Nakşa (Naxos) Adası’nda Haçlıların Ayak İzleri

Gezdiğim yerlerin tarihini önceden cebime koyup yola çıkmak, benim için vazgeçilmez bir seyahat ritüeli. Sadece “turist” gibi pasif bir izleyici kalmak yerine, gittiği coğrafyanın ruhunu okumaya çalışan bir “gezgin” olmayı seçenlerdenim. Nakşa (Naxos) Adası’nın o büyüleyici ama bir o kadar da şaşırtıcı Venedik mirasını ve Osmanlı’nın ada ile ilişkisini bilmeden buraları turlamak, bu güzelim adaya haksızlık olur.

Örneğin, adanın kalbindeki Kastro bölgesinde o daracık, labirent gibi sokaklarda yürürken karşınıza çıkan kemerli geçitleri, saray mimarisini ve cepheleri süsleyen o asil armalı taş evleri göreceksiniz. Kiklad Adaları ve Nakşa Adası özelinde tarih altyapınız yoksa, eski görünen her yapının üzerindeki o Venedik armaları sizin için sadece anlamsız birer taştan ibaret kalacak ve hatta fark etmeden geçip gideceksiniz. Ancak aslında bu armalar taşa kazanmış birer tapu senetleridir.

Aynı şekilde, Yunanistan genelinde Katolik kiliselerinin ne kadar istisnai ve az olduğunu bilirseniz; Nakşa’da ve komşu Kiklad adalarında karşınıza çıkacak sayıca fazla Katolik kiliselerin tarihsel ağırlığını, Ege’nin ortasında duran o gizli Akdeniz sentezinin nedenini çok daha iyi kavrayabilirsiniz.

Venedik döneminden kalma tarımsal geleneklerin ve narenciye kültürünün, yerel coğrafyayla harmanlanmasıyla doğan adaya has o meşhur Kitron (Citron) likörünü Nakşa’nın Chalkio (Halki) köyündeki tarihi Vallindras Damıtımevi’nde yudumlarken aslında bizzat yüzyılların gıda etkileşimini tattığınızı da bilirsiniz. Bu içkinin damıtılma yönteminin İtalyan likör geleneklerine dayandığını bilmek, içkinin tadını farklı kılacaktır.

Naxos, Yunanistan’ın en büyük peynir üreticilerinden biridir ve bunun kökeni Latin dönemindeki büyük mandıra çiftliklerine (feodal malikanelere) dayanır. İsviçre’nin Gruyère peynirinden esinlenmiş ama Naxos’un sütüyle yerelleşmiş sert, sarı bir peynir olan Graviera peynirini adada bolca tadabilirsniz. “Erkek peyniri” anlamına gelen “Arseniko Peyniri“çok sert ve yoğun aromalıdır. Bu peynirlerin yapımındaki titizlik, latin etkileri altında adanın tarımsal özerkliğinden gelen bir gelenektir.

Adayı tarihini bilerek gezmenizin önemli olduğunu düşündüğümden gezimizi sizlerle paylaşırken bu ilginç tarihi gerçekleri ayrı bir bölüm olarak yazıya dökmeyi uygun gördüm. Tüm bu hikayeyi bilerek adaya ayak basmak, iyi birer gezgin olarak sizde de bu coğrafyayı daha yakından keşfetme tutkusunu ateşleyecektir.

Nakşa ve Milos Adası sokaklarında yürürken fark edeceğiniz Ege ikonografisine hiç uymayan, zamana meydan okuyan görkemli Orta Çağ feodal şatolarının ve üzerindeki Venedik aile armalarının, kale evlerin buralarda ne işi var? Yanıt, tarihin akışını saptıran en garip, en karanlık ve bir o kadar da sürükleyici bir olayda gizli: 4. Haçlı Seferi.

Tarihte kabul gören ve amacı Kudüs’ü geri almak olan 8 büyük ve ana Haçlı Seferi düzenlenmiş. Ama bu seferler içerisinden bizim yazımıza konu edeceğimiz olanı 4. Haçlı Seferi.

