• Arşivler

  • Diğer 530 takipçiye katılın

  • Mart 2013 den beri

    • 262.863 ziyaretçi
  • Temmuz 2022
    P S Ç P C C P
     123
    45678910
    11121314151617
    18192021222324
    25262728293031

Tüm Çekincelerinizi Bir Kenara Bırakın! İRAN GEZİ YAZISI: Zencan’dan, Hemedan/Kirmanşah’a

Gezi boyunca kaldığımız oteller gayet güzeldi. İran genelinde wi-fi den faydalanıp Twitter ya da Facebook’a girebilme şansımız hiç olmadı. İran’da girdiğiniz her otelde mutlaka pasaportlarınızı alıkoyuyorlar ve sabah otelden ayrılacağınızı beyan ettiğinizde, önce bir görevli gidip odanızı kontrol ediyor. Ondan sonra pasaportlarınızı teslim ediyorlar. Otellerin kahvaltıları genelde çok iyiydi. Ekmek olarak genelde lavaş sunuluyor.

Zencan, adını verdiği eyaletin başkenti konumunda olan bir şehir. Sasanilerin ilk imparatoru 1. Erdeşir’in kurduğu düşünülen Zencan, bir zamanlar kervan yolu üzerinde olan canlı bir ticaret merkeziymiş. 13. yüzyılda Moğollar şehri yıkmışlar. İlhanlılar 14. yüzyıl başlarında Zencan’ın 32 km güney doğusunda Sultaniye’yi kendilerine başkent yapmışlar. İlhanlıların 8. hükümdarı olan Olcaytu, Sultaniye’yi zamanın sanat merkezi ve mimari olarak da önemli bir şehri haline getirmiş. Sabah erkenden yollara düşerek, dünkü programdan kalma Olcaytu’nun Türbesini (Sultaniye Kubbesi olarak da bulabilirsiniz) gezmeye gittik.

M.S 1302-1312 tarihleri arasında yapılmış olan bu türbenin en önemli özelliği İran’da bulunan en eski çift katman şeklinde kubbeye sahip olması. Dünyada tuğla kubbeye sahip olan en büyük yapılar sıralamasında üçüncü durumda (diğerleri Ayasofya ve Floransa Katedrali kubbeleri). Dış dekorasyonunun çoğu maalesef kaybolmuş. Ancak iç mekanda az sayıda da olsa muhteşem mozaikler, fayanslar ve duvar resimleri kalmış. Zamanında buranın iç mekanının güzelliğini tahmin bile edemiyorum. Taşları ince ince nakış gibi işlemişler. Sultaniye Kubbesi, Hoca Ahmed Yesevi’nin Mozolesi ve Tac Mahal gibi daha görkemli kubbe yapılarına da ilham kaynağı olmuş. İçeride restorasyon var ve tahminimce bu kadar ince işçiliğin restorasyonu yıllar sürecektir. Olcaytu’nun Türbesinin üst katını da gezmeyi sakın ihmal etmeyin derim.

Olcaytu Türbesi 2005 yılı itibariyle UNESCO tarafından Dünya Kültür Miras Listesinde yer almış. Bu türbe sekizgen şeklinde tasarlanmış olup türbenin iç mekanı 24 metre genişliğinde ve kubbesi ise yerden 51 metre yükseklikte bulunuyor. Sekizgen yapının her kenarından teğet geçen sivri kemerli bir kapı, ayrıca üst kısmından teğet geçen sivri kemerli 3 adet pencereyi andıran nitelikte boşluk bırakılmış. Sütunların üst kısmında bir çeşit yazı kuşağı kullanılmış. Kubbenin iç kısmında ise mavi çini kaplamalarının izleri var.

Tabii ki Sultaniye Kubbesi’ni hakkı ile gezmek, her bir ayrıntıya hakim olabilmek pek mümkün olamadı. Ancak yolumuz bugün uzun. Zencan’dan Hemedan ve Kirmanşah’a ulaşmamız gerekiyor.

