GUATEMALA: ATİTLAN GÖLÜ-ANTİGUA GEZİLERİ

 Gezi Tarihi: 29.10.2010

IMG_2062.JPG

San Pedro, Toliman ve Santa Clara (Atitlan) Yanardağlarının aktif oldukları dönemde oluşan Atitlan Gölü, verdiği manzaralar ve kıyılarındaki köylerinde yaşayan yerli halkla, turistler için tam bir cennet köşesi. Orta Amerika’nın bu en derin gölünün dibi tam olarak araştırılmamıştır. Maksimum derinliğinin 340 metreleri bulduğu düşünülüyor.

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Sabahın ilk ışıkları ile kalkıp, Atitlan Gölü kıyısında bulunan otelimizde kaldığımız odanın balkonundan göle baktık. Yakın bir zaman da yağan şiddetli yağmurlar nedeni ile göl suları yükselmiş ve otelin kıyısında bulunan kamelya sular altında kalmış. Ancak sabah manzarası muhteşem. Atitlan Gölü, İtalya’daki Como Gölü ile karşılaştırılıyor. Ama bence burası belki oradan daha güzel çünkü bu gölün her bir köyünde ayrı bir güzellik ve özellik mevcut. Gezimizin en güzel destinasyonlarından bir tanesi burası oldu.

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Kahvaltı sonrası tekneye bineceğimiz limana geldik ve teknemizi beklemeye başladık. İskeleden manzara daha da büyüleyici hale geldi. Daha sonra hem iç kabinleri ve hem de dışarıda oturmaya müsait olan yerleri ile teknemiz geldi. Tekneye binerek geziye başladık.

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Masmavi renkteki suları ile Atitlan Gölü, bizi daha başlangıçta güzelliği ile esir aldı. Gecelediğimiz Panajachel Köyü dışında, San Pedro, Santiago, San Antonio, Palopo köylerine günlük turlar yapılıyor. Burada iki köyü iyice gezdik; Santiago ve San Antonio köyleri. Bu köylerin her ikisinde de farklı bir Maya halkı alt topluluğu var. Köylerden bir tanesinde hemen herkes mavi çizgili bir bluz giyerken bir diğerinde başka bir renkte giysi giyiliyordu.

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Bu şekilde giyinme İspanyollar zamanından beri geliyormuş. Bir köyün halkı İspanyollara yardımcı olduğundan, İspanyollarca bir örnek giydirilirken, bir diğer köyün insanları İspanyol esaretine karşı çıktıkları için farklı bir tek tip elbise içine sokulmuş. Bu giyinme şekli o zamanlardan beri devam ediyormuş.

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Yaklaşık bir saat süren bir tekne seyahati sonrası İlk köy olan San Antonio’ya vardık. İskeleden iner inmez bizi satış yapmaya çalışan yerli halk karşıladı. Bu Maya halkı alt grubu Tzutujil’ler olarak adlandırılıyor Ellerinde rengârenk kumaşlar ve tek tip giysileri, güler yüzleri ile çok güzellerdi. Burada da insanlar fotoğraf çektirmek istemiyorlar. İzin isteyip fotoğraf aldık.

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Burada ilk önce bir dokuma tezgahını ziyaret ettik. Bir bayan bize dokuma tezgahının başında nasıl dokuma yapıldığını gösterdi. Tabii ki arkasından satışlar geldi. Bu köylere has doğal boyalardan tekstil ürünleri mevcut ve ucuz sayılırlar. Ayrıca pazarlığa da açıklar.

IMG_0457.JPG

Daha sonra ise yokuş yukarıya çıkarak Katolik kilisesinin önüne geldik. Burası San Thomas Kilisesi ve kilise içi balonlarla süslenmiş. Yani o mistik hava buraların kiliselerinde pek yok.

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Buradan karşıdaki göl ve volkan manzaraları çok güzel gözüküyor. En erkeni bundan 150.000 yıl önce patlamış olan volkanların tepeleri sanki kesilmiş gibi gözüküyor.  Kilise gezisi sonrası, bu sefer yokuş aşağıya doğru inerek ve yol boyu fotoğraf çekerek teknemize bindik.

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Sonraki köy olan Santiago’ya gelince ilk karşılaştığımız manzara, yağan yağmurlarla yükselmiş suların, bu köyün parkını ve iskele kenarında bulunan dükkanları gölün içine katmasıydı. Bir zamanlar park olan yerde şimdi çocuklar yüzüyorlardı.

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Çocuklara oyun olsun da, ister su da ister toprak da fark etmiyor. Biri ağacın tepesinde oturmuş yüzenleri seyrediyor, diğeri ise arkadaşına su sıçratma peşinde.

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Bu köy civarındaki yerleşim yerlerinde 2005 yılında patlak veren kasırga sonucu olan toprak kayması sonrasında yüzlerce insan yaşamını ve daha fazlası da evlerini yitirmiş. Burada yaşanan bir diğer insanlık dramı da 1960-1996 yılları arasında yaşanan Guatemala iç savaşında burasının da kötü şekilde etkilenmesiydi. Bu köyü, solcu gerillalara destek verdiği için cezalandıran hükumet askerleri çok sayıda insanın ölümüne neden olmuşlar.

