve sırasıyla Ramirez, Bosseti, Eva, Adan ve en son da Gpque Bernabe Mendez Şelalerini görmeniz için. Bu turların ikisini de mutlaka yapmalısınız.  Iguazu Şelaleleri

Üst Şelale Turu sonrasında çıkışa doğru yürümeye başladık. Yolda maymunlar ve oyuncu coatiler bize eşlik ediyorlar. Varmışız-yokmuşuz umurlarında bile değil…

Günü son olarak  Iguazu nehrinin Paraguay, Brezilya ve Arjantin topraklarını birbirinden ayırdığı ve bir noktadan her üç ülkenin de görüldüğü bir alana  gidip, biraz önceki hırçınlığından eser kalmamış suyun dingin halini seyre daldık.Her ülkede toprağında, kendi bayrakları ile boyanmış birer sütun dikili. Brezilya ve Arjantin sütunları piramit şeklinde Paraguay tarafındaki ise köşeli. Paraguay tarafında serbest ticaret yapılan bir yerleşim yeri varmış ve oraya tekne ile elektronik eşya almak için geçenler oluyormuş. Burada yapılmayacak tek aktivite de bence odur…

Evet sevgili Sanal Gezginler…Gezimizin “sos” kısmı olan Iguazu gezisini hakkı ile yaptık galiba… Siz ne dersiniz?

Gezekalın…

Dr Ümit Kuru

20.04.2013 Saat 01:47

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Arjantin’de Asado keyfi…

IMG_9817Arjantin’e büyük baş hayvan 1536 yılında İspanyollar tarafından getirilmiş. Bol yağmur alan çayırlar (pampa deniyor)  tarım için elverişli olmasalar da gerek küçük ve gerekse de büyük baş hayvan beslemek için çok elverişli bir ortam yaratmış. Hayvanların beslenmesi doğal koşullarda, pampalarda olunca bu tür hayvanların eti de daha lezzetli oluyor. Çayırlarda, doğal koşullarda beslenen hayvanların eti daha az doymuş yağ asidi ve daha fazla omega-3 yağ asitleri içerdiğinden sağlık açısından da daha yararlı oluyorlarmış. Arjantin’de yediğimiz etlerin tatlarının bir başkalığı bu pampalarda doğal beslenen hayvanlar nedeni ile olsa gerek.

Parrilla

Arjantin et kültürünü tanımak  için bazı terminolojilerin anlamını bilmek lazım herhalde. Mangal ya da barbekü de pişen ete de, o eti odun ya da kömür ateşinde pişirilme olayına da Arjantin’da “Asado” , Brezilya’da “Churrasco” ismi veriliyor. Parrilla eti ızgarada odun ateşinde çevirerek pişirme işine diyorlar. Bize bu şekilde et sunumunu Torres del Paine Milli Parkı içinde bir çiftlikte yaptılar. Tavuk, domuz, sığır, koyun eti dahil her türlü eti bu şekilde pişirebiliyorsunuz. Yani bizdeki mangal kültürünün karşılığı diyebiliriz.

Bife de Lomo, yağsız bonfile anlamında. En pahalı olan et kesimi olup, sulu ve yumuşak bir et türü. Orada iken hep bu et türünü sipariş verdim ve yedim. Ancak Arjantinliler Bife de Lomoyu güzel bir modele benzetirlermiş. Yani “görünüşte iyi ancak yüzeyin altında bir şey yok” . Yani yağsız et türünde olmasından dolayı tadını beğenmeyenler çoğunlukta.

6267070053_d5d978a4a9_z

 Bife de Chorizo, Yağlı biftek türü diyebiliriz. Tadı ilkine göre daha iyi tabii ki. Yalnız Bu et türünü iyi bir yerde yemek lazım Yoksa yağı abartılı bir et de ağzınızda büyür durur.

Asado de Tira ise kısa kesilmiş kaburga. Bunu da çiftlikte kaldığımız gece denedik. Önce adam yerine koymadık. Hatta bana düşen bazı kaburgalarda etin varlığı bile şüpheliydi. Ancak kaburga üzerinde o minicik etler bir lezzet geldi ki anlatılmaz tatmak lazım…asado de tira Tabii ki eti doğru yerde yemek de önemli. Bizim et yediğimiz hemen her restorant bence türünün iyi örneklerini sundular. Ama Buenos Aires’de El Desnivel ve Torres del Paine içindeki çiftlik (Estancia Tercera Barranca ) en güzel etleri sundular bize.

El Desnivel (Defensa 855, Buenos Aires, Arjantin (San Telmo) ) aslında Buenos Aires’li uerel halkın tercih ettiği bir restoran iken, turistlerce keşfedilen bir mekan. Bu nedenle her zaman kalabalık. Grup halinde giderseniz yer bulmak zor olabilir. Önceden yer ayırtmak zor olabilir. Bir de Buones Aires dahil, Arjantin’deki şehirlerde saat 14:00’de saat 19-20:00’ye kadar açık restoran bulmak problem olabiliyor. Ancak El Desnivel her zaman açık bir restoran.

Bu arada merak edenler için orada et fiyatlarını veteyim; En pahalı et olan Bife de Lomo marketlerde  bizim paramızla 25 TL etiket fiyatına sahipti.

Bilginiz ola…

Gezekalın

19.04.2013 Saat 00:40

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.