İran’da iki önemli dağ sırası var; Bir tanesi İran’ın kuzeyinde yer alıp, kuzeybatıda Azerbaycan sınırından başlayıp Hazar Denizi’nin güney kıyısı boyunca doğu batı istikametinde uzanan Elburz Dağları, diğeri ise Kuzeybatı İran’dan başlayarak ve kabaca İran’ın batı sınırını kuzeyden güneye takip ederek Hürmüz Boğazı’nda sonlanan Zağros Dağları. İşte biz bugün Zağros Dağlarını takip ederek İran’ın kuzeyinden güneyine doğru yaklaşık olarak 240 km yol yapacağız ve önce Hemedan’a, sonra da yaklaşık 190 km daha yol yaparak gece konaklama yapacağımız Kirmanşah’a gideceğiz.

Öğle yemeği saatlerinde Hemedan’a vardık. Öğle yemeği için Hemedan’da Na’l Eshkeneh adlı bir restoran seçilmişti ve gerçekten de iyi bir seçim olmuştu. Üç gündür İran kebaplarına doyamadık diyebilirim.

Elvend (Alvand) Dağı eteklerine kurulu Hemedan’ın tarihi çok eskilere kadar gidiyor. Şehri Medler kurmuş ve kendilerine de başkent olarak seçmişler. O zaman ki adı ise yazılı kaynaklarda Ekbatana olarak geçiyormuş. Medler’in, İrani kabilelerinden birisi olarak, Batı ve Kuzeybatı İran’da en azından MÖ 12. veya 11. yüzyıllardan beri mevcut olduğu düşünülüyor. Ancak bu bölgelerdeki etkinlikleri MÖ 8. yüzyılın ikinci yarısından itibaren görülmeye başlanmış.

Yemek sonrası ilk olarak Ganjname (Ganjnameh) adlı gezi yerine gittik. Ganjname dere üzerindeki granit bir kaya üzerine 20 satırda taşa oyulmuş, her biri 2 × 3 mt ölçülerinde iki yazıt paneli. Ahameniş Kralları Birinci Darius (sol üstteki) ve oğlu Kral Xerxes (Serhas) (sağ alttaki) adlarına yazılan yazıtlar üç dilde yazılmışlar; Eski Farsça , Neo-Babil ve Neo-Elam dilleri. Yazıtlarda kral isimleri değişse de ana konular olan Ahura Mazda’ya övgü, soylar ve fetihler aynı şekilde kalmış. Halk bu yazıtlarda hazinelerin yerinin gizli kodlarının saklı olduğuna inandığından buraya “Hazine Kitabı” adını takmış.

Ganjname Yazıtlarına giden yol boyunca kalabalık dikkatimizi çekti. İran’da bayram olması nedeni ile yerel halk alana akın etmiş. Bazı yerlerde çadırlar var. İran’da halk tatil zamanlarında şehir içlerinde çadırlarda konaklayarak da tatilini yapabiliyormuş. Parkları normal karşıladık ama bazen genişçe kaldırımların kenarlarında kurulu çadırlar bizi biraz şaşırttı doğrusu. Ama etrafta asla çöp göremiyorsunuz. Mangal olayına da rastlamadık. Evde yaptıkları yemekleri çıkartıp, örtülerini sererek pikniklerini, konaklamalarını yapıyorlar. Bu yönleri ile İran halkını çok takdir ettik. Ganjname yakınlarda akan dere boyunca insanlar pikniklerini yapıyorlar.

Hemedan, Yahudiler için önemli bir şehir. Bir grup Yahudi’nin, Medlerin toprakları içinde olan Hemedan ‘a Asur Kralı Salmaneser tarafından yerleştirilmesi MÖ 722 yılına tarihleniyor. Medler o zamanlar henüz Asurların boyunduruğu altında bulunuyor. Geçmiş ve gelecek yazılarda da dillendireceğim gibi kadim Pers topraklarında imparatorluk dini olan Zerdüştlük dini dışındaki dinlere karşı da hoşgörü söz konusu olmuş. Bir zamanlar Hemedan’da 50000 Yahudinin yaşadığı belirtiliyor. Sasani Hükümdarı 1. Yezdigird’in (ya da Yezdicerd) karısı Kraliçe Šušandoḵt, İran topraklarında en üst noktalara gelmiş olan bir Yahudi. Safeviler zamanına kadar da Yahudiler İran’da özgürce yaşamışlar. Ancak ondan sonra Yahudilere baskılar başlamış ve onlar da zaman içinde yavaş yavaş bu toprakları terk etmeye başlamışlar. Yine de tüm İran şehirleri içinde Yahudiler en rahat ve Yahudi Mahalleleri oluşturmadan, halkın içinde, onlarla karışık olarak Hemedan içinde yaşamaya devam etmişler. Bu konuya girmemin nedeni Hemedan’da Ester (Esther) ve amcası Mordekay‘ın (Mordechai) Türbesi ziyaretimizi anlatacak olmamdır.