IMG_0531.JPG

Köye girişte peşimize takılan yaşlı bir satıcı teyzeden, kafasında sarılı olan başlığın, nasıl sarıldığını öğrendik. Uzunluğu metrelerce olan bu ince kuşağın, bir şapka haline getirilmesi çok ilginçti. Bu köy halkının giysisi, diğer gezdiğimiz köy halkının giydiğinden farklı. Kadınların bluzları hapishane parmaklıkları gibi yukarıdan aşağıya çizgili ve mavi renkte. Bu köyün isyankarlığı İspanyollar  zamanından beri varmış ve İspanyollarda onlara bu hapishane kıyafetini uygun görmüşler.

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Bu köyde ilk gittiğimiz yer “Sigara içen tanrı” nın tahtadan heykelinin bulunduğu evdi; Onu İspanyollar San Simon, İspanyollarla karışmış yerli halk (Ladino’lar, melez Mayalar), Maximon ve Maya halkı ise Rilaj Maam (Reel ah Mam) olarak adlandırıyor. Ağzında sigara veya puro ile gördüğümde çok şaşırdığım bu varlığın adına kim ne derse desin, “sigara içen tanrı” Guatemala’nın dağlık bölgelerinde çok saygı duyulan, tapılan ve kendisine hediyeler getirilen bir ilahi kişilik. Maya tanrılarının, Guatemalayı fetheden İspanyol komutan Pedro de Alvarado’nun ve İncilden Yahudaların bir karışımı olduğuna inanılan bir ilah. Bu tanrı bazen bir resim içinde, bazen de tahta bir heykel içinde sembolize edilmiş. Guatemala’nın hemen her dağlık alanında bu figürü bulmak mümkünmüş. Bu heykel veya resim her yıl bir evden diğerine taşınırmış ve yeni sahipleri de bu tanrıya bakmakla yükümlüymüş. Tabii ki bu arada gelen tüm hediyelerde bu yeni eve getirilirmiş. Hediyelerin en makbulleri sigara, alkol, puro ve meyveler olurmuş. Aşağıda internetten bulduğum bir fotoyu yazıya ekledim.

Santiago’da Sigara içen Tanrı, tahta bir heykelle sembolize edilmiş. Bu heykelin bulunduğu evi küçük bir ücret karşılığı geziyorsunuz. Yerden yaklaşık 1 metre boyunda olan bu tahta heykele ağzında kocaman bir puro ile tanrı benzetmesi yapmak biraz hayal gücünü zorlamak olacak ama zaten aklımızı bu konularda zorlamıyor muyuz? Bu heykelin yanında Hazreti İsa resmi ile ona eşlik ediyor ve sanırsınız ki Hazreti İsa’dan önce “sigara içen tanrı” geliyor. İçeride heykelle fotoğraf çektirmek “giriş ücretinden pahalı ve ortamın ışığı da yeteri kadar uygun değil” düşüncemle fotoğraf çekmedim. Ama şimdi düşününce ışığı da, parasını da zorlamalıydım diyorum. Bazen gezilerde bu konularda dumura uğruyorum.

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Lokal bir Pazar içinden geçerek, Iglesia Parroquial Santiago Apostol Kilisesine gittik. Burada avluda genişçe bir alan var içinde pek bir özellik yok ama içeride giydirilmiş haldeki kutsal din büyükleri çok ilginçti. Her bir heykel grubu ayrı giysiler içinde ve bu farklı grupların giydirilmesi ve temiz tutulması ile bazı varlıklı aileler ilgilenirmiş.  İçerisi yine bir panayır gibi; Balonlar ve tüllerle dolu. Kilisenin Altarı 3 volkanı temsil eden, 3 parça oyma tahtadan yapılmış. Bu altarın 1976-1981 yılında yapılmış olan restorasyonu sırasında, restorasyonu yapan sanatçılarca Kolonyal dönemin klasik dini motifleri yerine, Maya inancına ait figürler konmuş.

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Daha sonra tekneye doğru dönüşe geçtik ama yol boyu küçük küçük galeriler var. Bunlardan bazılarında yerel sanatçıların yaptığı çok güzel yağlı boya tablolar var. Bir diğer dumura uğradığım yerde burası oldu. Çok beğendiğimiz bir resmi pazarlık edeceğiz diye almadım.  Oralara kadar gidecek olan arkadaşlar siz siz olun eğer beğendiğiniz bir yağlı boya olursa, benim gibi kaçırmadan alın derim.

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Sonraki hedef ise karşı kıyıda bulunan ve çok güzel olan bir lokantada yemek yemek oldu.

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Atitlan tekne gezimiz sonrası bu sefer tepeden Atitlan Gölüne ve volkanlar ait panoramik fotoğraflar alıp 104 km ötede bulunan Antigua’ya doğru hareket ettik.

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Antigua’ya vardığımızda artık akşam olmuştu. Bu şehirde kolonyal dönemden kalma hemen hemen tüm yapılar otele çevrilmiş. Biz de bu otellerden bir tanesine yerleşip, gece yemek yiyeceğimiz restorana doğru yola çıktık. Bu gece bizim artık son gecemiz ve bir gezgin büyüğümüzün sipariş verdiği şaraplarla kadeh kaldırıp geziyi kazasız belasız bitirmenin mutluluğunu hep beraber paylaştık.

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Antigua sokaklarını kısaca gezdik ve otelimize döndük.

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Yarın artık tüm gezimizin son günü olacak. Çok güzel olan ve tadının damağımızda kaldığı konusunda herkesin hemfikir olduğu Antigua’yı gezeceğiz.

IMG_0675.JPG

Gezekalın ve aydınlık kalın…

Dr Ümit Kuru

İlk yayın tarihi: 11.12.2010 Saat 01:49

Gözden geçirilmiş son yayın tarihi: 24.11.2016 Saat :12:21

Yorum bırakın

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: