ČESTITA BABA MARTA

Neden bu kadar çok sevdim bu geleneği bilmiyorum diye yazıya başlamam sahtekarlık olur. Seviyorum çünkü baharla ilgili. Yaşama sevinci ve yenilenme ile ilgili. Bu gelenek insanın dilekleri, gerçekleşmesini arzu ettikleri ile ilgili. Yani ruhuma ve içimdeki çocuğa çok uyan bir gelenek.

17203759_10154554112768981_393305008_n.jpg

Bugün sizlere sonradan öğrendiğim ama öğrendikten sonra da hep takip ettiğim bir geleneği,  Baba Marta (Marta Nine) geleneğini tanıtacağım. Sadece kitabi bilgi değil, ama aynı zamanda sevgili dostum ve meslektaşım Prof. Dr. Yüksel K. Yılmaz’ın biricik annesi Meliha teyzenin ağzından Martina Sıbıta geleneğini anlatacağım.

17094051_10154538838023981_1417925003_nMartenitsa, 1 Mart’tan başlayarak martın sonuna kadar takılan, beyaz ve kırmızı yünden yapılan bir süse verilen isim. Çok eskilere dayanan Baba Marta (“Çestita Baba Marta“), Bulgaristan coğrafyasına has bir gelenek olarak gözükse de, diğer Balkan ülkelerinde de bilinebiliyor. O coğrafyadaki Türkler, Bulgarlar, Pomaklar tarafından kutlanıyor. Bu günde insanlar yakınlarına ve arkadaşlarına “martenitsa” olarak adlandırılan sembolleri, yıl boyu sağlık ve güç dileğiyle hediye ediyorlar. Adete göre, martenitsalar kırlangıç veya leylek görünceye kadar taşınıyorlar. Bu takılar, meyve ağaçlarına, evlere, ev hayvanlarına da takılabiliyor. Bu şekilde yeni başlayan tarım yılının da bereketli ve verimli olması için dilekler tutuluyor. Martenitsalarda kullanılan beyaz renk uzun ömrü, kırmızı renk ise sağlık ve gücü temsil ediyor.

2363794345_7755b673c6_z.jpg

Martenitsa ya da Martina Sıbıta’yı bir de Meliha teyzenin ağzından dinleyelim;

Sert geçen Balkan kışlarından sonra 1 Mart ile birlikte bahar gelişi, doğanın uyanışı kutlanırken dilekler ve sevinç birleşir. Şubatın son günü genç kızlar baharın ilk çiçeklerini toplar, o gece her genç kız ortak bir su kabına çiçekleri bırakır, ayrıca herkes küpe, yüzük, bilezik gibi bir takı koyar kaba. kabın üstü örtülüp o gece açık havada bekletilir. 1 Mart sabahı erken kalkılır, kaba çiçek ve takı bırakmış kızlar kabın başında toplanır. Bir kızın yüzü bir tülbentle örtülür, kızlar topluca mani söylemeye başlar, yüzü örtülen kız kaptan sırayla takıları çıkarır, her kız kendi takısını alır, takı çiçeklerle ve baharın gelişiyle kutsanmış olur, sahibine sağlık ve sevinç getirir. Martina Sıbıta bileklikleri koyun yünüyle yapılır, eğrilmiş, boyanmamış beyaz koyun yünü ile, eğrilmiş ve doğal boyalarla kırmızıya boyanmış kırmızı yün birlikte bükülür. İyi dilekler dilemek istediklerinizin bileğine bu iplikler bağlanır. Kırlangıç ya da leylek görünceye kadar iplikler saklanır ya da bilekte kalır. Bahar gelince, ilk leylek ya da kırlangıç görülünce martina sıbıtalar meyve veren ağaçlara bağlanır, doğa uyanmış, bereketini vermeye başlamıştır. Dilekler de meyve ağaçlarının bereketi gibi, bereketle gerçekleşsin istenir.”

martenitsa-pizho-penda.jpg

Söylenceye göre (Pomak Ajans’tan derlenmiştir);

“Baba-Marta / Marta Nine” sağı solu belli olmayan, asabi mizaçlı bir kadındır. Ablaları Uzun Boynuzlu Karafatma [Ocak] ve Kısa Boynuzlu Karafatma [Şubat] ‘dan sonra geldiği ve onların tavırlarından hoşlanmadığı için öfkelidir. Baba Marta öfkelendiğinde hava kararır, kar-dolu düşer, insanlar havaya bakıp karamsarlığa kapılır.

Dağda hayvan güden Kozarka ise Marta Nine’den bir iyilik bekler. Yaşıt oldukları için arzu eder ki Baba Marta şenlensin ve hava düzelsin. Kozarka da koyun-kuzularını dağdan indirsin. Ama istediği gibi olmaz. Martın sonu yaklaştığından Baba Marta erkek kardeşini gönderir ve Nisan ayından birkaç gün ödünç alır ve öfkesini yağdırır. Kozarka nine ve kuzuları donar ve taş olur. Zaemnitsi denilen [ödünç alınmış günlerde] donup taş olan Kozarka ve kuzularını [taşları] okşayanların şifa bulduğuna inanılır.

indir (1)Baba Marta’nın kutlanması havalar açıncaya, bahar gelinceye kadar bileğe bağlanan kırmızı ve beyaz örme karanfil ya da püskül [Martenitsa] ile olur. Bazen de kırmızı kadın, beyaz erkek örme figürlerden olur. Beyaz erkeği, kırmızı kadını temsil eder ve onları bağlayan kırmızı beyaz sarma iplik de kara lanete karşı tılsımı temsil eder. Bazılarına göre de beyaz zekayı, kırmızı da sağlığı temsil eder ve Martenitsa veren kişi size hem zeka hem sağlık diliyor demektir.