Yıl 1202. Papa III. Innocentius’un çağrısıyla toplanan Haçlı ordusu, Kudüs’ü geri almak üzere Mısır’a gitmeyi hedefler. Venedik gemileri bu Haçlı askerlerini taşıyacaktır ve hazırlıklar sona gelir. Ancak ortada devasa bir finansal kriz vardır: Haçlılar kendilerini Doğu’ya taşıyacak Venedik gemilerinin parasını ödeyemezler. Fırsatları koklamakta usta olan Venedik Doçu (Dükü) Enrico Dandolo harekete geçer.

Enrico Dandolo parası ödenmeyen ama bir kere harekete geçmiş Haçlı ordusunu başka bir işe yönlendirir. Yani başka bir yerden para kokusu almıştır. Bu sıralarda Bizans’ta taht kavgaları vardır ve tahtı ele geçirmek için kendisine servet vaat eden bir prens için Bizans’ın meşhur taht kavgalarına müdahil olur. Haçlı ordusu sayesinde taht el değiştirir ama yeni Bizans Kralı da Venediklilere servet vaadini yerine getiremez.

Bu sefer Haçlı ordusu 1204 yılında şehri, o zamanın Kostantinopolis’ini tamamen ele geçirir. Yaklaşık 900 yıl boyunca biriken Bizans hazinesi, kiliseler, saraylar ve kamu binaları üç gün boyunca sistemli bir şekilde soyulur. Bu soygun tarihçiler tarafından tarihin gördüğü en büyük kültür ve servet gaspı olarak tanımlanır. Yukarıda fotoğraflarını paylaştığım heykeller bu yağmadan sonra Venedik’e kaçırılan parçalardan örnekler.

Yani sizin anlayacağınız Haçlılar, Kudüs’te Müslümanlar üzerine gitmek yerine Hristiyan Bizans’ın başkenti Konstantinopolis’i kuşatıp tüm zenginliklerini yağmaladılar.

Burada yeri gelmişken bir dipnot düşelim; Bu dükün mezarı Ayasofya’dadır. Dandolo şehri ele geçirdikten kısa bir süre sonra, Mayıs 1205’te İstanbul’da ölmüştür (yaklaşık 98 yaşındaydı). Venedik’e geri dönme şansı olmadığı için dönemin geleneğine uygun olarak, fethedilen/yönetilen toprakların en kutsal mabedi olan Ayasofya’nın üst galerisine “büyük devlet töreniyle” gömülmüştür. Gerçi yanda fotoğrafı görülen Ayasofya içindeki mezar taşı altında onun kemiklerinin bulunup bulunmadığı tartışmalıdır.

Bu sefer sonrasında Bizans İmparatorluğu darmadağın olmuş, Ege ve Doğu Akdeniz’de büyük bir otorite boşluğu doğmuş. Batıdan gelen derebeyler, Bizans topraklarını bir ganimet gibi paylaşmış ve Bizans yerine bir Latin İmparatorluğu kurulmuş. Gerçi bu Latin İmparatorluğu’nun ömrü sadece 57 yıl sürmüş. Katolik Latinlerin Ortodoks halka kendi din ve kültürlerini dayatması rejimin yerel desteği tamamen kaybetmesine yol açmış. Şehrin yağmalanıp kaynaklarının tükenmesiyle derin bir ekonomik krize giren Latin imparatorları, son dönemlerinde sarayın çatı kurşunlarını ve kutsal emanetleri satmak zorunda kalmışlar. Bu iç çöküşe, Anadolu’daki İznik İmparatorluğu ile Balkanlar’daki Bulgar Devleti’nin aralıksız askerî baskısı eklenince, 1261 yılında Bizans İznik kuvvetleri İstanbul’u neredeyse hiç dirençle karşılaşmadan geri alarak Bizans İmparatorluğu’nu yeniden ihya etmişler.

“Konu ile Nakşa Adası’nın bağlantısı ne kardeşim?” diye sorduğunuzu hissediyorum ama tabii ki doğrudan bir bağlantısı var! Konstantinopolis düşer düşmez Venedikli hırslı bir soylu ve Dük Dandolo’nun un yeğeni olan Marco Sanudo, gözünü Ege’nin verimli ve stratejik adalarına dikmiş. 1207 yılında kendi imkânlarıyla topladığı maceraperest bir filoyla Kiklad Adaları’na yelken açmış. İşte Nakşa (Naxos) Dükalığı (tarihteki adıyla Takımada Dükalığı / Duchy of the Archipelago), IV. Haçlı Seferi’nin yarattığı bu kaosun doğrudan bir meyvesi olarak doğmuş.