Ester ve Mordekay Türbesinin bulunduğu Hemedān, İran’daki Yahudiler için kutsal bir yer. Kutsaliyetin nedeni ise İncil’de bahsi geçen Kraliçe Ester ve amcası Mordekay’ın kalıntılarına ev sahipliği yaptığına olan inanış. Bilimsel herhangi bir kazı ile desteklenmiş bir gerçeklik yok aslında ve hatta burada gömülü olanın Yezdigirt’in Yahudi olan karısı Kraliçe Šušandoḵt olduğunu ileri süren tarihçiler var. Bu mezarlar üzerine zamanla türbe yapılmış. Yahudilerin genellikle her hafta, özellikle de Purim’de ziyaret ettikleri bir hac yeri olmuş. Ester ve amcası Mordekay’ın Türbesi arkeolojik olarak olmasa da, tarihsel olarak şehrin en eski anıtları arasında bulunuyor. 1600’lü yıllarda yapılan türbenin kubbesi 15 metre yükseklikte.

Bizi türbe kapısında, oranın din görevlisi karşıladı. Büyük bir ciddiyetle türbe ve Purim Bayramı hakkında bilgi veren de o oldu. Lahitlerin önünde bulunduğu küçük odanın önündeki genişçe bir odada sandalyelere oturup bilgilendik. Sonra da daha küçük olan lahit odasını gezdik. Türbenin bence en ilginç kısmı epey bir eğilerek girmek zorunda olduğunuz taş kapısı ve demirden kilidi. İçeride bulunan abanoz ağacından lahitler orijinal değiller. Bir zamanlar burada çok eski basım kıymetli eserler varmış.

Abanoz ağacından yapılmış olan lahitler üzerinde ibranice yazıyla Purimden bahseden yazılar varmış. Ziyaretçilerin adak için lahit üzerine koydukları mumlar yangına ve orijinal lahitlerin yanmasına neden olmuş. Şu anda içeride bulunan lahitler sonradan yine abanoz ağacından yapılmış.

Son olarak Purim Bayramından da bahsedelim; Ahameniş Kralı 1. Serhas (İncil’de geçen ismiyle Kral Ahasuerus-Ahaşveroş), kraliçesinin kendisini saray eşrafı önünde küçük düşürmesi üzerine kendisine yeni bir kraliçe bulunması için emir verir. Mordekay, yeğeni Ester’i de kraliçe adayı olarak krala sunar. Kral diğer adaylar arasından Ester’i kendine kraliçe olarak seçer. Amca Mordekay ve Kraliçe Ester, krala Yahudi olduklarını söylemezler. Mordekay krala yapılacak olan bir suikastı öğrenir ve kral onun sayesinde kurtulur. Mordekay bu olay sayesinde kendine hem mevki ve hem de sarayda düşman kazanır. Bu düşmanlar içinde en nüfuslu olan kralın veziri olan Haman’dır. Haman, Mordekay’ın ve Kraliçe Ester’in Yahudi olduğunu öğrenir. Kraliçe Ester’e uzanamaz ama Amca Mordekay dahil tüm Yahudilerin öldürülmesi emrini verir. Kraliçe Ester durumu kralına anlatarak vezirin oyununu bozar. Vezir idam edilir, Yahudiler de ölümden son anda kurtulurlar. İranlı Yahudiler de o günden sonra bu ölümden kurtuldukları günü Purim Bayramı olarak kutlarlar.