Baharın gelişi de ilk leylek, kırlangıç gibi yaz kuşlarının gelmesi ya da ilk ağacın çiçek açması ile anlaşılır. Baba Marta kışın son günü evindeki hasırları çıkarır ve kış sonu temizliği yapar. Hasırları silkelediğinde etrafa saçılan tüyler toprağa son kar olarak düşer. Mevsim değişir, ilkbahar olur.

Evet sevgili dostlar;

Hemen bir martenitsa bulun ya da hiç bir şey bulamazsanız kırmızı beyaz yün iplikleri birbirlerine dolayıp kendi martenitsanızı kendiniz yapın. Dileğinizi tutun ve havada leylekleri gözlemeye başlayın. Leylekleri gördüyseniz de martenitsalarınızı tomurcuklanan bir ağacın dalına bağlayın.

Dileğiniz gerçekleşir mi ? diye soranlarınız vardır eminim. Bilmiyorum! Benim sevdiğim kısım, umut kısmı. Bazen kör umutlar için de martenitzalar bağlanıp, dilek tutulabilir.

Tüm dileklerinizin gerçekleşmesi dileklerimle, tüm kadınlarımızın Dünya Emekçi Kadınlar Gününü kutlarım.

Gezekalın

Dr Ümit Kuru

08.03.2017 

Not: İlgili bölüm Sayın Prof. Dr. Yüksel K. Yılmaz’ın izniyle paylaşılmıştır.

Fatih Şua Tapar’dan: Deniz Kızları

http://www.gezekalin.com’da bu bölümde, okuyup da çok beğendim bazı dostlarımın yazılarını sizlerle paylaşacağım. Bu yazılardan ilki sevgili dostum Dr Fatih Şua Tapar’a ait. Kendisine yazısı için hayranlıklarımı iletiyor, paylaşmama izin verdiği için teşekkür ediyorum.

P9070480-002.JPG

Dr Fatih Şua Tapar’ın 28.02.107 tarihli paylaşımından izinle yayınlanmıştır..

DENİZ KIZLARI

Adamın biri, her mehtaplı gecede alır başını deniz kıyısına gidermiş. Dönüşünde sorarlarmış:
Ne gördün?
-Dünya güzeli deniz kızları gördüm, altın saçlarını gümüş taraklarla tarıyorlardı, dermiş hep.
Bir gece yine tek başına deniz kıyısına vardığında, gerçekten dünya güzeli deniz kızları görmüş, altın saçlarını gümüş taraklarla tarıyorlarmış. Döndüğünde yine sormuşlar:
Ne gördün?
-Hiç demiş… Hiç bir şey…

Oscar Wilde’in yukarıdaki harika öyküsünü ilk okuduğumda ortaokuldaydım ve ne demek istediğini anlamamıştım. Daha sonra unutmuşum. Yıllar sonra rastladığım Haldun Taner’in bir sözü bana öyküyü hem hatırlattı hem de ne demek istediğini çok çarpıcı bir şekilde gösterdi.
Şöyleydi söz: “Bir hayalin gerçek olması kadar hayal kırıcı bir şey yoktur.” Daha sonraları ise bu tema pek çok edebi eserde karşıma çıktı. Örneğin Simyacı’da.. Hatırlarsanız orada bütün yaşamı boyunca tek hayali para biriktirip Mekke’ye hacca gitmek olan bir dükkan sahibi vardı. Adam; artık gerekli parayı fazlasıyla biriktirmiş olduğu halde bir türlü gitmiyordu. Bu hayalin kendisini yaşama bağlayan çok önemli bir bağ olduğunu düşünüyor ve onun gerçekleşmesi halinde bu önemli bağı yitireceğinden korkuyordu. Haklıydı aslında.

Düşünüyorum da… Hepimizin böyle hayalleri var mutluluğumuzu bağladığımız, gerçekleşene kadar yaşamı sanki ertelediğimiz. Acaba hiç düşünüyor muyuz; bu istediğimiz her neyse, gerçekleştiğinde iyi mi olacak? Bir düşünürün hep aklımda tuttuğum bir sözü vardır: “Bütün dualarımı kabul etmediği için Tanrı’ya şükrediyorum” diye. Belki de daha az üzülmeliyiz gerçekleşmeyen hayallerimiz için. Belki de aslında sevinmemiz, mutlu olmamız gereken bir şey için gözyaşları döküyoruzdur. Belki de olaylara bir de bu açıdan bakmayı artık öğrenmeliyiz.

Sadece hakkınızda hayırlı olan hayallerinizin gerçekleşmesi dileğiyle..

Fatih Şua Tapar

P9070724.JPG

Dr Ümit Kuru Notu:

Fatih Şua Tapar kimdir?

1963 Yılında Tokat’ta doğdu.. İlköğretim sonrası Ortaokul ve Liseyi eski Köy Enstitülerinden biri olan Sivas Yıldızeli Pamukpınar Öğretmen Lisesi’nde yatılı olarak okuduktan sonra 1981 yılında Cerrahpaşa Tıp Fakültesi’ne girdi. 1987 yılında mezun oldu. Mecburi Hizmetini Konya Akşehir’de tamamladı ve daha sonra bir süre Tokat İlinde bir sağlık Ocağında çalıştı. Uzun bir süre Tokat İl Sağlık Müdürlüğünde Şube Müdürlüğü yaptı. Kırım Kongo kanamalı Ateşi (KKKA) hastalığının tanınmasında aktif rol oynadı ve bu konuda değerli çalışmalar yaptı. Halen Tokat Merkezde Aile Hekimi olarak çalışmaktadır. Evli bir çocuk babasıdır. Gezmeyi çok sever. Amatör olarak edebiyatla ilgilenir.

P9050015.JPG