Sanudo, adanın en yüksek tepesine çıkıp antik Yunan tapınaklarının mermerlerini kullanarak Kastro’yu inşa ettirmiş. Ege Denizi’ne tam anlamıyla Batı Avrupa feodalizmi getirilmiş. Topraklar Venedikli baronlar arasında bölüşülmüş. Yönetici sınıf Katolik Latinler, adanın kadim halkı ise Ortodoks Rumlar olmuş. Latin İmparatorluğu’nun ömrü kısa olsa da Naxos Dükalığı ve merkezleri olan Naxos Adası tam 350 yıl boyunca Sanudo ve ardından gelen Crispo hanedanları tarafından yönetilmiş. Ege’nin ortasında küçücük ama son derece zengin bir Venedik feodal dükalığı olarak varlığını sürdürmüş. Sonra ise Osmanlı sahneye Çıkmış.

1537 yılına gelindiğinde Ege suları Venedik için daralmaya başlamış. Osmanlı’nın efsanevi kaptan-ı deryası Barbaros Hayreddin Paşa, Dükalığı Osmanlı İmparatorluğu’na vergi ödeyen bir haraçgüzar devlete dönüştürmüş. 1566 yılında Sultan II. Selim dönemi başlarında Ege seferine çıkan Piyale Paşa, Nakşa Adası’nı ve dükalığa bağlı diğer adaları doğrudan fethederek Venedik hakimiyetine ve dükalığa tamamen son vermiş. Ancak hikâye burada bitmemiş!

II. Selim, ada yönetimini ve “Naxos Dükü” unvanını samimi dostu ve finansörü olan Yahudi kökenli Joseph Nasi’ye vermiş. Başlarına Yahudi bir dük gelmesi Nakşa Adası halkını inanılmaz derecede isyan ettirmiş. Avrupa’dan da büyük tepki gelmiş. Bundan dolayı Nasi, Naxos’a güvenli bir vekil olan Francisco Coronel’i yollamış ve kendisi adaya hiç gitmeden, 1579’daki ölümüne kadar Nakşa Dükü olarak kalmış. Sonrasında Osmanlı adaya egemen olmuş. 1821 yılına gelindiğinde ise ada halkı milliyetçilik ve bağımsızlık hareketlerinden etkilendi ve Yunanlılar bağımsızlıklarıını ilan ettiler.

Osmanlı döneminde Karadeniz’e “Bahr-i Siyah”, Akdeniz’e ise “Bahr-i Sefid” denirmiş. Kaptan-ı Derya’ların (Donanma Komutanlarının) yönetiminde olan ve Nakşa, Midilli, Sakız, Rodos, İstanköy, Eğriboz gibi Ege Adaları ile Gelibolu ve Çanakkale çevresini kapsayan eyaletin/vilayetin resmi adı Cezayir-i Bahr-i Sefid Eyaleti. Eyalet, doğrudan Kaptan-ı Derya’ya bağlı olduğu için halk arasında ve belgelerde Kaptanpaşa Eyaleti olarak da anılmış. Osmanlı’ya bağlı olduğu dönemde Nakşa Adası Kaptanpaşa Eyaleti’ne bağlı, Osmanlıya vergi verdikçe iç işlerine, dinlerine, ticaretine karışılmayan bir yer olarak kalmış. Nakşa ve Milos gibi Kiklad Adaları Osmanlı donanmasının kontrolünde vergiye bağlanmış olsa da, Rodos, Midilli, Sakız veya İstanköy (Kos) gibi adalarda görülen kalıcı Osmanlı mahalleleri, camileri veya kamusal yapıları Naxos’ta inşa edilmemiş ya da günümüze ulaşmamış.