Hemedan denince akla gelmesi gereken bir başka isim ise İbn Sina (Ebu Ali Sina ya da Batılıların söyleyişiyle Avicenna). İslamın altın çağ döneminin en önemli tıp doktoru, filozofu, astronomu ve bilimle ilgili başka bir çok şeyi yani tam bir polimatı (pek çok farklı disiplinde engin bilgiye sahip olan kişi). 980 yılında Özbekistan’da dünya gelip, 1037 yılında Hemedan’da veda etmiş.

Özellikle tıp ve felsefe alanında çok sayıda kitap yazmış. Batılılarca modern Orta Çağ biliminin kurucusu ve hekimlerin önderi olarak bilinmiş olan bir “Büyük Üstat”. Tıp alanında yedi yüzyıl boyunca temel kaynak eser olarak süregelen “El-Kanun fi’t-Tıb” (Tıbbın Kanunu) adlı kitabı ile ünlenmiş. Hemedan’da İbn Sina adına 1952 yılında tamamlanan bir müze ve mozole var.

Pehlevi döneminde, İran Ulusalcılığının zirve yaptığı zamanlarda bu yapıt bir propaganda malzemesi olarak kullanılmış. İslam Devrimi sonrasında, Humeyni’nin kendisi de İbn Sina hayranı olmasaydı, burası da devrimin sıcaklığında değişime uğratılacaktı.

İbn Sina’nın ölü bedeninin bulunduğu mezar,  İran’ın bir başka UNESCO Kültür Miras eseri olan Gonbad-e Qabus denilen (Kavus’un Künbeti) mezarından ilham alınarak yapılmış bir kulenin altında bulunuyor. Müze içinde İbn Sina’nın yazılı eserlerinden örnekler, onun zamanında kullanılan tıp aletleri ve kavanozlar içinde saklanan şifa malzemeleri bulunuyor. Müzenin hemen yanında çok güzel bir park var. Parka, başta İbn Sina olmak üzere İran’ın meşhur bilim insanlarının büstleri ile konmuş.

Hemedan’daki son durağımız Üryan Baba Tahir’in mezarını ziyaret etmek oldu. Hayatı hakkında bilinen fazla bir şey yok. Hemedan’da (bazı kaynaklarda ise Luristan’da) doğduğu kabul ediliyor. Baba Tâhir’in, şiirlerinde sık sık yersiz yurtsuz bir serseri hayatı sürdüğünden, tuğlayı yastık yapıp uyuduğundan, sürekli olarak sıkıntı içinde bulunduğundan söz etmesi onun bir kalender hayatı yaşadığını gösteriyor. “Üryan” lakabının da bu sebeple verilmiş olduğu söyleniyor. Selçuklu Hanedanı’ndan Tuğrul Bey’in saltanatı sırasında, Firdevsi’nin ve İbn Sina’nın döneminde yaşamış. Sonraki dönem şairlerinden Ömer Hayyam’ı etkilemiş. Ömer Hayyam şiirlerinde yaşama zevkini ön plana almış. Buna karşılık Baba Tâhir hayatın çilesini konu edinmiş ve kötümser bir şair olarak görünüyor. Şiirlerini Fars dilinin Hemedani lehçesiyle yazılmış. Kürt şairi olarak da kabul görülüyor.

1970 yılında Mohsen Foroughi tarafından tasarlanan Baba Tahir Mozolesi, çiçeklerle ve dolambaçlı yollarla çevrili bir parkta yer alıyor. Yapı, merkezi bir kuleyi çevreleyen on iki dış sütundan oluşuyor. Ortada Baba Tahir’in mezarı var. Kubbe içi ise renkli ve süslemeli mozaiklerle kaplanmış. Burada da mezarı başında Baba Tahir’in şiirleri hala okunuyor. Baba Tahir’in mezarı başında yaşlı bir İran’lının Farsça şiir okuduğunu görünce kaçırmadım anı.

Aşağıda Baba Tahir’in bir şiiri ile bu bölümü bitirelim;

“Sen gittin: gök kubbeye yaş doldururum.

Toprakta bir kısır ağaç olmuş, kururum..

Sensiz, gece gündüz kanayan bir köşede

Ömrüm sona ersin diye bekler, dururum..”

Gezekalın

13.06.2022