Osmanlı İmparatorluğu’nun zirvesinde karada ‘Pax Ottomana’ (Osmanlı Barışı) hüküm sürerken, denizlerde manzara çok farklıydı. Ege’de avlanan Malta Şövalyeleri ve Fransız korsanlar yalnızca Müslüman gemilerini hedef almakla kalmıyor, Osmanlı tebaası altındaki Naxos adasını da yağmalıyorlardı. Sürekli tehlike altında yaşayan halk, kıyılardan uzaklaşarak yukarıda fotoğrafını gördüğünüz gibi müstahkem kule-evlere (Pyrgi) sığındı. Naxos köylerinde bugün hâlâ ayakta duran o yüksek, pencersiz alt katlı taş yapılar, işte o dönemin güvenlik kaygılarının birer yadigârıdır.

Mısır’a gitmek üzere yola çıkıp Konstantinopolis’i yağmalayan Haçlıların bu adalarda bıraktığı izler, Ege’nin mavi sularında tarihin en şaşırtıcı ve sürükleyici miraslarından biri olarak bizi selamlıyor. Naxos’un bugün turizmde sahip olduğu o kendine has “aristokrat” hava, işte bu Venedik dükalık geçmişi ile Osmanlı dönemindeki özerkliğin bir meyvesidir. Naxos, Ege’de hem “İtalyan ruhlu” kalabilmiş hem de “Yunan kimliğini” korumuş nadir yerlerden biridir. Adanın modern yüzünde bu tarihsel “melezlik” hem mimaride hem de damak tadında yaşıyor.

Yukarıda anlatılanlar ışığında Nakşa’ya gittiğinizde sahildeki büyüleyici Apollo Tapınağı kapısından (Portara) Kastro’ya doğru tırmanırken adımlarınızı yavaşlatın. Daracık mermer sokaklarda yürürken başınızı kaldırıp kapıların üzerindeki Venedik armalarına bakın. Bugün Kastro; müzeleştirilmiş bir kalıntı değil, 800 yıldır yaşamın kesintisiz devam ettiği canlı bir mahalledir. Ege’deki pek çok ada kalesi (örneğin Santorini veya Mikonos) tamamen turistik dükkanlara dönüşmüşken, Naxos’un Kastro (Kale) bölgesi hala yaşayan bir mahalledir. Kaledeki malikanelerin bir kısmında hala Venedik kökenli Katolik ailelerin torunları yaşamaktadır. Kapıların üzerindeki mermer aile armaları (Crusino, Barozzi, Sanudo aileleri gibi) hala parlatılır.

Osmanlı döneminde korsanlardan kaçmak için inşa edilen o meşhur Venedik Kuleleri, bugün adanın en lüks butik otellerine veya kültür merkezlerine dönüşmüş durumda. Eskiden bir manastır ve savunma kulesi olan Bazeos Kulesi, her yaz Naxos Festivali’ne ev sahipliği yapar. Kalın taş duvarların arasında modern sanat sergileri düzenlenmesi, adanın tarihle ne kadar barışık olduğunun en güzel örneğidir.


Gezgin gözüyle son söz: Naxos’un farkı, komşusu Mykonos gibi sadece “parti adası” olmaması değildir. Pazar sabahları Kastro’daki Katolik Katedrali’nden çan sesleri yükselirken, limandaki Ortodoks kiliselerinden ilahilerin duyulduğu 800 yıllık barışçıl bir arada yaşama hikayesidir. Kudüse giderken amacını ve bu nedenle de yolunu değiştiren Haçlıların Kiklad Adaları’na bıraktıkları izlerin her yerde görüldüğü bir mekandır. Berrak sularında serinlemenin yanı sıra, adanın zamansız sokaklarında kaybolmaya ve yerel lezzetleriyle köşeye sıkışmış koca bir tarihi tatmaya hazırsanız, Nakos sizi bekliyor.

Lütfen bilerek ve bu farkları hissederek gezin..

Gezekalın

Dr Ümit Kuru

24.09.2026

Leave a comment

Bir Cevap Yazın

  • Arşivler

  • Diğer 557 aboneye katılın
  • Mart 2013 den beri

    • 399.704 ziyaretçi
  • Kategori Bulutu

  • Eylül 2026
    P S Ç P C C P
     123456
    78910111213
    14151617181920
    21222324252627
    282930  

Bu sayfanın içeriğini kopyalayamazsınız

GEZEKALIN sitesinden daha fazla şey keşfedin

Okumaya devam etmek ve tüm arşive erişim kazanmak için hemen abone olun.

Okumaya Devam Edin